• 22 Temmuz 2018, 17:51:59

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: “Çocukta Duygu Eğitimi Şart”  (Okunma sayısı 596 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Cenan

  • Ziyaretçi
“Çocukta Duygu Eğitimi Şart”
« : 20 Eylül 2011, 08:59:37 »


Son dönemde okullarda şiddetin tırmanışa geçtiği yönünde bir kanaat hakim. Medya, öğrenciler arasındaki şiddet haberlerine her gün bir yenisini ekliyor. Size göre de çocukların şiddete yönelmesinde gerçekten bir artış söz konusu mu, yoksa bir abartıdan bahsetmek mümkün mü?

Bizim gözlemlerimiz de odur ki, gençliğin şiddete yöneliminde belirgin bir artış var. Özellikle son yıllarda şiddetin artış göstermesi hem psikolojik hem de sosyolojik olarak üzerinde ciddi ciddi durulması gereken ve geleceğe yönelik önemli bir problemdir.

- Kişi neden şiddete yönelir? Suça eğilim nereden kaynaklanıyor, bu eğilimi bilimsel olarak tanımlamak mümkün mü? Saldırganlık çocuğun ruhunda mı mevcut, yoksa dışarıdan beslenen bir olgu mu?

Bazı durumlarda tamamen kişiye has ruhsal sebeplerle şiddet görülebilir. Ancak bu toplumu saran şiddet olayları için söz konusu olmayıp bireysel bir durumdur.

Toplumu sarsan terör ve şiddet olaylarında ise, şiddete yatkın kişilikler yanında çevresel sebeplerin de etkisi var.

İnsanı, belli değer ölçüleri ile disipline eden ve hareketlerini belirleyen onun kişiliğidir. Kişilik özellikleri ile insanlar bir kıymet ifade ederler. İlkel duygu ve dürtülerini kontrol eden de bu kişiliktir. Kişiliği kuran içsel mekanizmalarda eksiklikler; çatışmalara zemin hazırlar.

Şiddete eğilimli kişilerde; zeka geriliklerinden ağır psikotik bozukluklara, sosyopatik kişilikler ve uyuşturucu alışkanlıklarına kadar bir dizi ruhsal problemler görülür.

Toplumu sarsacak derecede yaygın hale gelen şiddet konusu incelendiğinde görülür ki, kişinin ruhsal özelliklerinin yanında çevresel faktörler de şiddette önemlidir.

Şiddet için uygun kişisel patolojik özellikler (hastalıklar, anormallikler ve bozukluklar) ile, şahsın kendini şuurlu olarak kontrol etmesini zayıflatan toplumsal şartlar birbirini destekler.

Bu ruhsal sebepler yanında şiddet; eğitimden ekonomiye, pek çok sosyal ve kültürel sebeplere de bağlı olarak gelişebilir.

- Şiddette ailenin ya da çocuğun yetiştiği ortamın etkisi var mıdır?

Aile de çocukların şiddete hazır hale gelmesinde belirleyici öneme sahiptir.

Çünkü, kişinin şuurlu kontrolü ancak ailevi ve kültürel değerleri benimsemiş bir şahsiyet geliştirilmesiyle mümkün olabilir.

Anne babanın kaybı, ihmali veya nefreti sonucu bebeklik ve çocukluk dönemlerinde aşırı derecede duygusal mahrumiyet, kişilik ideallerinin gelişmesi ve değerlerin içe sindirilmesini bozabilir.

Bir başka grupta ise anne babanın disiplini veya okul ve diğer müesseselerde sağlanan disiplin çok acımasız ve nefret ettirici olabilir. Böyle ortamlarda yetişenler kendilerine şiddet uygulayanların davranışlarını benimseyebilir, taklit edebilirler.

Ayrıca kontrolsüz bir aile ortamı da kişiliğin yeterince gelişmemesine ve şiddete yönelmeye sebep olabilir.

Duygusal açlık içinde bulunan çocuklarda, sosyal değerlere zıt karakter özellikleri veya alışkanlıklar gelişmesi de önemli bir faktördür.

Bütün bu sebeplerle çocuklar ve gençler başkalarından intikam alma vasıtası olarak çeşitli acımasız ve yıkıcı davranış boyutları gelişir.

- İdarecilik yapan eğitimciler arasında yapılan bir araştırmaya göre, öğretmenlerin yüzde 37.71'i öğrencilerin şiddete yönelmelerindeki asıl nedeni 'Maneviyat eksikliği' olarak gösterdiler. Öncelikle maneviyat eksikliğinden ne kastediliyor? Bir başka ifadeyle sizce nedir maneviyat eksikliği denen şey? Maneviyat eksikliğinin çocukların şiddete yönelmesindeki rolü hususunda neler söylenebilir?

İnsan olarak dünyaya gelmiş olmak yetmez. İnsan olmak ve insanca davranmak için “duygu eğitimi” şarttır. “İnsanlık” ya da “insanca davranışlar” duygu eğitimi ile gelişir. Bu da “maneviyat” denen inanç ve değer yargıları ile olur.

Akıl ve bilgi eğitimi, insani değerleri benimseten maneviyatla yani “inanç”la desteklenmelidir.

İnançla desteklenen akıl ve bilgisi eksik olan insanlar, problemlerini çözümler üreterek çözmek yerine, içgüdüleriyle halletmeye çalışırlar. Kavga eder, bağırır çağırır, çalar çırpar, gasp eder, saldırır, yaralar, hatta öldürmekten bile çekinmezler.! Ve de rasgele çiftleşirler.!

- Çocuk ve şiddet gündeme geldiğinde kitle iletişim araçlarında televizyonun rolü biraz daha ön plana çıkartılıyor. Televizyonun, haberleriyle, filmleriyle, dizileriyle, hatta çizgi filmleriyle hayatın en büyük gerçeğini, ölümü, insanlara pazarladığı, insanları nefret, kin ve hırsla doldurduğu tespitinde bulunuluyor. Daha çok televizyon izleyen çocukların daha kavgacı olduğunu savunan araştırmalar yayınlanıyor. Televizyonun çocuklar üzerindeki etkisi konusunda neler söylenebilir?

Uyarıcı, eğitici, bilgilendirici özellikleri bakımından son derece etkin bir iletişim vasıtası olan TV çok önemli. Bugünkü durum maalesef program içerikleri açısından çoğu zaman tam bir “felaket!”

Özellikle çocuklar ve gençler üzerinde, toplumun temel kültürel değerlerini törpüleyen, bunun yerine inanç ve ahlaki yapı ile bağları kopararak ve olumsuzlukları özendiren yönleri ile televizyon yayınları o kadar yaygın ki! Bu şiddet konusunda da ciddi bir problem.

Yanlış beslenme alışkanlıklarından, yersiz ve zamansız cinsel yönelimlere, ahlaki sapmalardan, toplumsal inanç ve kültür değerleriyle çelişen anlayışlara ve şiddete kadar varan birçok zararlı yayınlar son derece kontrolsüz gözüküyor.

Bu sebeple TV reklamları dahil, birçok film ve görsel yayınların en cazip bir şekilde sunulması çocuklar üzerinde müthiş bir yıkıcı ve olumsuz bir yönlendirici etkiye sahip.

- “Çocukları özgür bırakın istediklerini okusunlar, istediklerini seyretsinler onlar daha sonra doğruyu bulurlar." şeklinde bir yaklaşım söz konusu. Siz bu yaklaşımı nasıl görüyorsunuz?”

Bu son derece yanlış, aldatıcı ve eğer art niyetli ve kasıtlı değilse cahilce bir görüştür. Psikolojiden, pedagojiden ve ilahiyattan yana azıcık nasibi olan herkes bilir ki, küçük yaşlarda çocuklar telkine çok daha fazla müsaittir. Yani siz o yaşta ona ne verirseniz onu doğru olarak görecektir. Bunun ileri yaşlarda değişmesi çok daha zordur. Ağaç yaşken eğilir dendiğini bilmezler mi? Yoksa bilmezlikten gelenler mi var?

Tabii elbette var! Maalesef var! Bunlar herkesi saf zannediyorlar. Yalan yanlış öğretilecek, okunacak şeylerden en çok çocuklar zarar görür. Onun körpecik beyni, henüz doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü, yararlı ile zararlıyı ayırt edecek bilgi ve tecrübe birikimine sahip bulunmadığı için kendisine cazip bir şekilde sunulmuş her fikri, her bilgiyi, her hareket tarzını doğru olarak kabul edecektir.

Bu özelliğinden dolayıdır ki, çocukluk çağında telkin edilen inançlar ve davranışlar insanoğlu tarafından doğru olarak kabul edilir ve bir anlamda imanının da temelini oluşturur. Sonraki dönemlerde bilimle, mantıkla çatışsa da bu inançların başka bir inançla değişimi kolay olmaz.

İneği kutsal kabul edip kuyruğunu öpen toplumlardan, fareleri tanrılaştıranlara kadar birçok yanlış inanç sahipleri, bu inançlarını çocukluktaki telkinlerle edinirler. Bunun sonradan mantıkla, bilimle değişmesi kolay mı oluyor?

Bu açıdan, özellikle çocukların eğitiminde, “ilahiyat”ın ve “bilim”in doğrulamadığı saçmalıklardan kesinlikle uzak durmak gerekir. Özellikle 0-7 yaş çok önemlidir. Bu duygu eğitimi yaşıdır. Kişiliğin temellendiği dönemdir. Bu en fazla buluğ döneminden önce tamamlanmak zorundadır.

Bu açıdan denilebilir ki; “Cinsellik başlamadan, dinsellik tamamlanmalıdır, yoksa treni kaçırırsınız!” Bu ise hem aileye hem de topluma çok pahalıya mal olur. Maalesef bugün olduğu gibi..!

Psikiyatrist Dr. Hamdi Kalyoncu
Altınoluk Dergisi


There are no comments for this topic. Do you want to be the first?
 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40