• 12 Aralık 2018, 19:25:17

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: Kahve tadında... |Bir lâhza huzur!|  (Okunma sayısı 3259 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı __MiM__

  • Moderatör
  • __HiÇ__
  • ***
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Kahve tadında... |Bir lâhza huzur!|
« Yanıtla #30 : 08 Nisan 2012, 08:46:13 »
Şaşkın insan bozması..:))

İnsan aceleci yaratıldı.
 [Enbiya 37]

İnsan pek acelecidir.

 [İsra 11]



Olur böyle vakalar,
Türk polisi yakalar! :)

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • Moderatör
  • __HiÇ__
  • ***
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Kahve tadında... |Bir lâhza huzur!|
« Yanıtla #31 : 08 Nisan 2012, 09:19:52 »
4 Mevsim, 4 Oğul

Bir zamanlar 4 oğlu olan bir adam varmış. Çocuklarının çok erken karar vermemeleri
ve önyargılı olmamaları için onları bu konuda eğitmek istemiş. Her birinden uzak bir
yerde duran ağacın yanına gidip ona bakmalarını istemiş.

İlk oğlu kışın gitmiş. İkincisi ilkbahar, üçüncüsü yazın ve sonuncusu sonbaharda. Geri
döndüklerinde hepsini bir araya çağırmış ve ne gördüklerini sormuş. İlk oğlan "ağacın
çok çirkin, yaşlı ve kupkuru olduğunu"
söylemiş. İkinci oğlu "hayır, yeşillikle doluydu ve
canlıydı"
demiş. Üçüncü oğlan başka fikirdeymiş. "Çiçekleri vardı ve kokusuyla,
görüntüsüyle o kadar muhteşemdi ki, daha önce hiç böyle bir şey görmedim"
demiş.
Sonuncu oğulsa "hepsinin haksız olduğunu ve ağacın meyvelerle dolu, canlı ve hayat
dolu olduğunu"
ifade etmiş.

Yaşlı adam, oğullarının hepsinin haklı olduğunu söylemiş. Çünkü hepsi farklı mevsimlerde ağacı
görmeye gitmiş. Onlara bu dersle, bir ağacı veya bir insanı, kısa bir süre veya bir mevsim
tanıdıktan sonra yargılayamayacaklarını anlatmaya çalışmış, ya da neye sahip olmadıklarını.


"Gerçekleri ancak sonunda 4 mevsimi gördükten sonra görürsünüz. Eğer kışın vazgeçersen
ilkbaharın nimetinden olursun, yazın güzelliğinden ve sonbaharın bütünlüğünden de."


Bir mevsimin acısının, diğer güzel mevsimleri parçalamasına izin vermeyin. Hayatınızı bir
mevsim (bir dönem) yüzünden yargılamayın. Unutmayın ki ileride şu anki zamanı
arayabilirsiniz. Ya da daha güzel günlerde yaşayabilirsiniz.

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı HAdeKa

  • Mani_Sa_Karya_lı_10
  • TaLiP
  • **
  • İleti: 420
  • Teşekkür 4
Kahve tadında... |Bir lâhza huzur!|
« Yanıtla #32 : 14 Nisan 2012, 21:13:56 »
eh, evden kaçan yaramaz kızlarımız dönüverirmiş... de, haberimiz olmazmış! :)
hoşgeldin kâtip abla, da...
her zaman gel olur mu?!

olmaz mı geldim işte yine :D
selamun aleykum nasıllar benm ailem
>>> "Tutalım ki Dikenim.. Hem de Kötü Bir Diken.. Ama Nihayetinde GüLLerLe Bir Aradayım…" [Hz. Mevlana] <<<

Çevrimdışı __MiM__

  • Moderatör
  • __HiÇ__
  • ***
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Kahve tadında... |Bir lâhza huzur!|
« Yanıtla #33 : 24 Haziran 2012, 01:41:34 »
Sarı-siyah formalar!



İstanbulspor'un renkleri neden sarı-siyah, hiç düşündünüz mü?

Elbette bu renklerin seçimi tesadüf değil ve elbette bir hikâyesi var. Hem de hazin bir hikâye.

Prof. Dr. Cengiz KUDAY anlatıyor:

"1915 yılında İstanbul Erkek Lisesi Galata'da kemeraltı Caddesi'nde bugünkü Saint Benoit okulunun bulunduğu binadaydı. Çanakkaleye vatan savunmasına katılan İstanbul Erkek Lisesi öğrencilerinden yaralananlar İstanbula dönüyorlar; yaraları okulda tedavi ediliyordu.

Bu nedenle okulun taş duvarları hastane rengi olan sarıya boyandı. Tedavi görenler tekrar Çanakkale'ye gitti. İstanbul Üniversitesindeki ağabeyleri gibi...

19 Mayıs 1915 Çarşamba günü, Çanakkale Savaşlarının tarihe en kanlı ve en kayıplı günü olarak geçti. Altı buçuk saat süren hücumun sonunda 2. tümenin çoğu öğrenci olan 10 bin askerinin tamamı eriyip gitti. Bu kanlı günün ardından savaşa gönüllü giden İstanbul Erkek Lisesi öğrencilerinin hiçbiri okullarına geri dönemedi. Okul binasının toplantı salonuna bu haber ulaştığında, okulun yaslı yöneticileri ve öğrencileri arkadaşlarının anısına tüm pencereleri matem rengine, siyah renge boyadı. Sarı-siyah renkler, ileride 1926 yılında İstanbul Lisesinin içinde doğan İstanbulspor'un da renkleri oldu."

Çanakkale Savaşlarına başhemşire olarak katılan Safiye Hüseyin, 1935'te kendisiyle yapılmış bir röportajda bakın neler söylüyor:

"Hastane haline getirdiğimiz Reşit Paşa vapurunda, muhtelif milletlerden yaralılar vardı. Almanlar, Avusturalyalılar, cepheden topladığımız İngiliz yaralılar ve bizim yaralılarımız. Yüzlerce yaralının önümde öldüğünü gördüm. Hemen hepsi de, kendi dillerinde aynı kelimeyi sayıklayarak öldüler: Anne!"

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • Moderatör
  • __HiÇ__
  • ***
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Kahve tadında... |Bir lâhza huzur!|
« Yanıtla #34 : 08 Temmuz 2012, 01:18:34 »
DÜNYAYI DÜZELTMEK



Adam, pazar sabahı kalktığında bütün haftanın yorgunluğunu çıkarmak için
pijamalarını giyer ve eline gazetesini alır. Düşüncesi, bütün gün miskinlik
yapıp evde oturmaktır. Tam bunları düşünürken oğlu koşarak gelir ve
sinemaya ne zaman gideceklerini sorar:

- Baba, oğlunu bu hafta sonu sinemaya götürmeye söz vermiştir; ama hiç
dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahaneyle oğlunu başından savmak ister.
Birden gazetenin promosyon olarak verdiği dünya haritası gözüne ilişir.

Önce dünya haritasını keserek küçük parçalara ayırır ve oğluna, "Eğer bu
haritayı birleştirip düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim" der.

İçinden de, "Oh be, kurtuldum! En iyi coğrafya profesörünü bile getirsen,
bu haritayı akşama kadar düzeltemez" der.

Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak gelir.
"Baba haritayı düzelttim, artık sinemaya gidebiliriz!" der. Adam önce
oğlunun söylediğine inanmaz; Ama haritanın tamamlandığını görünce,
hayretler içinde bunu nasıl yaptığını sorar. Çocuk şu cevabı verir:

"Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan resmi vardı. İnsanı düzelttiğim
zaman dünya kendiliğinden düzeliverdi."

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı insan

  • UzMaN ÜYE
  • ***
  • İleti: 1624
  • Teşekkür 63
Kahve tadında... |Bir lâhza huzur!|
« Yanıtla #35 : 07 Kasım 2012, 10:36:02 »

İstanbul..Yağmur..Sevgili...Özlem..

Bu sabah yağmur var İstanbul da..Çok şükür..

Geda

  • Ziyaretçi
Kahve tadında... |Bir lâhza huzur!|
« Yanıtla #36 : 07 Kasım 2012, 12:12:06 »

"Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan resmi vardı. İnsanı düzelttiğim
zaman dünya kendiliğinden düzeliverdi."


Güzel bir hikaye ve anlamlı bir cevap!

Teşekkür ederiz.

Çevrimdışı insan

  • UzMaN ÜYE
  • ***
  • İleti: 1624
  • Teşekkür 63
Kahve tadında... |Bir lâhza huzur!|
« Yanıtla #37 : 07 Kasım 2012, 15:57:17 »


"Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan resmi vardı. İnsanı düzelttiğim
zaman dünya kendiliğinden düzeliverdi."

Güzel bir hikaye ve anlamlı bir cevap!

Teşekkür ederiz.

Tamam...konuyu anladık ve adaylığımızı ilan ettik..ALLAHın izniyle olacak..Olur...
İnşaALLAH Olur..

Çevrimdışı insan

  • UzMaN ÜYE
  • ***
  • İleti: 1624
  • Teşekkür 63
Kahve tadında... |Bir lâhza huzur!|
« Yanıtla #38 : 10 Şubat 2013, 18:58:03 »

Fırtına çıktığında uyuyabilirim...



Yıllar önce bir çiftçi, fırtınası bol olan bir tepede bir çiftlik satın almıştı. Yerleştikten sonra ilk işi bir yardımcı aramak oldu. Gel gelelim ne yakındaki köylerden ne de uzaktakilerden kimse onun çiftliğinde çalışmak istemiyordu. Müracaatçıların hepsi çiftliğin yerini görünce çalışmaktan vazgeçiyor,"Burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi olur."diyorlardı.

Nihayet çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam işi kabul etti. Adamın haline bakıp:
"Çiftlik işlerinden anlar mısın?"diye sormadan edemedi çiflik sahibi.
"Sayılır."dedi adam,"Fırtına çıktığında uyuyabilirim."Bu ilgisiz sözü biraz düşündü, sonra boşverip çaresiz adamı işe aldı.

Haftalar geçtikçe adamın çiftlik işlerini düzenli olarak yürüttüğünü de görünce içi rahatladı. Taa ki o fırtınaya kadar...
Gece yarısı, fırtınanın o müthiş uğultusuyla uyandı. Öyle ki, bina çatırdıyordu. Yatağından fırladı, adamın odasına koştu:
"Kalk, kalk! Fırtına çıktı. Her şeyi uçurmadan yapabilecekleri mizi yapalım."Adam yatağından bile doğrulmadan mırıldandı:"Boşverin efendim, gidin yatın. İşe girerken ben size fırtına çıktığında uyuyabilirim demiştim."

Çiftçi adamın rahatlığına çıldırmıştı. Ertesi sabah ilk işi onu kovmak olacaktı, ama şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu.
Dışarı çıktı, saman balyalarına koştu. Saman balyaları birleştirilmiş, üzeri muşamba ile örtülmüş, sıkıca bağlanmıştı. Ahıra koştu. İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı desteklenmişti. Tekrar evine yöneldi; evin kepenklerinin tamamı kapatılmıştı. Çiftçi rahatlamış bir halde odasına döndü, yatağına yattı. Fırtına uğuldamaya devam ediyordu.
Gülümsedi ve gözlerini kapatırken mırıldandı:
"Fırtına çıktığında uyuyabilirim."


Sıkıntılara, zihnen (bilgi, plan), mânen (dua), maddeten (tedbir) hazırsanız; fırtına çıktığında uyuyabilirsiniz .
Hayatınız boyunca... Kızgınlıkla karar almayın, mutluluktan uçtuğunuzda söz vermeyin.
İkisi de sarhoşluk ânıdır; akıl başta değildir.



Çevrimdışı __MiM__

  • Moderatör
  • __HiÇ__
  • ***
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Kahve tadında... |Bir lâhza huzur!|
« Yanıtla #39 : 17 Şubat 2013, 01:57:40 »
Bir oğul gördüm!



Köyün tek çeşmesi başında üç kadın sıraya girmiş kaplarına su doldurmaktaymış. Kadınlar aralarında çene çalarken yanlarına yaşlı bir adam yaklaşmış ve kadınların konuştukları ile yakından ilgilenmiş.

Birinci kadın şöyle demiş; "Bakınız benim bir oğlum var. Becerikli mi
becerikli, yetenekli mi yetenekli. İnanın örnek bir delikanlıdır o."


İkinci Kadın; "Benim de bir oğlum var. Bülbül gibi şakır, sesi insanlara gözyaşı döktürür."

Üçüncü kadın ise oğlu hakkında hiçbirşey söyleyememiş.

Kadınlar serçe parmağı kalınlığında bile su akmayan çeşmeden kaplarını
zorlukla doldurduktan sonra oradan uzaklaşmaya hazırlanırken yaşlı adam onları izlemekteymiş. Bir ara, birinci kadının oğlu görünüp grubun önünde mükemmel bir takla atmış. Annesi "jimnastik gösterileri de yapabilir" diyerek oğlunu pohpohlamış.

Derken ikinci oğul gelmiş. O kadar güzel, o kadar yanık türkü söylemiş ki, dinleyenler hayranlıklarından neredeyse küçük dillerini yutacaklarmış. En son üçüncü kadının oğlu onlara yaklaşmış. İlk ikisinin aksine hiçbir şey yapmamış sadece annesine koşmuş ve su kabını onun elinden alarak kendisi taşımış.

Bundan sonra üç kadın yaşlı adama sormuşlar. "işte şimdi oğullarımızı
gördünüz değil mi?"


"Ben sadece bir tek oğul gördüm. Annesinin elinden su kabını alarak kendisi taşıyan oğulu" yanıtını vermiş yaşlı adam.

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı £laf

  • TaLiP
  • **
  • İleti: 116
  • Teşekkür 21
Kahve tadında... |Bir lâhza huzur!|
« Yanıtla #40 : 04 Mart 2013, 14:06:52 »
 teşekkürlerhepsi birinden güzel paylaşımlar severek okudum

Çevrimdışı insan

  • UzMaN ÜYE
  • ***
  • İleti: 1624
  • Teşekkür 63
Kahve tadında... |Bir lâhza huzur!|
« Yanıtla #41 : 17 Haziran 2013, 17:02:59 »




1924 yılında tokyo üniversitesi’nde görev yapan japon profesör Hidesabura Ueno, kendine tren istasyonunda bulduğu küçük
bir köpek yavrusu edindi. Profesör Ueno köpeğine, Japoncada “sekiz tane” anlamına gelen Hachiko adını koydu.

Safkan akita cinsi beyaz bir erkek olan Hachiko, her sabah üniversiteye gitmek için evden metroya yürüyen sahibine eşlik
etti. Metronun dış kapısına kadar getirdiği sahibini uğurladıktan sonra da eve döndü. Çok geçmeden bir akşam üniversite
dönüşünde metronun çıkışında Hachiko’yu kendisini beklerken gördü profesör ve çok şaşırdı. Bu akıllı köpek sahibinin eve
dönüş saatlerini hesaplayarak ve aynı yolu kullanacağını düşünerek metronun önüne gitmişti.

Ondan sonraki bir yıl boyunca her sabah sahibini metroya kadar götürdü, her akşam iş çıkışında da metronun önünde
karşıladı. Saatini hiç şaşırmadı.

ama bir akşam profesör metrodan çıkmadı. Hachiko gözleri metronun kapısında, gece boyunca bekledi.

Bir sonraki akşam profesör yine yoktu. Üçüncü akşam metrodan yine çıkmadı.

Çünkü profesör üniversitede kalp krizi geçirip ölmüştü..

Hachiko her akşam sahibim metrodan çıkar diye inatla bekledi. Haftalar, aylar,yıllar boyunca her akşam tokyo metrosunun
Shibuya İstasyonunun kapısına gitti. Tam 10 yıl boyunca.

Hachiko 12 yaşındayken metronun kapısında öldü.



Bugün tokyo’ya gidenlerin Shibuya İstasyonunun kapısında karşılaştığı köpek heykeli Hachiko’dur.

Japonlar, sadakat ve insan hayvan ilişkisinin sembolü olarak ölümünden hemen sonra 10 yıl boyunca sahibini beklediği yere
Hachiko’nun heykelini diktiler.


Çevrimdışı insan

  • UzMaN ÜYE
  • ***
  • İleti: 1624
  • Teşekkür 63
Kahve tadında... |Bir lâhza huzur!|
« Yanıtla #42 : 08 Eylül 2013, 10:41:46 »




Bir avuç ekmek verdim bugün postacıya, kuşlara götür dedim.
Bir avuç selam verdim bugün postacıya, dostlarıma götür dedim.
Bir avuç barış verdim bugün postacıya, dünyaya götür dedim.
Bir zarfın içine, bir avuç dua, bir kucak şükür,
bir avuç da kandil gülü koydum.
Kime götüreceğini söylemedim.
Postacı sorunca,

Her yere serp dedim.
Her yere...

Kaan Murat Yanık

 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40