• 22 Temmuz 2018, 17:50:54

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: ÇOCUKLARIMIZIN İFFETİ  (Okunma sayısı 554 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

ebu musab

  • Ziyaretçi
ÇOCUKLARIMIZIN İFFETİ
« : 02 Ocak 2012, 00:25:58 »
    ------ ÇOCUKLARIMIZIN İFFETİ ---------

    Milli Gazete - 27.12.2011



    YAŞADIĞIMIZ çağın en çelişkili hatta gülünç yönlerinden biri, iffetsizliğin her türlü desteği gördüğü bir ortamın oluşturulmuş olmasına rağmen insanlardan ahlâka sadık kalmalarının beklenmesidir. Fuhşa açılan bütün yolları hürriyet adı altında himayesine almış kanunların sarkıntılığı, mesela çocuklara tacizi suç sayması nasıl bir mantıkla izah edilmektedir, bunu anlamak zordur. Bu durumu olsa olsa 'taşların bağlanıp köpeklerin salınması' ile izah edebiliriz. Çocuklara karşı işlenen taciz suçlarının artarak çoğalıyor olması, idareci konumunda olanları endişelendiriyor denmektedir. Bu nasıl endişedir ki, bütün tedbirler, çocuklara karşı işlenebilecek hatalardan sonrasına yönelik alınmaktadır. Hata işlenmesine karşı neredeyse hiçbir tedbir yoktur. Hata işlenmesine karşı alınabilecek hangi tedbir varsa, çağın boyalı silahı hürriyete takılmakta ve engellenmektedir.

    Yaşadığımız çağın en çirkin yüzlerinde biri bu olsa gerektir. İyiliğe ve güzelliğe karşı kör-sağır, kötülüklere karşı ise bütün gücüyle destek... Alkolden diğer menhiyata kadar ne varsa tamamında bu çelişkili yüzü görmek mümkündür. Buna rağmen de kendini reklam edebilmektedir. ALLAH'ın Şeriat'ını tanımamız ve kıymetini bilmemize yardımcı olması açısından iyi bir ders aracıdır izlediğimiz bu gülünç tiyatro.

    Kötülüğün ve fitnenin yaygınlaştığı böyle bir zamanda Müslüman olarak kendimizi korumamız, aynı zamanda sorumluluk alanımızda bulunan çocuklarımızı da korumamızı gerektirmektedir. Bu koruma bandımız, fesadın bizim veya çocuklarımızın üzerinde izlenemiyor olması bizi rahatlatamaz. Fesat şu anda yoksa da olmayacağı garantili değildir.

    Bir başka açıdan bakıldığında da anne babalar olarak hiç unutmamamız gereken ve çalışma takvimimizin en belirgin çizgilerini oluşturması gereken bir husus daha vardır, o da şudur: Şu anda temiz ve sorunsuz duran çocuğumuz, bünyesinde temiz olmanın dışındaki alternatifleri de barındırmaktadır. Her insanda kötü olarak bilinenleri taklit etme kapasitesi mevcuttur. Yeterli himaye ve uygun tedbirler alınması durumunda insan iyilik tarafında kalabilir. Esasen bir çocuk, sonradan kötülüğe ait aşıyı bünyesine almıyor; bünyede iyilik ve kötülüğe cevap verebilecek yapı mevcuttur. Anne babanın vazifesi iyilik yönünün ortaya çıkması, kötülüğün uygun zemin bulamaması için çalışmaktır. Dışarıdan en küçük müdahale ve yönlendirme, bizim tertemiz olarak görebildiğimiz çocuğun, bizim asla tahmin edemeyeceğimiz çirkin bir yüzünü ortaya çıkarabilmektedir. Bu da çocuklarımızın kötülükle sıfır bağlantıda bulunmalarını mecbur kılmaktadır.

    Umulmadık taş

    Başımızı yaran taşın ummadığımız taş olacağını bilmemiz gerekiyor. Çocuklarımız üzerinde kötü emellerin sahibini şeytan olarak biliriz. Nerede bir kötülük varsa o kötülüğün sahibi şeytandır muhakkak. Doğrudur da bu tespit. Ancak şeytanın mesela çocuğumuz üzerindeki kötü emellerini tahakkuk ettirmede kullanacağı aracısının kim olacağını, hangi yolu deneyeceğini bilmemiz ya da tahmin etmemiz gerekmektedir. Çocuklarımızın iffetine zarar gelmesinden en çok endişe ettiğimiz alan ya da şahsiyetler genelde 'balici/madde tutkunu' olarak bilinen ve okul önlerinde gezinen gençler olur. Aynı tehlikeyi, evimizin içinde bir akraba çocuğundan asla beklemeyiz. Adeta akrabalığı sınırsız bir güven unsuru olarak görebiliyoruz.

    Erkek kız karma eğitim veren bir kurumda doğal olarak kız çocuğunun risk altında olacağını düşünürüz. Bu düşüncemizde de haklıyızdır; ancak tek cinsin kaldığı bir kurumda, sadece erkeklerin veya sadece kızların barındığı bir yurtta sorunsuzluk garantisi hissediyor olabiliriz.

    Delikanlıdan adına 'taciz' denen bir saldırı umarız ama çocuk veya ihtiyarı güvenli görebiliriz. Bu da başımıza yaran taş olur.

    Yaşadığımız fitne çağının başımıza musallat ettiği onca musibete rağmen hâlâ Şeriat'ımızın getirdiği hassasiyetleri sert, arkadaşlar arasında gündeme getirilemez şeyler olarak görebiliyoruz ya, işte asıl sıkıntı burada önümüze çıkıyor.

    Kabul etmeye mecburuz:

    İffetin ihtiva ettiği anlam, yani kişinin namus ve ahlâkını kendisinde gösteren durumu erkek ve kadın için farklı değildir. Çocuklarımız açısından bakıldığında sorun sadece kız çocuklarının iffetini korumak şeklinde anlaşılamaz. Böyle bir anlayış kesinlikle hatalıdır. Erkek çocukların da en ince ayrıntılara kadar korunmaları şarttır. Konuyu sadece kız çocuklarını alakadar eden 'bekâret' mantığıyla ele almamız kısır bir anlayıştan kaynaklanmaktadır. İffet, bekâretten ibaret değildir. Bekâret kadar hayânın da yırtılıp yırtılmadığına dikkat etmemiz, imanla ilgili idrakimizin gereğidir. Çocuklarımızın sorumluluğunu taşımamızın, anne baba, mürebbi olmamızın en basit yorumu budur.

    Zamanımızın, cinsel sorunlar açısından insanlığın bu güne kadar yaşadığı en ağır ve en zor zaman olduğunu kabul etmeliyiz. 1836'da vefat eden meşhur fakih İbni Âbidîn, kendi zamanındaki çocukları kastederek, 'Bu zamanın çocukları kötülüğü büyüklerden fazla bilmektedirler!' diyor. İbni Âbidîn'in zamanı ve mekânı ile bizim zaman ve mekânımız kıyas edildiğinde onun sözünden bizim nasıl bir ders çıkarmamız gerektiği gayet iyi anlaşılacaktır.

    Çocukların ahlâk ve iffet eğitimi kesinlikle alfabe eğitimi gibi anlaşılmalıdır. Zamanlama açısından ve kademelendirme açısından bu eğitim bir alfabe eğitimini andırmalıdır. İffet bir günde aşılanamaz; alfabenin harf harf öğretildiği gibi iffet de adım adım hazmettirilerek öğretilebilir. İffet eğitimi, kız veya erkekte buluğ çağına yakın günlere ertelenirse iş tehlikeye itilmiştir. Kesinlikle iffet ve ahlâk ilk yıllardan itibaren dilim dilim verilmelidir. Eğer tesettür, iffet ve ahlâkın bir parçası ise, çocuğun yaşı ile bağlantılı olarak ilk yıldan itibaren uygulanırsa ileriki yıllar için iş kolaylaştırılmış olur. Bu anlamda mesela beş yaşında bir kız çocuğunun açık bacakla dolaştırılması 'iffet eğitimi' açısından bir cinayettir.

    İffet ve ahlâk, sözde, giyim kuşamda, davranışlarda aranır olmalıdır. Konuşurken iffetli konuşan, giyinirken öyle giyinen, yürürken iffetin gereği gibi yürüyen çocuk yetiştirmeye mecburuz. Başı örtülü, aklı başka şeylere açık, çelişki muamması içinde bocalayan çocuklar sorunlu çocuklardır. Kiminle oturulup kalkılabileceğini bilen ve tatbik eden çocuklar yetiştirmeliyiz. En yakın akrabalara karşı bile mahremiyetin sınırlarını koruyabilen çocuklar bizim çocuklarımız olmalıdır.

    Sekiz yaşlarından sonraki zamanlarda iki çocuğun baş başa kalmasının çocuğun iffetine dair meseleler açısından doğru olmayacağını bilmeliyiz. En az üç çocuk olmalıdırlar. İki çocuğun kapalı bir mekânda baş başa kalması hâlinde üçüncü çocuğun yerindeki şeytandır. Yalnız bu 'iki çocuk', biri kız biri erkek olduğu zaman da böyledir, ikisi de erkek veya ikisi de kız olduğu zaman da böyledir. Çocuklar arasındaki ifsat edilicilikte cinsiyet farkı kadar aynı cinsten olmanın da oluşturduğu sorunları göz ardı edemeyiz.

    İletişim ve eğitim araçlarının çocuklar açısından ne denli zarar oluşturduğunu herkes bilmekte ama kimse ne yapabileceğine dair hiçbir şey bilmemektedir. Bütün Müslüman ailelerin eli kolu bağlı durumdadır adeta. Bir ailenin teknoloji ile savaşması mümkün olmayabilir, öyledir de. Ama aile, telefon ve kameranın aynı cihazda bulunmasının, çocuğun elindeki bir telefonun nelere sebep olabileceğini de kavrayabilir olmalıdır. Konuyu sadece, telefonun çocuğun derslerine engel olması şeklinde anlamak, yetersiz bir bakışı temsil eder. Bilgisayara da, filme de bu gözle bakılmalıdır. Çocuk oyunlarının nihaî özeti de budur. Kökten bir savaşa imkânımız yoktur. Yapabileceklerimiz ve izleyebileceklerimiz vardır, onları yapmalı ve izlemeliyiz.

    Aile içinde mahremiyetin kollanmaması ciddi bir sıkıntıdır. Bir çocuğun mesela teyzelerinde, ablalarında veya evde, rahat tavırlar içindeki başka bir kişi yüzünden erkeği veya kızı kışkırtan pozisyonlara muttali olmasını biz, 'Bu teyzesidir, ablasıdır; bunda ne sakınca var?' mantığıyla savunabiliriz. Zahiren doğru bir savunmadır bu. Doğru olan ve nasıl cevaplandırılacağı bilinemeyen bir doğru daha vardır. O da şudur: Bu çocuktaki gömülü şehvetin hareketlenmesinin nedeni, bizim için mübah addedilecek bir zeminde başlamıştır ama çocuk, dışarıda veya sapık bir şekille evin içinde hareketlendirilen şehvetini tatmin yolunu denemiştir. Burada sorumluluğu ve sorunu biz, evin dışında çocuğun beraber cürüm işlerken yakalandığı yabancı bir kızda/erkekte ararken, o çocuğun fitilinin, nişan hazırlıkları yapılırken gözünün önünde hiçbir sansür olmadan çarşaf çarşaf sergilenen, evdeki sakıncasız sanılan sahnelerde tutuştuğunu nasıl görmezden gelebiliriz? Sadece kendimizi aldatırız bu durumda. Bu anlamda bacaklara yapışık pantolonla evde bulunan bir ablanın oluşturduğu vahameti zikretmek bile insanların ayıplayacağı bir durumdur ama gerçek başkası değil, budur. Şeriat'ımızın bu hususta aşırı bulunması şeytandan başka kimin ekmeğine yağ sürer?

    Çocuklarımızın iffet zedelenmelerinin nokta nokta oluşabileceğini hesap etmeliyiz. Eve giren bir poşetteki resim bile bizim için sökülmenin, bardağı taşıran ya da dolmaya başlamayı sağlayan noktası olabilir. Ne bir tek sahneyi ne de tek bir sözü basite alamayız.

    Bu Ümmet, Peygamber aleyhisselamı iman ettiği biri olarak dinlemedikçe felah bulamaz. Onun hiçbir sözü, atasözü niteliğinde değildir. Ona iman ettiğimiz gibi, sahih ve sarih sözlerine de iman noktasından bakmaya mecburuz. O bize, kendisinden sonra erkekler açısından kadınlar kadar büyük bir risk bırakmadığını bildirerek gitmiştir. Bütün Müslümanlar, kendilerini ALLAH'ın huzurundaki hesaba hazırlarken de nesiller yetiştirirken de 'en büyük riski' göz ardı etmemelidirler. ALLAH'ın Nebi'si, en büyük risk olarak bir şeyi görürken biz mesela diplomasızlığı, işsizliği en büyük risk olarak görüyorsak, onunla bakış tarzımız arasında fark var demektir ki, bu fark kesinlikle bizim aleyhimize bir farktır. Çalışma ve koruma planlarımız bu mantık üzerine kurulu olmalıdır.

    Kadının en büyük risk olması, en kötü olması demek değildir. Onun risk oluşu, değerli oluşundadır. Böyle bir gerçek bizi, kadın ve avret konusunun hassasiyetine çekmelidir. Kadının avreti, kendisi ve Müslüman toplum açısından ihtimam gösterilecek en hassas husus olmalıdır. ALLAH Teâlâ kadınları, erkeklerin kendilerine muhtaç olacağı şekilde yaratırken bir yandan kadınları, diğer yandan da erkekleri imtihan etmeyi murat etmiştir. Erkek ve kadının ana gayesi bu imtihanı kazanma mantığı üzerine kurulu olmalıdır. İnsanların ne diyeceğini önemsemeye ayıracak yerimiz asla yoktur. Bütün zamanlarda ve mekânlarda, iffetin en güçlü bekçisi evliliktir. Evlilik geciktikçe veya kurulduğunda başarısız kaldıkça risk devam etmektedir. Çocuklarımızın evliliklerini, onlardan daha değerli olmayan nedenlerle geciktiremeyiz. İş, aş gibi orta çağda bile sorun olmayan şeylerin bu çağda evliliği geciktirecek sorunlar olarak görülmesi gülünçtür. ALLAH'tan korkulmalı ve anne babalar olarak gençlerin iffetleri zedelenmeden iyi bir evlilik yapmaları sağlanmalıdır. Birikimi ne olursa olsun hiçbir genç, üniversitelerin mevcut ortamında iffeti açısından güvende değildir. Bunu idrak edemeyen anne ve babaları afetler kapıda beklemektedir.

    Buluğ çağı öncesinde gençlerin girdiği stresli dönemi anlayışla karşılamak, ebeveynin ebeveynlik borcudur. O dönemlerinde çocuklara bebeklik dönemlerindeki hassasiyetle eğilmek, sabırla muamele etmek gerekir, bu lüks değildir.

    Çocukların akıllarını kimse küçümsemesin. İki yaşından itibaren hiçbir çocuk, 'ne anlayacak?' biri değildir. Çocukların gördükleri ahlâkî olmayan görüntüler, duydukları müstehcen sözler, onların beyninde alfabe harfleri gibi kazılmaktadır. Annelerin veya babaların, çocukların cinsel organları ile oynayıp onları güldürmeleri bu açıdan sakıncalıdır.

    Kimse kendi başına kalmaya yeltenmesin. Bu yol pek çetindir, yorucudur. Cemaat olmanın gereği olarak birbirimize destek olmalıyız. Bu destek olmanın gereği olan oluşumlara katılmalı yoksa biz oluşturmalıyız. Bir çocuk için bir ülke çalışmalıdır ki, bir çocuk bir ülke kursun. Bir de duasız çıkılır yollar değildir bu yollar. Bu da iyi bilinsin.

    Nureddin Yıldız



There are no comments for this topic. Do you want to be the first?
 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40