İmam Hatipler Forum - Cami Görevlileri Forumu

DİNİ KONULAR => Kuran-ı Kerim => Türkçe meâl => Konuyu başlatan: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:03:33

Başlık: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:03:33
Arkadaşlar bugünden itibaren bir Kur'ân-ı Kerîm sayfası ve meâli ekleyeceğim. İnşaALLAH 608 günde Kur'ân-ı Kerîm'i

hatmedeceğiz. Meâli, Diyanetin hazırladığı Kur'ân-ı Kerîm ve Açıklamalı Meâlinden ekleyeceğim. İnşaALLAH her hangi

bir sorun çıkmadan bitirebilirim. İnşaALLAH yarım kalmaz. Haydi Bismillâh.


Kaynak:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ


Hazırlayanlar:



Türkiye Diyanet Vakfı


Hazırlayanlar:

Prof. Dr. Ali ÖZEK

Prof. Dr. Hayrettin KARAMAN

Doç. Dr. Ali TURGUT

Doç. Dr. Mustafa ÇAĞRICI

Prof. Dr. İbrahim Kafi DÖNMEZ

Doç. Dr. Sadreddin GÜMÜŞ


ANKARA-1993







(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/0.jpg)



Cüz:1, Sûre:1 FATİHA SÛRESİ VIII




(1)

BİRİNCİ SÛRE

el-FATİHA



MÜDDESİR suresinden sonra Mekke'de inmiştir.7ayettir.



Kur'an'ın ilk suresi olduğu için açış yapan, açan manasına manasına 'Fatiha'

denilmiştir. Diğer adları şunlardır: Ana kitap manasına, 'Ümmü'l Kitab, dinin

asıllarını ihtiva eden manasına 'el-Esas', ana hatlarıyla İslam'ı anlattığı için

'el-Vafiye' ve 'el-Kafiye', ilk defa inen yedi manasına 'es-Seb'u'l-Mesani',

birçok esrarı taşıdığı için 'el-Kenz'.




Peygamberimiz ''Fatiha'yı okumayanın namazı olmaz'' buyurmuştur. Onun

için, Fatiha, namazların her rekatında okunur. Manası itibarıyla Fatiha, en

büyük dua ve münacattır. Kulluğun yalnızca ALLAH'a yapılacağı, desteğin

yalnızca ALLAH'tan geldiği , doğru yola varmanın da doğru yoldan sapmanın

da ALLAH'ın iradesine dayandığı, çünkü hayrı da şerri de yaratanın ALLAH ol

duğu hususları bu surede ifadesini bulmuştur.




Kur'an, insanlığa doğru yolu göstermek için indirilmiştir. Kur'an'ın ihtiva et

tiği esaslar ana hatları ile Fatiha'da vardır. Zira Fatiha'da, övgüye, ta'zi

me ve ibadete layık bir tek ALLAH'ın varlığı, O'nun hakimiyeti, O'ndan başka

dayanılacak bir güç bulunmadığı anlatılır ve doğru yola gitme, iyi insan

olma dileğinde bulunulur.




BESMELE



Aralarında İmam Ebu Hanife'nin de bulunduğu bir gurup fakihe göre besme

le, Fatiha'dan ve diğer surelerden bir ayet değildir, sadece Neml suresinin

30. ayetinde geçen besmele ayettir. Diğerleri sure başlarında teberrüken

yazılmıştır. Onun için sesli okunmaz.



Aralarında İmam Şafii'nin de bulunduğu diğer bir gurup fakihe göre besme

le Fatiha ve diğer surelerin ilk ayetidir. Şafiiler besmeleyi namazda sesli

okurlar.



Bir hadiste ''Besmele ile başlamayan her iş güdüktür'' buyrulmuştur.Bu se

beple müslümanlar bütün işlerine ''Besmele'' ile başlarlar. İşlere ALLAH adıy

la başlamak ne kadar güzel bir davranıştır! Nahl suresinin 98. ayeti gereği

olarak da Kur'an okumaya başlarken ''Euzu'' çekilir.


Euzubillahimineşşeytanirracim

Bismillahirrahmanirrahim



1.Rahman ve rahim olan ALLAH'ın adıyla.


2.Hamd (övme ve övülme), alemlerin Rabbi ALLAH'a mahsustur.


3.O, rahmandır ve rahimdir.


4.Ceza gününün malikidir.


5.(Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız.


6.Bize doğru yolu göster.


7.Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğra

mışların ve sapmışların yolunu değil.


Amin.



(''Alemin'', alem kelimesinin çoğuludur.İnsan, melek

ve cin gibi akıl sahibi yaratıklarını içine alan evrenin adıdır. Bazıları da,

ALLAH'ın varlığına delalet eden her şeye alem denildiğini söylemişlerdir.



Rahman, iyi olsun, kötü olsun, mümin olsun, kafir olsun, ayırım yapmadan

dünyada nimetini herkese veren ALLAH demektir.



Rahim ise, ahirette nimetlerini sadece müminlere veren ALLAH manasınadır.

Cenab-ı ALLAH, dünyada herkese nimet verdiği halde, kendisine inananlara

ahirette özel muamele yapacaktır. Kur'an'da geçen ''Rahman'' ve ''Rahim''

kelimeleri hep bu manada kullanılmıştır.



Ceza günü, ahirette herkesin hesaba çekilip iyinin iyi, kötünün de kötü kar

şılık alacağı muhakeme günüdür.



Müfessirlerin açıklamalarına göre, kendilerine lütüf ve ihsanda bulunulan kim

seler, peygamberler ve onların yolunda gidenlerdir. Gazaba uğramışların ya

hudiler, sapmışların ise hıristiyanlar olduğu rivayet edilmiştir.



Bununla beraber, doğru yoldan sapma ve ALLAH'ın gazabına uğrama, yalnız

ca hıristiyan ve yahudilere mahsus değildir.



6. ayette ALLAH Teala'dan bizi ''doğru yol''a iletmesi istenmiş, 7. ayette ise

doğru yolun ne olduğu ''örnekle eğitim'' metoduna göre anlatılmıştır. Bu da

başta Peygamber olmak üzere iyilerin yolunu iyi, kötülerin yolunu da kötü

olarak göstermektir.İşte Kur'an'ın büyük bir kısmı, bu iki ayetin tefsiri mesa

besindedir.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:09:14

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/1.jpg)Cüz:1 , Sure:2 BAKARA SURESİ Sayfa:1



Sayfa:1 BAKARA SÛRESİ Cüz:1,Sûre:2



(2)

İKİNCİ SÛRE

el-BAKARA



Medine'de inmiştir.286 ayettir. Kur'an'ın en uzun

suresidir. Adını 67-71. ayetlerde yahudilere kesmeleri emredilen sığırdan

alır. Yalnız 281. ayeti Veda Haccı'nda Mekke'de inmiştir. İnanca, ahlaka

ve hayat nizamına dair hükümlerin önemli bir kısmı bu surede

anlatılmıştır.



Bismillahirrahmanirrahim



1.Elif. Lam. Mim.


2.O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur.O, müttakiler (sakınanlar ve ar

ınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.


3.Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan ALLAH

yolunda harcarlar.


4.Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret

gününe de kesinkes inanırlar.


5.İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler

de ancak onlardır.




(Kur'ân sûrelerinden bazılarının başında

''el-hurufu'l-mukattaa'' denilen birtakım harfler vardır ve bunlar bulunduğu

sureden bir ayettir.Böyle manası açık olmayan ayetlere ''müteşabih'' denir.

Müteşabih olan ayetin gerçek manasını ancak ALLAH bilir.Bazı alimler ise on

ları ''tevil'' ederler.Buna göre Elif,Lam, Mim harflerine şu manalar verilmiştir.



a) İşte elinizdeki Kur'an'ın kelimeleri bu harflerden teşekkül etmiştir. Buyur

un, siz de benzerini yapın!



b) Dikkatleri toplamak için bir edebi sanattır. Zira söze üstü kapalı olarak

başlamak sonra onu açmak daha fazla ilgi uyandırır.


c) Öğrenmenin harflerle başladığına işarettir.



Müttaki, takva sahibi demektir. ALLAH'ın azabından hakkıyla korkan, O'nun

buyruklarına karşı gelmekten sakınan, rahmetine güvenip gerektiği gibi kul

luk eden kimselere Kur'an'da hep ''müttakiler'' denmiştir.



Gayba iman, İslam'ın ''Amentüsü''nün kısaltılmış ifadesidir. Manası: ALLAH'a,

meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, kaza ve kadere, hayır

ve şerrin ALLAH'tan olduğuna inanmaktır.Kur'an'ın pek çok yerinde ''Gayba i

man eder'' veya ''ederler'' cümlesi gelecektir. Bunların hepsi, iman esasları

nın kısaltılmış şeklidir.



Bakara suresinde söze, önce dikkatleri çeken harflerle başlanılmış, hemen

arkasından Kur'an'dan söz edilmiştir. Demek ki, şu elinizdeki kitap (Kur'an)

kendisinde şek ve şüphe bulunmayan ALLAH kelamı ve iyiler için doğru yol

rehberidir. Kur'an, bir rehberdir, yol göstericidir. Ancak kime yol gösterir,

kime rehberlik eder? İşte ayetlerde bu soruya cevap verilmiş, öncelikle

müttaki olup gayba inananlara yol gösterdiği anlatılmıştır.Kur'an bütün in

sanlığa indirilmiştir.Ancak, sadece ona yönelen ve onunla doğru yolu bul

mak isteyenlere rehber olacaktır.



Burada gayba imandan sonra ''Kelime-i Şehadet, namaz, zekat, oruç ve

hac''dan ibaret olan İslam'ın beş temelinden sadece ''namaz ile zekat'' zik

redilmiştir. Bu iki temelin zikri, örnekleme yoluyla diğerlerine de işarettir.Bu

itibarla Kur'an'da ''namaz ile zekat'' bu ayette olduğu gibi beraber anıldığı

vakit, beş temele işaret edilmektedir.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM AÇIKLAMALI MEÂLİ




Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:10:14
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/2.jpg)


Cüz:1 , Sûre:2 BAKARA SÛRESİ Sayfa:2



6.Gerçek şu ki, kafir olanları (azap ile) korkutsan da korkutmasan da onlar

için birdir; iman etmezler.



7.ALLAH onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir.Onların gözlerine de bir

çeşit perde geririlmiştir ve onlar için (dünyada ve ahirette) büyük bir azap

vardır.



8.İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde ''ALLAH'a ve ahiret gü

nüne inandık'' derler.



9.Onlar (kendi akıllarınca) güya ALLAH'ı ve müminleri aldatırlar. Halbuki onlar

ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında değillerdir.



10.Onların kalblerinde bir hastalık vardır. ALLAH da onların hastalığını çoğalt

mıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elim bir azap

vardır.



11.Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, 'Biz ancak ıslah

edicileriz' derler.



12.Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lakin anlamazlar.



13.Onlara: İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin, denildiği vakit ''Biz

hiç, sefihlerin (akılsız ve ahmak kişilerin) iman ettikleri gibi iman eder mi

yiz!'' derler.Biliniz ki, sefihler ancak kendileridir, fakat bunu bilmezler (ve

ya bilmezlikten gelirler).



14.(Bu münafıklar) müslümanlarla karşılaştıkları vakit ''(Biz de) iman ettik''

derler, (Kendilerini saptıran) şeytanları ile başbaşa kaldıklarında ise: Biz

sizinle beraberiz, biz onlarla (müminlerle) sadece alay ediyoruz, derler.



15.Gerçekte, ALLAH onlarla istihza (alay) eder de azgınlıklarında onlara fır

sat verir, bu yüzden onlar bir müddet başıboş dolaşırlar.



16.İşte onlar, hidayete karşılık delaleti satın alanlardır. Ancak onların bu

ticareti kazançlı olmamış ve kendileri de doğru yola girememişlerdir.



(Cenab-ı ALLAH bu suresinin başında önce yüce kitabı Kur'an'dan, onun

müttakiler için bir yol gösterici ve hidayet kaynağı oluşundan, sonra da

gayba imandan ve İslam'ın temelini oluşturan ana vazifelerden söz etmiş,

bu arada insanları inanç yönünden üç guruba ayırmıştır:


Birincisi, müminlerdir; onların vasıfları ilk beş ayette özetlenmiştir.

İkincisi, kafirlerdir; onların durumu da altıncı ve yedinci ayetlerde özetlen

miştir.

Üçüncüsü, münafıklardır; bunların durumları da geniş bir şekilde ele alına

rak 8. ayetten 21. ayete geçen ayetlerde açıklanmıştır.




Kur'an, insanlığa doğru yolu göstermek için gönderilmiş bir kitaptır. Bu iti

barla ilk önce kendisine muhatap olan insanlığın doğru veya yanlış inanç

durumunu bunların getirdiği mesuliyetleri, doğruya veya eğriye inanan in

sanın dünyada ve ahirette karşılaşacağı neticeleri izah etmiştir.)





KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ



Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:11:58

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/3.jpg)



Sayfa:3 BAKARA SÛRESİ Cüz:1, Sûre:2




17.Onların (münafıkların) durumu, (karanlık gecede) bir ateş yakan kimse

misalidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda ALLAH, hemen onların

aydınlattığını giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır; (artık hiçbir şeyi)

görmezler.



(Ayet, münafıkların ilk anda İslam'ın nurundan aydınlanıp müslüman olmala

rını, karanlık gecede yanan meş'aleye ve ondan faydalananlara; sonra he

men küfre dönmelerini de o meş'alenin sönüvermesine ve oradakilerin ka

ranlıkta kalmalarına benzetiyor.)



18.Onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple onlar geri dönemezler.



19.Yahut (onların durumu), gökten sağanak halinde boşanan, içinde yoğ

un karanlıklar, gürültü ve yıldırımlar bulunan yağmur(a tutulmuş kimseler

in durumu) gibidir. O münafıklar yıldırımlardan gelecek ölüm korkusuyla

parmaklarını kulaklarına tıkarlar.Halbuki ALLAH, kafirleri çepecevre kuşatmış

tır.



20.(O esnada) şimsek sanki gözlerini çıkaracakmış gibi çakar, onlar için et

rafı aydınlatınca orada birazcık yürürler, karanlık üzerlerine çökünce de ol

dukları yerde kalırlar. ALLAH dileseydi elbette onların kulaklarını sağır, gözle

rini de kör ederdi. ALLAH şüphesiz her şeye kadirdir.



(Bu ayetlerde geçen misallerden, kafirlerin ve münafıkların İslam karşısında

kafalarında fırtınalar koptuğu, korku ve heyecana kapıldıkları, bazen hakkı

görür gibi oldukları, bazen de karanlığa gömüldükleri anlaşılıyor.)




21.Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz. U

mulur ki, böylece korunmuş (ALLAH'ın azabından kendinizi kurtarmış) olursu

nuz.



22.O Rab ki, yeri sizin için bir döşek, göğü (kubbemsi) bir tavan yaptı.Gök

ten su indirerek onunla, size besin olsun diye (yerden) çeşitli ürünler çıkar

dı. Artık bunu bile bile ALLAH'a şirk koşmayın.



23.Eğer kulumuza indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız,

haydi onun benzeri bir sure getirin, eğer iddianızda doğru iseniz ALLAH'tan

gayri şahitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın.



24.Bunu yapamazsanız -ki elbette yapamayacaksınız- yakıtı, insan ve

taş olan cehennem ateşinden sakının. Çünkü o ateş kafirler için hazırlan

mıştır.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:12:55

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/4.jpg)


Cüz:1, Sûre:2 BAKARA SÛRESİ Sayfa:4




25.İman edip iyi davranışlarda bulunanlara, içinden ırmaklar akan cennet

ler olduğunu müjdele! O cennetlerdeki bir meyveden kendilerine rızık ola

rak yedirildikçe: Bundan önce dünyada bize verilenlerdendir bu, derler.

Bu rızıklar (bazı yönlerden dünyadakine) benzer olarak verilmiştir.Onlar

için cennette tertemiz eşler de vardır. Ve onlar orada ebedi kalıcıdırlar.




(Bu ayette, dünyada müslüman olup güzel işler yapan ve gerçekten mü

min olarak ahirete göçen kimselerin alacakları mükafatlar anlatılmış, ora

da cennetliklere verilen nimetlerin dünyadakilere benzediğine işaret ed

ilmiştir.Ancak, ahiret nimetlerinin dünyadakilerle aynı olduğu düşünülme

melidir.Nitekim, Buhari'nin ''Bedü'l-halk'' bahsinde rivayet ettiği bir hadis

te ''Cennet ehline gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, kalplerden

bile geçmeyen nimetler verilir '' denilmiştir.)



26.Şüphesiz ALLAH (hakkı açıklamak için) sivrisinek ve onun da ötesinde

bir varlığı misal getirmekten çekinmez.İman etmişlere gelince, onlar böy

le misallerin Rablerinden gelen hak ve gerçek olduğunu bilirler.Kafir olan

lara gelince: ALLAH böyle misal vermekle ne murat eder? derler.ALLAH on

unla birçok kimseyi saptırır, birçoklarını da doğru yola iletir. Verdiği mi

sallerle ALLAH ancak fasıkları saptırır (çünkü bunlar birer imtihandır).



(Bu ayette, sivrisinek ve ondan daha zayıf yaratıklarla temsil getirilme

sini küçümseyenlerin aslında kendilerinin küçük ve değersiz oldukları, o

yüzden ALLAH'a iman etmedikleri anlatılmış, bunlara değer verip iman ed

enlerin ise akıllı ve değerli kimseler oldukları bildirilmiştir.Bunlar birer imti

handır.İnsanlardan bir kısmı iman eder, imtihanı kazanır, bir kısmı da kay

beder.)




27.Onlar öyle (fasıklar) ki, kesin söz verdikten sonra sözlerinden döner

ler.ALLAH'ın, ziyaret edilip hal ve hatırının sorulmasını istediği kimseleri zi

yaretten vazgeçerler ve yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar. İşte on

lar gerçekten zarara uğrayanlardır.



(Fasık, hak yoldan sapan kimsedir. Kesin olarak verilen söz de ehl-i ki

tabın Tevrat ve İncil'de geleceği bildirilen ahir zaman Peygamberine

iman edeceklerini söylemeleridir ki, gelince iman etmediler ve sözlerin

de durmadılar.İslam'ın çok değer verdiği akraba, komşu ve yakınlarla

ilgilenip bunlara yardım etmeyi terkettiler, fitne ve fesat unsuru oldu

lar, böylece hem dünyada hem de ahirette zarar gördüler.)


28.Ey kafirler! Siz ölü iken sizi dirilten (dünyaya getirip hayat veren)

ALLAH'ı nasıl inkar ediyorsunuz? Sonra sizi öldürecek, tekrar sizi dirilte

cek ve sonunda O'na döndürüleceksiniz.




(Bu ayette, insanın ilk yaratılmasından önceki haline ''ölü'' denilmesi, ba

zılarının iddia ettikleri gibi tenasüh ile ilgili değildir. Ayette insan hayatı

nın üç safhası anlatılmıştır: Yoktan yaratılma, ölüm, ahirette tekrar di

rilme. Esasen tenasüh düşüncesi, her insanın kendi amelinden sorumlu

luğu ve dolayısıyla adalet ilkesine ters düşmektedir.)




29.O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra (kendine has bir

şekilde) semaya yöneldi, onu yedi kat olarak yaratıp düzenledi (tanzim

etti). O, her şeyi hakkıyla bilendir.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ






Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:13:58

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/5.jpg)


Sayfa:5 BAKARA SÛRESİ Cüz:1,Sûre:2





30.Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım,

dedi.Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve takdis edip dururken, yeryü

zünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun?

dediler.ALLAH da onlara: Sizin bilemeyeceğinizi herhalde ben bilirim, de

di.



(Halife, vekil ve temsilci demektir.ALLAH, yeryüzünde iradesini temsil et

mek üzere insanı yaratmış, orada ilahi hükümranlığı gerçekleştirme gö

revini de ona vermiştir.)




31.ALLAH Adem'e bütün isimleri, öğretti. Sonra onları önce meleklere ar

zedip: Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin,

dedi.




32.Melekler: Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize

öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alim ve hakim ol

an ancak sensin, dediler.




33.(Bunun üzerine) :Ey Adem! Eşyanın isimlerini meleklere anlat, dedi.

Adem onların isimlerini onlara anlatınca:Ben size, muhakkak semavat ve

arzda görülmeyenleri (oralardaki sırları) bilirim. Bundan da öte, gizli ve a

çık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim? dedi.



34.Hani biz meleklere (ve cinlere) :Adem'e secde edin, demiştik.İblis ha

riç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kafir

lerden oldu.



(Bundan sonra Hz. Adem ve nesli, aslı cinlerden olup, sonra şeytanların

başı olan İblis ve nesline uyup uymamakta sınanacaklardır.)



35.Biz: Ey Adem! Sen ve eşin (Havva) beraberce cennete yerleşin; ora

da kolaylıkla istediğiniz zaman her yerde cennet nimetlerinden yeyin; sa

dece şu ağaca yaklaşmayın. Eğer bu ağaçtan yerseniz her ikinizde kendi

ne kötülük eden zalimlerden olursunuz, dedik.




36.Şeytan onların ayaklarını kaydırıp haddi tecavüz ettirdi ve içinde bulun

dukları (cennetten) onları çıkardı.Bunun üzerine: Bir kısmınız diğerine düş

man olarak ininiz, sizin için yeryüzünde barınak ve belli bir zamana dek ya

şamak vardır, dedik.




37.Bu durum devam ederken Adem, Rabbinden bir takım ilhamlar aldı ve

derhal tevbe etti. Çünkü ALLAH tevbeleri kabul eden ve merhameti bol ol

andır.




(Hz. Adem'in Rabbinden aldığı ilhamlar hakkında çeşitli yorumlar yapılmış

tır. Bu ilhamlar, onu ikaz ve irşat mahiyetinde tavsiyelerdir. İbn Mesud'a

göre namazlara başlarken okuduğumuz ''Sübhaneke'' Hz. Adem tarafın

dan o zaman söylenmiş bir tesbih ve duadır.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ



Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:15:03

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/6.jpg)



Cüz:1,Sûre:2 BAKARA SÛRESİ Sayfa:6





38.Dedik ki:Hepiniz cennetten inin! Eğer benden size hidayet gelir de

her kim hidayetime tabi olursa onlar için herhangi bir korku yoktur ve

onlar üzüntü çekmezler.




39.İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar cehennemliktir,

onlar orada ebedi kalırlar.




40.Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi hatırlayın, bana verdiğiniz

sözü hatırlayın, bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de size vad

dettiklerimi vereyim. Yalnızca benden korkun.




41.Elinizdekini (Tevrat'ın aslını) tasdik edici olarak indirdiğime (Kur'an'a)

iman edin. Sakın onu inkar edenlerin ilki olmayın! Ayetlerimi az bir karşı

lık ile satmayın, yalnız benden (benim azabımdan) korkun.




42.Bilerek hakkı batıl ile karıştırmayın, hakkı gizlemeyin.



43.Namazı tam kılın, zekatı hakkıyla verin, rüku edenlerle beraber rüku e

din.




44.(Ey bilginler!) Sizler Kitab'ı (Tevrat'ı) okuduğunuz (gerçekleri bildiğin

iz) halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı

kullanmıyor musunuz?




45.Sabır ve namaz ile ALLAH'tan yardım isteyin. Şüphesiz o (sabır ve nam

az), ALLAH'a saygıdan kalbi ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir

görevdir.




(Ayette geçen sabırdan maksadın oruç olduğu söylenmiştir.Oruç ve nam

az, imanı takviye eder, nefsin kibrini kırar, tembelliği ve uyuşukluğu gider

ir, zor işler karşısında insanı güçlü kılar. Taberani'nin rivayetine göre, ''Re

sulullah (s.a.v.) zor bir işle karşılaşınca hemen namaz kılardı.'' ''ALLAH'a

saygıdan kalbi ürperenler'' diye tercüme edilen ''haşiin'' zümresine namaz

kılmak, oruç tutmak, sabırlı olmak, her yerde ve her zaman gerçekleri söy

lemekten çekinmemek zor gelmez, zira onlar ALLAH sevgisi ile kalpleri dol

muş kimselerdir.)




46.Onlar, kesinlikle Rablerine kavuşacaklarını ve O'na döneceklerini düşün

en ve bunu kabullenen kimselerdir.




47.Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve (sizi bir zamanlar) cümle ale

me üstün kıldığımı hatırlayın.




(Kendi içinden peygamber gönderilen millet, o anda diğer kavimlerden üst

ündür.Zira Cenab-ı ALLAH, milletler arasından o kavmi ve onlardan da o şah

sı seçmiştir.Dolayısıyla önce peygamber, sonra ailesi daha sonra da milleti

bir şeref kazanmıştır.İçinder peygamber gönderilen milletin bir yönden üst

ünlüğü vardır, diğer yönden de sorumluluğu daha fazladır. Nitekim bu ayet

te üstünlüğü bildirilen Beni İsrail hakkında aynı surenin 61. ayetinde onlar

ın zillet ve meskenete düçar oldukları, ALLAH'ın gazabına maruz kaldıkları an

latılmıştır.)




48.Öyle bir günden korkun ki, o günde hiçkimse başkası için herhangi bir ö

demede bulunamaz; hiçkimseden (ALLAH izin vermedikçe) şefaat kabul olun

maz, fidye alınmaz; onlara asla yardım da yapılmaz.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ


Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:15:50

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/7.jpg)



Sayfa:7 BAKARA SÛRESİ Cüz:1, Sûre:2




49.Hatırlayın ki, sizi, Firavun taraftarlarından kurtardık.Çünkü onlar size

azabın en kötüsünü reva görüyorlar, yeni doğan erkek çocuklarınızı kesi

yorlar, (fenalık için) kızlarınızı hayatta bırakıyorlardı. Aslında o size reva

görülenlerde Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.




(Firavun, eski Mısır hükümdarlarına verilen bir ünvandır. Hz. Musa'nın gel

mesine tekaddüm eden senelerde kahinler, İsrailoğullarından doğacak bir

çocuğun, Firavun'un tahtını ve tacını yıkacağını söylediler. Bunun üzerine

Firavun, yeni doğan erkek çocukların kesilmesini emretti. ALLAH bununla İs

railoğullarını imtihan ediyordu.)



50.Bir zamanlar biz sizin için denizi yardık, sizi kurtardık, Firavun'un taraf

tarlarını da, siz bakıp dururken denizde boğduk.




(Rivayetlerden, bu mucizenin Kızıldeniz'de geçtiği anlaşılmaktadır.)



51.Musa'ya kırk gece (vahyetmek üzere) söz vermiştik.Sonra haksızlık e

derek buzağıyı (tanrı) edindiniz.




(Hz. Musa Tur-i Sina'ya gidince Samiri adında birisi, altından yaptığı bir

buzağı heykelini getirir, 'Bu sizin Rabbinizdir. Musa bunu unuttu, o gelin

ceye kadar buna tapın' der. Hz. Harun buna mani olmaya çalışırsa da

başaramaz. Bu kıssa Taha suresinde genişçe anlatılacaktır.)




52.O davranışlarınızdan sonra (akıllanıp) şükredrsiniz diye sizi affettik.



53.Doğru yolu bulasınız diye Musa'ya Kitab'ı ve hak ile batılı ayıran hüküm

leri verdik.



54.Musa kavmine demişti ki: Ey kavmim! Şüphesiz siz, buzağıyı (tanrı) ed

inmekle kendinize kötülük ettiniz. Onun için Yaradanınıza tevbe edin de

nefislerinizi (kötü duygularınızı) öldürün. Öyle yapmanız Yaratıcınızın ka

tında sizin için daha iyidir. Böylece ALLAH tevbenizi kabul etmiş olur. Çün

kü acıyıp tevbeleri kabul eden ancak O'dur.



55.Bir zamanlar: Ey Musa! Biz ALLAH'ı açıkca görmedikçe asla sana inanma

yız, demiştiniz de bakıp durur olduğunuz halde hemen sizi yıldırım çarpmış

tı.




56.Sonra ölümünüzün ardından sizi dirilttik ki şükredesiniz.



(Yıldırım çarpmasından baygın düşen kavim ALLAH'ın iradesi ile yeniden can

lanır ve istediklerinin yanlış olduğunu anlar. Ayette bu olay, ölüm ve tek

rar dirilme olarak anlatılmıştır.)



57.Ve sizi bulutla gölgeledik, size kudret helvası ve bıldırcın gönderdik ve

''Verdiğimiz güzel nimetlerden yeyiniz'' (dedik). Hakikatte onlar bize değil

sadece kendilerine kötülük ediyorlardı.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ


Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:16:38

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/8.jpg)


Cüz:1,Sûre:2 BAKARA SÛRESİ SAYFA:8





58.(İsrailoğullarına) :Bu kasabaya girin,orada bulunanlardan dilediğiniz şe

kilde bol bol yeyin,kapısından eğilerek girin, (girerken) 'Hıtta!' (Ya Rabbi

bizi affet) deyin ki,sizin hatalarınızı bağışlayalım;zira biz,iyi davrananla

ra (karşılığını) fazlasıyla vereceğiz,demiştik.



(Ayette geçen kasabadan maksat Kudüs veya Eriha'dır.'Muhsin'kelimesi ise,'ih

san' mastarından ism-i faildir.Yaptığı işi en iyi biçimde ve noksansız yapan

ların vasfıdır.Kur'an'ın pek çok ayetinde muhsinler övülmüştür.Meşhur Cibril

hadisinde ise ihsan,ALLAH'ı görürcesine kulluk etmek diye açıklanmıştır.)



59.Fakat zalimler,kendilerine söylenenleri başka sözlerle değiştirdiler. Bu

nun üzerine biz,yapmakta oldukları kötülükler sebebiyle zalimlerin üzerine

gökten acı bir azap indirdik.



(58. ayette kendilerine söylenenleri dinlemeyip kötülük eden yahudilere

ALLAH Teala veba gibi bir takım kötü illet ve hastalıklar vermiştir.)



60.Musa (çölde) kavmi için su istemişti de biz ona: Değneğinle taşa vur!de

miştik.Derhal (taştan) oniki kaynak fışkırdı. Her bölük, içeceği kaynağı

(Onlara) :ALLAH'ın rızkından yeyin,için,sakın yeryüzünde bozgunculuk et

meyin,dedik.



61.Hani siz (verilen nimetlere karşılık) : Ey Musa! Bir tek yemekle yeti

nemeyiz;bizim için Rabbine dua et de yerin bitirdiği şeylerden; sebzesin

den,hıyarından,sarımsağından,mercimeğinden,soğanından bize çıkarsın,dedi

niz.Musa ise: Daha iyiyi daha kötü ile değiştirmek mi istiyorsunuz?O hal

de şehre inin.Zira istedikleriniz sizin için orada var,dedi.İşte (bu ha

diseden sonra)üzerlerine aşağılık ve yoksulluk damgası vuruldu.ALLAH'ın

gazabına uğradılar.Bu musibetler(onların başına),ALLAH'ın ayetlerini in

kara devam etmeleri,haksız olarak peygamberleri öldürmeleri sebebiyle

geldi.Bunların hepsi, sadece isyanları ve taşkınlıkları sebebiyledir.



(Beni İsrail'e alçaklık ve yoksulluk damgasının vurulmasına sebep olarak

hakkı inkar etmeleri ve onu söyleyen peygamberleri acımasızca öldürmele

ri gösterilmiştir.Şuayb,Zekeriyya ve Yahya gibi pek çok peygamberi öldür

müşlerdir.)



KAYNAK:KURÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:17:25

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/9.jpg)


Sayfa:9 BAKARA SÛRESİ  Cüz:1,Sûre:2



62.Şüphesiz iman edenler;yani yahudilerden,hıristiyanlardan ve sabiilerden

ALLAH'a ve ahiret gününe hakkıyla inanıp salih amel işleyenler için Rableri

katında mükafatlar vardır.Onlar için herhangi bir korku yoktur.Onlar üzüntü

çekmeyeceklerdir.




(Yahudi kelimesi,buzağıya tapmaktan tevbe ettikleri vakir İsrailoğullarına

takılmış bir addır.Bir rivayete göre de Hz.Ya'kub'un en büyük oğlu Yahuza'

ya nisbet edilmiştir.Nasara,Hz. İsa'nın indiği Nasıra kasabasına nisbettir,

diyenler vardır.Bir rivayete göre Hz. İsa'nın Al-i İmran 52, Saff 14.ayet

lerinde geçen 'men ensari ilALLAH'sözünden alınmıştır.Sabiiler hakkında çe

şitli rivayetler vardır.Bir görüşe göre,Hz. İbrahim'in dinini devam ettir

en eski bir topluluk idi.Müffesirlerin bazıları da Sabiiliğin yahudilikle

hıristiyanlık arasında tevhidci bir din olduğunu belirtmişlerdir.Bazı yeni

araştırmacılara ise,Sabiilerin Babil'de yaşayan ve yarı hıristiyan olan

bir mezhep müntesibi olduklarını ve Hz.Yahya'nın tabilerine benzedikleri

ni ifade etmişlerdir.)


63.Sizden sağlam bir söz almış,Tur dağının altında,size verdiğimizi,kuv

vetle tutun,onda bulunanları daima hatırlayın, umulur ki,korunursunuz

(demiştik de) ;


64.Ondan sonra sözünüzden dönmüştünüz.Eğer sizin üzerinizde ALLAH'ın ih

sanı ve rahmeti olmasaydı,muhakkak zarara uğrayanlardan olurdunuz.


65.İçinizden cumartesi günü azgınlık edip de, bu yüzden kendilerine:

Aşağılık maymunlar olun! dediklerimizi elbette bilmektesiniz.


66.Biz bunu (maymunlaşmış insanları),hadiseyi bizzat görenlere ve sonra

dan gelenlere bir ibret dersi,müttakiler için de bir öğüt vesilesi kıl

dık.



(ALLAH Beni İsrail'den kötülükte şuurlu olarak ısrar eden o bedbahtla

rı önce maymun kılığına sokmuş,sonra da onları helak etmiştir. Bunun,

insanların aslının maymun olduğu iddiasıyla bir ilgisi yoktur.)



67.Musa,kavmine: ALLAH bir sığır kesmenizi emrediyor,demişti de: Bi

zimle alay mı ediyorsun? demişlerdi.O da: Cahillerden olmaktan ALLAH'

a sığınırım,demişti.


68.'Bizim adımıza Rabbine dua et,bize ne olduğunu açıklasın' dedi

ler.Musa:ALLAH diyor ki:'O ne yaşlı ne de körpe;ikisi arasında bir

inek.' Size emredileni hemen yapın, dedi.


69.Bu defa:Bizim için Rabbine dua et,bize onun rengini açıklasın,de

diler.'O diyor ki:Sarı renkli,parlak tüylü,bakanların içini açan bir

inektir' dedi.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:18:01

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/10.jpg)



Cüz:1 , Sûre:2 BAKARA SÛRESİ Sayfa:10





70.'(Ey Musa!) Bizim için,Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bi

ze açıklasın,nasıl bir inek keseceğimizi anlayamadık.Biz,inşaALLAH emredile

ni yapma yolunu buluruz',dediler.



71.(Musa) dedi ki :ALLAH şöyle buyuruyor: O henüz boyunduruk altına alınma

yan,yer sürmeyen,ekin sulamayan,serbest dolaşan (salma),renginde hiç alacası

bulunmayan bir inektir. 'İşte şimdi gerçeği anlattın'dediler ve bunun üzeri

ne (onu bulup) kestiler,ama az kalsın kesmeyeceklerdi.



72.Hani siz bir adam öldürmüştünüz de onun hakkında birbirinizle atışmıştınız.

Halbuki ALLAH gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktır.



73.'Haydi,şimdi (öldürülen) adama,(kesilen ineğin) bir parçasıyla vurun,dedik.

Böylece ALLAH ölüleri diriltir ve düşünesiniz diye ayetlerini (Peygamberine

verdiği mucizelerini) gösterir.




(Bu ayetlerde geçen sığır kesme kıssası, daha ziyade İsrailoğullarından iki

gencin,mirasına konmaları için amcalarını öldürmelerine bağlanır.Olay Hz.Musa'

ya arzedilir.Hz.Musa bir türlü katilleri bulamaz ve ALLAH'a sığınır.O da bir

sığır kesilmesini,onun bir parçasıyla ölüye vurulmasını,ölünün dirilip katili

haber vereceğini bildirir.Netice de böyle olur.Ayetlerin zahiri de buna işa

ret eder.Ancak eski Mısırlıların ineğe tapmaları, bir ara yahudilerin de bu

zağıya tapmış olmaları,sığır kesilmesi hadisesinde başka hikmetlerin de bu

lunduğunu gösterir.




'Bir parçasıyla ona vurun'buyurulup arkasından da ALLAH'ın ölüleri diriltme

sinden bahsedilince,müfessirlerin çoğu bunu 'kesilen ineğin bir parçasıyla

ölüye vurulmak suretiyle onun dirilmesi'şeklinde anlamışlardır.Bu takdirde o

lay bir mucizedir;ALLAH'ın kudreti ile ölü böyle bir sebep olmadan da dirile

bilir.Dikkatleri daha ziyade çekmek için böyle meraıim tertip edilmiş ve aka

binde mucize gerçekleşmiştir.)




74.(Ne var ki) bunlardan sonra yine kalpleriniz katılaştı.Artık kalpleriniz

taş gibi yahut daha da katıdır.Çünkü taşlardan öylesi var ki,içinden ırmak

lar kaynar.Öylesi de var ki,çatlar da ondan su fışkırır.Taşlardan bir kısmı

da ALLAH korkusuyla yukardan aşağı yuvarlanır.ALLAH yapmakta olduklarınız

dan gafil değildir.



75.Şimdi(ey müminler!) onların size inacaklarını mı umuyorsunuz?Oysa ki, on

lardan bir zümre,ALLAH'ın kelamını işitirler de iyice anladıktan sonra,bile

bile onu tahrif ederlerdi.



76.(Münafıklar) inananlarla karşılaştıklarında 'iman ettik'derler.Birbirleriy

le karşılaştıkları vakit ise: ALLAH'ın size açtıklarını (Tevrat'taki bilgile

ri),Rabbiniz katında sizin aleyhinize hüccet getirmeleri için mi onlara anla

tıyorsunuz;bunları düşünemiyor musunuz? derler.




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ


Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:18:36

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/11.jpg)



Sayfa:11 BAKARA SÛRESİ Cüz:1,Sûre:2






77.Onlar bilmezler mi ki,gizlediklerini de açıkca yaptıklarını da ALLAH bil

mektedir.



78.İçlerinde birtakım ümmiler vardır ki,Kitab'ı (Tevrat'ı)bilmezler.Bütün

bildikleri kulaktan dolma şeylerdir.Onlar sadece zan ve tahminde bulunuyor

lar.



(Ümmi,okur yazar olmayan demektir.Yahudi yahut hıristiyan olmayan Araplara

da ümmi diyenler olmuştur.)




79.Elleriyle (bir) Kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak

için 'Bu ALLAH katındandır' diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıkların

dan ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların!




80.İsrailoğulları: Sayılı birkaç gün müstesna,bize ateş dokunmayacaktır,de

diler.De ki (onlara) :Siz ALLAH katından bir söz mü aldınız -ki Alah söz

ünden caymaz-,yoksa ALLAH hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?



81.Hayır! Kim bir kötülük eder de kötülüğü kendisini çepecevre kuşatırsa

işte o kimseler cehennemliktirler.Onlar orada devamlı kalırlar.



82.İman edip yararlı iş yapanlara gelince onlar da cennetliktirler.Onlar

orada devamlı kalırlar.



83.Vaktiyle biz,İsrailoğullarından :Yalnızca ALLAH'a kulluk edeceksiniz,

ana-babaya,yakın akrabaya,yetimlere,yoksullara iyilik edeceksiniz diye

söz almış ve 'İnsanlara güzel söz söyleyin,namazı kılın,zekatı verin' di

ye de emretmiştik. Sonunda azınız müstesna, yüz çevirerek dönüp gittiniz.




(İsrailoğullarının yaptığı işler ve davranışlar hakkındaki bu bilgiler,

Kur'an'ın geldiği devirde yaşayan yahudilerin Tevrat'ı tahrif edip ger

çekleri gizlemelerinden dolayı verilmiştir.Çünkü Hz.Muhammed gönderil

diği zaman Arabistan'da özellikle Medine (Yesrib) ve civarında oldukça

kalabalık bir yahudi topluluğu yaşamakta idi.Ahir zaman peygamberi gön

derilmeden önce bir peygamber geleceğini etrafa yayan yahudiler, Peygam

berimiz gelince ağız değiştirdiler.Zira onlar gelecek peygamberi yahudi

lerden bekliyorlardı.Araplardan gelince onu kıskandılar.Kur'an'da yahu

diler hakkında daha çok bilgi verilmesinin sebebi budur.Ahir zaman pey

gamberi,sonunda hıyanetleri yüzünden onlarla savaşmak ve onları yurtlar

ında sürmek zorunda kalmıştır.Yahudiler hala müslümanlara olan düşman

lıklarını devam ettirmektedirler.)




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ




Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:19:59

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/12.jpg)


Cüz:1,Sûre:2 BAKARA SÛRESİ Sayfa:12





84.(Ey İsrailoğulları!) Birbirinizin kanını dökmeyeceğinize,birbirinizi yurt

larınızdan çıkarmayacağınıza dair sizden söz almıştık.Herşeyi görerek sonun

da buları kabul etmiştiniz.




85.Bu misakı kabul eden sizler,(verdiğiniz sözün tersine) birbirinizi öldürü

yor,aranızdan bir zümreyi yurtlarından çıkarıyor,kötülük ve düşmanlıkta onla

ra karşı birleşiyorsunuz.Onları yurtlarından çıkarmak haram olduğu halde(hem

çıkarıyor hem de) size esirler olarak geldiklerinde fidye verip onları kurta

rıyorsunuz.Yoksa siz Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyor

sunuz?Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık; kıya

met gününde ise en şiddetli azaba itilmektir.ALLAH sizin yapmakta oldukları

nızdan gafil değildir.




86.İşte onlar,ahirete karşılık dünya hayatını satın alan kimselerdir.Bu yüz

den ne azapları hafifletilecek ne de kendilerine yardım edilecektir.




(Bu ayetler, yahudilerin türlü türlü entrikalarını anlatır.İslam'dan önce

Medine'de bulunan yahudiler iki fırka idi.Onlardan birisi Evs diğeri de Haz

rec kabilesi ile beraber idi.Evs ile Hazrec kavga edip harbe tutuşunca onlar

da beraber savaşırlardı.Bu arada yahudiler birbirlerini öldürürler ve yurt

larından kovarlardı.Esir olarak geri geldiklerinde bu sefer onları fidye ve

rip geri alırlardı.Bu durum sorulduğu zaman da 'Ne yapalım, ALLAH'ın emri

böyle'derlerdi. Bunun gibi türlü mel'anetler yaparlardı.)




87.Andolsun biz Musa'ya kitabı verdik.Ondan sonra ardarda peygamberler gönder

dik.Meryem oğlu İsa'ya da mucizeler verdik.Ve onu,Ruhu'l-Kudüs (Cebrail) ile

destekledik.(Ne var ki) gönlünüzün arzulamadığı şeyleri söyleyen bir elçi gel

dikçe, ona karşı büyüklük tasladınız.(Size gelen) peygamberlerden bir kısmını

yalanladınız,bir kısmını öldürdünüz.





(Burada ALLAH Teala İsrailoğullarına şu anlamda olmak üzere ikazda bulunuyor:

Andolsun ki Musa'ya kitabı biz verdik, ondan sonra gelen peygamberleri biz

gönderdik ve onu Ruhu'l-Kudüs ile takviye ettik.Siz onu öldürmeye teşebbüs et

tiniz,fakat bunu yapamadınız.Hz.Muhammed'i de öldürmeye teşebbüs ediyorsunuz.

O'nu da yapamazsınız,biz onu koruruz.İnkar ve isyanınız sebebiyle ALLAH'ın la

netini hakettiniz.Bundan sonra iman etmeniz beklenmez.Ortaya koyduğunuz maze

retler de geçersizdir.)





88.(Yahudiler peygamberlerle alay ederek) 'Kalplerimiz perdelidir'dediler. Ha

yır; küfür ve isyanları sebebiyle ALLAH onlara lanet etmiştir.O yüzden çok

az inanırlar.





KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ



Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:20:46

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/13.jpg)




Sayfa:13 BAKARA SÛRESİ Cüz:1, Sûre:2






89.Daha önce kafirlere karşı zafer isterlerken kendilerine ALLAH katından el

lerindeki (Tevrat'ı) doğrulayan bir kitap gelip de (Tevrat'tan) bilip öğren

diklerini gerçekler karşılarına dikilince onu inkar ettiler.İşte ALLAH'ın la

neti böyle inkarcılaradır.





(83.ayette geçen açıklamaya bakınız.)


90.ALLAH'ın kullarından dilediğine peygamberlik ihsan etmesini kıskandıkları

için ALLAH'ın indirdiğini (Kur'an'ı) inkar ederek harcamaları ne kötü bir

şeydir! Böylece onlar gazap üstüne gazaba uğradılar.Ayrıca kafirler için al

çaltıcı bir azap vardır.




91.Kendilerine: ALLAH'ın indirdiğine iman edin, denilince: Biz sadece bize

indirilene (Tevrat'a) inanırız, derler ve ondan başkasını inkar ederler.

Halbuki o Kur'an, kendi ellerinde bulunan (Tevrat'ı) doğrulayıcı olarak

gelmiş hak kitaptır.(Ey Muhammed!) Onlara :Şayet siz gerçekten inanıyor i

diyseniz daha önce ALLAH'ın peygamberlerini neden öldürüyordunuz? deyiver.




92.Andolsun Musa size apaçık mucizeler getirmişti.Sonra onun ardından,za

limler olarak buzağıyı (tanrı) edindiniz.



93.Hatırlayın ki,Tur dağının altında sizden söz almış :Size verdiklerimi

zi kuvvetlice tutun,söylenenleri anlayın,demiştik.Onlar: İşittik ve is

yan ettik, dediler.İnkarları sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi doldu

ruldu.De ki: Eğer inanıyorsanız,imanınız size ne kötü şeyler emrediyor!




(Yahudiler Tevrat'tan edindikleri bilgilere göre bir peygamber geleceği

ni biliyorlardı ve bunun kendilerinden geleceğini düşünerek ondan fay

dalanmanın planlarını yapıyorlardı.Bekledikleri peygamber Araplardan

gelince onu inkar ettiler.89. ayette buna işaret edilmiştir. Onlar as

lında Hz.Musa'ya da hakkıyla inanmış değillerdir.92. ayette ifade edil

diği gibi Hz.Musa nice mucizeler getirdiği halde o Tur'a gidince

buzağıya taptılar.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:21:20

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/14.jpg)



Cüz:1,Sure:2 BAKARA SÛRESİ Sayfa:14





94.(Ey Muhammede,onlara) :Şayet (iddia ettiğiniz gibi) ahiret yurdu ALLAH

IMGkatında diğer insanlara değil de yalnızca size aitse ve bu iddianızda doğru

iseniz haydi ölümü temenni edin (bakalım),de.




95.Onlar,kendi elleriyle önceden yaptıkları işler (günah ve isyanları) se

bebiyle hiç bir zaman ölümü temenni etmeyeceklerdir.ALLAH zalimleri iyi bi

lir.




(Yahudiler 'Ahiret hayatı sadece bize aittir'şeklinde iddia etmişler, bu

nunla 'Yahudi olmayanlar öbür dünyada nimete nail olamazlar'demek istemiş

lerdi.Bu iddiaya karşılık siz de onlara 'Madem ki öyledir,hadi ölümü iste

yin'deyiniz.Ama onlar asla ölmek istemezler.Bu ayetler,yahudilerin ırkçı

lık düşüncesinin ahirete kadar uzandığını gösterir.)




96.Yemin olsun ki,sen onları yaşamaya karşı insanların en düşkünü bulur

sun.Putperestlerden her biri de arzular ki,bin sene yaşasın.Oysa yaşatıl

ması hiç kimseyi azaptan uzaklaştırmaz.ALLAH onların yapmakta olduklarını

eksiksiz görür.



97.De ki: Cebrail'e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki ALLAH'ın izniyle

Kur'an'ı senin kalbine bir hidayet rehberi,önce gelen kitapları doğrula

yıcı ve müminler için de müjdeci olarak o indirmiştir.




(Rivayete göre Fedek hahamlarından Abdullah b. Suriye Peygamberimizle

münakaşa etmiş,kendisine vahyi kimin getirdiğini sormuş 'Cebrail' deyin

ce 'O bizim düşmanımızdır.Başkası getirseydi iman ederdik'demiştir. Bu

nun üzerine bu ayet inmiştir.)




98.Kim,ALLAH'a,meleklerine,peygamberlerine,Cebrail'e ve Mikail'e düş

man olursa bilsin ki ALLAH'da inkarcı kafirlerin düşmanıdır.




99.Andolsun ki sana apaçık ayetler indirdik. (Ey Muhammed!) Onları an

cak fasıklar inkar eder.




100.Ne zaman onlar bir antlaşma yaptılarsa,yine kendilerinden bir gu

rup onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.




101.ALLAH tarafından kendilerine, yanlarına tasdik edici bir elçi

gelince ehl-i kitaptan bir gurup, sanki ALLAH'ın kitabını bilmiyor

muş gibi onu arkalarına atıp terkettiler.




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:21:58
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/15.jpg)



Sayfa:15 BAKARA SÛRESİ  Cüz:1,Sûre:2



102.Süleyman'ın hükümranlığı hakkında onlar,şeytanların uydurup söylediklerine

tabi oldular.Halbuki Süleyman büyü yapıp,kafir olmadı.Lakin şeytanlar kafir ol

dular.Çünkü insanlara sihri ve Babil'de Harut ile Marut isimli iki meleğe indi

rileni öğretiyorlardı.Halbuki o iki melek,herkese: Biz ancak imtihan için gön

derildik,sakın yanlış inanıp da kafir olmayasınız,demeden hiç kimseye (sihir

ilmini) öğretmezlerdi.Onlar,o iki melekden,karı ile koca arasını açacak şey

eri öğreniyorlardı. Oysa büyücüler,ALLAH'ın izni olmadan hiç kimseye zarar ve

remezler.Onlar,kendilerine fayda vereni değil de zarar vereni öğrenirler.Sihri

satın alanların (ona inanıp para verenlerin) ahiretten nasibi olmadığını çok

iyi bilmektedirler.Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür! Keşke

bunu anlasalardı!




(Eski kavimlerin çoğu sihre inanırlardı.Bu yüzden sihir,dini inançlarla tama

men karışmış durumda idi.Bu sebeple sihirbazlar halkı kandırıyorlardı. Sihir

çeşitleri şöyledir:



1)Keldanilerin sihri : Bunlar yıldızlara taparlar, kainatı idare edenlerin

yıldızlar olduğunu,hayır ve şerrin onlardan geldiğini,semavi güçlerin yerde

ki güçlerle birleşmesi sonucu mucizeler meydana geldiğini söylerlerdi. Bunla

rı irşat için ALLAH,Hz.İbrahim'i gönderdi.Bunlar da kendi aralarında üç fır

ka idi:


a- Eflak ve yıldızların ebedi olduğunu söyleyenler ki,onlara 'Sabie'denilir.


b- Eflak'ın uluhiyetine inananlar.Bunlar her felek için yerde bir put yap

mış ve ona hizmet etmiş putperestlerdir.


c-Eflak ve yıldızları yaratan birisi olduğunu ve bunun onlara yeryüzünü ida

re etme hakkı verdiğini söyleyenler.Bunlar yıldızları aracı kabul ederlerdi.



2)Ruh gücüne dayanılarak ortaya konan sihir : Buna göre insan ruhu tasfiye

ile icadetme,öldürme,diriltme,bünye ve şekilde değişiklik yapma gücüne ula

şır.


3)Ruhani varlıklardan faydalanılarak yapılan sihir : Bu da muska yapmak ve

cinlerden yardım almak gibi şekillerle uygulanır.


4)Göz boyamak şeklinde yapılan sihir : Hokkabazlık,el çabukluğu ve benzeri

davranışlar gibi.




İslam alimleri,sihrin birinci ve ikinci şekline inananların kafir oldukla

rında ittifak etmişlerdir.Ancak,ayette bildirildiği şekilde, yaratıcının

ALLAH Teala olduğuna inanarak ve kötülükte kullanmamak şartıyla sihir ilmi

ni öğrenmekte beis yoktur.Yahudiler arasında büyü yaygın idi.Bu yüzden Hz.

Süleyman'ın büyük bir büyücü olduğunu,hükümdarlığı büyü ile elde ettiğini,

hayvanlara ve cinlere büyü ile hükmettiğini söylerler ve buna inanırlardı.

Hz.Süleyman Kur'an'da peygamber olarak tanıtılınca 'Muhammed Süleyman'ı

peygamber sanıyor,halbuki o büyücüdür'dediler.)




103.Eğer iman edip kendilerini kötülükten korusalardı,şüphesiz,ALLAH tara

fından verilecek sevap daha hayırlı olacaktı.Keşke bunları anlasalardı!



104.Ey iman edenler! 'Raina'demeyin,'unzurna'deyin.(Söylenenleri)dinleyin.

Kafirler için elem verici bir azap vardır.




(Resulullah (s.a.v.) müslümanlara bir şey öğretirken,bizi biraz bekle, a

cele etme manasına 'Raina' derlerdi.Yahudilerin de sövmek manasına gelen

'Raina'kelimeleri vardı.Müslümanların bu sözünü işitince,Efendimize kötü

maksatla öyle hitap etmeye başladılar. Bunun üzerine 'Raina'demeyin,o ma

naya gelen 'unzurna'deyin denildi ki,bizi bekle demektir.)




105.(Ey mümünler!) Ehl-i Kitaptan kafirler ve putperestler de Rabbinizden

size hayır indirilmesini istemezler.Halbuki ALLAH rahmetini dilediğine ve

rir.ALLAH büyük lütuf sahibidir.




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ





Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:23:25

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/16.jpg)



Cüz:1,Sûre:2 BAKARA SÛRESİ Sayfa:16







106.Biz bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya unut

turursak (ertelersek) mutlaka daha iyisini veya benzeri

ni getiririz.Bilmez misin ki ALLAH her şeye kadirdir.




(Sonra gelen bir ayetin,daha önceki ayetin hükmünü yürür

lükten kaldırmasına 'nesh'denir.ALLAH Teala, insanlığın

medeni ve kültürel gelişmesine ve bu gelişmenin doğur

duğu ihtiyaçlara uygun olarak,gerektikçe yeni peygamber

ve kitaplar göndermiş,öncekilere ait bazı hükümler kal

dırmıştır.Naslarının hükmü ebedi olan Kur'an-ı Kerim

nazil olurken,bu döneme mahsus olmak üzere bazı ayet

ler diğerlerini neshetmiştir;ancak bunların sayısı ol

dukça azdır ve ilk İslam neslinin terbiye ve intibakı

nı temin maksadına yöneliktir.)




107.(Yine) bilmez misin,göklerin ve yerin mülkiyet ve

hükümranlığı yalnızca ALLAH'ındır!Sizin için ALLAH'tan

başka ne bir dost,ne de bir yardımcı vardır.



108.Yoksa siz de (ey müslümanlar),daha önce Musa'ya so

rulduğu gibi peygamberinize sorular mı sormak istiyor

sunuz? Kim imanı küfre değişirse,şüphesiz dosdoğru yol

dan sapmış olur.




(Peygambere çok soru sorulması,hükümlerin çoğalmasını

ve daralmasını gerektirir.Onun için Medine devrinde bir

ara soru sormak yasak edilmiştir.)





109.Ehl-i kitaptan çoğu,hakikat kendilerine apaçık

belli olduktan sonra,sırf içlerindeki kıskançlıktan ö

türü,sizi imanınızdan vazgeçirip küfre döndürmek iste

diler.Yine de siz,ALLAH onlar hakkındaki emrini getir

inceye kadar affedip bağışlayın.Şüphesiz ALLAH her şe

ye kadirdir.



110.Namazı kılın, zekatı verin, önceden kendiniz için

yaptığınız her iyiliği ALLAH'ın katında bulacaksınız.

Şüphesiz ALLAH yapmakta olduklarınızı noksansız görür.



111.(Ehl-i kitap) : Yahudiler yahut hıristiyanlar har

iç hiç kimse cennete giremeyecek,dediler. Bu onların

kuruntusudur.Sen de onlara : Eğer sahiden doğru söylü

yorsanız delilinizi getirin,de.



112.Bilakis,kim muhsin olarak yüzünü ALLAH'a döndürür

se (ALLAH'a hakkıyla kulluk ederse) onun ecri Rabbi

katındadır.Öyleleri için ne bir korku vardır, ne de

üzüntü çekerler.




(Bu ayette ALLAH'a kulluk etmek ihsan vasfına bağlan

mıştır.Yani bir kimse ibadet etmekle kendini kurtara

maz.Kendini kurtarması için muhsinlerden olması gere

kir.Muhsin yaptığı işi ALLAH için yapan,sadece O'n

dan korkan,o sebeple işini noksansız bitiren ve her

işin hakkını veren kimse demektir.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:24:01

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/17.jpg)



Sayfa:17 BAKARA SÛRESİ Cüz:1,Sûre:2








(Hıristiyan Araplardan oluşan Necran heyeti Resulullah'ın huzuruna çıkınca ya

hudiler onların yanlarına geldiler.Aralarında münakaşa yaptılar. Birbirlerini

itham ettiler.Bunun üzerine aşağıdaki ayetler geldi.)





113.Hepsi de kitabı (Tevrat'ı ve İncil'i) okumakta oldukları halde Yahudiler:

Hıristiyanlar doğru yolda değillerdir,dediler.Kitabı bilmeyenler de birbirle

ri hakkında tıpkı onların söylediklerini söylediler.ALLAH,ihtilafa düştükle

ri hususlarda kıyamet günü onlar hakkında hükmünü verecektir.



114.ALLAH'ın mescitlerinde O'nun adının anılmasına engel olan ve onların ha

rap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır! Aslında bunların oralara an

cak korkarak girmeleri gerekir.(Başka türlü girmeye hakları yoktur.) Bunlar

için dünyada rezillik,ahirette de büyük azap vardır.



115.Doğu da ALLAH'ındır batı da.Nereye dönerseniz ALLAH'ın yüzü (zatı) ora

dadır.Şüphesiz ALLAH'(ın rahmeti ve nimeti) geniştir.O her şeyi bilendir.




(ALLAH her yerde hazır ve nazır olmakla birlikte,namazda kıbleye dönmek i

badetlerde nizam ve intizamı sağlamak gayesine matuftur.)




116.'ALLAH çocuk edindi'dediler.Haşa! O,bundan münezzehtir.Göklerde ve

yerde olanların hepsi O'nundur,hepsi O'na boyun eğmiştir.




(Yahudiler 'Uzeyr ALLAH'ın oğludur' derken hıristiyanlar 'İsa ALLAH'ın

oğludur' dediler.Müşrik araplar ise 'Melekler Alah'ın kızlarıdır'demiş

lerdi.Bu ayette,ALLAH Teala'nın bunlardan münezzeh olduğu hususu vurgu

lanmıştır.)




117.(O), göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır.Bir şeyi dilediğinde o

na sadece 'Ol!' der,o da hemen oluverir.




(ALLAH Teala'nın bir şeyi murat etmesi,onun hakkında 'Ol!' emridir.

ALLAH'ın dilediği vakti saati gelince mutlaka olur.)



118.Bilmeyenler dediler ki: Alllah bizimle konuşmalı ya da bize bir

ayet (mucize) gelmeli değil miydi? Onlardan öncekiler de işte onla

rın dediklerini demişlerdi.Kalpleri (akılları) nasıl da birbirine

benzedi? Gerçekleri iyice bilmek isteyenlere ayetleri apaçık gös

terdik.



119.Doğrusu biz seni Hak (Kur'an) ile müjdeleyici ve uyarıcı ola

rak gönderdik.Sen cehennemliklerden sorumlu değilsin.





KAYNAK: KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ



Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:25:15

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/18.jpg)



Cüz:1,Sûre:2 BAKARA SÛRESİ Sayfa: 18






120.Dinlerine uymadıkça yahudiler de,hıristiyanlar da asla senden razı olma

yacaklardır.De ki: Doğru yol,ancak ALLAH'ın yoludur.Sana gelen ilimden son

ra onların arzularına uyacak olursan,andolsun ki,ALLAH'tan sana ne bir dost,

ne de bir yardımcı vardır.



121.Kendilerine kitap verdiklerimiz kimseler(den bazısı) onu,hakkını gözete

rek okurlar.Çünkü onlar, ona iman ederler.Onu inkar edenlere gelince, işte

gerçekten zarara uğrayanlar onlardır.




(Bu ayet,yahudi alimlerinden Abdullah ibni Selam ve arkadaşları hakkında in

miştir.Bunlar Kur'an'a inandılar ve ondaki ahkamı tasdik ettiler.Bir başka

rivayete göre de bu ayet Cafer b. Ebi Talib'le beraber Habeşistan'dan gelen

kırk kişilik cemaat hakkındadır ki,bunlar ehl-i kitapdan İslam'ı kabul eden

lerdir.)




122.Ey İsrailoğulları! Size verdiğim ninetimi ve sizi (bir zamanlar) cümle

aleme üstün kılmış olduğumu hatırlayın.



123.Ve bir günden sakının ki,o günde hiç kimse başkası namına bir şey öde

yemez,kimseden fidye kabul edilmez,kimseye şefaat fayda vermez.Onlar hiçbir

yardım da görmezler.




(Şefaat bazı şartlara bağlıdır.En önemlisi ise imandır.)




124.Bir zamanlar Rabbi İbrahim'i bir takım kelimelerle sınamış,onları tam o

larak yerine getirince : Ben seni insanlara önder yapacağım,demişti. 'Soyum

dan da (önderler yap, ya Rabbi!)'dedi.ALLAH : Ahdim zalimlere ermez (onlar

için söz vermem) buyurdu.



125.Biz, Beyt'i (Kabe'yi) insanlara toplanma mahalli ve güvenli yer kıldık.

Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın).

İbrahim ve İsmail'e: Tavaf edenler,ibadete kapananlar,rüku ve secde edenler

için Evim'i temiz tutun,diye emretmiştik.



126.İbrahim de demişti ki : Ey Rabbim! Burayı emin bir şehir yap,halkından

ALLAH'a ve ahiret gününe inananları çeşitli meyvelerle besle.ALLAH buyurdu

ki : Kim inkar ederse onu az bir süre faydalandırır,sonra onu cehennem aza

bına sürüklerim.Ne kötü varılacak yerdir orası!




(ALLAH inkar edenleri de dünyada rızıklandırmakta,dünya nimetlerinden dile

dikleri gibi istifade etmelerine imkan vermektedir.Şu halde dünya nimeti,

dindarlığa bağlı değildir.Dünya nimeti mümine de,kafire de verilir. Bunlar

birer imtihan vesilesidir;hayırlı olup olmadıkları neticeye bağlıdır.Servet

ve iktidar,eğer kulluğa vesile olmuş ise o zaman bu,iki cihan saadetidir.Az

gınlık ve sapıklığa sebep olmuşsa ebedi hayatı mahvetmiş,saadet yerine fela

ket getirmiş olur.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ






Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:25:49

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/19.jpg)


Sayfa: 19 BAKARA SÛRESİ Cüz:1,Sûre:2





127.Bir zamanlar İbrahim,İsmail ile beraber Beytul

lah'ın temellerini yükseltiyor,(şöyle diyorlardı) :

Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur;şüphesiz sen i

şitensin,bilensin.




(Kabe'nin yapılışı hakkındaki rivayetlere göre,Hz.

Adem ile Havva cenneten çıkarıldıkları vakit yeryü

zünde Arafat'ta buluşurlar,beraberce batıya doğru

yürürler,Kabe'nin bulunduğu yere gelirler.Bu esna

da Adem,buluşmaya şükür olmak üzere Rabbine ibadet

etmek ister ve cennete iken,etrafında tavaf ederek

ibadet ettiği nurdan sütunun tekrar kendisine veril

mesini diler.İşte o nurdan sütun orada tecelli eder

ve Hz.Adem,onun etrafında tavaf ederek ALLAH'a iba

det eder.Bu nurdan sütun Hz.Şit zamanında kaybolur.

Yerinde siyah bir taş kalır.Bunun üzerine Hz.Şit,o

nun yerine taştan onun gibi dört köşe bina yapar ve

o siyah taşı binanın bir köşesine yerleştirir.İşte

bugün Hacer-i Esved diye bilinen siyah taş odur.Son

ra Nuh tufanında bu bina kumlar altında uzunca bir

süre gizli kalır.Hz.İbrahim ALLAH'ın emriyle Kabe'

nin bulunduğu yere gider,oğlu İsmail'i annesiyle

birlikte orada iskan eder.Sonra İsmail ile beraber

Kabe'nin bulunduğu yeri kazar.Hz.Şit tarafından ya

pılan binanın temellerini bulur ve o temellerin ü

zerine bugün mevcut olan Kabe'yi inşa eder.Ayette

'Beytullah'ın temellerini yükseltiyor'cümlesi bunu

ifade eder.)




128.Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, nes

limizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar,bize iba

det usullerimizi göster,tevbemizi kabul et;zira, tev

beleri çokca kabul eden,çokca merhametli olan ancak

sensin.



129.Ey Rabbimiz!Onlara,içlerinden senin ayetlerini

kendilerine okuyacak,onlara kitap ve hikmet öğrete

cek,onları temizleyecek bir peygamber gönder. Çünkü

üstün gelen,her şeyi yerli yerince yapan yalnız sen

sin.



130.İbrahim'in dininden kendini bilmezlerden başka

kim yüz çevirir?Andolsun ki,biz onu dünyada (elçi)

seçtik,şüphesiz o ahirette de iyilerdendir.



131.Çünkü Rabbi ona: Müslüman ol,demiş, o da:Alemler

in Rabbine boyun eğdim,demişti.



132.Bunu İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti de

Ya'kup da: Oğullrım!ALLAH sizin için bu dini (İslam'

ı)seçti.O halde sadece müslümanlardan olarak ölünüz

(dedi).



133.Yoksa Ya'kub'a ölüm geldiği zaman siz orada mı i

diniz? O zaman (Ya'kub) oğullarına: Benden sonra ki

me kulluk edeceksiniz? demişti.Onlar: Senin ve ata

ların İbrahim,İsmail ve İshak'ın ilahı olan tek

ALLAH'a kulluk edeceğiz;biz ancak O'na teslim olmuş

uzdur,dediler.



134.Onlar bir ümmetti,gelip geçti.Onların kazandıkla

rı kendilerinin,sizin kazandıklarınız sizindir.Siz

onların yaptıklarından sorguya çekilmezsiniz.




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:26:23

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/20.jpg)



Cüz:1,Sure:2 BAKARA SURESİ Sayfa:20






135.(Yahudiler ve hıristiyanlar müslümanlara) :Yahudi

yada hıristiyan olun ki,doğru yolu Obulasınız,dediler.

De ki:Hayır! Biz Hanif olan İbrahim'in dinine uyarız.

O, müşriklerden değildi.




(Hanif,her türlü batıl dinden uzak durup,yalnızca hak

dine yönelen kişi demektir.)




136.'Biz,ALLAH'a ve bize indirilene;İbrahim,İsmail,İs

hak,Ya'kub ve esbata indirilene,Musa ve İsa'ya verilen

lerle Rableri tarafından diğer peygamberlere verilenle

re,onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeksizin inan

dık ve biz sadece ALLAH'a teslim olduk'deyin.



(Esbat,torunlar demektir.Burada Hz.Ya'kub'un on iki ev

ladından torunları kastedilmiştir.)



137.Eğer onlarda sizin inandığınız gibi inanırlarsa

doğru yolu bulmuş olurlar;dönerlerse mutlaka anlaşmaz

lık içine düşmüş olurlar.Onlara karşı ALLAH sana ye

ter.O işitendir,bilendir.



138.ALLAH'ın (verdiği) rengiyle boyandık.ALLAH'tan da

ha güzel rengi kim verebilir? Biz ancak O'na kulluk

ederiz (deyin).



(Zemahşeri'nin açıklamalarına göre hıristiyanlar,yeni

doğan çocukları,bir su ile boyarlar ve 'İşte şimdi hı

ristiyan oldu'derlerdi ve bunu o çocuk için bir temiz

lik sayarlardı. Ayette müslümanların buna karşılık

'ALLAH'ın boyası ile boyandık' demeleri emredildi.

ALLAH'ın boyası İslam fıtratı,İslam ve iman temizliği

dir.)



139.De ki:ALLAH bizim de Rabbimiz,sizin de Rabbiniz ol

duğu halde,O'nun hakkında bizimle tartışmaya mı giri

şiyorsunuz? Bizim yaptıklarımız bize,sizin yaptıkları

nız size aittir.Biz O'na gönülden bağlananlarız.




140.Yoksa siz,İbrahim,İsmail,İshak,Ya'kub ve esbatını

yahudi,yahut hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz?

De ki: Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa ALLAH mı?

ALLAH tarafından kendisine (bildirilmiş) bir şahitliği

gizleyenden daha zalim kim olabilir? ALLAH yaptıkları

nızdan gafil değildir.



141.Onlar bir ümetti;gelip geçti.Onların kazandıkları

kendilerine,sizin kazandıklarınız da size aittir.Siz

onların yaptıklarından sorguya çekilmezsiniz.




KAYNAK:KUR'AN-I KERİM VE AÇIKLAMALI MEALİ

Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:27:03

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/21.jpg)



Sayfa:21 BAKARA SÛRESİ Cüz:2,Sûre:2







(Resulullah (s.a.) Medine'ye geldikten sonra müslümanlar on altı on yedi ay

kadar Kudüs'e yönelerek namaz kıldılar. Bu durum yahudilerin şımarmalarına,

'Muhammed ve ashabı kıblelerinin nersi olduğunu bilmiyorlardı,biz onlara yol

gösterdik' gibi laflar etmelerine ve bunu etrafa yaymalarına sebep olmuştu.

Resulullah,ALLAH'tan İslam'a kendi kıblesinin verilmesini niyaz etti. İşte

bundan sonra Kudüs'ten Kabe'ye dönülmesi emri geldi.Bunun üzerine yahudiler

ve münafıklar tekrar ileri geri konuşmaya başladılar.Aşağıdaki ayetler bu o

layı anlatır.)





142.İnsanlardan bir kısım beyinsizler: Yönelmekte oldukları kıblelerinden on

ları çeviren nedir? diyecekler.De ki: Doğu da batı da ALLAH'ındır.O dilediği

ni doğru yola iletir.



143.İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resul'ün de size şahit ol

ması için sizi mutedil bir millet kıldık.Senin (arzulayıp da şu anda) yönel

mediğin kıbleyi (Kabe'yi) biz ancak Peygamber'e uyanı,ökçeleri üzerinde geri

dönenden ayrdetmemiz için kıble yaptık.Bu,ALLAH'ın hidayet verdiği kimseler

den başkasına elbette ağır gelir.ALLAH sizin imanınızı asla zayi edecek

değildir.Zira ALLAH insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir.




(Rivayete göre kıyamette milletler peygamberlerinin tebliğatını inkar eder

ler.ALLAH peygamberlerden tebliğ ettiklerine dair delil ister.Bunun üzerine

ümmet-i Muhammed getirilir ve onlar buna şehadet ederler.Onlara 'Siz bunu

nereden öğrendiniz?'diye sorulur.Onlar da 'Kur'an'dan ve Resulullah'tan öğ

rendik' derler.Nihayet Resulullah getirilir ve o da buna şahitlik eder.)



144.(Ey Muhammed!) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yüce

lerden haber beklediğini) görüyoruz.İşte şimdi,seni memnun olacağın bir kıb

leye döndürüyoruz.Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir.(Ey müslüman

lar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin.

Şüphe yok ki, ehl-i kitap, onun Rablerinden gelen gerçek olduğunu çok iyi

bilirler.ALLAH onların yapmakta olduklarından habersiz değildir.



145.Yemin olsun ki (habibim!) sen ehl-i kitaba her türlü ayeti (mucizeyi)

getirsen yine de onlar senin kıblene dönmezler.Sen de onların kıblesine dö

necek değilsin.Onlar da birbirlerinin kıblesine dönmezler.Sana gelen ilim

den sonra eğer onların arzularına uyacak olursan, işte o zaman sen hakkı

çiğneyenlerden olursun.




(Bu ayette inadın insanoğlunu ne hale getirdiği anlatılarak 'Sen onların

arzularına uyarsan kötülük edenlerden olursun' denilmiştir.Çünkü Efendi

miz bilfarz onların bir dileğini yerine getirirse bu sefer başka bir şey

isteyecekler ve zor görmedikçe hiçbir şeyi kabul etmeyeceklerdir.İşte ay

ette bu cihet anlatılmıştır. Bunun da sebebi, inat ve taassuptur.İman ile

terbiye edilmemiş nefis, inat ve taassuptan kurtulamaz.Bu da insanı daima

kötüye yöneltir.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:27:45

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/22.jpg)


Cüz:2, Sûre:2 BAKARA SÛRESİ Sayfa:22








146.Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (o kitaptaki peygamberi), öz oğulları

nı tanıdıkları gibi tanırlar.Buna rağmen onlardan bir gurup bile bile gerçeği

gizler.



(Yahudiler Tevrat'ta, hıristiyanlarda İncil'de ahir zaman peygamberinin vasıf

larını gördüler, onun gelmesini beklediler; her nesil bunu kendinden sonra ge

leceklere anlattı ve inanmalarını tavsiye etti.Bunun için her iki zümre de bu

peygamberin gelmesini dört gözle bekliyorlardı.Ancak onun Araplar arasından

ve bir yetim kimse olarak gönderildiğini görünce sırf ırkçılık gayret ve düş

üncesiyle inkar ettiler.Halbuki onun hak peygamber olduğunu, kendi oğullarını

bilip tanıdıkları gibi biliyorlardı.)



147.Gerçek olan,Rabbinden gelendir. O halde kuşkulananlardan olma!



148.Herkesin yöneldiği bir kıblesi vardır. (Ey müminler!) Siz hayır işlerin

de yarışın.Nerede olursanız olun sonunda ALLAH hepinizi biraraya getirir.

Şüphesiz ALLAH her şeye kadirdir.



149.Nereden yola çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram tarafına çe

vir.Bu emir Rabbinden sana gelen gerçektir. (Biliniz ki) ALLAH yaptıkları

nızdan habersiz değildir.



150.(Evet Resulüm!) Nereden yola çıkarsan çık (namazda) Mescid-i Haram'a

doğru çevir.Nerede olursanız olunuz, yüzünüzü o yana çevirin ki, aralar

ından haksızlık edenler (kuru inatçılar) müstesna, insanların aleyhiniz

de (kullanabilecekleri) bir delili bulunmasın.Sakın onlardan korkmayın!

Yalnız benden korkun. Böylece size olan nimetimi tamamlayayım da doğru

yolu bulasınız.



151.Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi kötülükler

arındıran, size Kitab'ı ve hikmeti talim edip bilmediklerinizi size öğ

reten bir Resul gönderdik.



152.Öyle ise siz beni (ibadetle) anın ki ben de sizi anayım.Bana şükre

din; sakın bana nankörlük etmeyin!




153.Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile ALLAH'tan yardım isteyin.Çünkü

ALLAH muhakkak sabredenlerle beraberdir.



(Sabır ile namaz, nefsin kötü arzularına karşı en büyük silahtır.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:28:25

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/23.jpg)


Sayfa:23 BAKARA SÛRESİ Cüz:2,Sûre:2







154.ALLAH yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyin.Bilakis onlar diridirler,lakin

siz anlayamazsınız.



155.Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık;mallardan,canlardan ve ürünlerden bir

az azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele!



156.O sabredenler,kendilerine bir bela geldiği zaman:Biz ALLAH'ın kullarıyız ve

biz O'na döneceğiz,derler.



157.İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır.Ve doğru yolu bulanlar

da onlardır.



(Bedir'de şehit düşen 14 kişi hakkında nazil olduğu rivayet edilen bu ayet,kabir

azabına yahut safasına da delildir.Ölüm,korku,açlık,mal azlığı,fakirlik,hastalık;

bunların hepsi birer imtihandır.Bunlar dünya hayatının ayrılmaz parçalarıdır,hiç

kimse bunlardan birisine yakalanmaktan kurtulamaz.En sonunda herkes ölecektir. İ

nanan akıllı kişi,bunları Kur'an'a göre anlayıp değerlendirendir.)



158.Şüphe yok ki,Safa ile Merve ALLAH'ın koyduğu nişanlardandır.Her kim Beytul

lah'ı ziyaret eder veya umre yaparsa onları tavaf etmesinde kendisine bir günah

yoktur.Her kim gönüllü olarak bir iyilik yaparsa şüphesiz ALLAH kabul eder ve

(yapılanı) hakkıyla bilir.



(Safa ile Merve,Kabe'nin doğu tarafında iki tepenin adıdır.Hacer validemiz Hz.İs

mail için su ararken bu iki tepe arasında yedi defa koşmuştur.Bugün hac ve umre

için Beytullah'ı ziyaret ve tavaf edenler,aynı zamanda Safa ile Merve arasında

sa'yederler.Ayette,iki tepe arasında sa'yetmekte (gelip gitmekte) günah yoktur,

denilmiştir.Çünkü cahiliye devrinde her iki tepede de birer put vardı.Her ne ka

dar İslam bu putları kaldırmışsa da bazı kimselerin içinde bir şüphe kaldı.İşte

yukarıdaki ayetle bu şüphe tamamen giderilmiş oldu.)



159.İndirdiğimiz açık delilleri ve kitapta insanlara apaçık gösterdiğimiz hida

yet yolunu gizleyenlere hem ALLAH hem de bütün lanet ediciler lanet eder.



160.Ancak tevbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkca ortaya koyanlar

başkadır.Zira ben onların tevbelerini kabul ederim.Ben tevbeyi çokca kabul ed

en ve çokca esirgeyenim.



161.(Ayetlerimizi) inkar etmiş ve kafir olarak ölmüşlere gelince, işte ALLAH'

ın,meleklerin ve tüm insanların laneti onların üzerinedir.



162.Onlar ebediyen lanet içinde kalırlar.Artık ne azapları hafifletilir ne de

onların yüzlerine bakılır.



163.İlahınız bir tek ALLAH'tır.O'ndan başka ilah yoktur.O,rahmandır,rahimdir.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:29:02

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/24.jpg)


Cüz:2,Sûre:2 BAKARA SÛRESİ Sayfa:24






(Bundan önceki ayetlerde ALLAH'a ve O'nun gönderdiği dine karşı nankörlük eden

lerin nasıl kötü bir akıbete sürüklendikleri,onların ebediyen kötülenecekleri

anlatılmıştır.Bundan sonraki ayetlerde ise,her insanda en büyük ilahi nimet ol

an aklı herkesin yerli yerince kullanması,etrafına dikkat ve ibretle bakması i

çin kainat olaylarına temas edilmiştir.Zira hakkıyla düşünen,etrafına ibretle

bakan kimse, mutlaka ALLAH'ı bulur ve O'na inanır.)



164.Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında,gece ile gündüzün birbiri peşin

de gelmesinde, insanlara fayda veren şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp gid

en gemilerde,ALLAH'ın gökten indirip de ölü haldeki toprağı canlandırdığı su

da,yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında,rüzgarları ve yer ile gök arasında

emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde düşünen bir toplum için (ALLAH'

ın varlığını ve birliğini ispatlayan) birçok deliller vardır.



165.İnsanlardan bazıları ALLAH'tan başkasını ALLAH'a denk tanrılar edinir de

onları ALLAH'ı sever gibi severler.İman edenlerin ALLAH'a olan sevgileri ise

(onlarınkinden) çok daha fazladır.Keşke zalimler azabı gördükleri zaman (anla

yacakları gibi) bütün kuvvetin ALLAH'a ait olduğunu ve ALLAH'ın azabının çok

şiddetli olduğunu çok önceden anlayabilselerdi.



166.İşte o zaman (görecekler ki) kendilerine uyulup arkalarından gidilenler,

uyanlardan hızla uzaklaşırlar ve (o anda her iki taraf da) azabı görmüş, ni

hayet aralarındaki bağlar kopup parçalanmıştır.



(Dünyada hiç düşünmeden bazı kimseleri kendilerine önder edinen, böylece ba

tıl yola giden kimseler ahirette o önderlerin kendilerinden uzaklaştıklarını

görürler.Ancak her iki taraf da içine girecekleri azabı görecekler ve ondan

kurtuluş olmadığını anlayacaklardır.Dünyadakinin tersine, bu sefer uyanlar

konuşurlar,ama artık faydası yoktur.)



167.(Kötülere) uyanlar şöyle derler: Ah,keşke bir daha dünyaya gitmemiz müm

kün olsaydı da,şimdi onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzak

laşsaydık! Böylece ALLAH onlara, işlerini,pişmanlık ve üzüntü kaynağı olarak

gösterir ve onlar artık ateşten çıkamazlar.



168.Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helal ve temiz olanlarından yeyin,

şeytanın peşine düşmeyin; zira şeytan sizin açık bir düşmanınızdır.



169.O size ancak kötülüğü,çirkini ve ALLAH hakkında bilmediğiniz şeyleri söy

lemenizi emreder.



(Şeytan,insanın içinde bulunan kötü düşünce ve arzuları körükler,insan nefsi

ne kötülüğü sevdirir.Bu sebeple insanın kötülük yapmasını kolaylaştırır.O

yüzden Hz.Ebubekir: 'Büyük adam, nefsinin isteklerine uymayan kimsedir'de

miştir.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ


Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:31:18

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/25.jpg)



Sayfa:25 BAKARA SÛRESİ Cüz:2,Sûre:2





170.Onlara (müşriklere) : ALLAH'ın indirdiğine uyun,denildiği zaman onlar,'Ha

yır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız'dediler.Ya ataları birşey

anlamamış,doğruyu da bulamamış idiyseler?



171.(Hidayet çağrısına kulak vermeyen) kafirlerin durumu,sadece çobanın bağır

ıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer.Çünkü onlar sağırlar,dilsiz

ler ve körlerdir.





(Bu ayetlerde insanların körükörüne eskiye bağlanmaları,yeni ortaya konmuş fi

kirlere kulak vermemeleri kötülenmiş,bu konuda doğru olanın,akılcı olarak ha

reket edilmesi olduğu söylenmiştir.


Zemahşeri'ye göre ayetin meali şöyledir: Kafirleri doğru yola çağıran davetçi

nin (Peygamber'in)durumu,bağırıp çağırmadan başka birşey işitmeyenlere sesle

nen çobanın durumu gibidir.)



172.Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yeyin, eğ

er siz yalnız ALLAH'a kulluk ediyorsanız O'na şükredin.



173.ALLAH size ancak ölüyü (leşi),kanı,domuz etini ve ALLAH'tan başkası adı

na kesileni haram kıldı.Her kim bunlardan birini yemeye mecbur kalırsa,başka

sının hakkına saldırmadan ve haddi aşmadan bir miktar yemesinde günah yoktur.

Şüphe yok ki ALLAH çokca bağışlayan çokca esirgeyendir.




(İslam'da zorluk yoktur.Zaruretler mahzurları ortadan kaldırır.Bir kimse el

inde olmayan sebeplerle haram olan bir şeyi yemek ya da bir işi işlemek zor

unda kalırsa,haddi aşmamak ve o şeyi devamlı helal saymamak şartıyla zaru

ret miktarınca yiyebilir.Bu durumda dinen günah işlemiş sayılmaz.)


174.ALLAH'ın indirdiği kitaptan bir şeyi (ahir zaman Peygamberi'nin vasıfları

nı) gizleyip onu az bir paha ile değişenler yok mu,işte onların yiyip de kar

ınlarına doldurdukları, ateşten başka bir şey değildir.Kıyamet günü ALLAH ne

kendileriyle konuşur,ne de onları temize çıkarır.Orada onlar için can yakıcı

bir azap vardır.



(Yahudi hahamları Peygamberimizin Tevrat'ta zikredilen vasıflarını gizlediler.

Yaptıkları bu kötü iş için de maddi karşılık aldılar.Ayette bunun ne kötü bir

davranış olduğu anlatılmaktadır.)



175.Onlar doğru yol karşılığında sapıklığı,mağfirete bedel olarak da azabı sa

tın almış kimselerdir.Onlar ateşe karşı ne kadar da dayanıklıdırlar!



176.O azabın sebebi,ALLAH'ın, kitabı hak olarak indirmiş olmasıdır.(Buna rağ

men farklı yorum yapıp) kitapta ayrılığa düşenler, elbette derin bir anlaş

mazlığın içine düşmüşlerdir.




(ALLAH Teala'nın Kur'an'ı hak olarak indirdiği apaçık ortada iken,ondaki ah

kamı;sağlam delillere dayanmadan kendi arzularına göre yorumlamak isteyenle

rin,gerçeklerden uzak kaldıkları ve içinden çıkılmaz ayrılıklara düştükleri,

bu yüzden de hem dünyada hem de ahirette zarara uğrayacakları anlatılmıştır.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ


Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:31:53

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/26.jpg)


Cüz:2,Sure:2 BAKARA SÛRESİ Sayfa:26






177.İyilik,yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir.Asıl iyilik,o

kimsenin yaptığıdır ki,ALLAH'a,ahiret gününe,meleklere,kitaplara,peygamberlere

inanır.(ALLAH'ın rızasını gözeterek) yakınlara,yetimlere,yoksullara,yolda kal

mışlara,dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar,namaz kılar,zekat verir.

Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir.Sıkıntı,hastalık ve savaş za

manlarında sabreder.İşte doğru olanlar,bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakiler

ancak onlardır!



178.Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı.Hüre hür,kö

leye köle,kadına kadın (öldürülür).Ancak her kimin cezası,kardeşi (öldürülenin

velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı

ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir.Bu söylenenler, Rabbi

nizden bir hafifletme ve rahmettir.Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak

onun için elem verici bir azap vardır.



(Bütün dinler,hukuk ve ahlak sistemleri,haksız yere adam öldürmenin,cana kıy

manın büyük bir suç olduğunda birleşmişlerdir.Farklılık,bu suçun önlenmesi i

çin alınması gereken tedbirlerde kendini göstermektedir.İslam,suça iten sebep

leri azami ölçüde ortadan kaldırmış,insanı iman,ibadet ve ahlak terbiyesi ile

olgunlaştırmak için gerekli tedbirleri almış,bütün bunlardan sonra da kısas a

dıyla 'cana kıyanın canına kıyılır' kaidesini koymuştur. Haksız aflarla bir

gün hürriyete kavuşmak ümidi içinde beslenen kimselerin bu hali (hapis ceza

sı) hiç de caydırıcı ve suçu önleyici bir tedbir değildir. Kısası tazminata

(diyete) çevirme hakkı,öldürme suçunun acı neticelerine katlanmakta olan ölü

yakınlarına (velilere) aittir.Başkası bu cezayı bağışlayamaz.)


179.Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır.Umulur ki suç işlemek

ten sakınırsınız.



('Kısasta hayat vardır' sözü,gerçekten dikkate değer bir ifadedir.Zira kısas

tatbik edilirse bir kişinin öldürülmesiyle pek çok kimsenin yaşaması sağla

nır.Çünkü cezasının ölüm olduğunu bilen kimse,bu suçu işlemeyecektir.)



180.Birinize ölüm geldiği zaman,eğer bir hayır bırakacaksa anaya,babaya, ya

kınlara,uygun bir biçimde vasiyet etmek ALLAH'tan korkanlar üzerine bir borç

tur.



(Mirasla ilgili ayetler gelmeden önce,kişinin servetinden ana,baba ve akra

balarına bir miktar verilmesi için vasiyet etmesi emredilmiştir.Ancak, Nisa

suresinde gelen miras ayetleri ile herkesin hakkı kesin ve net olarak belir

lenmiş,Efendimiz de 'ALLAH her hak sahibine hakkını vermiştir.Bundan sonra

varise vasiyet yoktur' buyurmuş,böylece yukarıdaki ayet neshedilmiştir. Fa

kat mirastan payı olmayan akraba ve düşkünlere ve hayır müeseselerine vasi

yet bakidir.Her müslüman gönüllü olarak servetinden istediği yere vasiyet e

debilir.)



181.Her kim bunu işittikten ve kabullendikten sonra vasiyeti değiştirirse,

günahı onu değiştirenleredir.Şüphesiz ALLAH (her şeyi) işitir ve (her şeyi)

bilir.



(İslam'da vakıf müessesi hadislere dayanmakla birlikte sadaka-i cariye mahi

yetinde olan ve ammeye hizmet veren vakifları,bunların şekil ve şartlarını

haksız olarak değiştirenler de vasiyeti değiştirenler gibi telakki edilmiş,

bu ayet birçok vakıf eşya üzerine ve vakıfnamelere yazılmıştır.)

KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:32:27

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/27.jpg)


Sayfa:27 BAKARA SÛRESİ Cüz:2,Sûre:2






182.Her kim vasiyet edenin haksızlığa yahut günaha meyletmesinden endişe eder de

(alakalıların) aralarını bulursa kendisine günah yoktur.Şüphesiz ALLAH çok bağış

layan hem de esirgeyendir.




(Bundan sonra gelecek ayetlerde ALLAH Teala müslümana farz kılınan ramazan oruc

undan söz eder.Oruç,İslam'ın beş temelinden biridir. Orucun farziyeti Kur'an'da

belirtilmiştir.Oruca tahsis edilen ramazan ayı faziletli bir aydır.Bu ayın fazi

leti,içinde Kadir gecesi bulunmasındandır.Kadir gecesinin üstünlüğü ise,kendisin

de Kur'an indirilmiş olmasındandır.Çünkü Kur'an ramazan ayında ve Kadir gecesin

de topluca,levh-i mahfuzdan Beytü'l-izze denilen makama indirilmiş ve yine Kadir

gecesinde ilk olarak Hira dağında,Peygamberimize vahiy olarak gelmeye başlamış

tır.Buna göre ramazan ayının ve Kadir gecesinin üstünlüğü, Kur'an'ın bu ayda ve

gecede inmesinden ileri gelmektedir.Bu üstünlükleri sebebiyle ramazan ayı, büyük

bir ibadet olan oruca tahsis edilmiştir.)



183.Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi

size de farz kılındı.Umulur ki korunursunuz.



184.Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı).Sizden her kim hasta ya

hut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık

veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya

güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir.Bununla beraber kim gö

nüllü olarak hayır yaparsa,bu kendisi için daha hayırlıdır.Eğer bilirseniz (güç

lüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.



185.Ramazan ayı,insanlara yol gösterici,doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın a

çık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır.Öyle sizden ramazan ayını id

rak edenler oruç tutsun.Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler

sayısınca) başka günlerde kaza etsin.ALLAH sizin için kolaylık ister,zorluk is

temez.Bütün bunlar,sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık,

ALLAH'ı tazim etmeniz,şükretmeniz içindir.



(Dinde güçlük yoktur.ALLAH orucu emretmiştir.Oruç tutma şartları bulunan kimse

ler oruç tutarlar.Hastalık,yolculuk gibi geçici bir engelden ötürü oruç tutama

yan kaza eder.İhtiyarlık ve iyileşmeyen müzmin hastalık gibi devamlı özrü olan

lar fidye verirler.Her türlü zahmete rağmen kendi arzusu ile gönülden oruç tut

an ve hayır yapanlar övülmüştür.)



186.Kullarım sana,beni sorduğunda (söyle onlara) :Ben çok yakınım.Bana dua et

tiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm.O halde (kullarım da) benim da

vetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.



(Rivayete göre bir bedevi Resulullah (s.a.v.)'e 'Rabbimiz yakın mıdır,yoksa uz

ak mıdır? Yakınsa ona fısıltı şeklinde dua edelim,uzaksa bağıralım'dedi.Bunun ü

zerine ayet indi.ALLAH'ın istediği iman ve itaatir.ALLAH,iman edip itaat edenler

in dualarını kabul edeceğini vadetmiştir.Gerçek manada iman edip ALLAH'a kulluk

edenlerin duası kabul olunur.)




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ





Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:32:59

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/28.jpg)



Cüz:2,Sûre:2 BAKARA SÛRESİ Sayfa:28




187.Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı.Onlar sizin iç

in birer elbise,siz de onlar için birer elbisesiniz.ALLAH sizin kendinize kö

tülük ettiğinizi bildi ve tevbenizi kabul edip sizi bağışladı.Artık (ramazan

gecelerinde) onlara yaklaşın ve ALLAH'ın sizin için takdir ettiklerini iste

yin.Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt

edilinceye kadar yeyin,için,sonra akşama kadar orucu tamamlayın.Mescitlerde i

badete çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin. Bunlar ALLAH'ın

koyduğu sınırlardır.Sakın bu sınırlara yaklaşmayın.İşte böylece ALLAH ayetle

rini insanlara açıklar.




(İslam'ın ilk zamanlarında farz olan ramazan orucunu tutarken sahur yemeği yok

tu.Oruç tutan kimse,akşam orucunu açınca yatsı namazını kılıp uyuyuncaya kadar

yer içerdi.Bundan sonra yemek,içmek ve kadınlara yaklaşmak haramdı.Bazı müslü

manlar dayanamayıp kadınlarına yaklaştı.Bazıları iftardan sonra yorgunlukları

sebebiyle hemen uyudukları için,ertesi gün açlık ve susuzluktan baygınlık geçir

diler.Cenab-ı ALLAH müminlere acıdı ve bir kolaylık olmak üzere bu ayeti indir

di.'Beyaz iplik ve siyah iplik' ifadelerinden maksadı,'mine'l-fecr :tanyerinin

ağarmasından' ilavesi açıklığa kavuşturmuştur.Buna göre orucun başlaması gere

ken zaman (imsak),güneşin doğmasına değil,fecrin doğmasına,yani tanyerinin ağ

armaya başlamasına bağlıdır.İplik tabiri de,tanyeri ağarmasının başlangıcını

ifade etmektedir.Aydınlık yayılıp yükselince,artık ona 'beyaz iplik' denemez.

Aydınlığın başladığı an sahurun bittiği ve imsakın başladığı,aynı zamanda sa

bah namazı vaktinin de girdiği andır.)



188.Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken,

insanların mallarından bir kısmını haram yollardan yemeniz için o malları ha

kimlere (idarecilere veya mahkeme hakimlerine) vermeyin.



(Bu ayette işaret edilmek istenen mana,daha ziyade rüşvet ve çıkarcılıktır.Bi

naenaleyh aldatma ve dalavere ile elde edilen bütün kazançlar haramdır.)



189.Sana,hilal şeklinde yeni doğan ayları sorarlar.De ki :Onlar,insanlar ve ö

zellikle hac için vakit ölçüleridir.İyi davranış,asla evlere arkalarından gel

ip girmeniz değildir. Lakin iyi davranış, korunan (ve ölçülü giden) kimsenin

davranışıdır.Evlere kapılarından girin, ALLAH'tan korkun, umulur ki kurtuluşa

erersiniz.



(Peygamberimize yeni doğan hilalin önce incecik olması,sonra hergün büyümesi,

dolunay olduktan sonra tekrar incelip kaybolması ve tekrar aynı şekilde doğup

devam etmesi sorulmuştu.Ayette verilen cevapta 'Ayın bu şekildeki hareketi,ka

meri senenin hesap edilmesini,özellikle hac günlerinin bilinmesini sağlamak

tır' denildi.Ayrıca eskiden Araplar hac için ihram giydiklerinde veya hac dö

nüşünde evlere kapısından değil de arkadan açılan bir delikten girmenin iyilik

olduğuna inanırlardı.Yukarıdaki ayette bunun da yanlış olduğu anlatılmıştır.)



190.Size karşı savaş açanlara,siz de ALLAH yolunda savaş açın.Sakın aşırı gitme

yin,çünkü ALLAH aşırıları sevmez.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:33:33

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/29.jpg)


Sayfa:29 BAKARA SÛRESİ Cüz:2,Sûre:2






191.Onları (size karşı savaşanları) yakaladığınız yerde öldürün.Sizi çıkardık

ları yerden siz de onları çıkarın.Fitne,adam öldürmekten kötüdür.Mescid-i Ha

ram'da onlar sizinle savaşmadıkça,siz de onlarla savaşmayın.Eğer onlar size sa

vaş açarlarsa siz de onları öldürün.İşte kafirlerin cezası böyledir.



192.Eğer onlar (savaştan) vazgeçerlerse, (şunu iyi bilin ki) ALLAH gafur ve ra

himdir.



193.Fitne tamamen yok edilinceye ve din (kulluk) de yalnız ALLAH için oluncaya

kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçerlerse zalimlerden başkasına düşmanlık ve

saldırı yoktur.



194.Haram haram aya karşılıktır.Hürmetler (dokunulmazlıklar) karşılıklıdır.Kim

size saldırırsa siz de ona misilleme olacak kadar saldırın.ALLAH'tan korkun ve

bilin ki ALLAH müttakilerle beraberdir.




(Resulullah (s.a.v.) hicretin altıncı yılında umre yapmak maksadıyla Mekke'ye

doğru yola çıkmıştı.Mekke yakınlarındaki Hudeybiye'ye gelince müşrikler Mekke'

ye girmelerini önlediler.Orada çetin münakaşalar oldu.Sonunda İslam tarihinin

en mühim hadiselerinden biri olan Hudeybiye antlaşması yapıldı. Bu antlaşmada

yer alan maddelerden birine göre,müslümanlar o sene Harem-i Şerif'i ziyaret et

meden geri dönecekler,gelecek sene aynı haram ayı içinde Mescid'i ziyaret edip

umre yapacaklardı.Müşrikler bunu başarı saydılar.ALLAH,müslümanları ertesi se

ne aynı ayda Mescid-i Haram'a getirdi.Böylece haram ay,haram aya karşılık oldu.




İslam hukukuna göre saldırıya ancak misli ile mukabele edilir,aşırı gitmek suç

tur.Bütün harplerde önce insanlar dine çağrılır. Müslüman olmayı yahut cizye

vermeyi kabul etmeyenlerle savaşılır.)



195.ALLAH yolunda harcayın.Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.Her

türlü hareketinizde dürüst davranın.Çünkü ALLAH dürüstleri sever.



(Ayette geçen 'ihsan' kelimesi,bir işi tam ve noksansız yapmak,işin hakkını ver

mek ve dürüst olmak demektir.


Nitekim bir hadiste Resulullah (s.a.v.)'e 'İhsan nedir?' diye sorulmuş.O da:'Al

lah'a ,O'nu görüyormuş gibi kulluk etmendir,her ne kadar sen O'nu görmüyorsan

da O seni görüyor.' buyurmuştur.Kulluk umumi bir davranıştır.Bu itibarla hadis

te ki manayı,özellikle ibadete yöneltmek doğru değildir.Esasen Arapça'da ihsan,

işi doğru dürüst yapmaktır. Onun için işinin ehli olana 'muhsin'denir.Tercüme

bu anlayışa göre yapılmıştır.Sosyal yardımı ve adaleti de içine alan ihsan ve

infakı, 'tehlikeyi önleyen bir tedbir' olarak gösteren ayet, adaletin anarşiyi

ve ihtilali önlediğine de işaret etmektedir.)



196.Haccı ve umreyi ALLAH için tam yapın.Eğer (bunlardan) alıkonursanız kolayı

nıza gelen kurbanı gönderin.Kurban,yerine varıncaya kadar başlarınızı traş et

meyin.Sizden her kim hasta olursa yahut başından bir rahatsızlığı varsa, oruç

veya sadaka veya kurban olmak üzere fidye gerekir.(Hac yolculuğu için) emin ol

duğunuz vakit kim hac günlerine kadar umre ile faydalanmak isterse,kolayına ge

len bir kurban kesmek gerekir.Kurban kesmeyen kişi hac günlerinde üç,memleketi

ne döndüğü zaman yedi olmak üzere oruç tutar ki,hepsi tam on gündür. Bu söyle

nenler,ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir. ALLAH'tan korkun.

Biliniz ki ALLAH'ın vereceği ceza ağırdır.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:34:03

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/30.jpg)


Cüz:2,Sûre:2 BAKARA SÛRESİ Sayfa:30





197.Hac, bilinen aylardadır.Kim o aylarda hacca niyet ederse (ihramını giyer

se),hac esnasında kadına yaklaşmak,günah sayılan davranışlara yönelmek,kavga

etmek yoktur.Ne hayır işlerseniz ALLAH onu bilir. (Ey müminler! Ahiret için)

azık edinin.Bilin ki azığın en hayırlısı takvadır.Ey akıl sahipleri! Benden

(emirlerime muhalefetten) sakının.



(Eskiden Araplar,hac mevsiminde bir takım panayırlar kurarlar, orada çeşitli

sahalarda alışveriş yaparlardı.Bunlar o zaman cahiliye devri adetlerine göre

cereyan ederdi.Müslümanlar bunları günah saydılar.ALLAH Teala aşağıdaki ayet

lerde bu hususa açıklık getirdi.)


198.(Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizden gelecek bir lütfu (kazancı)

aramanızda size herhangi bir günah yoktur.Arafat'tan ayrılıp akın ettiğinizde

Meş'ar-i Haram'da ALLAH'ı zikredin ve O'nu size gösterdiği şekilde anın.Şüphe

siz siz daha önce yanlış gidenlerden idiniz.




(Diğer ibadetler gibi haccın da ferde ve topluma sayısız faydaları vardır.Bun

ların en önemlilerini şu maddelerde toplayabiliriz:



1.İhram,tek tip ve basit bir elbisedir.Bütün hacı namzetleri bunu giyerek son

radan edindikleri mal,mülk,rütbe,makam ve benzerlerini geride bırakır,tek far

kın şahsi faziletten ibaret olduğu gerçek eşitliği yaşarlar.


2.Kefeni andıran ihram içinde yapılan Arafat vakfesi aynı zamanda bir mahşer

örneğidir.Bu manzara,belki bir ömür boyu insana ölümü ve haşrı hatırlatır.


3.Çeşitli ırk ve kültürlere mensup müslümanların toplanmalarına vesile olan

hac,bir 'maddi ve manevi değerler' alışverişine vasıta olmakta, müslümanları

birbirine yaklaştırmakta,problemlere ortak çözümler arama imkanı vermektedir.


4.Kabe etrafında tavaf,tevhid fikrini temsil etmekte,farklı yönlere,fakat dai

ma Kabe'ye yönelerek kılınan namaz 'Nereye dönseniz ALLAH oradadır' prensibi

ni ruhlara işlemektedir.Metotlar,ictihadlar,kaanatler farklı olabilir, ancak

her şey ALLAH içindir,ALLAH rızasına yönelmelidir.)


199.Sonra insanların (sel gibi) aktığı yerden siz de akın.ALLAH'tan mağfiret

isteyin.Çünkü ALLAH affedici ve esirgeyicidir.



200.Hac ibadetlerinizi bitirince,babalarınızı andığınız gibi,hatta ondan daha

kuvvetli bir şekilde ALLAH'ı anın. İnsanlardan öyleleri var ki: Ey Rabbimiz!

Bize dünyada ver,derler.Böyle kimselerin ahiretten hiç nasibi yoktur.



201.Onlardan bir kısmı da:Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver,ahirette de

iyilik ver.Bizi cehennem azabından koru! derler.



202.İşte onlar için,kazandıklarından büyük bir nasip vardır. (Şüphesiz) ALLAH'

ın hesabı çok süratlidir.




KAYNAK:KURÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ



Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:34:37

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/31.jpg)


Sayfa:31 BAKARA SÛRESİ Cüz:2,Sûre:2





203.Sayılı günlerde (eyyam-ı teşrikte telbiye ve tekbir getirerek) ALLAH'ı an

ın.Kim iki gün içinde acele edip (Mina'dan Mekke'ye) dönmek isterse,ona günah

yoktur.Bunlar günahtan sakınanlar içindir.ALLAH'tan korkun ve bilin ki hepi

niz O'nun huzurunda toplanacaksınız.




(Aşağıda gelen üç ayet Ahnes b. Şurayk hakkında inmiştir.Güzel konuşan ve ya

kışıklı bir kimse olan Ahnes,münafık idi. Resulullah'ın yanına gelir, güzel

sözlerle müslümanlık taslardı.Halbuki içi fenalık dolu idi. İşi gücü müslü

manlara zarar vermekti.İşte ayetlerde böyle güzel konuşan,hoş görünen kimse

lere hemen kanmamak,iyice emin olmadan kimseye güvenmemek gerektiği anlatıl

mıştır.)




204.İnsanlardan öyleleri vardır ki,dünya hayatı hakkında söyledikleri senin

hoşuna gider.Hatta böylesi kalbinde olana (samimi olduğuna) ALLAH'ı şahit

tutar.Halbuki o,hasımların en yamanıdır.




205.O,dönüp gitti mi (yahut bir iş başına geçti mi) yeryüzünde ortalığı fe

sada vermek,ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için çalışır.Alah bozgun

culuğu sevmez.



206.Böylesine 'ALLAH'tan kork!' denilince benlik ve gurur kendisini günaha

sevkeder.(Ceza ve azap olarak) ona cehennem yeter.O ne kötü yerdir!



207.İnsanlardan öyleleri de var ki, ALLAH'ın rızasını almak için kendini

ve malını feda eder.ALLAH'da kullarına şefkatlidir.




(İbn Abbas'tan rivayete göre bu ayet Suheyb b. Sinan er-Rumi hakkında in

miştir.Mekke müşrikleri bu zatı yakalamış,dininden döndürmek için işken

ce etmişlerdi.Suheyb, Mekkelilere 'Ben ihtiyar bir adamım. Malım da var.

Sizden veya düşmanlarınızdan olmamın size bir zararı olmaz, ben bir söz

söyledim ondan caymayı iyi görmem,malımı ve eşyamı size verir,dinimi siz

den satın alırım.' demişti.Onlar buna razı olmuşlar,Suheyb'i salıvermiş

lerdi.Oradan kalkıp Medine'ye gelirken bu ayet nazil oldu.Şehre girerken

kendisine rastlayan Hz.Ebubekir 'Alışverişin karlı olsun ya Suheyb' de

miş,o da 'Senin alışverişin de zarar etmesin' cevabını vermiştir.)


208.Ey iman edenler! Hep birden barışa girin.Sakın şeytanın peşinden git

meyin.Çünkü o,apaçık düşmanınızdır.



209.Size (Kur'an ve Sünnet gibi) apaçık deliller geldikten sonra,eğer ba

rıştan saparsanız,şunu iyi bilin ki ALLAH azizdir,hakimdir.



210.Onlar,ille de buluttan gölgeler içinde ALLAH'ın ve meleklerinin gel

mesini mi beklerler? Halbuki iş bitirilmiştir.(ALLAH nizamı artık değiş

mez.) Bütün işler yalnızca ALLAH'a döndürülür.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:35:07

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/32.jpg)



Cüz:2,Sûre:2 BAKARA SÛRESİ Sayfa:32




211.İsrailoğullarına sor ki kendilerine nice apaçık mucizeler verdik.Kim mucize

ler kendisine geldikten sonra ALLAH'ın nimetini (ayetlerini) değiştirirse bil

sin ki ALLAH'ın azabı şiddetlidir.



212.Kafir olanlar için dünya cazip kılındı.(Bu yüzden) onlar,iman edenler ile

alay ederler.Oysa ki, (iman edip) inkardan sakınanlar kıyamet gününde onların

üstündedir.ALLAH dilediğine hesapsız rızık verir.




(Ebu Cehil ve arkadaşları,fakir müminler ile alay ettiler,bunun üzerine bu a

yet nazil oldu.Hayat gerçeğini sadece dünya malı ile değerlendiren kafirler

için dünya malı cazip hale getirilmiştir. Onun için bunlar, üstün değerlere

değil,geçici dünya malına kıymet vermişler,sonunda dünya malı onlara hiçbir

fayda sağlamamıştır.)



213.İnsanlar bir tek ümmet idi. Sonra ALLAH, müjdeleyici ve uyarıcı olarak

peygamberleri gönderdi.İnsanlar arasında anlaşmazlığa düştükleri hususlar

da hüküm vermeleri için, onlarla beraber hak yolu gösteren kitapları da

gönderdi.Ancak kendilerine kitap verilenler,apaçık deliller geldikten son

ra,aralarındaki kıskançlıktan ötürü dinde anlaşmazlığa düştüler.Bunun üze

rine ALLAH iman edenlere, üzerinde ihtilafa düştükleri gerçeği izniyle

gösterdi.ALLAH dilediğini doğru yola iletir.



(Bütün insanlık başlangıç itibarıyla bir tek ümmet idi.Hz.Adem'den çoğal

mıştı.Zamanla ihtilafa düştüler.Peygamberler insanlar arasında beliren

anlaşmazlıkları gidermek için gönderildi.)




214.(Ey müminler!) Yoksa siz,sizden önce gelip geçenlerin başına gelen

ler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve

sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki,nihayet Pey

gamber ve beraberindeki müminler: ALLAH'ın yardımı ne zaman! dediler.

Bilesiniz ki ALLAH'ın yardımı yakındır.




(Bu ayet, bir rivayete göre, Hendek savaşında müslümanların çektiği sı

kıntıları dile getirir.Diğer rivayete göre, Uhud savaşı ile ilgilidir.

Bir rivayete göre ise, evlerini, mallarını ve yakınlarını Mekke'de bı

bırakıp çeşitli sıkıntılara katlanarak Medine'ye göç eden müslümanla

rı teselli için inmiştir.)




215.Sana (ALLAH yolunda) ne harcayacaklarını soruyorlar.De ki:Maldan

harcadığınız şey, ebeveyn, yakınlar, yetimler, fakirler ve yolcular

için olmalıdır.Şüphesiz ALLAH yapacağınız her hayrı bilir.




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:35:41

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/33.jpg)


Sayfa:33 BAKARA SÛRESİ Cüz:2,Sûre:2







216.Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı.Sizin için daha hayırlı

olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür.Sizin için daha kötü halde bir şe

yi sevmeniz de mümkündür.ALLAH bilir,siz bilmezsiniz.



(Savaş insanların severek,zevk alarak yaptıkları bir şey değildir.Fıtratı ve

ruh sağlığı bozulmamış kimseler öldürmek,yakıp yıkmak,acılar vermekten zevk

almaz,bunlardan hoşlanmaz.Ancak vücudu kurtarmak için kangren olmuş elin ke

silmesi,içerde kalmış çocuğu kurtarmak için kapının kırılması nasıl zaruri

ise savaş da toplumların hayatında böyle zaruret haline gelebilir.Din ve vic

dan hürriyetini sağlamanın,zulmü ve fitneyi önlemenin,tecavüzlere son verme

nin yolu savaştan geçebilir.İşte bu durumlarda savaşmak şüphesiz insanlık iç

in daha hayırlı ve daha şerefli bir davranıştır. Cihad ise hiçbir zaman bir

saldırı değildir.Çünkü önce İslam'a davet yapılır,kabul eden müslümandır.İs

lam'ı kabul etmeyenden tabi olması istenir.Bunu da kabul etmezse,ancak o za

man savaşılır.Savaştaki sırrı biz bilemeyiz,ALLAH bilir.Bazı milletler ceza

ya müstehak olunca,ALLAH onları çeşitli belalarla cezalandırır. İşte onlar

dan birisi de savaştır.




Resulullah Efendimiz,Abdullah b. Cahş kumandasında bir müfrezeyi,Kureyş ker

vanından haber getirmeleri için Mekke'ye göndermişti.Kureyş kervanını görün

ce,dayanamayarak hücum ettiler.Kervandan bir kişiyi öldürdüler, iki kişiyi

de esir aldılar.Kervanı sürüp Peygamberimize getirdiler.O gün recep ayının

ilk günüydü.Müşrikler: Muhammed,haram aylarında savaşıyor,diye yaygara kop

ardılar.Bunun üzerine bu ayet indi.)




217.Sana haram ayı,yani onda savaşmayı soruyorlar.De ki:O ayda savaşmak bü

yük bir günahtır.(İnsanları) Alah yolundan çevirmek,Alah'ı inkar etmek,Mes

cid-i Haram'ın ziyaretine mani olmak ve halkını oradan çıkarmak ise ALLAH

katında daha büyük günahtır.Fitne de adam öldürmekten daha büyük bir günah

tır.Onlar eğer güçleri yeterse,sizi dininizden döndürünceye kadar size kar

şı savaşa devam ederler.Sizden kim, dininden döner ve kafir olarak ölürse,

onların yaptıkları işler dünyada da ahirette de boşa gider.Onlar cehennem

liktirler ve orada devamlı kalırlar.




('Fitne' savaş,anarşi;din ve vicdan hürriyetine karşı baskı demektir.)



218.İman edenler ve hicret edip ALLAH yolunda cihad edenler var ya, işte

bunlar,ALLAH'ın rahmetini umabilirler.ALLAH gafur ve rahimdir.



219.Sana,şarap ve kumar hakkında soru sorarlar. De ki: Her ikisinde de bü

yük bir günah ve insanlar için bir takım faydalar vardır.Ancak her ikisi

nin de günahı faydasından daha büyüktür.Yine sana iyilik yolunda ne harca

yacaklarını sorarlar: 'İhtiyaç fazlasını' de.ALLAH size ayetleri böyle aç

ıklar ki düşünesiniz.




(Şarap haramdır. Şarabın haram olması onun hiç bir faydasının olmamasını

gerektirmez.Zararı faydasından çok olduğu için haram kılınmıştır.Kumarda

da kazanan için zahiri bir fayda görülür, ama kaybeden taraf için büyük

bir zarar vardır.Onun için kumar oynamak haram kılınmıştır.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:36:15

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/34.jpg)


Cüz:2,Sûre:2 BAKARA SÛRESİ Sayfa:34





(Bu ayetin başı,bundan önceki ayetin son cümlesi olan 'ki düşünesiniz' ile bağ

lantılıdır.Dünya ve ahiretle ilgili işlerinizi iyi düşünüp gereğine göre hare

ket ederseniz, hem dünyada hem de ahirette saadete nail olursunuz,demektir.)


220.Dünya ve ahiret hakkında (lehinize olan davranışlarınızı düşünün ve ona

göre hareket edin).Sana yetimler hakkında soruyorlar.De ki: Onları iyi yetiş

tirmek (yüz üstü bırakmaktan) daha hayırlıdır. Eğer onlarla birlikte yaşarsa

nız, (unutmayın ki) onlar sizin kardeşlerinizdir.ALLAH, işleri bozanla düzelt

eni bilir.Eğer ALLAH dileseydi, sizi zahmet ve meşakkate sokardı.Çünkü ALLAH

güçlüdür, hakimdir.




(Yetimlere iyi muammele edilmeli, yetim oldukları hissetirilmemelidir.Yetimin

velisi durumunda olan kimsenin, onu ifsat ettiğini, yoksa ıslah mı ettiğini

ALLAH bilir.O yetimdir diye ona iyi davranmayanlar, ALLAH'ın murakabesi altın

da olduklarını unutmamalıdır.)




221.İman etmedikçe putperest kadınlarla evlenmeyin.Beğenseniz bile, putperest

bir kadından, imanlı bir cariye kesinlikle daha iyidir. İman etmedikçe putpe

rest erkekleri de (kızlarınızla) evlendirmeyin.Beğenseniz bile, putperest bir

kişiden inanmış bir köle kesinlikle daha iyidir. Onlar (müşrikler) cehenneme

çağırır.ALLAH ise, izni (ve yardımı) ile cennete ve mağfirete çağırır. ALLAH,

düşünüp anlasınlar diye ayetlerini insanlara açıklar.




(İslam'a göre insanın değeri imanına bağlıdır. ALLAH katında köle ve cariye

bile olsa imanlı kimse daha üstündür ve daha temizdir. Onun için bir müslü

manın dinsiz ve putperestlerle evlenmesi kesin olarak haram kılınmıştır.)



222.Sana kadınların ay halini sorarlar.De ki: O, bir rahatsızlıktır.Bu se

beple ay halinde olan kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara

yaklaşmayın.Temizlendikleri vakit, ALLAH'ın size emrettiği yerden onlara

yaklaşın.Şunu iyi bilin ki, ALLAH tevbe edenleri de sever, temizlenenleri

de sever.




223.Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle

varın.Kendiniz için önceden (uygun davranışlarla) hazırlık yapın.ALLAH'tan

korkun, biliniz ki siz O'na kavuşacaksınız. (Ya Muhammed!) müminleri müjde

le!



(Cinsi temasın şekli sınırlı değildir.Yasak olan sapık ilişkidir.Temastan

önce hazırlık hem maddi ve cinsi hem de besmele vb. gibi manevi olarak an

laşılmıştır.)




224.Yeminlerinizden dolayı ALLAH'ı (O'nun adını), iyilik etmenize, O'ndan

sakınmanıza ve insanların arasını düzeltmenize engel kılmayın.ALLAH işitir

ve bilir.




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:36:44

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/35.jpg)



Sayfa:35 BAKARA SÛRESİ Cüz:2,Sûre:2






225.ALLAH sizi kasıtsız yeminlerinizden sorumlu tutmaz.Lakin kasıtlı yaptığı

nız yeminlerinizden dolayı sorumlu tutar.ALLAH gafurdur, halimdir.




226.Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler dört ay beklerler.Eğer (bu müddet

içinde) kadınlarına dönerlerse, şüphesiz ALLAH çokca bağışlayan ve esirge

yendir.



227.Eğer (müddeti içinde dönmeyip kadınlarını) boşamaya karar verirlerse (ay

rılırlar).Biliniz ki, ALLAH işitir ve bilir.




('İla' yemin manasınadır.Kişinin eşine yaklaşmamak için yaptığı yemin karşı

lığında kullanılmıştır.Cahiliye devri Arapları, kadınlar üzerinde bir baskı

olmak üzere, onlara darıldıkları vakit kadınlardan uzak dururlar, hiç yanla

rına varmazlar, cinsi temas yapmazlar ve onlara yaklaşmamak hususunda yemin

ederlerdi.İşte İslam bu şekilde yapılan haksız davranışları önlemiş, doğru

yolu göstermiştir.Belli müddet içinde yeminini bozan keffaret verir. Müddet

tamamlanırsa evlilik sona erer.)



228.Boşanmış kadınlar, kendi başlarına (evlenmeden) üç ay hali (hayız veya

temizlik müddeti) beklerler.Eğer onlar ALLAH'a ve ahiret gününe gerçekten

inanmışlarsa, rahimlerinde ALLAH'ın yarattığını gizlemeleri kendilerine he

lal olmaz.Eğer kocaları barışmak isterlerse, bu durumda boşadıkları kadın

ları geri almaya daha fazla hak sahibidirler.Erkeklerin kadınlar üzerinde

ki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır.An

cak erkekler, kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahiptirler.ALLAH aziz

dir,hakimdir.




(Bu üstünlük aile reisliğinden ibarettir.)



229.Boşama iki defadır.Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellik

le salıvermektir.Kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şey

almanız size helal olmaz.Ancak erkek ve kadın ALLAH'ın sınırlarında ka

lıp evlilik haklarını tam tatbik edememekten korkarlarsa bu durum müs

tesna.(Ey müminler!) Siz de karı ile kocanın, ALLAH'ın sınırlarını hak

kıyla muhafaza etmelerinden kuşkuya düşerseniz, kadının (erkeğe) fidye

vermesinde her iki taraf için de sakınca yoktur.Bu söylenenler ALLAH'ın

koyduğu sınırlardır.Sakın onları aşmayın.Kim ALLAH'ın sınırlarını aşar

sa işte onlar zalimlerdir.



230.Eğer erkek kadını (üçüncü defa) boşarsa, ondan sonra kadın bir baş

ka erkekle evlenmedikçe onu alması kendisine helal olmaz. Eğer bu kişi

de onu boşarsa, (her iki taraf da) ALLAH'ın sınırlarını muhafaza ede

ceklerine inandıkları takdir de, yeniden evlenmelerinde beis yoktur.

Bunlar ALLAH'ın sınırlarıdır.ALLAH bunları bilmek, öğrenmek isteyen

ler için açıklar.




(Cahiliye devrinde erkekler eşlerini defalarca boşar, sonra geri alır

lardı.İslam dini, kadına, hakime ve hakemlere başvurarak kocasını bo

şamak hakkını elde etme imkanı tanıdığı gibi, erkeğin boşama hakkını

da üç talak ile sınırlamıştır.Bundan sonra erkeğin aynı kadınla tek

rar evlenebilmesi hem kadının iradesine hem de ciddi olarak başka bir

erkekle evlenip boşanmış olmasına bağlıdır.)




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:37:15

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/36.jpg)



Cüz:2,Sûre:2 BAKARA SÛRESİ Sayfa:36




231.Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit

ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın.Fakat haksızlık ederek ve za

rar vermek için onları nikah altında tutmayın.Kim bunu yaparsa muhakkak ken

dine kötülük etmiş olur.ALLAH'ın ayetlerini eğlenceye almayın.ALLAH'ın sizin

üzerinizdeki nimetini, (size verdiği hidayeti), size öğüt vermek üzere indir

diği Kitab'ı ve hikmeti hatırlayın.ALLAH'tan korkun.Bilesiniz ki ALLAH, her

şeyi bilir.





232.Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme müddetlerini bitirdikleri va

kit, aralarında iyilikle anlaştıkları takdirde, onların (eski) kocalarıyla

evlenmelerine engel olmayın.İşte bununla içinizden ALLAH'a ve ahiret günü

ne inanan kimselere öğüt verilmektedir.Bu öğüdü tutmanız kendiniz için en

iyisi ve en temizidir.ALLAH bilir, siz bilmezsiniz.




(Bu ayetin iniş sebebi, rivayete göre, Ma'kıl b. Yesar'dır. Bu zat, kızkar

deşini boşayan kocası onu tekrar almak isteyince buna karşı çıkmış ve ma

ni olmak istemişti. O esnada bu ayet inmiş, Resulullah (s.a.v.), Ma'kıl'ı

çağırmış ve bu ayeti okumuştu.Ma'kıl: 'Rabbimin emri benim arzuma uymadı.

O'nun emrine rıza gösteriyorum.' demiş ve kızkardeşini eski kocasıyla ev

lendirmiştir. Cabir b. Abdullah hakkında da buna benzer bir olay nakle

dilir.Ancak her ne kadar nüzul sebebi bunlar ise de ayetin hükmü umumi

dir.)




233.Emzirmeyi tamamlatmak isteyen (baba) için, anneler çocuklarını iki tam

yıl emzirirler.Onların örfe uygun olarak beslenmesi ve giyinmesi baba ta

rafına aittir.Bir insan ancak gücü yettiğinden sorumlu tutulur.Hiçbir an

ne, çocuğu sebebiyle, hiçbir baba da çocuğu yüzünden zarara uğratılmama

lıdır. Onun benzeri (nafaka temini) varis üzerine de gerekir.Eğer ana ve

baba birbiriyle görüşerek ve karşılıklı anlaşarak çocuğu memeden kesmek

isterlerse, kendilerine günah yoktur. Çocuklarınızı (süt anne tutup) em

zirtmek istediğiniz takdirde, süt anneye vermekte olduğunuzu iyilikle

teslim etmeniz şartıyla, üzerinize günah yoktur. ALLAH'tan korkun.Bilin

ki ALLAH, yapmakta olduklarınızı görür.





KAYNAK:KUR'AN-I KERİM VE AÇIKLAMALI MEALİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:37:56

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/37.jpg)




Sayfa:37 BAKARA SÛRESİ Cüz:2,Sûre:2




234.Sizden ölenlerin, geride bıraktıkları eşleri, kendi başlarına (evlenmeden)

dört ay beklerler.Beklenen müddetlerini bitirdikleri vakit, kendileri hakkın

da yaptıkları meşru işlerde size bir günah yoktur.ALLAH yapmakta olduklarını

zı bilir.




(İddetin hikmeti, rahimin temiz olduğunun tespitidir.Bundan vasıta, hayızdır.

Dört ay içinde üç veya dört hayız vaki olur ki bu, kadının hamile olmadığını

gösterir.Ölüm sebebiyle ayrılmada ayrıca matem durumu da vardır. Mühim olan,

bu dört aylık müddet dolmadan kadının başkasıyla evlenmemesidir.Bu müddet i

çinde evlenme ile ilgili açık konuşmalar yapılmaması da tavsiye edilmiştir.

Gerek boşanma, gerek ölüm sebebiyle ayrılmadan sonra tekrar evlenme için id

det bekleme zorunluluğu hem kadın hem de onun yakınları için bir teselli ve

alıştırma devresi olması sebebiyle psikolojik bakımdan faydalı bir uygulama

dır.Bilhassa kadının yakınlarından meydana gelecek hoşnutsuzluklar belli öl

çüde azaltılmış olur.)




235.(İddet beklemekte olan) kadınlarla evlenme hususundaki düşüncelerinizi

üstü kapalı biçimde anlatmanızda veya içinizde gizli tutmanızda size günah

yoktur.ALLAH bilir ki siz onları anacaksınız.Lakin, meşru sözler söylemeniz

müstesna, sakın onlara gizlice buluşma sözü vermeyin.Farz olan bekleme müd

deti dolmadan, nikah kıymaya kalkışmayın.Bilin ki ALLAH, gönlünüzdekileri

bilir.Bu sebeple ALLAH'tan sakının.Şunu iyi bilin ki ALLAH gafurdur, halim

dir.




236.Nikahtan sonra henüz dokunmadan veya onlar için belli bir mehir tayin

etmeden kadınları boşarsanız bunda size mehir zorunluluğu yoktur.Bu durum

da onlara müt'a (hediye cinsinden bir şeyler) verin.Zengin olan durumuna

göre, fakir de durumuna göre vermelidir.Münasip bir müt'a vermek iyiler i

çin bir borçtur.




237.Kendilerine mehir tayin ederek evlendiğiniz kadınları, temas etmeden

boşarsanız, tayin ettiğiniz mehrin yarısı onların hakkıdır.Ancak kadınlar

ın vazgeçmesi veya nikah bağı elinde bulunanın (velinin) vazgeçmesi hali

müstesna, affetmeniz (mehirden vazgeçmeniz), takvaya daha uygundur.Aranız

da iyilik ve ihsanı unutmayın. Şüphesiz ALLAH yapmakta olduklarınızı hak

kıyla görür.




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:38:24

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/38.jpg)


Cüz:2, Sûre:2 BAKARA SÛRESİ Sayfa:38





238.Namazlara ve orta namaza devam edin.ALLAH'a saygı ve bağ

lılık içinde namaz kılın.



('Namaz dinin direğidir' hadisinde belirtildiği üzere en bü

yük ibadet ALLAH rızası için kılınan namazdır. Ayette geçen

'orta namaz'dan maksat,ikindi namazıdır.Resulullah (s.a.v.)

Hendek savaşında şöyle buyurmuştur:'Orta namazdan yani ikin

di namazından bizi alıkoydular.ALLAH onların evine ateş dol

dursun!' Orta namazın hangi vakit olduğu hususunda farklı ri

vayetler de vardır.)




239.Eğer (herhangi bir şeyden) korkarsanız (namazlarınızı)

yürüyerek yahut binmiş olarak (kılın).Güvene kavuştuğunuz za

man, siz bilmezken ALLAH'ın öğrettiği şekilde O'nu anın (na

maz kılın).



240.Sizden ölüp de (dul) eşler bırakan kimseler, zevceleri

nin, evlerinden çıkarılmadan, bir yıla kadar bıraktıkları

maldan faydalanmaları hususunda (sağlıklarında) vasiyet et

sinler.Eğer o kadınlar, (kendiliklerinden) çıkıp giderlerse,

kendileri hakkında yaptıkları meşru şeylerden size bir günah

yoktur.ALLAH azizdir, hakimdir.




241.Boşanmış kadınların, hakkaniyet ölçülerinde (kocaların

dan) menfaat sağlamak haklarıdır; bu, ALLAH korkusu taşıyan

lar üzerine bir borçtur.




242.ALLAH size işte böylece ayetlerini açıklar ki düşünüp ha

kikati anlayasınız.




243.Binlerce oldukları halde, ölüm korkusundan dolayı yurtla

rından çıkıp gidenleri görmedin mi? ALLAH onlara 'Ölün!' de

di (öldüler).Sonra onları diriltti.Şüphesiz ALLAH insanlara

karşı lütufkardır.Lakin insanların çoğu şükretmez.




(Rivayetlere göre Vasıt yakınlarındaki Daverdan'da bulaşıcı

bir hastalık zuhur etmiş, kasaba halkı oradan kaçmışlar,

ALLAH onları öldürmüş, sonra da ibret için diriltmişti. Bu

kıssa Peygamberimize 'Görmedin mi?' şeklinde ifade edilmiş

tir, halbuki Peygamberimiz onları görmemiş yani o devirde ya

şamamıştır.Gerek diğer semavi kitaplarla, gerekse Kur'an-ı

Kerim'le bu nevi haberler Hz.Peygamber'e bildirilmiş olduğun

dan, Kur'an-ı Kerim bu bilgiye, Arapların ifade üslubuna uy

gun olarak 'Görmedin mi?' şeklinde dikkat çekmiştir.)




244.ALLAH yolunda savaşın ve bilin ki ALLAH, her şeyi işit

ir ve bilir.




245.Verdiğinin kat kat fazlasını kendisine ödemesi için

ALLAH'a güzel bir borç (isteyene faizsiz ödünç) verecek yok

mu? Darlık veren de bolluk veren de ALLAH'tır.Sadece O'na

döndürüleceksiniz.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:39:01

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/39.jpg)


Sayfa:39 BAKARA SÛRESİ Cüz:2,Sûre:2






246.Musa'dan sonra, Beni İsrail'den ileri gelen kimseleri görmedin mi? Kendi

lerine gönderilmiş bir peygambere: 'Bize bir hükümdar gönder ki (onun komuta

sında) ALLAH yolunda savaşalım' demişlerdi. 'Ya size savaş yazılır da savaş

mazsınız?' dedi.'Yurtlarımızdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştırılmış

olduğumuz halde ALLAH yolunda neden savaşmayalım?' dediler.Kendilerine savaş

yazılınca, içlerinden pek azı hariç, geri dönüp kaçtılar.ALLAH zalimleri iyi

bilir.




(Mısır'la Filistin arasında yaşayan Amalika, o devirdeki kralları Calut'un

kumandasında İsrailoğullarına saldırdı ve onları perişan edip yurtlarından

çıkardı.Bunun üzerine İsrailoğulları, o anda aralarında bulunan peygamberler

inden kendilerine bir kumandan tayin etmesini istediler.Devrin peygamberi,Ta

lut adında halktan birini hükümdar ve kumandan tayin etti.Aşağıdaki ayetler

de kıssa tafsilatıyla anlatılmaktadır.)




247.Peygamberleri onlara: Bilin ki ALLAH, Talut'u sizi hükümdar olarak gönder

di, dedi.Bunun üzerine: Biz, hükümdarlığa daha layık olduğumuz halde, kendisi

ne servet ve zenginlik yönünden geniş imkanlar verilmemişken o bize nasıl hü

kümdar olur? dediler. 'ALLAH sizin üzeinize onu seçti, ilimde ve bedende ona

üstünlük verdi.ALLAH mülkünü dilediğine verir. ALLAH her şeyi ihata eden ve

her şeyi bilendir' dedi.



(İsrailoğullarının ileri gelenlerine göre iktidar, servet ve sermaye sahiple

rinin olmalıdır.Halbuki bu fikir, toplum menfaatine ve adalete aykırıdır.Doğ

ru olan iktidara zenginlerin değil, ehil olan kimselerin gelmesidir. Kişinin

ehliyetini, onun manevi gücü, bilgisi ve görgüsü ile beden kuvveti ve cesare

ti temsil eder.)




248.Peygamberleri onlara: Onun hükümdarlığının alameti,Tabut'un size gelmesi

dir.Meleklerin taşıdığı o Tabut'un içinde Rabbinizden bir ferahlık ve süku

net, Musa ve Harun hanedanlarının bıraktıklarından bir kalıntı vardır. Eğer

inanmış kimseler iseniz sizin için bunda şüphesiz bir alamet vardır, dedi.




(Rivayete göre 'Tabut' sandıktır.Hz.Musa onu savaşlarda ordunun önünde bulun

durur, bu sayede askerleri güç ve moral kazanırlardı.Zamanla yahudiler zayıf

layınca Tabut'u Calut ellerinden almıştı.Talut'un hükümdarlığına itiraz etti

ler ve 'eğer sahiden hükümdarsa delil getirsin' dediler. Onlara 'onun hüküm

dar olduğuna hüccet Tabut'un geri gelmesidir' denildi ve Tabut geri geldi.)




KAYNAK: KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ






Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:39:55

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/40.jpg)



Cüz:2,Sûre:2 BAKARA SÛRESİ Sayfa:40




249.Talut askerlerle beraber (cihad için) ayrılınca: Biliniz ki ALLAH sizi

bir ırmakla imtihan edecek.Kim ondan içerse benden değildir.Eliyle bir av

uç içen müstesna kim ondan içmezse bendendir,dedi.İçlerinden pek azı müs

tesna hepsi ırmaktan içtiler.Talut ve iman edenler ırmağı geçince:Bugün bi

zim Calut'a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yoktur,dediler. ALLAH'ın

huzuruna varacaklarına inananlar:Nice az sayıdaki bir birlik ALLAH'ın izni

ile çok sayıdaki birliği yenmiştir.ALLAH sabredenlerle beraberdir,dediler.




250.Calut ve askerleriyle savaşa tutuştuklarında: Ey Rabbimiz! Üzerimize

sabır yağdır.Bize cesaret ver ki tutunalım.Kafir kavme karşı bize yardım

et, dediler.




251.Sonunda ALLAH'ın izniyle onları yendiler. Davud da Calut'u öldürdü.

ALLAH ona (Davud'a) hükümdarlık ve hikmet verdi,dilediği ilimlerden ona

öğretti.Eğer ALLAH'ın insanlardan bir kısmının kötülüğünü diğerleriyle

savması olmasaydı elbette yeryüzü altüst olurdu.Lakin ALLAH bütün insan

lığa karşı lütuf ve kerem sahibidir.



(Bu ayette, dünya hayatında cari olan ilahi nizamın bir ölçüde izahı

vardır.ALLAH, insanlar arasında içtimai dengenin kurulmasını bazı

sebeplere bağlamıştır.Bu itibarla insanlardan bir kısmı zengin bir kıs

mı fakir,bir kısmı güçlü bir kısmı zayıf,bir kısmı sıhhatli bir kısmı

hasta,bir kısmı mümin bir kısmı münkir olacak ki,bunlar arasında kuru

lacak alakalar, yeryüzünün imar edilmesini temin edecektir.Tıpkı müs

bet ve menfi kutuplar arasında ışık ve enerji meydana geldiği gibi in

sanlar arasında vuku bulan savaşlar da bu hikmete bağlıdır.İşte bu ay

etlerde ilahi nizamın bazı prensipleri anlatılmıştır.)




252.İşte bunlar ALLAH'ın ayetleridir.Biz onları sana doğru olarak an

latıyoruz.Şüphesiz sen, ALLAH tarafından gönderilmiş peygamberlerden

sin.




(Bu ayetlerde askeri disiplin anlatılır.Bir ordunun başarılı olması,

her şeyden önce komutanın emrine harfiyen uymakla mümkün olur.Savaş

ta galip gelmek sayıya bağlı değildir.Haklı olmaya, doğruluğa, iman

ve moral gücüne bağlıdır.Calut'u öldüren Davud,yedi yaşında bir ço

cuk imiş, ALLAH o Peygambere Calut'u Davud'un öldüreceğini bildir

miş, o da Davud'u beraber götürmüş, yolda üç taş dile gelip 'Bizi

al,Calut'u bizimle öldüreceksin' demişler, onları almış,sapanı i

le atmış ve Calut'u öldürmüştür.Bu bir mucizedir.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:40:40

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/41.jpg)


Sayfa:41 BAKARA SÛRESİ Cüz:3,Sûre:2





253.O peygamberlerin bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık.ALLAH onlardan

bir kısmı ile konuşmuş,bazılarını da derece derece yükseltmiştir.Meyem oğ

lu İsa'ya açık mucizeler verdik ve onu Ruhu'l Kudüs ile güçlendirdik.ALLAH

dileseydi o peygamberlerden sonra gelen milletler, kendilerine açık delil

ler geldikten sonra birbirleriyle savaşmazlardı.Fakat onlar ihtilafa düştü

ler de kimi iman etti, kimi de inkar etti. ALLAH dileseydi onlar savaşmaz

lardı; lakin ALLAH dilediğini yapar.




(Ruhu'l Kudüs'ten maksat Cebrail'dir.)




254.Ey iman edenler! Kendisinde artık alış-veriş, dostluk ve kayırma bulun

mayan gün (kıyamet) gelmeden önce, size verdiğimiz rızıktan hayır yolunda

harcayın.Gerçekleri inkar edenler elbette zalimlerdir.






255.ALLAH, O'ndan başka tanrı yoktur; O, hayydır, kayyumdur. Kendisine ne

uyku gelir ne de uyuklama. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O'nundur.İzni ol

madan O'nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve ya

pacaklarını bilir. (O'na hiçbir şey gizli kalmaz.) O'nun bildirdiklerinin

dışında insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler.O'nun kür

süsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gel

mez.O, yücedir, büyüktür.





(İçinde 'kürsi' kelimesi geçtiği için bu ayete 'Ayetü'l Kürsi' denilmiştir.

Burada kürsi bildiğimiz taht manasında olmayıp ALLAH'ın şanına layık, mahi

yetini kendisinin bildiği bir varlıktır.O'nun yüce sıfatlarını ve eşsiz kud

retini anlatan bu ayetin azameti, onu okumanın büyük sevabı ve tesirleri

hakkında hadisler vardır.Efendimiz bir hadisinde şöyle buyurmuştur: 'Kur'an'

da en büyük ayet, Ayetü'l kürsi'dir. Onu okuyana ALLAH bir melek gönderir,

onun hasenatını yazar. İçinde okunduğu evi, şeytan otuz gün terkeder. O eve

kırk gün sihir ve sihirbaz giremez. Ya Ali! Bunu evladına, ailene ve komşu

larına öğret.' Başka bir hadiste de: ''Günlerin önemlisi cuma, sözlerin üs

tünü Kur'an, Kur'an'ın en önemli suresi el-Bakara, Bakakara'nın da en büyük

ayeti de Ayetü'l -kürsi'dir.'' denilmiştir.Hayy, lügatte diri, canlı manası

na gelir. ALLAH'ın sıfatlarından olup, devamlı var olan, kesintiye uğrama

yan, varlığı ezeli ve ebedi olan demektir.Kayyum ise, bütün mahlukatın ida

resini bizzat yürüten, hepsini hesaba çeken demektir.)





256.Dinde zorlama yoktur.Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır.

O halde kim tağutu reddedip ALLAH'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapış

mıştır.ALLAH işitir ve bilir.




(Tağut, şeytan ve ALLAH'tan başka tapılan her şey demektir. İnsanın nefsi

yani kötü arzuları şeytanın saptırmasına kanar.Onun için nefsine uymayan

kimse kolay kolay günah işlemez.Aslında dinin koyduğu kaidelere uymamamı

za mani olan, içimizdeki kötü arzulardır.Bu arzuları eğitmek suretiyle

insan kendini kötülüklerden koruyabilir.İslam insanları, din duygularını

uyandırmak ve akıllarını doğru yönde işletmek suretiyle insan kendisine

davet etmektedir.Kur'an'ın açıklamalarıyla doğru eğriden ayırt edilir

hale gelmiştir.Bu irşadın ışığında İslam'a ilk adımı atmak, hür iradele

riyle insanlara aittir.)




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:41:21

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/42.jpg)


Cüz:3, Sûre:2 BAKARA SÛRESİ Sayfa:42





257.ALLAH, inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.İn

kar edenlere gelince, onların dostları da tağuttur, onları aydınlıktan alıp

karanlığa götürür.İşte bunlar cehennemliklerdir.Onlar orada devamlı kalır

lar.




(Bu ayette mümin ile kafir mukayese edilmiş, ALLAH'a ve ve onun gönderdiği

inananları ALLAH'ın aydınlığa götürdüğü, şeytana uyup kafir olanları da ka

ranlığa ittiği, bu sebeple cehennemlik oldukları anlatılmıştır.)




258.ALLAH kendisine mülk (hükümdarlık ve zenginlik) verdiği için şımara

rak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni (Nemrud'u) görmedin mi!

İbrahim:Rabbim hayat veren ve öldürendir, demişti.O da:Hayat veren ve öl

düren benim, demişti.İbrahim:ALLAH güneşi doğudan getirmektedir; haydi

sen de batıdan getir, dedi. Bunun üzerine kafir apışıp kaldı.ALLAH zalim

kimseleri hidayete erdirmez.




259.Yahut görmedin mi o kimseyi ki, evlerinin duvarları çatıları üzeri

ne çökmüş (altüst olmuş) bir kasabaya uğradı; 'Ölümünden sonra ALLAH

bunları nasıl diriltir acaba!' dedi. Bunun üzerine ALLAH onu öldürüp

yüz sene bıraktı; sonra tekrar diriltti.Ne kadar kaldın? dedi.'Bir gün

yahut daha az' dedi.ALLAH ona: Hayır, yüz sene kaldın.Yiyeceğine ve i

çeceğine bak, henüz bozulmamıştır.Eşeğine de bak. Seni insanlara bir

ibret kılalım diye (yüz sene ölü tuttuk, sonra tekrar dirilttik).Şim

di sen kemiklere bak, onları nasıl düzenliyor, sonra ona nasıl et

giydiriyoruz,dedi.Durum kendisince anlaşılınca:Şimdi iyice biliyorum

ki, ALLAH her şeye kadirdir, dedi.




(258. ayette Hz.İbrahim ile tartışan kimse ile 259.ayette yıkık ka

sabaya uğrayan kimselerin ikisinin de kafir olduğunu söyleyen mü

fessirler vardır.Ancak daha yaygın olan rivayete göre, yıkık kasa

baya uğrayan Uzeyr (a.s.)dır. Uzeyr azığını almış, eşeğine binmiş

giderken evleri yıkılmış harabe haline gelmiş, orada oturanlardan

kimse kalmamış bir kasaba veya köy yıkıntılarının yanına gelir,o

rada konaklar.Etrafına bakar, bu şekilde ölenlerin nasıl dirile

ceğini düşünür.O anda uykusu gelir yatar.ALLAH onu öldürür,yüz se

ne sonra diriltir.Yiyecekleri hiç bozulmamış, ancak eşeği çürümüş

sadece kemikler kalmıştır, yıkık kasaba da imar edilmiştir. Uyan

dığı ilk anda, bir gün kadar veya daha az bir zaman uyuduğunu zan

neder.Yiyeceklerine bakınca gerçekten böyle olduğunu sanır.Eşeği

ne bakınca durumu anlar.ALLAH, Uzeyr'in gözü önünde eşeğini di

riltir.Böylece ALLAH'ın kudret ve azametini çıplak gözle müşahe

de eder.




Hz.İbrahim ile münakaşa edenin ise Nemrut olduğu söylenir.Bazı

müfessirler bu kıssanın Hz.İbrahim Mısır'a gittiği zaman vuku

bulduğunu, 'hayat veren ve öldüren benim' diyenin Firavun ol

duğunu söylemişlerdir.Burada mühim olan Hz. İbrahim'e verilen

mucizedir ki Kur'an'da ona sözle hasmı mağlup etmek manasına

gelen 'hüccet' denmiştir.Hz.İbrahim bu hüccet ile hasımlarını

yenmeyi başarmıştır.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:41:55

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/43.jpg)


Sayfa:43 BAKARA SÛRESİ Cüz:3, Sûre:2





260.İbrahim Rabbine:Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster, demişti.

Rabbi ona:Yoksa inanmadın mı, dedi.İbrahim:Hayır! İnandım, fakat kalbimin mut

main olması için (görmek istedim), dedi.Bunun üzerine ALLAH:Öyleyse dört tane

kuş yakala, onları yanına al, sonra (kesip parçala), her dağın başına onlar

dan bir parça koy.Sonra da onları kendine çağır;koşarak gelirler.Bil ki ALLAH

azizdir,hakimdir,buyurdu.




(Hz.İbrahim ölen bir canlının yeniden nasıl dirileceğini merak etmiş ve kendi

sine gösterilmesini Rabbinden istemişti.ALLAH Teala ona, ayette geçtiği gibi

maddi bir örnekle cevap vermiş, dirilişin mahiyetini izah etmemiştir.Çünkü in

sanın bilgi kapasitesi, canlanma olayını kavramaya elverişli değildir. Bundan

önceki ayetlerde de geçtiği gibi peygamberlere verilen bu örnekler birer muci

zedir.Mühim olan, ALLAH'ın bütün canlıları, özellikle insanı mutlaka diriltip

hesaba çekeceğine kesinlikle iman etmektir.)




261.ALLAH yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dane

gibidir ki, her başakta yüz dane vardır.ALLAH dilediğine kat kat fazlasını ve

rir.ALLAH'ın lütfu geniştir, O her şeyi bilir.




262.Mallarını ALLAH yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fakirlerin

gönlünü kırmayan kimseler var ya, onların ALLAH katında has mükafatları var

dır.Onlar için korku yoktur, üzüntü çekmeyeceklerdir.



263.Güzel söz ve bağışlama, arkasından incitme gelen sadakadan daha iyidir.

ALLAH zengindir, acelesi de yoktur.




264.Ey iman edenler! ALLAH'a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş

için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptığınız hayır

ları boşa çıkarmayın.Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz kaya

ya benzer ki, sağanak bir yağmur isabet etmiş de onu çıplak pürüzsüz kaya hali

ne getirivermiştir.Bunlar kazandıklarından hiçbir şeye sahip olamazlar.ALLAH,

kafirleri doğru yola iletmez.




(Bu ayetlerde hayır yapma teşvik edilmiş, ancak hayır yaparken kalp kırılmama

sı, fakirin küçümsenmemesi, eziyet edilmemesi ve yapılan iyiliğin başa kakıl

maması, gösterişten kaçınılması emredilmiştir.Aksi halde yapılan hayırdan fay

da ve sevap yerine karşılık olarak günah ve azap gelir.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:42:34

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/44.jpg)


Cüz:3,Sûre:2 BAKARA SÛRESİ Sayfa:44





265.ALLAH'ın rızasını kazanmak ve ruhlarındaki cömertliği kuvvetlendirmek iç

in mallarını hayra sarfedenlerin durumu, bir tepede kurulmuş güzel bir bahçe

ye benzer ki, üzerine bol yağmur yağmış da iki kat ürün vermiştir.Bol yağmur

yağmasa bile bir çisinti düşer (de yine ürün verir).ALLAH,yaptıklarınızı gör

mektedir.




266.Sizden biriniz arzu eder mi ki, hurma ve üzüm ağaçlarıyla dolu, arasından

sular akan ve kendisi için orada her çeşit meyveden (bir miktar) bulunan bah

çesi olsun da, bakıma muhtaç çoluk çocuğu varken kendisine ihtiyarlık gelip

çatsın, bahçeye de içinde ateş bulunan kasırga isabet ederek yakıp kül etsin!

(Elbette bunu kimse arzu etmez.)İşte düşünüp anlayasınız diye ALLAH size ayet

leri açıklar.




(Bu ayette verilen örnek son derece ilginçtir.Zira insanın dünya hayatında dai

ma karşılaşması beklenen durumları dile getirmektedir.Kişinin dünyada elde et

tiği mevki,makam,zenginlik gibi değerlerin aslında hiçbir garantisi yoktur. Ni

ce saltanatlar, devletler yıkılmakta, zenginler fakir düşmekte, iç savaşlar ve

ihtilaller sebebiyle beklenmedik olaylar cereyan etmektedir.Halbuki bu olaylar

meydana gelmeden önce insanlar neler temenni ediyorlar, ne düşler kuruyorlardı.

İşte her şeye rağmen insanı teselli edecek tek çare ALLAH'a iman ve ona dayan

maktır.)




267.Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size

çıkardıklarımızdan hayra harcayın.Size verilse, gözünüzü yummadan alamayacağı

nız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın.Biliniz ki ALLAH zengindir, övgü

ye layıktır.




268.Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği telkin eder.ALLAH ise si

ze katında bir mağfiret ve bir lütuf vadeder.ALLAH her şeyi ihata eden ve her

şeyi bilendir.



269.ALLAH hikmeti dilediğine verir.Kime hikmet verilirse,ona pek çok hayır ve

rilmiş demektir.Ancak akıl sahipleri düşünüp ibret alırlar.




(Derin ve yararlı bilgiye hikmet denir.ALLAH'ın kendisine hikmet verdiği kimse

ler öncelikle peygamberler,ilmiyle amel eden alimlerdir.Bilgili olmanın en çok

değer verilen tarafı, insanlığa faydalı olmaktır.Peygamberimiz bir hadisinde :

'Yararlı bilgi isteyin,yararsız bilgiden ALLAH'a sığının' buyurmuştur.Doğruluk,

adalet, ihlas, sevgi, saygı, ağırbaşlılık, başkalarına faydalı olmak,cömertlik,

alicenaplık gibi yüksek vasıfları taşıyan kimseler de hikmet ehlinden sayılır.

İslam'a tam olarak inanan, Kur'an'ın emirlerni öğrenip noksansız uygulamak için

caba sarfeden, tüm kötülüklerden uzak duran kimse hikmet sahibidir ve kendisi

ne büyük hayır verilmiştir.)




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:43:05

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/45.jpg)


Sayfa:45 BAKARA SÛRESİ Cüz:3,Sûre:2





270.Yaptığınız her harcamayı ve adadığınız her adağı muhakkak ALLAH bilir.

Zalimler için hiç yardımcı yoktur.




271.Eğer sadakaları (zekat ve benzeri hayırları) açıktan verirseniz ne a

la! Eğer onu fakirlere gizlice verirseniz, işte bu sizin için daha hayır

lıdır.ALLAH da bu sebeple günahlarınızı örter.ALLAH, yapmakta oldukları

nızı bilir.




(Zekata aynı zamanda sadaka denmesinin iki sebebi vardır: Birincisi, mal

ın temizlenip artması, ikincisi de imanda sadakat ve kemale delalet etme

sidir.Zekat olsun sadaka olsun, yapılan hayırların gizli yapılması, aşi

kar yapılmasından üstün sayılmıştır, zira gizlice yapılan hayırlar riya

ve gösterişten uzak olması sebebiyle hem ALLAH'ın rızasına daha uygundur,

hem de insan haysiyet ve şerefini muhafaza bakımından daha faydalıdır.)




272.(Ya Muhammed!) Onları doğru yola iletmek sana ait değildir.Lakin ALLAH

dilediğini doğru yola iletir.Hayır olarak harcadıklarınız kendi iyiliğiniz

içindir.Yapacağınız hayırları ancak ALLAH'ın rızasını kazanmak için yapma

lısınız.Hayır olarak verdiğiniz ne varsa; karşılığı size tam olarak verilir

ve asla haksızlığa uğratılmazsınız.





273.(Yapacağınız hayırlar,) kendilerini ALLAH yoluna adamış, bu sebeple yer

yüzünde kazanç için dolaşamayan fakirler için olsun.Bilmeyen kimseler, if

fetlerinden dolayı onları zengin zanneder.Sen onları simalarından tanırsın.

Çünkü onlar yüzsüzlük ederek istemezler.Yaptığınız her hayrı ALLAH bilir.





(Bu ayette anılan fakirler hayatlarını ALLAH yolunda savaşa adayan mücahit

ler ile ilim yolcularıdır.Bunlar, bu kudsi meşguliyetleri dolayısıyla kazan

ca yönelme imkanından mahrumdurlar.Maddi yardımların bilhassa bunlara yapıl

ması, cihadı ve ilmi teşvik edecektir.)




274.Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık hayra sarfedenler var ya, onlar

ın mükafatları ALLAH katındadır.Onlara korku yoktur, üzüntü de çekmezler.




(Bu ayetlerde teşvik edilen hayırlardan birinci derecede murat edilen zekat

tır.Zira İslam'ın emrettiği şekilde, zekat noksansız verilirse fakirlik yok

denecek kadar azalır.Ancak zekatın sarf yerleri belli ve sayılı olduğundan

zekat sarfedilmeyen yerlere de zekatın dışında hayır yapılır.Vakıflar bunlar

dan biridir.)





KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ




Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:43:43

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/46.jpg)



Cüz:3,Sûre:2 BAKARA SÛRESİ Sayfa:46




275.Faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetin

den kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal onların 'Alım-satım tıpkı faiz gibidir'

demeleri yüzündendir.Halbuki ALLAH, alım-satımı helal, faizi haram kılmıştır.

Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, geçmişte o

lan kendisinindir ve artık onun işi ALLAH'a kalmıştır.Kim artık faize döner

se, işte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar.




276.ALLAH faizi tüketir (Faiz karışan malın bereketini giderir), sadakaları

ise bereketlendirir.ALLAH küfürde ve günahta ısrar eden hiç kimseyi sevmez.




(Faiz yasağı İslam'ın kesin hükümleri arasındadır ve her çeşidi ile faiz

haramdır.Ferdi ve içtimai zaruret halleri müstesna olmakla beraber bunlar

devamlı değildir. İslam'ın iktisadi, içtimai, ahlaki... nizamı bir bütün

halinde işletildiği zaman faize zaruret hasıl olmaz. İslam ekonomisi serma

ye birikimini teşvik için faizi değil, ortaklık usulünü ileri sürmüştür.Bu

usulde sermaye faizsiz olacağı için maliyet ve enflasyon problemi ortadan

kalkacak, mülkiyete iştirak tabana doğru yaygınlaşacak, ekonomik ve sosyal

farklılaşma asgari seviyeye inecek; sermayeye, yatırımlara ve ticarete kö

tü gözle bakılmayacaktır. Para bir değişim vasıtasıdır. Onu, alınıp satıl

an mal haline getirmek ve rizikoya girmeden gelir sağlamak tatlı fakat ze

hirli yiyeceklerle beslenmeye benzer, tesirini gösterince iş işten geçmiş

olur.)




277.İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekat verenler var ya, on

ların mükafatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü

de çekmezler.




278.Ey iman edenler! ALLAH'tan korkun. Eğer gerçekten inanıyorsanız mev

cut faiz alacaklarınızı terkedin.




279.Şayet (faiz hakkında söylenenleri) yapmazsanız, ALLAH ve Resulü ta

rafından (faizcilere karşı) açılan savaştan haberiniz olsun. Eğer tevbe

edip vazgeçerseniz, sermayeniz sizindir; ne haksızlık etmiş ne de hak

sızlığa uğramış olursunuz.




280.Eğer (borçlu) darlık içinde ise, eli genişleyinceye kadar ona müh

let vermek (gerekir). Eğer (gerçekler) anlarsanız bunu sadakaya (veya

zekata) saymak sizin için daha hayırlıdır.




281.ALLAH'a döndürüleceğiniz, sonra da herkese hak ettiğinin eksiksiz

verileceği ve kimsenin haksızlığa uğratılmayacağı bir günden sakının.




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:44:16

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/47.jpg)


Sayfa:47 BAKARA SÛRESİ Cüz:3,Sure:2





282.Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süre için birbirinize borçlandığınız va

kit onu yazın.Bir katip onu aranızda adaletle yazsın.Hiçbir katip ALLAH'ın ken

disine öğrettiği gibi yazmaktan geri durmasın;(her şeyi olduğu gibi) yazsın.Ü

zerinde hak olan (borçlu) kimse de yazdırsın.Rabbinden korksun ve borcunu asla

eksik yazdırmasın.Şayet borçlu sefih veya aklı zayıf veya kendisi söyleyip bor

cunu yazdıramayacak durumda ise, velisi adaletle yazdırsın.Erkeklerinizden iki

de şahit bulundurun.Eğer iki erkek bulunamazsa rıza göstereceğiniz şahitlerden

bir erkek ile -biri yanılırsa diğerinin ona hatırlatması için- iki kadın (ol

sun). Çağrıldıkları vakit şahitler gelmemezlik etmesin. Büyük veya küçük, vade

sine kadar hiçbir şeyi yazmaktan sakın üşenmeyin.Böyle yapmanız ALLAH nezdinde

daha adaletli, şehadet için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha uygundur.

Ancak aranızda yapıp bitirdiğiniz peşin bir ticaret olursa, bu durum farklıdır.

Bu durumda onu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur.(Genellikle) alışver

iş yaptığınızda şahit tutun.Ne yazan, ne de şahit zarara uğratılsın. Eğer bunu

yaparsanız (zarar verirseniz) şüphe yok ki bu, sizin yoldan çıkmanız demektir.

ALLAH'tan korkun. ALLAH size gerekli olanı öğretiyor, ALLAH her şeyi bilmekte

dir.




(Kur'an-ı Kerim, bu en uzun ayeti ile noterlik müesesesinin esaslarını koymuş,

müslümanlarda bu tavsiyeyi genellikle uygulamışlardır.İslam'ın titizlikle üze

rinde durduğu prensiplerden biri de hakkın korunmasıdır.Alacak ve borcun korun

ması, ifası gereken haklardandır.Hakkın icra ve ifası, onun bilinmesine, gerek

tiğinde isbat edilebilmesine bağlıdır.Gerek yazma ve yazdırma ve gerekse şahit

tutma, isbat için hala kullanılan en geçerli vasıtalardandır.




İslam kadını, tabiat ve fıtratına uygun bir eğitim gördüğü, hayası ve duygula

rı daha güçlü, daha müessir olduğu için şahitlik gibi resmi ve ammeye açık ko

nularda hemcinsiyle takviye edilmesi uygun görülmüştür. 'İşin yoksa şahit, pa

ran çoksa kefil ol' şeklindeki meşhur söz, İslam'ın getirdiği kardeşlik ve da

yanışma ruhu söndüğü, ahlakın zayıfladığı devirlere aittir.Kur'an, müminleri,

işleri olsa da şahitlik etmeye çağırmış, böylece hakların korunması görevine

katılmalarını istemiştir.'Hak' yücedir, hiçbir şey onun üzerine çıkarılamaz.)

KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ


Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:44:54

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/48.jpg)



Cüz:3,Sûre:2 BAKARA SÛRESİ Sayfa:48




283.Yolculukta olur da, yazacak kimse bulamazsanız (borca karşılık) alınmış

bir rehin de yeterlidir.Birbirinize bir emanet bırakırsanız, emanet bırakıl

an kimse emaneti sahibine versin ve (bu hususta) Rabbi olan ALLAH'tan kork

sun.Şahitliği, bildiklerinizi gizlemeyin.Kim onu gizlerse, bilsin ki onun

kalbi günahkardır.ALLAH yapmakta olduklarınızı bilir.



284.Göklerde ve yerdekilerin hepsi ALLAH'ındır.İçinizdekileri açığa vursanız

da gizleseniz de ALLAH ondan dolayı sizi hesaba çekecektir, sonra dilediğini

affeder, dilediğine de azap eder.ALLAH her şeye kadirdir.



285.Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de

(iman ettiler).Her biri ALLAH'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine i

man ettiler. 'ALLAH'ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız.

İşittik, iman ettik. Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş sanadır' dediler.



286.ALLAH her şahsı, ancak gücünün yettiği ölcüde mükellef kılar.Herkesin ka

zandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir. Rabbimiz! Unutursak

veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma.Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yükle

diğin gibi bize de ağır bir yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetme

diği işler de yükleme! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim mevla

mızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et!




(Bakara Suresi'nin son iki ayetini oluşturan ve 'Amenerresulü' diye anılan

bu mübarek ayetler, ilahi emirler karşısında mutlak itaate yönelen müminler

in inançlarındaki sadakatlerini ifade etmektedir. Ayrıca bir önceki ayette

geçen 'İçinizdekiler açıklasanız da,gizleseniz de ALLAH sizi hesaba çekecek

tir' haberiyle endişeye kapılan müminlere bu ayetlerle kolaylık bahşedilmiş,

mükellefiyetler hafifletilmiştir. Böylece ALLAH'a tam itaat ve iltica meyve

larını verirken yersiz kuşkular da bertaraf edilmiştir.




Miraç gecesinde Peygamberimize vastasız şekilde vahyolunan bu ayetler,Resul

ullah'ın hadislerinde övülmüş, her zaman ve özellikle yatmadan önce okunma

sı tavsiye edilmiştir. Bir hadiste de: 'Bu ayetlerin geceleyin yatmadan ön

ce okunması kişiye yeter' denilmiştir.)




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:45:29

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/49.jpg)


Sayfa:49 AL-İ İMRAN SURESİ Cüz:3,Sure:3







(3)


ÜÇÜNCÜ SÛRE


ÂL-İ İMRÂN




Medine'de nazil olmuştur.İki yüz ayettir.34-37. ayetlerde Hz. Meryem'in baba

sının mensup olduğu İmran ailesinden söz edildiği için sure bu adı almıştır.




Bismillahirrahmanirrahim



1.Elif. Lam. Mim.


(Sure başlarındaki bu nevi harfler hakkında bilgi için bak. Bakara 2/1.)



2.Hayy ve kayyum olan ALLAH'tan başka ilah yoktur.



('Hayy ve kayyum' sıfatlarının manaları için bak. Bakara 2/255.)



3, 4.(Resulüm!) O, sana Kitab'ı hak ve önceki kitapları tasdik edici olarak

tedricen indirmiş; daha önce de,insanlara doğru yolu göstermek üzere Tevrat

ile İncil'i ve Furkan'ı indirmiştir.Bilinmeli ki, ALLAH'ın ayetlerini inkar

edenler için şiddetli bir azap vardır.ALLAH,suçlunun hakkından gelen mutlak

güç sahibidir.



('Furkan' , hakkı batıldan, doğruyu yanlıştan ve iyiyi kötüden ayırdeden hü

kümler demek olup Kur'an-ı Kerim'in ismlerindendir.)




5.Şüphesiz ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey ALLAH'a gizli kalmaz.



6.Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur.O'ndan başka ilah yoktur.

O mutlak güç ve hikmet sahibidir.



7.Sana Kitab'ı indiren O'dur.Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir ki,bun

lar Kitab'ın esasıdır.Diğerleri de müteşabihtir.Kalplerinde eğrilik olanlar,

fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşabih ayetlerin peşine düş

erler.Halbuki Onun tevilini ancak ALLAH bilir.İlimde yüksek payeye erişenler

ise: O'na inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak

aklıselim sahipleri düşünüp anlar.




(Bazıları ''ve'r-rasihune'' kelimesinin başındaki 'vav' harfini bağlaç kabul

etmişlerdir ki, bu takdirde mana şöyle olmaktadır:'Halbuki onun tevilini an

cak ALLAH ve ilimde yüksek payeye erişenler bilir.' Bu anlayışa göre Kur'an'

daki müteşabih ayetlerin manaları,zaman içinde ilmin gelişmesi ile çözülecek

tir.



Muhkem ve müteşabih, birer terim olup,'muhkem ayet',manası açık seçik anlaşı

lan ve tereddüde yol açmayan ayet demektir.'Müteşabih' ise,muhkemin zıddıdır

ve manası tam olarak anlaşılması mümkün görülmeyen ayeti ifade eder.)



8.(Onlar şöyle yakarırlar) :Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalp

lerimizi eğriltme.Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan sensin.




9.Rabbimiz! Gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlaka toplaya

cak olan sensin.ALLAH asla sözünden dönmez.




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 09 Şubat 2011, 21:46:04

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/50.jpg)



Cüz:3,Sûre:3 ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ Sayfa:50




10.Bilinmelidir ki inkar edenlerin ne malları ne de

evlatları ALLAH huzurunda kendilerine bir fayda sağ

layacaktır.İşte onlar cehennemin yakıtıdır.




11.(Onların yolu) Firavun hanedanının ve onlardan ön

cekilerin tuttuğu yola benzer.Onlar bizim ayetlerimi

zi yalanladılar,ALLAH da kendilerini günahları yüzün

den yakalayıverdi.ALLAH'ın cezası çok şiddetlidir.




12.(Resulüm!) İnkar edenlere de ki:Yakında mağlup ol

acaksınız ve cehenneme sürüleceksiniz. Orası kalına

cak ne kötü bir yerdir!


(Bu ayet,müşriklerin veya bir başka rivayete göre ya

hudilerin,yakında müslümanlar karşısında yenik düşe

ceklerini Hz.Peygamber'e müjdelemektedir.Nitekim

Kur'an'ın bu mucize haberi gerçekleşmiş ve gerek müş

rikler, gerek yahudiler karşısında zafer müslümanlar

ın olmuştur.)



13.(Bedir'de) karşı karşıya gelen şu iki grubun hal

inde sizin için büyük bir ibret vardır.Biri ALLAH yo

lunda çarpışan bir gurup,diğeri ise bunları apaçık

kendilerinin iki misli gören kafir bir gurup,ALLAH

dilediğini yardımı ile destekler.Elbette bunda basi

ret sahipleri için büyük bir ibret vardır.




14.Nefsani arzulara,(özellikle) kadınlara,oğullara,

yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe,salma atla

ra,sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük in

sanlara çekici kılındı.Bunlar,dünya hayatının geçici

menfaatleridir.Halbuki varılacak güzel yer,ALLAH'ın

katındadır.




15.(Resulüm!)De ki:Size bunlardan daha iyisini bildi

reyim mi?Takva sahipleri için Rableri yanında,için

den ırmaklar akan,ebediyyen kalacakları cennetler,

tertemiz eşler ve (hepsinin üstünde) ALLAH'ın hoşnut

luğu vardır.ALLAH kullarını çok iyi görür.




(14.ayette sayılan dünya nimetleri ve dünya güzel

liğinin,insana sevdirildiği ifade edilmiştir.Bu dav

ranış tabiidir,dünyevidir.Esasen insanoğlu nefsini

ve neslini devam ettirebilmek için bu nimetlerden

belli ölçüde istifade etmek zorundadır.Ancak insan

bunlara kul köle olmamalıdır.15.ayette bunlardan da

ha güzeli gösterilmiştir,çünkü öncekiler ne kadar gü

zel olursa olsun geçicidir,ikinciler ise devamlı

dır.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ




Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 10 Şubat 2011, 00:33:17
Bismillâh...

Mim abi, çok teşekkür ederim. Teklifin için. ALLAH razı olsun.

Bu sitede, sûrelere göre düzenlenmiş, bir başka meâl çalışmasını görünce, konuyu buraya taşımayı düşünemedim.

Eğer teklif getirmeseydi, beş yıl geçmişi olan bu çalışmayı hiç hoş bir tabir değil ama çöpe atacaktım.

Bana kalan, bu çalışma vesilesiyle bana dua eden kardeşlerimin dualarıydı. Bu da paha biçilemez bir değer benim için.
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 10 Şubat 2011, 01:57:31
Bismillâh...

Mim abi, çok teşekkür ederim. Teklifin için. ALLAH razı olsun.

Bu sitede, sûrelere göre düzenlenmiş, bir başka meâl çalışmasını görünce, konuyu buraya taşımayı düşünemedim.

Eğer teklif getirmeseydi, beş yıl geçmişi olan bu çalışmayı hiç hoş bir tabir değil ama çöpe atacaktım.

Bana kalan, bu çalışma vesilesiyle bana dua eden kardeşlerimin dualarıydı. Bu da paha biçilemez bir değer benim için.

bu bizim için onurdur ablacım.
asıl biz teşekkür ederiz ki, bize bu fırsatı verdiniz. diğer çalışma daha farklı bir çalışma... sizinkisi daha farklı. ve ikisi de ayrı ayrı güzel ve gerekli...
kalan kısımlarını da önümüzdeki günlerde tamamlarsınız(!) inşaALLAH! :)))
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 11 Şubat 2011, 17:03:56
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/51.jpg)


Sayfa:51 ÂL-İ İMRAN SÛRESİ Cüz:3,Sûre:3



16.(Bu nimetler) 'Ey Rabbimiz! İman ettik; bizim gün

ahlarımızı bağışla, bizi ateş azabından koru!' di

yen;



17.Sabreden, dürüst olan, huzurda boyun büken, hayre

harcayan ve seher vaktinde ALLAH'tan bağış dileyen

ler (içindir).



18.ALLAH, adaleti ayakta tutarak (delilleriyle) şu

hususu açıklamıştır ki, kendisinden başka ilah yok

tur.Melekler ve ilim sahipleri de (bunu ikrar etmiş

lerdir. Evet) mutlak güç ve hikmet sahibi ALLAH'tan

başka ilah yoktur.



19.ALLAH nezdinde hak din İslam'dır.Kitap verilen

ler, kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralar

ındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler.ALLAH'

ın ayetlerini inkar edenler bilmelidirler ki ALLAH'

ın hesabı çok çabuktur.




('Din' kelimesi, itaat ve ceza, millet ve şeriat ma

nalarına gelir.Kur'an-ı Kerim'de din kelimesi deği

şik manalarda kullanılmıştır.Yukarıdaki ayette ise,

kullar tarafından uyulması istenen ilahi kanunun kas

tedildiği anlaşılmaktadır.'İslam' kelimesine de şu

manalar verilmektedir: İtaat etmek ve bağlanmak, se

lamete kavuşmak, ibadette ihlaslı davranmak. Yukarı

daki ayette 'İslam'dan, tek ALLAH inancına dayanan

ve hz. Muhammed (sav) (s.a.v.)'in risaleti ile kemale ulaş

tırılmış bulunan ilahi düsturların bütünü kastedil

mektedir.)



20.Eğer seninle tartışmaya girerlerse de ki:'Bana uy

anlarla birlikte ben kendimi ALLAH'a teslim ettim.'

Ehl-i Kitab'a ve ümmilere de:'Siz de ALLAH'a teslim

oldunuz mu?' de. Eğer teslim oldularsa doğru yolu

buldular demektir.Yok eğer yüz çevirdilerse sana dü

şen, yalnızca duyurmaktır.ALLAH kullarını çok iyi

görmektedir.




('Ümmi', lügatte okuması-yazması olmayan manasına

gelmekte ise de tefsirler, bu ayette, kendilerine ki

tap verilmemiş olan Arap müşriklerinin kastedildiği

ni belirtmişlerdir.)



21.ALLAH'ın ayetlerini inkar edenler, haksız yere

peygamberlerin canlarına kıyanlar ve adaleti emreden

insanları öldürenler (yok mu), onlara acı bir azabı

haber ver!




22.İşte bunlar dünyada da ahirette de çabaları boşa

giden kimselerdir.Onların hiçbir yardımcısı da yok

tur.




(İman etmeyen ve dinin yayılmasına, adaletin uygulan

masına engel olmaya çalışanların, ahirette hüsrana

uğramaları tabiidir.Dünyadaki hüsranları ise bütün

gayretlerine rağmen hak dinin yayılmasına, adaletin

tecellisine mani olamamalarında kendini göstermekte

dir.Kafirler istese de, istemese de ALLAH hak dini

diğerlerine hakim kılacaktır.Amelin dünyada boşa git

mesinin bir manası da ömür sermayesini boşa harcamak

ve ahiret için bir şey kazanamadan ölüp gitmektir.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 11 Şubat 2011, 17:04:59

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/52.jpg)


Cüz:3, Sûre:3 ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ Sayfa:52




(Tefsirlerde, aşağıda meali verilen ayetin nüzulüne sebep teşkil eden muhtelif

olaylar anlatılmıştır ki, bu olaylardan biri şöyledir:İkisi de yahudi olan bir

kadınla bir erkek zina ederler. Tevrat'ta zinanın cezası 'recm' olmakla bera

ber yahudiler, asaletleri sebebiyle bu kişileri recmetmek istemezler; daha ha

fif bir ceza vereceği ümidiyle Resulullah'a gelirler.O da aynı ceza ile hükme

dince bu hükme itiraz ederler.Bunun üzerine Hz. Peygamber Tevrat'ın ilgili a

yetini okutarak ona göre hüküm verir ve suçluların yine recmedilmesini emre

der. Umduklarını bulamayan yahudiler buna öfkelenirler.)



23.(Resulüm!) Kendilerine Kitap'tan bir pay verilenleri (yahudileri) görmez

misin ki, aralarında hükmetmesi için ALLAH'ın Kitab'ına çağrılıyorlar da,son

ra içlerinden bir gurup cayarak geri dönüyor.




24.Onların bu tutumları: Bize ateş, sayılı günlerde dokunacaktır, demeleri

nin bir sonucudur.Onların vaktiyle uydurdukları şeyler de dinleri hakkında

kendilerini yanıltmıştır.




25.Fakat, onları gelmesinde şüphe edilmeyen bir gün için topladığımız ve

hiçbir haksızlığa uğramaksızın herkese kazandığı şeyler tastamam ödendiği

zaman halleri nice olur?




26.(Resulüm!)De ki:Mülkün gerçek sahibi olan ALLAH'ım!Sen mülkü dilediği

ne verirsin ve mülkü dilediğinden alırsın.Dilediğini yüceltir, dilediği

ni de alçaltırsın.Her türlü iyilik senin elindedir.Gerçekten sen herşeye

kadirsin.



27.Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katarsın.Ölüden diriyi çıkar

ırsın, diriden de ölüyü çıkarırsın.Dilediğine de sayısız rızık verirsin.



(Bu ayette, gece ve gündüzün uzayıp kısalmasının,ALLAH'ın kudretine bir

nişane olduğu anlatılmaktadır.)



28.Müminler, müminleri bırakıp da kafirleri dost edinmesin.Kim bunu ya

parsa, artık onun ALLAH nezdinde hiçbir değeri yoktur. Ancak kafirler

den gelebilecek bir tehlikeden sakınmanız başkadır. ALLAH, kendisine

karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor.Dönüş yalnız ALLAH'adır.




(Ayette yasaklanan dostluk, kafirlere karşı gönülden bağlanma ve mü

minleri bırakıp onlara ilgi ve sevgi gösterme manasındaki dostluktur.

Buna karşılık bir müslüman devletin -başka müslümanların aleyhine ol

mamak şartıyla- kafirlerle barış imzalanması ve başka bir gayri müs

lim devlete karşı işbirliği yapması caizdir.)




29.De ki:İçinizdekileri gizleseniz de açığa vursanız da ALLAH onu bi

lir.Göklerde ve yerde olanları da bilir.ALLAH her şeye kadirdir.




(Müfessir Beyzavi, bu ayeti tefsir ederken şöyle diyor:'Eğer kalple

rinizde kafirlere karşı bir sevgi ve dostluk meyli varsa, onu sakla

sanız da açığa vursanız da ALLAH bilir.Zira göklerde ve yerde olan

her şeyi bilen ALLAH, elbette sizin gizlinizi de aşikarınızı da bi

lir.Ayrıca O, kafirlere dost olmanızı yasaklamasına rağmen, yine de

siz bundan vazgeçmezseniz, sizi cezalandırmaya da kadirdir...Kısaca,

O'nun muttali olmadığı ve cezalandırmaya gücünün yetmediği hiçbir kö

tülük ve isyanın bulunmadığına göre, emrine asi olmak cür'etini gös

termeyin.')




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 11 Şubat 2011, 17:05:33

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/53.jpg)




Sayfa:53 ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ Cüz:3, Sure:3



30.Herkesin, iyilik olarak yaptıklarını da kötülük olarak yaptıklarını da kar

şısında hazır bulduğu günde (insan) isteyecek ki kötülükleri ile kendisi ara

sında uzun bir mesafe bulunsun.ALLAH, kendisine karşı (gelmekten) sizi sakın

dırıyor.ALLAH kullarına çok şefkatlidir.




31.(Resulüm!) De ki: Eğer ALLAH'ı seviyorsanız bana uyunuz ki ALLAH da sizi

sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.ALLAH son derece bağışlayıcı ve esirgeyi

cidir.




32.De ki:ALLAH'a ve Resulü'ne itaat edin.Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki

ALLAH kafirleri sevmez.



33. 34.ALLAH birbirinden gelme bir nesil olarak Adem'i, Nuh'u, İbrahim'i ai

lesi ile İmran ailesini seçip alemlere üstün kıldı.ALLAH işiten ve bilendir.



(İbrahim ve İmran ailesinden maksat, müfessirlerin çoğunluğuna göre, onlar

dan sonra gelen peygamberlerdir.)



35.İmran'ın karısı şöyle demişti:'Rabbim!' Karnımdakini azatlı bir kul ola

rak sırf sana adadım. Adağımı kabul buyur.Şüphesiz (niyazımı) hakkıyla işi

ten ve (niyetimi) bilen sensin.'



36.Onu doğurunca, ALLAH, ne doğurduğunu bilip dururken:Rabbim! Ben onu kız

doğurdum.Oysa erkek, kız gibi değildir.Ona Meryem adını verdim.Kovulmuş şey

tana karşı onu ve soyunu senin korumanı diliyorum, dedi.




37.Rabbi Meryem'e hüsnü kabul gösterdi; onu güzel bir bitki gibi yetiştir

di.Zekeriyya'yı da onun bakımı görevlendirdi.Zekeriyya, onun yanına, mabe

de her girişinde orada bir rızık bulur ve 'Ey Meryem, bu sana nereden ge

liyor?' der; o da: Bu ALLAH tarafındandır.ALLAH, dilediğine sayısız rızık

verir, derdi.



(Zekeriyya aleyhisselam, Hz. Meryem'in teyzesinin kocası idi.Ayette ifa

de edildiği gibi Hz. Meryem'in Beyt-i Makdis'te bakımını Zekeriyya üze

rine almıştı.Meryem'e özel bir oda tahsis etti ki ona ayette 'mihrap'

denilmiştir.Mihrap, harp ve cihad vastası demektir.Bir nevi çile odası

anlamını taşır.Ayette geçen 'mihrab'ın, camilerde imamın namaz kıldır

dığı yer olan mihrap ile alakası yoktur.Hz. Zekeriyya, Meryem'in yanı

na her girişinde çeşit çeşit taze meyveler görürdü.Bunlar o mevsimde o

bölgede yetişmeyen meyvelerdi.)




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ




Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 11 Şubat 2011, 17:07:45
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/54.jpg)


Cüz:3, Sûre:3 ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ Sayfa:54



38.Orada Zekeriyya, Rabbine dua etti:Rabbim! Bana tarafından hayırlı bir ne

sil bağışla.Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin, dedi.




39.Zekeriyya mabedde durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle nida etti:

ALLAH sana, kendisi tarafından gelen bir Kelime'yi tasdik edici,efendi,if

fetli ve salihlerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler.



(Tefsirlerin beyanına göre bu ayette 'Kelime' sözü ile kastedilen kişi Hz.

İsa'dır.Nitekim bu surenin 45. ayetinde bunun açıkca ifade edildiğini gör

mekteyiz.)


40.Zekeriyya: Rabbim! dedi, bana ihtiyarlık gelip çattığına, üstelik ka

rım da kısır olduğuna göre benim nasıl oğlum olabilir? ALLAH şöyle bu

yurdu:İşte böyledir; ALLAH dilediğini yapar.



41.Zekeriyya:Rabbim! (Oğlum olacağına dair) bana bir alamet göster, dedi.

ALLAH buyurdu ki:Senin için alamet, insanlara, üç gün, işaretten başka

söz söylememendir.Ayrıca Rabbini çok an, sabah akşam tesbih et.




42.Hani melekler demişlerdi: Ey Meryem! ALLAH seni seçti; seni tertemiz

yarattı ve seni bütün dünya kadınlarına tercih etti.



43.Ey Meryem! Rabbine ibadet et; secdeye kapan, (O'nun huzurunda) eğil

enlerle beraber sen de eğil.




44.(Resulüm!) Bunlar, bizim sana vahiy yoluyla bildirmekte olduğumuz

gayb haberlerindendir.İçlerinden hangisi Meryem'i himayesine alacak di

ye kur'a çekmek üzere kalemlerini atarlarken sen onların yanında değil

din; onlar (bu yüzden) çekişirken de yanlarında değildin.




(Tefsircilerin beyanına göre İsrailoğulları, Tevrat'ı yazmakta kullan

dıkları kalemlerini nehre atmak suretiyle kur'a çekmişlerdi ki, böyle

ce hangisinin kalemi su yüzüne çıkarsa Meryem'i o himayesine alacaktı.

Bu kur'ayı oklarla çektikleri de rivayet edilmektedir.)




45.Melekler demişlerdi ki:Ey Meryem! ALLAH sana kendisinden bir Ke

lime'yi müjdeliyor.Adı Meryem oğlu İsa'dır, Mesih'tir; dünyada da,

ahirette de itibarlı ve ALLAH'ın kendisine yakın kıldıklarındandır.




(Mesih, İbranice bir kelime olup aslı 'meşih'tir.Hz. İsa'nın bir

lakabıdır ve 'mübarek' anlamına gelmektedir.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 11 Şubat 2011, 17:08:35

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/55.jpg)


Sayfa:55 ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ Cüz:3, Sûre:3



46.O, salihlerden olarak beşikte iken ve yetişkinlik halinde insanlara (pey

gamber sözleri ile) konuşacak.



(Nitekim Meryem Suresi'nin 27-33. ayetlerinde ifade buyrulduğu gibi, Hz.Mer

yem, Hz.İsa'yı dünyaya getirince, onun iffetinden şüphelenen kavmine karşı,

daha yeni doğmuş olan Hz.İsa,ALLAH'ın kudretiyle konuşmaya başlamış ve ken

disinin ALLAH'ın kulu ve peygamberi olduğunu, kendisine Kitap verildiğini,

ALLAH tarafından mübarek kılındığını... anlatmıştır.)



47.Meryem:Rabbim! dedi, bana bir erkek eli değmediği halde nasıl çocuğum

olur? ALLAH şöyle buyurdu:İşte böyledir, ALLAH dilediğini yaratır.Bir işe

hükmedince ona sadece 'Ol!' der; o da oluverir.



48.(Melekler, Meryem'e hitaben İsa hakkında sözlerine devam ettiler) :ALLAH

ona yazmayı, hikmeti, Tevrat'ı, İncil'i öğretecek.



49.O, İsrailoğullarına bir elçi olacak (ve onlara şöyle diyecek) :Size Rabbi

nizden bir mucize getirdim:Size çamurdan bir kuş sureti yapar, ona üflerim

ve ALLAH'ın izni ile o kuş oluverir.Yine ALLAH'ın izni ile körü ve alacalıyı

iyileştirir, ölüleri diriltirim.Ayrıca evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiği

nizi size haber veririm.Eğer inanan kimseler iseniz, bunda sizin için ibret

vardır.



50.Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı

şeyleri de helal kılmam için gönderildim.Size Rabbinizden bir mucize getir

dim.O halde ALLAH'tan korkun, bana da itaat edin.




(Nisa Suresi'nin 160., En'am Suresi'nin 146. ve Nahl Suresi'nin 118. ayet

lerinde ifade edildiği üzere yahudilere, zulüm ve isyanları yüzünden bazı

şeyler üzerinde yasaklar konmuştu ki, yukarıdaki ayet, Hz. İsa'nın şeriatı

nın, bu yasakları kaldırmak suretiyle, Musa(a.s)'nın tebliğ ettiği bir ta

kım hükümleri neshettiğini ortaya koymaktadır.)




51.ALLAH, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir.Öyle ise O'na kulluk ed

in.İşte bu doğru yoldur.



52.İsa, onlardaki inkarcılığı sezince:ALLAH yolunda bana yardımcı olacak

lar kimlerdir? dedi.Havariler:Biz, ALLAH yolunun yardımcılarıyız; ALLAH'

a inandık, şahit ol ki bizler müslümanlarız, cevabını verdiler.




(Havari kelimesi Arapça'ya Habeşçe'den geçmiş olup aslı 'havarya'dır ve

'yardımcı' anlamına gelmektedir.Nitekim meali verilen ayette İsa'ya ve

onun dinine yardımcı olmayı taahhüt edenlere bu adın verildiğini görmek

teyiz.)




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 11 Şubat 2011, 17:09:18

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/56.jpg)



 Cüz:3, Sûre:3 ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ Sayfa:56



53.(Havariler) :Rabbimiz! İndirdiğine inandık ve Peygamber'e uyduk.Şimdi bizi

(birliğini ve peygamberlerini tasdik eden) şahitlerden yaz, dediler.



54.(Yahudiler) tuzak kurdular; ALLAH da onların tuzaklarını bozdu. ALLAH, tu

zak kuranların hayırlısıdır.




55.ALLAH buyurmuştu ki:Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, seni nezdime yükselte

ceğim, seni inkar edenlerden arındırecağım ve sana uyanları kıyamete kadar ka

firlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz bana olacak.İşte o zaman ayrılığa

düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.




56.İnkar edenler var ya, onları dünya ve ahirette şiddetli bir azaba çarptıra

cağım; onların hiç yardımcıları da olmayacak.



57.İman edip iyi davranışlarda bulunanlara gelince, ALLAH onların mükafatları

nı eksiksiz verecektir.ALLAH zalimleri sevmez.



58.(Resulüm!) Bu söylenenleri biz sana ayetlerden ve hikmet dolu Kur'an'dan o

kuyoruz.




59.ALLAH nezdinde İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir.ALLAH onu topraktan

yarattı.Sonra ona 'Ol!' dedi ve oluverdi.




(Hz. Adem'i topraktan, anasız ve babasız yaratan ALLAH, İsa'yı da babasız ol

arak yaratmıştır.Yukarıda meali geçen ayet,ALLAH'ın kudretinin sonsuzluğu ya

nında, Hz. Meryem'in de iffetli olduğunun bir ifadesidir.)



60.Gerçek Rabbinden gelendir. Öyle ise şüphecilerden olma.



61.Sana bu ilim geldikten sonra seninle bu konuda çekişenlere de ki: Geliniz,

sizler ve bizler de dahil olmak üzere, siz kendi çocuklarınızı biz de kendi

çocuklarımızı, siz kendi kadınlarınızı, biz de kendi kadınlarımızı çağıralım,

sonra da dua edelim de ALLAH'tan yalancılar üzerine lanet dileyelim.



(Bu ayete 'mübahele ayeti' denir ki, bir meselede haklı olanın çıkması için

karşılıklı lanetleşmek demektir.Tefsircilerin belirttiğine göre Necran hıris

tiyanlarından bir heyet, Resulullah (s.a.v.)'ın huzuruna gelerek, Kur'an Hz.

İsa'nın babasız doğduğunu kabul ettiğine göre onun ALLAH olması lazım gele

ceğini iddia ettiler.Hz. Peygamber onları, bir araya gelerek kim yalancı ise

ALLAH'ın ona lanet etmesi için dua etmeye çağırdı. Fakat Necran heyeti buna

yanaşmayarak müslümanların himayesine girmeyi kabul eden bir antlaşma imza

layıp gittiler.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ


Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 11 Şubat 2011, 17:09:42

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/57.jpg)



Sayfa:57 ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ Cüz:3, Sûre:3



62.Şüphesiz bu (İsa hakkında söylenenler), doğru haberlerdir.ALLAH'tan başka

ilah yoktur.Muhakkak ki ALLAH, evet O, mutlak güç ve hikmet sahibidir.



63.Eğer yine yüz çevirirlerse, şüphesiz ALLAH, bozguncuları hakkıyla bilendir.



64.(Resulüm!) de ki:Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir

söze geliniz:ALLAH'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım

ve ALLAH'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz

çevirirlerse, işte o zaman:Şahit olun ki biz müslümanlarız! deyiniz.



65.Ey ehl-i kitap! İbrahim hakkında niçin çekişirsiniz? Halbuki Tevrat ve İn

cil, kesinlikle ondan sonra indirildi.Siz hiç düşünmez misiniz?



66.İşte siz böyle kimselersiniz! Hadi hakkında bilgi sahibi olduğunuz konuda

tartıştınız; fakat bilgi sahibi olmadığınız konuda niçin tartışıyorsunuz! Oy

sa ki ALLAH, her şeyi bilir, siz ise bilmezsiniz.



(Yahudiler ile hıristiyanlar aralarında tartıştılar; birinciler, Hz. İbrahim'

in bir yahudi olduğunu, diğerleri de hıristiyan olduğunu savundular; her iki

taraf da, iddialarını isbat etmek için deliller getiriyorlardı.Halbuki, yuka

rıdaki ayette de belirtildiği gibi Hz. İbrahim ne yahudi ne de hıristiyan o

labilirdi.Çünkü her iki din de Hz. İbrahim'den sonra gelmişti.)



67.İbrahim, ne yahudi, ne de hıristiyan idi; fakat o, ALLAH'ı bir tanıyan dos

doğru bir müslüman idi; müşriklerden de değildi.



68.İnsanların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar, şu Peygamber (Muhammed)

ve (ona) iman edenlerdir.ALLAH müminlerin dostudur.




69.Ehl-i kitaptan bir kısmı istediler ki, ne yapıp edip sizi saptırabilsinler.

Oysa onlar sadece kendilerini saptırırlar da farkına bile varmazlar.



70.Ey ehl-i kitap! (Gerçeği) görüp bildiğiniz halde niçin ALLAH'ın ayetlerini

inkar edersiniz?




KAYNAK:KURÂ'N-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 11 Şubat 2011, 17:10:11

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/57.jpg)


Sayfa:57  ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ Cüz:3, Sûre:3



62.Şüphesiz bu (İsa hakkında söylenenler), doğru haberlerdir.ALLAH'tan başka

ilah yoktur.Muhakkak ki ALLAH, evet O, mutlak güç ve hikmet sahibidir.



63.Eğer yine yüz çevirirlerse, şüphesiz ALLAH, bozguncuları hakkıyla bilendir.



64.(Resulüm!) de ki:Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir

söze geliniz:ALLAH'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım

ve ALLAH'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz

çevirirlerse, işte o zaman:Şahit olun ki biz müslümanlarız! deyiniz.



65.Ey ehl-i kitap! İbrahim hakkında niçin çekişirsiniz? Halbuki Tevrat ve İn

cil, kesinlikle ondan sonra indirildi.Siz hiç düşünmez misiniz?



66.İşte siz böyle kimselersiniz! Hadi hakkında bilgi sahibi olduğunuz konuda

tartıştınız; fakat bilgi sahibi olmadığınız konuda niçin tartışıyorsunuz! Oy

sa ki ALLAH, her şeyi bilir, siz ise bilmezsiniz.



(Yahudiler ile hıristiyanlar aralarında tartıştılar; birinciler, Hz. İbrahim'

in bir yahudi olduğunu, diğerleri de hıristiyan olduğunu savundular; her iki

taraf da, iddialarını isbat etmek için deliller getiriyorlardı.Halbuki, yuka

rıdaki ayette de belirtildiği gibi Hz. İbrahim ne yahudi ne de hıristiyan o

labilirdi.Çünkü her iki din de Hz. İbrahim'den sonra gelmişti.)



67.İbrahim, ne yahudi, ne de hıristiyan idi; fakat o, ALLAH'ı bir tanıyan dos

doğru bir müslüman idi; müşriklerden de değildi.



68.İnsanların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar, şu Peygamber (Muhammed)

ve (ona) iman edenlerdir.ALLAH müminlerin dostudur.




69.Ehl-i kitaptan bir kısmı istediler ki, ne yapıp edip sizi saptırabilsinler.

Oysa onlar sadece kendilerini saptırırlar da farkına bile varmazlar.



70.Ey ehl-i kitap! (Gerçeği) görüp bildiğiniz halde niçin ALLAH'ın ayetlerini

inkar edersiniz?




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 11 Şubat 2011, 17:10:50

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/58.jpg)




Cüz:3, Sûre:3 ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ Sayfa:58




71.Ey ehl-i kitap! Neden doğruyu eğriye karıştırıyorsunuz ve bile bile gerçeği

gizliyorsunuz?




(Rivayete göre Hayber yahudilerinden 12 kişilik bir hahamlar topluluğu günün

ilk saatlerinde güya İslam'a girecekler, fakat akşama doğru, kendi kitapları

na baktıklarını, hz. Muhammed (sav)'in risaletine dair bir işarete rastlamadıkları

nı öne sürerek İslam'dan döndüklerini söyleyecekler, böylece müslümanların

kendi dinlerinden dönmelerine önayak olacaklardı.İşte aşağıda meali verilen

ayette onların bu planına işaret edilmektedir.)



72.Ehl-i kitaptan bir gurup şöyle dedi:'Müminlere indirilmiş olana sabahley

in (görünüşte) inanıp akşamleyin inkar edin.Belki onlar (böylece dinlerinden)

dönerler.



73.Sizin dininize uyanlardan başka hiçbir kimseye inanmayın.' (Resulüm!) De

ki: Doğru yol ancak ALLAH'ın yoludur.Yine (onlar kendi aralarında şöyle dedi

ler) :'Size verilenin benzerinin başka herhangi bir kimseye verildiğine, ya

hut Rabbinizin huzurunda size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın)'

De ki:Lütuf ve ihsan ALLAH'ın elindedir.Onu dilediğine verir. ALLAH'ın rah

meti geniştir ve O her şeyi hakkıyla bilir.



(Müfessir Razi'nin Kur'an'da anlaşılması en müşkil ayetlerden biri olduğunu

belirttiği bu ayetin 'en yü'ta....' ile başlayan kısmı şöyle de anlaşılmış

tır:'(Ey ehl-i kitap!) Bir kimseye (Hz.Muhammed'e) size verilenin benzeri

veriliyor diye mi (böyle karşı çıkıyorsunuz)? Yahut onlar (müslümanlar) Rab

binizin huzurunda aleyhinize deliller getirecek diye mi (böyle davranıyorsu

nuz)?')



74.Rahmetini dilediğine ayırır.ALLAH üstün lütuf sahibidir.



75.Ehl-i kitaptan öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet bıraksan, onu sa

na noksansız iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar em

anet bıraksan, tepesine dikilip durmazsan onu sana iade etmez. Bu da onların,

'Ümmilere karşı yaptıklarımızdan bize vebal yoktur' demelerindendir.ALLAH adı

na bile bile yalan söylüyorlar.



(Ayette geçen 'ümmiler'den maksat, ehl-i kitaptan olmayan Araplardır.)



76.Hayır! (Gerçek onların dediği değil.) Her kim sözünü yerine getirir ve kö

tülükten sakınırsa, bilsin ki ALLAH sakınanları sever.



77.ALLAH'a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere

gelince, işte bunların ahirette bir payı yoktur.Kıyamet günü ALLAH onlarla ko

nuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır.Onlar için acı

bir azap vardır.




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 11 Şubat 2011, 17:11:22

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/59.jpg)



Sayfa:59 ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ CÜZ:3,Sûre:3




78.Ehl-i kitaptan bir gurup, okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okur

ken dillerini eğip bükerler.Halbuki okudukları Kitap'tan değildir.Söyledikleri

ALLAH katından olmadığı halde: Bu ALLAH katındandır, derler. Onlar bile bile

ALLAH'a iftira ediyorlar.



79.Hiçbir insanın, ALLAH'ın kendisine Kitap,hikmet ve peygamberlik vermesinden

sonra (kalkıp) insanlara:ALLAH'ı bırakıp bana kul olun! demesi mümkün değildir.

Bilakis (şöyle demesi gerekir) : Okutmakta ve öğretmekte olduğunuz Kitap uyar

ınca Rabbe halis kullar olunuz.



(Hıristiyanlar, Hz. İsa'nın tanrı olduğunu iddia etmişlerdi ki,Hz. İsa'nın ger

çek dininde bulunmayan ve ALLAH'ın birliği ile bağdaşmayan bu iddia, İslam in

ancına göre tamamen batıldır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'in muhtelif ayetlerinde

bildirildiğine göre Hz. İsa, kendisinin ALLAH'ın kulu olduğunu, ALLAH'ın kendi

sine Kitap gönderdiğini ve Peygamber kıldığını söylemiş.(Meryem 19/30-36),ken

disinin ve annesinin tanrı olduğu iddialarını şiddetle reddederek,ALLAH'ı şirk

ten tenzih etmiştir.[Maide 5/116-117])


80.Ve size:Melekleri ve peygamberleri ilahlar edinin, diye,de emretmez.Siz müs

lüman olduktan sonra hiç size kafirliği emreder mi?




81.Hani ALLAH, peygamberlerden:'Ben size Kitap ve hikmet verdikten sonra nezdi

nizdekileri tasdik eden bir peygamber geldiğinde ona mutlaka inanıp yardım ede

ceksiniz' diye söz almış, 'Kabul ettiniz ve bu ahdimi yüklendiniz mi?' dediğim

de, 'Kabul ettik' cevabını vermişler, bunun üzerine ALLAH: O halde şahit olun;

ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim, buyurmuştu.



82.Artık bundan sonra her kim dönerse işte onlar yoldan çıkmışların ta kendile

ridir.



(Tefsirler, burada peygamberler tarafından verilen sözün, ümmetleri adına ol

duğunu belirtiyorlar.Bu söz,hz. Muhammed (sav) (s.a.v.)'e yardım vadidir.Peyganberle

rinin hüküm ve vadi, hz. Muhammed (sav)'e yardım yönünde olunca aynı hüküm ümmetleri

için de geçerlidir.Bu sebeple ümmetler zikredilmeyip, verilen söz, onların pey

gamberlerine izafe edilmiştir.)




83.Göklerde ve yerdekiler, ister istemez O'na teslim olduğu halde onlar (ehl-i

kitap), ALLAH'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki O'na döndürülecekler

dir.





KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 11 Şubat 2011, 17:11:51

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/60.jpg)


Cüz:3,Sûre:3 ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ Sayfa:60




84.De ki: Biz ALLAH'a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Ya'kub ve Ya'

kub oğullarına indirilenlere, Musa, İsa ve (diğer) peygamberlere Rableri

tarafından verilenlere iman ettik. Onları birbirinden ayırdetmeyiz. Biz an

cak O'na teslim oluruz.




85.Kim, İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din)

asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.




(Dinin esasına taalluk eden temel prensipler, vahye dayanan bütün dinler

de aynıdır. Değişiklikler daha ziyade ibadetler ve beşeri münasebetler ko

nusunda olup, bu değişiklikler, insan topluluklarının tekâmül etmiş olması

nın bir sonucudur. 84. âyetten anlaşılacağı üzere İslâm dini, daha önce

ki peygamberlere gönderilen ve esasa taalluk eden dini prensipler bakım

ından kendisine aykırı olmayan bütün hak dinleri kabul eder. Ancak, İs

lâm dini, ilâhi dinler zincirinin son halkası ve devrinin insanlığının mânevî,

ahlâkî ve içtimaî ihtiyaçlarını eksiksiz karşılayan yegâne din olduğundan,

İslâm geldikten sonra başka bir din tanıyan, bir yol tutan kimsenin bu tu

tumu ile İslâm'a aykırı davranmış olduğu aşikârdır.Şu halde onun bu dini

nin ve bu yolunun İslâm dini nezdinde bir geçerliliği olamaz.)




86.İman etmelerinden, Resûl'ün hak olduğuna şehadet getirmelerinden

ve kendilerine apaçık deliler gelmesinden sonra inkârcılığa sapan bir kav

me ALLAH nasıl hidayet nasip eder? ALLAH zalimler topluluğunu doğru yola

iletmez.




87.İşte onların cezası, ALLAH'ın, meleklerin ve bütün i nsanlığın lânetine

uğramalarıdır.




88.Bu lânete ebedî gömülüp gidecekler. Onların azapları hafifletilmez; yüz

lerine de bakılmaz.




89.Ancak, bundan sonra tevbe edip yola gelenler başka. Çünkü ALLAH çok

bağışlayıcı ve merhametlidir.



90.İnandıktan sonra kâfirliğe sapıp sonra inkârcılıkta daha da ileri gidenler

in tevbeleri asla kabul edilmeyecektir. Ve işte onlar, sapıkların ta kendisi

dirler.




91.Gerçekten, inkâr edip kâfir olarak ölenler var ya, onların hiçbirinden

-fidye olarak dünya dolusu altın verecek olsa dahi- kabul edilmeyecektir.

Onlar için acı bir azap vardır; hiç yardımcıları da yoktur.





KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ




Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 11 Şubat 2011, 17:12:24

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/61.jpg)



Sayfa:61 ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ Cüz:4,Sûre:3





92.Sevdiğiniz şeylerden (ALLAH yolunda) harcamadıkça ''iyi''ye eremezsin

iz. Her ne harcarsınız, ALLAH onu hakkıyla bilir.





(''İyi'' şeklinde tercüme edilen âyetteki birr kelimesi, hayrın, iyiliğin kemal

noktası, ALLAH'ın rahmeti, rızası ve cenneti manalarında anlaşılmıştır. Baka

ra sûresinin 177. âyetinde ''birr''in etraflı nir izahı verilmiştir ki, buna göre

''birr''; imanda, ibadette ve ahlâkta en doğru ve en güzel yolu yaşamak

tır. Yukarıdaki âyete göreböyle bir hayata ve ALLAH'ın lütuf ve inayetine

ulaşmanın şartlarından biri, kişinin sahip olduğu ve sevip bağlandığı şeyle

ri ALLAH yolunda kullanmasıdır. Müfessirlere göre bu şeyler; servet, mevki,

ilim ve beden kuvveti gibi maddi ve manevi imkânlardır.)





93.Tevrat'ın indirilmesinden önce, İsrail'in (Ya'kub'un) kendisine haram kıl

dıkları dışında, yiyeceğin her türlüsü İsrailoğullarına helâl idi. De ki: Eğer

doğru sözlü iseniz, o zaman Tevrat'ı getirip onu okuyun.





94.Artık bundan sonra her kim ALLAH'a karşı yalan uydurursa, işte bunlar,

zalimlerin ta kendisidirler.




95.De ki: ALLAH doğruyu söylemiştir.Öyle ise, hakka yönelmiş olarak İbra

him'in dinine uyunuz. O, müşriklerden değildi.




96.Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kur

ulan ilk ev (mâbet), Mekke'deki (Kâbe)dir.




97.Orada apaçık nişâneler, (ayrıca) İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren

emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, ALLAH'ın insanlar

üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, ALLAH bütün âlemlerden

müstağnîdir.





(Bu âyet, müslümanlara haccın farz olduğunun delilidir. ''Yoluna gücü yet

enler'', hacca gitme imkânına kavuşanlar demektir ki, bu imkânın ölçüsü

nün ne olduğu konusunda mezhepler farklı görüştedirler. İmam Şâfiî'ye gö

re bu imkân vasıta ve yol masraflarını karşılama kudreti, İmam Mâlik'e gö

re yürüme ve çalışıp kazanma iktidarı, İmam Ebu Hanîfe'ye göre ise bu

söylenenlerinin tamamıdır.)




98.De ki: Ey ehl-i kitap! ALLAH yaptıklarınızı görüp dururken niçin ALLAH'ın â

yetlerini inkâr edersiniz?





99.De ki: Ey ehl-i kitap! (Gerçeği) görüp bildiğiniz halde niçin ALLAH'ın yolu

nu eğri göstermeye yeltenerek müminleri ALLAH yolundan çevirmeye kalkışı

yorsunuz? ALLAH yaptıklarınızdan habersiz değildir.




100.Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir guruba uyarsanız

imanınızdan sonra sizi yeniden inkârcılığa sevkederler.




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 11 Şubat 2011, 17:13:02

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/62.jpg)



Cüz:4,Sûre:3 ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ Sayfa:62




101.Size ALLAH'ın âyetleri okunurken, üstelik ALLAH Resûlü de aranızda iken na

sıl inkâra saparsınız? Her kim ALLAH'a bağlanırsa kesinlikle doğru yola iletilmiş

tir.




102.Ey iman edenler! ALLAH'tan O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslü

manlar olarak can verin.





(Müfessirlere göre ''ALLAH'tan, O'na yaraşır şekilde korkma''nın anlamı, müslü

manın, bütün varlığı ile ALLAH'ın emirlerini yerine getirmeye ve yasaklarından

kaçınmayaçalışmasıdır.Nitekim Abdullah b. Mes'ûd (r. anh.) âyetin bu kısmını

şöyle açıklamıştır: ''O'na âsi olmayıp itaat etmek, nankör olmayıp şükretmek

ve O'nu unutmaksızın hep hatırda tutmak.'')





103.Hep birlikte ALLAH'ın ipine (İslâm'a) yapışın; parçalanmayın.ALLAH'ın size ol

an nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönülleri

nizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz.Yine

siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte

ALLAH size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.





104.Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bul

unsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.




(Müfessirler, bu âyetin emri uyarınca,müslümanlar içinde, iyiliği emreden, kö

tülükten alıkoyan bir içtimaî kontrol müessesesinin bulunmasının farz-ı kifâye

olduğunu belirtmişler; ancak, bu görevi üstlenen kişilerde, görevin iyi ve hak

kaniyete uygun olarak yerine getirilmesini mümkün kılacak bazı şartların bul

unması gerektiğine de işaret edilmiştir.)



105.Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gi

bi olmayın.İşte bunlar için büyük bir azap vardır.




106.Nice yüzlerin ağardığı, nice yüzlerin karardığı günü (düşünün.) İmdi, yüz

leri kararanlara: İnanmanızdan sonra kâfir mi oldunuz? Öyle ise inkâr etmiş

olmanız yüzünden tadın azabı! (denilir).




107.Yüzleri ağaranlara gelince, onlar ALLAH'ın rahmeti içindedirler; orada ebe

dî kalacaklardır.





108.İşte bunlar, ALLAH'ın, sana hak olarak okuduğumuz âyetleridir.ALLAH hiçbir

kimseye haksızlık etmek istemez.




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 11 Şubat 2011, 17:13:33

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/63.jpg)




Sayfa:63 ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ Cüz:4,Sûre:3





109.Göklerde ve yerde ne varsa ALLAH'ındır.İşler dönüp dolaşıp ALLAH'a varır.




110.İnsanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emred

er, kötülükten meneder ve ALLAH'a inanırsanız. Ehl-i kitap da inansaydı, el

bet bu, kendileri için çok iyi olurdu. (Gerçi) içlerinde iman edenler var; (fak

at) çoğu yoldan çıkmışlardır.




(Bu âyetin müslümanlarla ilgili ilk kısmı, bazı âlimlerce, icmaî ümmetin, İslâm

Dininin hüküm kaynaklarından olduğunu gösteren delilleri arasında zikredilmiş

tir.)




111.Onlar (ehl-i kitap) size, incitmekten başka bir zarar veremezler. Sizinle

savaşa girecek olsalar, size arkalarına dönüp kaçarlar.Sonra kendilerine yar

dım da edilmez.




112.Onlar (yahudiler) nerede bulunurlarsa bulunsunlar, ALLAH'ın ahdine ve in

sanların (müminlerin) himayesine sığınmadıkça kendilerine zillet (damgası) vu

rulmuştur; ALLAH'ın hışmına uğramışlar ve miskinliğe mahkum edilmişlerdir.Çün

kü onlar, ALLAH'ın âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldü

rüyorlardı. Bu da, onların isyan etmiş ve haddi aşmış bulunmalarındandır.





113.Hepsi bir değildir, ehl-i kitap içinde istikamet sahibi bir topluluk vardır

ki,gece saatlerinde secdeye kapanarak ALLAH'ın âyetlerini okurlar.




114.Onlar, ALLAH'a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten men

ederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar iyi insanlardandır.




115.Onların yaptıkları hiçbir hayır karşılıksız bırakılmayacaktır. ALLAH, takvâ sa

hiplerini çok iyi bilir.





(Bazı tefsirlerde bu âyetin nüzul sebebi şöyle anlatılır: Ehl-i kitaptan Abdullah

b. Selâm ve çevresindekiler müslüman olunca, yahudiler onlara, ''Siz bu dine

girmekle kendinize yazık ettiniz'' kabilinden sözler söylemişlerdi. ALLAH Teâlâ

bu âyeti ile, iddia edilenin aksine, onların kurtuluşa erdiklerini ve gerek onlar

ın, gerekse diğer müminlerin yaptıkları iyiliklerin karşılıksız kalmayacağını, ku

sursuz adaleti ile her türlü hayırlı faaliyetlerin mükâfatını eksiksiz olarak lüt

fedeceğini buyurmaktadır.)




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 11 Şubat 2011, 17:14:00

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/64.jpg)




Cüz:4,Sûre:3 ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ Sayfa:64




116.İnkâr edenler var ya, onların malları da evlâtları da ALLAH'a karşı kendi

lerine hiçbir fayda sağlamayacaktır. İşte onlar, cehennemliklerdir; onlar or

ada ebedi kalacaklardır.





117.Onların, bu dünya hayatında yapmakta odukları harcamaların durumu,

kendilerine zulmetmiş olan bir kavmin ekinlerini vurup da mahveden kavuru

cu bir rüzgârın durumu gibidir. Onlara ALLAH zulmetmedi; fakat onlar kendile

rine zulmediyorlar.




(Kavurucu rüzgâr, henüz yeşermekte olan ekini nasıl yakıp kavurursa, onla

rın dünya hayatında sarfettikleri mallar da kendilerine bir iyilik getirmek şöy

le dursun, aksine, dünya ve ahiret hayatlarının mahvına sebep olur. Tefsir

lerde burada benzetme için şöyle bir takdir de yapılmaktadır: ''... harcama

lar, .... kavurucu rüzgârın vurup mahvettiği ekine benzer.'' Âyette rüzgâr

ın sıfatı olarak geçen ''sırr'' kelimesi, ''çok soğuk'' anlamını da taşır.)







118.Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar si

ze fenalık etmekten asla geri durmazlar,hep sıkıntıya düşmenizi isterler.Ger

çekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmak

tadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür. Eğer düşü

nüp anlıyorsanız, âyetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz.




119.İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları se

versiniz. Siz, bütün kitaplara inanırsınız; onlar ise, sizinle karşılaştıklarında

''İnandık'' derler; kendi başlarına kaldıklarında da, size olan kinlerinden dol

ayı parmaklarının uçlarını ıssırırlar. De ki: Kininizden (kahrolup) ölün! Şüp

hesiz ALLAH kalplerin içindekini hakkıyla bilmektedir.




(Âyetin ilk cümlesi, bazı müfessirlerce şöyle yorumlanmıştır: ''Siz onları se

versiniz; yani onların müslüman olmalarını istersiniz. Çünkü İslâm her şey

den hayırlıdır. Halbuki onlar sizi sevmezler; yani sizin kâfir olmanızı ister

ler, kâfir olmak ise her şeyden kötüdür.'')





120.Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır; başınıza bir musibet gel

se, buna da sevinirler. Eğer sabreder ve korunursanız, onların hilesi size

hiçbir zarar vermez. Şüphesiz ALLAH, onların yaptıklarını çepeçevre kuşat

mıştır.




121.Hani sen, sabah erkenden müminleri savaş mevzilerine yerleştirmek i

çin ailenden ayrılmıştın.... -ALLAH hakkıyla işiten ve bilendir.-




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ 
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 11 Şubat 2011, 17:14:30

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/65.jpg)



Sayfa:65 ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ Cüz:4,Sure:3




122.O zaman içinizden iki bölük bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki ALLAH on

ların yardımcısı idi. Müminler, yalnız ALLAH'a dayanıp güvensinler.




(Uhud savaşında, Hz. Peygamber'in sağ ve sol kanatlara yerleştirdiği, Haz

rec kabilesinden Seleme oğulları ile Evs kabilesinden Hârise oğulları düşma

na karşı direnmekte korkaklık ve zaaf göstermişlerdi. Nitekim, bunlardan,

300 kişiye kumandanlık eden İbn Übey: ''Kendimizi ve çocuklarımızı ne di

ye tehlikeye sokalım!'' diyerek geri çekilmişti.)




123.Andolsun, sizler güçsüz olduğunuz halde ALLAH, Bedir'de de yardım et

mişti. Öyle ise, ALLAH'tan sakının ki O'na şükretmiş olasınız.




124.O zaman sen, müminlere şöyle diyordun: İndirilen üç bin melekle Rab

binizin sizi takviye etmesi, sizi için yeterli değil midir?




125.Evet, siz sabır gösterir ve ALLAH'tan sakınırsanız, onlar (düşmanlarınız)

şu anda üzerinize gelseler, Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye e

der.




126.ALLAH, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bu sayede rahatla

sın diye yaptı. Zafer, yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi ALLAH katında

dır.




127. 128.ALLAH, kâfirlerden bir kısmının kökünü kessin veya onları perişan

etsin, böylece bozulmuş bir halde dönüp gitsinler -ki bu işte senin yapa

cağın bir şey yoktur- yahut (müslüman olsunlar da) tevbelerini kabul et

sin, ya da (ısrar ederlerse) onlara azap etsin diye (ALLAH Bedir'de size yar

dım etti). Çünkü onlar zalimdirler.





(127. âyette ''bir kısmı'' diye tercüme edilmiş olan ''taraf'' kelimesinin mana

larından birkaçı, ''eşraf, liderler, kumamandanlar''dır. Nitekim burada söz ko

nusu edilen Bedir savaşında müşriklerin birçok ileri gelenleri öldürülmüş ve

ya esir alınmıştı.)





129.Göklerde ve yerde ne varsa ALLAH'ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine a

zap eder. ALLAH, çok bağışlayıcı ve merhametlidir.





130.Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. ALLAH'tan sakı

nın ki kurtuluşa eresiniz.




(Cenâb-ı Hâk, Bakara sûresinin 275, 276 ve 278. âyetlerinde alış-verşi he

lâl kıldığını ve faizi yasakladığını -bunların aynı şeyler olmadığını vurgulaya

rak- ifade buyurmuştur. Burada kat kat arttırarak faiz yemenin yasak

olduğunun belirtilmesi ise, devrin Arap toplumunda yaygın olan ve vâdesin

de ödenmeyen borçlar hakkında yapılan tefecilik uyguamalarına işaret için

dir.)




131.Kâfirler için hazırlanmış bulunan ateşten sakının!



132.ALLAH'a ve Resûl'üne itaat edin ki rahmete kavuşturulasınız.






KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Renanet - 11 Şubat 2011, 20:53:20
Yüreğinize sağlık kardeşim ama daha önce melleri eklemiştik..Sure sure ...
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 11 Şubat 2011, 22:46:38
Bismillâh...

Renan kardeşim,  ben bu siteye uzun süredir üyeyim. Buradaki meâlden de haberdarım.

O yüzden kardeş site ebedi kapanacağı için, konumun tamamlanmayacağını bildiğim halde, konumu bir anlamda çöpe atmaya razıydım.

Ama Mim abi, konuyu bu foruma taşıyabileceğimizi söyledi. Bir önceki sayfada Mim abinin verdiği cevabı okumanızı tavsiye ediyorum.
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 12 Şubat 2011, 01:04:05
Yüreğinize sağlık kardeşim ama daha önce melleri eklemiştik..Sure sure ...

kıymetli ablam, sureyi arayanlar sizin yazdığınız meallerden,
cüz cüz takip etmek isteyen ve aynı zamanda orjinal metninden görmek isteyenler buradan okuyabilirler ablam...
her ikisi de dini bir site için gereklidir...
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: insan - 12 Şubat 2011, 01:36:44

İsabet olmuş..

Renanet ve Dilnihad kardeşlerim, ikinizdende ALLAH razı olsun inşaALLAH..
 Eğer yapılabilirse...şöyle bir çalışma da yaparmısınız..?
Paylaşılan konulara uygun AYETleri yorum olarak eklermisiniz...?
Böylece AYETin ışığından konuya bakmamızı sağlamış olursunuz..ayrıca ,AYETleri okumamıza ,anlamamıza hatta ezberlememize dahi vesile olabilirsiniz...
Böyle bir çalışmanız olabilr mi..?

Olursa uygun olurmu...?Bu kısım hocanın alanına girer...
Hocam..bilgilendirebilirmisiniz "mi" acaba..?
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 12 Şubat 2011, 12:02:21
sen şunu daha açık yazabilir misin abisi,
yani ayetlerin konulara göre tasnifinden mi bahsediyorsun.?
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 14:34:06
sen şunu daha açık yazabilir misin abisi,
yani ayetlerin konulara göre tasnifinden mi bahsediyorsun.?

Bismillâh..

Ben anladım abi. Forumda paylaşılan konularda, âyetlerin paylaşılmasından bahsettiğini sanıyorum.

Ama ben öyle bir çalışmanın içinde bulunmayı düşünmem. Çünkü konu bitince, ben forumlara eskisi kadar sık girmeyi düşünmüyorum.
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 12 Şubat 2011, 14:46:52
valla ben hala pek bişey anladığımı söyleyemem. kalın kafalılık işte! :)
anlayınca bakarız bi çaresine inşaALLAH.
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: insan - 12 Şubat 2011, 17:34:42

sen şunu daha açık yazabilir misin abisi,
yani ayetlerin konulara göre tasnifinden mi bahsediyorsun.?

Misal...
Cimrilikle ilğili bir paylaşım olmuş.."diyelim.."
Ozaman bununla ilğili bir ayet "yorum olarak" paylaşılabilinirmi..
Şöyleki..

"De ki: RABB'imin rahmet hazinesine eğer siz sahib olsaydınız, harcanır korkusuyla kıstıkça kısardınız. İnsanoğlu da pek eli sıkıdır (cimridir) ."
(İsrâ 17/100)


Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 12 Şubat 2011, 19:34:14
abisi ben şöyle anlamış olsam, yanlış mı dersin?

mesela konuları alfabetik olarak ayırıp ayetleri yazmak... mesela...

A

aç gözlülük...

B

barış vs.
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 12 Şubat 2011, 20:25:18
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/66.jpg)


Cüz:4,Sûre:3  ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ   Sayfa:66



133.Rabbinizin bağışına ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!


134.O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da ALLAH için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. ALLAH

da güzel davranışta bulunanları sever.


135.Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde ALLAH'ı hatırlayıp günahlarından dolayı

hemen tevbe-istiğfar ederler. Zaten günahları ALLAH'tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülükler

de bile bile ısrar etmezler.



(Bu üç âyette İslâm ahlâkının bir hülâsası verilmiştir. Şöyle ki; 133. âyette, Rabbimizin bağışına, gökler ve yer kadar

genişliğinde cennetine kavuşmanın, bütün ahlâki davranışlarımız için temel gaye olduğu; iyiliği, birtakım dünyevî men

faatler kaygısıyla değil de, sırf ALLAH'a saygı ve sevgi demek olan takvâ sâiki ile ve sadece uhrevî saadet uğruna

yapmak gerektiği hatırlatılmıştır. 134 ve 135. âyetlerde ise, İslâm'da ideal ahlâk tipi olan ''müttakî insan''ın temel ah

lâkî nitelikleri olarak sayılan ''herhalde cömert olmak, öfkeyi yenmek, insanları bağışlamak ve hatasını görerek kabul

etmek ve vazgeçmek'' gibi vasıflar, ancak ihtirasları ve bencil duyguları karşısında hürriyetine kavuşmuş üstün ruh

ların faziletleridir.)


136.İşte onların mükâfatı, Rableri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennet

lerdir. Böyle amel edenlerin mükâfatıne güzeldir!


137.Sizden önce nice (milletler hakkında) ilâhî kanunlar gelip geçmiştir. Onun için, yeryüzünde gezin dolaşın da

(ALLAH'ın âyetlerini) yalan sayanların âkıbeti ne olmuş, görün!


138.Bu (Kur'ân), bütün insanlığa bir açıklamadır; takvâ sahipleri için de bir hidayet ve öğüttür.


139.Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.



(Bu âyet, müslümanların, Uhud savaşında uğradıkları geçici başarısızlıktan dolayı ümitsizliğe kapılmamaları gerektiği

ni onlara ihtar etmekte ve mülümanlara, güçlü bir imana sahip olmanın verdiği azim ve kararlılık sayesinde nice zafer

lere ulaşmanın mümkün olduğunu müjdelemektedir.)


140.Eğer siz (Uhud'da) bir acıya uğradınızsa, (Bedir'de de düşmanınız olan) o kavim de benzer bir acıya uğramıştır.

O günleri biz insanlar arasında döndürür dururuz (zaferi bazen bir topluma bazen öteki topluma nasip ederiz). Ta ki

ALLAH, iman edenleri ortaya çıkarsın ve aranızdan şahitler edinsin. ALLAH zalimleri sevmez.



(Meâlde ''ortaya çıkarsın'' şeklinde tercüme edilmiş olan, âyetteki ''li-ya'leme'' kelimesi için, ''ALLAH'ın, ilm-i ezelîsinde

var olan bilgiyi vâkıa ile ayan-beyan ortaya koyması'' veya ''mümini münafıktan ayırdetme hükmünü vermesi'' şeklin

de tefsirler yapılmıştır. Bu sebeple, ''şehitler'' manasına da gelen ''şühedâ'' kelimesi, meâlde ''şahitler'' karşılığı ile ter

cüme edilmiştir.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 12 Şubat 2011, 20:25:58
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/67.jpg)


Sayfa:67  ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ    Cüz:4, Sûre:3


141.Bir de (böylece) ALLAH, iman edenleri günahlardan temize çıkarmak, kâfirleri de helâk etmek

ister.


142.Yoksa ALLAH içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gi

receğinizi mi sandınız?


143.Andolsun ki siz, ölümle yüzyüze gelmezden önce onu temenni ederdiniz. İşte şimdi onu karşınız

da gördünüz.



(Bu âyette, Bedir savaşına katılmış olup Bedir şehitlerinin faziletlerine imrenen ve Hz. Peygam

ber'in, Medine'de kalarak düşmana orada karşı konulmasının uygun olacağı fikrine mukabil, Uhud'da

savaşmayı isteyen sahâbîlere hitap edildiği rivayet edilir.)


144.Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya

da öldürülürse, gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse, ALLAH'a

hiçbir şekilde zarar vermiş olmayacaktır. ALLAH, şükredenleri mükâfatlandıracaktır.



(Uhud savaşında Abdullah b. Kamîe adında bir müşrikin attığı taşla Resûlullah'ın (s.a.v.) dişi kı

rılmış, yüzü yaralanmıştı. Bu düşman askerinin, ''Muhammed'i öldürdüm'' dediğini duyan biri ''Mu

hammed öldürüldü!'' diye bağırmaya başlamış, bu yalan haber müslümanlar arasına yayılmış, asker

paniğe kapılmıştı. Hz. Peygamber ise:''Buradayım! Buraya gelin!'' diye bağırıyordu. Etrafını çev

releyen yaklaşık 30 kişilik bir gurup, yiğitçe onu savundular. İşte yukarıdaki âyet, belirtilen

yalan haber üzerine infiale kapılan müslümanları tenkit etmekte; hz. Muhammed (sav)'in fâni, İslâm'ın

ise bâki olduğunu; bu  sebeple, o ölse dahi müslümanların bunu sükûnetle karşılayıp, dinlerinde

sebat etmeleri gerektiğini hatırlatmaktadır.)


145.Hiçbir kimse yok ki, ölümü ALLAH'ın iznine bağlı olmasın. (Ölüm), belli bir süreye göre yaz

ılmıştır. Her kim, dünya nimetini isterse, kendisine ondan veririz; kim de ahiret sevabını is

terse, ona da bundan veririz. Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız.


146.Nice peygamberler vardı ki, beraberinde birçok ALLAH erleri bulunduğu halde savaştılar da,

bunlar, ALLAH yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşeklik ve zaaf göstermediler, boyun eğme

diler. ALLAH sabredenleri sever.


147.Onların sözleri, sadece şöyle demekten ibaretti: Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki

taşkınlığımızı bağışla; ayaklarımızı (yolunda) sabit kıl; kâfirler topluluğuna karşı bizi muzaf

fer kıl!


148.ALLAH da onlara dünya nimetini ve (daha da önemlisi,) ahiret sevabının güzelliğini verdi.

ALLAH, iyi davrananları sever.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ   
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 12 Şubat 2011, 20:27:06
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/68.jpg)


Cüz:4, Sûre:3   ÂL-İ  İMRÂN SÛRESİ   Sayfa:68


149.Ey iman edenler! Eğer kâfirlere uyarsanız,  gerisin geriye (eski dininize) döndürürler de, hüsrana uğrayanların du

rumuna düşersiniz.



(Uhud savaşında ''Muhammed öldürüldü!'' şeklindeki yalan haberin yayılması üzerine, bu fırsatı kaçırmayan münafık

lar, İslâm askerlerine:''Eski dininize ve dostlarınıza dönün, Muhammed peygamber olsaydı, öldürülür müydü? şeklinde

konuşmaya başlamışlardı. İşte bu âyet, her zaman ve her toplum içinde bulunabilen münafıkların bu tür bozguncu

sözlerine karşı müslümanları uyarmaktadır.)



150.Oysa sizin mevlânız ALLAH'tır ve O, yardımcıların en hayırlısıdır.


151.ALLAH'ın, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O'na ortak koşmaları sebebiyle, kâfirlerin kalplerine yakında korku

salacağız. Gidecekleri yer de cehennemdir. Zalimlerin varacağı yer ne kötüdür!



(Bu âyet,  ALLAH'a inanmanın verdiği moral gücünden yoksun olanların kalplerini kısa zamanda korku saracağını ifade

etmektedir. Nitekim, bu âyetlerde bahis konusu edilen uhud savaşında, bir ara müslümanların çoğu paniğe kapılıp

dağılmalarına rağmen müşrikler, önemli bir sonuç elde etmeden çekip gitmişlerdi. Hatta giderken bir ara geri dönüp

müslümanların işini bitirmeyi düşünmüşler, ancak dönme cesaretini gösterememişlerdi, büsbütün yenilmemiş olmayı

yeğ tutmuşlardı.)


152.Siz ALLAH'ın izni ile düşmanlarınızı öldürürken, ALLAH, size olan vâdini yerine getirmiştir. Nihayet, öyle bir an geldi

ki, ALLAH arzuladığınızı (galibiyeti) size gösterdikten sonra zaafa düştünüz; (Peygamberin verdiği) emir konusunda

tartışmaya kalktınız ve asi oldunuz. Dünyayı isteyeniniz de vardı, ahireti isteyeninizde vardı. Sonra ALLAH, denemek

için sizi onlardan (onları mağlup etmekten) alıkoydu. Ve andolsun sizi bağışladı. Zaten ALLAH, müminlere karşı çok lü

tufkârdır.


153.O zaman Peygamber arkanızdan sizi çağırdığı halde siz, durmadan (savaş alanından) uzaklaşıyor, hiç kimseye

dönüp bakmıyordunuz. (ALLAH) size keder üstüne keder verdi ki, bundan dolayı gerek elinizden gidene, gerekse başı

nıza gelenlere üzülmeyesiniz. ALLAH yaptıklarınızdan haberdardır.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 12 Şubat 2011, 20:27:34
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/69.jpg)



Sayfa:69  ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ   Cüz:4,Sûre:3



154.Sonra o kederin arkasından ALLAH size bir güven indirdi ki, (bu güvenin yol açtığı) uyuklama hali bir kısmınızı kap

lıyordu. Kendi canlarının kaygısına düşmüş bir gurup da, ALLAH'a karşı haksız yere cahiliye devrindekine benzer düşün

celere kapılıyorlar, ''Bu işten bize ne!'' diyorlardı. De ki: İş (zafer, yardım, her şeyin karar ve buyruğu) tamamen

ALLAH'a aittir. Onlar, sana açıklayamadıklarını içlerinde gizliyorlar. ''Bu işten bize bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik''

diyorlar. Şöyle de: Evlerinizde kalmış olsaydınız bile, öldürülmesi takdir edilmiş olanlar, öldürülüp düşecekleri yere ken

diliklerinden çıkıp giderlerdi. ALLAH, içinizdekileri yoklamak ve kalplerinizdekileri temizlemek için (böyle yaptı). ALLAH içi

nizde ne varsa bilir.



(Uhud savaşında düşman, sayısı ve silahıyla müslümanlardan kat kat fazla idi. Fakat zafer de mağlubiyet de ALLAH'ın

elinde olduğundan müslümanların üzerine bir emniyet duygusu indirildi. Bu yüzden bazı müslümanlar uyumaya koyul

muştu.


Abdullah b. Mes'ûd: ''Savaştaki uyku halinin ALLAH'tan, namazdakinin ise şeytandan'' olduğunu söyler.


Ebu Talha:''Uhud günü ben de üzerlerine uyku çökenler arasında idim. Öyle ki, kılıcım defalarca elimden düştü; aldım,

yine düştü, aldım yine düştü...'' der.


Müfessirlere göre bu âyette bahsedilen ikinci gurup insanlarla münafıklar kasdolunmuştur. Münafıkların buradaki ifade

leri, ''Bize bundan bir fayda, bir pay var mı!'', ''Bizim elimizden ne gelir!'', ''Tedbir konusunda bizim görüşümüz alındı

mı!'' gibi manalarla açıklanmıştır.)


155.(Uhud'da) iki ordu karşılaştığı gün, sizi bırakıp gidenleri, sırf işledikleri bazı hatalar yüzünden şeytan (yerlerinden)

kaydırmıştı. Yine de ALLAH onları affetti. Çünkü ALLAH, çok bağışlayıcıdır, halîmdir.


156.Ey iman edenler! Sizler, inkâr edenler ve yeryüzünde sefere çıkan veya savaşan kardeşleri hakkında:''Eğer biz

im yanımızda kalsalardı ölmezler, öldürülmezlerdi'' diyenler gibi olmayın. ALLAH bu kanaatı onların kalplerine (kaybettik

leri yakınları için onulmaz) bir hasret (yarası) olarak koydu. Canı veren de alan da ALLAH'tır. ALLAH yaptıklarınızı hakkıy

la görür.


157.Eğer ALLAH yolunda öldürülür ya da ölürseniz, şunu bilin ki, ALLAH'ın mağfireti onların topladıkları bütün şeylerden

daha hayırlıdır.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 12 Şubat 2011, 20:28:11
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/70.jpg)


Cüz:4, Sûre:3 ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ Sayfa:70




158.Andolsun, ölseniz de öldürülseniz de ALLAH'ın huzurunda toplanacaksın

ız.




159.O vakit ALLAH'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen

kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu

halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Ka

rarını verdiğin zaman da artık ALLAH'a dayanıp güven. Çünkü ALLAH, kendisi

ne dayanıp güvenenleri sever.





(Şûrâ (meşveret, danışma) prensibinin İslâmiyette önemli bir yere sahip ol

duğu âyette açıkca ifade edilmiştir. Ancak, şûrânın kapsamı, şekli ve bağ

layıcılık gücü konularında İslâm bilginlerince farklı görüşler ileri sürülmüştür)




160.ALLAH size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur.

Eğer sizi bırakıverirse, ondan sonra size kim yardım eder? Müminler ancak

ALLAH'a güvenip dayanmalıdırlar.




161.Bir peygambere, emanete hıyanet yaraşmaz.Kim emanete (devlet ma

lına) hıyanet ederse, kıyamet günü, hainlik ettiği şeyin günahı boynuna a

sılı olarak gelir. Sonra herkese -asla haksızlığa uğratılmaksızın- kazandığı

tastamam verilir.




(Bedir savaşında elde edilen ganimetlerin taksimi sırasında, kayp bir eşya

için, münafıkların ''Herhalde Muhammed almıştır'' demeleri üzerine bu âyet

in nâzil olduğu rivayet edilir. Uhud savaşında Hz. Peygamber'in stratejik

bir noktaya yerleştirdiği okçuların, İslâm ordusunun savaşı kazanma belir

tisi üzerine, Hz. Peygamber tarafından ''Herkesin aldığı ganimet, kendisi

nin olacaktır'' gibi bir söz söylenebileceği zannına kapılarak görevlerini ter

ketmeleri üzerine, onların bu zannını reddetmek için indirildiği de rivayet e

dilir.)





162.ALLAH'ın hoşnutluğunu gözetenle ALLAH'ın hışmına uğrayan bir olur mu?

Berikisinin yeri cehennemdir. Cehennem ise ne kötü bir varış noktasıdır.





163.Onlar ALLAH katında derece derecedirler. ALLAH onların yaptıklarını gör

mektedir.





164.Andolsun ki içlerinden, kendilerine ALLAH'ın âyetlerini okuyan, (kötülük

lerde ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğ

reten bir Peygamber göndermekle ALLAH, müminlere büyük bir lütufta bul

unmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.





165.(Bedir'de) iki katını (düşmanınızın) başına getirdiğiniz bir musibet, (Uh

ud'da) kendi başınıza geldiği için mi ''Bu nasıl oluyor!'' dediniz? De ki: O,

kendi kusurunuzdandır. Şüphesiz ALLAH'ın her şeye gücü yeter.




(Bedir'de müslümanlar müşriklerden yetmiş kişi öldürmüş, yetmiş kişi de es

ir almışlardı. Uhud'da ise yetmiş şehit verdiler. Âyet-i kerimede geçen ''mu

sibet''le buna işaret ediliyor. Ve bunun, okçuların ALLAH Resûlü'nün emrini

tutmamalarından dolayı başlarına geldiği vurgulanıyor.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 12 Şubat 2011, 20:28:42
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/71.jpg)


Sayfa:71 ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ Cüz:4,Sûre:3



166. 167.İki birliğin karşılaştığı gün başınıza gelenler, ancak

ALLAH'ın dilemesiyle olmuştur ki, bu da, müminleri ayırdetmesi

ve münafıkları ortaya çıkarması için idi. Bunlara: ''Gelin,

ALLAH yolunda çarpışın; ya da savunma yapın''denildiği zaman,

''Harbetmeyi bilseydik, elbette sizin peşinizden gelirdik''

dediler. Onlar o gün, imandan çok, kâfirliğe yakın idiler.

Ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Halbuki

ALLAH, onların içlerinde gizlediklerini daha iyi bilir.





168.(Evlerinde) oturup da kardeşleri hakkında: ''Bize uysalar

dı öldürülmezlerdi'' diyenlere, ''Eğer doğru sözlü insanlar

iseniz, canlarınızı ölümden kurtarın bakalım!'' de.




169. 170.ALLAH yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bila

kis onlar diridirler; ALLAH'ın lütuf ve kereminden kendileri

ne verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıkla

ra mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendi

lerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir korku

ve keder bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar.





171.Onlar, ALLAH'tan gelen nimet ve keremin; ALLAH'ın, mümin

lerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesinin sevinci içindedirler.





172.Yara aldıktan sonra yine ALLAH'ın ve Peygamber'in çağrısı

na uyanlar (özellikle) bunların içlerinden iyilik yapanlar ve

takvâ sahibi olanlar için pek büyük bir mükâfat vardır.





173.Bir kısım insanlar, müminlere: ''Düşmanlarınız olan insan

lar, size karşı asker topladılar; aman sakının onlardan!'' de

diklerinde bu, onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve

''ALLAH bize yeter. O ne güzel vekîldir!'' dediler.





(Rivayete göre Uhud savaşında müslümanların bir ara bozulduk

tan sonra tekrar toparlanmaları üzerine önemli bir sonuca ul

aşmayan düşman ordusunun kumandanı Ebu Süfyân, savaş alanını

terkederken Hz. Peygamber'e''Ey Muhammed! Önümüzdeki yıl Bedir

meydanında tekrar karşılaşacağız!'' tehdidini savurmuş; Hz.

Peygamber de : ''İnşaALLAH!'' demişti. Ertesi yıl, Ebu Süfyân'

ın böyle bir hazırlık içinde bulunduğu haberi Medine'ye ulaş

ınca,Hz. Peygamber, bir süvari birliği ile düşmanı karşılama

ya çıkmıştı. İşte yukarıdaki âyet, düşman tarafından gelen bu

haber karşısında müslümanların azim ve kararlılığını, onların

yüksek moral gücünü takdir ve ifade etmektedir.)




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 20:30:46
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/72.jpg)



Cüz:4,Sûre:3 ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ Sayfa:72




174.Bunun üzerine, kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan, ALLAH'ın nimet ve

keremiyle geri geldiler. Böylece ALLAH'ın rızasına uymuş oldular. ALLAH büyük

kerem sahibidir.




(Hz. Peygamber'in komutasındaki birlik, Ebu Süfyân ile bir yıl önce sözleşil

en yerde onları bir hafta kadar bekledi; ancak bir miktar asker ile yola çık

an Ebu Süfyân'ın savaşmaktan korkarak geri dönmesi üzerine müslümanlar

da kârlı alış-verişler yaparak tekrar Medine'ye geldiler.)




175.İşte o şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Şu halde, eğer iman et

miş kimseler iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.




(Âyette ''İşte o şeytan, sizi kendi dostlarından korkutmaktadır'' şeklinde ma

na vermek de mümkündür. Nitekim bazı müfessirler burada, Mekkelilerin Me

dine'deki müslümanları ürkütmesi için propaganda yapmak üzere gönderdik

leri Nuaym isimli kişiye işaret edildiğini belirtirler.)





176.(Resûlüm) İnkârda yarışanlar sana kaygı vermesin. Çünkü onlar, ALLAH'a

hiçbir zarar veremezler. ALLAH onlara, ahiretten yana bir nasip vermemek is

tiyor. Onlar için çok büyük bir azap vardır.





177.Şurası muhakkak ki, imanı verip inkârı alanlar, ALLAH'a hiçbir zarar vere

mezler. Onlar için elîm bir azap vardır.





178.İnkâr edenler sanmasınlar ki, kendilerine mühlet vermemiz onlar için da

ha hayırlıdır. Onlara ancak günahlarını arttırmaları için fırsat veriyoruz. On

lar için alçaltıcı bir azap vardır.





179.ALLAH, müminleri (şu) bulunduğunuz durumda bırakacak değildir; sonun

da murdarı temizden ayıracaktır. Bununla beraber ALLAH, size gaybı da bildi

recek değildir. Fakat ALLAH, elçilerinden dilediğini ayırdeder. O halde ALLAH'a

ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder, takvâ sahibi olursanız sizin

için de çok büyük bir ecir vardır.


(Tefsirlerde bu âyetin, ''Ey Muhammed! Bize kimlerin iman edip kimlerin et

mediğini bildir'' diyen kâfirlere cevap teşkil ettiği belirtilmektedir.








180.ALLAH'ın, kereminden kendilerine verdiklerine (infakta) cimrilik gösteren

ler, sanmasınlar ki, o, kendileri için hayırlıdır; tersine bu onlar için pek fena

dır. Cimrilik ettikleri şey de kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Gök

lerin ve yerin mirası ALLAH'ındır. ALLAH bütün yaptıklarınızdan haberdardır.




(Âyette geçen ''miras'' kelimesi dolayısıyla tefsirlerde genellikle şu açıklama

lar yapılmıştır: Göklerde ve yerde ne varsa hepsi ALLAH'ın mülküdür. Ondan

yararlananlar, hep O'nun mülkünü birbirinden devralmaktadırlar; o halde,

ALLAH'ın mülkünde cimrilik etmeleri ne kadar yanlıştır! Bir gün, herkes ölecek

ve malik olduğu şeyler üzerindeki mülkiyetini kaybedecektir; halbuki ALLAH

bâkidir, mülk yine O'nundur.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 20:31:26
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/73.jpg)




Sayfa:73 ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ Cüz:4,Sûre:3




181.''Gerçekten ALLAH fakir, biz ise zenginiz'' diyenlerin sözünü andolsun ki

ALLAH işitmiştir. Onların (bu) dediklerini, haksız yere peygamberleri öldürme

leri birlikte yazacağız ve diyeceğiz ki: Tadın o yakıcı azabı!





(Yahudilerin bu alaylı ifadelerinin, peygamberleri öldürme günahı ile bir tutul

ması, bir taraftan bu sözleri söylemenin büyük günah sayıldığını, diğer taraf

tan da onların ilk günahının bundan ibaret olmadığını, daha önce de peygam

berlerin canlarına kıydıklarını göstermektedir.)




182.Bu, dünyada iken kendi ellerinizle yapmış olduğunuzun karşılığıdır. Yok

sa ALLAH kullarına zulmetmez.




183.''Doğrusu ALLAH bize, (gökten inen) ateşin yiyeceği (yakıp kor edeceği)

bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamızı emretti'' diyenle

re şöyle de: Size, benden önce mucizelerle, (özellikle) dediğiniz (mucize)

ile nice peygamberler geldi. Eğer doğru insanlar iseniz, ya onları niçin öl

dürdünüz?





(Bazı tefsirlerde nakledilen bir rivayete göre Medine'deki yahudilerin, müs

lüman olmamak için bahane olarak ileri sürdükleri bu özel mucize şartı, Hz.

İsa'nın risaleti ile kalkmıştır.)





184.(Resûlüm!) Eğer seni yalancılıkla itham ettilerse (yadırgama); gerçek

ten, senden önce apaçık mucizeler, sahifeler ve aydınlatıcı kitap getiren

nice peygamberler de yalancılıkla itham edildi.




185.Her canlı ölümü tadacaktır. Ve ancak kıyamet günü yaptıklarınızın kar

şılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete

konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Bu dünya hayat ise aldatma me

tâından başka bir şey değildir.




186.Andolsun ki, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksin

iz; sizden önce kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok üzücü sözler i

şiteceksiniz. Eğer sabreder ve takvâ gösterirseniz, muhakkak ki bu, (ya

pılacak) işlerin en değerlisidir.





KAYNAK:KURÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 20:31:48
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/74.jpg)



Cüz:4,Sûre:3 ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ Sayfa:74




187.ALLAH, kendilerine kitap verilenlerden, ''Onu mutlaka insanlara açıklaya

caksınız, onu gizlemeyeceksiniz'' diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak

ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış-veriş ne kadar

kötü!





188.Sanma ki ettiklerine sevinen, yapmadıkları ile övülmek isteyenler, ev

et, sanma ki onlar azaptan kurtulacaklardır. Onlar için elem verici bir az

ap vardır.





189.Göklerin ve yerin hükümranlığı ALLAH'ındır. ALLAH'ın her şeye gücü yeter.




190.Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile günüdüzün birbiri ardınca gelip

gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır.




191.Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vak

it) ALLAH'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünür

ler (ve şöyle derler) : Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tes

bih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!






(ALLAH Teâlâ, 190. âyette, göklerin yaratılışı ile gece ve gündüzün değişimi

ni, bir başka deyişle, mekân ve zamanın ilâhi kudrete delâletini aklıselim sa

hiplerinin ibret nazarına sunduktan ve böylece bizden, varlığın gerçek bilgi

sine ulaşma çabasını göstermemizi, özlü bir ifade ile istedikten sonra; 191.

âyette, bu çabayı gösterenlerin, ALLAH'ın üstün kudretinin ve eşsiz sanatı

nın eserlerini idrak etmeleri sonunda, O'na derin bir saygı ile yönelmeleri

nin kaçınılmaz olduğunu ortaya koymaktadır.)




192.Ey Rabbimiz! Doğrusu sen, kimi cehenneme koyarsan, artık onu rüs

vay etmişsindir. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur.





193.Ey Rabbimiz! Gerçek şu ki biz, ''Rabbinize inanın!'' diye imana çağıran

bir davetçiyi (Peygamber'i, Kur'ân'ı) işittik, hemen iman ettik. Artık bizim

günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, ruhumuzu iyilerle beraber al, ey

Rabbimiz!





194.Rabbimiz! Bize, peygamberlerin vasıtasıyla vâdettiklerini de ikram et

ve kıyamet gününde bizi rezil-rüsvay etme; şüphesiz sen vâdinden cay

mazsın!







KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 20:32:10
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/75.jpg)


Sayfa:75  ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ Cüz:4,Sûre:3



195.Bunun üzerine Rableri, onların dualarını kabul etti. (Dedi ki) : Ben, er

kek olsun kadın olsun -ki hep birbirinizdensiniz- içinizden, çalışan hiçbir

kimsenin yaptığını boşa çıkarmayacağım. Onlar ki, hicret ettiler, yurtlar

ından çıkarıldılar, benim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürül

düler; andolsun, ben de onların kötülüklerini örteceğim ve onları altların

dan ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Bu mükâfat, ALLAH tarafından

dır. ALLAH; karşılığın güzeli O'nun katındadır.





196.İnkârcıların (refah içinde) diyar diyar dolaşması, sakın seni aldatmasın!





(Bazı müminlerin, müşrikleri geniş maddi imkânlar içinde görmeleri sebebiyle:

''Gördüğümüze bakılırsa ALLAH'ın düşmanları huzur içinde, biz ise sıkıntıdayız''

demeleri, bu âyetin inmesine sebep olarak gösterilmiştir. Elbette ki, bu ve

benzeri ikazlarla Hz. Peygamber'in şahsında bütün müminlere seslenilmekte

dir.)





197.Azıcık bir menfaattir o. Sonra onların varacakları yer cehennemdir. O

ne kötü varış yeridir!





198.Fakat Rablerine karşı gelmekten sakınanlar için, ALLAH tarafından bir ik

ram olarak, altlarından ırmaklar akan, ebedî olarak kalacakları cennetler

vardır. İyi kişiler için ALLAH katındaki (nimetler) daha hayırlıdır.






199.Ehl-i kitaptan öyleleri var ki, ALLAH'a, hem size indirilene, hem de kendi

lerine indirilene tam bir samimiyetle ve ALLAH'a boyun eğerek iman ederler.

ALLAH'ın âyetlerini az bir paraya satmazlar. İşte onlar için Rableri katında

ecirleri vardır. Şüphesiz ALLAH, hesabı çabuk olandır.




200.Ey iman edenler! Sabredin; (düşman karşısında) sebat gösterin; (ci

had için) hazırlıklı ve uyanık bulunun, ALLAH'tan korkun ki başarıya erişebile

siniz.





KAYNAK:KURÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 20:50:15
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/76.jpg)


Cüz:4,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:76


(4)

DÖRDÜNCÜ SÛRE

en-NİSÂ





Hicretten sonra Medine'de nâzil olmuştur, 176 âyettir.


''Nisâ'' kadınlar demektir. Bu sûrede daha çok kadından, cemiyet içinde ka

dınların hukukî ve içtimaî yer ve değerlerinden bahsedildiği için adına ''Nisâ''

denmiştir.





Bismillâhirrahmânirrahîm



1.Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da eşini yaratan ve iki

sinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını

kullanarak ve birbirinizden dilekte bulunduğunuz ALLAH'tan ve akrabalık hak

larına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz ALLAH sizin üzerinizde gözetleyici

dir.





2.Yetimlere mallarını verin, temizi pis olanla değişmeyin, onların mallarını

kendi mallarınıza katarak (kendi malınızmış gibi) yemeyin; çünkü bu, büyük

bir günahtır.





3.Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdirde) yetimlerin haklarına riayet edeme

mekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer,

üçer, dörder alın; yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, ada

letten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.





(Yaratılıştan gelen kıskançlık duygusuna rağmen âyetin, erkeklere birden

fazla kadınla evlenme izni vermesi öteden beri -daha ziyade gayr-i müs

limlerce- tenkit ve itiraza konu edilmiştir. Ancak İslâm'ın bu iznini diğer ta

limatı ve hayatın değişen şartları içinde ele almak gereklidir. İslâm'a göre

zina kesin olarak haramdır; şu halde zinaya giden yolları tıkamak gerekir.

Erkeğin güçlü ve yeterli, kadının ise zayıf ve isteksiz veya doğurgan olma

ması halinde, savaş vb. sebeplerle kadınların azalması ve kadınların çoğal

ması gibi durumlarda, erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi zaruri olabilir.

Böyle durumlarda erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi bir emir değil, iz

indir; ikinci ve üçüncü... eş olacak hanım da buna mecbur değildir. Ayrı

ca bu izin kayıtsız şartsız olmayıp adalet şartına bağlanmış, buna riayet

edemeyeceğinden korkanlara bir kadınla yetinmeleri emredilmiştir. Bütün

bu kayıtlar ve şartlar bir arada düşünüldüğü zaman İslâm'ın bu izninin,

zaman içinde değişen şartlara ayak uydurma bakımından en müsait yol

olduğu açıkca anlaşılacaktır.)






4.Kadınlara mehirlerini gönül rızası ile (cömertçe) verin; eğer gönül hoş

luğu ile o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa onu da afiyetle yeyin.





5.ALLAH'ın geçiminize dayanak kıldığı mallarınızı aklı ermezlere (reşit olma

yanlara) vermeyin; o mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz

söyleyin.





6.Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri (gözetip) deneyin, eğer onlarda

akılca bir olgunlaşma görürseniz hemen mallarını kendilerine verin. Büyüye

cekler (de geri alacaklar) diye o malları israf ile ve tez elden yemeyin.

Zengin olan (veli) iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan da (ihtiyaç ve emeği

ne) uygun olarak yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman yanlarında

şahit bulundurun. Hesap sorucu olarak da ALLAH yeter.




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 20:55:10
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/77.jpg)



Sayfa:77 NİSÂ SÛRESİ Cüz:4,Sûre:4





7.Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır; ana-

babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır. Gerek az

ından, gerek çoğundan belli bir hisse ayrılmıştır.





8.(Mirastan payı olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar miras taksiminde

hazır bulunursa bundan, onları da rızıklandırın ve onlara güzel söz söyleyin.






(Bu iki âyetten, birincisi cahiliye devri geleneklerini yıkarak mirastan kadın

ın da payı olduğunu, ALLAH'ın onlar için ayırdığı bu payın mutlaka kendileri

ne verilmesi gerektiğini ifade etmektedir. İkinci âyet ise İslâm'ın getirdiği

en geniş kardeşlik ve en insanî dayanışma anlayışı ve sosyal adalet pren

sibi içinde, mirasta payı olmayan -nisbeten- uzak akrabaya, o civarda

bulunan fakir fukaraya da mirastan bir şeyler verilmesini, gönüllerinin al

ınmasını, emeksiz elde edilen servete karşı muhtemel menfî duyguların

önlenmesini emretmektedir.)





9.Geriye eli ermez, gücü yetmez çocuklar bıraktıkları takdirde (halleri ne ol

ur) diye korkacak olanlar (yetimlere haksızlık etmekten) korkup titresinler;

ALLAH'tan sakınsınlar ve doğru söz söylesinler.





(Yetimlerin veli ve vasileri, onlara kendi çocuklarına davranılmasını istedikle

ri gibi davranmalıdırlar; çünkü kendi çocukları da bir gün yetim ve çaresiz

kalabilir.)






10.Haksızlıkla yetimlerin mallarını yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş

tıkınmış olurlar; zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir.






11.ALLAH size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras

vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının

üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu

varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer

çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte bir (düşer).

Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar öle

nin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınız

dan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz.

Bunlar ALLAH tarafından konmuş farzlardır (paylardır). Şüphesiz ALLAH ilim ve

hikmet sahibidir.






(İslâm'ın miras hukukunda, paylar ile mükellefiyetler arasında dengeleme yo

lu tutulmuş, daha çok harcama yapmak mecburiyetinde olanlara çok, daha

az harcama durumunda olanlara az hisse verilmiştir. İslâm aile hukukuna

göre evlenirken mehir verecek, düğün masrafı yapacak olan erkektir. Evlen

dikten sonra da gerek muhtaç olan yakın akrabasına, gerekse eş ve çocuk

larına bakacak; onlara yiyecek, giyecek, mesken gibi asgari ihtiyaçları te

min edecek yine erkektir. İşte bu sebepledir ki, genellikle mirasta erkekler

in payı, kadınlarınkinin iki misli olmuştur.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 20:55:44
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/78.jpg)


Cüz:4,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:78





12.Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra eşlerinizin, eğer çocukları yok

sa, bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri

sizindir. Çocuğunuz yoksa, sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan

sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (zevcelerinizindir). Çocuğunuz

varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Eğer bir erkek veya kadının,

ana-babası ve ve çocukları bulunmadığı halde (kelâle şeklinde) malı miras

çılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kızkardeşi varsa, her birine altıda bir

düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. (Bu taksim) yapılacak va

siyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın (yapılacak)tır. Bun

lar ALLAH'tan size vasiyettir. ALLAH her şeyi hakkıyla bilendir, halîmdir.






(Kelâle şeklinde, malı yan hısımlarına kalan kimselerin paylarını açıklayan kı

sımda geçen erkek kardeş ve kız kardeşten maksat, ana bir kardeşlerdir.

Öz kardeşlerin durumu sûrenin sonunda açıklanacaktır.)




13.Bunlar, ALLAH'ın (koyduğu) sınırlardır. Kim ALLAH'a ve Peygamberi'ne itaat

ederse ALLAH onu, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; orada

devamlı kalıcıdırlar; işte büyük kurtuluş budur.






14.Kim ALLAH'a ve Peygamberine karşı isyan eder ve sınırlarını aşarsa ALLAH

onu, devamlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.






(Hukuk sistemleri, vârislerin alacağı paylarda olduğu gibi, yakınlık ve uzak

lık derecelerine göre akrabanın vâris olup olmayanın tayin konusunda da

farklı telakki ve uygulamaları benimsemişlerdir. Mesela İslâm dışı bazı sis

temlerde ölenin çocukları varsa ana-babası vâris olamamaktadır. İslâm

miras hukuku payları dağıtırken âdil denge esasına riayet ettiği gibi, vâr

isleri tayin ederken de yakınlık derecesi ile beraber faydayı gözönüne al

mış, dünya ve ahiret hayatında ölüye faydası dokunan ve dokunacak ol

an akrabayı mirastan mahrum etmemiştir.)




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 20:56:33
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/79.jpg)


Sayfa:79 NİSÂ SÛRESİ Cüz:4,Sûre:4






15.Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer

şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut ALLAH onlara bir

yol açıncaya kadar evlerde hapsedin.





16.İçinizden fuhuş yapan iki tarafa ceza verin; eğer tevbe eder, uslanırlar

sa artık onlara ceza verip eziyet etmekten vazgeçin; çünkü ALLAH tevbele

ri çok kabul eden ve çok esirgeyendir.





(Bu iki âyet fuhuş denilen çirkin fiil ile ilgilidir. Müfessirlerin çoğuna göre,

her ikisi de zina şeklindeki fuhşa ait 9olup, birincisi evlilerin zinası, ikincisi i

se bekârların zinası hakkında ilk devirlerde tatbik edilen cezayı açıklamak

tadır. Daha sonra gelen âyet (Nûr 24/2) ve hadisler ile Hz. Peygamber'in

tatbikatına göre bu âyetler neshedilmiş, bekârların zinası için belli sayıda

sopa, evlilerin zinası için ise ''recm'' cezası getirilmiştir. Bazı müfessirlere

göre ise âyetler neshedilmemiş; yani hükümleri yürürlükten kaldırılmamış

tır; bu âyetlerden birincisi kadınlar arasındaki sevicilik fuhşuna, ikinci â

yet ise erkekler arasındaki livâta fuhşuna aittir ve bunların cezası âyet

lerde olduğu gibidir. Kadın ile erkek arasındaki zina fuhşunun cezası ise

Nûr sûresindeki âyette açıklanmıştır.)





17.ALLAH'ın kabul edeceği tevbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez

elden tevbe edenlerin tevbesidir; işte ALLAH bunların tevbesini kabul eder;

ALLAH her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.






18.Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca

''Ben şimdi tevbe ettim'' diyenler ile kâfir olarak ölenler için (kabul edilecek)

tevbe yoktur. Onlar için acı bir azap hazırlamışızdır.






19.Ey iman edenler! Kadınlara zorla vâris olmanız size helâl değildir. Apaçık

bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğinizin bir kısmını ele geçirmeniz için

de kadınları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız

(biliniz ki) ALLAH'ın hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış

olabilirsiniz.




(İslâm'dan önce Araplar kadına çok kötü muamele ediyor, bu cümleden ola

rak kocası ölen kadını, onun miras bıraktığı mal gibi talakki ediyorlar, kadın

istemese bile onunla evlenme veya onu başkasıyla evlendirme hakkına sa

hip olduklarını düşünüyorlar, kadını kullanarak maddi menfaat sağlama yol

una gidiyorlardı. Âyet bütün bu haksızlıklara son vermiş, kadına lâyık ol

duğu hakları getirmiştir.)





KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 20:57:14
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/80.jpg)


Cüz:4,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:80




20.Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan bi

rine yüklerle mehir vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın. Siz

iftira ederek ve apaçık günah işleyerek onu geri alır mısınız?




(İslâm'da erkek, evleneceği kadına, mehir adıyla bir mal verir. Bunun mik

darı örf, âdet ve emsale göre tayin edilir. Mehir kadının hakkı, onun özel

malıdır, peşin verilmemiş ise kocasının boşaması veya ölmesi halinde ka

dına derhal ödenmesi gerekir. Erkeklerin, çeşitli yollar ve desiselerle bu

hakkı kısmen veya tamamen yemeleri, verdiklerini zorla geri almaları

meşru değildir.)





21.Vaktiyle siz birbirinizle haşir-neşir olduğunuz ve onlar sizden sağlam bir

teminat almış olduğu halde onu nasıl geri alırsınız!





(Bir kadınla evlenip birleşen veya birleşecek bir ortamda başbaşa kalan

(halvet olan) koca, onu boşadığı takdirde mehrin tamamını öder. Âyette

''birbirinizle haşir-neşir olduğunuz'' denilerek bunlara işaret edilmiştir. Bir

leşme ve halvet olmadan boşanma halinde ise, kadın mehrin yarısına hak

kazanmış olur.)





22.Geçmişte olanlar bir yana, babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin;

çünkü bu bir hayasızlıktır, iğrenç bir şeydir ve kötü bir yoldur.





(İslâm öncesi Arapların üvey anneleri ile evlenme şeklindeki çirkin bir âdeti

ni daha ortadan kaldıran bu âyetten sonra müslümanların, başka kimlerle

evlenmelerinin caiz olmadığını açıklamak üzere şöyle buyurulmuştur.)





23.Analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kız

larınız, kızkardeş kızları, sizi emziren analarınız, süt bacılarınız, eşlerinizin a

naları, kendileriyle birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey

kızlarınız size haram kılındı. Eğer onlarla (nikâhlanıp da) henüz birleşmemiş

seniz kızlarını almanızda size bir mahzur yoktur. Kendi sulbünüzden olan

oğullarınızın eşleri ve iki kızkardeşi birden almak da size haram kılındı; an

cak geçen geçmiştir. ALLAH çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.




(Ayetin ''nikâhlanıp da birleşmediğiniz kadınların kızları ile evlenmenizde mah

zur yoktur'' meâlindeki kısmından maksat, anası nikâh altında iken onun kızı

nı da almak değildir. Caiz olan, bir erkeğin nikâhlayıp da kendisi ile birleşme

den boşadığı kadının başkasından olma kızı ile evlenmedir. Âyette evlenilme

si kesin olarak yasaklananlar dışında kalan akraba ile evlenmek, bazı şart

ve zaruretler icabı câiz kılınmış olmakla beraber, hadisler akraba olmayanlar

la evlenmeyi tavsiye etmiştir.)



KAYNAK:KURÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
   
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 20:57:39
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/81.jpg)


Sayfa:81 NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4




24.(Harp esiri olarak) sahip olduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlar da

size haram kılındı. ALLAH'ın size emri budur. Bunlardan başkasını, namuslu ol

mak ve zina etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size

helâl kılındı. Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış mehirlerini ver

in. Mehir kesiminden sonra (bir miktar indirim için) karşılıklı anlaşmanızda si

ze günah yoktur. Şüphesiz ALLAH ilim ve hikmet sahibidir.




(Bazı dinlerde ve bunlara dayalı hukuklarda kadın, kendisi ile evlenecek olan

erkeğe vermek üzere mal (dırahoma) edinir; yani bu sayede erkeklerin ken

disine rağbet etmelerini sağlamaya çalışır. İslâm'da ise kadın bizatihî değer

lidir. Onun malına değil, kendisine rağbet edilir. Bunu sembolize etmek üze

re de kadın değil, erkek ona bir şeyler verir ki, buna mehir denilmiştir.)





25.İçinizden, imanlı hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, elleri

nizin altında bulunan imanlı genç kızlarınız (sayılan) cariyelerinizden alsın.

ALLAH sizin imanınızı daha iyi bilmektedir. Hep aynı köktensiniz (insanlık bakı

mından aranızda fark yoktur). Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri

ve gizli dost da tutmamaları şartı, sahiplerinin izni ile onları (cariyeleri) ni

kâhlayıp alın, mehirlerini de normal miktarda verin. Evlendikten sonra bir

fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınların cezasının yarısı (uygulanır). Bu (ca

riye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sab

retmeniz sizin için daha hayırlıdır. ALLAH çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.





(Zina kesin olarak haramdır. Bir ücret karşılığında anlaşarak geçici bir zam

an için evlenmek meşru değildir. Metres ve dost tutmak da zinanın başka

çeşitleridir. Bir müslümanın evlilik ihtiyacı karşısında yapacağı şey, imkânı

varsa öncelikle bir mümin ve hür hanımla evlenmektir; müslüman olmayan

ehl-i kitap kadınlarla evlenmesi de caizdir. Sonra sırasıyla mümin cariye

ve mümin olmayan cariye ile evlenmek gelir. Cariye bir başkasına ait

olduğu için onunla evlenmenin bazı mahzurları vardır; bu sebeple cariye i

le evlenmekten ise sabredip, imkânın elvermesini beklemek için insan için

daha hayırlıdır. Âyetin cariyelere ''kızlarınız'' diyen ve ''bütün insanların

aynı kökten geldiklerini, insan evlâdı olduklarını'' düşünerek onların hor

görülmemesini, onlarla evlenmekten çekinilmemesini isteyen kısmı İslâm'

ın insana verdiği değer bakımından önemli vesikalar mahiyetindedir. İs

lâm'da köle ve cariyenin tek aslî kaynağı savaştır. Savaş esirleri için tek

alternatif kölelik ve cariyelik değildir. Esir, köle ve cariye statüsüne geçi

rilmiş ise bu takdirde onlara yapılan muamele hür insanlarınkine oldukça

yakındır ve hedef hidayete ermelerini temindir.)






26.ALLAH size (bilmediklerinizi) açıklamak ve sizi, sizden önceki (iyi)lerin yol

larına iletmek ve sizin günahlarınızı bağışlamak istiyor. ALLAH hakkıyla bilici

dir, yegâne hikmet sahibidir.




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 20:58:04
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/82.jpg)



Cüz:5,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:82




27.ALLAH sizin tevbenizi kabul etmek ister, şehvetlerine uyanlar (kötü ar

zularının esiri olanlar) ise büsbütün yoldan çıkmanızı isterler.





28.ALLAH sizden (yükünüzü) hafifletmek ister; çünkü insan zayıf yaratılmış

tır.





(Şu halde dinî teklifler ve vazifeler birer yük değildir; tam aksine insanı dün

ya ve ahiret hayatında çıkmaza düşmekten, altından kalkamayacağı veya

kendisine fayda yerine zarar getirecek olan iş ve davranışlara girmekten

alıkoyan, böylece yükünü hafifleten temrinler, düzenlemeler ve irşadlardır.)





29.Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hali müstesna,

mallarınızı, bâtıl (haksız ve haram yollar ile) aranızda (alıp vererek) yeme

yin. Ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz ALLAH, sizi esirgeyecektir.






30.Kim düşmanlık ve haksızlık ile bunu (haram yemeyi veya öldürmeyi) yap

arsa (bilsin ki) onu ateşe koyacağız; bu ise ALLAH'a çok kolaydır.




(Karşılıklı rızaya dayanan mal-para, emek, ücret vb. mübadele çeşitleri,

hem fertler, hem de, onların teşkil ettiği toplum için faydalıdır; bu sebeple

de meşrudur. Rızasız ve haksız kazançlar ise geçici refah ve menfaatler

sağlamakla beraber arkasından isyanlar, ihtilâller ve felâketler getirir. Âyet

''başkasının malını'' demek yerine, ''mallarınızı'' demek suretiyle ''millî servet''

mefhumuna ışık tutmaktadır. Malî haksızlıkların getirdiği felâketlerden birisi

ve belki en önemlisi katildir; haksızlıkla ve haram yollardan servet yapmak,

fert ve cemiyet olarak adım adım ölüme gitmek demektir. Çünkü, ferdî inti

kam duygusu, ferdî öldürmelere yol açarken, sosyal sınıflar arası intikam

duygusu da sosyal patlamalara ve ihtilâllere sebep olmaktadır.)





31.Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günah

larınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız.





(İnsanlar, melekler gibi yaratılışları icabı günahtan korunmuş değildir, günah

ve suç işleme kabiliyetleri de vardır, faziletleri de. Faziletleri,nefsânî arzula

rına karşı verdikleri mücadeleden gelmektedir. Kul elinden geleni yapınca

Mevlâ, ufak tefek kusurları örtecek, yüze vurmayacaktır.)







32.ALLAH'ın sizi, birbirinizden üstün kıldığı şeyleri (başkasında olup da sizde

olmayanı) hasretle arzu etmeyin. Erkeklerin de kazandıklarından nasipleri

var, kadınların da kazandıklarından nasipleri var. ALLAH'tan lütfunu isteyin;

şüphesiz ALLAH her şeyi bilmektedir.




(ALLAH her kuluna, kabiliyet ve çalışmasına göre nimetler, nasipler vermiştir;

başkasında olana göz dikmek, onun hasretini çekerek ömür geçirmek yeri

ne, herkesin kendisindekini görmesi, onun kıymetini bilmesi ve isteyeceği

ni ALLAH'ın lütfundan istemesi gerekir.)







33.(Erkek ve kadından) her biri için, ana, baba ve akrabanın bıraktığından

(hisselerini alacak olan) vârisler kıldık. Yeminlerinizin bağladığı kimselere de

paylarını verin. Çünkü ALLAH her şeyi görmektedir.





(''Yeminlerin bağladığı kimseler'' cahiliye devrinde âdet olan bir nevi mukave

leli mirasçılar olup, başka bir âyetle (Enfâl 8/75) hükmü kaldırılmıştır. Bir baş

ka anlayışa göre bunlardan maksat eşlerdir ve âyet neshedilmemiştir.)






KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 20:58:52
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/83.jpg)



Sayfa:83 NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4






34.ALLAH'ın insanlardan bir kısmını diğerlerinden üstün kılması sebebiyle ve

mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyu

cusudurlar. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. ALLAH'ın kendilerini koruma

sına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kal

dırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız

bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse ar

tık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü ALLAH yücedir, büyüktür.





(Erkeklerin maddi ve manevi özellikleri ile ekonomik rolleri onların aile reisi

olmalarını tabiî kılmıştır. Aile küçük bir toplumdur. Toplum düzenle yaşar.

Düzen ise bir reisi, bir idareciyi zaruri kılar. İslâm'da devlet başkanından ai

le reisine kadar her idareci ilâhi talimata göre hareket etmek, yönetmek

mecburiyetindedir; şu halde onlara itaat bu talimata itaat demektir. İdare

eden veya edilen bu talîmatın dışına çıkar, itaatsizlik ederse müeyyide uy

gulanır. Burada bahis mevzuu olan zevcenin itaatsizliğidir. Çare olarak ön

ce öğüt vermek, sonra yatak boykotu ve daha sonra da dövme tavsiye

edilmiştir. Kur'ân'ı bize tebliğ eden Hz. Peygamber (s.a.v.) hiçbir zaman

kadın döğmediği gibi, ''Kadını eşşek döver gibi dövüp de günün sonunda o

nu koynunuza alıp yatmanız olacak şey midir?'' buyurarak ümmetini uyar

mıştır. Dövme müeyyidesi kullanıldığı takdirde kadının canını yakmayak ve

vücudunda iz bırakmayacak şekilde uygulanması gerektiğini de ifade bu

yurmuştur. Şu halde dayağı İslâm getirmemiş, aksine onu hafifleterek or

tadan kaldırmaya yönelmiştir. Ayrıca kadına da, kocasından şikayetçi ol

ması halinde hakem ve hakime başvurma, hakkını arama imkânı vermiştir.)







35.Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden

bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar barıştırmak ister

lerse ALLAH aralarını bulur; şüphesiz ALLAH her şeyi bilen, her şeyden haber

dar olandır.





36.ALLAH'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, ak

rabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arka

daşa, uzak arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara (köle, cariye,

hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; ALLAH kendini beğenen ve daima bö

bürlenip duran kimseyi sevmez.





(ALLAH'a kul olmanın gereği böyle bir ahlâka sahip bulunmaktır; kaba-saba,

haksız, zalim, cimri, herkese kötülük eden... kimseler yalnızca bazı ibadet

leri yapmakla ALLAH katında makbul bir kul olamazlar.)



37.Bunlar cimrilik eden ve insanlara da cimriliği tavsiye eden, ALLAH'ın kendi

lerine lütfundan verdiğini gizleyen kimselerdir. Biz, kâfirler için alçaltıcı bir a

zap hazırladık.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 20:59:25
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/84.jpg)



Cüz:5,Sûre:4  NİSÂ SÛRESİ Sayfa:84



38.ALLAH'a ve ahiret gününe inanmadıkları halde mallarını, insanlara göster

iş için sarfedenler de (azaba düçâr olurlar). Şeytan bir kimseye arkadaş

olursa, ne kötü bir arkadaştır o!



39.ALLAH'a ve ahiret gününe iman edip de ALLAH'ın kendilerine verdiğinden

(O'nun yolunda harcasalardı) ne olurdu sanki! ALLAH onların durumunu hak

kıyla bilmektedir.






40.Şüphe yok ki ALLAH zerre kadar haksızlık etmez. (Kulun yaptığı iş, eğer

kötülük ise, onun cezasını adaletle verir.) İyilik olursa onu katlar (kat kat

arttırır), kendinden de büyük mükâfat verir.





41.Her bir ümetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit olarak gös

terdiğimiz zaman halleri nice olacak!





(Bütün peygamberler ümmetlerine aynı iman esaslarını getirmiş ve tebliğ et

mişlerdir. Nizam ve ahlâk sahasında ise -prensibler değişmemekle beraber-

medenî ve içtimaî şartlara göre şekiller ve uygulamalar değişmektedir. Son

Peygamber Muhammed Mustafa (s.a.v.) insanların ilim ve medeniyetçe en

ileri devrelerinde onlara rehber olacak en kâmil dini getirmiş ve tebliğ etmiş

tir. Peygamberlerinin getirdikleri iman ve nizamı değiştiren veya inkâr eden

ler ahirette muhakeme edilecek ve peygamberleri de onlar aleyhine şahit

lik edeceklerdir. Hâtemü'l-enbiyâ (s.a.v.) ise peygamberlerin lehinde şahit

lik ederek onları tasdik eyleyecektir.




Buhârî'nin rivayetine göre Resûlullah (s.a.v.) sahâbî İbn Mes'ûd'dan, kendi

sine Kur'ân okumasını istemiş, onun: ''O, sana indirildiği halde ben mi sana

okuyacağım?'' demesi üzerine: ''Evet, onu başkasından dinlemek hoşuma

gidiyor'' buyurmuştur. İbn Mes'ûd bundan sonrasını şöyle anlatıyor: ''Nisâ

sûresini okudum. 41. âyete (bu âyete) gelince Resûlullah (s.a.v.) ''şimdilik

yeter'' dedi, bir de baktım ki gözlerinden yaşlar boşanıyor!)





42.Küfür yoluna sapıp peygamberi dinlemeyenler o gün yerin dibine batırıl

mayı temenni ederler ve ALLAH'tan hiçbir haberi gizleyemezler.






43.Ey iman edenler! Siz sarhoş iken -ne söylediğinizi bilinceye kadar- cün

üp iken de -yolcu olan müstesna- gusül edinceye kadar namaza yaklaş

mayın. Eğer hasta olur veya bir yolculuk üzerinde bulunursanız, yahut siz

den biriniz ayak yolundan gelirse, yahut kadınlara dokunup da (bu durum

larda) su bulamamışsanız o zaman temiz bir toprakla teyemmüm edin: Yüz

lerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ALLAH çok affedici ve bağışlayıcıdır.





(Abdest alması veya gusletmesi gereken bir müslüman su bulamadığı tak

dirde toprak ve yeryüzü cinsinden bir şeyle teyemmüm eder. Teyemmüm

hem abdest, hem de gusül yerine geçer. Ayrıca suyu kullanmaya engel ol

an hastalık, korku, suyun uzakta olması gibi bazı özür ve durumlar da te

yemmümü câiz kılar.)






44.Kendilerine Kitap'tan nasip verilenlere baksana! Sapıklığı satın alıyorlar

ve sizin yoldan çıkmanızı istiyorlar!





KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 21:00:15
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/85.jpg)


Sayfa:85 NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4





45.ALLAH düşmanlarınızı sizden daha iyi bilir. Gerçek bir dost olarak ALLAH ye

ter, bir yardımcı olarak da ALLAH kâfidir.





46.Yahudilerden bir kısmı kelimeleri yerlerinden değiştirirler, dillerini eğerek,

bükerek ve dine saldırarak (Peygambere karşı) ''İşittik ve karşı geldik'',

''dinle, dinlemez olası'', ''râina'' derler. Eğer onlar ''İşittik, itaat ettik, dinle

ve bizi gözet'' deselerdi şüphesiz kendileri için daha hayırlı ve daha doğru

olacaktı; fakat küfürleri (gerçeği kabul etmemeleri) sebebiyle ALLAH onları

lânetlemiştir. Artık pek az inanırlar.





(Yahudiler ALLAH'ın kendilerine gönderdiği kitabı tahrif etmiş, kelime ve cüm

lelerin yerlerini değiştirmiş, manalarını saptırmış, gerçekleri bu arada Hz.

Peygamber'in geleceğini müjdeleyen kısımları örtmüş, bozmuş ve inkâr et

mişlerdir. Resûlullah'ın zamanında da ilk anda kötü maksatlarını belli etme

yecek sözler kullanarak onu tahkir etmek ve kinlerini tatmin eylemek yolu

na gitmişlerdir. Meselâ ''râinâ'' ''bizi gözet'' manasına gelir, ayının kesresi

biraz uzatılarak söylenirse ''râînâ: bizim çobanımız'' manasına gelir. İşte

buna benzer kelime oyunları ile akıllarınca Peygamber'e hakaret ediyorlardı.

Âyet, onların oyunlarını bozmakta ve haklarında hayırlı olacak yolu göster

mektedir.)





47.Ey ehl-i kitap! Biz, birtakım yüzleri silip dümdüz ederek arkalarına çevir

meden, yahut onları, cumartesi adamları gibi lânetlemeden önce (davrana

rak), size gelenleri doğrulamak üzere indirdiğimiz Kitab'a iman edin; ALLAH'ın

emri mutlaka yerine gelecektir.





(Âyette geçen ''sebt'', yahudilerce mukaddes olan cumartesi günüdür. Cu

martesi adamlarından maksat, gerekli bulunduğu halde cumartesi gününe

saygı göstermeyen, bu ve benzeri günahlarından dolayı lânetlenen bazı ya

hudilerdir.)





48.ALLAH, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını,

(günahları) dilediği kimse için bağışlar. ALLAH'a ortak koşan kimse büyük bir

günah (ile) iftira etmiş olur.





49.Kendini temize çıkaranlara ne dersin! Hayır, ALLAH dilediğini temize çıkar

ır ve hiç kimse kıl payı kadar haksızlık görmez.





50.Bak, nasıl da ALLAH üzerine yalan uyduruyorlar; apaçık bir günah olarak

bu (onlara) yeter!




51.Kendilerine Kitap'tan nasip verilenleri görmedin mi? Putlara ve bâtıla

(tanrılara) iman ediyorlar, sonra da kâfirler için: ''Bunlar, ALLAH'a iman eden

lerden daha doğru yoldadır.'' diyorlar!





(Ehl-i kitaptan Kâ'b b. el-Eşref Medine'den Mekke'ye gelmiş, müşrikleri Hz.

Peygamber ve müslümanlar aleyhine kışkırtarak beraber mücadeleye çağ

ırmıştı. Bu arada müşrikler ' 'Bizim dinimiz mi, yoksa Muhammed'in dini mi

haktır, hangimiz doğru yoldayız?'' diye sormuşlar ve ''Siz doğru yoldasınız''

cevabını almışlardı. Yukarıdaki âyet bu hadise üzerine nâzil olmuştur.)






KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ




Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 21:00:56
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/86.jpg)


Cüz:5,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:86




52.Bunlar, ALLAH'ın lânetlediği kimselerdir; ALLAH'ın rahmetinden uzaklaştır

dığı (lânetli) kimseye gerçek bir yrdımcı bulamazsın.





53.Yoksa onların mülkten (hükümranlıktan) bir nasipleri mi var? Öyle olsay

dı insanlara çekirdek filizi (kadar bir şey bile) vermezlerdi.






54.Yoksa onlar, ALLAH'ın lütfundan verdiği şeyler için insanlara hased mi edi

yorlar? Oysa İbrahim soyuna Kitab'ı ve hikmeti verdik ve onlara büyük bir

hükümranlık bahşettik.






55.Onlardan bir kısmı İbrahim'e inandı, kimi de ondan yüz çevirdi; (onlara)

kavurucu bir ateş olarak cehennem yeter.





56.Şüphesiz âyetlerimizi inkâr edenleri gün gelecek bir ateşe sokacağız;

onların derileri pişip acı duymaz hale geldikçe, derilerini başka derilerle

değiştiririz ki acıyı duysunlar! ALLAH daima üstün ve hakîmdir.





57.İnanıp, iyi işler yapanları da, içinde ebediyyen kalmak üzere girecekleri,

zemininden ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Orada onlar için tertemiz

eşler vardır ve onları koyu (tatlı) bir gölgeye koyarız.





(Buraya kadar meâllerini verdiğimiz on üç âyet müşrik, putperest, ehl-i ki

tap... kâfirlerin psikolojilerini tahlil ederek davranışlarının sebeplerini ve

âkibetlerini açık bir şekilde ortaya koyuyor ve müminlerin ibret almalarını

istiyor.)





58.ALLAH size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasın

da hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. ALLAH size ne ka

dar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz ALLAH her şeyi işitici, her şeyi görücü

dür.






(Âyetin emanet ve adalete riayet emri ebedî ve genel bir düstur olmakla

beraber, güzel de bir nüzul sebebi vardır: Hz. Peygamber (s.a.v.) Mekke'

yi fethedince, Kâbe'ye bakan Osman b. Talha kapıyı kilitlemiş, Kâbe'nin ü

zerine çıkmış ve anahtarı vermeyi reddederek: ''Senin peygamber olduğu

nu bilseydim onu verirdim.'' demişti. Hz. Ali anahtarı zorla ondan aldı, ka

pıyı açtı, Hz. Peygamber içeri girerek iki rekat namaz kıldı, çıknca amcası

Abbas, anahtarı ve şerefli bir görev olan bakıcılığı kendisine vermesini is

tedi. İşte bu münasebetle yukarıdaki âyet nâzil oldu. Efendimiz Hz. Ali'ye

''anahtarı eski vazifeliye vermesini ve ondan özür dilemesini'' emretti. Bu

olay Osman b. Talha'nın müslüman olmasına sebep teşkil etmiştir.)





59.Ey iman edenler! ALLAH'a itaat edin. Peygamber'e ve ülülemre (idareci

lere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -ALLAH'a ve

ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız- onu ALLAH'a ve Resûl'e götürün

(onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımın

dan daha güzeldir.





KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 21:01:20
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/87.jpg)


Sayfa:87 NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4







60.Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri

görmedin mi? Tağut'a inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, Tağut'

un önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün

saptırmak istiyor.







(Bundan önceki âyet müslümanların bilgi ve hüküm kaynaklarını sıralamış,

sonradan ''Kitab, Sünnet, İcma ve Kıyas'' şeklinde formülleştirilen kaynak

ların temelini koymuş, anlaşmazlık çıkarsa çözümün bu kaynaklara başvu

rularak aranmasını emretmişti. Buna rağmen bir münafığın hasmına,

''Resûlullah yerine Kâb b. el-Eşref'e başvuralım'' demesi bu âyetin, nüzûl

üne sebep teşkil etmiş, âyet her yer ve zamanda emsali bulunan müna

fıkların maskesini indirmiştir.




Tağut:Hakkı tanımayıp azan ve sapan her kişi ve güce verilen addır. Şey

tana da bu yüzden tağut denmiştir. Bu ve müteakip beş âyetin, yukarıda

zikredilen nüzul sebebi bu kelimenin anlamını belirlemede yardımcı olur.)




61.Onlara: ALLAH'ın indirdiğine (Kitab'a) ve Resûl'e gelin (onlara başvuralım),

denildiği zaman, münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün.





62.Elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir felâket gelince, biz yalnızca

iyilik etmek ve arayı bulmak istedik, diye yemin ederek sana nasıl gelirler!





63.Onlar ALLAH'ın, kalplerindekini bildiği kimselerdir; onlara aldırma, kendileri

ne öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında tesirli söz söyle.





64.Biz her peygamberi -ALLAH'ın izniyle- ancak kendisine itaat edilmesi için

gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelselerde

ALLAH'tan bağışlanmayı dileseler, Resûl de onlar için istiğfar etseydi ALLAH'ı

ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı.





65.Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni

hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın

(onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.





(İman, kuru bir sözden ibaret değildir; gönülden bağlanmak, inanmak ve

kabullenmektir. Hem ''ALLAH ve Resûlü'ne inandım'' deyip, hem de hükümle

rine razı olmamak tipik münafıklık alâmetidir. ''Şeriatın kestiği parmak acı

maz'' denilmiştir; acımaz, çünkü müminin kalbinde o acıyı unutturacak

kadar büyük bir iman vardır.)





KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 21:01:47
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/88.jpg)



Cüz:5,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:88




66.Eğer onlara, kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın, diye emretmiş

olsaydık, içlerinden pek azı müstesna, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine

verilen öğüdü yerine getirselerdi, onlar için hem daha hayırlı hem de (iman

larını) daha pekiştirici olurdu.





67.O zaman elbette kendilerine nezdimizden büyük mükâfat verirdik.




68.Ve onları dosdoğru bir yola iletirdik.




(Hz. Âişe'nin anlattığına göre birisi Resûlullah'a gelip şöyle demişti: ''Ey

ALLAH'ın Resûlü! Seni kendimden, çoluk çocuğumdan daha çok seviyorum.

Evimde iken hatırlayınca sabredemiyorum, hemen gelip seni görüyorum.

Benim ve senin öleceğimizi düşününce anladım ki sen cennete girdiğin

zaman peygamberlerle beraber yüce makamlara götürüleceksin, ben ise

cennete girsem bile zannederim seni göremeyeceğim!'' Hz. Peygamber

bu samimi tehassüre cevap vermemiş, beklemişti. Şu ayet nâzil oldu) :





69.Kim ALLAH'a ve Resûl'e itaat ederse işte onlar, ALLAH'ın kendilerine lütuf

larda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehidler ve salih kimselerle bera

berdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!





70.Bu lütuf ALLAH'tandır. Bilen olarak ALLAH yeter.




71.Ey iman edenler! Tedbirinizi alın; bölük bölük savaşa çıkın, yahut (ge

rektiğinde) topyekün savaşın.





(Barış içinde yaşamak arzu edilir bir şey olmakla beraber, tarih boyunca de

vamlı gerçekleştiği görülmemiştir. Uzun tecrübelerden sonra sulh, dirlik ve

düzenlik isteyenlerin ancak savaşa hazır olmakla bunu elde edebilecekleri

anlaşılmış, ''Hazır ol cenge eğer ister isen sulhu salâh'' denilmiştir. İslâm

meşrû müdafaa için, yeryüzünden zulmü, baskıyı kaldırmak, gerçek din ve

vicdan hürriyetini sağlamak için savaşa izin vermiş, müslümanları cihada

çağırmıştır. Müslümanların vazifesi her zaman cenge hazır olmak, fakat

meşrû sebep bulunmadıkça onu yapmamak, hazırlığı sulhün teminatı kıl

maktır.)




72.İçinizden bazıları vardır ki (cihad konusunda) pek ağırdan alırlar. Eğer

size bir felâket erişirse: ''ALLAH bana lütfetti de onlarla beraber bulunma

dım'' der.





(Burada ''ağırdan alırlar'' denilen kimseler çeşitli bahanelerle savaşa katıl

mak istemeyen, katılanları da engellemeye çalışan münafıklardır.)



73.Eğer ALLAH'tan size bir lütuf erişirse -sanki sizinle onun arasında (zahi

rî) bir dostluk yokmuş gibi- ''Keşke onlarla beraber olsaydım da ben de bü

yük bir başarı kazansaydım!'' der.





74.O halde, dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar, ALLAH yolunda sa

vaşsınlar. Kim ALLAH yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse biz o

na yakında büyük bir mükâfat vereceğiz.




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 21:02:13
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/89.jpg)


Sayfa:89 NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4






75.Size ne oldu da ALLAH yolunda ve ''Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şe

hirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı

yolla'' diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyormu

sunuz!





(Mekke'nin fethinden önce orada kalıp Medine'ye göç edemeyen müslüman

lar zalim, müşrik Mekke'lilerden büyük işkenceler görmüş, cefalar çekmiş ve

ALLAH'a iltica iltica ederek O'ndan yardımcı göndermesini dilemişlerdi. Âyet

buna işaret etmekle beraber, dünyanın neresinde olursa olsun, zulüm ve

haksızlığa uğramış çaresizlere müslümanların yardım etmelerini, gerekirse

onların uğrunda savaşmalarını istemektedir.)






76.İman edenler ALLAH yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise tâğut (bâtıl da

valar ve şeytan) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı sa

vaşın; şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır.





77.Kendilerine, ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın ve zekâtı verin, denil

en kimseleri görmedin mi? Sonra onlara savaş farz kılınınca, içlerinden bir

gurup hemen ALLAH'tan korkar gibi, hatta daha fazla bir korku ile insanlar

dan korkmaya başladılar da ''Rabbimiz! Savaşı bize niçin yazdın! Bizi ya

kın bir süreye kadar ertelesen (daha bir müddet savaşı farz kılmasan)

olmaz mıydı?'' dediler. Onlara de ki: ''Dünya menfaati önemsizdir, ALLAH'

tan korkanlar için ahiret daha hayırlıdır ve size kıl payı kadar haksızlık ed

ilmez.''





78.Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır; sarp ve sağlam kalelerde olsanız

bile! Kendilerine bir iyilik dokunsa ''Bu ALLAH'tan'' derler; başlarına bir kötü

lük gelince de ''Bu senden'' derler. ''Hepsi ALLAH'tandır'' de. Bu adamlara ne

oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar!





79.Sana gelen iyilik ALLAH'tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Se

ni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da ALLAH yeter.





(Bu iki âyet birlikte değerlendirildiğinde, İslâm'ın hayır, şer, kaza ve kader

mevzularındaki inanç ve düşüncesine ışık tuttuğu görülür. İnsanlar umumi

yetle elde ettikleri başarı ve iyi neticeleri kendilerine (veya inananlar ALLAH'

a) mal ederler. Felâket, kötülük ve başarısızlıkları ise yükleyecek birisini

ararlar; kendilerini kınamak ve suçlamaktan kaçarlar. Halbuki her şeyi ya

ratan ALLAH'tır; her şey O'nun takdir ve kudreti ile var olur. Ancak ALLAH,

hiçbir kimse için doğrudan doğruya felâket ve kötülüğe rıza göstermez;

kulun işlediği her günah, suç ve kötülükte bizzat kendi iradesi devreye gi

rer ve ALLAH, kulu öyle istediği için, iradesini o yolda sarfettiği için öyle ya

ratır. Şu halde kul kâsibdir; hak eder, murat eder, ALLAH hâlıktır; kulun ira

desine göre yaratır.)





KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 21:02:44
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/90.jpg)


Cüz:5,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:90



80.Kim Resûl'e itaat ederse ALLAH'a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince,

seni onların başına bekçi göndermedik!





81.''Başüstüne'' derler, ama yanından ayrılınca onlardan bir kısmı, senin de

diğinden başkasını gizlice kurar. ALLAH da onların gizlice kurduklarını yazar.

Sen de onlara aldırma ve ALLAH'a dayan; sana vekil olarak ALLAH yeter.





(İnanmadıkları halde öyle görünen münafıklar Resûlullah'ın huzurunda iken,

O ne söylerse kabul ediyor ve itaatkâr görünüyor; huzurundan ayrılıp ken

di başlarına kalınca bilhassa geceleri gizli planlar ve tuzaklar hazırlıyorlar

dı.)






82.Hâla Kur'ân üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, ALLAH'tan

başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı.






(Kur'ân-ı Kerîm, hem ifade bakımından, hem mana ve hüküm bakımından

bir bütünlük arzetmektedir. İnsanların söylediği sözler, güzellik ve düzgün

lük bakımından daima aynı olmaz. Yazan ve söyleyenin içinde bulunduğu

hal ve şartlara göre değişir. Kur'ân'ın ifade ve üslûbu ise baştan sona

emsalsiz bir güzellik ve düzgünlük içindedir. Bu sözlerin ihtiva ettiği ma

na, hüküm ve haberler de, yaratılış öncesinden ebediyete kadar hemen

her şeye temas ettiği halde tam bir tutarlılık, bütünlük, sıhhat ve uyum

arzetmektedir. Yalnızca bunları düşünmek ve tesbit etmek bile, Kur'ân-ı

Kerîm'in insan eseri olmadığını, ALLAH'tan gelmiş bulunduğunu anlamaya

yetecektir.)





83.Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelince onu hemen yayarlar;

halbuki onu, Resûl'e veya aralarında yetki sahibi kimselere götürselerdi,

onların arasında işin içyüzünü anlayanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi. ALLAH'

ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız müstesna, şeytana uyup gi

derdiniz.








84.Artık ALLAH yolunda savaş. Sen kendinden başkası (sebebiyle) sorumlu

tutulmazsın. Müminleri de teşvik et. Umulur ki ALLAH kâfirlerin gücünü kırar

(güçleriyle size zarar vermelerini önler). ALLAH'ın gücü daha çetin ve ceza

sı daha şiddetlidir.







85.Kim iyi bir işe aracılık ederse onun da o işten bir nasibi olur. Kim kötü

bir işe aracılık ederse onun da ondan bir payı olur. ALLAH her şeyin karşı

lığını vericidir.






(Toplum hayatı birçok halde aracılığı gerekli kılar. Kendisinden aracı olması

istenen kimse neye aracı olduğuna dikkat etmek mecburiyetindedir; çün

kü neticeden onun da günah-sevab, fayda-zarar bakımlarından payı ola

caktır.)






86.Bir selam ile selamlandığınız zaman siz de ondan güzeli ile selamlayın;

yahut aynı ile karşılık verin. Şüphesiz ALLAH, her şeyin hesabını arayandır.






(Selam müslümanların arasında sevgi ve barış sağlayan, mevcut sevgi ve

samimiyeti arttıran güzel bir vasıtadır.


Selamı veren, sevgi ve iyi niyetini ifadede öncülük ettiğinden, selamı alan

da bir-iki kelime fazlasıyla cevap vererek bu güzel davranışa karşılık ver

melidir.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 21:03:09
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/91.jpg)


Sayfa:91  NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4







87.ALLAH -ki ondan başka hiçbir tanrı yoktur- elbette sizi kıyamet günü

toplayacaktır, bunda asla şüphe yoktur. Söz bakımından ALLAH'tan daha

doğru kim vardır!






88.Size ne oldu da münafıklar hakkında iki guruba ayrıldınız? Halbuki ALLAH

onları kendi ettikleri yüzünden baş aşağı etmiştir (küfürlerine döndürmüş

tür). ALLAH'ın saptırdığını doğru yola mı getirmek istiyorsunuz? ALLAH'ın sap

tırdığı kimse için asla (doğruya) yol bulamazsın!






(ALLAH, peygamberler ve kitaplar göndererek insanların akıl ve iradelerine

yardımcı olmuş, onlara hidayet yollarının en doğrusunu göstermiş, ona da

vet etmiştir. Bütün bunlara rağmen aklını ters çalıştıran ve sapık yollara

iradesiyle yönelen kimselerin sapmalarına da izin vermiş, iradelerine uygun

neticeyi yaratmıştır. ALLAH'ın saptırması bu manadadır ve bunca inayete

rağmen sapanları kimse yola getiremez.)






89.Sizin de kendileri gibi inkâr etmenizi istediler ki onlarla eşit olasınız. O

halde ALLAH yolunda göç edinceye kadar onlardan hiçbirini dost edinmeyin.

Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün ve hiçbiri

ni dost, yardımcı edinmeyin.






90.Ancak kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir topluma sığınanlar ya

hut ne sizinle ne de kendi toplumlarıyla savaşmak (istemediklerin)den yür

ekleri sıkılarak size gelenler müstesna. ALLAH dileseydi onları başınıza belâ

ederdi de sizinle savaşırlardı. Artık onlar bırakıp bir tarafa çekilir de sizinle

savaşmazlar ve size barış teklif ederlerse bu durumda ALLAH size, onların a

leyhinde bir yola girme hakkı vermemiştir.







91.Hem sizden hem de kendi toplumlarından emin olmak isteyen başkaları

nı da bulacaksınız. Bunlar her ne zaman fitneye götürülseler ona baş

aşağı dalarlar (daldırılırlar). Eğer sizden uzak durmaz, sulh teklif etmez ve

ellerini çekmezlerse onları yakalayın, rastladığınız yerde öldürün. İşte on

lar üzerine sizin için apaçık yetki verdik.






(Bu âyetlerde bahis mevzuu olan kâfirler Medine dışındaki münafıklardır.

Bunların bir kısmı Mekke'de kalmış, hicret etmemiş ve müşriklerle işbirliği

yapmışlardır; bunların müslümanların düşman olduklarını ve onlara karşı sa

vaştıkları için bulundukları yerde imha edileceklerdir. Bir kısmı müslümanlar

ile aralarında saldırmazlık antlaşması bulunan toplumlara sığınmışlar, diğer

bir kısmı da hem müslümanlarla hem de kendi toplumlarıyla savaşmak iste

meyip tarafsızlığı tercih etmişler ve müslümanlarla sulh yapmaya, iyi geç

inmeye temayül göstermişlerdir. Bu son iki kısım kendi hallerine bırakılacak,

onlarla savaşılmayacaktır.)





KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 21:03:44
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/92.jpg)



Cüz:5,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:92






92.Yanlışlıkla olması dışında bir müminin bir mümini öldürmeye hakkı ola

maz. Yanlışlıkla bir mümini öldüren kimsenin, mümin bir köle azat etmesi

ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir. Meğer ki ö

lünün ailesi o diyeti bağışlamış ola. (Bu takdirde diyet vermez). Eğer öldü

rülen mümin olduğu halde, size düşman olan bir toplumdan ise mümin bir

köle azat etmek lâzımdır. Eğer kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir

toplumdan ise ailesine teslim edilecek bir diyet ve bir müminin köleyi az

at etmek gerekir. Bunları bulamayan kimsenin, ALLAH tarafından tevbesi

nin kabulü için iki ay peşpeşe oruç tutması lâzımdır. ALLAH her şeyi bilen

dir, hikmet sahibidir.





93.Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehen

nemdir. ALLAH ona gazap etmiş, onu lânetlemiş ve onun için büyük bir azap

hazırlamıştır.






(İslâm ceza hukukuna göre bir müslümanı haksız yere ve bilerek öldüren

kimsenin cezası kısas, yani idamdır. Bunu affetme selâhiyeti yalnızca mak

tülün ailesine aittir; bunlar isterlerse kısas yerine diyet talep ederler ve

isterlerse her ikisini de bağışlarlar. Bu takdirde devletin ta'zir yoluyla -da

ha hafif bir şekilde- cezalandırma selâhiyeti vardır. Kısas ile ilgili âyet 2.

sûrede geçmiştir (178-179). Buradaki âyet ise manevi ve uhrevî cezayı

açıklamaktadır. Bir mümini yanlışlıkla; meselâ av hayvanı zannederek ve

ya muharip düşman sanarak... öldüren kimsenin de maddî ve mânevi ce

zaları vardır; bu cezalar, maktülün mensup bulunduğu topluma göre değ

işmektedir. Maktülün âilesi müslüman ise öldürene iki ceza vardır: 1.Mak

tülün ailesine vereceği diyet; bu da yüz deve veya bunun başka mallar

dan karşılığı kadar bir meblâğdır. Diyeti, öldürenin ailesi öder, bunların gü

cü yetmezse devlete başvurur, maliyenin ödemesini talep ederler. 2.Yan

lışlıkla da olsa bir hayata son verdiği için, bir mümin köleyi hürriyete kav

uşturmak suretiyle topluma ilave edeceği hür bir hayat. Köle azat etmeye

gücü yetmeyenler ise iki ay aralık vermeden oruç tutarlar. Maktülün aile

si müslümanlara düşman bir toplum ise, onlara mal vererek kuvvetlendir

mek müslümanların aleyhine olacağı için diyet ödenmez.)






94.Ey iman edenler! ALLAH yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinle

yin. Size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek

''Sen mümin değilsin'' demeyin. Çünkü ALLAH'ın nezdinde sayısız ganimetler

vardır. Önceden siz de böyle iken ALLAH size lütfetti; o halde iyi anlayıp

dinleyin. Şüphesiz ALLAH bütün yaptıklarınızdan haberdardır.







(Bir akın sırasında düşman bölgesinde bulunan bir kişi ''Lâ ilâhe illâllah Mu

hammedün Resûlullah'' deyip müslümanlara selam verdiği halde Üsame b.

Zeyd tarafından ''korkudan böyle davrandığı zannedilerek'' katledilmiş ve

sürüsü zaptedilmişti. Akın dönüşü, hadise Resûlullah'a haber verilince çok

üzülmüş, hiddetlenmiş ve ''Kalbini yarıp baktınız da mı korkudan olduğunu

anladınız!'' diye çıkışmıştı. Üsâme'nin pişman olması ve yalvarması üzeri

ne Hz. Peygamber onun için istiğfar etmişti. Üsâme'ye bir köle azat etme

sini emretmiştir.)




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
__________________


Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 21:04:16
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/93.jpg)


Sayfa:93 NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4









95.Müminlerden -özür sahibi olanlar dışında- oturanlarla malları ve canları

ile ALLAH yolunda cihad edenler bir olmaz. ALLAH, malları ve canları ile cihad

edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı. Gerçi ALLAH hepsine

de güzellik (cennet) vadetmiştir; ama mücahidleri, oturanlardan çok büy

ük bir ecirle üstün kılmıştır.






96.Kendinden dereceler, bağışlama ve rahmet vermiştir. ALLAH çok bağışla

yıcı ve esirgeyicidir.






97.Kendilerine yazık edenler kimselere melekler, canlarını alırken: ''Ne işde

idiniz!'' dediler. Bunlar: ''Biz yeryüzünde çaresizdik'' diye cevap verdiler.

Meleklerde: ''ALLAH'ın yeri geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!'' dediler.

İşte onların barınağı cehennemdir; orası ne kötü bir gidiş yeridir.





98.Erkekler, kadınlar ve çocuklardan (gerçekten) âciz olup hiçbir çareye

gücü yetmeyenler, hiçbir yol bulamayanlar müstesnadır.





99.İşte bunları, umulur ki ALLAH affeder; ALLAH çok affedicidir, bağışlayıcıdır.




100.ALLAH yolunda hicret eden kimse yeryüzünde gidecek bir çok güzel yer

ve bolluk (imkân) bulur. Kim ALLAH ve Resûlü uğrunda hicret ederek evinden

çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse artık onun mükâfatı ALLAH'a düşer.

ALLAH da çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.






(Medine'ye hicretten önce müslümanlar büyük acılar, işkenceler ve sıkıntı

lar çekmiş, bir kısmı bu sebeple Habeşistan'a göç etmişlerdi. Milâdi 622

yılında Hz. Peygamber ve ashâbı Medine'ye göç ettiler. ALLAH ve Resûlü

uğruna her şeylerini geride bıraktılar, Medine'de yepyeni bir toplum ve

devlet oluşturdular. Bu andan itibaren küfrün ve şirkin hakim bulunduğu

yerlerden Medine'ye hicret farz oldu; gerçekten çaresiz, güçsüz ve bilgi

siz olanlar dışında kalan her müslüman hicret ile mükellef kılındı. Göç im

kânları olduğu halde imanlarını kurtarmaya ve İslâm devletini takviye et

meye koşmayıp; evini, barkını, yurdunu, eşini, dostunu, mal ve mülkünü

tercih edenlerin ve çaresizlik bahanesiyle durumu idare edenlerin feci â

kibetini âyet tasvir etmektedir. Bunlardan sonra sırayla, gerçekten aciz

olanlar, hicrete teşebbüs edip de Medine'ye varamadan yolda ölenler

ve hicret yurduna ulaşanlar gelmektedir. Buhâri'nin rivayet ettiği hadise

göre Mekke fethinden sonra hicret mükellefiyeti ortadan kalkmıştır. An

cak âyet, şartlar avdet edersehicret mükellefiyetinin de avdet edeceği

ne işaret etmektedir.)






101.Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman kâfirlerin size kötülük etmesinden

endişe ederseniz, namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur. Şüphesiz

kâfirler, sizin apaçık düşmanınızdır.






KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 21:04:48
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/94.jpg)


Cüz:5,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:94



102.Sen de içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir kısmı

seninle beraber namaza dursunlar, silahlarını (yanlarına) alsınlar, böylece (na

mazı kılıp) secde ettiklerinde (diğerleri) arkanızda olsunlar. Sonra henüz nama

zını kılmamış olan (bu) diğer gurup gelip seninle beraber namazlarını kılsınlar

ve onlar da ihtiyat tedbirlerini ve silahlarını alsınlar. O kâfirler arzu eder ki siz

silahlarınızdan ve eşyanızdan gafil olsanız da üstünüze birden baskın yapsa

lar. Eğer size yağmurdan bir eziyet olur yahut hasta bulunursanız silahlarını

zı bırakmanızda size günah yoktur. Yine de tedbirinizi alın. Şüphesiz ALLAH,

kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır.







103.Namazı bitirince ayakta, otururken ve yanınız üzerinde yatarken (daima)

ALLAH'ı anın. Huzura kavuşunca da namazı dosdoğru kılın; çünkü namaz mümin

ler üzerine vakitleri belli bir farzdır.






(Bu üç âyet, yolculukta ve tehlikeli durumlarda namazın nasıl kılınacağını an

latmaktadır. Sünnet ve tatbikattan anlaşıldığına göre yolculuk halinde, dört

rekâtlı namazların kısaltılarak iki rekât kılınması için düşman tehlikesi şart

değildir. Seksen ilâ doksan kilometrelik bir mesafeyi katetmek üzere yola

çıkan her müslüman bu ruhsattan istifade eder. Düşman veya beklenen

tehlike karşısında kılınan farz namazın âyette iki rekât olarak tarif edilmesi,

ordunun aynı zamanda seferî olmasındandır. Bu durumda cemaatle namaz

ın nasıl kılınacağı konusunda iki uygulama vardır. Hanefîlere göre, birlikler

in bir kısmı düşman karşısında dururken diğer kısmı gelip imamın arkasında

namaza dururlar, birinci rekât tamam olunca yerlerine giderler, ikinci kıs

ım ve imamla bir rekât da onlar kılar, birinciler ile yer değişirler. Bu sıra

da imamın namazı tamamlanmıştır. Bunlar imamın arkasında imiş gibi (o

kumadan) namazlarını kılar ve yerlerine giderler. Diğer kısım ise gelerek

veya yerlerinde -yetişemedikleri rekâtı kılıyormuş gibi- okuyarak na

mazlarını tamamlarlar. Şâfîî ve Mâlikîlere göre, birinci gurup imamla ilk

rekâtı kılınca imam ikinci rekâtın kıyamında bekler, bunlar namazlarını tam

amlayıp yerlerine giderler ve ikinci gurup gelir, imamla bir rekât kılarlar,

imam son oturuşta onları bekler, kalkıp bir rekât daha kılarlar ve imamla

beraber selam verirler.





Namaz en büyük zikirdir; ALLAH'ı anma şekillerinin en mükemmelidir. Aklı eren

kimse için onu terketmenin hemen hiçbir mâzereti yoktur. Darlık zamanların

da ruhsatlar ve kolaylıklar vardır. Genişlik ve huzur zamanlarında ise vakit

ve erkânına riâyetle tam olarak kılınır. ALLAH'ı anmak namaz haline münhasır

olmamalı, müslüman her halinde ALLAH'ı anmaktan gafil bulunmamalıdır.)






104.O (düşman) topluluğu takip etmekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı

çekiyorsanız onlar da, sizin çektiğiniz gibi acı çekmektedirler. Üstelik siz ALLAH'

tan, onların ümit etmedikleri şeyleri umuyorsunuz. ALLAH ilim ve hikmet sahibi

dir.






105.ALLAH'ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana Ki

tab'ı hak ile indirdik; hainlerden taraf olma!





KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 21:05:37
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/95.jpg)



Sayfa:95 NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4




106.Ve ALLAH'tan mağfiret iste, çünkü ALLAH, çok yarlığayıcı, ziyadesiyle es

irgeyicidir.





107.Kendilerine hıyanet edenleri savunma; çünkü ALLAH hainliği meslek edin

miş günahkârları sevmez.






108.İnsanlardan gizler de ALLAH'tan gizlemezler. Halbuki geceleyin, O'nun ra

zı olmadığı sözü düzüp kurarken O, onlarla beraber idi. ALLAH yaptıklarını ku

şatıcıdır. (O'nun ilminden hiçbir şeyi gizleyemezler.)





109.Haydi siz dünya hayatında onlara taraf çıkıp savundunuz, ya kıyamet

günü ALLAH'a karşı onları kim savunacak yahut onlara kim vekil olacak?





110.Kim bir kötülük yapar yagut nefsine zulmeder de sonra ALLAH'tan mağfi

ret dilerse, ALLAH'ı çok yarlığayıcı ve esirgeyici bulacaktır.





111.Kim bir günah kazanırsa kendi aleyhine kazanmış olur. ALLAH her şeyi bi

licidir, büyük hikmet sahibidir.




112.Kim kasıtlı ya da kasıtsız bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun

üzerine atarsa, muhakkak ki, büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş

olur.






113.ALLAH'ın sana lütfu ve esirgemesi olmasaydı, onlardan bir güruh seni

saptırmaya yeltenmişti. Onlar yalnızca kendilerini saptırırlar, sana hiçbir za

rar veremezler. ALLAH sana Kitab'ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğini öğ

retmiştir. ALLAH'ın lütfu sana gerçekten büyük olmuştur.





(Bu âyetlerin, ibret verici bir geliş sebebi vardır. Medine yerlilerinden, Za

fer oğullarından Tu'me, bir komşusunu zırhını çalmış, bir un dağarcığına sak

layarak getirmiş, bir yahudinin evine gizlemişti. Halbuki dağarcık delikti ve

bu delikten akan unlar, zırhın önce Tu'me'nin evine kadar geldiğini, sonra

da yahudinin evine gittiğini gösteriyordu. Tu'me'yi sıkıştırdılar, müslüman ol

masına rağmen çalmadığına yemin etti. Yahudiyi sorguya çektiler, o da ''Bu

nu bana Tu'me verdi'' dedi ve bazı yahudiler buna şahitlik ettiler. Zaferoğul

ları, aile namusu belâsına, gelip Resûlullah'a ''Tu'me'yi berat ettirmesi'' için

ısrar ettiler; Hz. Peygamber de bu durum ve Tu'me'nin yemini karşısında dü

şündü, arkasından yukarıda meâllerini okuduğumuz âyetler indi.)






KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 21:06:05
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/96.jpg)




Cüz:5,Sûre:4 NİSA SÛRESİ   Sayfa:96





114.Onların fısıldaşmalarında bir hayır yoktur. Ancak bir sadaka, yahut bir

iyilik, yahut da insanların arasını düzeltmek isteyen(in fısıldaşması) müstes

na. Kim ALLAH rızasını elde etmek için bunu yaparsa, biz ona yakında büyük

bir mükâfat vereceğiz.





115.Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim Peygamber'e karşı çıkar

ve müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve ce

henneme sokarız; o ne kötü bir yerdir.





(Yukarıda hikayesi anlatılan Tu'me'nin taratarları toplantılar yaparak arala

rında gizli gizli konuşmuş, onu berat ettirmenin yollarını aramışlardı. Teşeb

büslerine rağmen Resûlullah onun lehinde hükmetmeyince de Tu'me Mekke'

ye firar ve irtidat etmiştir. Daha sonra hırsızlığına devam ederken yıkılan

bir duvarın altında kalarak ölmüştür.)






116.ALLAH, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; ondan başka günah

ları dilediği kimse için bağışlar. Kim ALLAH'a ortak koşarsa büsbütün sapıtmış

tır.





(İlgili hadislerle bu ve benzeri âyetlerin birlikte değerlendirilmesi sonunda

anlaşılan odur ki: ALLAH Teâlâ zerre kadar iman ile ahirete intikal eden mü

minleri bile ya bir müddet cezalandırdıktan sonra, yahut tevbe, keffâret,

iyi ameller, musibetlere sabır gibi sebeplerle, yahut da böyle bir sebebe da

yanmaksızın affetmekte, bağışlamaktadır. İmansız olarak, inkâr ve şirk için

de hayatını tamamlayanları ise bağışlamayacağı bu âyetten kesin olarak

ortaya çıkmaktadır.)



117.Onlar (müşrikler) O'nu bırakıp yalnızca bir takım dişilerden (dişi isimli

tanrılardan) istiyorlar, ancak inatçı şeytandan dilekte bulunuyorlar.





(Dua etmek, dilek ve istekte bulunmak ibadettir; ancak ALLAH'ın vereceği ve

yalnızca O'ndan istenecek şeyleri başkasından dilemek ise şirk alâmetidir.)







118.ALLAH onu (şeytanı) lânetlemiş; o da: ''Yemin ederim ki, kullarından bel

li bir pay edineceğim'' demiştir.






119.''Onları mutlaka saptıracağım, muhakkak onları boş kuruntulara boğa

cağım, kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar

(putlar için nişanlayacaklar), şüphesiz onlara emredeceğim de ALLAH'ın ya

rattığını değiştirecekler'' (dedi). Kim ALLAH'ı bırakır da şeytanı dost edinirse

elbette apaçık bir ziyana düşmüştür.





(ALLAH'ın yarattıklarını değiştirmek, canlıların tabiî şekil ve özelliklerini değiş

tirmek demektir. Hayvanların gereksiz yere kulak ve kuyruklarını kesmek;

kaşları, dişleri... süslenmek maksadıyla değiştirmek bu kabildendir ve yasak

lanmıştır. Tabiatın dengesini bozan davranış, kullanma ve teknoloji de aynı

çerceveye girmektedir.)





120.Şeytan onlara söz verir ve ümitlendirir; halbuki şeytanın onlara söz

vermesi aldatmacadan başka bir şey değildir.





121.İşte onların yeri cehennemdir; ondan kaçıp kurtulacak bir yer de bula

mayacaklardır.





KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 21:06:30
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/97.jpg)


Sayfa:97 NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4





122.İman eden ve iyi işler yapanları, içinde ebedi kalmak üzere, zeminin

den ırmaklar akan cennetlere koyacağız. ALLAH, (bu söylenenleri) hak bir

söz olarak vâdetti. Söz ve onu tutma bakımından kim ALLAH'tan daha doğ

ru olabilir?






123.Ne sizin kuruntularınız ne de ehl-i kitabın kuruntuları (gerçektir); kim

bir kötülük yaparsa onun cezasını görür ve kendisi için ALLAH'tan başka

dost da, yardımcı da bulamaz.






124.Erkek olsun, kadın olsun, her kim de mümin olarak iyi işler yaparsa, iş

te onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.





(İnsanların gerek sosyal ve ahlâkî değerleri, gerekse davranışlarına göre el

de edecekleri neticeler, ALLAH ve Resûlü tarafından açıklanmıştır. Buna göre,

kimin kimden üstün olduğu, kimin doğru yolda, kimin yanlış yolda bulunduğu

kuruntu ve temennilerle değil, ilâhî beyanla anlaşılacak; ilâhî değerler siste

mine göre ölçüler tespit edilecektir.)




125.İşlerinde doğru olarak kendini ALLAH'a veren ve İbrahim'in, ALLAH'ı bir tanı

yan dinine tâbi olan kimseden dince daha güzel kim vardır? ALLAH İbrahim'i

dost edinmiştir.






(Peygamberler, ALLAH'ın elçileri olma bakımından farksız olmakla berber bazı

özellik ve imtiyazlarıyla birbirinden farklıdırlar. Bu cümleden olarak Hz. Musa'

ya ''kelîmullah'', Hz. İsa'ya ''rûhullah'', hz. Muhammed (sav) Mustafa'ya ''habîbul

lah'' denildiği gibi, Hz. İbrahim'e de ''halîlullah'' denilmiş ve yukarıdaki âyet

bu vasıflamaya kaynak olmuştur.)







126.Göklerde ve yerde ne varsa hepsi ALLAH'ındır ve ALLAH her şeyi kuşatmış

tır. (Hiçbir şey O'nun ilim ve kudretinin dışında kalamaz).





127.Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar. De ki, onlara ait hükmü size

ALLAH açıklıyor: Kitap'ta kendileri için yazılmışı (mirası) vermeyip nikâhlamak

istediğiniz yetim kadınlar, çaresiz çocuklar ve yetimlere karşı âdil davranma

nız hakkında size okunan âyetler (ALLAH'ın hükmünü apaçık ortaya koymakta

dır). Hayırdan ne yaparsanız şüphesiz ALLAH onu bilmektedir.






KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 21:06:55
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/98.jpg)



Cüz:5,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:98




128.Eğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden yahut kendisinden yüz çevir

mesinden endişe ederse, aralarında bir sulh yapmalarında onlara günah yok

tur. Sulh (daima) hayırlıdır. Zaten nefisler kıskançlığa hazırdır. Eğer iyi geçi

nir ve ALLAH'tan korkarsanız şüphesiz ALLAH yaptıklarınızdan haberdardır.



(Evlilikte uyum ve geçim karşılıklı fedakârlıkla olur. Ancak insanlarda kıskanç

lık ve bencillik ve meyli tabiî olduğundan herkes fedakârlığı karşı taraftan

bekler. Sulh ve anlaşma iki tarafın bazı istek ve haklarından vazgeçmesi

ile gerçekleşir; bu ise, geçimsizliğin sürüp gitmesinden veya ayrılmaktan da

ha hayırlıdır.)




129.Üzerine düşüp uğraşsanız da kadınlar arasında âdil davranmaya güç ye

tiremezsiniz; bâri birisine tamamen kapılıp da diğerini askıya alınmış gibi bır

akmayın. Eğer arayı düzeltir, günahtan sakınırsanız ALLAH şüphesiz çok bağ

ışlayıcı ve esirgeyicidir.





(Birden fazla kadınla evli bulunan erkek, eşleri arasında eşit ve âdil davran

mak mecburiyetindedir. Ancak bazı hususlar vardır ki bunlarda eşitliği koru

mak insanın tabiatına aykırıdır; meselâ iki eşi aynı derecede beğenmek ve

sevmek mümkün değildir; bu sebeple erkekler bununla mükellef kılınmamışlar,

isteseler de bunu yapamayacakları kendilerine bildirilmiştir. Buna mukabil el

de olan, maddi sayılabilecek haklarda, nimet ve imkânlarda adalet şarttır;

beraber kalma müddeti, mesken, giyecek, yiyecek ve diğer imkânları örnek

oarak zikretmek mümkündür.)





130.Eğer (eşler) birbirinden ayrılırsa ALLAH, bol nimetinden her birini zengin

leştirir (diğerine muhtaç olmaktan kurtarır); ALLAH'ın lütfu geniş, hikmeti bü

yüktür.





(Bütün tedbirlere rağmen evlilik yürümüyorsa, ev cehenneme dönmüşse

yoksulluğa ve çaresizliğe düşme korkusu ile bu cehenneme katlanmak gerek

mez; ALLAH nice kapılar açar.)




131.Göklerde ve yerde ne varsa hepsi ALLAH'ındır. Sizden önce kendilerine

Kitap verilenlere ve size ''ALLAH'tan korkun'' diye emrettik. Eğer inkâr ederse

niz biliniz ki göklerde ve yerde ne varsa hepsi ALLAH'ındır. ALLAH hudutsuz zen

gindir, ziyadesiyle övgüye lâyıktır.





132.Göklerde ve yerde olanlar ALLAH'ındır. Vekil olarak ALLAH yeter.




133.Ey insanlar! ALLAH dilerse sizi yokluğa gönderip başkalarını getirir; ALLAH

buna kadirdir.





(Beka ve ebedîlik ALLAH'a mahsustur. Gerçek manada varlık da O'na aittir.

Kulların vücut ve varlığı O'nun lütfu, O'nun emanetidir. Emanete hıyanet ve

ALLAH'a isyanda ısrar edilirse bütün emanetlerin, bu arada vücut ve varlığın

geri alınması kaçınılmaz hale gelir.)




134.Kim dünya mükâfatını isterse (bilsin ki) dünyanın da ahiretin de mükâfa

tı ALLAH katındadır. ALLAH her şeyi işiten ve her şeyi görendir.






KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 21:07:28
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/99.jpg)




Sayfa:99 NİSÂ SÛRESİ Cüz:5,Sûre:4





135.Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendini, ana-babanız ve

akrabanız aleyhinde de olsa ALLAH için şahitlik eden kimseler olun. (Hakların

da şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar ALLAH onlara (sizden) da

ha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker

(doğru şahitlik etmez), yahut şahitlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) ALLAH

yaptıklarınızdan haberdardır.





(Âyette, insanları adaletten ayıran iktisâdî, sosyal, psikolojik sebeplerin hep

si sayılarak insanlar uyarılmış, hükmeden veya şahitlik eden kimsenin yalnız

ca ALLAH korkusunun tesiri altında hareket etmesi telkin edilmiştir.)





136.Ey iman edenler! ALLAH'a, Peygamberi'ne, Peygamberi'ne indirdiği Kitab'a

ve daha önce indirdiği kitaba iman (da sebat) ediniz. Kim ALLAH'ı, meleklerini,

kitaplarını,peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam manasıyla

sapıtmıştır.






137.İman edip sonra inkâr edenleri, sonra yine iman edip tekrar inkâr edenle

ri, sonra da inkârlarını arttıranları ALLAH ne bağışlayacak, ne de onları doğru

yola iletecektir.






(Bunlar gönüllerinde bir türlü iman yer etmeyen, kararsızlık içinde, inkâr ile

iman arasında sallanarak ömür geçiren, sonunda da inkârda karar kılan kâfirler ve münafık

larıdır.)





138.Münafıklara, kendileri için acı bir azap olduğunu müjdele!





139.Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet (güç

ve şeref) mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca ALLAH'a aittir.





140.O (ALLAH), Kitap'ta size şöyle indirmiştir ki: ALLAH'ın âyetlerinin inkâr edil

diğini işittiğiniz zaman, onlar bundan başka bir söze dalıncaya (konuya geç

inceye) kadar kâfirlerle beraber oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursun

uz. Elbette ALLAH, münafıkları ve kâfirleri cehennemde bir araya getirecektir.






(Gerek milletlerarası münasebetlerde ve gerekse fertler, topluluklar arası mü

nasebetlerde müminler daima müminlerin yanında yer alacak, güç, kuvvet

ve şerefi bu beraberlikte arayacaklardır. Kendilerini korumak veya güçlen

mek için kâfirlere başvuran milletler küçüldükleri gibi, fertler de manevî

değerlerinden kayıp verirler. Eğer beraberlik zaruri hale gelirse bu takdirde

müminler, en azından dinleri aleyhinde konuşulurken meclisi terketmek sure

tiyle durumu protesto edecek, dinlerini korumak için gerekli tedbirleri alacak

lardır.)






KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 12 Şubat 2011, 21:07:50
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/100.jpg)



Cüz:5,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:100




141.Sizi gözetleyip duranlar, eğer size ALLAH'tan bir zafer (nasib) olursa, ''Si

zinle beraber değil miydik?'' derler. Kâfirlerin (zaferden) bir nasipleri olursa

(bu seferde onlara) , ''Sizi yenip (öldürebileceğimiz halde öldürmeyip) mümin

lerden korumadık mı?'' derler. Artık ALLAH kıyamet gününde aranızda hükme

decektir ve kâfirler için müminler aleyhine asla bir yol vermeyecektir.






142.Şüphesiz münafıklar ALLAH'a oyun etmeye kalkışıyorlar; halbuki ALLAH oy

unlarını başlarına çevirmektedir. Onlar namaza kalktıkları zaman üşenerek

kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, ALLAH'ı da pek az hatıra getirirler.





143.Bunların arasında bocalayıp durmaktalar; ne onlara (bağlanıyorlar) ne

bunlara. ALLAH'ın şaşırttığı kimseye asla bir (çıkar) yol bulamazsın.





144.Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin; (bunu ya

parak) ALLAH'a, aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?





(Kafirleri ve müşrikleri dost edinmeme konusu Kur'ân-ı Kerîm'de sık sık zikre

dilen ve üzerinde durulan bir konudur. Yahudi ve hıristiyanların müminlere

dost olamayacağı, müslümanların da onları dost edinmemeleri gerektiği ısrar

la belirtilmiştir. Zaruret sebebiyle işbirliği ve dayanışma yapılabilir; ancak bu,

dostluktan farklı bir ilişkidir.)





145.Şüphe yok ki münafıklar cehennemin en alt katındadırlar.Artık onlara as

la bir yardımcı bulamazsın.





146.Ancak tevbe edip hallerini düzeltenler, ALLAH'a sarılıp sımsıkı dinlerini (iba

detlerini) yalnız onun için yapanlar başkadır. İşte bunlar (gerçekte) mümin

lerle beraberdirler ve ALLAH müminlere yakında büyük mükâfat verecektir.





147.Eğer siz iman eder ve şükrederseniz, ALLAH size neden azap etsin! ALLAH

şükre karşılık veren ve her şeyi bilendir.





(Dinin samimi bağlıları yanında her zaman, menfaatleri icabı inanmış görün

en, vaziyeti kurtarmak için zahiren müminlerin yanında bulunan kimseler var

dır; bunlara ''münafıklar'' denir. ALLAH, dünyada değilse ahirette münafıkların

sahte örtüsünü kaldıracak, nâmert kâfirler oldukları için onları cehennemin

dibine koyacak, haklarında hiçbir şefâati kabul etmeyecektir. 146. âyet, mü

nafıklıktan tevbe edip vazgeçenlerin üç vasfından bahsediyor ki bunlar aynı

zamanda imandaki samimiyetin şart ve alâmetleridir: 1.Yalnızca sözle yetin

meyip halini düzeltmek, 2.ALLAH'a ve O'nun Kitap ve Sünnet'te tecelli eden

iradesine sımsıkı bağlanmak, 3.Dini hayatını insanların rızası ve dünya men

faatleri için değil, yalnızca ALLAH rızası için yaşamak. İşte bunlar samimi ve

sağlam bir imanın tabiî neticeleridir.)




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: insan - 13 Şubat 2011, 01:55:25
abisi ben şöyle anlamış olsam, yanlış mı dersin?

mesela konuları alfabetik olarak ayırıp ayetleri yazmak... mesela...

A

aç gözlülük...

B

barış vs.

Olur..
Güzel bir çalışma olur..
Ama bu çalışmaya ulaşmak için o sayfayı okumak gerekir..Araştırma yapar gibi..
Aklımızda ne kadarı kalabilir ki..
Benim istediğim "Kur'an'ı Kerim"i ayetleri hayatımızın bir parçası yapmak..Belli bir konuyu okurken "ayet"lerle yapılan yorumlar ile elde edeceğimiz şey, konuya ALLAH ne demiş, bize konuyla ilğili nasıl bir yol önermiş, bizi bu konuda nasıl uyarmış..penceresinden bakma isteği..


Bu istişareyi bu sayfadan yapmamız doğru mu.?
Bence hocam, bu istişare kelamlarını bu sayfadan çıkarın...
Yakışmıyor..
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 13 Şubat 2011, 22:59:59
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/101.jpg)



Sayfa:101 NİSÂ SÛRESİ Cüz:6,Sûre:4





148.ALLAH kötü sözün açıkca söylenmesini sevmez; ancak haksızlığa uğrayan

başka. ALLAH her şeyi işitic ve bilicidir.





(Çirkin söz, arkadan çekiştirme, söz taşıma, jurnal etme, yalan, iftira... kötü

sözler cümlesindendir. Bunlar insanın içinden geçebilirse de başkasına açık

lamak ve söylemek caiz değildir. Bir kimse diğerine bir kötülük, bir haksızlık

yaptığında bunu başkasına söylemek de kötü söze girer; ancak kötülük ve

haksızlık gören kimse, ya ıslah etmek yahut da suçlunun ceza görmesini

sağlamak maksadıyla mecburiyetindedir, buna izin verilmiştir.)






149.Bir iyiliği açıklar yahut gizlerseniz veya bir kötülüğü (açıklamayıp) affed

erseniz, şüphesiz de ALLAH da ziyadesiyle affedici ve kadirdir.






150.ALLAH'ı ve peygamberlerini inkâr edenler ve (inanma hususunda) ALLAH i

le peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyip ''Bir kısmına iman ederiz ama

bir kısmına inanmayız'' diyenler ve bunlar (iman ile küfür) arasında bir yol tut

mak isteyenler yok mu;





151.İşte gerçekten kâfirler bunlardır. Ve biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazır

lamışızdır.





152.ALLAH'a ve peygamberlerine iman eden ve onlardan hiçbirini diğerlerinden

ayırmayanlara (gelince) işte ALLAH onlara bir gün mükâfatlarını verecektir.

ALLAH çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.







153.Ehl-i kitap senden, kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor. Onlar

Musa'dan, bunun daha büyüğünü istemişler de, ''Bize ALLAH'ı apaçık göster''

demişlerdi. Zulümleri sebebiyle hemen onları yıldırım çarptı. Bilâhare kendile

rine açık deliller geldikten sonra buzağıyı (tanrı) edindiler. Biz bunu da affet

tik. Ve Musa'ya apaçık delil (ve yetki) verdik.





154.Söz vermeleri(ni takviye) için Tûr'u başlarına diktik de onlara: ''Baş eğe

rek kapıdan girin'' dedik, ''Cumartesi günü sınırı aşmayın'' dedik. Kendilerin

den sağlam söz aldık.






(Yahudi ve hıristiyanların, Hz. Peygamber'den olmayacak şeyler istemeleri

ve bir türlü hakkı kabule yanaşmamaları karşısında ALLAH Teâlâ ehl-i kitabın

geçmişini anlatarak bunların, başka peygamberlere de böyle davrandıklarını,

daha ağır ve olmayacak tekliflerde bulunduklarını, Hz. Musa vastasıyla kendi

lerine sunulan nice delillere rağmen yine saptıklarını anlatarak Hz. Peygam

ber (s.a.v)'i hem teselli etmekte hem de azmini desteklemektedir.)




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 13 Şubat 2011, 23:00:25
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/102.jpg)



Cüz:6,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:102




155.Sözlerinden dönmeleri, ALLAH'ın âyetlerini inkâr etmeleri, haksız yere pey

gamberleri öldürmeleri ve ''Kalplerimiz kılıflanmıştır'' demeleri sebebiyle (onla

rı lânetledik, türlü belâlar verdik. Onların kalpleri kılıflı değildir; ) tam aksine

küfürleri sebebiyle ALLAH o kalpler üzerine mühür vurmuştur; pek azı müstes

na artık iman etmezler.





156.Bir de inkâr etmelerinden ve Meryem'in üzerine büyük bir iftira atmaların

dan;





157.Ve ''ALLAH elçisi Meryem oğlu İsa'yı öldürdük'' demeleri yüzünden (onları

lânetledik). Halbuki onu ne öldürdüler, ne de astılar; fakat (öldürdükleri) on

lara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında ihtilâfa düşenler bundan dolayı tam

bir kararsızlık içindedirler; bu hususta zanna uymak dışında hiçbir (sağlam)

bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler.






(ALLAH Teâlâ Nuh'u tufandan, İbrahim'i ateşten, Musa'yı Firavun'dan, Muham

med Mustafa'yı müşriklerin tuzağından koruyup kurtardığı gibi İsa'yı da, onu

öldürmek isteyen yahudilerin elinden kurtarmıştır. Hz. İsa'ya ihanet ederek

bulunduğu yeri askerlere gösteren kişiyi İsa'ya benzeterek öldürtmüştür.)







158.Bilâkis ALLAH onu (İsa'yı) kendi nezdine kaldırmıştır. ALLAH izzet ve hikmet

sahibidir.





159.Ehl-i kitaptan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir.

Kıyamet gününde de o, onlara şahit olacaktır.





(ALLAH, peygamberi İsa'yı yahudilerden korumuş, öldürmelerine mani olmuş

tur; bu kesindir. Onu kendi katına kaldırmış bulunduğu da şüphesizdir. Ancak

bunun şekli ve zamanı üzerinde farklı açıklamalar ve anlayışlar vardır. Çoğun

luğa göre ALLAH onu, kudretiyle manevî semalardaki hususi mevkiine kaldırmış

tır, kıyametten önce tekrar dünyaya gönderecektir, o zaman ehl-i kitab o

nun peygamber olduğuna inanacak bâtıl inançlarından kurtulacaklardır. Hz. İ

sa dünyada kaldığı müddetçe Kur'ân ile hükmedecek, haç,domuz vb. ile ilgili

bâtıl uygulamalara son verecektir. Bir başka anlayışa göre ALLAH onu yahudi

lerden korumuş, eceli gelince onu vefat ettirmiş ve ruhunu semadaki yerine

kaldırmıştır. Kıyametten önce gelecek olan da onun ruhudur. Ehl-i kitaptan

olanlar, ölümlerinden önce gerçeği öğrenip inanacaklar, fakat bunun faydası

olmayacaktır. Bu anlayış üçüncü sûrenin 54-56, âyetlerine dayandırılmıştır.)






160. 161.Yahudilerin zulmü sebebiyle, bir de çok kimseyi ALLAH yolundan çe

virmeleri, menedildikleri halde faizi almaları ve haksız (yollar) ile insanların

mallarını yemeleri yüzünden kendilerine (daha önce) helâl kılınmış bulunan te

miz ve iyi işleri onlara haram kıldık; ve içlerinden inkâra sapanlara acı bir az

ap hazırladık.








162.Fakat içlerinden ilimde derinleşmiş olanlar ve müminler, sana indirilene

ve senden önce indirilene iman edenler, namazı kılanlar, zekâtı verenler,

ALLAH'a ve ahiret gününe inananlar var ya; işte onlara pek yakında büyük

mükâfat vereceğiz.






KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 13 Şubat 2011, 23:00:51
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/103.jpg)


Sayfa:103 NİSÂ SÛRESİ Cüz:6,Sûre:4






163.Biz Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da

vahyettik. Ve (nitekim) İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, esbâta (torun

lara), İsa'ya, Eyyûb'e, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettik. Davud'a

da Zebûr'u verdik.





(Peygamber kendisine vahiy gelen büyük insandır. Bu vahyi insanlara teb

liğ ile mükellef olanlarına elçi manasında ''resûl'' denir. Vahiy ALLAH'ın kulları

na, dilediğini söylemesi ve bildirmesi için seçtiği özel bir iletişim yoludur. Me

lek aracılığı ile olduğu gibi aracısız da olabilir. Vahye mazhar olan peygamber

kendisinde, ALLAH'tan olduğunda asla şüphe etmediği bir bilgi ve aydınlanma

bulur. Âyette geçen ''torunlar''dan maksat Yakup peygamberin çocukları ve

torunlarıdır.)




164.Bir kısım peygamberleri sana daha önce anlattık, bir kısmını ise sana an

latmadık. Ve ALLAH Musa ile gerçekten konuştu.






(Hadislerde yüzbinlerce peygamber gelip geçtiği bildirilmiştir. Bu âyet de sa

yı vermeden aynı gerçeği dile getirmektedir. Buna göre yeryüzünde insanlar

ın bulunduğu yerlere her zaman, ilâhî mesajı ulaştırmak üzere çok sayıda

peygamberin gönderildiği anlaşılmaktadır.)






165.(Yerine göre) müjdeleyici ve sakındırıcı olarak peygamberler gönderdik

ki insanların peygamberlerden sonra ALLAH'a karşı bir bahaneleri olmasın!

ALLAH izzet ve hikmet sahibidir.






166.Fakat ALLAH sana indirdiğine şahitlik eder; onu kendi ilmi ile indirdi. Melek

ler de (buna) şahitlik ederler. Ve şahit olarak ALLAH kâfîdir.






167.İnkâr eden ve (başkalarını da) ALLAH yolundan alıkoyanlar şüphesiz doğ

ru yoldan çok uzaklaşmışlardır.





168.İnkâr edip zulmedenleri ALLAH asla bağışlayacak değildir. Onları (başka)

bir yola iletecek değildir.






169.Ancak orada ebedî kalmak üzere cehennem onları yoluna (iletecektir).

Bu da ALLAH'a çok kolaydır.





170.Ey insanlar! Resûl size Rabbinizden gerçeği getirdi (bunda şüphe yok

tur), şu halde kendi iyiliğinize olarak (ona) iman edin. Eğer inkâr ederseniz,

göklerde ve yerde ne varsa şüphesiz ALLAH'ındır. (O'nun sizin inanmanıza ih

tiyacı yoktur). ALLAH geniş ilim ve hikmet sahibidir.






KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 13 Şubat 2011, 23:01:12
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/104.jpg)



Cüz:6,Sûre:4 NİSÂ SÛRESİ Sayfa:104


171.Ey ehl-i kitap! Dininizde aşırı gitmeyin ve ALLAH hakkında, gerçekten başkasını söylemeyin.

Meryem oğlu İsa Mesîh, ancak ALLAH'ın resûlüdür, (o) ALLAH'ın, Meryem'e ulaştırdığı ''künl''

kelimesi(nin eseri)dir, O'ndan bir ruhtur. (O'nun tarafından gönderilmiş, yahut teyit edilmiş,

yahut da Cebrail tarafından üfürülmüş bir ruhtur). Şu halde ALLAH'a ve peygamberlerine iman ed

in. ''(Tanrı) üçtür'' demeyin, sizin için hayırlı olmak üzere bundan vazgeçin. ALLAH ancak bir

tek ALLAH'tır. O, çocuğu olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Vekil

olarak ALLAH yeter.



(Hıristiyanlar bir türlü ALLAH'ın birliği (tevhid) inancına gelememiş, ALLAH ile peygamberini

birbirinden ayıramamışlardır. Hz. Musa veHz. İsa, ehl-i kitaba tevhid inancını getirdiği hal

de, sonradan sapan bu toplumlar Hâtemu'l enbiyâ'nın sağlam ve aydınlatıcı açıklamalarına rağ

men, çoğu itibariyle, gerçeği kabul etmemişlerdir. Hıristiyanlar:''ALLAH, baba, oğul ve rûhu'

l-kudüs'ten ibaret olmak üzere üçtür'', yahut ''ALLAH üç unsurdan meydana gelmiştir, bunların

üçü de birbirinin aynıdır, her biri tam ilâhtır ve üçü birden bir tek tanrıdır'' diyerek çeliş

kiye düşerler. Yukarıdaki âyetler onları, gerçek ALLAH inancı üzerinde aydınlatmak üzere gel

miştir. Âyette Hz. İsa için, ''ALLAH'tan bir ruh'' ve ''ALLAH'ın kelimesi'' denilmiştir. Âl-i

İmrân sûresinin 45-47. âyetlerinde ikinci vasıf açıklanmış, bundan maksadın, ALLAH'ın ''Ol''

demesinden ibaret bulunduğu bildirilmiş, Hz. İsa'nın mûcizevi bir şekilde yaratıldığı beyan

edilmiştir. Meryem sûresinin 17. âyetinde itibaren de birinci vasıf açıklanmış, ''Ruh''un

Cebrail olduğuna işaret edilmiştir.)



172.Ne Mesîh ne de ALLAH'a yakın melekler, ALLAH'ın kulu olmaktan geri dururlar. O'na kulluk

tan geri durup büyüklenen kimselerin hepsini (ALLAH) yakında huzuruna toplayacaktır.



173.İman edip iyi işler yapanlara (ALLAH) ecirlerini tam olarak verecek ve onlara lütfundan

daha fazlasını da ihsan edecektir. Kulluğundan yüz çeviren ve kibirlenenlere gelince onlara

acı bir şekilde azap edecektir. Onlar, kendileri için ALLAH'tan başka ne bir dost ve ne de bir

yardımcı bulurlar. (Kendilerini ALLAH'ın azabından kurtaracak bir kimse bulamazlar.)



174.Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size apaçık bir nur indir

dik.


(Kesin delil Resûlullah, nur ise Kur'ân-ı Kerîm'dir.)



175.ALLAH'a iman edip O'na sımsıkı sarılanlara gelince, ALLAH onları kendinden bir rahmet ve

lütuf (deryası) içine daldıracak ve onları kendine doğru (giden) bir yola götürecektir.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 13 Şubat 2011, 23:01:31
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/105.jpg)



Sayfa:105 MÂİDE SÛRESİ Cüz:6, Sûre:5



176.Senden fetva isterler. De ki:''ALLAH, babası ve çocuğu olmayan kimsenin mirası hakkındaki hük

mü şöyle açıklıyor: Eğer çocuğu olmayan bir kimse ölür de onun bir kızkardeşi bulunursa, bırak

tığının yarısı bunundur. Kızkardeş ölüp çocuğu olmazsa erkek kardeş de ona vâris olur. Kızkardeş

iki tane olursa (erkek kardeşlerinin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer erkekli kadınlı da

ha fazla kardeş mevcut ise erkeğin hakkı, iki kadın payı kadardır. Şaşırmamanız için ALLAH size

açıklama yapıyor. ALLAH her şeyi bilmektedir.



(Sûrenin başlarında 12. âyette geçen kardeşler ana bir kardeşler idi. Buradaki kardeşler ise ana

bir kardeşler idi. Buradaki kardeşler ise ana-baba bir ve baba bir kardeşlerdir.)




(5)

BEŞİNCİ SÛRE

el-MÂİDE



Üçüncü âyetin dışında sûrenin bütünü Medine'de, hicrî altıncı yılda nâzil olmuştur. 120 âyettir.

Buhârî ve Müslim'de, Hz. Ömer'den rivayet edildiğine göre ''Bugün sizin dininizi ikmal ettim...''

ifadesinin yer aldığı âyet Mekke'de, veda haccında, cuma günü, Arafe akşamı nâzil olmuştur.


''Mâide'' sofra demektir. 112 ve 114. âyetlerde, Hz. İsa zamanında, gökten indirilmesi istenen

bir sofradan bahsedildiği için sûreye bu isim verilmiştir.


Bundan önceki sûrede dinî zümreler içinden münafıklar ağırlıkla söz konusu edilmişti. Bu sûrede

ise yine münafıklardan bahsedilmekle beraber ağırlık ehl-i kitapta ve özellikle hıristiyanlarda

dır. Bunun dışında sûrede hac farizası, abdest, gusül, teyemmüm ile ilgili bazı bilgiler, içki ve

kumar yasağı, ahitlere ve söze bağlılık, içtimaî ve ahlâkî münasebetler, haram ve helâl yiyecek

ler gibi bilgi ve hükümlere temas edilmiştir.



Bismillâhirrahmânirrahîm


1.Ey iman edenler! Akitleri(n gereğini) yerine getiriniz. İhramlı iken avlanmayı helâl saymamak

üzere (aşağıda) size okunacaklar dışında kalan hayvanlar, sizin için helâl kılındı. ALLAH dile

diğine hükmeder.



(Akitlere riayet, hukuk devletinin en önemli hususiyetini teşkil eder. Muassır devletlerde iki

önemli vasıf vardır:''Sosyallik, hukukîlik''. Bunlardan birincisi devletin, yalnız fertlerin hu

kukunu değil, toplumun da hak ve menfaatlerini gözetmesi, gerektiğinde toplum menfaatini, fert

menfaatine tercih etmesidir. Kur'ân-ı Kerîm ve Sünnet kaynağı devletin sosyal vasfı üzerinde ön

emle durmuş, bağlayıcı prensipler koymuştur. İkincisi ise keyfiliğin, zorbalığın ve fırsatçılığın

yerine, hak, hukuk ve kanunların hakim olması demektir. Kur'ân-ı Kerîm 14 asır öncesinden beri bu

iki mefhumu insanlık dünyasına tebliğ etmektedir; hem de akitlere riayeti imanın gereği sayarak!)



2.Ey iman edenler! ALLAH'ın (koyduğu, dinî) işaretlerine, haram aya, (ALLAH'a hediye edilmiş) kur

bana, (ondaki) gerdanlıklara, Rablerinin lütuf ve rızasını arayarak Beyt-i Haram'a yönelmiş kimse

lere (tecavüz ve) saygısızlık etmeyin. İhramdan çıkınca avlanabilirsiniz. Mescid-i Haram'a girmeni

önledikleri için bir topluma karşı beslediğiniz kin sizi tecavüze sevketmesin! İyilik ve (ALLAH'ın

yasaklarından) sakınna üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. ALLAH'tan

korkun; çünkü ALLAH'ın cezası çetindir.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 13 Şubat 2011, 23:01:51
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/106.jpg)


Cüz:6,Sûre:5 MÂİDE SÛRESİ Sayfa:106


3.Leş, kan, domuz eti, ALLAH'tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, (taş, ağaç v.b.ile) vurulup

öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş (hayvanlar ile) canavarların yediği hay

vanlar -ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna- dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanmış hayvan

lar ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler,

sizin dininizden (onu yok etmekten) ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun.

Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı

beğendim. Kim, gönülden günaha yönelmiş olmamak üzere açlık halinde dara düşerse (haram etlerden

yiyebilir). Çünkü ALLAH çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.



(Her dinde ve sistemde haramlar, yasaklar vardır. Önemli olan bunların, fert ve toplumun menfaati

ne, ebedî mutluluğuna yönelik bulunması, bir hikmet ve mana taşımasıdır. İslâm'da yasaklanan yiye

cek ve içecekler genellikle sıhhate zararlı olduğu, bazı şekillerde hayvanlara eziyet olduğu, İs

lâm'ın getirdiği iman ve ahlâk nizamına ters düştüğü için yasaklanmıştır. Bunlardan bir kısmının

zararlı olduğu öteden beri bilinmektedir. Diğerlerinin zararı ise insanlığın ilmî seviyesi yüksel

dikçe anlaşılmaktadır ve anlaşılacaktır.)


4.Kendileri için nelerin helâl kılındığını soruyorlar; de ki: Bütün iyi ve temiz şeyler size helâl

kılınmıştır. ALLAH'ın size öğrettiğinden öğretip avcı hale getirdiğiniz hayvanların sizin için ya

kaladıklarından da yeyin ve üzerine ALLAH'ın adını anın (besmele çekin). ALLAH'tan korkun. ALLAH'

ın hesabı pek çabuktur.


5.Bugün size temiz ve iyi şeyler helâl kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin (yahudi, hıris

tiyan v.b. nin) yiyeceği size helâldir, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir. Mümin kadınlardan if

fetli olanlar ile daha önce kendilerine kitap verlenlerden iffetli kadınlar da, mehirlerini verme

niz şartıyla, namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Kim (İslâmî

hükümlere) inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir. O, ahirette de ziyana uğrayanlardan

dır.



(Temiz ve iyi şeyler, âyet ve hadislerin yasaklamadığı, umumiyetle insanların iğrenç telakki etme

dikleri yiyecek ve içeceklerdir. Bâtıl da olsa, aslı semâvî olan bir dinleri bulunduğu için, ehl-i

kitabın, kendi dinî inançlarına göre yenmesi helâl olacak şekilde öldürdükleri hayvanlardan ve

diğer yiyeceklerinden -domuz gibi İslâm'ın yasakladıkları hariç olmak üzere- müslümanların da ye

meleri caizdir. Kezâ dinini değiştirmemiş de olsa ehl-i kitap kadınlar ile müslüman erkeklerin ev

lenmeleri caizdir.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 13 Şubat 2011, 23:02:12
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/107.jpg)


Sayfa:107 MÂİDE SÛRESİ Cüz:6,Sûre:5


6.Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi,

başlarınızı meshedip, topuklarınıza kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp oldunuz ise, boy ab

desti alın. Hasta, yahut yolculuk halinde bulunursanız, yahut biriniz tuvaletten gelirse, yahut

da kadınlara dokunmuşsanız (cinsî birleşme yapmışsanız) ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz

toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshedin. ALLAH size

herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak size (ihsan ettiği) nimetini ta

mamlamak ister; umulur ki şükredersiniz.



(Namaz, ibadet duygusu ile ALLAH huzuruna çıkmak, belli şekillerle O'na tapınmak ve O'nunla konuş

maktır. Namaz, ALLAH'ın, kulunu huzuruna kabul etmesidir. İşte bu kabul ve bu ubûdiyet arzı, bir

hazırlığı gerekli kılmaktadır. Huzur-ı ilâhî duran kulun uyanık, şuurlu, içi ve dışı ile tertemiz

olması gerekir; abdest ve gusül bunları temin için en güzel vasıtadır. Suyun bulunmaması veya bul

unduğu halde kullanmayı engelleyen bir mâni yahut mazeretin bulunması halinde teyemmüm edilir. Te

yemmüm her ne kadar maddî temizliği sağlamazsa da temizlik şuuru vermekte ve ibadete hazırlamakta

dır.)


7.ALLAH'ın size olan nimetini, ''Duyduk ve kabul ettik'' dediğiniz zaman sizi bununla bağladığı

(O'na verdiğiniz) sözü hatırlayın ve ALLAH'tan korkun. Şüphesiz ALLAH, kalplerin içindekini bil

mektedir.



(Buradaki sözden maksat, insanların yaratılmasından önce, elest bezmi denilen mukaddes mecliste bü

tün ruhların ALLAH'a verdikleri söz olabileceği gibi, Akabe ve Hudeybiye'de müminlerin, ALLAH ve

Resûlüne verdikleri söz de olabilir. Elest bezmi için ayrıca bak. A'râf 7/172.)




8.Ey iman edenler! ALLAH için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir toplu

luğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, ALLAH korkusuna daha çok

yakışan (bir davranış)tır. ALLAH'a isyandan sakının. ALLAH yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.



(Abdest ve namaz, dinin direği, ferdin dini hayatının temelidir. Adalet ise, sosyal hayatın en ön

emli denge unsurudur ve teminatıdır. Kur'ân nizamı insanı daima bir bütün olarak ele almış, irşad

ışığını ferdî yön kadar içtimaî yöne tutmuştur.)



9.ALLAH, iman eden ve iyi şeyler yapanlara söz vermiştir; onlara bağışlama ve büyük mükâfat var

dır.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 13 Şubat 2011, 23:02:39
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/108.jpg)



Cüz:6,Sûre:5 MÂİDE SÛRESİ Sayfa:108


10.İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince onlar cehennemliklerdir.


11.Ey iman edenler! ALLAH'ın size olan nimetini unutmayın; hani bir topluluk size el uzatmaya yel

tenmişti de ALLAH, onların ellerini sizden çekmişti. ALLAH'tan korkun ve müminler yslnızca ALLAH'a

güvensinler.



(Bu âyetin nüzûl sebebi olarak, müşriklerin ve münafıkların tahriki ile Peygamberimizi öldürmeye

teşebbüs eden bir silahlı adamın, ALLAH'ın inayet ve koruması ile bu emeline muvaffak olamaması

zikredilmiştir. Suikast teşebbüsü Resûlullah'a yönelik bulundunduğu halde ''size el uzatmaya yel

tenmişti'' denilmesi, ALLAH Resûlü'nün, müminlerin canı ve hayatı mesâbesinde olmasındandır.)



12.Andolsun ki ALLAH, İsrailoğullarından söz almıştı. (Kefil olarak) içlerinden on iki de başkan

göndermiştik. ALLAH onlara şöyle demişti: Ben sizinle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar, ze

kâtı verir, peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve ALLAH'a güzel borç verirseniz (ihtiya

cı olanlara ALLAH rızası için faizsiz borç veriirseniz) andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve

sizi, zemininden ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkâr yolunu tutarsa

doğru yoldan sapmış olur.



(ALLAH Teâlâ İsrailoğullarını Firavun'dan kurtarınca, Hz. Musa vasıtasıyla onları Kudüs'e yönelt

miş, orasını kendilerine vatan kıldığını bildirmiş, orada hüküm süren Ken'ânîlerle mücadele etmele

rini emretmiş, kendilerinden söz almış ve her kabileden bir kişi olmak üzere on iki önemli kişiyi

de bu sözleşmeye kefil kılmıştı. Topluluk Kudüs'e yaklaşınca Hz. Musa bu on iki kişiyi keşif için

göndermiş, gördüklerini halka açıklamamalarını da tenbih etmişti. Keşifçiler döndükleri zaman iki

si müstesna, diğerleri Kudüs'tekilerin güçlü ve hazırlıklı olduklarından bahsetti, halkı korkuttu

ve verdikleri sözü bozdular.)


13.Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin

yerlerini değiştirirler (kitaplarını tahrif ederler). Kendilerine öğretilen ahkâmın (Tevrat'ın)

önemli bir bölümünü de unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün.

Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Şüphesiz ALLAH iyilik edenleri sever.



(Tevrat yalnızca bir nüsha idi. Kimsenin ezberinde de tamamı mevcut değildi. İsrailoğulları Babil

liler'e esir düşünce Tevrat nüshası kayboldu. Yıllarca sonra İsrailoğulları esaretten kurtulunca

hatırda kalan bazı bölümler yeniden yazıldı. Bugün elde bulunan Tevrat'ta da bu eksik bölümler ile

kısmen Hz. Musa'nın hayatı yazılıdır.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 13 Şubat 2011, 23:03:00
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/109.jpg)



Sayfa:109 MÂİDE SÛRESİ Cüz:6, Sûre:5


14.''Biz Hıristiyanlarız'' diyenlerden de kesin sözlerini almıştık ama onlar da kendilerine zikre

dilen (verilen öğütlerin veya Kitab'ın) önemli bir bölümünü unuttular. Bu sebeple kıyamete kadar

aralarına düşmanlık ve kin saldılar.



(İlk hıristiyanlar da yahudilerin amansız takipleri ve işkenceleri karşısında darmadağınık yaşamış

lar, ALLAH tarafından Hz. İsa'ya vahyedilen İncil'i muhafaza edemeyip kaybetmişlerdi. Milâdî üçün

cü asrın başlarında Roma İmparatoru Konstantin'in hıristiyanlığa meyletmesinden sonra rahatlayan

hıristiyanlar, mukaddes kitaplarını yazmaya teşebbüs etmişler, bunun neticesinde ortaya, birbirini

tutmaz yüzlerce İncil çıkmıştır. Hz. İsa'nın yolundan çıkan, ALLAH'a verdikleri sözde durmayan hı

ristiyanlar böylece ihtilafa düşmüş, ayrı dinlermiş gibi mezheplere bölünmüş, birbiriyle didişmiş

lerdir.)


15.Ey ehl-i kitap! Resûlümüz size Kitap'tan gizlemekte olduğunuz birçok şeyi açıklamak üzere gel

di; birçok (kusurunuzu) da affediyor. Gerçekten size ALLAH'tan bir nur, apaçık bir kitap geldi.


16.Rızasını arayanı ALLAH onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan

aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola iletir.


17.''Şüphesiz ALLAH, Meryem oğlu İsa Mesîh'dir'' diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır. De ki: Öy

leyse ALLAH, Meryem oğlu Mesîh'i, anasını ve yeryüzündekilerin hepsini imha etmek isterse ALLAH'a

kim bir şey yapabilecektir (O'na kim bir şeyle engel olabilecektir)! Göklerde, yerde ve ikisi ara

sında ne varsa hepsinin mülkiyeti ALLAH'a aittir. O dilediğini yaratır ve ALLAH her şeye tam mana

sıyla kadirdir.




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 13 Şubat 2011, 23:03:35
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/110.jpg)



Cüz:6,Sûre:5  MÂİDE SÛRESİ SAYFA:110


18.Yahudiler ve hıristiyanlar:''Biz ALLAH'ın oğulları ve sevgilileriyiz'' dediler. De ki: Öyley

se günahlarınızdan dolayı size niçin azap ediyor? Doğrusu siz de O'nun yarattığı insanlardansı

nız. O dilediğini bağışlar ve dilediğine azap eder. Göklerde, yerde ve ikisinin arasında ne var

sa mülkiyeti ALLAH'a aittir. Sonunda dönüş de ancak O'nadır.


19.Ey ehl-i kitap! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada size elçimiz geldi. Gerçekleri size

açıklıyor ki (kıyamette) :''Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi'' demiyesiniz. İşte size müj

deleyici ve uyarıcı gelmiştir. ALLAH her şeye hakkıyla kadirdir.


20.Bir zamanlar Musa, kavmine şöyle demişti: Ey kavmim! ALLAH'ın size (lütfettiği) nimetini hatır

layın; zira O, içinizden peygamberler çıkardı ve sizi hükümdarlar kıldı. Âlemlerde hiçbir kimseye

vermediğini size verdi.


21.Ey kavmim! ALLAH'ın size (vatan olarak) yazdığı mukaddes toprağa girin ve arkanıza dönmeyin,

yoksa kaybederek dönmüş olursunuz.


22.Onlar şu cevabı verdiler: Yâ Musa! Orada zorba bir toplum var; onlar oradan çıkmadıkça biz ora

ya asla girmeyeceğiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz de hemen gireriz.



23.Korkanların içinden ALLAH'ın kendilerine lütufda bulunduğu iki kişi şöyle dedi: Onların üzeri

ne kapıdan girin; oraya bir girdiniz mi artık siz zaferi kazanmışsınızdır. Eğer müminler iseniz

ancak ALLAH'a güvenin.



(Bu âyetler Hz. Musa zamanındaki İsrailoğulları ile ilgili bulunduğuna göre gerek onların ''âlem

lerde hiçbir kimseye verilmemiş nimetlere mazhar olmaları'' ve gerekse ''arz-ı mukaddes'in onlara

vatan olarak yazılmış bulunması'' da o zamana aittir. Yüzlerce âyet ve hadis Hâtemü'l-enbiyâ

(s.a.v.) Efendimiz'in gelmiş geçmiş ve gelecek bütün insanlık için ALLAH'ın eşsiz bir nimeti ve

lütfu olduğuna delâlet etmektedir. Arzın, belli bir toprak parçasının bir topluma vatan olarak ya

zılması da şartlıdır; o toplumun salâhına, ALLAH yolunda doğru dürüst yürümelerine bağlıdır. Yuka

rıda meâli geçen 13. âyet ve benzeri âyetlerin delâletinden anlaşılıyor ki, İsrailoğulları bu va

sıflarını kaybetmişlerdir. Mukaddes topraklara kimin vâris olacağını ise Enbiyâ sûresinin 105. ây

eti tayin etmektedir: Andolsun ki Tevrat'tan sonra Zebûr'da da:''Arz'a iyi, salih, (lâyık) kullar

ım elbette vâris olacaktır'' diye yazdık.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 13 Şubat 2011, 23:03:52
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/111.jpg)


Sayfa:111 MÂİDE SÛRESİ Cüz:6,Sûre:5


24.''Ey Musa! Onlar orada bulundukları müddetçe biz oraya asla girmeyiz; şu halde sen ve Rabbin

gidin savaşın; biz burada oturacağız.'' dediler.


25.Musa:''Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına hakim olamıyorum; bizimle, bu yoldan

çıkmış toplumun arasını ayır'' dedi.


26.ALLAH, ''Öyleyse orası (arz-ı mukaddes) onlara kırk yıl yasaklanmıştır; (bu müddet içinde) yer

yüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Artık sen, yoldan çıkmış toplum için üzülme'' dedi.



(Tarihî rivayetlere göre mukaddes arza girmek istemeyen ve peygamberlerine karşı duran İsrailoğul

ları, daracık bir arazi üzerinde kısılıp kalmış; kendileri ölüp yeni bir nesil yetiştirinceye ka

dar buradan kurtulamamışlardır. Bu arada kendileri, mucizevî olarak bıldırcın ve kudret helvası

ile beslenmişlerdir.)


27.Onlara, Adem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi

de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen kardeş kıs

kançlık yüzünden), ''Andolsun seni öldüreceğim'' dedi. Diğeri de ''ALLAH ancak takvâ sahiplerinden

kabul eder'' dedi (ve ekledi: )


28.''Andolsun ki sen, öldürmek için bana elini uzatsan (bile) ben sana, öldürmek için el uzatacak

değilim. Ben, âlemlerin Rabbi olan ALLAH'tan korkarım.''


29.''Ben istiyorum ki, sen, hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenip ateşe atılacaklardan

olasın; zalimlerin cezası işte budur.''


30.Nihayet nefsi onu, kardeşini öldürmeye itti ve onu öldürdü; bu yüzden de kaybedenlerden oldu.


31.Derken ALLAH, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga

gönderdi. (Katil kardeş):''Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar da olamadım mı ki, kardeşimin cese

dini görmeyim'' dedi ve ettiğine yananlardan oldu.



(İnsan nefsanî duygularına ve bu cümleden olarak kıskançlık duygusuna boyun eğerse kardeşini bile

öldürebilir; ancak bunun sonu dünyada insanı içten içe yakan vicdan azabı ve pişmanlık, ahirette

ise ruh ve vücudunu yakan ateştir. Kıskançların kendilerini gören gözleri kördür, mazhar oldukları

nimetleri ve güzellikleri görmez; hep başkasındakini görür ve kinlenirler. Bu hastalığın çaresi

İslâm'ı bütünü ile yaşayarak nefsi terbiye etmek, hep kötülüğü emreden nefsi (nefs-i emmâreyi),

sükun ve huzura kavuşturmak (mutmainne kılmak) ve ALLAH'ın verdiğine razı (râziye) hale getirmek

tir.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 13 Şubat 2011, 23:04:12
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/112.jpg)



Cüz:6,Sûre:5  MÂİDE SÛRESİ Sayfa:112


32.İşte bu yüzdendir ki İsrailoğulları'na şöyle yazmıştık: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozguncu

luk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi ol

ur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. Peygamberlerimiz onlara ap

açık deliller getirdiler; ama bundan sonra da onlardan çoğu yeryüzünde aşırı gitmektedirler.



(Tarih boyunca dünyada İsrailoğulları savaşlar, ihtilâller, çeşitli para oyunları ve entrikalar çı

karmış, bu gibi olaylarda büyük rol oynamış, milyonlarca canın ve hesapsız servetin zayi olmasına

sebep olmuşlardır.)


33.ALLAH ve Resûlüne karşı savaşanların ve yeryüzünde (hak) düzeni bozmayı çalışanların cezası an

cak ya (acımadan) öldürülmeleri, ya asılmaları, yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi yahut

da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Onlar için ahirette de

büyük azap vardır.


34.Ancak, siz kendilerini yenip ele geçirmeden önce tevbe edenler müstesna; biliniz ki ALLAH çok

bağışlayıcı ve esirgeyicidir.



(İslâm, bir insanın haksız yere öldürülmesini bütün insanların öldürülmesi gibi telâkki ederek öl

dürme olayını ''insanlık suçu'' saymış, silahlı eşkiyalığı da, halkın huzu ve sükûnunu kaçırdığı

ve düzeni bozduğu için devlete karşı (ALLAH ve Resûlüne) karşı işlenmiş büyük bir suç olarak gör

müş ve karşılığında ağır cezalar koymuştur. Uygulamada bazı görüş ayrılıkları bulunmakla birlikte

cumhura göre silahlanıp açıktan devlete başkaldıran ve eşkiyalık yapan kimseler yalnızca adam öl

dürmüş iseler idam edilirler. Hem öldürmüş, hem de soygun yapmış iseler öldürülür ve asılırlar.

Soygun yapıp terör havası estirenlerin çapraz olarak bir elleri ve ayakları kesilir. Yalnızca

soygun yapmış iseler sürgüne gönderilirler. Sürgünü hapis cezası olarak tefsir edenler de var

dır. Eşkiya kendiliğinde teslim olur, yaptıklarından pişmanlık duyarsa tazminat yükümlülükleri

mahfuz kalmak üzere cezaları (hadler) düşer.)


35.Ey iman edenler! ALLAH'tan korkun. O'na yaklaşmaya yol arayın ve yolunda cihad edin ki kurtulu

şa eresiniz.


(Kulu ALLAH'a yaklaştıran yolların (vesilelerin) en önemlilerinden birisi, âyette zikredilen ci

haddır. Bunun dışında sırf ALLAH rızası için yapılan her ibadet ve kaçınılan her yasak insanı

ALLAH'a yaklaştıran yollar, vesilelerdir. Şefaat de ancak bu yollardan geçilerek hak edilebilir.)


36.Şüphe yok ki kâfir olanlar, yeryüzündeki her şey ve bunun yanında da bir o kadarı kendilerinin

olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için onu fidye verseler onlardan asla kabul edilmez;

onlar için acı bir azap vardır.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 13 Şubat 2011, 23:04:31
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/113.jpg)



Sayfa:113 MÂİDE SÛRESİ Cüz:6, Sûre:5


37.Ateşten çıkmak isterler, fakat onlar oradan çıkacak değillerdir. Onlar için devamlı bir azap

vardır.


38.Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve ALLAH'tan bir ibret olmak

üzere ellerini kesin. ALLAH izzet ve hikmet sahibidir.


39.Kim (bu) haksız davranıştan sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse şüphesiz ALLAH onun tevbesi

ni kabul eder. ALLAH çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.



(İslâm'ın hırsızlık suçuna karşı koyduğu ceza üzerinde öteden beri söz edilmiş, bunun ağır ve il

kel olduğundan bahsedilmiştir. Ancak başka sistemlerin hırsızlığa karşı uyguladıkları cezaların

hiçbir fayda vermediği, cezaevlerinde sanatın inceliklerini öğrenen hırsızların çıktıktan sonra

aynı işe devam ettikleri görülmektedir. Eğer bu suç kesin olarak önlenmek isteniyorsa iki yoldan

gidilecektir: Eğitim ve ceza. İslâm insanları islah için eğitim metodlarının en mükemmelini getir

miştir. Buna rağmen hırsızlık eden kimse ya açlık zarureti ile bunu yapmıştır, yahut da böyle bir

zaruret yoktur. Birinci halde el kesme cezası bahis mevzuu değildir. İkinci halde de durum mahke

meye intikal etmeden hırsızın tevbe ederek malı iade etmesi, bazı içtihadlere göre mal sahibinin

affetmesi, ceza hükmünden önce hırsızın, çaldığı mala, meşru bir yoldan mâlik olması gibi sebep

lerle ceza (had) düşmektedir. Buna göre mezkûr cezasının uygulanması hayli nadir olacak, fakat

hırsızların ensesinde bekleyen bir kılıç gibi suçu engelleyecektir.)


40.Bilmez misin ki, göklere ve yerde ne varsa hepsinin mülkiyeti ALLAH'a aittir; dilediğine azap

eder ve dilediğini bağışlar. ALLAH her şeye hakkıyla kadirdir.


41.Ey Resûl! Kalpler iman etmediği halde ağızlarıyla ''inandık'' diyen kimselerden ve yahudiler iç

inde koşuşanlar(ın hali) seni üzmesin. Onlar durmadan yalana kulak verirler ve sana gelmeyen (ba

zı) kimselere kulak verirler; kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler. ''Eğer size şu veri

lirse hemen alın, o verilmezse sakının!'' derler. ALLAH bir kimseyi şaşkınlığa (fitneye) düşürmek

isterse, sen ALLAH'a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. Onlar, ALLAH'ın kalplerini temizle

mek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik vardır ve ahirette onlara mahsus büyük bir

azap vardır.


(Hükmü ve irşadı umumî olmakla olmakla beraber âyetin hususî bir geliş sebebi vardır: Medine'de ya

hudi toplumu içinde meydana gelen bir zina üzerine içlerinden bazıları: ''Muhammed'e gidin, taşla

ma cezası (recm) dışında bir ceza verirse bunu kabul eder ve ALLAH'a karşı hüccet olarak kullanır

ız'' dediler. Peygamber (s.a.v.)'e gelince O hemen hüküm vermedi, manevi baskı ile onları sıkıştır

dı ve Tevrat'ta bu suçun cezasının recm olduğunu onlara itiraf ettirerek oyunlarını bozdu.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:05:38
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/114.jpg)



Cüz:6,Sûre:5 MÂİDE SÛRESİ Sayfa:114


42.Hep yalana kulak verir, durmadan haram yerler. Sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, is

ter onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Ve eğer hüküm

verirsen, aralarında adaletle hükmet. ALLAH âdil olanları sever.



(Hz. Peygamber'in (s.a.v.) hakemlik ve hakimliğini kabul edip etmemekte ehl-i kitap muhayyer ol

dukları gibi (adlî muhtariyet) Resûlullah da bunu kabul etmekte muhayyerdir. Biraz ileride gelecek

olan 49. âyet ile bu âyet iki şekilde uzlaştırılmıştır: a) 42 numaralı âyet 49. ile neshedilmiş ol

up Hz. Peygamber onlar hakkında hüküm vermekle yükümlüdür. b)Muhayyerlik neshedilmemiştir; Peygam

ber hüküm vermeyi tercih ederse ancak ALLAH'ın indirdiği vahiy ile hükmedecektir.)


43.İçinde ALLAH'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında olduğu halde nasıl seni hakem kılıyorlar da son

ra, bunun arkasından yüz çevirip gidiyorlar? Onlar inanmış kimseler değildir.


44.Biz, içinde doğruya rehberlik ve nur olduğu halde Tevrat'ı indirdik. Kendilerini (ALLAH'a) ver

miş olan peygamberler onunla yahudilere hükmederlerdi. ALLAH'ın Kitab'ını korumaları kendilerinden

istendiği için Rablerine teslim olmuş zâhidler ve bilginler de (onunla hükmederlerdi). Hepsi ona

(hak olduğuna) şahitlerdi. Şu halde (Ey yahudiler ve hakimler!) İnsanlardan korkmayın, benden kor

kun. Âyetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Kim ALLAH'ın indirdiği (hükümler) ile hükmet

mezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.


45.Tevrat'ta onlara şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş (karşı

lık ve cezadır). Yaralar da kısastır (Her yaralanma misli ile cezalandırılır). Kim bunu (kısası)

bağışlarsa kendisi için o keffaret olur. Kim ALLAH'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalim

lerdir.



(ALLAH'ın indirdiği ile hükümler ile hükmetmeyenlere üç noktadan bakılmış; O'nu inkâr manası taşı

dığı için ''kâfir''; ALLAH'ın hükmü adalet, onun zıddı zulüm olduğundan ''zalim'' denilmiştir. 47.

âyette ise ALLAH'ın emrinden çıkış manası gözönüne alınarak ''fâsık'' denilecektir.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ


Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:06:00
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/115.jpg)



Sayfa:115 MÂİDE SÛRESİ Cüz:6, Sûre:5



46.Kendinden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak peygamberlerin izleri üzerine, Meryem oğlu

İsa'yı arkalarından gönderdik. Ve ona, içinde doğruya rehberlik ve nûr bulunmak, önündeki Tevrat'ı

tasdik etmek, sakınanlara bir hidayet ve öğüt olmak üzere İncil'i verdik.


47.İncil'e inananlar, ALLAH'ın ondan indirdiği (hükümler) ile hükmetsinler. Kim ALLAH'ın indirdiği

ile hükmetmezse işte onlar fâsıklardır.


48.Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab'ı (Kur'ân'ı) gön

derdik. Artık aralarında ALLAH'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların ar

zularına uyma. (Ey ümmetler!) Her birinize bir şerîat ve yol verdik. ALLAH dileseydi sizleri bir

tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde (yol ve şerîatlerde) sizi denemek için (böyle yaptı). Öy

leyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü ALLAH'adır. Artık size, üzerinde ayrılığa

düştüğünüz şeyleri(n gerçek tarafını) O haber verecektir.



(ALLAH'a inanmış, peygamberlere ümmet olmuş dünya insanları, farklı görüşler, politika ve menfaat

ler yüzünden birbiriyle uğraşacak, birbirini yiyecek yerde peygamberlerinin çağırdığı hayırlı he

deflere varma yolunda yarış içinde olmalıdırlar.)



49.(Sana şu talîmatı verdik) :Aralarında ALLAH'ın indirdiği ile hükmet ve onların arzularına uyma.

ALLAH'ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et. Eğer (hükümden)

yüz çevirirlerse bil ki (bununla) ALLAH ancak, günahlarının bir kısmını onların başına bela etmek

ister. İnsanların birçoğu da zaten yoldan çıkmışlardır.



(Günahların dünyada başa bela olması anarşi, katil, sürgün, esaret gibi musibet, felâket ve ibtilâ

larda kendini göstermektedir. ALLAH Teâlâ günahları bu bela ve musibetlere sebep kılmaktadır. Gü

nahkârlıklarına rağmen refah içinde olanlara gelince bunların bütün cezaları ahirete kalmaktadır.)


50.Yoksa onlar (İslâm öncesi) cahiliye idaresini mi arıyorlar? İyi anlayan bir topluma göre, hüküm

ranlığı ALLAH'tan daha güzel kim vardır?


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:06:27
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/116.jpg)



Cüz:6,Sûre:5 MÂİDE SÛRESİ Sayfa:116


51.Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudur

lar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz ALLAH,

zalimler topluluğuna yol göstermez.


52.Kalblerinde hastalık bulunanların:''Başımıza bir felâketin gelmesinden korkuyoruz'' diyerek on

ların arasına koşuştuklarını görürsün. Umulur ki ALLAH bir fetih, yahut katından bir emir getire

cek de onlar, içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olacaklardır.



(Başka dinden olanlar, özellikle yahudiler ve hıristiyanlar müslümanların dostu olmazlar; onlar an

cak birbirinin dostu olur, birbirini desteklerler. Zaman zaman müslümanlara yaklaşmaları, kendi

menfaatleri bunu gerektirdiği içindir. Müslümanların bunu unutmamaları ve kendi aralarındaki dost

luğu güçlendirmeleri zaruridir. Müslümanların arasına sızan iki yüzlüler, felâket tellâllığı yapa

rak onları, kâfirlere yöneltmek isterler; iman ehlinin bunlardan da sakınması gerekmektedir.)



53.(O zaman) iman edenler:''Bunlar mıdır sizinle beraber olduklarına bütün güçleriyle yemin eden

ler?'' diyeceklerdir. Onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir de kaybedenlerden olmuşlardır.


54.Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) ALLAH, sevdiği ve kendisini seven mü

minlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir.

(Bunlar) ALLAH yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin

kınamasına aldırmazlar). Bu, ALLAH'ın dilediğine verdiği lütfudur. ALLAH'ın lütfu ve ilmi geniş

tir.




(İslâm'a hiç girmemiş kâfirler ile müslümanların içinde bulunan münafıklardan başka bir de mürted

ler vardır; bunlar, evvelce müslüman oldukları halde sonradan dinden dönen, İslâm'ı terkeden bed

baht kişilerdir. Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanından beri İslâm dünyasında az da olsa irtidat olay

ları olmuş, bazı şahıs veya guruplar İslâm'ı terketmişlerdir. Ancak bunların, İslâm'ın yayılması

na ve yaşamasına hiçbir zararı olmamış, ALLAH'ın, cihanı aydınlatmak için yaktığı meş'ale her geç

en gün biraz daha kuvvetlenerek yanmış ve ışıklarını beş kıtaya ulaştırmıştır.


Tarih boyunca birçok toplum İslâm'ın bayraktarlığını yapmış, onun bayrağı hiç yere düşmemiştir.

İnsanlar yeryüzünde yaşadıkları müddetçe de İslâm ümmetinden bir topluluk daima hakkı ayakta tuta

cak ve bayrağı taşıyacaktır.)



55.Sizin dostunuz (veliniz) ancak ALLAH'tır, Resûlüdür, iman edenlerdir; onlar ki ALLAH'ın emirle

rine boyun eğerek namazı kılar, zekâtı verirler.


56.Kim ALLAH'ı, Resûlünü ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki) üstün gelecek olanlar şüphesiz

ALLAH'ın tarafını tutanlardır.


57.Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine Kitap verilenlerden dininiz alay ve oyun konusu edinen

leri ve kâfirleri dost edinmeyin. ALLAH'tan korkun; eğer müminler iseniz.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:06:50
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/117.jpg)




Sayfa:117 MÂİDE SÛRESİ Cüz:6,Sûre:5



58.Namaza çağırdığınız zaman onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu davranış, onların düşüneme

yen bir toplum olmalarındandır.




59.(Onlara) şöyle de:Ey kitap ehli! Yalnızca ALLAH'a, bize indirilene ve daha önce indirilene inan

dığımız için mi bizden hoşlanmıyorsunuz? Oysa çoğunuz yoldan çıkmış kimselersiniz.





(Yahudilerden bir gurup müslümanlara hitaben:''Sizden ve dininizden daha kötü bir toplum ve din

bilmiyoruz'' diye hakaret etmişlerdi. ALLAH, bunu diyenlerin, gerçekten çok kötü olan vasıflarını

aşağıdaki âyette sayarak hakaretlerine mukabele ve müslümanları teselli etmiştir.)




60.De ki:ALLAH katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? ALLAH'ın lanet ettiği ve

gazap ettiği, aralarından maymunlar, domuzlar ve tâğuta tapanlar çıkardığı kimseler. İşte bunlar,

yeri (durumu) daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade sapmış bulunanlardır.




(''Tâğut'' kelimesinin izahı için, Nisâ sûresi 60. âyetin açıklamasına bakınız.)




61.Yanınıza inkârla girip yine inkârla çıktıkları halde size geldiklerinde ''inandık'' derler.

ALLAH gizlediklerini daha iyi bilmektedir.




62.Onların birçoğunun günah, düşmanlık ve haram yemede yarıştıklarını görürsün. Yaptıkları ne ka

dar kötüdür!




63.Din adamları ve alimleri onları, günah olan sözleri söylemekten ve haram yemekten menetsilerdi

ya! İşledikleri (filler) ne kötüdür!




64.Yahudiler, ALLAH'ın eli bağlıdır (sıkdır), dediler. Hay dedikleri yüzünden elleri bağlanası ve

lânet olasılar! Bilâkis, ALLAH'ın elleri açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun ki sana Rabbinden

indirilen, onlardan çoğunun azgınlığını ve küfrünü arttırır. Aralarına, kıyamete kadar (sürecek)

düşmanlık ve kin soktuk. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa (fitneyi uyandırmışlarsa) ALLAH

onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar; ALLAH ise bozguncuları sevmez.



(Kâfirlerin savaş ve fitne ateşini yakmaları hiç eksik olmamıştır. Asırlar boyu hem kendi araların

da savaşmışlar, hem de birleşerek müslümanlara saldırmışlardır. Ayrıca müslümanları birbirine dü

şürmek için yüzlerce, binlerce planlar yapmış, tertip ve düzenler hazırlamışlardır. Bütün bunlara

rağmen ALLAH'ın nûrunu söndürmeye güçleri yetmemiştir. Dinleri aynı olanlar bile ayrılmış, birbir

lerine karşı kin ve düşmanlık duyguları beslemiş, korku ve endişe içinde yaşamış veya savaşmışlar

dır.)




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
__________________
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:07:28
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/118.jpg)





Cüz:6,Sûre:5 MÂİDE SÛRESİ Sayfa:118





65.Eğer ehl-i kitap iman edip (kötülüklerden) sakınsalardı, herhalde (geçmiş) kötülüklerini ört

er ve onları nimeti bol cennetlere sokardık.




66.Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden onlara indirileni (Kur'ân'ı) doğru dürüst uygulasa

lardı, şüphesiz hem üstlerinden, hem de ayaklarının altından (yeraltı ve yerüstü servetlerinden is

tifade ederek refah içinde yaşarlardı). Onlardan aşırılığa kaçmayan (iktisatlı, mutedil) bir zümre

vardır; fakat çoğunun yaptıkları ne kötüdür!



(Dindar olmak ve dini uygulamak, medenî ve iktisadî bakımdan toplumları geri bırakmak şöyle dursun

refah ve mutluluğun zirvesine çıkarır. Dini bırakıp menfaat felsefesine göre hareket edenler, baş

ka milletleri sömürme yoluna gittikleri için gerilik, sefalet, savaş ve kargaşalara sebep olmakta

dırlar. ALLAH'ın hükümranlığına boyun eğildiği takdirde yeryüzünde hiçbir kimse zerrece zulme uğra

mayacak, herkes hakkını alacak, zenginlik, bolluk ve refahı meşru yollarda arayacak ve işte o za

man gökten nimetler yağacak, bolluk ve bereket olacak, yerden de zenginlikler fışkıracaktır.)




67.Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış ol

ursun. ALLAH seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu ALLAH, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez.




68.''Ey Kitap ehli! Siz, Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni hakkıyla uygulamadıkça,

(doğru) bir şey (yol) üzerinde değilsinizdir.'' de. Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun kü

für ve azgınlığını elbette arttıracaktır. Kâfirler topluluğuna üzülme.




69.İman edenlerle yahudiler, sâbiîler ve hıristiyanlardan ALLAH'a ve ahiret gününe (gerçekten) ina

nıp iyi amel işleyenler üzerine asla korku yoktur; onlar üzülecek de değillerdir.



(Önceden bir kimsenin dini ne olursa olsun ve ne kadar günah işlemiş bulunursa bulunsun Son Peygam

ber'e uyup doğruca iman eder, bundan sonra da imanın gereğini yaşarsa onun dünyada ve ahirette kor

kacağı hiçbir şey yoktur. Sâbiîler hakkında bak. sayfa:9)




70.Andolsun ki İsrailoğullarının sağlam sözünü aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Ne zaman

bir peygamber onlara nefislerinin arzu etmediği (ilâhî hükümleri) getirdi ise bir kısmını yalanla

dılar, bir kısmını öldürdüler.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:08:06
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/119.jpg)


Sayfa:119 MÂİDE SÛRESİ Cüz:6, Sûre:5




71.Bir bela olmayacak zannetiler de kör ve sağır kesildiler. Sonra ALLAH tevbelerini kabul etti.

Sonra içlerinden çoğu yine kör ve sağır oldu. ALLAH onların yaptıklarını görmektedir.


72.Andolsun ki ''ALLAH, kesinlikle Meryem oğlu Mesîh'tir'' diyenler kâfir olmuşlardır. Halbuki Me

sîh ''Ey İsrailoğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan ALLAH'a kulluk ediniz. Biliniz ki kim ALLAH'a or

tak koşarsa muhakkak ALLAH ona cenneti haram kılar; artık onun yeri ateştir ve zalimler için yar

dımcılar yoktur'' demişti.


73.Andolsun ''ALLAH, üçün üçüncüsüdür'' diyenlerde kâfir olmuşlardır. Halbuki bir tek ALLAH'tan

başka hiçbir tanrı yoktur. Eğer diye geldiklerinden vazgeçmezlerse, içlerinden kâfir olanlara acı

bir azap isabet edecektir.


74.Hâla ALLAH'a tevbe edip O'ndan bağışlanmayı dilemeyecekler mi? ALLAH çok yarlığayıcı, çok esir

geyicidir.


75.Meryem oğlu Mesîh ancak bir resûldür. Ondan önce de (birçok) resûller gelip geçmiştir. Anası da

çok doğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara delilleri nasıl açıklıyoruz, son

ra bak nasıl (haktan) yüz çeviriyorlar.



(Yahudiler Hz. İsa'nın, namuslu ve bâkire bir hanımdan doğduğuna inanmayıp, onun anasına iftira ed

er, gayrimeşru bir birleşmeden doğduğunu ileri sürerler. Kur'ân-ı Kerîm daha önce Hz. İsa'nın muci

zevî bir şekilde nasıl yaratıldığını anlatıp burada da anasının doğru dürüst ve namuslu olduğunu

zikretmek suretiyle bu iftirayı reddetmektedir. Ayrıca hıristiyanların ona ve anasına tanrılık

vasfı vermelerini de elle tutulur, gözle görülür bir delil ile reddedip çürütmektedir: Zira her

ikisi de yemek yerlerdi, tanrı olsalardı yemeye, içmeye ihtiyaç duyarlar mıydı!)



76.De ki:ALLAH'ı bırakıp da sizin için fayda ve zarara gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Hak

kıyla işiten ve bilen yalnız ALLAH'tır.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:08:33
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/120.jpg)



Cüz:6, Sûre:5 MÂİDE SÛRESİ Sayfa:120



77.De ki:Ey Kitap ehli! Dininizde haksız yere haddi aşmayın. Daha önceden sapan, birçoklarını sap

tıran ve yolun doğrusundan uzaklaşan bir topluma uymayın.


78.İsrailoğullarından kâfir olanlar, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lânetlenmişlerdir. Bunun se

bebi, söz dinlememeleri ve sınırı aşmalarıdır.


79.Onlar, işledikleri kötülükten, birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Andolsun yaptıkları ne kö

tüdür!


80.Onlardan çoğunun, inkâr edenlerle dostluk ettiklerini görürsün. Nefislerinin onlar için (ahiret

hayatları için) önceden hazırladığı şey ne kötüdür: ALLAH onlara gazap etmiştir ve onlar azap için

de devamlı kalıcıdırlar!


81.Eğer onlar ALLAH'a, Peygamber'e ve ona indirilene iman etmiş olsalardı onları (müşrikleri) dost

edinmezlerdi; fakat onların çoğu yoldan çıkmışlardır.


82.İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık en şiddetli olarak yahudiler ile şirk koşanları bu

lacaksın. Onlar içinde iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da ''Biz hıristiyanlarız''

diyenleri bulacaksın. Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler vardır ve onlar büyüklük taslamaz

lar.



(Tefsirlerde, bu âyetlerin bahis mevzuu ettiği hıristiyanların, Habeşistan'a göç eden müslümanları

iyi karşılayan ve onlara anlayış gösteren hıristiyanlar veya Hz. Peygamber (s.a.v.) ile antlaşma

yapan Necran hıristiyanları olduğu zikredilmiştir. Ancak genel olarak da hıristiyanların, yahudile

re ve müşriklere nisbetle müslümanlara karşı daha yakın oldukları bir gercektir. Gerçi mutaassıp

hıristiyanların birleşerek tertipledikleri haçlı seferleri tarihin sayfalarını teşkil etmiştir. Bu

nunla beraber dünyadan el ve eteğini çekmiş rahipler ile hıristiyan bilginlerinin ve bunların tesi

rinde kalan hıristiyanların İslâm'a nisbî yakınlıkları bir vâkıadır. Hz. Peygamber'in zuhurunda

birçok rahip ve keşiş O'nu sevgi ile karşılamış, beklenen peygamber olduğunu itiraf etmişlerdir.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:08:55
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/121.jpg)



Sayfa:121  MÂİDE SÛRESİ Cüz:7,Sûre:5



83.Resûl'e indirileni duydukları zaman, tanış çıktıkları gerçekten dolayı gözlerinden yaşlar boş

andığını görürsün. Derler ki:''Rabbimiz! İman ettik, bizi (hakka) şahit olanlarla beraber yaz.''


84.''Rabbimizin bizi iyiler arasını katmasını umup dururken niçin ALLAH'a ve bize gelen gerçeğe

iman etmeyelim?''


85.Söyledikleri (bu) sözden dolayı ALLAH onlara, içinde devamlı kalmak üzere, zemininden ırmaklar

akan cennetleri mükâfat olarak verdi. İyi hareket edenlerin mükâfatı işte budur.


86.İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince işte onlar cehennemliklerdir.


87.Ey iman edenler! ALLAH'ın size helâl kıldığı iyi ve temiz şeyleri (siz kendinize) haram kılma

yın ve sınırı aşmayın. ALLAH sınırı aşanları sevmez.


88.ALLAH'ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yeyin ve kendisine iman etmiş olduğu

nuz ALLAH'tan korkun.



(Resûlullah (s.a.v.) bir sohbetlerinde kıyamet ve ahiretten bahsetmiş, sohbetin tesirine kapılan

Ali, İbn Mes'ûd, Mikdâd (r.a.) gibi bazı sahâbîler, Osman b. Maz'ûn'un evinde toplanarak gündüzle

ri devamlı oruç tutmak, geceleri uyumadan namaz kılmak, kadınlarının yanına gitmemek, et yememek

ve eski püskü kıyafetler giymek suretiyle yaşamaya, kalan ömürlerini böyle geçirmeye, hatta kendi

lerini kısırlaştırmaya azmetmişlerdi. Resûl-i Ekrem durumu haber alınca hemen yanlarına geldi ve

şöyle buyurdu:''Ben böyle bir kulluk şekli ile emrolunmadım. Vücut ve nefislerinizin sizde hakkı

vardır; oruç tutup namaz kılın, fakat aynı zamanda orucunuzu açıp yeyin ve uyuyun. Ben namaz kıl

ar ve uyurum, oruç tutar ve iftar ederim, et yerim ve kadınlarıma yaklaşırım; benim yolumdan çıkan

benden değildir.'' İşte bu hadise üzerine yukarıda meâllerini okuduğumuz âyetler gelmiştir.)




89.ALLAH, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat

bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun da keffâreti, ailenize yedirdiği

niz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek, yahut onları giydirmek, yahut da bir köle azat et

mektir. Bunları bulamayan üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğiniz takdirde yeminlerinizin keffâre

ti budur. Yeminlerinizi koruyun (onlara riâyet edin). ALLAH size âyetlerini açıklıyor; umulur ki

şükredersiniz!



(ALLAH üzerine bilerek yemin eden bir kimse yeminini yerine getirmelidir. Eğer yeminle yapacağı iş

haram ve kötü bir iş ise bu takdirde kötü işi yapmayacak, yemini bozacak ve keffâreti yerine geti

recektir. Keffâret yeminden caymanın bedeli ve bağışlanma vasıtası olup âyette zikredilen ilk üç

şeyden birini yapmakla yerine gelir. Bunlara gücü yetmeyen de üç gün oruç tutar.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:09:24
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/122.jpg)



Cüz:7,Sûre:5 MÂİDE SÛRESİ Sayfa:122



90.Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pis

liktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.


91.Şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, ALLAH'ı anmaktan ve

namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?



(İslâm'dan önce Araplarda çok yaygın bir şarap içme alışkanlığı bulunduğu için ALLAH Teâlâ ilk

müslümanları yavaş yavaş içki yasağına alıştırmış, önce zararının faydasından çok olduğunu bildir

miş, sonra içkili namaz kılmayı yasaklamış ve en sonunda bu âyetle kesin olarak sarhoşluk veren

içkileri içmeyi haram kılmıştır. Yine cahiliye devrinde Araplar on adet ok sapı ile bir nevi kum

ar ve şans oyunu oynarlardı. Bunların yedisinde bazı paylar yazılı idi, üçü de boştu. Güvenilir

bir kimse, bir torbanın içinde bunları, katılanlar adına teker teker çekerdi. Dolu çıkanlar mal

dan hisselerini alır fakirlere verirlerdi. Boş çıkanlar ise bu malın parasını öderlerdi. Kumarlar

ın belki de en nezihi olmasına rağmen İslâm bunu da yasaklamış, ortaya mal ve para konarak oynana

cak hiçbir şans oyununa izin vermemiş, fukaraya yardım edilecekse bunu herkesin, helâl kazancın

dan ayırarak etmesini istemiştir. Âyet içki ve kumar yasağının en önemli içtimaî, ahlâkî ve dinî

hikmetlerini açıklamıştır. İlgili hadisler ile ilim, bunlara ekonomik ve sıhhî sebepleri de ekle

miştir.)



92.ALLAH'a itaat edin, Resûle de itaat edin ve (kötülüklerden) sakının. Eğer (itaatten) yüz çevir

irseniz bilin ki Resûlümüzün vazifesi apaçık duyurmak ve bildirmektir.


93.İman eden ve iyi işler yapanlara, hakkıyla sakınıp iman ettikleri ve iyi işler yaptıkları, son

ra yine hakkıyla sakınıp iman ettikleri, sonra yine hakkıyla sakınıp yaptıklarını, ellerinde gel

diğince güzel yaptıkları takdirde (haram kılınmadan önce) tattıklarından dolayı günah yoktur. (Ön

emli olan inandıktan sonra iman ve iyi amelde sebattır). ALLAH iyi ve güzel yapanları sever.


94.Ey iman edenler! ALLAH sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği bir avlanma ile (onu yasak

ederek) dener ki gizli de (kimsenin görmediği yerde, gerçekten) kendisinden kimin korktuğu ortaya

çıksın. Kim bundan sonra sınırı aşarsa onun için acı bir azap vardır.


95.Ey iman edenler! İhramlı iken avı öldürmeyin. İçinizden kim onu kasten öldürürse öldürdüğü hay

vanın dengi (ona) cezadır. (Buna) Kâbe'ye varacak bir kurban olmak üzere içinizden adalet sahibi

iki kişi hükmeder (öldürülen hayvanın dengini takdir eder). Yahut (avlanmanın cezası), fakirleri

doyurmaktan ibaret bir keffârettir, yahut onun dengi oruç tutmaktır. Ta ki (yasak av yapan) işinin

cezasını tatmış olsun. ALLAH geçmişi affetmiştir. Kim bu suçu tekrardan işlerse ALLAH da ondan kar

şılığını alır. ALLAH daima galiptir, öç alandır.



(Burada ''öç alan''dan maksat, kimsenin ettiğini yanına bırakmayan, mazlumların intikamını alan

demektir.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:09:47
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/123.jpg)


Sayfa:123  MÂİDE SÛRESİ Cüz:7,Sûre:5



96.Hem size hem de yolculara fayda olmak üzere (faydalanmanız için) deniz avı yapmak ve onu yemek

size helâl kılındı. İhramlı olduğunuz müddetçe kara avı size haram kılındı. Huzuruna toplanacağı

nız ALLAH'tan korkun.


97.ALLAH, Kâbe'yi, o saygıya lâyık evi, haram ayı, hac kurbanını ve (kurbanın boynuna asılan) ger

danlıkları (maddi ve manevi yönlerden) insanların belini doğrultmaya sebep kıldı. Bu da ALLAH'ın,

göklerde ve yerde ne varsa hepsini bildiğini ve ALLAH'ın her şeyi bilici olduğunu (sizin de anla

yıp) bilmeniz içindir.


98.Biliniz ki ALLAH'ın cezalandırması çetindir ve yine ALLAH'ın bağışlaması ve esirgemesi sınırsız

dır.


99.Resûle düşen (vazife), ancak duyurmadır. ALLAH açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilir.


100.De ki:Pis ve kötü ile temiz ve iyi bir değildir; pis ve kötünün çokluğu tuhafına gitse (yahut

hoşuna gitse) de (bu böyledir). Öyleyse ey akıl sahipleri! ALLAH'tan korkunuz ki kurtuluşa eresin

iz.



(Bu âyet İslâm'ın, kemiyetçi değil, keyfiyetçi olduğuna delâlet etmektedir. Aranacak olan çok değ

il, iyi, temiz ve helâl olandır.)


101.Ey iman edenler! Açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Eğer Kur'ân indirilirken

onları sorarsanız size açıklanır. (Açıklanmadığına göre) ALLAH onları affetmiştir. (Siz sorup da

başınıza iş çıkarmayın). ALLAH çok bağışlayıcıdır, aceleci değildir.



(Resûl-i Ekrem (s.a.v.) ''ALLAH size haccı farz kıldı, hac vazifenizi yapınız'' dediği zaman biri

si kalkarak ''Her sene mi yâ Resûlullah?'' demiş ve sorusunu üç kere tekrarlamıştı. Peygamberimiz

bir müddet sükût ettikten sonra ''Eğer evet deseydim her sene farz olurdu; eğer her sene farz ol

saydı buna da gücünüz yetmezdi'' buyurdu. Yukarıdaki âyetin geliş sebebi budur. ALLAH unuttuğu iç

in değil, affettiği, kolaylık dilediği için bazı şeyleri açıklamaz; sorular sorarak işi güçleştir

mek, teşrî hikmetine aykırıdır.)


102.Sizden önce de bir toplum onları sormuş, sonra da bunları inkâr eder olmuştu.


103.ALLAH bahîra, sâibe, vasîle ve hâm diye birşey (meşru) kılmamıştır. Fakat kâfirler, yalan yere

ALLAH'a iftira etmektedirler ve onların çoğunun da kafaları çalışmaz.



(İslâm öncesi Arapların bâtıl inanç ve âdetlerinden biri de bazı sebep ve bahanelerle birtakım hay

vanları putlara kurban etmeleri, onları putlar adına serbest bırakmaları idi. Bu cümleden olarak

beş kere doğuran ve beşinci yavrusu dişi olan deveye ''bahîra'' denir, kulağı çentilir, sağılmaz,

sütü putlara bırakılırdı. Put namına serbest bırakılan ve sütünden yalnızca misafirlerin faydalan

dığı develere ''sâibe'' denirdi. Biri erkek, diğeri dişi olmak üzere ikiz doğuran deve veya koyuna

''vasîle'' derler, erkek yavruyu puta kurban ederlerdi. On nesli dölleyen erkek deveye ''hâm'' de

nir, o da serbest bırakılırdı.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:10:17
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/124.jpg)




Cüz:7,Sûre:5 MÂİDE SÛRESİ Sayfa:124


104.Onlara, ''ALLAH'ın indirdiğine ve Resûl'e gelin'' denildiği vakit, ''Babalarımızı bulduğumuz

(yol) bize yeter'' derler. Ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yol üzerinde bulunmuyor iseler

de mi?


105.Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez.

Hepinizin dönüşü ALLAH'adır. Artık O, size yaptıklarınızı bildirecektir.


(Bu âyette nemelâzı(mcılık yoktur, âyeti böyle anlamak hatalıdır. İlgili âyet ve hadislerin bütünü

nü bir arada değerlendirdiğimiz zaman çıkan mana şudur: Herkes kendine, ailesine ve çevresine kar

şı vazifelerini yapmakla mükelleftir; iyiliği emretme ve yayma, kötülüğü yasaklama ve önleme de bu

bu vazife içindedir. Kişi bütün bunları yaptıktan sonra başkalarının yoldan sapması ondan sorulmaz

ve ona da zarar vermez.


Hz. Ebubekir'in açıklamaları da bunu teyit eder: Kays, O'nun bir hutbesinde kendilerine şunu söyle

diğini nakletmiştir:''Siz bu âyeti okuyorsunuz ve yanlış tevil ediyorsunuz. Ben ALLAH Resûlü'nün

şöyle dediğini duydum: İnsanlar zalimi görüp de elinden tutarak mani olmazlarsa ALLAH'ın onlara

kendi katından umumî bir azap göndermesi yakındır.'')


106.Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çatınca vasiyet esnasında içinizden iki adalet sahibi ki

şi aranızda şahitlik etsin. Yahut seferde iken başınıza ölüm musibeti gelmişse sizden olmayan, baş

ka iki kişi (şahit olsun). Eğer şüpheye düşerseniz o iki şahidi namazdan sonra alıkoyar, ''Bu vasi

yet karşılığında hiçbir şeyi satın almayacağız, akraba (menfaatine) de olsa; ALLAH (için yaptığı

mız) şahitliği gizlemeyeceğiz, (aksini yaparsak) bu takdirde biz elbette günahkârlardan oluruz''

diye ALLAH üzerine yemin ettirirsiniz.


107.Bu şahitlerin (sonradan yalan söyleyerek) bir günah kazandıkları anlaşılırsa, (şahitlerin)

haklarına tecavüz ettiği ölüye daha yakın olan (mirasçılardan) iki kişi onların yerini alır ve

''Andolsun ki bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha gerçektir ve biz (kimsenin hakkına)

tecavüz etmedik, aksi takdirde biz, elbette zalimlerden oluruz'' diye ALLAH'a yemin ederler.


108.Bu (usul), şahitliği gerektiği şekilde yapmaya, yahut yeminlerinden sonra, yeminlerin (miras

çılar tarafından) reddedilmesinden korkmalarına (çekinmelerine çare olarak) daha uygundur.

ALLAH'tan korkun ve (O'nu) dinleyin. ALLAH, yoldan çıkmışlar topluluğuna rehberlik etmez.



(Vasiyet mübah şeyler, iyilik, ibadet ve hayırlarla ilgili olabileceği gibi, bir gün hayattan ay

rılması mukadder olan kişinin üzerindeki borçlarla ilgili de olabilir. Bu sonuncusu ile ilgili

vasiyet farzdır. Vasiyetin zayi olmaması ve herhalde yerine getirilmesi için alınacak tedbirler

ALLAH tarafından yukarıdaki âyetlerde tâlim edilmiştir.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:10:37
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/125.jpg)




Sayfa:125 MÂİDE SÛRESİ Cüz:7, Sûre:5



109.ALLAH'ın peygamberleri toplayıp da ''Size ne cevap verildi'' dediği gün, ''Bizim hiçbir bilgi

miz yok, şüphesiz gizlilikleri hakkıyla bilen ancak sensin'' diyeceklerdir.


110.ALLAH o zaman şöyle diyecek:''Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve annene (verdiğim) nimetimi hatırla!

Hani seni mukaddes ruh (Cebrail) ile desteklemiştim; (bu sayede) sen beşikte iken de yetişkin çağ

ında da insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı (okuyup yazmayı), hikmeti, Tevrat ve İncil'i öğretmiş

tim. Benim iznimle çamurdan, kuş şeklinde bir şey yapıyordun da ona üflüyordun, hemen benim iznim

le o bir kuş oluyordu. Yine benim iznimle anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Ölüleri

benim iznimle (hayata) çıkarıyordun. Hani İsrailoğullarını (seni öldürmekten) engellemiştim; kendi

lerine apaçık deliller (mucizeler) getirdiğin zaman içlerinden inkâr edenler, ''Bu, apaçık bir si

hirden başka bir şey değildir'' demişlerdi.




(Bu âyette ve bundan sonraki âyetlerde zikredilen olağanüstü hadiseler mucizedir. Mucizeler, insan

ların gücünü aşan, onların yapmaları -tabiat kanunlarına göre- mümkün olmayan şeylerdir. Ancak ta

biat kanunlarının da yaratıcısı ve düzenleyicisi olan ALLAH, kullarının kolay iman etmelerini, hi

dayete kavuşmalarını temin maksadıyla peygamberine mucizeler lütfeylemiştir; bunlar yalnızca ALLAH

ın izin ve kudretiyle, bildiğimiz sebepler zinciri dışında vücuda gelmektedir.)


111.Hani havârîlere, ''Bana ve peygamberime iman edin'' diye ilham etmiştim. Onlar (da),''İman et

tik, bizim ALLAH'a teslim olmuş kimseler (müslümanlar) olduğumuza sen de şahit ol'' demişlerdi.


(Havârîler, Peygamberimizin ashâbı gibi Hz. İsa'ya, O hayatta iken iman eden ve O'na

sadâkat gösteren müminlerdir.)


112.Hani havârîler:'Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten, donatılmış bir sofra indirebilir mi?'

demişlerdi. O, ''İman etmiş kimseler iseniz ALLAH'tan korkun'' cevabını vermişti.


113.Onlar ''Ondan yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun, bize doğru söylediğini (kesin olarak bile

lim) ve ona gözleriyle görmüş şahitler olalım istiyoruz'' demişlerdi.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:10:55
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/126.jpg)



Cüz:7,Sûre:5 MÂİDE SÛRESİ Sayfa:126


114.Meryem oğlu İsa şöyle dedi:Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, geçmiş

ve geleceklerimiz için bayram ve senden bir âyet (mucize) olsun. Bizi rızıklandır; zaten sen, rı

zık verenlerin en hayırlısısın.


115.ALLAH da şöyle buyurdu:Ben onu size şüphesiz indireceğim; ama bundan sonra içinizden kim in

kâr ederse, kâinatta hiç bir kimseye etmediğim azabı ona edeceğim!


116.ALLAH: Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, ''Beni ve anamı, ALLAH'tan başka iki tanrı bilin'' diye

sen mi dedin, buyurduğu zaman o, ''Hâşâ! Seni tenzih ederim;hakkım olmayan şeyi söylemek bana yak

ışmaz. Hem ben söyleseydim sen onu bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, halbuki ben senin za

tında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca sensin.


117.Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan ALLAH'a

kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirin

ce artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin.


118.Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer on

ları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin.'' dedi.


119.(Bu konuşmadan sonra) ALLAH şöyle buyuracaktır:Bu, doğrulara, doğruluklarının fayda vereceği

gündür. Onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler vardır. ALLAH onlar

dan razı olmuştur, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş ve kazanç budur.


120.Göklerin, yerin ve içlerindeki her şeyin mülkiyeti ALLAH'ındır, O, her şeye hakkıyla kadirdir.



(İnsanoğlu bütün dünyaya sahip olsa bile bu büyük bir kazanç değildir; çünkü bu sahiplik geçicidir

ve mecâzîdir, asıl sahip ALLAH'tır. Ayrıca bugüne kadar keşfedilebilen, çapı on milyar ışık yıllık

maddi kâinat yanında dünya bir zerre değildir. ''Öyleyse dünya hayatında insan için en büyük ka

zanç nedir?'' denecek olursa, şüphesiz bu ALLAH rızasıdır. O'nun rızasını kazanan, iyi ve güzel ol

an her şeyi kazanmıştır; öyle iyi ve güzel ki, dünyada ona insanların eli değil, hayali bile ulaşa

maz. Onun için müminlerin birbirine en hayırlı duası ve teşekkürü ''ALLAH razı olsun!'' cümlesi

dir.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:11:20
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/127.jpg)



Sayfa:127 EN'ÂM SÛRESİ Cüz:7,Sûre:6



(6)


ALTINCI SÛRE


el-EN'ÂM SÛRESİ



En'âm sûresi, 165 âyettir. 91, 92, 93 ve 151, 152, 153. âyetler Medine'de, diğerleri Mekke'de in

miştir. Sûrenin bazı âyetlerinde Arapların, kurban edilen hayvanlarla ilgili birtakım gelenekleri

kınandığı için sûreye En'âm sûresi denmiştir. En'âm; koyun, keçi, deve, sığır ve manda cinslerini

bir arada ifade eden bir kelimedir.



Bismillâhirrahmânirrahîm


1.Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden ALLAH'a mahsusdur. (Bunca âyet

ve delillerden) sonra kâfir olanlar (hâla putları) Rab'leri ile denk tutuyorlar.


2.Sizi bir çamurdan yaratan, sonra ölüm zamanını takdir eden ancak O'dur. Bir de O'nun katından mu

ayyen bir ecel (kıyamet günü) vardır. Siz hâla şüphe ediyorsunuz.


3.O, göklerde ve yerde tek ALLAH'tır. Gizlinizi, açığınızı bilir. (Hayır ve şerden) ne kazanacağı

nızı da bilir.


4.Rablerinin âyetlerinden onlara (kâfirlere) bir âyet gelmeyedursun, o âyetlerden ille de yüz çevi

rirler.


5.Gerçekten onlar, kendilerine Hak geldiğinde onu yalanlamışlardı. Fakat yakında onlara alay ettik

leri şeyin haberleri gelecektir.


(Âyette zikredilen ''Hak''tan maksat Kur'ân ile Peygamber (s.a.v.)'in getirdiği diğer

mucizelerdir.)


6.Görmediler mi ki, onlardan önce yeryüzünde size vermediğimiz bütün imkânları kendilerine verdiği

miz, gökten üzerlerine bol bol yağmurlar indirip evlerinin altından ırmak akıttığımız nice nesille

ri helâk ettik. Biz onları, günahları sebebiyle helâk ettik ve onların ardından başka nesiller ya

rattık.



(Bu âyette Yüce ALLAH, geçmiş kavimlere verdiği nimetleri bildirmekte ve bu nimetlere nankörlük ed

ip ALLAH'a isyan edenlerin sonunda helâk olduklarını haber vermektedir.)


7.Eğer sana kâğıt üzerine yazılmış bir kitap inderseydik de onlar elleriyle onu tutmuş olsalardı,

yine inkâr ediciler: Bu, apaçık büyüden başka bir şey değildir, derlerdi.



(Kur'ân-ı Kerîm ya Cebrail vasıtasıyla veya vasıtasız olarak Peygamberimize indirilmiştir. Hangi

şekilde olursa olsun, indirilen âyetler, kitap halinde değil, sadece okunarak Peygamber (s.a.v.)'e

öğretilip ezberlettirilmiştir. İnkârcılar âyetleri gördükleri ve işittikleri halde bu şekildeki

bir vahyi kabul etmeyip, vahyin yazılı belgeler halinde gelmesini istediler. Yüce ALLAH, bu âyette

Kur'ân'ın onların istediği şekilde indirilmesi halinde bile kâfirlerin yine inkâr edeceğini bildir

mektedir. Zira daha önce Musa (a.s.)'ya Tevrat yazılı belgeler halinde indirildiği halde inanmayan

lar yine inanmamışlardı.)


8.Muhammd'e (görebileceğimiz) bir melek indirlseydi ya! dediler. Eğer biz öyle bir melek indirsey

dik elbette iş bitirilmiş olur, artık kendilerine göz bile açtırılmazdı.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:11:46
Cüz:7,Sûre:6 EN'ÂM SÛRESİ  Sayfa:128

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/128.jpg)

9.Eğer peygamberi bir melek kılsaydık muhakkak ki onu insan sûretine sokar onları yine düşmekte

oldukları kuşkuya düşürürdük.



(Şimdi, peygamber insan olduğu için, ''Sen de bizim gibi bir insansın'' diyerek inanmayan kâfir

ler, o zaman da meleği insan sûretinde görecekler ve ona, ''Biz senin melek olduğunu nereden bile

lim; sen de bizim gibi bir insansın'' diyerek onun melek olduğuna inanmayacaklar, getirdiklerini

dinlemeyecekler ve peygamberliğini tasdik etmeyeceklerdi.)



10.Senden önceki peygamberlerle de alay edilmiş, bu yüzden onlarla alay edenleri alay ettikleri

şey (azap) kuşatıvermişti.


11.De ki:Yeryüzünde dolaşın, sonra (paygamberleri) yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın!


12.(Onlara) Göklerde ve yerde olanlar kimindir? diye sor. ''ALLAH'ındır'' de. O, merhamet etmeyi

kendi zatına farz kıldı. Sizi, varlığında şüphe olmayan kıyamet gününde elbette toplayacaktır.

Kendilerini ziyana sokanlar var ya işte onlar inanmazlar.


13.Gecede ve gündüzde barınan her şey O'nundur. O her şeyi işitendir, bilendir.


14.De ki:Gökleri ve yeri yoktan vareden, yedirdiği halde yedirilmeyen ALLAH'tan başkasını mı

dost edineceğim! De ki: Bana müslümanların ilki olmam emredildi ve sakın müşriklerden olma!

(denildi).


15.De ki: Ben, Rabbim'e isyan edersem gerçekten büyük bir günün (kıyametin) azabından korkar

ım.


16.O gün kim azaptan kurtarılırsa, gerçekten ALLAH onu esirgemiştir. İşte apaçık kurtuluş bu

dur.


17.Eğer ALLAH seni bir zarara uğratırsa, onu kendisinden başka giderecek yoktur. Ve eğer sana

bir hayır verirse, (bunu da geri alacak yoktur). Şüphesiz O herşeye kadirdir.



(Bu âyette hitap Peygamber (s.a.v.)'edir, ancak hüküm umumidir. Yani ALLAH bir kimseye zarar

vermek isterse bütün insanlık bir araya gelse o zararı gideremez ona ALLAH'ın takdir ettiğin

den fazla fayda sağlayamaz. Bir kimseye de ALLAH hayır murat etmişse bütün insanlık bir ara

ya gelip o hayrı önlemek isteseler bunu da yapamazlar. Çünkü hayrı da şerri de yaratan ALLAH'

tır.)



18.O, kullarının üstünde her türlü tasarrufa sahiptir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, herşey

den haberdardır.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM AÇIKLAMALI MEÂLİ  
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:12:48
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/129.jpg)


Sayfa:129 EN'ÂM SÛRESİ  Cüz:7,Sûre:6


19.De ki:Hangi şey şehadetçe en büyüktür? De ki: (Hak peygamber olduğuma dair) benimle sizin ara

nızda ALLAH şahittir. Bu Kur'ân bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolun

du. Yoksa siz, ALLAH ile beraber başka tanrılar olduğuna şahitlik mi ediyorsunuz? De ki:''Ben

buna şahitlik etmem.'' O ancak bir tek ALLAH'tır, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden kesinlik

le uzağım'' de.


(Mekke halkı, Resûlullah'a ''Senin peygamber olduğuna şahit yok'' dediler. İşte bu

nun üzerine yukarıdaki âyet indi.)  



20.Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Resûlullah'ı) kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar.

Kendilerini ziyan edenler var ya, işte onlar inanmazlar.



21.Yalan sözlerle ALLAH'a iftira edenden veya O'nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir!

Şüphe yok ki, zalimler kurtuluşa eremezler!


22.Unutma o günü ki, onları hep birden toplayacağız; sonra da, ALLAH'a ortak koşanlara:Nerede boş

yere davasını güttüğünüz ortaklarınız? diyecğiz.


23.Sonra onların mazeretleri, ''ALLAH hakkı için biz ortak koşanlar olmadık!'' demekten başka bir

şey olmadı.



(Ahirette tecelli eden hakikat karşısında dünyadaki hallerinden tamamen vazgeçen kimseler tek

ALLAH'ın tanrılığını ikrar edecekler, ne çare ki bu ikrar orada bir fayda vermeyecektir. O gün an

cak ceza ve mükâfat günüdür.)  



24.Gör ki, kendi aleyhlerine nasıl yalan söylediler ve (tanrı diye) uydurdukları şeyler kendilerin

den nasıl kaybolup gitti!


25.Onlardan seni (okuduğun Kur'ân'ı) dinleyenler de vardır. Fakat onu anlamalarına engel olmak iç

in kalplerinin üstüne perdeler, kulaklarına da ağırlık verdik. Onlar her türlü mucizeyi görseler

bile yine de ona inanmazlar. Hatta o kâfirler sana geldiklerinde:''Bu Kur'ân eskilerin masalların

dan başka bir şey değildir'' diyerek seninle tartışırlar.


26.Onlar, hem insanları Peygamber'e yaklaşmaktan vazgeçirmeye çalışırlar, hem de kendileri ondan

uzaklaşırlar. Oysa onlar farkında olmadan ancak kendilerini helâk ederler.


27.Onların ateşin karşısında durdurulup ''Ah, keşke dünyaya geri gönderilsek de bir daha Rabbimiz

in âyetlerini yalanlamasak ve inananlardan olsak!'' dediklerini bir görsen!...


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ  
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:13:14
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/130.jpg)








Cüz:7, Sûre:6 EN'ÂM SÛRESİ  Sayfa:130


28.Hayır! Daha önce gizlemekte oldukları şeyler (günahlar) kendilerine göründü. Eğer (dünyaya) geri

gönderilseler yine kendilerine yasak edilen şeylere döneceklerdir. Zira onlar gerçekten yalancıdırlar.



29.Onlar, hayat ancak bu dünyadaki hayatımızdan ibarettir; biz, bir daha diriltilecek değiliz, demişlerdi.



30.Rablerinin huzuruna getirildikleri zaman sen onları bir görsen! ALLAH: Bu (yeniden dirilme olayı) hak

değil miymiş? diyecek. Onlar da ''Rabbimize andolsun ki evet!'' diyecekler. ALLAH da, Öyle ise inkâr ettiği

nizden dolayı azabı tadın! diyecek.




31.ALLAH'ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten ziyana uğramıştır. Nihayet onlara Kıyamet vakti

ansızın gelip çatınca, onlar, günahlarını sırtlarına yüklenerek diyecekler ki:''Dünyada iyi amelleri terketme

mizden dolayı vah bize!''  Dikkat edin, yüklendikleri şey ne kötüdür!




32.Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka birşey değildir. Müttakî olanlar için ahiret yurdu muhak

kak ki daha hayırlıdır. Hâla akıl erdiremiyor musunuz?




(Ebu Cehil, Peygamber'e:''Biz sana yalancı demiyoruz. Çünkü senin emin ve sadık olduğu

na hepimiz kaniyiz. Biz ancak ALLAH'ın âyetlerini inkâr ediyoruz'' demişti. Resûlullah bu duruma çok üzüldü.

ALLAH Teâlâ peygamberini teselli etmek üzere buyurdu ki: )




33.Onların söylediklerinin hakikaten seni üzmekte olduğunu biliyoruz. Aslında onlar seni yalanlamıyorlar,

fakat o zalimler açıkca ALLAH'ın âyetlerini inkâr ediyorlar.



34.Andolsun ki senden önceki peygamberler de yalanlanmıştı. Onlar, yalanlanmalarına ve eziyet edilme

lerine rağmen sabrettiler, sonunda yardımımız onlara yetişti. ALLAH'ın kelimelerini (kanunlarını) değiştire

bilecek hiçbir kimse yoktur. Muhakkak ki peygamberlerin haberlerinden bazısı sana da geldi.



35.Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldi ise, yapabilirsen yerin içine inebileceğin bir tünel ya da göğe

çıkabileceğin bir merdiven ara ki onlara bir mucize getiresin! ALLAH dileseydi, elbette onları hidayet üzerinde

toplayıp birleştirirdi, o halde sakın cahillerden olma!




(Bu âyetten anlaşıldığına göre, mucize göstermek Peygamber'in elinde değildir. Peygamber

mucize ister; fakat ALLAH dilerse ona mucize verir, dilemezse vermez. İşte bu durum, peygamberlerin doğ

ru söylediklerinin en büyük delilidir.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ  
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:13:40
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/131.jpg)



Sayfa:131 EN'ÂM SÛRESİ  Cüz:7,Sûre:6


36.Ancak (samimiyetle) dinleyenler daveti kabul eder. Ölülere gelince, ALLAH onları diril

tecek, sonra da O'na döndürülecekler.


37.O'na Rabbinden bir mucize indirilseydi ya! dediler. De ki:Şüphesiz ALLAH mucize indir

meye kadirdir. Fakat onların çoğu bilmezler.


38.Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa

hepsi ancak sizin gibi topluluklardır. Biz o kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet

(hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirilecekler.


(Bu âyette yeryüzündeki bütün canlıların insanlar gibi bir tür oldukları bildirilmektedir. Tek

hücrelilerden omurgalılara, sürüngenlerden ayaklarıyla yürüyenlere ve kanatlarıyla uçan

lara varıncaya kadar bütün canlılar müstakil birer tür oluşturmaktadır. Ancak insan, bu

türlerin en şereflisidir. Her türün kendine has ortak hayat kuralları vardır. Yüce ALLAH

bunların hayatlarını, gerek toplu olarak gerekse fert fert kontrol eder; ihtiyaçlarını karşı

lar. Bu durum, yüce ALLAH'ın kudretinin sonsuzluğunu göstermektedir.)



39.Âyetlerimizi yalanlayanlar karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. ALLAH kimi dil

erse onu şaşırtır, dilediği kimseyi de doğru yola iletir.



40.De ki:Ne dersiniz; size ALLAH'ın azabı gelse veya o kıyamet gelip çatıverse size, ALLAH'

tan başkasına mı yalvarırsınız? Doğru sözlü iseniz (söyleyin bakalım)!



41.Bilâkis yalnız ALLAH'a yalvarırsınız. O da (kaldırılması için) kendisine yalvardığınız bela

yı dilerse kaldırır ve siz ortak koştuğunuz şeyleri unutursunuz.


42.Andolsun ki, senden önceki ümmetlere elçiler gönderdik. Ardından boyun eğsinler di

ye onları darlık ve hastalıklara uğrattık.


(Yüce ALLAH önceki milletlere de peygamberler göndermiş fakat peygamberler inkâr edil

miş, ALLAH da inkâr edenleri şiddetli fakirlik, hastalık ve çeşitli afetlerle cezalandırmıştı.)



43.Hiç olmazsa, onlara bu şekilde azabımız geldiği zaman boyun eğselerdi! Fakat kalpleri iyice katılaştı ve

şeytan da onlara yaptıklarını cazip gösterdi.


44.Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında, (indirmiş olduğumuz sıkıntı ve musibetle

ri kaldırıp) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilenler yüzünden

şımardıkları zaman onları ansızın yakaladık, birdenbire onlar bütün ümitlerini yitirdiler.


(Önceki ümmetler, kendilerine gönderilen peygamberlere iman etmedikleri için ALLAH onla

ra çeşitli darlık ve musibetler verdi; fakat onlar yine inanmadılar. Cenâb-ı ALLAH, cezaları

nı daha da arttırmak için onlara bütün nimetlerin kapılarını açtı, bol rızık ve nimetlere gö

müldüler. Nimetin gerçek sahibine şükredecekleri yerde zevk ve sefaya daldılar, O'nu unu

tup şehvetlerine teslim oldular. İşte böyle tam bir sarhoşluk ve dalgınlık anında ALLAH onla

rı yakaladı da neye uğradıklarını bilemediler, ne yapacaklarını düşünmekten aciz kaldılar

ve helâk olup gittiler.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:14:06
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/132.jpg)



Cüz:7,Sûre:6 EN'ÂM SÛRESİ  Sayfa:132


45.Böylece zulmeden toplumun kökü kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi ALLAH'a mahsustur.


(ALLAH'ın verdiği nimete şükredecekleri yerde nankörlük ettiler, böylece kendilerine zulmet

tiler. Yüce ALLAH da yeryüzünü onların zulüm ve küfürlerinden temizlemek için onları he

lâk etti.)



46.De ki:Ne dersiniz; eğer ALLAH kulaklarınızı sağır, gözlerinizi kör ederse, kalplerinizi de

mühürlerse bunları size ALLAH'tan başka hangi tanrı geri verebilir! Bak, delilleri nasıl açıklı

yoruz. Onlar hâla yüz çeviriyorlar!


47.De ki:Söyler misiniz; size ALLAH'ın azabı ansızın veya açıkca gelirse, zalim toplumdan

başkası mı helâk olur?


48.Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder

ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar üzüntü de çekmeyecekler.


49.Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, yoldan çıkmalarından dolayı onlar azap çekecekler

dir.


50.De ki:Ben size, ALLAH'ın hazineleri yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size,

ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyarım. De ki:Kör ile gör

en hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?


(Müşrikler, Resûlullah (s.a.v.)'a ''Sen ALLAH tarafından gönderilmiş bir peygamber isen

ALLAH'dan iste de bize dünya nimetlerini bol bol versin, aksi halde sana inanmayız'' dedi

ler. Bunun üzerine bu âyet indi ve Peygamberin, insanları zenginleştirmek için değil, onla

ra gerçeği tebliğ etmek için gönderildiği ifade edildi.)


51.Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları (Kur'ân ile) uyar. Onlar için Rab

lerinden başka ne bir dost, ne de bir aracı vardır; belki sakınırlar.


52.Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam O'na yalvaranları kovma! Onların hesabın

dan sana bir sorumluluk; senin hesabından da onlara herhangi bir sorumluluk yoktur ki

onları kovup ta zalimlerden olasın!


(Kureyş büyükleri Resûlullah (s.a.v.)'ın yanına geldikleri zaman fakir müminlerin yanların

da bulunmasını istemiyorlardı. Resûlullah da onların isteklerine uyarak bu müminleri yan

ından çıkarmak istedi. Bunun üzerine Cenâb-ı Hâk, Peygamberimizi yukarıdaki âyet ile uyardı.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ  ardı.)

Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:14:29
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/133.jpg)



Sayfa:133 EN'ÂM SÛRESİ Cüz:7,Sûre:6


53.''Aramızdan ALLAH'ın kendilerine lütuf ve ihsanda bulunduğu kimseler de bunlar mı!''

demeleri için onların bir kısmını diğerleri ile işte böyle imtihan ettik. ALLAH şükredenleri da

ha iyi bilmez mi?


(Kâfirler iman şerefine ermiş fakir müminlerin, Peygamberin yanında kendileriyle aynı se

viyede tutulmalarını hazmedemediler. Halbuki ALLAH katında zengin-fakir ayırımı yoktur,

üstünlük iman ve takvâya dayanmaktadır. Onlar bu şekilde bir imtihana tâbi tutuldular,

inananlar kazandılar, gururuna yediremeyenler ise kaybettiler.)


54.Âyetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara de ki: Selâm size! Rabbiniz merhamet

etmeyi kendisine yazdı. Gerçek şu ki: Sizden kim bilmeyerek bir kötülük yapar, sonra ar

dından tevbe edip de kendini ıslâh ederse, bilsin ki ALLAH çok bağışlayan, çok esirgeyen

dir.


55.Böylece suçluların yolu belli olsun diye âyetleri iyice açıklıyoruz.


56.De ki: ALLAH'ın dışında taptığınız şeylere tapmak bana yasak edildi. De ki: Ben sizin ar

zularınıza uymam, aksi halde sapıtırım da hidayete erenlerden olmam.


57.De ki: Şüphesiz ben Rabbimden gelen apaçık bir delile dayanıyorum. Siz ise onu ya

lanladınız. Çabucak gelmesini istediğiniz (azap) benim yanımda değildir. Hüküm ancak

ALLAH'ındır. O hakkı anlatır ve O, doğru hüküm verenlerin en hayırlısıdır.


(Kâfirler, inanmadıkları için üzerlerine gökten taş yağdırılması yahut acıklı bir azaba uğra

tılmaları gibi bir mucize istiyorlardı. Halbuki İslâm davası daha yeni başlamıştı. O yoluna

devam edecek, aklî ve ilmî delillerle her tarafa yayılacaktı. Dolayısıyla onların istediği şekil

de bir azabı Peygamber istemediği gibi ALLAH da göndermedi.)



58.De ki: Acele istediğiniz şey benim elimde olsaydı, elbette benimle sizin aranızda iş biti

rilmişti. ALLAH zalimleri daha iyi bilir.



59.Gaybın anahtarları ALLAH'ın yanınddır; onları O'ndan başkası bilmez. O, karada ve de

nizde ne varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içinde

ki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.


(Göklerde ve yerde insan ilminin keşfedip insanlığın istifadesine sunamadığı nice hazine

ler vardır ki ALLAH bunları bilir, zamanı geliğinde, dilediğini insanlığın istifadesine sunar, di

lediğini de kendi ilminde saklı tutar. İşte gaybın anahtarlarından maksat bunlar olmalıdır.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:14:50
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/134.jpg)




Cüz:7, Sûre:6 EN'ÂM SÛRESİ Sayfa:134




60.Geceleyin sizi öldüren (öldürür gibi uyutan), gündüzün de ne işlediğinizi bilen; sonra

belirlenmiş ecel tamamlansın diye gündüzün sizi dirilten (uyandıran) O'dur. Sonra dönü

şünüz yine O'nadır. Sonunda O, yaptıklarınızı size haber verecektir.




61.O, kullarının üstünde yegâne kudret ve tasarruf sahibidir. Size koruyucular gönderir.

Nihayet birinize ölüm geldi mi elçilerimiz (görevli melekler) onun canını alırlar. Onlar vazi

fede kusur etmezler.




62.Sonra insanlar gerçek sahipleri olan ALLAH'a döndürülürler. Bilesiniz ki hüküm yalnız O'

nundur ve O hesap görenlerin en çabuğudur.




63.De ki: Karanın ve denizin karanlıklarından (tehlikelerinden) sizi kim kurtarır ki? (O za

man) O'na gizli gizli yalvararak ''Eğer bizi bundan kurtarırsan andolsun şükredenlerden

olacağız'' diye dua edersiniz.




64.De ki: Ondan ve bütün sıkıntılardan sizi ALLAH kurtarır. Sonra siz yine O'na ortak koşar

sınız.




65.De ki:''ALLAH'ın size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından (yerden) bir azap

göndermeğe ya da birbirinize düşürüp kiminize kiminizin hıncını tattırmaya gücü yeter.''

Bak, anlasınlar diye âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz!




(Önceki kavimler kendilerine gönderilen peygamberlere iman etmeyip isyan ve taşkınlıkla

ra devam edince ALLAH, onların bazılarının üzerine gökten taş yağdırıp helâk etti, memle

ketleri taş yığını haline geldi; bazılarını da şiddetli depremle helâk etti, memleketleri virâ

nelere çevirdi; bir kısmını da iç karışıklıklarla birbirine kırdırdı. İşte bu âyet-i kerîme o ol

aylara işaret ederek son Peygamberin ümmetini uyarmaktadır.)




66.Kur'ân hak olduğu halde kavmin onu yalanladı. De ki: Ben size vekil (kefil) değilim.




(Âyetin son cümlesi ile Resûlullah'ın görevinin tebliğ ve ikazdan ibaret olduğu belirtilmiş

tir.)




67.Her haberin gerçekleşeceği bir zaman vardır. Yakında siz de gerçeği bileceksiniz.




68.Âyetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalanları gördüğünde, onlar başka bir söze

geçinceye kadar onlardan uzak dur. Eğer şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra o

zalimler topluluğu ile oturma.




(Bazı hikmetlere binaen Mekke devrinde müşriklere karşı savaşa izin verilmedi. Dolayısıy

la müşrikler ALLAH'ın âyetleriyle alay edip onları eğlenceye aldıklarında doğrudan müdaha

le edilemiyordu. Onun için bu gibi durumlarda onları terketmek Peygamber (s.a.v.)'e em

redildi. Şayet şeytan unutturursa hatırladığı andan itibaren onlarla oturması yasaklandı.

Âyet Resûlullah (s.a.v.)'a hitap etmekle birlikte hükmü umumidir, ümmetine de şamildir.

Bugün de ALLAH'ın âyetleriyle alay edildiğini gören bir müslüman, engellemeye gücü yetmi

yorsa o meclisi terk etmelidir.)




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:15:12
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/135.jpg)



Sayfa:135 EN'ÂM SÛRESİ Cüz:7, Sûre:6


69.Takvâ sahiplerine, inanmayanların hesabından herhangi bir sorumluluk yoktur. Fakat

belki korunurlar diye hatırlatmak gerekir.


70.Dinlerini bir oyuncak ve bir eğlence edinen, dünya hayatının aldattığı kimseleri (bir ta

rafa) bırak! Kazandıkları sebebiyle hiçbir nefsin felâkete dûçar olmaması için Kur'ân ile na

sihat et. O nefis için ALLAH'tan başka ne dost vardır, ne de şefaatçı. O, bütün varını fidye

olarak verse, yine de ondan kabul edilmez. Onlar kazandıkları (günahlar) yüzünden he

lâke sürüklenmiş kimselerdir. İnkâr ettiklerinden dolayı onlar için kaynar sudan ibaret bir

içecek ve elem verici bir azap vardır.


71.De ki: ALLAH'ı bırakıp da bize fayda veya zarar veremeyecek olan şeylere mi tapalım?

ALLAH bizi doğru yola ilettikten sonra şeytanların saptırıp şaşkın olarak çöle düşürmek iste

dikleri, arkadaşlarının ise: ''Bize gel!'' diye doğru yola çağırdıkları şaşkın kimse gibi geri

sin geri (inkârcılığa) mı döndürüleceğiz? De ki: ALLAH'ın hidayeti doğru yolun ta kendisidir.

Bize âlemlerin Rabbine teslim olmamız emredilmiştir.


(Bu âyet, tevhidi kabul ettikten sonra şirke dönen, tek bir ilâha kulluk ile çeşitli ilâhlara

kulluk arasında tereddüt eden kimsenin şaşkınlığını, hayretini canlı ve müşahhas bir şekil

de tasvir ediyor. Şeytanlar onu aldatıp ALLAH'ın yolundan saptırmışlar, küfre itmişlerdir. Bu

halde şaşkın şaşkın dolaşırken, Peygamber ve müminler ''Bize gel!'' diye doğru yola çağır

maktadırlar. İşte akıllı ve basiretli insana düşen, tereddütden sıyrılarak, peygamber ve

müminlerin çağrısına uymak ve imanın sağladığı huzur ve emniyete kavuşmaktır.)


72.''Namazı dosdoğru kılın ve ALLAH'tan korkun'' (diye emredildik). O, huzuruna toplanıp

toplanacağınız ALLAH'tır.


73.O, gökleri ve yeri hak (ve hikmet) ile yaratandır. ''Ol!'' dediği gün her şey oluverir. O'n

un sözü gerçektir. Sûr'a üflendiği gün de hükümranlık O'nundur. Gizliyi ve açığı bilendir

ve O, hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır.


(''Sûr'', dünya ölçüleriyle mahiyeti kavranamayacak bir şey olup, ALLAH ve Resûlu tarafın

dan boynuza benzetilmiştir. Sûra üflemekle görevli melek İsrafil (a.s.)'dir. İki defa üfleye

cek, birincide kâinattaki canlılar yok olacak, ikincide ise bütün canlılar tekrar dirilip kalka

caktır.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:15:31
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/136.jpg)



Cüz:7,Sûre:6 EN'ÂM SÛRESİ Sayfa:136


74.İbrahim, babası Âzer'e: Birtakım putları tanrılar mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni de

kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum, demişti.




(Hz. İbrahim'in kavmi Irak'ta yaşayan Keldânîler idi. Yıldızlara, gök cisimlerine taptıkları

gibi putlara da taparlardı. Hz. İbrahim babasının ve kavminin putlara taptıklarını görünce

onları sert bir dille kınadı, putların tapılmaya lâyık olmadıklarını, ALLAH ile insanlar arasın

da vasıta olamayacaklarını hatta onlardan hiçbir fayda ve zararın gelemeyeceğini bildir

di.)


75.Böylece biz, kesin iman edenlerden olması için İbrahim'e göklerin ve yerin melekûtunu

gösteriyorduk.


(Melekût, izzet ve hükümranlık demektir. Yüce ALLAH, Hz. İbrahim'e göklerdeki hükümran

lığını ve hükümranlığının azametini göstermiştir.)




76.Gecenin karanlığı onu kaplayınca bir yıldız gördü, Rabbim budur, dedi. Yıldız batınca,

batanları sevmem, dedi.




77.Ay'ı doğarken görünce, Rabbim budur, dedi. O da batınca, Rabbim bana doğru yolu

göstermezse elbette yoldan sapan topluluklardan olurum, dedi.




78.Güneşi doğarken görünce de, Rabbim budur, zira bu daha büyük, dedi. O da batınca,

dedi ki: Ey kavmim! Ben sizin (ALLAH'a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.




79.Ben hanîf olarak, yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratan ALLAH'a çevirdim ve ben müş

riklerden değilim.


(''Hanîf'' ALLAH'ı bir bilen, Hakk'a yönelen ve bâtıldan hoşlanmayan anlamını ifade eder.


Hz. İbrahim'in bu davranışından maksat, gerçek ALLAH'ı aramak mı, yoksa gök cisimlerine

tapanları kınamak, onların gittiği yolun yanlış ve yaptıklarının bir sapıklık olduğunu göster

mek midir? Bu hususta müfessirler ihtilâf etmişlerdir. Ancak ikinci görüş gerçeğe daha ya

kındır. Çünkü 74. âyette putlara taptıkları için babasını ve kavmini ağır bir dille kınaması

Hz. İbrahim'de tevhid inancının mevcut olduğunu göstermektedir. Nitekim 78. âyetin sonu

da bunu vurgular.)


80.Kavmi onunla tartışmaya girişti. Onlara dedi ki: Beni doğru yola iletmişken, ALLAH hak

kında benimle tartışıyor musunuz? Ben sizin O'na ortak koştuğunuz şeylerden korkmam.

Ancak, Rabbimin bir şey dilemesi hariç. Rabbimin ilmi herşeyi kuşatmıştır. Hâla ibret almı

yor musunuz?


81.Siz, ALLAH'ın size haklarında hiçbir hüküm indirmediği şeyleri O'na ortak koşmaktan

korkmazken, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden nasıl korkarım! Şimdi biliyorsanız

(söyleyin), iki gruptan hangisi güvende olmaya daha lâyıktır?



(İki gruptan maksat, ALLAH'ı bir kabul edenler ile O'na ortak koşanlardır. Ahirette ALLAH'ın

azabından emin olmaya hangisi daha lâyıktır? Bir sonraki âyet buna cevap vermektedir.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:15:53
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/137.jpg)


Sayfa:137 EN'ÂM SÛRESİ Cüz:7,Sûre:6


82.İnanıp da imanlarına herhangi bir haksızlık bulaştırmayanlar var ya, işte güven onların

dır ve onlar doğru yolu bulanlardır.


83.İşte bu, kavmine karşı İbrahim'e verdiğimiz delilerimizdir. Biz dilediğimiz kimselerin de

recelerini yükseltiriz. Şüphesiz ki senin Rabbin hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.


(Âyette geçen ve ''delil'' diye tercüme edilen ''hüccet'' kelimesi, kesin delil manasına gel

ir. Hz. İbrahim'e verilen hüccetten maksat, ona ilham edilen tefekkür, muhakeme ve mu

kayese gücüdür. Onun ay, güneş ve yıldızlar karşısındaki tutumu ile müşriklere karşı ver

diği mücadelede göstermiş olduğu deliller ve mucizeler bu cümledendir.)


84.Biz O'na İshak ve (İshak'ın oğlu)Yakub'u da armağan ettik; hepsini de doğru yola ilet

tik. Daha önce de Nuh'u ve O'nun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'

yı ve Harun'u doğru yola iletmiştik. Biz iyi davrananları işte böyle mükâfatlandırırız.


85.Zekeriyya, Yahya, İsa ve İlyas'ı da (doğru yola iletmştik). Hepsi de iyilerden idi.


86.İsmail, Elyasa', Yunus ve Lût'u da (hidayete erdirdik). Hepsini âlemlere üstün kıldık.


(Bu peygamberlerin üstünlük sebepleri 89. âyette açıklanmıştır. Bunların bazılarına pey

gamberlik görevi yanında hükümdarlık da verilmiş ve kendilerine kitap gönderilmiştir, ba

zılarına kitap gönderilerek peygamberlik verilmiş, bir kısmına ise sadece peygamberlik ve

rilmiş fakat kitap ve hükümdarlık verilmemiştir.)


87.Onların babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bazılarına da (üstün meziyet

ler verdik). Onları seçkin kıldık ve doğru yola ilettik.


88.İşte bu, ALLAH'ın hidayetidir, kullarından dilediğini ona iletir. Eğer onlar da ALLAH'a ortak

koşsalardı yapmakta oldukları amelleri elbette boşa giderdi.


89.İşte onlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Eğer on

lar (kâfirler) bunları inkâr ederse şüphesiz yerlerine bunları inkâr etmeyecek bir toplum

getiririz.


90.İşte o peygamberler ALLAH'ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların yoluna uy. De

ki: Ben buna (peygamberlik görevime) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Bu (Kur'ân)

âlemler için ancak bir öğüttür.


(Bu âyette, yukarıda isimleri anlatılan peygamberlerin ALLAH'ın hidayeti ile doğru yolda git

tikleri ifade edilmekte ve Peygamberimize de onların yolunu takip etmesi emrolunmakta

dır. Geçmiş peygamberlerin birçok musibetlere, tehlikelere, inkârlara göğüs germeleri,

herşeye rağmen vazifelerini hakkıyla yerine getirmeleri bu cümledendir.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:16:15
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/138.jpg)


Cüz:7,Sûre:6 EN'ÂM SÛRESİ Sayfa:138


(Yahudi bilginlerinden Mâlik b. Sayf, Resûlullah (s.a.v.)'in yanına gelerek kitaplar üzerin

de ileri geri konuşmaya başladı. Resûlullah: Tevrat'ı Musa'ya indiren ALLAH hakkı için söy

le, Kitabınızda, ''ALLAH şişman olan alimlere buğzeder'' diye bir ibare görmedin mi? dedi.

Şişman bir adam olan Mâlik'in buna canı sıkılarak, ''ALLAH hiçbir beşere hiçbir kitap indir

medi'' dedi ve bütün kitapları inkâr etti. Bunun üzerine aşağıdaki âyet nazil oldu.)


91.(Yahudiler) ALLAH'ı gereği gibi tanımadılar. Çünkü ''ALLAH hiçbir beşere bir şey indirme

di'' dediler. De ki: Öyle ise Musa'nın insanlara bir nûr ve hidayet olarak getirdiği Kitab'ı

kim indirdi? Siz onu kağıtlara yazıp (istediğinizi) açıklıyor, çoğunu da gizliyorsunuz. Sizin

de atalarınızın da bilemediği şeyler (Kur'ân'da) size öğretilmiştir. (Resûlüm) sen ''ALLAH''

de, sonra onları bırak, daldıkları bataklıkta oynayadursunlar!



92.Bu (Kur'ân), Ümmü'l -kurâ (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için sana indirdiğimiz

ve kendinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır. Ahirete inananlar buna da inanır

lar ve onlar namazlarını hakkıyla kılmaya devam ederler.



(Mekke şehri İslâm dünyasının manevi merkezidir. Onun çevresi de bütün dünyadır. Re

sûlullah (s.a.v.) bütün insanlığa gönderilmiş bir peygamber olup, O'na gönderilen Kur'ân

da bütün insanlığa hitap etmektedir. İşte bunun için âyette Mekke şehrine şehirlerin anası

manasına ''Ümmü'l-kurâ'' denilmiştir.)



93.ALLAH'a karşı yalan uydurandan yahut kendisine hiçbir şey vahyedilmemişken ''Bana da

vahyolundu'' diyenden ve ''Ben de ALLAH'ın indirdiği âyetlerin benzerini indireceğim'' diyen

den daha zalim kim vardır! O zalimler, ölümün (boğucu) dalgaları içinde, melekler de

pençelerini uzatmış, onlara:''Haydi canlarınızı kurtarın! ALLAH'a karşı gerçek olmayanı söy

lemenizden ve O'nun âyetlerine kibirlilik taslamış olmanızdan ötürü, bugün alçaklık azabı

ile cezalandırılacaksınız!'' derken onların halini bir görsen!


(Müseylemetü'l kezzâb ve Esved-i Ansi gibi yalancı peygamberler, ''Bize de vahiy geliyor''

diyerek peygamberlik iddiasında bulundular. İşte bu âyet onlar hakkında nâzil oldu.)


94.Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geleceksiniz ve (dünyada)

size verdiğimiz şeyleri arkanızda bırakacaksınız. Yaratılışınızda ortaklarımız sandığınız şe

faatçılarınızı da yanınızda göremeyeceğiz. Andolsun, aranız açılmış ve (tanrı) sandığınız

şeyler sizden kaybolup gitmiştir.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:16:37
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/139.jpg)



Sayfa:139  EN'ÂM SÛRESİ Cüz:7,Sûre:6


95.Şüphesiz ALLAH, tohumu ve çekirdeği çatlatandır, ölüden diriyi çıkaran, diriden de

ölüyü çıkarandır. İşte ALLAH budur. O halde (haktan) nasıl dönersiniz!


96.O, sabahı aydınlatandır. O, geceyi dinlenme zamanı, güneş ve ayı (vakitlerin tayini

için) birer hesap ölçüsü kılmıştır. İşte bu, azîz olan (ve her şeyi) pek iyi bilen ALLAH'ın

takdiridir.


(Bu âyet-i kerîmede Yüce ALLAH, mahlûkatın geçimlerini temin etmeleri için sabahı yani

gündüzü yarattığını, gündüzün meydana gelen bedenî ve ruhî yorgunluklarını gidermeleri

için geceyi dinlenme zamanı olarak, ay ve güneşi de bir çok faydaları yanında, özellikle iş

lerin sistemli ve hesaplı yürütülmesi için de yarattığını bildirmektedir.)


97.O, kara ve denizin karanlıklarında kendileri ile yol bulasınız diye sizin için yıldızları yara

tandır. Gerçekten biz, bilen bir toplum için âyetleri geniş geniş açıkladık.


98.O, sizi bir tek nefisten (Âdem'den) yaratandır. (Sizin için) bir kalma yeri, bir de ema

net olarak konulacağınız yer vardır. Anlayan bir toplum için âyetleri ayrıntılı bir şekilde aç

ıkladık.


(Bu âyette anlatılan kalma yerinden maksat, babalarının sulbü veya hayata elverişli olan

yeryüzü; emanet olarak konulacak yerden maksat da ana rahmi veya mezardır.)


99.O, gökten su indirendir. İşte biz her çeşit bitkiyi onunla bitirdik. O bitkiden de kendisin

de üstüste taneler bitireceğimiz bir yeşillik; hurmanın tomurcağından sarkan salkımlar;

üzüm bağları; bir kısmı birbirine benzeyen, bir kısmı da benzemeyen zeytin ve nar bahçe

leri meydana getirdik. Meyve verirken ve olgunlaştığı zaman her birinin meyvesine bakın!

Kuşkusuz bütün bunlarda inanan bir toplum için ibretler vardır.


100.Cinleri ALLAH'a ortak koştular. Oysa ki onları da ALLAH yaratmıştı. Bilgisizce O'na oğul

lar ve kızlar yakıştırdılar. Hâşâ! O, onların ileri sürdüğü vasıflardan uzak ve yücedir.


(Bazı Arap putperestleri cinleri ALLAH'a ortak koşarak onlara taparlardı. Onların da ALLAH'ın

mahlûku olduğunu, mahlûk olan bir varlığın tanrı olamayacağını düşünemiyorlardı. Ayrıca

yahudiler, Uzeyr Peygamber'e ALLAH'ın oğlu; hıristiyanlar da İsa Peygamber'e ALLAH'ın oğ

lu diyorlardı. Bazı müşrikler de meleklere dişilik vasfı isnat ederek ALLAH'ın kızları diyorlar

dı. İşte ALLAH Teâlâ bunlara işaret ederek kendisinin bu gibi vasıflardan münezzeh olduğu

nu buyurmaktadır.)


101.O, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. O'nun eşi olmadığı halde nasıl çocuğu olabilir!

Her şeyi O yaratmıştır ve her şeyi hakkıyla bilen O'dur.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:16:57
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/140.jpg)




Cüz:7,Sûre:6 EN'ÂM SÛRESİ Sayfa:140


102.İşte Rabbiniz ALLAH O'dur. O'ndan başka tanrı yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyle

ise O'na kulluk edin. O her şeye vekildir (güvenilip dayanılacak tek varlık O'dur).



103.Gözler O'nu göremez; halbuki O, gözleri görür. O, eşyayı pek iyi bilen, her şeyden

haberdar olandır.


(Gözler O'nun zâtını ve kemalini hakkıyla kavrayamaz demektir. Bununla beraber, ehl-i

sünnete göre cennette müminler ALLAH'ı göreceklerdir. Bu hususta âyet ve hadisler var

dır.)



104.(Doğrusu) size Rabbiniz tarafından basiretler (idrak kabiliyeti) verilmiştir. Artık kim

hakkı görürse faydası kendisine, kim de kör olursa zararı kendinedir. Ben üzerinize bekçi

değilim.



(ALLAH insanlara eşyayı görmeleri için nasıl maddi gözler vermişse gerçekleri kavrayabil

meleri için de kalp gözü diyebileceğimiz idrak güçleri vermiştir. Artık kim bu kabiliyetini

doğruya kullanmazsa zararı kendi aleyhine olur.)



105.Böylece biz âyetleri geniş geniş açıklıyoruz ki, ''Sen ders almışsın'' desinler de biz de

anlayan toplum için Kur'ân'ı iyice açıklayalım.



106.Rabbinden sana vahyolunana uy. O'ndan başka tanrı yoktur. Müşriklerden yüz çevir.



107.ALLAH dileseydi, onlar ortak koşmazlardı. Biz seni onların üzerine bir bekçi kılmadık.

Sen onların vekili de değilsin.



108.ALLAH'tan başkasına tapanlara (ve putlarına) sövmeyin; sonra onlar da bilmeyerek

ALLAH'a söverler. Böylece biz her ümmete kendi işlerini câzip gösterdik. Sonunda dönüşle

ri Rablerinedir. Artık O ne yaptıklarını kendilerine bildirecektir.



(Rivayete göre, Resûlullah (s.a.v.) müşriklerin putlarını kötülüyor ve ta'n ediyordu. Müşrik

ler:''Ya tanrılarımıza sövmeye son verirsin veya biz de senin tanrına söveriz'' dediler. Bu

nun üzerine bu âyet nâzil oldu. Âyetin hükmü her zaman geçerlidir. Millet veya fertlerin

mukaddes kabul ettiği şeylere sövmemek gerekir. Zira bu tür davranışlar daima aksi tesir

göstermekte ve bu mukaddes kabul edilen şeylere hakarete sebep olmaktadır.)



109.Kendilerine bir mucize gelirse ona mutlaka inanacaklarına dair and içtiler. De ki: Mu

cizeler ancak ALLAH katındadır. Ama mucize geldiğinde de inanmayacaklarının farkında mı

sınız?




110.Yine O'na iman etmedikleri ilk durumdaki gibi onların gönüllerini ve gözlerini ters çe

viririz. Ve onları şaşkın olarak azgınlıkları içerisinde bırakırız.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:17:18
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/141.jpg)



Sayfa:141 EN'ÂM SÛRESİ Cüz:8, Sûre:6


111.Eğer biz onlara melekleri indirseydik, ölüler de onlarla konuşsaydı ve her şeyi topla

yıp karşılarına getirseydik, ALLAH dilemedikçe yine de inanacak değillerdi; fakat çokları

bunu bilmezler.


(Sapıklığa dalanların sapmalarına sebep, delillerin azlığı veya yokluğu değildir. Şayet sa

pıkların dilediği gibi, ölüler dirilse de kendileri ile konuşsa hatta kainattaki her şey dile gel

se ve onları imana çağırsa, yine kabul etmezler. Çünkü kalplerinde fitne, vicdanlarında

pas vardır. Onlar hidayete yönelmedikleri için ALLAH da hidayete ermelerini dilemez.)



112.Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. (Bunlar), aldat

mak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu da yapamazlardı. Ar

tık onları uydurdukları şeylerle başbaşa bırak.



113.Ahirete inanmayanların kalpleri ona (yaldızlı söze) kansın, ondan hoşlansınlar ve işle

dikleri suçu işlemeye devam etsinler diye (böyle yaparlar).



114.(De ki) :ALLAH'dan başka bir hakem mi arayacağım? Halbuki size Kitab'ı açık olarak in

diren O'dur. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, Kur'ân'ın gerçekten Rabbin tarafından

indirilmiş olduğunu bilirler. Sakın şüpheye düşenlerden olma!



115.Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiş

tirecek kimse yoktur. O işitendir, bilendir.



116.Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni ALLAH'ın yolundan saptırırlar.

Onlar zandan başka bir şeye tâbi olmaz, yalandan başka söz de söylemezler.



117.Muhakkak ki senin Rabbin, evet O, kendi yolundan sapanı en iyi bilendir. O, doğru yol

da gidenleri de iyi bilendir.



118.ALLAH'ın âyetlerine inanıyorsanız, üzerine O'nun adı anılarak kesilenlerden yeyin.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:17:40
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/142.jpg)


Cüz:8, Sûre:6 EN'ÂM SÛRESİ Sayfa:142



119.Üzerine ALLAH'ın adı anılıp kesilenden yememenize sebep ne? Oysa ALLAH, çaresiz

yemek zorunda kaldığınız dışında, haram kıldığı şeyleri size açıklamıştır. Doğrusu bir

çokları bilgisizce kendi kötü arzularına uyarak saptırıyorlar. Muhakkak ki Rabbin haddi

aşanları çok iyi bilir.


(İnsanlar çaresiz kalıp açlıktan ölüm tehlikesi gibi bir tehlike ile karşı karşıya kaldıkların

da, haram olan şeylerden az miktarda yiyebilirler.)


120.Günahın açığını da gizlisini de bırakın! Çünkü günah işleyenler, yaptıklarının cezasını

mutlaka çekeceklerdir.


121.Üzerine ALLAH'ın adı anılmadan kesilen hayvanlardan yemeyin. Kuşkusuz bu büyük gü

nahtır. Gerçekten şeytanlar dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için telkinde bulunurlar.

Eğer onlara uyarsanız şüphesiz siz de ALLAH'a ortak koşanlar olursunuz.



(Aslında yenmesi helâl olan herhangi bir hayvan, kasden ALLAH'ın adı anılmadan kesilirse,

o hayvanın etini yemek haram olur.)


122.Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir ışık verdiğimiz

kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkamayacak durumdaki kimse gibi olur mu! İş

te kâfirlere yaptıkları böyle süslü gösterilmiştir.



123.Böylece biz, her kasabada, orada bozgunculuk yapmaları için, günahkârlarını liderler

yaptık. Onlar yalnız kendilerini aldatırlar, ama farkında olmazlar.



124.Onlara bir âyet geldiğinde, ALLAH'ın elçilerine verilenin benzeri bize de verilmedikçe

kesinlikle inanmayız, dediler. ALLAH, peygamberliğini kime vereceğini daha iyi bilir. Suç iş

leyenlere, yapmakta oldukları hilelere karşılık ALLAH tarafından aşağılık ve çetin bir azap

erişecektir.




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:17:58
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/143.jpg)




Sayfa:143 EN'ÂM SÛRESİ Cüz:8,Sûre:6



125.ALLAH kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslâm'a açar; kimi de saptırmak is

terse göğe çıkıyormuş gibi kalbini iyice daraltır. ALLAH inanmayanların üstüne işte böyle

murdarlık verir.


(ALLAH Teâlâ bu âyette bir tabiat kanununa da işaret etmektedir. Göğe yükseldikçe basınç

azalacağından o nispette teneffüs de güçleşir. Hatta 20.000 metreyi geçince özel cihazlar

olmadan insan nefes alamaz, ölür. İşte, bu kanuna işaret buyuran Yüce ALLAH, İslâm'a gir

meyenlerin göğüslerinin göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı olacağını bildirmektedir.)


126.Bu (din), Rabbinin dosdoğru yoludur. Biz, öğüt alacak bir kavim için âyetleri ayrıntılı

olarak açıkladık.


127.Rableri katında onlara esenlik yurdu (cennet) vardır. Ve yapmakta oldukları (güzel)

işler sebebiyle ALLAH onların dostudur.


128.ALLAH, onların hepsini biraraya topladığı gün, ''Ey cinler (şeytanlar) topluluğu! Siz in

sanlarla çok uğraştınız'' der. Onların, insanlardan olan dostları ise, ''Ey Rabbimiz! (Biz)

birbirimizden yararlandık ve bize verdiğin sürenin sonuna ulaştık'' derler. ALLAH da buyu

rur ki: ALLAH'ın dilediği hariç, içinde ebedî kalacağınız yer ateştir. Şüphesiz Rabbin hikmet

sahibidir, bilendir.


129.İşte böylece işledikleri günahlardan ötürü zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmının pe

şine takarız.


130.Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bu günle karşılaşacağı

nıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi! Derler ki:''Kendi aleyhimize şahitlik eder

iz.'' Dünya hayatı onları aldattı ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerinde şahitlik ettiler.


131.Gerçek şu ki:Halkı habersizken, Rabbin haksızlık ile ülkeleri helâk edici değildir.


(Yüce ALLAH insanlara peygamber göndermeden onları sorumlu tutmaz, inkâr ve günahla

rı yüzünden onları cezalandırmaz. Ancak insanlar gönderilen peygamberin uyarı ve kor

kutmalarına kulak vermez de kendi istek ve arzularına uyarlarsa işte o zaman azaba müs

tehak olurlar ve özür beyan etme imkânları da kalmaz.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:18:19
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/144.jpg)


Cüz:8, Sûre:6 EN'ÂM SÛRESİ Sayfa:144


132.Herkesin yaptıkları işlere göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından haber

siz değildir.



133.Rabbin zengindir, rahmet sahibidir. Dilerse sizi yok eder ve sizi başka bir kavmin zür

riyetinden yarattığı gibi sizden sonra yerinize dilediği bir kavmi yaratır.



134.Size vadedilen mutlaka gelecektir; siz bunu önleyemezsiniz.


(Âyetteki vaadden maksat, kıyametin kopması, ölümden sonra dirilmek, haşir ve hesap

günleridir, gibi çeşitli manalar verilmiştir.)



135.De ki:Ey kavmim! Elinizden geleni yapın! Ben de yapacağım! Yurdun (dünyanın) sonu

nun kimin lehine olduğunu yakında bileceksiniz. Gerçek şu ki, zalimler iflah olmazlar.



136.ALLAH'ın yarattığı ekinlerle hayvanlardan ALLAH'a pay ayırıp zanlarınca, bu ALLAH'a, bu

da ortaklarımıza (putlarımıza) dediler. Ortakları için ayrılan ALLAH'a ulaşmıyor, fakat ALLAH

için ayrılan ortaklarına ulaşıyor! Ne kötü hüküm veriyorlar?



(Cahiliye Araplarından bazıları, ekinlerinin ve hayvanlarının bir kısmını ALLAH ile putları ara

sında bölüştürürler ve ''Şu ALLAH'ın payı, bu da tanrılarımızın payıdır'' derlerdi. ALLAH için

ayırdıklarını konuklara ve fakirlere harcarlar, tanrıları için ayırdıklarını da onların huzurun

da yapılacak âyin vb. şeylere sarfederlerdi. Eğer ALLAH'ın hakkından putun hakkına bir şey

geçerse onu öyle bırakırlardı. Putun hakkından ALLAH için ayrılan tarafa bir şey geçerse,

onu alıp tekrar putun payına katarlardı. Ve ''ALLAH zengindir, bunlar ise fakirdir'' derlerdi.

Puta ayrılan, neticede yine kendilerine kalacağından, onun payından ALLAH için ayrılan ta

rafa bir şey geçmemesine dikkat ederlerdi. İşte Yüce ALLAH onların bu yaptıklarına işaret

etmekte ve onları kınamaktadır.)



137.Bunun gibi ortakları, müşriklerden çoğuna çocuklarını (kızlarını) öldürmeyi hoş göster

di ki, hem kendilerini mahvetsinler hem dinlerini karıştırıp bozsunlar! ALLAH dileseydi bunu

yapamazlardı. Öyle ise onları uydurdukları ile başbaşa bırak!




KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ



Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:18:39
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/145.jpg)


Sayfa:145 EN'ÂM SÛRESİ Cüz:8,Sûre:6



138.Onlar saçma düşüncelerine göre dediler ki:''Bu (tanrılar için ayrılan) hayvanlarla ek

inler haramdır. Bunları bizim dilediğimizden başkası yiyemez. Bunlar binilmesi yasaklan

mış hayvanlardır.'' Birtakım hayvanlar da vardır ki, (ALLAH böyle emrediyor diye) O'na if

tira ederek üzerlerine ALLAH'ın adını anmazlar. Yapmakta oldukları iftiralar yüzünden

ALLAH onları cezalandıracaktır.



(Müşrikler, bahîra, sâibe ve vasîle diye tarif ettikleri deve ve koyunların et ve sütlerini,

kendi istediklerinden başkalarına haram kılmışlardı. (Bu hayvanlar hakkında bilgi için bak

Mâide 5/103). Hâm diye tavsif ettikleri develere de binilmesini yasaklamışlardı. Bir kısım

hayvanları keserken de ALLAH'ın adını değil, putların adını anıyorlardı. Âyet onlara işaret

etmektedir.)


139.Dediler ki:''Şu hayvanların karınlarında olanlar yalnız erkeklerimize aittir, kadınlarımı

za ise haram kılınmıştır. Şayet (yavru) ölü doğarsa, o zaman (kadın erkek) hepsi onda or

taktır.'' ALLAH bu değerlendirmelerinin cezasını verecektir. Şüphesiz ki O hikmet sahibidir,

hakkıyla bilendir.



140.Bilgisizlikleri yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler ve ALLAH'ın kendilerine ver

diği rızkı, ALLAH'a iftira ederek (kadınlara) haram kılanlar, muhakkak ki ziyana uğramışlar

dır. Onlar gerçekten sapmışlardır ve doğru yolu bulacak da değillerdir.



(Cahiliye devrinde Arapların birçoğu esir olmaktan veya fakir düşmekten korkarak ya da

gelin etmekten utanarak doğan kız çocuklarını diri diri toprağa gömmek suretiyle öldürür

lerdi. İşte ALLAH Teâlâ onların bu durumlarına işaret buyurarak onları kınamaktadır.)



141.Çardaklı ve çardaksız (üzüm) bahçeleri, ürünleri, çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, birbi

rine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narları yaratan O'dur. Herbiri meyve ver

diği zaman meyvesinden yeyin. Devşirilip toplandığı gün de hakkını (zekât ve sadakasını)

verin, fakat israf etmeyin; çünkü ALLAH israf edenleri sevmez.




142.Hayvanlardan yük taşıyanı ve tüyünden döşek yapılanları yaratan O'dur. ALLAH'ın size

verdiği rızıktan yeyin, şeytanın ardına düşmeyin; şüphesiz O sizin için apaçık bir düşman

dır.



(Âyette geçen ''hamûle'', yük taşıyan hayvan demektir; ''ferş'' ise henüz binilme çağına

gelmemiş küçük hayvan veya yününden, kılından yaygı, sergi ve döşek yapılabilen hayvan

lardır. Yatırılıp kesilen hayvan manasına da gelir.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:19:03
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/146.jpg)



Cüz:8, Sûre:6   EN'ÂM SÛRESİ   Sayfa:146



(Araplar, bazen hayvanların erkeklerini, bazen dişilerini, bazen de bunların yavrularını haram sayarlardı.

Yüce ALLAH onların bu telâkkilerini yererek şöyle buyurdu: )


143.(Dişi ve erkek olarak) sekiz eş yarattı: Koyundan iki, keçiden iki... De ki: O, bunların erkeklerini mi,

dişilerini mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram etti? Eğer doğru iseniz bana

ilimle söyleyin.


144.Deveden de iki, sığırdan da iki (yarattı.) De ki: O, bunların erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa bu iki

dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram kıldı? Yoksa ALLAH'ın size böyle vasiyet ettiğine şahit mi

oldunuz? Bilgisizce insanları saptırmak için ALLAH'a karşı yalan uydurandan kim daha zalimdir! Şüphesiz

ALLAH o zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.


145.De ki:Bana vahyolunanda, leş veya akıtılmış kan yahut domuz eti -ki pisliğin kendisidir- ya da günah

işlenerek ALLAH'tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan başka, yiyecek kimseye haram kılınmış birşey

bulamıyorum. Başkasına zarar vermemek ve sınırı aşmamak üzere kim (bunlardan) yemek zorunda kalırsa

bilsin ki Rabbin bağışlayan ve esirgeyendir.


(Bu âyetin açıklaması için aynı sûredeki 119. âyetin açıklamasına bakınız.)


146.Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık. Sırtlarında yahut bağırsaklarında taşıdıkları ya da

kemiğe karışan yağlar hariç olmak üzere sığır ve koyunun iç yağlarını da onlara haram kıldık. Bu, zulüm

leri yüzünden onlara verdiğimiz cezadır. Biz elbette doğru söyleyeniz.



(Âyette zikredilen ''bağy'' kelimesi, zulüm manasınadır. Yahudilerin, peygamberleri öldürmeleri, tefecilik

ederek fakirleri ekonomik bakımdan ezmeleri, haramı helâl, helâli haram saymaları gibi zulümleri sebebiyle

Yüce ALLAH, âyette zikredilen şeyleri onlara haram kılmıştır. Yoksa aslında bunların hepsi haram değildir.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:19:28
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/147.jpg)


Sayfa:147  EN'ÂM SÛRESİ   Cüz:8,Sûre:6


147.Eğer seni yalanlarsa de ki:Rabbiniz geniş bir rahmet sahibidir. Bununla beraber O'nu azabı, suçlular

topluluğundan uzaklaştırılamaz.


148.Putperestler diyecekler ki:''ALLAH dileseydi ne biz ortak koşardık ne de atalarımız. Hiç bir şeyi de haram

kılmazdık.'' Onlardan öncekiler de aynı şekilde (peygamberleri) yalanladılar ve sonunda azabımızı tattılar.

De ki:Yanınızda bize açıklayacağınız bir bilgi var mı? Siz zandan başka bir şeye uymuyorsunuz ve siz sade

ce yalan söylüyorsunuz.


(Müşriklerin haram kıldıkları şeyler için bak:138, 139. âyetler.)


149.De ki:Kesin delil, ancak ALLAH'ındır. ALLAH dileseydi elbette hepinizi doğru yola iletirdi.


(Müşrikler ''ALLAH dileseydi ne biz ortak koşardık, ne de atalarımız.. Hiçbir şeyi de haram kılmazdık'' diyerek

kâfirliklerini ALLAH'ı iradesine bağlamak istiyorlardı. Yüce ALLAH bu âyet ile kendisinin delilinin daha üstün ve

neticeye ulaştırıcı olduğunu bildirdi. Zira O dileseydi kullarını günaha meyletmeyecek özellikte yaratırdı.

Ancak O bunu dilemedi, kullarını hem günah işlemeye hem de sevap kazanmaya kabiliyetli bir özellikte ya

rattı. Onlara irade verdi, kendi dilemesini de kulların iradeleri doğrultusunda yöneltti. Ancak hayra razı ol

du, şerre razı olmadı. ALLAH dilese kuldaki kötülük yapma özelliğini ondan alır ve böylece bütün insanlar

hidayete ermiş olurlardı. O zaman da imtihan hikmeti ortadan kalkar ve maksat hasıl olmazdı.)



150.De ki:ALLAH şunu yasak etti, diye şehadet edecek şahitlerinizi getirin! Eğer onlar şahitlik ederlerse,

sen onlarla beraber şahitlik etme; âyetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların arzularına uy

ma. Onlar, Rablerine eş tutuyorlar.



151.De ki:Gelin Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana-ba

babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin -sizin de onların da rızkını biz veririz-; kö

tülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve ALLAH'ın yasakladığı cana haksz yere kıymayın! İşte bun

lar ALLAH'ın size emrettikleridir. Umulur ki düşünüp anlarsınız.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:19:51
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/148.jpg)


Cüz:8,Sûre:6  EN'ÂM SÛRESİ Sayfa:148


152.Rüşd çağna erişinceye kadar, yetimin malına, sadece en iyi tutumla yaklaşın; ölçü ve tartıyı adaletle

yapın. Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız dahi olsa

adaletli olun, ALLAH'a verdiğiniz sözü tutun. İşte ALLAH size, iyi düşünesiniz diye bunları emretti.


153.Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Bana uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi ALLAH'

ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için ALLAH size bunları emretti.


(151. âyetten itibaren buraya kadar olan emirlere ''On emir'' veya ''On vasiyet'' denilir ki, bunlar bütün

peygamberlerin şerîatlerinde mevcuttur.)


154.Sonra iyilik edenlere nimetimizi tamamlamak, her şeyi açıklamak, hidayete erdirmek ve rahmet et

mek maksadıyla Musa'ya da Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik. Umulur ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına iman

ederler.


155.İşte bu (Kur'ân), bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna uyun ve ALLAH'tan korkun ki size mer

hamet edilsin.


(Tevrat ve İncil Arapça olmayan dillerde indikleri için, Araplar bu durumu bahane ederek ''biz onların

dillerinen anlamıyoruz, dolayısıyla onlardaki bilgilere de vâkıf değiliz'' diyebilirlerdi. İşte Cenâb-ı Hakk'

ın son Peygamber'e Kur'ân'ı Arapça olarak indirmesinin sebeplerinden biri Kur'ân için de böyle deme

lerini önlemektir. Aşağıdaki âyetler bu hususu açıklamaktadır.)


156.''Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (hıristiyanlara ve yahudilere) indirildi, biz ise onların

okumasından gerçekten habersizdik'' demeyesiniz diye;


157.Yahut ''Bize de kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk'' demeyesiniz di

ye (Kur'ân'ı indirdik). İşte size de Rabbinizden açık bir delil, hidayet ve rahmet geldi. Kim, ALLAH'

ın âyetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zalimdir! Âyetlerimizden yüz çevirenleri,

yüz çevirmelerinden ötürü azabın en kötüsüyle cezalandıracağız.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:20:13
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/149.jpg)


Sayfa:149  EN'ÂM SÛRESİ  Cüz:8, Sûre:6


158.Onlar ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini yahut Rabbinin bazı alâmetlerinin

gelmesini bekliyorlar. Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır ka

zanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz. De ki:Bekleyin, şüphesiz biz de beklemekteyiz!


(ALLAH Teâlâ bu âyette inkârcıların kendilerine, görebilecekleri bir melek veya ALLAH bizzat gelmedikçe ya

da Peygamberin haber verdiği kıyamet gününe dair bazı alâmetler görülmedikçe inanmayacaklarını, ama

böyle bir alâmet geldiği gün de onların imanlarının kabul edilmeyeceğini bildirmektedir. Bu alâmetlerde ha

dislerde, bir dumanın zuhuru, yer hayvanının çıkması, doğuda, batıda ve Arabistan'da bazı yerlerin bat

ması, Deccâl'in çıkması, güneşin batıdan doğması, Ye'cûc ve Me'cûc'un çıkması ve Aden tarafında bir

ateşin zuhuru gibi vakalar olarak bildirilmiştir.)



159.Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi

ancak ALLAH'a kalmıştır. Sonra ALLAH onlara yaptıklarını bildirecektir.


(Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:Yahudiler yetmiş bir guruba ayrıldı, birinden başka hepsi cehennem

dedir. Benim ümmetim yetmiş üç guruba ayrılacaktır, birinden başka hepsi cehennemdedir. ''O kurtulu

şa eren gurup kimdir ya Resûlullah?'' sorusuna cevaben:''Onlar benim ve asahabımın gittiği yoldan gi

denlerdir'' dedi.)


160.Kim (ALLAH'ın huzuruna) iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı vardır. Kim de kötülükle gelirse o sa

dece getirdiğinin dengiyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar.


161.De ki:Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, dosdoğru dine, ALLAH'ı birleyen İbrahim'in dinine iletti. O,

ortak koşanlardan değildi.


162.De ki:Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi ALLAH içindir.


(Meâlde kurban olarak tercüme ettiğimiz ''nusuk'' kelimesi bazı müfessirlerce ibadet olarak açıklanmış

tır.)


163.O'nun ortağı yoktur. Bana sadece bu emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim.


164.De ki:ALLAH her şeyin Rabbi iken ben ondan başka Rab mı arayacağım? Herkesin kazanacağı yalnız

kendisine aittir. Hiçbir suçlu başkasının suçunu yüklenmez. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir. Ve O,

uyuşmazlığa düştüğünüz gerçeği size haber verecektir.


165.Sizi yeryüzünün halifeleri kılan, size verdiği (nimetler) hususunda sizi denemek için kiminizi kiminiz

den derecelerle üstün kılan O'dur. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır ve gerçekten O, bağışlayan

merhamet edendir.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:20:40
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/150.jpg)



Cüz:8, Sûre:7  A'RÂF SÛRESİ   Sayfa:150


(7)


YEDİNCİ SÛRE


el-A'RÂF



A'râf sûresi, Mekke'de inmiş olup, 206 âyettir. 46 ve 48. âyetlerde A'râf'ta yani cennet ve cehennem

ehli arasındaki yüksek bir yerde bulunan insanlardan söz edildiği için sûreye bu ad verilmiştir.)


Bismillâhirrahmânirrahîm


1.Elif. Lâm. Mîm. Sâd.


(Bu harflerin izahı için bak. Bakara:2/1)


2.(Bu), kendisiyle insanları uyarman, inananlara öğüt vermen için sana indirilen bir kitaptır. Artık bu

hususta kalbinde bir şüphe olmasın.


3.Rabbinizden size indirilene (Kur'ân'a) uyun. O'nu bırakıp da başka dostların peşlerinden gitmeyin.

Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!


4.Nice memleketler var ki biz onları helâk ettik. Azabımız onlara geceleyin yahut gündüz istirahat

ederlerken geldi.


(ALLAH Teâlâ, Lût Peygamber'in kavmini gece, Şuayb Peygamber'in kavmini de gündüz helâk etmiş

tir.)


5.Azabımız onlara geldiğinde çağırışları, ''Biz gerçekten zalim kişilermişiz'' demelerinden başka bir

şey olmadı.


6.Elbette kendilerine peygamber gönderilen kimseleri de, gönderilen peygamberleri de mutlaka

sorguya çekeceğiz.


(Ümmetlere peygamberlerine inanarak yolundan gidip gitmedikleri, peygamberlere de tebliğ va

zifelerini yapıp yapmadıkları sorulacaktır.)


7.Ve onlara (olup bitenleri) tam bir bilgi ile mutlaka anlatacağız. Biz, onlardan uzak değiliz.


8.O gün tartı haktır. Kimin (sevap) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.


9.Kimin de tartıları hafif gelirse, işte onlar, âyetlerimize karşı haksızlık ettiklerinden dolayı ken

dilerini ziyana sokanlardır.


10.Doğrusu biz sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size geçim vasıtaları verdik. Ne kadar da

az şükrediyorsunuz!


11.Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Âdem'e secde edin! di

ye emrettik. İblis'in dışındakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadı.


(Âyet-i kerîme, ''Sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra meleklere, Âdem'e secde edin,

dedik'' ifadesiyle Âdem'in birdenbire değil, bir süreç içinde yaratılmış olduğunu hatırlatmakta

dır. Çünkü önce insanın esas maddesi yaratılmış, sonra ona insan şekli verilmiş, sonra duyu

larını kazanıp Âdem durumuna gelince, meleklere ona boyun eğmeleri emredilmiştir. Hz. Âd

em'in, ALLAH'ın ''Kün!'' emriyle bir anda yaratılmış olması da ALLAH'ın kudreti dahilindedir.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:21:03
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/151.jpg)



Sayfa:151 A'RÂF SÛRESİ   Cüz:8, Sûre:7


12.ALLAH buyurdu:Ben emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir? (İblis) :Ben ondan daha üstün

üm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi.


13.ALLAH: Öyle ise, ''İn oradan!'' Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık! Çünkü sen aşağılık

lardansın! buyurdu.


14.İblis:Bana insanların dirilecekleri güne kadar mühlet ver, dedi.


15.ALLAH:Haydi, sen mühlet verilenlerdensin, buyurdu.


16.İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için seni doğ

ru yolunun üstüne oturacağım.


17.''Sonra elbette onlara önlerinen, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onlar

ın çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!'' dedi.


18.ALLAH buyurdu:Haydi yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki, onlardan kim sana uy

arsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım!



(İblis, ALLAH'ın emrine karşı gelip Âdem'e sece etmeyince, ALLAH Teâlâ onu cennetten veya melek

lerin içindeki yüksek makamından kovdu. Bunun üzerine ALLAH Teâlâ ile İblis arasında yukarıdaki

konuşma meydana geldi. Neticede ALLAH ona kıyamete kadar yaşama ve insanları doğru yoldan

saptırma fırsatı verdi. Fakat kim İblis'e uyarsa, onu da İblis ile beraber cehenneme atacağını ha

ber verdi.)


19.(ALLAH buyurdu ki: ) Ey Âdem! Sen ve eşin cennette yerleşip dilediğiniz yerden yeyin. Ancak

şu ağaca yaklaşmayın! Sonra zalimlerden olursunuz.


20.Derken şeytan, birbirine kapalı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi

ve: Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakla

dı, dedi.


21.Ve onlara:Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim, diye yemin etti.


22.Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü.

Ve cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. Rableri onlara:Ben size o ağacı yasakla

madım mı ve şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi? diye nidâ etti.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:21:23
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/152.jpg)


Cüz:8,Sûre:7    A'RÂF SÛRESİ   Sayfa:152


23.(Adem ile eşi) dediler ki:Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamazsan ve bize acımaz

san mutlaka ziyan edenlerden oluruz.


24.ALLAH:Birbirinize düşman olarak inin! Sizin için yeryüzünde bir süreye kadar yerleşme ve faydalanma var

dır, buyurdu.


25.''Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve orada (diriltilip) çıkarılacaksınız'' dedi.


26.Ey Âdem oğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık. Takvâ elbisesi... İşte

o daha hayırlıdır. Bunlar ALLAH'ın âyetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar (diye onları indirdi).


(Takvâ elbisesi, bazı alimler tarafından hayâ, salih amel, yüzdeki hoş çehre, tevazu belirtisi olan sert ve

yün elbise, harpte giyilen zırh ve miğfer, ALLAH korkusu, emrettiği ve yasakladığı konularda ALLAH'tan sakın

mayı şiar ednme şekillerinde yorumlanmıştır. Buna, takvâyı hatırlatan ve takvânın gereği olan elbisedir,

yorumunu da ekleyebiliriz.)


27.Ey Âdem oğulları! Şeytan, ana-babanızı, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak

cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden

sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları, inanmayanların dostları kıldık.


(Şeytanda cinlerden olduğu için insanların göremeyeceği bir şekilde insana yaklaşır ve ona vesvese ver

ir. Şeytanın insanlara göründüğünü ifade eden bazı rivayetler vardır.)


28.Onlar bir kötülük yaptıkları zaman:''Babalarımızı bu yolda bulduk. ALLAH da bize bunu emretti'' derler.

De ki:ALLAH kötülüğü emretmez. ALLAH'a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?


29.De ki:Rabbin adaleti emretti. Her secde ettiğinizde yüzlerinizi O'na çevirin ve dini yalnız ALLAH'a has

kılarak O'na yalvarın. İlkin sizi yarattığı gibi (yine O'na) döneceksiniz.


30.O, bir gurubu doğru yola iletti, bir guruba da sapıklık müstehak oldu. Çünkü onlar ALLAH'ı bırakıp şey

tanları kendilerine dost edindiler. Böyle iken kendilerinin doğru yolda olduklarını sanıyorlar.



(ALLAH Teâlâ, bir gurup insanı hidayete erdirmiştir; bunlar ALLAH'ın gösterdiği doğru yoldan ayrılmazlar.

Fakat bir gurup insanda vardır ki, doğru yolu istemedikleri için ALLAH da onları kendi hallerine bırakmış

tır. Bunlar sapık yolda gittikleri halde kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar. Asıl yanlışlıkları da

burdan gelmektedir.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:21:43
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/153.jpg)



Sayfa:153 A'RÂF SÛRESİ Cüz:8,Sûre:7



31.Ey Âdem oğulları! Her secde edişinizde güzel elbiselerinizi giyin; yeyin, için, fakat israf etmeyin;

çünkü ALLAH israf edenleri sevmez.



(İslâm dininde temizlik ve güzelliğe önem verilmiştir. İnsanların avret mahallerini örtecek derecede

bir elbise giymeleri şarttır. Fakat israfa kaçmamak kaydıyla her müslümanın ibadet esnasında en

güzel ve temiz elbisesini giymesi ise sünnettir.)


32.De ki:ALLAH'ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı? De ki: Onlar dünya ha

yatında, özellikle kıyamet gününde müminlerindir. İşte bilen bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyor

uz.



(Âyette, şükrünü eda etme yönüyle dünya nimetlerine esasen müminlerin layık olduğu, ahirette

ise tüm nimetlerin yalnız müminlere ait olacağı belirtilmiştir ki, bu durum, ALLAH'ın rahmân ve ra

hîm sıfatlarının bir sonucudur. Bak. Fatiha 1/2-3.)


33.De ki:Rabbim ancak açık ve gizli kötülükleri, günahı ve haksız yere sınırı aşmayı, hakkında hiç

bir delil indirmediği bir şeyi, ALLAH'a ortak koşmanızı ve ALLAH hakkında bilmediğiniz şeyleri söyleme

nizi haram kılmıştır.


34.Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar ne de bir an ileri gidebilirler.


(Her ümmet, her millet ve her devletin ALLAH tarafından tayin edilmiş bir ömrü vardır. O vakit gel

diğinde onu ne bir saat ileri ne de bir saat geri alabilirler. Milletler ve devletler, fertler gibidir, ku

rulur, gelişir, duraklar, geriler, nihayet yıkılır ve yok olurlar. Bunların uzun ya da kısa ömürlü olu

şu, toplumun maddi ve manevi yapısının sağlamlığına bağlıdır. Bu durum tayin edilmiş ecele aykı

rı değildir. Zira Yüce ALLAH toplumun durumuna göre ecelini tayin eder.)



35.Ey Adem oğulları! Size kendi içinizden âyetlerimi anlatacak peygamberler gelir de kim (on

lara karşı gelmekten) sakınır ve kendini ıslah ederse, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyecek

lerdir.


36.Âyetlerimizi yalanlayanlar ve büyüklenip onlardan yüz çevirenler var ya, işte onlar ateş eh

lidir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.


37.ALLAH'a iftira eden ya da O'nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir! Onların kitapta

ki nasipleri kendilerine erişecektir. Sonunda elçilerimiz (melekler) gelip canlarını alırken ''ALLAH'ı

bırakıp da tapmakta olduğunuz tanrılar nerede?'' derler. (Onlar da) ''Bizden sıvışıp gittiler'' der

ler. Ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:22:02
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/154.jpg)


Cüz:8,Sûre:7  A'RÂF SÛRESİ   Sayfa:154


38.ALLAH buyuracak ki:''Sizden önce geçmiş cin ve insan toplulukları arasında siz de ateşe girin!'' 

Her ümmet girdikçe yoldaşlarına lânet edecekler. Hepsi birbiri ardından orada (cehennemde) top

lanınca, sonrakiler öncekiler için, ''Ey Rabbimiz! Bizi işte bunlar saptırdılar! Onun için onlara ateş

ten bir kat daha fazla azap ver!'' diyecekler. ALLAH da: Zaten herkes için bir kat daha fazla azap

vardır, fakat siz bilmezsiniz, diyecektir.


(Toplumun yanlış yolda yürüten liderlere hem kendi kâfirliklerinden hem de başkalarını doğru yol

dan saptırdıklarından ötürü; bunların peşinden gidenlere de hem kâfir olduklarından hem de sapık

liderleri taklit etmelerinden dolayı iki kat azap edilecektir.)


39.Öncekiler de sonrakilere derler ki: Sizin bize bir üstünlüğünüz yok. O halde siz de yaptıklarınız

dan ötürü azabı tadın.


40.Bizim âyetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı kibirlenmek isteyenler var ya, işte onlara gök kap

ıları açılmayacak ve onlar, deve iğne deliğine girinceye kadar cennete giremeyeceklerdir! Suçlu

ları işte böyle cezalandırırız!


(Bu âyetteki ''cemel'' kelimesi meşhur olmayan kıraat şekillerine dayanarak  Kur'ân'daki edebî tas

vire uygun dü şmediğini, deve ile iğne deliği arasında bir münasebet bulunmadığını ileri sürenler var

dır. Bunun için kelimenin diğer kıraataki ''kalın ip'' yani halat manasını tercih ederler. Ancak, umum

un kıraatı göz önüne alınarak ''deve'' manası tercih edilmiştir. Devenin iğne deliğinden geçmesi, im

kânsızlık bildirir. Buna göre âyetin manası:''Onlar asla cennete giremezler'' veya ''Çok zor girerler''

demektir.)


41.Onlar için cehennem ateşinden döşekler, üstlerine de örtüler vardır. İşte zalimleri böyle ceza

landırırız!


42.İnanıp da iyi işler yapanlara gelince -ki kimseye gücünün üstünde bir vazife yüklemeyiz- işte

onlar, cennet ehlidir. Orada onlar ebedî kalacaklardır.



(Âyet-i kerîmede Yüce ALLAH'ın emir ve yasaklarının insan gücü üstünde ve yapılamayacak bir şey

olmadığı açıkca ifade edilmekte ve salih amel işleyenlere cennet vadedilmektedir.)


43.(Cennette) onların altlarından ırmaklar akarken, kalplerinde kinden ne varsa hepsini çıkarıp

atarız. Ve onlar derler ki:''Hidayetiyle bizi (bu nimete) kavuşturan ALLAH'a hamdolsun! ALLAH bizi

doğru yola iletmeseydi kendiliğimizden doğru yolu bulacak değildik. Hakikaten Rabbimizin elçileri

gerçeği getirmişler.'' Onlara:İşte size cennet; yapmış olduğunuz iyi amellere karşılık ona vâris kı

lındınız diye seslenilir.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:22:26
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/155.jpg)



Sayfa:155  A'RÂF SÛRESİ   Cüz:8,Sûre:7


44.Cennet ehli cehennem ehline: Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk,  siz de Rabbinizin

size vadettiğini gerçek buldunuz mu? diye seslenir. ''Evet!'' derler. Ve aralarından bir çağrıcı,

ALLAH'ın lâneti zalimlerin üzerine olsun! diye bağırır.


45.Onlar, ALLAH yolundan alıkoyan ve onu eğip bükmek isteyen zalimlerdir. Onlar ahireti de inkâr eden

lerdir.


46.İki taraf (cennetlikler ve cehennemlikler) arasında bir perde ve A'râf üzerinde de herkesi simaların

dan tanıyan adamlar vardır ki, bunlar henüz cennete giremedikleri halde (girmeyi) umarak cennet eh

line:''Selâm size!'' diye seslenirler.


(A'râf:Cennetle cehennem arasında yüksek bir alandır ki, sevapları ile günahları eşit olanlar ALLAH'ın

dilediği bir zamana kadar burada kalacaklar; daha sonra ALLAH'ın affına nâil olarak onlar da cennete

gireceklerdir.)



47.Gözleri cehennem ehli tarafına döndürülünce de:Ey Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu ile beraber

bulundurma! derler.



48.(Yine) A'râf ehli simalarından tanıdıkları birtakım adamlara seslenerek derler ki:''Ne çokluğunuz

ne de taslamakta olduğunuz büyüklük size hiçbir yarar sağlamadı.


49.ALLAH'ın kendilerini hiçbir rahmete erdirmeyeceğine dair yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı?''

(Ve cennet ehline dönerek):''Girin cennete; artık size korku yoktur ve siz üzülecek de değilsiniz''

(derler).



50.Cehennem ehli, cennet ehline:Suyunuzdan veya ALLAH'ın size verdiği rızıktan biraz da bize

verin! diye seslenirler. Onlar da:ALLAH bunları kâfirlere haram kılmıştır, derler.


51.O kâfirler ki, dinlerini bir eğlence ve oyun edindiler de dünya hayatı onları aldattı. Onlar,

bu günleri ile karşılaşacaklarını unuttukları ve âyetlerimizi bile bile inkâr ettikleri gibi biz de

bugün onları unuturuz.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:22:47
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/156.jpg)


Cüz:8,Sûre:7 A'RÂF SÛRESİ   Sayfa:156


52.Gerçekten onlara, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olarak, ilim üzere açıkladığı

bir kitap getirdik.


53.(Fakat onlar), O'nun tevilinden başka birşey beklemiyorlar. Tevili geldiği (haber verdiği şey

ler ortaya çıktığı) gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki:Doğrusu Rabbimizin elçileri ger

çeği getirmişler. Şimdi bizim şefaatçılarımız var mı ki bize şefaat etsinler veya (dünyaya) geri

gönderilmemiz mümkün mü ki, yapmış olduğumuz amellerden başkasını yapalım? Onlar cidden

kendilerine yazık ettiler ve uydurdukları şeyler (putlar) de kendilerinden kaybolup gitti.



(Tevil:Bir şeyi, varacağı yere vardırmak demektir. Âyetin ifadesine göre, dünya hayatına al

danan kâfirler,  bu Kitab'a iman etmeyip ''Bakalım sonu nereye varacak'' diyerek sonunu gö

zetirler, işi ileriye atarlar, ahirete inanmak için kıyametin kopmasını, ahiretin bilfiil gelmesini

beklerler. Ama o gün geldiğinde onlardan hiçbir amelin kabul olmayacağını unuturlar.)



54.Şüphesiz ki Rabbiniz, gökler ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'a istivâ eden, geceyi,

durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun

eğmiş durumda yaratan ALLAH'tır. Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O'na mahsusdur.

Âlemlerin Rabbi ALLAH ne yücedir!



(İstivâ:Lügatte, yükselmek ve karar kılmak demektir. ALLAH'ın bir sıfatı olarak, keyfiyeti bil

inmeksizin ALLAH'ın Arş'ı istilâ etmesi demektir.


Gökler ve yer yaratılmadan önce gün mefhumu olmadığı için bazı müfessirler âyette geçen

altı günü altı vakit veya altı gün kadar bir zaman olarak tefsir ederler. ALLAH'a göre gün, an

manasına geldiği gübü uzun devreler manasına da gelir. Hâc sûresi'nin 47. âyetinde, ALLAH

katında bizim sayımızca bin yıl süren bir günün var olduğu; Meâric sûresi'nin 4. âyetinde de

bizim sayımızca elli bin yıl süren bir günün var olduğu ifade edilmektedir. Yani ALLAH katında

gün itibarîdir. Farklı zaman birimlerini ifade etmektedir. İşte burada belirtilen gün, semâvât

ve arzın oluşum devresi anlamındadır. Demek ki ALLAH kâinatı altı günde yani altı devirde ya

ratıp bugünkü durumuna getirmiştir. Fussilet sûresi'nin 9-12. âyetlerinde bu husus daha te

ferruatlı anlatılmıştır.)


55.Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez.


56.Islah edilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. ALLAH'a korkarak ve (rah

metini) umarak dua edin. Muhakkak ki iyilik edenlere ALLAH'ın rahmeti çok yakındır.


57.Rüzgârları rahmetinin önünde müjde olarak gönderen O'dur. Sonunda onlar (o rüzgâr

lar), ağır bulutları yüklenince onu ölü bir memlekete sevkederiz. Orada suyu indirir ve

onunla türlü türlü meyveler çıkarırız. İşte ölüleri de böyle çıkaracağız. Her halde bundan

ibret alırsınız.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:23:06
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/157.jpg)



Sayfa:157  A'RÂF SÛRESİ    Cüz:8,Sûre:7



58.Rabbinin izniyle güzel memleketin bitkisi (güzel)  çıkar; kötü olandan ise faydasız bitkiden başka birşey çıkmaz.

İşte biz, şükreden bir kavim için âyetleri böyle açıklıyoruz.


(ALLAH Teâlâ bu âyette bir teşbih yapmaktadır: Mümin, toprağı verimli olan güzel bir memlekete benzetilmiştir ki o

hak sözü işitince onu kabul ederek faydalanır ve güzel ameller ortaya çıkar. Münafık da kötü topraklı yere benze

tilmiştir ki o, hak sözü işittiği halde onu kabul etmez ve ondan faydalanmaz.)


59.Andolsun ki Nuh'u elçi olarak kavmine gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim! ALLAH'a kulluk edin, sizin ondan başka tan

rınız yoktur. Doğrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum.


60.Kavminden ileri gelenler dediler ki: Biz seni gerçekten apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz!


61.Dedi ki:''Ey kavmim! Bende herhangi bir sapıklık yoktur; fakat ben, âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir

elçiyim.


62.Size Rabbimin vahyettiklerini duyuruyorum, size öğüt veriyorum ve ben sizin bilmediklerinizi ALLAH'tan (gelen

vahiy ile) biliyorum.


63.(ALLAH'ın azabından) sakınıp da rahmete nâil olmanız ümidiyle, içinizden  sizi uyaracak bir adam vasıtasıyla

size bir zikir (kitap) gelmesine şaştınız mı?''



64.Onu yalanladılar, biz  de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık, âyetlerimizi yalanlayanları

da suda boğduk! Çünkü onlar kör bir kavim idi.

 

65.Âd kavmine de kardeşleri Hûd'u (gönderdik). O dedi ki:''Ey kavmim! ALLAH'a kulluk edin; sizin O'ndan baş

ka tanrınız yoktur. Hâla sakınmayacak mısınız?''


66.Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki:Biz seni kesinlikle bir beyinsizlik içinde görüyoruz ve gerçekten

seni yalancılardan sanıyoruz.


67.''Ey kavmim! dedi, ben beyinsiz değilim; fakat ben âlemlerin Rabbinin gönderdiği bir elçiyim.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:23:31
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/158.jpg)


Cüz:8,Sûre:7  A'RÂF SÛRESİ  Sayfa:158


68.Size Rabbimin vahyettiklerini duyuruyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.


69.Sizi uyarmak için içinizden bir adam vasıtasıyla Rabbinizden size bir zikir (kitap) gelmesine şaştınız mı? Düşünün ki O sizi,

Nuh kavminden sonra onların yerine getirdi ve yaratılışta sizi onlardan üstün kıldı. O halde ALLAH'ın nimetlerini hatırlayın ki

kurtuluşa eresiniz.''



70.Dediler ki: Sen bize tek ALLAH'a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız için mi geldin? Eğer doğru

lardan isen, bizi tehdit ettiğini (azabı) bize getir.


71.(Hud) dedi ki:''Üzerinize Rabbinizden bir azap ve hışım inmiştir. Haklarında ALLAH'ın hiçbir delil indirmediği, sadece sizin ve

atalarınızın taktığı kuru isimler hususunda benimle tartışıyor musunuz? Bekleyin öyleyse, şüphesiz ben de sizinle beraber

bekleyenlerdenim!''

 
72.Onu ve onunla beraber olanları rahmetimizle kurtardık ve âyetlerimizi yalanlayıp da iman etmeyenlerin kökünü kestik.


73.Semûd kavmine de kardeşleri Salih'i (gönderdik). Dedi ki:Ey kavmim! ALLAH'a kulluk edin; sizin O'ndan başka tanrınız yoktur.

Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir. O da size bir mucize olarak ALLAH'ın şu devesidir. Onu bırakın, ALLAH'ın arzında yesin, (iç

sin); ona kötülük etmeyin; sonra sizi elem verici bir azap yakalar.


(Semûd Kavmi'ne kardeşleri Salih (a.s.) peygamber olarak gönderilince, dediler ki:''Eğer sen hakikaten bir peygamber isen dua

et de şu taşın içinden bir dişi deve çıksın. O zaman senin peygamber olduğuna inanırız.'' Hz. Salih de dua etti, o taşdan istedik

leri gibi bir deve çıkıverdi. Bu mucizeyi görenlerden bir kısmı iman etti, diğerleri ise kâfirliklerinde devam ettiler. Hz. Salih kavmin

den, deveye dokunmamalarını, devenin serbestçe yeyip-içip dolaşmasını istediği halde onlar deveyi, ayaklarını keserek öldürdü

ler. Bunun üzere Salih Peygamber bulunduğu bölgeden hicret etti, kavmi ise şiddetli bir depremle helâk oldu.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:23:54
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/159.jpg)



Sayfa:159  A'RÂF SÛRESİ   Cüz:8,Sûre:7


74.Düşünün ki, (ALLAH) Âd kavminden sonra yerlerine sizi getirdi. Ve yeryüzünde sizi yerleştirdi: Onun  düzlükler

inde saraylar yapıyorsunuz, dağlarında evler yöntuyorsunuz. Artık ALLAH'ın nimetlerini hatırlayın da yeryüzünde

fesatçılar olarak karışıklık çıkarmayın.


(Semûd kavmi Şam ile Hicâz arasında ''Hicr'' denilen bölgede yaşamış güçlü bir kavim idi. Dağlarda, vadilerde ka

yaları, mermerleri keser ve biçerlerdi. Yontma taşlardan evler, saraylar, havuzlar ve istedikleri binaları yaparlar

dı. Âyet-i kerîmede ''Onun düzlüklerinde saraylar yapıyorsunuz; dağlarında, evler yontuyorsunuz'' meâlindeki bö

lüm buna işaret etmektedir. Kaya ve mermerleri ilk defa yontanın Semûd kavmi olduğu ve bu şekilde bin yedi

yüz kadar şehir rivayet edilmektedir.)


75.Kavminin ileri gelenlerinden büyüklük taslayanlar, içlerinde zayıf görülen inananlara dediler ki:Siz Salih'in,

Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz? Onlar da şüphesiz biz onunla ne gönderilmişse ona inananlar

ız, dediler.


76.Büyüklük taslayanlar dediler ki:''Biz de sizin inandığınızı inkâr edenleriz.''


77.Derken o dişi deveyi ayaklarını keserek öldürdüler ve Rablerinin emrinden dışarı çıktılar da:Ey Salih! Eğer

sen gerçekten peygamberlerdensen bizi tehdit ettiğin azabı bize getir, dediler.


78.Bunun üzerine onları o (gürültülü) sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü dona kaldılar.


79.Salih o zaman onlardan yüz çevirdi ve şöyle dedi:Ey kavmim! Andolsun ki ben size Rabbimin vahyettik

lerini tebliğ ettim ve size öğüt verdim; fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz.


80.Lût'u da (peygamber gönderdik). Kavmine dedi ki:''Sizden önceki milletlerden hiçbirinin yapmadığı fuhu

şu mu yapıyorsunuz?


81.Çünkü siz, şehveti tatmin için kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere yanaşıyorsunuz. Doğrusu siz taş

kın bir milletsiniz.''


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:24:20
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/160.jpg)



Cüz:8,Sûre:7  A'RÂF SÛRESİ  Sayfa:160


82.Kavminin cevabı:Onları (Lût'u ve taraftarlarını) memleketinizden çıkarın; çünkü onlar fazla temizlenen insanlarmış!

demelerinden başka bir şey olmadı.



83.Biz de ve karısından başka aile efradını kurtardık; çünkü karısı geride kalanlardan (kâfirlerden) idi.


84.Ve üzerlerine (taş) yağmuru yağdırdık. Bak ki günahkârların sonu nasıl oldu!


(Hz. İbrahim'in kardeşinin torunu olan Hz. Lût, Humus'ta bulunan ''Sodom'' şehri halkına peygamber olarak gönderil

mişti. Bu şehir halkı başka hiçbir milletin yapmadığı bir fuhuş (homoseksüellik) yapıyorlardı. Lût (a.s.)'in nasihatleri

ni dinlemediler, kötülüklerine devam ettiler. Nihayet Lût Peygamber kendine inananlarla beraber geceleyin şehri

terketti. Kavmi ise zelzele, başlarına yağan müthiş taş ve yağmur ile helâk olup gittiler. İşte küfür ve fuhşun sonu

böyle neticelendi.)


85.Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki:Ey kavmim! ALLAH'a kulluk edin, sizin ondan başka tanrınız

yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir; artık ölçüyü, tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik verme

yin. Düzeltilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer inananlar iseniz bunlar sizin için daha hayır

lıdır.


(Medyen, İbrahim (a.s.)'in oğlunun adıdır. Bunun torunlarına Medyen kabilesi, bu kabilenin ikamet ettiği şehre de

Medyen şehri denilmiştir. Bu şehir, Filistin ile Hicaz arasında ve Kızıldeniz sahilinde bulunmakta idi.)


86.Tehdit ederek, inananları ALLAH yolundan alıkoyarak ve o yolu eğip bükmek isteyerek öyle her yolun başında

oturmayın. Düşünün ki siz az idiniz de O sizi çoğalttı. Bakın ki, bozguncuların sonu nasıl olmuştur!


87.Eğer içinizden bir gurup benimle gönderilene inanır, bir gurup da inanmazsa, ALLAH aranızda hükmedinceye ka

dar bekleyin. O hakimlerin en iyisidir.
 


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 13 Şubat 2011, 23:24:40
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/161.jpg)



Sayfa:161 A'RÂF SÛRESİ   Cüz:9,Sûre:7



88.Kavminden ileri gelen kibirliler dediler ki:''Ey Şuayb! Seni ve seninle beraber inananları memleketimizden kesinlikle

çıkaracağız veya dinimize döneceksiniz.'' (Şuayb):İstemesek de mi? dedi.


89.Doğrusu ALLAH bizi ondan kurtardıktan sonra tekrar siabzin dininize dönersek ALLAH'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rab

bimiz ALLAH dilemiş başka, yoksa ona geri dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır.

Biz sadece ALLAH'a dayanırız.Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında adaletle hükmet! Sen hükmedenlerin en hayırlısısın.


(Bu âyette Şuayb (a.s.) kavminin dinlerine geri dönme teklifini reddetmekte, fakat bu işte ALLAH'ın dilemesini istisna et

mektedir. Onun bu tutumu, ALLAH'ın iradesine teslim olmasının bir ifadesidir. Çünkü peygamber ve velîler devamlı olarak 

ALLAH'ın azabından ve durumlarının değişmesinden korkarlar. Bu sebeple Şuayb (a.s.) diyor ki: ALLAH'ın dinini bırakıp da siz

in dininize dönmemiz kabul edilir şey değildir. Ancak ALLAH bizim helâkımızı dilemişse birşey diyeceğimiz yoktur. Çünkü bü

tün işlerimiz O'nun elindedir. O, dilediğini itaat sebebiyle mutlu kılar, dilediğini de günahından ötürü cezalandırır.)


90.Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: Eğer Şuayb'a uyarsanız o takdirde siz mutlaka ziyana uğrarsınız.


91.Derken o şiddetli deprem onları yakalayıverdi de yurtlarında diz üstü donakaldılar.


92.Şuayb'ı yalanlayanlar sanki yurtlarında hiç oturmamış gibiydiler. Asıl ziyana uğrayanlar Şuayb'ı yalanlayanların kendi

leridir.


93.(Şuayb) onlardan yüz çevirdi ve (içinden) dedi ki:''Ey kavmim! Ben size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve

size öğüt verdim. Artık kâfir bir kavme nasıl acırım!''


94.Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, ora halkını, (peygambere baş kaldırdıklarından ötürü bize) yalvarıp ya

karsınlar diye mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır.


95.Sonra kötülüğü (darlığı) değiştirip yerine iyilik (bolluk) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve ''Atalarımız da böyle sıkıntı ve

sevinç yaşamışlardı'' dediler. Biz de onları, kendileri farkına varmadan ansızın yakaladık.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 14 Şubat 2011, 16:51:58
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/162.jpg)


Cüz:9,Sûre:7 A'RÂF SÛRESİ  Sayfa:162


96.O (peygamberlerin gönderildiği) ülkelerin halkı inansalardı ve (alangünahtan) sakınsalardı, elbette onların üstüne

gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık, fakat yalanladılar, biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik.


(Yüce ALLAH'ın insanları doğru yola iletmek için zaman zaman onların içinden seçtiği yüksek şahsiyetleri peygamber

olarak göndermiştir. Fakat bazı memleketlerin halkı, şeytana ve nefislerine uymada son derece ileri gittikleri için

peygamberlerin uyarılarını kabul etmemiş ve onları reddetmişlerdir. Cenâb-ı ALLAH böyle davrananların kimini hemen

cezalandırmış, kimini de bir müddet mühlet verip müreffeh bir hayattan sonra ansızın yakalamış ve helâk etmiştir.

İşte 94-96. âyetler bu durumu tasvir etmektedir.)


97.Yoksa o ülkelerin halkı geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?


98.Ya da o ülkelerin halkı kuşluk vakti eğlenirlerken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?


99.ALLAH'ın azabından emin mi oldular? Fakat ziyana uğrayan topluluktan başkası, ALLAH'ın (böyle) mühlet verme

sinden emin olamaz.


100.Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne vâris olanlara hâla şu gerçek belli olmadı mı ki: Eğer biz dileseydik

onları da günahlarından dolayı musibetlere uğratırdık! Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar (gerçekleri) işit

mezler.


101.İşte o ülkeler... Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun ki, peygamberleri onlara apaç

ık deliller getirmişlerdi. Fakat önceden yalanladıkları gerçeklere iman edecek değillerdi. İşte kâfirlerin kalplerini

ALLAH böyle mühürler.


102.Onların çoğunda, sözünde durma diye bir şey bulamadık. Gerçek şu ki, onların çoğunu yoldan çıkmış bulduk.


(Bundan sonraki âyetlerde Hz. Musa (a.s.)'nın Mısır'da Firavun ve kavmini tevhid dinine daveti ve İsrailoğullarını

Mısır esaretinden kurtarma mücadelesi anlatılır:)


103.Sonra onların ardından Musa'yı mucizelerimizle Firavun ve kavmine gönderdik de o mucizeleri inkâr ettiler;

ama bak ki, fesatçıların sonu ne oldu!


104.Musa dedi ki:''Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 16:53:29
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/163.jpg)



Sayfa:163 A'RÂF SÛRESİ  Cüz:9,Sûre:7
 


105.ALLAH hakkında gerçekten başkasını söylememek benim üzerime borçtur. Size Rabbinizden açık bir delil

getirdim; artık İsrailoğullarını benimle bırak!''



(İsrailoğulları, daha önce Yusuf (a.s.) Mısır'da hazine yetkilisi iken babaları Ya'kub Peygamber'le beraber

Filistin'den göçüp Mısır'a yerleşmişlerdi. Bilahare Mısır firavunları İsrailoğullarını parys sınıfı olarak geri ve ağ

ır işlerde istihdam ettiler, bunlara birçok zulüm ve işkenceyi reva gördüler. Şimdi aynı milletten peygamber

olarak gelmiş olan Musa (a.s.), kendi kavmini Firavun'un zulmünden kurtarmak için Mısır'dan çıkarıp tekrar

Filistin'e götürmeyi ona teklif etti.)


106.(Firavun) dedi ki: Eğer bir mucize getirdiysen ve gerçekten doğru söylüyorsan onu göster bakalım.


107.Bunun üzerine Musa asasını yere attı. O hemen apaçık bir ejderha oluverdi!


108.Ve elini (cebinden) çıkardı. Birdenbire o da seyredenlere bembeyaz görünüverdi.


(Baston ve el beyazlığı Hz. Musa'ya verilen iki mucizedir.)


109, 110.Firavun'un kavminden ileri gelenler dediler ki: Bu çok bilgili bir sihirbazdır. Sizi yurdunuzdan çı

karmak istiyor. Ne buyurursunuz?


111, 112.Dediler ki: Onu da kardeşini de beklet; şehirlere toplayıcılar (memurlar) yolla. Bütün bilgili si

hirbazları sana getirsinler.


(Hz. Musa'nın kardeşi, Harun (a.s.)'dır. O da kardeşine yardımcı olarak gönderilmiş bir peygamberdir.)



113.Sihirbazlar Firavun'a geldi ve: Eğer üstün gelen biz olursak, bize kesin bir mükafat var mı? dediler.


114.(Firavun): Evet hem de siz mutlaka yakınlarımdan olacaksınız, dedi.


115.(Sihirbazlar), Ey Musa sen mi (önce) atacaksın, yoksa atanlar biz mi olalım? dediler.


116.''Siz atın'' dedi. Onlar atınca, insanların gözlerini büyülediler, onları korkuttular ve büyük bir sihir

gösterdiler.



(Sihirbazlar ip ve odun parçalarını ortaya attılar. Fakat halkın gözlerini büyüledikleri için bu attıkları

şeyler onlara yılan gibi gözüktü.)


117.Biz de Musa'ya, ''Asanı at!'' diye vahyettik. Bir de baktılar ki bu, onların uydurduklarını yakala

yıp yutuyor.


118.Böylece gerçek ortaya çıktı ve onların yapmakta oldukları yok olup gitti.


119.İşte Firavun ve kavmi, orada yenildi ve küçük düşerek geri döndüler.


120.Sihirbazlar ise secdeye kapandılar.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 16:53:40
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/164.jpg)


Cüz:9,Sûre7  A'RÂF SÛRESİ   Sayfa:164


121,122.''Musa ve Harun'un Rabbi olan âlemlerin Rabbine inandık'' dediler.


123.Firavun dedi ki:''Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Bu, hiç şüphesiz şehirde, halkını oradan çıkarmak için

kurduğunuz bir tuzaktır. Ama yakında (başınıza gelecekleri) göreceksiniz!


124.Mutlaka ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım!''


(Firavun'un sihirbazları toptan Hz. Musa'ya iman edince, Firavun bu işin bir komplo olduğunu sandı ve halkın da toptan

iman edeceğinden korktu. Bunu önlemek maksadıyla sihirbazları tehdit ederek hem onlara, hem de halka gözdağı verdi.

Ayrıca Hz. Musa ve ona inananlara karşı halkı tahrik etmek ve kendi durumunu korumak maksadıyla da halkın yurtların

dan çıkarılmak istendiğini ileri sürdü.)


125, 126.Onlar:Biz zaten Rabbimize döneceğiz. Sen sadece Rabbimizin âyetleri geldiğinde ona inandığımız için bizden in

tikam alıyorsun. Ey Rabbimiz! Bize bol bol sabır ver, müslüman olarak canımızı al, dediler.



127.Firavun'un kavminden ileri gelenler dediler ki: Musa'yı ve kavmini, seni ve tanrılarını bırakıp yeryüzünde bozgunculuk

çıkarsınlar diye mi bırakacaksınız? (Firavun):''Biz onların oğullarını öldürüp, kadınlarını sağ bırakacağız. Elbette biz onları

ezecek üstünlükteyiz'' dedi.


128.Musa kavmine dedi ki:''ALLAH'tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz ki yeryüzü ALLAH'ındır. Kullarından dilediğini ona

vâris kılar. Sonuç (ALLAH'tan korkup günahtan) sakınanlarındır.''


129.Onlar da, sen bize (peygamber olarak) gelmeden önce de geldikten sonra da bize işkence edildi, dediler. (Musa), ''Umu

lur ki Rabbiniz düşmanınızı helâk eder ve onların yerine sizi yeryüzüne hakim kılar da nasıl hareket edeceğinize bakar'' dedi.


(Böylece Hz. Musa istikbalin, inananların olacağına işaret etti. Yüce ALLAH, Firavun ile kavmini suda boğarak bu vadini yerine

getirdi. İsrailoğullarını, onların yurtlarına ve mallarına Davud ve Süleyman (a.s.) zamanlarında sahip kıldı. Yûşa'b Nûn devrin

de de Kudüs'ü fethettiler.)


130.Andolsun ki, biz de Firavun'a uyanları ders alsınlar diye yıllarca kuraklık ve mahsül kıtlığı ile cezalandırdık.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 16:54:21
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/165.jpg)


Sayfa:165 A'RÂF SÛRESİ Cüz:9,Sûre:7



131.Onlara bir iyilik (bolluk) gelince, ''Bu bizim hakkımızdır'' derler; eğer kendilerine bir fenalık gelirse Musa ve onunla

beraber olanları uğursuz sayarlardı. Bilesiniz ki, onlara gelen uğursuzluk ALLAH katındandır, fakat onların çoğu bilmez

ler.


132.Ve dediler ki:''Bizi sihirlemek için ne mucize getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz.''


133.Biz de ayrı ayrı mucizeler olarak onların üzerine tufan, çekirge, haşere, kurbağalar ve kan gönderdik; yine de

büyüklük tasladılar ve günahkâr bir kavim oldular.


(Mısırlılar Hz. Musa'ya inanmadıkları için ALLAH Teâlâ onlara yağmur ve sel tufanı gönderdi, bilahare sırasıyla çekirge,

haşere, kurbağalar gönderdi ki bu hayvanlar onların ağızlarına ve gözlerine girecek kadar çok idiler. Daha sonra gök

ten kan yağdırdı, bütün sular kan oldu ve kan içtiler. Bu belâların kalkması için Hz. Musa'ya başvurdular, o da ALLAH'a

dua etti ve belâlar kalktı; fakat onlar, ''Ey Musa, sen gerçekten büyük bir peygamber imişsin'' diyerek inkâr etmekte

ısrar ettiler.)


134.Azap üzerlerine çökünce, ''Ey Musa! Sana verdiği söz hürmetine, bizim için Rabbine dua et; eğer bizden azabı

kaldırırsan, mutlaka sana inanacağız ve muhakkak İsrailoğullarını seninle göndereceğiz'' dediler.



135.Biz, ulaşacakları bir müddete kadar onlardan azabı kaldırınca hemen sözlerinden dönüverdiler.


136.Biz de âyetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil kalmaları sebebiyle kendilerinden intikam aldık ve onları deniz

de boğduk.


137.Hor görülüp ezilmekte olan o kavmi (yahudileri) de, içini bereketle doldurduğumuz yerin doğu taraflarına ve ba

tı taraflarına mirasçı kıldık. Sabırlarına karşılık Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz yerine geldi. Firavun ve kav

minin yapmakta olduklarını ve yetiştirdikleri bahçeleri helâk ettik.


(İsrailoğulları Hz. Musa'nın yönetiminde Mısır'dan Sina yarımadasına geçtikten sonra uzun müddet burada kaldılar.

Bilahare Kudüs ve Şam bölgelerini hakimiyetleri altına aldılar. Birçok tefsirci âyette geçen ''yeryüzünün doğuları

ve batıları''nı Şam ve Mısır olarak tefsir etmişlerse de Sina yarımadasının, Filistin ve Şam bölgeleri olması gerçeğe

daha yakın görülmektedir. Zira tarihte İsrailoğulları Mısır'a değil, adı geçen bölgelere hakim olmuşlardır.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 16:55:05
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/167.jpg) S


Sayfa:167  A'RÂF  SÛRESİ    Cüz:9, Sûre:7



144.(ALLAH) Ey Musa! dedi, ben risaletlerimle (sana verdiğim görevlerle) ve sözlerimle seni insanların başına

seçtim. Sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol.


145.Nasihat ve her şeyin açıklamasına dair ne varsa hepsini Musa için levhalarda yazdık. (Ve dedi ki): Bun

ları kuvvetle tut, kavmine de onun en güzelini almalarını emret. Yakında size, yoldan çıkmışların yurdunu

göstereceğim.


(Bu âyette, Tevrat'ın, levhalarda yazılı olarak ALLAH tarafından Hz. Musa'ya verildiği ifade edilmektedir. An

cak bu levhaların mahiyeti hakkında kesin bilgiye sahip değiliz. Muhtevasına gelince, şüphesiz ki bu levha

larda o gün İsrailoğullarının din ile ilgili meseleleri ve toplumun ıslahı için gerekli usul ve fürû mevcut idi.

Âyette anlatılan ''en güzelini almak''tan maksat, Tevrat'ın gereği ile amel etmektir. Âyette geçen fâsıklar

ın yurdundan maksat, putperest Amalika kabilesinin elinde bulunan mukaddes topraklar (Kudüs ve çevresi)

ile Şam bölgesidir. Hz. Musa'nın vefatından sonra İsrailoğulları buraları ellerine geçirmiş ve bir müddet hük

üm sürmüşlerdir.)


146.Yeryüzünde haksız yere böbürlenenleri âyetlerimden uzaklaştıracağım. Onlar bütün mucizeleri görseler

de iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Fakat azgınlık yolunu görürlerse, hemen ona sap

arlar. Bu durum, onların âyetlerimizi yalanlamalarından ve onlardan gafil olmalarından ileri gelmektedir.


147.Halbuki âyetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar, yapmakta olduk

ları amellerden başka bir şey için mi cezalandırılırlar!


148.(Tûr'a) giden Musa'nın arkasından kavmi, zinet takımlarından, böğürebilen bir buzağı heykelini (tanrı)

edindiler. Görmediler mi ki o, onlarla ne konuşuyor ne de onlara yol gösteriyor? Onu (tanrı olarak) benimse

diler ve zalimler oldular.


(Hz. Musa'nın Tûr'da kalma süresi on gün uzatılınca, İsrailoğullarından Sâmirî adında bir sanatkâr, zinet ta

kımlarını toplayarak bir buzağı heykeli yaptı ve:''Sizin de Musa'nın da tanrısı budur. Fakat Musa tanrısını

unuttu'' dedi. Buzağıyı öyle bir ustalıkla yapmıştı ki, içine rüzgâr girdiğinde canlı imiş gibi böğürüyordu.)


149.Pişman olup da kendilerini gerçekten sapmış olduklarını görünce dediler ki: Eğer Rabbimiz bize acımaz

ve bizi bağışlamazsa mutlaka ziyana uğrayanlardan olacağız!



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 16:55:36
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/168.jpg)



Cüz:9,Sûre:7  A'RÂF SÛRESİ   Sayfa:168


150.Musa, kızgın ve üzgünbir halde kavmine dönünce:''Benden sonra arkamdan ne kötü işler yapmışsınız!

Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele mi ettiniz?'' dedi. Tevrat levhalarını yere attı ve kardeşinin (Harun'un)

başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşim):''Anam oğlu! Bu kavim beni cidden zayıf gördüler

ve nerede ise beni öldüreceklerdi. Sen de düşmanları bana güldürme ve beni bu zalim kavimle bir tutma!''

dedi.


(Hz. Musa ile Hz. Harun ana-baba bir kardeştirler. Durum böyle olduğu halde Hz. Harun'un kardeşine, ''an

am oğlu'' demesinin sebebi, onun merhametini celbetmektir. Zira, ananın şefkat ve merhameti baba ve

kardeşten daha fazladır. Ayrıca analarının ALLAH'a inanmış biri olması ve ona karşı sevgilerinin daha fazla

olması da bu hususta bir sebep olabilir.)



151.(Musa da) Ey Rabbim beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kabul et. Zira sen merhametlilerin en

merhametlisisin! dedi.


152.Buzağıyı (tanrı) edinenler var ya, işte onlara mutlaka Rablerinden bir gazap ve dünya hayatında bir

alçaklık erişecektir. Biz iftiracıları böyle cezalandırırız.


153.Kötülükler yaptıktan sonra ardından tevbe edip de iman edenlere gelince, şüphesiz ki o tevbe ve

imandan sonra, Rabbin elbette bağışlayan ve esirgeyendir.


154.Musa'nın öfkesi dinince levhaları aldı. Onlardaki yazıda Rablerinden korkanlar için  hidayet ve rah

met (haberi) vardır.


(İsrailoğulları buzağıya taptıklarına pişman oldukları için ALLAH Teâlâ, Hz. Musa'ya kavmini temsilen yet

miş kişi seçerek huzura getirmesini ve hep beraber tevbe etmelerini emretmişti. Aşağıdaki âyet bu hu

susu açıklamaktadır:)


155.Musa tayin ettiğimiz vakitte kavminden yetmiş adam seçti. Onları o müthiş deprem yakalayınca

Musa dedi ki:''Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de daha önce helâk ederdin. İçimizdeki birtakım be

yinsizlerin işlediği (günah) yüzünden hepimizi helâk edecek misin? Bu iş, senin imtihanından başka bir

şey değildir. Onunla dilediğini saptırırsın, dilediğini de doğru yola iletirsin. Sen bizim sahibimizsin, bizi

bağışla ve bize acı! Sen bağışlayanların en iyisisin!


(Hz. Musa'nın, kavmini temsilen seçip ALLAH'ın huzuruna getirdiği kimseler, ALLAH ile kendi arasındaki ko

nuşmayı işitince, onunla yetinmediler ve:''Ey Musa, ALLAH'ı açıkca görmedikçe sana asla inanmayacağız''

dediler. Bunun üzerine orada şiddetli bir deprem oldu ve bayılıp düştüler. Hz. Musa, ALLAH'a yalvardı da

bu afet kaldırıldı.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALİ MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 16:56:03
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/169.jpg)



Sayfa:169  A'RÂF SÛRESİ   Cüz:9, Sûre:7



156.Bize, bu dünyada da iyilik yaz. Şüphesiz biz sana döndük.'' ALLAH buyurdu ki:Kimi dilersem azabıma uğratırım;

rahmetim ise her şeyi kuşatır. Onu, sakınanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım.


157.Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî peygambere uyanlar (var ya), işte o Peygam

onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder, onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını ve

üzerlerindeki zincirleri indirir. O Peygamber'e inanıp ona saygı gösteren, yardım eden ve onunla birlikte gönderilen

Nûr'a (Kur'ân'a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır.


(Âyette geçen ''ümmî'' kelimesi, okuma yazma bilmeyen karşılığında kullanılmış olup Resûllullah'ın bir vasfıdır. ALLAH

Teâlâ'nın O'nu bu vasıf ile açıklaması ümmî olduğu halde ilmin bütün kemâlâtına sahip olmasındandır ki, bu da O'nun

hakkında bir mucizedir. Resûl denilmesi ALLAH'a izafeten, Nebî denilmesi ise kullara nispetendir. Yani o, ALLAH'ın elçisi

olması bakımından Resûl, insanlara ALLAH'ın emirlerini ulaştırıp bildirmesi  bakımından da Nebî'dir.



Âyette geçen ağırlıklar ve zincirlerden maksat, Tevrat'ta bulunan ve günah işleyen azaların kesilmesi, elbiselerin pis

lik değen kısmının kesilip atılması gibi uygulanmasında güçlük çekilen hükümlerdir. İslâm dini bu ağır hükümleri kaldıra

rak insanlara bir tür meşakkat zincirlerinden kurtarmış; kolay ve uygulanabilir hükümler koymuştur.)


158.De ki:Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan ALLAH'ın elçisiyim. O'ndan başka tan

rı yoktur. O diriltir ve öldürür. Öyle ise ALLAH'a ve ümmî Peygamber olan Resûlüne -ki o, ALLAH'a ve onun sözlerine inanır-

iman edin ve O'na uyun ki doğru yolu bulasınız.


159.Musa'nın kavminden hak ile doğru yolu bulan ve onun sayesinde adil davranan  bir topluluk vardır.


(Âyette anılan topluluktan maksat ya hz. Muhammed (sav) (s.a.v.)'e iman eden bazı yahudilerdir veya Hz. Musa zamanında

halka nasihat ederek onları doğru yola getirmeye çalışanlardır.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 16:56:28
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/170.jpg)



Cüz:9,Sûre:7 A'RÂF SÛRESİ   Sayfa:170



160.Biz İsrailoğulları'nı oymaklar halinde oniki kabileye ayırdık. Kavmi kendisinden su isteyince, Musa'ya, ''Asanı taş

vur!'' diye vahyettik. Derhal ondan oniki pınar fışkırdı. Her kabile içeceği yeri belledi. Sonra üzerlerine bulutla gölge

yaptık, onlara kudret helvası ve bıldırcın eti indirdik. (Onlara dedik ki) ''Size verdiğimiz nimetlerin temizlerinden yeyin.''

Ama onlar (emirlerimizi dinlememekle) bize değil kendilerine zulmediyorlardı.


(Âyette geçen ''esbât'' kelimesi, torun manasına gelen ''sıbt'' kelimesinin çoğuludur. İsrailoğulları Ya'kûb (a.s.)'ın on

iki oğlundan türeyerek oniki kabile halinde çoğalmışlardı. Hepsi de Ya'kûb (a.s.)'ın torunlarıdır.)


161.Onlara denildi ki:Şu şehirde (Kudüs'te) yerleşin, ondan (nimetlerinden) dilediğiniz gibi yeyin, ''bağışlanmak istiyor

uz'' deyin ve kapıdan eğilerek girin ki hatalarınızı bağışlayalım. İyilik yapanlara ileride ihsanımızı daha da arttıracağız.


162.Fakat onlardan zalim olanlar, sözü, kendilerine söylenenden başkasıyla değiştirdiler. Biz de zulmetmelerinden ötürü

üzerlerine gökten bir azap gönderdik.


(Rivayet edildiğine göre bu azap tâun (kolera) hastalığı idi ki, kısa zamanda kitleler halinde ölümlere sebep olmuştur.)


163.Onlara, deniz kıyısında buluna şehir halkının durumunu sor. Hani onlar cumartesi gününe saygısızlık gösterip haddi aşıyor

lardı. Çünkü cumartesi tatil yaptıkları gün, balıklar meydana çıkarak akın akın onlara gelirdi, cumartesi tatili yapmadıkları gün

gelmezlerdi. İşte böylece biz, yoldan çıkmalarından dolayı onları imtihan ediyorduk.


(ALLAH Teâlâ İsrailoğulları'na cumartesi günü avlanmayı yasaklamış, bu güne tazim etmelerini emretmişti. Dolayısıyla balıklar

o gün su yüzüne çıkar serbest yüzerlerdi. Diğer günlerde ise balıklar durumu sezdikleri için su yüzüne çıkmazlardı. Bu durum

ALLAH'ın bir imtihanı idi. Fakat İsrailoğulları bu imtihanı kazanamadılar ve cumartesi yasağına saygısızlık gösterip balıkları o gün

avlamaya başladılar. İşte âyette  bildirilen haddi aşma budur.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 16:56:47
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/171.jpg)



Sayfa:171  A'RÂF SÛRESİ   Cüz:9, Sûre:7



164.İçlerinden bir topluluk:''ALLAH'ın helâk edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme ne diye öğüt

veriyorsunuz?'' dedi. (Öğüt verenler) dediler ki:Rabbimize mazeret beyan edelim diye bir de sakınırlar ümidiyle (öğ

üt veriyoruz).



165.Onlar kendilerine yapılan uyarıları unutunca, biz de kötülükten men edenleri kurtardık, zulmedenleri de yap

makta oldukları kötülüklerden ötürü şiddetli bir azap ile yakaladık.


166.Kibirlenip de kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince onlara: Aşağılık maymunlar olun! dedik.


(Yahudi kabilelerinden bir gurup, cumartesi gününe saygı göstermediği için dejenere edilip domuz ve maymun

şekline konulmuşlardır. Bir insanın şeklinin değiştirilip hayvan şekline konmasına ''mesh'' denir. Eski milletlerde

bu değişme olurdu. Bu, insanların bozulması sonucu ALLAH tarafından verilen bir ceza idi. Ancak bunun hakiki

olarak insanın maymun biçimine mi sokulması mı, yoksa ahlâken bozulup maymun gibi taklitçilik ve açgözlülük

durumuna düşürülmesi mi olduğu hakkında görüş ayrılığı vardır. Eğer âyet, ahlâkî bir bozulmaya işaret ise, bu

her zaman her milette olabilir. İnsanlar nefislerinin zebûnu oldukları zaman şeklen değil, fakat huy itibarıyla

herhangi bir hayvanın kılığına girmiş olurlar.)


167.Rabbin, elbette kıyamet gününe kadar onlara en kötü eziyeti yapacak kimseler göndereceğini ilan etti.

Şüphesiz Rabbin cezayı çabuk verendir. Ve O çok bağışlayan ve esirgeyendir.


168.Onları (yahudileri) gurup gurup yeryüzüne dağıttık. Onlardan iyi kimseler vardır, yine onlardan bundan

aşağıda olanları da vardır. (Kötülüklerinden) belki dönerler diye onları iyilik ve kötülüklerle imtihan ettik.



169.Onların ardından da (âyetleri tahrif karşılığında) şu değersiz dünya malını alıp, nasıl olsa bağışlana

cağız, diyerek Kitab'a vâris olan birtakım kötü kimseler geldi. Onlara, ona benzer bir menfaat daha gelse

onu da alırlar. Peki, Kitap'ta ALLAH hakkında gerçekten başka bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan

söz alınmamış mıydı ve onlar Kitap'takini okumamışlar mıydı? Ahiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır.

Hâla aklınız ermiyor mu?


170.Kitab'a sımsıkı sarılıp namazı dosdoğru kılanlar var ya, işte biz böyle iyiliğe çalışanların ecrini zayi

etmeyiz.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 16:57:05
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/172.jpg)



Cüz:9,Sûre:7  A'RÂF SÛRESİ  Sayfa:172



171.Bir zamanlar dağı İsrailoğulları'nın üzerine gölge gibi kaldırdık da üstlerine düşecek sandılar. ''Size verdiğimi

(Kitab'ı) kuvvetle tutun ve içinde olanı hatırlayın ki korunasınız'' dedik.


172.Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Adem oğullarından, onların bellerinden

zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet,

(buna) şahit olduk, dediler.


(Bu âyette geçen ''kâlû belâ'' ifadesi hakkında, bunun ezelde mi, ana rahminde mi, yoksa bulûğ çağında mı ol

duğu hususunda çeşitli görüşler vardır. Bu konuda geniş bilgi için Muhammed Hamdi Yazır'ın Hak Dini Kur'ân Di

li eserine (cilt 4, s. 2323-2333) bakılması tavsiye olunur.)


173.Yahut ''Daha önce babalarımız ALLAH'a ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesildik (onların izin

den gittik). Bâtıl işleyenlerin yüzünden bizi helâk edecek misin?'' dememeniz için (böyle yaptık).


174.Belki inkârdan dönerler diye âyetleri böyle ayrıntılı bir şekilde açıklıyoruz.


175.Onlara (yahudilere), kendisine âyetlerimizden verdiğimiz ve fakat onlardan sıyrılıp çıkan, o yüzden de şey

tanın takibine uğrayan ve azgınlardan olan kimsenin haberini oku.


(Müfessirlerin çoğunluğuna göre âyette adı zikredilmeyen bu kişi İsrailoğulları'ndan Bel'am b. Bâûrâ'dır. Önce

leri Hz. Musa'nın dinini kabul etmiş, iyi ve duası makbul bir mümin idi. Ancak Hz. Musa'nın kendilerini yenilgiye

uğratmasından korkan kavminin ısrarına dayanamayıp Musa'nın aleyhine beddua etmiş; kavmine, onu yenebil

meleri için hileler öğretmiş; fakat ALLAH onun bedduasını kavmine çevirmiş, kendisini de cezalandırmış, sahip

olduğu manevi mertebe ve meziyetlerden mahrum bırakmıştır. Mutasavvıflar Bel'am b. Bâûrâ'yı kibir ve dünye

vî arzuları sebebiyle sapıklığa düşenlerin bir örneği olarak takdim ederler.


Bazı tefsirlerde, âyette bahsedilen bu kişinin Ümeyye b. Ebi's-Salt veya Nu'man b. Seyfî er-Rahip olduğuna

dair rivayetler de vardır.)


176.Dileseydik elbette onu bu âyetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine

düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer:Üstüne varsan da dilini çıkartıp solur, bıraksan da dilini

sarkıtıp solur. İşte âyetlerimizi yalanlayan kavmin durumu böyledir. Kıssayı anlat; belki düşünürler.


177.Âyetlerimizi yalanlayan ve kendilerine zulmetmiş olan kavmin durumu ne kötüdür!


178.ALLAH kimi hidayete erdirirse, doğru yolu bulan odur. Kimi de şaşırtırsa, işte asıl ziyana uğrayanlar onlar

dır.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 16:57:31
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/173.jpg)


Sayfa:173 A'RÂF SÛRESİ  Cüz:9,Sûre:7


179.Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla

kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir;

hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.



(Âyetin son cümlesi için bk. Furkan 25/44.)


180.En güzel isimler (el-esmâu'l-husnâ) ALLAH'ındır. O halde O'na o güzel isimlerle dua edin. Onun isimleri hak

kında eğri yola gidenleri bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır.


(Bu âyette en güzel isimlerin ALLAH'a ait olduğu ifade edilmekte ve ALLAH'a o isimlerle dua etmemiz emrolunmak

tadır. Hadis-i şerîfte ''ALLAH'ın doksan dokuz adı vardır. Onları ezberleyen muhakkak cennete girer'' buyurulmuş

tur. Ancak hadiste tahdit yoktur. ALLAH'ın isimleri sadece doksandokuzdan ibaret değildir, başka isimleri de var

dır. Âyet-i kerîmede anlatılan ''ALLAH'ın isimleri hakkında eğri yola gidenlerden'' maksat, O'nun isimlerini tahrif ed

enlerdir. Müşrikler ALLAH'ın isimlerini tahrif ederek kendi tanrılarına veriyorlardı, ''ALLAH'' ismini tahrif edip Lât ve

Aziz ismini değiştirerek ''Uzza'' demişlerdir. Halbuki yüce ALLAH, en güzel isimlerin kendine has olduğunu bildirmiş

tir.)


181.Yarattıklarımızdan, daima hakka ileten ve adaleti hak ile yerine getiren bir millet bulunur.


182.Âyetlerimizi yalanlayanları, hiç bilmeyecekleri yerden yavaş yavaş helâke götüreceğiz.


(ALLAH'ın âyetlerini inkâr edenlerin rızıkları hemen kesilip helâk olmazlar. Hatta ALLAH onların bir kısmının nimetleri

ni bolca verir de şımarırlar. Neticede ALLAH'ın azabını bilmedikleri bir taraftan ansızın gelir ve helâk olurlar. İşte

bu duruma ''istidrac'' denilir.)


183.Onlara mühlet veririm; (ama) benim cezam çetindir.


184.Düşünmediler mi ki, arkadaşlarında (Muhammed'de) delilik yoktur? O, ancak apaçık bir uyarıcıdır.


185.Göklerin ve yerin hükümranlığına, ALLAH'ın yarattığı her şeye ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakma

dılar mı? O halde Kur'ân'dan sonra hangi söze inanacaklar?


186.ALLAH kimi şaşırtırsa, artık onun için yol gösteren yoktur. Ve onları azgınlıkları içinde şaşkın olarak bırakır.


187.Sana kıyameti, ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki:Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır. Onun

vaktini O'ndan başkası açklayamaz. O göklere de yere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir. Sanki sen

onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki:Onun bilgisi ancak ALLAH'ın katındadır; ama insanların çoğu bil

mezler.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 16:57:57
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/174.jpg)


Cüz:9,Sûre:7 A'RÂF SÛRESİ  Sayfa:174

 
188.De ki:''Ben ALLAH'ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben

gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı. Ben sadece inanan bir kavim

için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.''


189.Sizi bir tek candan (Adem'den) yaratan, ondan da yanında huzur bulsun diye eşini (Havva'yı) yaratan O'dur. Eşi ile

(birleşince) eşi hafif bir yük yüklendi (hamile kaldı). Onu bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca, Rableri ALLAH'a:Andolsun

bize kusursuz bir çocuk verirsen muhakkak şükredenlerden olacağız, diye dua ettiler.


190.Fakat (ALLAH) onlara kusursuz bir çocuk verince, kendilerine verdiği bu çocuk hakkında (sonradan insanlar) ALLAH'a
 
ortak koştular. ALLAH ise onların  ortak koştuğu şeyden pek yücedir.


(Âyette geçen şirk olayı, Adem ile Havva'dan değil, onların çocukları olan insanlıktan meydana gelmiştir. Mesela Kureyş

müşrikleri putlara nispet ederek çocuklarına ''Menat'ın kulu, Uzzâ'nın kulu'' şeklinde isim verirlerdi. İşte bu durum hatırla

tılmakta ve oğulların işlediği suçtan ötürü babalarının itab edilmesi şeklinde tecelli etmektedir. Nitekim, çoğul olarak gel

miş olan ''yuşrikûn'' kelimesi de buna delâlet eder.)


191.Kendileri yaratıldığı halde hiçbir şeyi yaratamayan varlıkları (ALLAH'a) ortak mı koşuyorlar?


192.Halbuki (putlar) ne onlara bir yardım edebilirler ne de kendilerine bir yardımları olur.


193.Onları doğru yola çağırırsanız size uymazlar; onları çağırsanız da, sukût etseniz de sizin için birdir.


194.(Ey kâfirler!) ALLAH'ı bırakıp da taptıklarınız sizler gibi kullardır. (Onların tanrılığı hakkında) doğru iseniz, onları çağı

rın da size cevap versinler!



195.Onların yürüyecekleri ayakları mı var, yoksa tutacakları elleri mi var veya görecekleri gözleri mi var yahut işite

cekleri kulakları mı var (neleri var)? De ki:''Ortaklarınızı çağırın, sonra bana (istediğiniz) tuzağı kurun ve bana göz aç

tırmayın!''


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 16:58:21
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/175.jpg)



Sayfa:175 A'RÂF SÛRESİ   Cüz:9,Sûre:7


196.Şüphesiz ki, benim koruyanım Kitab'ı indiren ALLAH'tır. Ve O bütün salih kullarını görüp gözetir.


197.ALLAH'ın dışında taptıklarınızın ne size yardıma güçleri yeter ne de kendilerine yardım edebilirler.


198.Onları doğru yola çağırmış olsanız işitmezler. Ve onları sana bakar görürsün, oysa onlar görmezler.


199.(Resûlum!) Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.


(Bu âyette iyilik olarak tercüme edilen ''örf''den maksat, şeriatın ve aklın beğendiği şeydir. Yoksa cahiliye Araplarının rastgele

örfü değildir. İslâm onların kötü örflerini kaldırmış, iyilerini de kısmen veya tamamen ibka etmiştir.)



200.Eğer şeytanın fitlemesi seni dürterse hemen ALLAH'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.


(Yani şeytan emrolunduğun şeylere aykırı düşen, gazap ve benzeri hallere seni sevkederse hemen ALLAH'a sığın. Bu hitap, gö

rünüşte Resûlullah'a olmakla beraber bütün müslümanlara şamildir. Bu şekilde şeytandan herhangi bir vesvese geldiğinde on

un şerrinden ALLAH'a sığınmak lâzımdır.)


201.Takvâya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda (ALLAH'ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp ger

çeği görürler.


202.(Şeytanların) dostlarına gelince, şeytanlar onları azgınlığa sürüklerler. Sonra da yakalarını bırakmazlar.


203.Onlara bir mucize getirmediğin zaman, (ötekiler gibi) onu da derleyip getirseydin ya! derler. De ki:Ben ancak Rabbimden

bana vahyolunana uyarım. Bu (Kur'ân) Rabbinizden gelen basîretlerdir (kalp gözlerini açan beyanlardır); inanan bir kavim için

hidayet ve rahmettir.


204.Kur'ân okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.


(Gerek namaz içinde, gerek namaz dışında Kur'ân okunurken, onun manalarını iyice anlamak, öğütlerinden faydalanmak ve

davranışları ona göre ayarlamak için bütün dikkatleri ona vermek ve sukût etmek gerekir.)


205.Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an. Gafillerden olma.


206.Kuşkusuz Rabbin katındakiler O'na kulluk etmekten kibirlenmezler, O'nu tesbih eder ve yalnız O'na secde ederler.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 16:58:43
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/176.jpg)



Cüz:9,Sûre:8 ENFÂL SÛRESİ  Sayfa:176



(8)


SEKİZİNCİ SÛRE


el-ENFÂL



Enfâl sûresi, 75 âyettir. 30 ilâ 36. âyetler Mekke'de, diğerleri Medine'de inmiştir. Enfâl, ziyade manasına gelen ''nefl''

kelimesinin çoğuludur. İslâm dinini savunmak için yapılan savaşlarda elde edilen sevaba ek olarak alınan ganimet malı

na da ''nefl'' denilmiştir. Sûrenin birinci âyetinde savaştan elde edilen ganimetlerin ALLAH ve Resûlune ait olduğu ifade

edildiği için sûreye bu ad verilmiştir.


Bismillâhirrahmânirrahîm


1.Sana savaş ganimetlerini soruyorlar. De ki:Ganimetler ALLAH ve Peygamber'e aittir. O halde siz (gerçek) müminler ise

niz ALLAH'tan korkun, aranızı düzeltin, ALLAH ve Resûlune itaat edin.


(Ganimetlerin ALLAH'a ait olması demek, savaşta alınan mal ve mülkün İslâm devletine ait olması demektir.)


2.Müminler ancak, ALLAH anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine ALLAH'ın âyetleri okunduğunda imanlarını arttıran ve

yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.


3.Onlar namazlarını dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden (ALLAH yolunda) harcayan kimselerdir.


4.İşte onlar gerçek müminlerdir. Onlar için Rableri katında nice dereceler, bağışlanma ve tükenmez bir rızık vardır.



(Bedir savaşına çıkarken müslümanların bir kısmı huzursuz idiler. Bazıları da ganimetlerin bölüştürülmesinde hoşnutsuzluk

gösterdiler. ALLAH Teâlâ onların bu durumunu öncekilerin hoşnutsuzluk durumlarına teşbih ederek şöyle buyurdu:)


5.(Onların bu hali,) müminlerden bir gurup kesinlikle istemediği halde, Rabbinin seni evinden hak uğruna çıkardığı (zamanki hal

leri) gibidir.


6.Hak ortaya çıktıktan sonra sanki gözleri göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi (cihad hususunda) seninle tartışıyorlardı.


(Hicretin ikinci yılında Mekke müşrikleri, Ebu Sufyân'ın başkanlığında bir ticaret kervanını Şam'a gönderdi. Resûlullah (s.a.v.)

kervanın dönüşünü haber alınca, daha önce kendilerini yurtlarından çıkarmış olan Kureyş'in bu kervanını vurmak istedi ve üç

yüzden fazla arkadaşıyla yola çıktı. Fakat durumdan haberdar olan Ebu Sufyân, bir taraftan kervanı kurtarmaları için Kureyş'e

haber göndermiş, diğer taraftan da yolunu değiştirerek kervanı kurtarmıştı. Müşrikler bin kişilik bir ordu ile yola çıktılar. Müslüm

anlar artık kervanla değil Kureyş cengâverleri ile karşılaşacaklardı. Ashaptan bir kısmı, ''Biz kervanı yakalamak için çıktık, böyle

bir savaşa hazırlıklı değiliz'' diyerek çekingenlik gösteriyorlardı. Neticede savaşma hususunda ittifak ettiler ve gerçekten de

zafer müslümanların oldu.)


7.Hatırlayın ki, ALLAH size, iki taifeden (kervan veya Kureyş ordusundan) birinin sizin olduğunu vadediyordu; siz de kuvvetsiz

olanın (kervanın) sizin olmasını istiyordunuz. Oysa ALLAH, sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve (Kureyş ordusunu yokederek) kâfir

lerin ardını kesmek istiyordu.


8.(Bunlar,) günahkârlar istemese de hakkı gerçekleştirmek ve bâtılı ortadan kaldırmak içindi.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 16:59:09
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/177.jpg)


Sayfa:177   ENFÂL SÛRESİ   Cüz:9,Sûre:8



9.Hatırlayın ki, siz Rabbinizden yardım istiyordunuz. O da, ben peşpeşe gelen bin melek ile size yardım edeceğim, diyerek

duanızı kabul buyurdu.


(Resûlullah (s.a.v.) kendi arkadaşlarının azlığını, müşriklerin de çokluğunu görünce, kıbleye yönelerek iki elini uzattı ve şöy

le dua etti:''ALLAH'ım Bana verdiğin sözü yerine getir. ALLAH'ım! Bu cemaatı helâk edersen artık yeryüzünde sana ibadet ede

cek kimse kalmayacak!'' Resûlullah (s.a.v.) bu duayı devamlı olarak okudu. ALLAH Teâlâ da onun duasını kabul ederek bin

melek ile yardım etti. İşte yukarıdaki âyette buna işaret edilmektedir.)


10.ALLAH bunu (meleklerle yardımı) sadece müjde olsun ve onunla kalbiniz yatışsın diye yapmıştı. Zaten yardım ALLAH taraf

ındandır. Çünkü ALLAH mutlak galiptir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.


11.O zaman katından bir güven olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldırıyordu; sizi temizlemek, şeytanın pisliğini (verdiği

vesveseyi) sizden gidermek, kalplerimizi birbirine bağlamak ve savaşta sebat ettirmek için üzerinize gökten bir su (yağ

mur) indiriyordu.


(Kureyş ordusu daha önce gelip Bedir kuyusu çevresinde yerleşmişti. İslâm mücahitleri ise susuzdu. Aynı zamanda tut

tukları mevki de çok kumluk olduğundan serbestçe hareket etmelerine izin vermiyordu. Yağan yağmur hem kalplerinde

ki vesveseyi giderdi, morallerini yükseltti hem de su ihtiyaçlarını karşıladı. Ayrıca kumluk bir yer olan savaş alanını pek

iştirerek harekete elverişli bir duruma getirdi.)


12.Hani Rabbin meleklere:''Muhakkak ben sizinle beraberim; haydi iman edenlere destek olun; Ben kâfirlerin yüreğine kor

ku salacağım; vurun boyunlarına! Vurun onların bütün parmaklarına! diye vahyediyordu.


13.Bu söylenenler, onların ALLAH'a ve Resûlüne karşı gelmelerinden ötürüdür. Kim ALLAH Resûlüne karşı gelirse, bilsin ki

ALLAH, azabı şiddetli olandır.


14.İşte bu yenilgi size ALLAH'ın azabı! Şimdilik onu tadın! Kâfirlere bir de cehennem ateşinin azabı vardır.


15.Ey müminler! Toplu halde kâfirlerle karşılaştığınız zaman onlara arkanızı dönmeyin. (Korkup kaçmayın.)


16.Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilme veya diğer bölüğe ulaşıp mevzi tutma durumu dışında, kim öyle bir günde

onlara arka çevirirse muhakkak ki o, ALLAH'ın gazabını haketmiş olarak döner. Onun yeri de cehennemdir. Orası, varıla

cak ne kötü yerdir!


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 16:59:32
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/178.jpg)


Cüz:9,Sûre:8  ENFÂL SÛRESİ   Sayfa:178


17.(Savaşta) siz onları öldürmediniz, fakat ALLAH öldürdü onları; attığın zaman da sen atmadın, fakat ALLAH attı (onu).

Ve bunu, müminleri güzel bir imtihanla denemek için (yaptı). Şüphesiz ALLAH işitendir, bilendir.



(Kureyş ordusu, müslümanlarla savaşmak için ilerleyince Resûlullah (s.a.v.) ellerini kaldırarak:''ALLAH'ım! Kureyş, senin

Resûlünü yalanlayan kibirli liderleriyle geldi. ALLAH'ım! Bana verdiğin sözü yerine getirmeni diliyorum!'' diye dua etti. Ve

iki topluluk karşılaşınca yerden bir avuç toprak alıp düşmanın yüzlerine doğru serpti. Kureyş ordusunun gözleri görmez

oldu ve sonunda bozguna uğradılar. İşte bu âyette bu atışa işaret edilmekte, onu atanın gerçekte ALLAH olduğu bildiril

mektedir. Çünkü bu bir mucize idi ve Peygamber, onu atarken kendi adına değil, ALLAH adına atmıştı.)



18.Bu böyledir. Şüphesiz ALLAH, kâfirlerin tuzağını bozar.


19.(Ey kâfirler!) Eğer siz fetih istiyorsanız, size fetih geldi! (Yenelim derken yenildiniz.) Ve eğer (inkârdan) vazgeçerse

niz bu sizin için daha iyidir. Yine (Peygamber'e düşmanlığa) dönerseniz, biz de (ona) yardıma döneriz. Topluluğunuz

çok bile olsa, sizden hiçbir şeyi savamaz. Çünkü ALLAH müminlerle beraberdir.


20.Ey iman edenler! ALLAH'a ve Resûlüne itaat edin, işittiğiniz halde O'ndan yüz çevirmeyin.


21.İşitmedikleri halde işittik diyenler gibi olmayın.


22.Şüphesiz ALLAH katında hayvanların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.


23.ALLAH onlarda bir hayır görseydi elbette onlara işittirirdi. Fakat işittirseydi bile yine onlar yüz çevirerek  dönerlerdi.



(Bu âyetler, ALLAH Resûlünün sözlerini işitip de ehemmiyet vermeyen kimselere ihtardır. Bunlar zahirde işittiklerini ger

çek manada işitmedikleri için söz anlamayan sağır ve dilsiz hayvanlara benzetilmişlerdir. Bunlarda hayır istidatı yok

tur. Eğer hayra kabiliyetleri olsaydı, ALLAH onlara sözlerinin gerçek manasını işittirirdi.)


24.Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, ALLAH ve Resûlüne uyun. Ve bilin ki, ALLAH kişi ile onun

kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.



(İnsanlara hayat verecek şey ALLAH ve Resûlünün emir ve yasaklarıdır. Şüphesiz ki O'nun her emrinde bir hikmet ve ha

yat vardır. Onun için O'ndan gelen her emri kabullenmek ve yerine getirmek gerekir. Âyette ''ALLAH kişi ile kalbi arasına

girer'' buyuruluyor. Bu durumu tasvirden aciziz. Ancak başka bir âyette ''Biz insanlara şah damarından daha yakınız''

buyurulmuştur. ALLAH insanın kabiliyetine göre kalbini dilediği tarafa çevirir. Peygamberimiz şöyl dua ederdi:''Ey kalpleri

çeviren ALLAH! Benim kalbimi senin dinin üzerinde sabit kıl!'')


25.Bir de öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz (umuma sirayet eder ve hepsi

ni perişan eder). Biliniz ki, ALLAH'ın azabı şiddetlidir.


KAYNAK:KUR'ÂN-I  KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 16:59:54
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/179.jpg)


Sayfa:179  ENFÂL SÛRESİ  Cüz:9, Sûre:8



26.Hatırlayın ki, bir zaman siz yeryüzünde aciz tanınan az (bir toplum) idiniz; insanların sizi kapıp götürmesinden korku

yordunuz da şükredesiniz diye ALLAH size yer yurt verdi; yardımıyla sizi destekledi ve size temizinden rızıklar verdi.



27.Ey iman edenler! ALLAH'a ve Peygamber'e hainlik etmeyin; (sonra) bile bile kendi emanetlerinize hainlik etmiş olursu

nuz.


(Medine'de bir yahudi kabilesi olan Kurayzaoğulları bir savaşta, Peygamber ile daha önce yapmış oldukları antlaşmayı

bozarak müttefik müşrik ordularına yardım ettiler. Müşrik Arap orduları çekilip gittikten sonra Resûlullah onların kaleleri

ni kuşattı. Barış isteklerini de reddetti. Yalnız seçecekleri bir hakemin vereceği hükme razı olacağını bildirdi. Yahudiler

de hakem olarak Sa'd'ı seçtiler. Sonra da Sa'd'ın vereceği hüküm hakkında bir fikir edinmek üzere Ebu Lubâbe ile kon

uşmak istediler. Ebu Lubâbe gitti. Sa'd'ın hükmünün ne olacağını sordular. O da yahudilerin kesileceklerine işaret ola

rak boğazını gösterdi. İşte yukarıdaki âyet Ebu Lubâbe'nin bu davranışına işaret ederek onu kınamaktadır. Bunun üze

rine Ebu Lubâbe, kendisini mescidin direğine bağlayıp, ölünceye, ya da ALLAH tarafından affedilinceye kadar yeyip iç

meyeceğine dair yemin etti. Yedi gün sonra bayılıp düştü. Bunun üzerine affedildiğine dair bir âyet indi.)


28.Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan sebebidir ve büyük mükâfat ALLAH'ın katındadır.


29.Ey iman edenler! Eğer ALLAH'tan korkarsanız O, size iyi ile kötüyü ayıredecek bir anlayış verir, suçlarınızı örter, sizi

bağışlar. Çünkü ALLAH büyük lütuf sahibidir.


30.Hatırla ki, kâfirler seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için sana tuzak kuru

yorlardı. Onlar (sana) tuzak kurarlarken ALLAH da (onlara) tuzak kuruyordu. Çünkü ALLAH tuzak kuranların en iyisidir.



31.Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman derler ki:''(Evet) işittik, istesek biz de bunun benzerini elbette söyleyebiliriz.

Bu öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.''


32.Hani (o kâfirler) bir zaman da:''Ey ALLAH'ım! Eğer bu Kitap senin katından gelmiş bir gerçekse üzerimize gökten taş

yağdır, yahut bize elem verici bir azap getir!'' demişlerdi.


33.Halbuki sen onların içinde iken ALLAH, onlara azap edecek değildir. Ve onlar mağfiret dilerlerken de ALLAH onlara azap

edici değildir.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:00:17
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/180.jpg)



Cüz:9,Sûre:8 ENFÂL SÛRESİ   Sayfa:180


34.0nlar Mescid-i Haram'ın mütevellîleri olmadıkları halde (müminleri) oradan geri çevirirlerken ALLAH onlara ne diye

azap etmiyecek? Oranın mütevellîleri takvâ sahiplerinden başkaları değildir. Fakat onların çoğu bunu bilmez.



35.Onların Beytullah yanındaki duaları da ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. (Ey kâfirler!) İnkâr

etmekte olduğunuz şeylerden ötürü şimdi azabı tadın!


(Rivayet edildiğine göre, müşriklerin bazı erkek ve kadınları Beytullah'ı çıplak olarak tavaf ediyorlardı. Tavaf es

nasında parmaklarını birbirine kenetleyip ağızlarına götürerek ıslık çalıyorlar, bir taraftan da ellerini çırpıyorlardı.

Bu da iddialarına göre onların duası idi. İşte yukarıdaki âyet müşriklerin bu durumlarına işaret etmektedir.)


36.Şüphesiz ki inkâr edenlerin mallarını, (insanlarıı) ALLAH yolundan alıkoymak için harcıyorlar. Daha da harcaya

caklar. Ama sonunda bu, onlara yürek acısı olacak ve en sonunda mağlûp olacaklardır. Kâfirlikte ısrar edenler

ise cehenneme toplanacaklardır.


37.(Bu toplama) murdarı temizden ayıklaması (mümini kâfirden ayırması) ve bütün murdarların bir kısmını diğer

bir kısmının üstüne koyup hepsini yığarak cehenneme atması içindir. İşte onlar ziyana uğrayanların kendileri

dir.


38.İnkâr edenlere, (sana düşmanlıktan) vazgeçerlerse, geçmiş günahlarının bağışlanacağını söyle. Yok geri

dönerlerse kendilerinden öncekilerin hali gözlerinin önündedir.


39.Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen ALLAH'ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra) son verirler

se şüphesiz ki ALLAH onların yaptıklarını çok iyi görür.


40.Eğer (imandan) yüz çevirirlerse, bilin ki ALLAH sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:00:39
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/181.jpg)



Sayfa:181 ENFÂL SÛRESİ   Cüz:10,Sûre:8


41.Eğer ALLAH'a ve hak ile bâtılın ayrıldığı gün, iki ordunun birbirleri ile karşılaştığı gün (Bedir savaşında) kulumuza indirdiği

mize inanmışsanız, bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri ALLAH'a, Resûlüne, onun akrabalarına, ye

timlere, yoksullara ve yolcuya aittir. ALLAH her şeye hakkıyla kadirdir.



(Âyette zikredilen Peygamber'in akrabaları hakkında alimler ihtilâf etmişlerdir. Şâfiî'ye göre Hâşim ve Muttalip oğullarıdır;

diğer bir görüşe göre zekât almaları helâl olmayan akrabalardır, bir başka görüşe göre ise bütün Kureyş kabilesidir. Sa

vaşta alınan ganimetler beşe bölünür. Beşte biri âyette sayılanlara tahsis edilir. Kalan da savaşa katılan gazilere taksim

edilir.)


42.Hatırlayın ki, (Bedir savaşında) siz vadinin yakın kenarında (Medine tarafında) idiniz, onlar da uzak kenarında (Mekke

tarafında) idiler. Kervan da sizden daha aşağıda (deniz sahilinde) idi. Eğer (savaş için) sözleşmiş olsaydınız, sözleştiğiniz

vakit hususunda ihtilâfa düşerdiniz. Fakat ALLAH, gerekli olan emri yerine getirmesi, helâk olanın açık bir delille (gözüyle

gördükten sonra) helâk olması, yaşayanın da açık bir delille yaşaması için (böyle yaptı). Çünkü ALLAH hakkıyla işitendir, bil

endir.


43.Hatırla ki, ALLAH, uykunda sana onları az gösterdi. Eğer onları sana çok gösterseydi, elbette çekinecek ve bu iş hakkın

da münakaşaya girişecektiniz. Fakat ALLAH (sizi bundan) kurtardı. Şüphesiz O, kalplerin özünü bilir.


44.ALLAH, olacak bir işi yerine getirmek için (savaş alanında) karşılaştığınız zaman onları sizin gözlerinde az gösteriyor, si

zi de onların gözlerinde azaltıyordu. Bütün işler ALLAH'a döner.


45.Ey iman edenler! Herhangi bir topluluk ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve ALLAH'ı çok anın ki başarıya erişesiniz.


(Bu âyet-i kerîmenin işaretine göre savaş anlarında daima ALLAH'a dua etmek gerekir. Kulları, ALLAH'ı anmaktan alıkoyacak

hiçbir şey yoktur. Özellikle sıkıntılı anlarda doğrudan doğruya ona sığınmak gerekir.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:01:02
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/182.jpg)



Cüz:10,Sûre:8  ENFÂL SÛRESİ   Sayfa:182


46.ALLAH ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin.

Çünkü ALLAH sabredenlerle beraberdir.


(Âyette geçen ''rîh=rüzgâr'' kelimesi, kuvvet, yardım ve devlet karşılığında mecaz olarak kullanılmaktadır.)


47.Çalım satmak, insanlara gösteriş yapmak ve (insanları) ALLAH yolundan alıkoymak için yurtlarından çıkanlar (kâfirler)

gibi olmayın. ALLAH onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.


(Bedir Savaşı'ndan önce Şam'dan dönen ticaret kervanının reisi Ebu Süfyân, müslümanlardan gelmesi beklenen tehlike

yi atlatınca Kureyş ordusuna geri dönmeleri için haber gönderdi, fakat Ebu Cehil, ''Andolsun ki, Bedir'e varıp da orada

şaraplarımızı içmedikçe, cariyeler karşımızda çalgı çalıp şarkı söylemedikçe ve yanımızda bulunan Arapları doyurmadıkça

geri dönmeyeceğiz'' dedi. Gerçi Bedir'e gelmekle bir yiğitlik gösterdiler ama zafer şarabı yerine ölüm kadehlerini yudumla

dılar; cariyeler şarkı söyleme yerine ağlaştılar; Arapların aç karnını doyuracak yerde, onlar için acıkmış cehennem çukur

larını doldurdular. İşte bu âyette ALLAH Teâlâ müminlere, onlar gibi olmamayı, takvâ sahibi olmayı ve ALLAH'a dayanıp gü

venmeyi emretmektedir.)


48.Hani şeytan onlara yaptıklarını güzel gösterdi de: Bugün insanlardan size galip gelecek kimse yoktur, şüphesiz ben de

sizin yardımcınızım, dedi. Fakat iki ordu birbirini görünce ardına döndü ve: Ben sizden uzağım, ben sizin göremediklerinizi

(melekleri) görüyorum, ben ALLAH'tan korkuyorum; ALLAH'ın azabı şiddetlidir, dedi.


49.O  zaman münafıklarla kalplerinde hastalık bulunanlar, (sizin için), ''Bunları, dinleri aldatmış'' diyorlardı. Halbuki kim

ALLAH'a dayanırsa, bilsin ki ALLAH mutlak galiptir, hikmet sahibidir. (Kendisine güvenini üstün ve galip kılacak O'dur. Yoksa

orduların sayı ve techizat üstünlüğü değildir.)


50.Melekler yüzlerine ve arkalarına vurarak ve ''Tadın yakıcı cehennem azabını'' (diyerek) o kâfirlerin canlarını alırken on

ları bir görseydin!


51.İşte bu, ellerinizle yaptığınız yüzündendir, yoksa ALLAH kullara zulmedici değildir.


52.(Bunların gidişatı) tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin gidişatı gibidir. (Onlar da) ALLAH'ın âyetlerini inkâr etmişler

di de ALLAH onları günahları sebebiyle yakalamıştı. ALLAH güçlüdür. O'nun cezası şiddetlidir.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:02:00
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/183.jpg)



Sayfa:183  ENFÂL SÛRESİ  Cüz:10,Sûre:8



53.Bu da, bir millet kendilerinde bulunanı (güzel ahlâk ve meziyetleri) değiştirinceye kadar ALLAH'ın onlara verdiği nimeti değiştirme

yeceğinden dolayıdır. Gerçekten ALLAH işitendir, bilendir.


54.(Evet bunların durumu), Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumuna benzer. Onlar Rablerinin âyetlerini yalanlamışlardı; biz

de onları günahlarından ötürü helâk etmiştik ve Firavun ailesini (denizde) boğmuştuk. Hepsi de zalimler idiler.


55.ALLAH katında, yürüyen canlıların en kötüsü kâfir olanlardır. Çünkü onlar iman etmezler.


56.Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın, sonra her defasında hiç çekinmeden ahidlerini bozan kimselerdir.


(Bunlar Kureyza oğulları olarak tanınan yahudi kabilesidir. Peygamber (s.a.) onlarla, aleyhinde hareket etmemek üzere antlaşma yap

tığı halde müşriklere silah yardımında bulundular. Sonra, unuttuk, diyerek özür dilediler. Tekrar antlaşma yapıldı, yine bozup Hendek

savaşında müşriklerle birleştiler. Nihayet Ka'b b. Eşref, Mekke'ye giderek müslümanlar aleyhinde Mekkelilerle ittifak yaptı.)


57.Eğer savaşta onları yakalarsan, ibret almaları için onlar ile (onlara vereceğin ceza ile) arkalarında bulunan kimseleri dağıt.


58.(Antlaşma yaptığın) bir kavmin hainlik yapmasından korkarsan, sen de (onlarla yaptığın ahdi) aynı şekilde bozduğunu kendilerine bil

dir. Çünkü ALLAH, hainleri sevmez.


59.İnkâr edenler yakayı kurtardıklarını sanmasınlar. Çünkü onlar (bizi) aciz bırakamaz.


60.Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla ALLAH'ın düşmanını,

sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, ALLAH'ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. ALLAH yolunda ne harcarsanız

size eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.


(Bu âyette ALLAH Teâlâ düşmana karşı kuvvet hazırlamamızı emretmektedir. Bu kuvvetten maksat, savaşta düşmana üstünlük sağlaya

cak her çeşit vasıtadır. Kara, hava ve deniz kuvvetlerine ait bütün vasıta ve silahlar, kara ve demir yolları, ekonomik güç ve savaş

tekniği gibi şeyler bu kuvvet mefhumuna dahildir.)


61.Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sende ona yanaş ve ALLAH'a tevekkül et, çünkü O işitendir, bilendir.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:02:25
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/184.jpg)



Cüz:10,Sûre:8 ENFÂL SÛRESİ  Sayfa:184


62.Eğer sana hile yapmak isterlerse, şunu bil ki, ALLAH sana kâfidir. O, seni yardımıyla ve müminlerle destekleyendir.


63.Ve (ALLAH), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde buluna her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini bir

leştiremezdin, fakat ALLAH onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.


(Medineli Evs ve Hazrec kabileleri arasında sonu gelmeyen müthiş bir düşmanlık vardı. Aralarında kanlı savaşlar olmuş

ve her iki tarafın ileri gelenlerinden birçoğu ölmüştü. Uzun zaman birbirlerinden intikam almak için uğraştılar. ALLAH on

ları İslâm ile şereflendirince intikam alma duygusunu da onlardan kaldırdı, birleştiler, kucaklaştılar ve kaynaştılar. İşte

yukarıdaki âyette bu ve benzeri kaynaşmalara işaret edilmektedir.)


64.Ey Peygamber! Sana ve sana uyan müminlere ALLAH yeter.


65.Ey Peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüze (kâfire) galip gelirler.

Eğer sizden yüz kişi olursa, kâfir olanlardan bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir topluluktur.


66.Şimdi ALLAH, yükünüzü hafifletti; sizde zayıflık olduğunu bildi. O halde sizden sabırlı yüz kişi bulunursa, (onlardan)

iki yüz kişiye galip gelir. Ve eğer sizden bin kişi olursa, ALLAH'ın izniyle (onlardan) iki bin kişiye galip gelirler. ALLAH sab

redenlerle beraberdir.


(İlk zamanlarda müslümanların sayısı azdı, bir kişi on kişiye karşı savaşmak mecburiyetinde idi. Sayıları çoğalınca ALLAH

Teâlâ yüklerini hafifletti, bir müslümanın iki kâfire karşı savaşması emrolundu ve sabır gösterdikleri takdirde galibiyetin

kendileri için olacağı ifade edildi.


Bedir savaşında müslümanlar 70 kâfiri esir almışlardı. Resûlullah (s.a.v.) bu esirler hakkında ne gibi bir işlem yapılacağı

na dair arkadaşları ile görüştü. Neticede fidye alınarak serbest bırakılmalarına karar verildi. Bunun üzerine aşağıdaki

âyet nazil oldu.)


67.Yeryüzünde ağır basıncaya (küfrün belini kırıncaya) kadar, hiçbir peygambere esirleri bulunması yaraşmaz. Siz geçi

ci dünya malını istiyorsunuz, halbuki ALLAH (sizin için) ahireti istiyor. ALLAH güçlüdür. hikmet sahibidir.


(Savaşın hedefi zaferdir. Fidye karşılığı geri vermek maksadıyla düşman askerlerini esir almaya çalışmak zaferi olumsuz

yönde etkileyecekse bununla meşgul olmamak gerekir.)


68.ALLAH tarafından önceden verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldığınız fidyeden ötürü size mutlaka büyük bir azap doku

nurdu.


(Tefsircilere göre, âyette geçen ve hüküm manasına gelen ''kitap''dan maksat, ictihadda hata eden müctehide azap

edilmeyeceği hükmüdür.)


69.Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve temiz olarak yeyin. Ve ALLAH'tan korkun. Şüphesiz ki ALLAH bağışlayan,

merhamet edendir.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:02:47
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/185.jpg)


Sayfa:185   ENFÂL SÛRESİ  Cüz:10,Sûre:8


70.Ey Peygamber! Elinizdeki esirlere de ki: Eğer ALLAH kalplerinizde hayır olduğunu bilirse, sizden alınandan (fidyeden) daha hayır

lısını size verir ve sizi bağışlar. Çünkü ALLAH bağışlayandır, esirgeyendir.


(Rivayete göre bu âyet, Hz. Peygamber'in amcası olup Bedir savaşından sonra müşrik esirler arasında bulunan Abbas hakkında

inmiştir.


Hz. Peygamber, Abbas'a hem kendisi, hem de iki kardeşinin çocukları olan Akîl ve Nevfel için fidye teklif etmiş; Abbas ise, fakir

olduğunu söylemiş ve ''Ömrüm boyunca Kureyş'e el açıp dileneyim mi?'' demişti.


Hz. Peygamber, ''Bedir savaşına katılırken Ümmü Fâzıl'a emanet ettiğin altınlara ne demeli?'' deyince Abbas, Hz. Peygamber'in

bunu bilmesine hayret etmiş ve Resûlullah'ın peygamberliğini tasdik etmişti.)


71.Eğer sana hainlik etmek isterlerse (üzülme, çünkü) daha önce ALLAH'a da hainlik etmişlerdi de ALLAH onlara karşı sana imkân

ve kudret vermişti. ALLAH bilendir, hikmet sahibidir.


72.İman edip de hicret edenler, ALLAH yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp yardım edenler var

ya, işte onların bir kısmı diğer bir kısmının dostlarıdır. İman edip de hicret etmeyenlere gelince, onlar hicret edinceye kadar size

onların mirasından hiçbir pay yoktur. Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir

kavim aleyhine olmaksızın (o müslümanlara) yardım etmek üzerinize borçtur. ALLAH yapacaklarınızı hakkıyla görmektedir.


(Bu âyete göre muhacirler ve ensar, akraba olmadıkları halde birbirlerine vâris olurlardı. Daha sonra sadece akraba olanların bir

birlerine vâris olabileceğini bildiren 75. âyet inince, bazı tefsircilere göre bu âyetin hükmü kaldırılmış oldu.)


73.Kâfir olanlar da  birbirlerinin yardımcılarıdır. Eğer siz onu (ALLAH'ın emirlerini) yerine getirmezseniz yeryüzünde bir fitne ve bü

yük bir fesat olur.


74.İman edip de ALLAH yolunda hicret ve cihad edenler, (muhacirleri) barındıran ve yardım edenler var ya, işte gerçek müminler

onlardır. Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır.


75.Sonradan iman eden ve hicret edip de sizinle beraber cihad edenler de sizdendir. ALLAH'ın kitabına göre yakın akrabalar birbir

lerine (vâris olmağa) daha uygıundur. Şüphesiz ki ALLAH her şeyi bilendir.


(Dolayısıyla kimin kime vâris olacağını O daha iyi bilir. Bu âyet inince nesep yolu ile akraba olmayanlar birbirlerine vâris olamadılar.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:03:09
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/186.jpg)



Cüz:10,Sûre:9 TEVBE SÛRESİ   Sayfa:186



(9)


DOKUZUNCU SÛRE


et-TEVBE


Tevbe sûresi, 129 âyettir. 128 ve 129. âyetler Mekke'de, diğerleri Medine'de inmiştir. 104. âyet tevbe ile ilgili olduğu için

sûreye bu isim verilmiştir. Sûrenin bundan başka birçok ismi olup en meşhuru Berâe'dir. Bu sûrenin Enfâl sûresi'nin devamı

veya başlı başına bir sûre olup olmadığı hakkında ihtilâf olduğu için başında Besmele yazılmamıştır.


Hicretin dokuzuncu yılında Hz. Ebu Bekir, hac emiri olarak tayin edilmiş ve müslümanlar hacca gönderilmişti. Bu sûre inince

Resûlullah (s.a.v.) ALLAH'ın emirlerini hacdaki insanlara tebliğ etmesi için Hz. Ali'yi görevlendirdi. Hz. Ali hac kafilesine ulaştığın

da  Hz. Ebu Bekir, ''Amir olarak mı geldin, yoksa memur olarak mı?'' diye sordu; Hz. Ali, sadece sûreyi Mekke'de hacılara teb

liğ ile memur olduğunu bildirdi.


Hz. Ali bayramın birinci günü Akabe Cemresi yanında ayağa kalkarak kendisinin Peygamber tarafından gönderilmiş bir elçi ol

duğunu bildirdi ve bir hutbe okudu, sonra da bu sûrenin başından 30 veya 40 âyet okuyarak dedi ki:''Dört şeyi tebliğe memur

um:1.Bu yıldan sonra Kabe'ye hiçbir müşrik yaklaşmayacak, 2.Hiç kimse çıplak olarak Kabe'yi ziyaret etmeyecek, 3.Müminden

başkası cennete girmeyecek, 4.Müşrik kabileler tarafından bozulmamış antlaşmalar, antlaşma süresinin sonuna kadar yürürlük

te kalacak.''


1.ALLAH ve Resûlünden kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere bir ihtar!

 
2.(Ey müşrikler!) Yeryüzünde dört ay daha dolaşın. İyi bilin ki siz ALLAH'ı aciz bırakacak değilsiniz; ALLAH ise kâfirleri rezil (ve pe

rişan) edecektir.


3.Hacc-ı  ekber (en büyük hac) gününde ALLAH ve Resûlünden insanlara bir bildiridir: ALLAH ve Resûlü müşriklerden uzaktır. Eğer

tevbe ederseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Ve eğer yüz çevirirseniz bilin ki, siz ALLAH'ı aciz bırakacak değilsiniz. (Ey Muhammed)!

o kâfirlere elem verici bir azabı müjdele!


4.Ancak kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklerden (antlaşma şartlarına uyan) hiçbir şeyi size eksik bırakmayan ve sizin aleyhi

nize herhangi bir kimseye arka çıkmayanlar (bu hükmün) dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayınız.

ALLAH (haksızlıktan) sakınanları sever.


5.Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayın, onları hapsedin, onları her gözetleme yerinde oturup

bekleyin. Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekâtı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın. ALLAH yarlığayan, esirgeyendir.


6.Ve eğer müşriklerden biri senden aman dilerse, ALLAH'ın kelâmını işitip dinleyinceye kadar ona aman ver, sonra (müslüman olmaz

sa) onu güven içinde bulunacağı bir yere ulaştır. İşte bu (müsamaha) onların, bilmeyen bir kavim olmalarından dolayıdır.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:03:31
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/187.jpg)



Sayfa:187 TEVBE SÛRESİ  Cüz.10,Sûre:9


7.Mescid-i Haram'ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınızın dışında müşriklerin ALLAH ve Resûlü yanında nasıl (muteber)

bir ahdi olabilir? Onlar size karşı dürüst davrandıkları müddetçe siz de onlara dürüst davranın. Çünkü ALLAH (ahdi bozmaktan)

sakınanları sever.


(Tefsircilere göre âyette istisna edilenler, Hudeybiye antlaşmasına dolaylı olarak iştirak etmiş olan Huzeyme ve Müdlic oğul

larıdır. Kureyş ve onlara bağlı diğer müşrikler antlaşmayı bozdukları için müslümanlar harekete geçti ve Mekke'yi fethettiler.

Antlaşmayı bozmayan kabilelere dokunmadılar.)


8.Nasıl olabilir ki! Onlar size galip gelselerdi, sizin hakkınızda ne ahit, ne de antlaşma gözetirlerdi. Onlar ağızlarıyla sizi razı edi

yorlar, halbuki kalpleri (buna) karşı çıkıyor. Çünkü onların çoğu yoldan çıkmışlardır.


9.ALLAH'ın âyetlerine karşılık az bir değeri (dünya malını ve nefsânî istekleri) satın aldılar da (insanları) O'nun yolundan alıkoydu

lar. Gerçekten onların yapmakta oldukları şeyler ne kötüdür!


10.Bir mümin hakkında ne ahit tanırlar ne de antlaşma. Çünkü onlar saldırganların kendileridir.


11.Fakat tevbe eder, namaz kılar ve zekât verirlerse, artık onlar dinde kardeşlerinizdir. Biz, bilen bir kavme âyetlerimizi böyle

açıklıyoruz.


12.Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozarlar, dininize saldırırlarsa, küfrün önderlerine karşı savaşın. Çünkü onlar yemin

leri olmayan adamlardır. (Onlara karşı savaşırsanız) umulur ki küfre son verirler.


13.(Ey müminler!) verdikleri sözü bozan, Peygamber'i (yurdundan) çıkarmaya kalkışan ve ilk önce size karşı savaşa başlamış

olan bir kavme karşı savaşmayacak mısınız; yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer (gerçek) müminler iseniz, bilin ki, ALLAH,

kendisinden korkmanıza daha layıktır.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:03:50
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/188.jpg)


Cüz:10,Sûre:9  TEVBE SÛRESİ   Sayfa:188


14.Onlarla savaşın ki, ALLAH sizin ellerinizle onları cezalandırsın; onları rezil etsin; sizi onlara galip kılsın ve mümin toplumun

kalplerini ferahlatsın.


15.Ve onların (müminlerin) kalplerinden öfkeyi gidersin. ALLAH, dilediğinin tövbesini kabul eder. ALLAH bilendir, hikmet sahibi

dir.


(Çevre memleketlerden Medine'ye gelip müslüman olduktan sonra ülkelerine dönen müminler, o ülke halkı tarafından işken

celere maruz kalıyorlar, bu yüzden onlara karşı derin bir öfke besliyorlardı. İşte bu âyette o müminlerin durumuna işaret edil

mektedir. Buna göre o işkenceciler tevbe eder, müslüman olurlarsa ALLAH Teâlâ, onların tevbesini de kabul buyuracağını bil

dirmektedir. Çünkü ALLAH her şeyin hikmetini pek iyi bilir.)


16.Yoksa, ALLAH. sizden, cihad edip ALLAH, peygamber ve müminlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkar

madan bırakılacağınızı mı sandınız? ALLAH yaptıklarınızdan haberdardır.


(Peygamberimizin amcası Abbas b. Abdülmuttalip Bedir savaşında esir olduğu zaman müslümanlar, müşrik olduğundan ve ak

rabasıyla ilgisini kestiğinden dolayı onu, ayıplamışlardı. Hz. Ali ise daha ağır sözleri söylemişti. Abbas dedi ki:''Bizim kötü taraf

larımızı söylüyor, iyi taraflarımızı gizliyorsunuz. Biz Mescid-i Haram'ı imar ediyoruz, Kâbe'nin perdedarlığını yapıyoruz, hacılara

su dağıtıyoruz ve esirleri serbest bırakıyoruz.'' Bunun üzerine aşağıdaki âyet indi.)


17.ALLAH'a ortak koşanlar, kendilerinin kâfirliğine bizzat kendileri şahitlik ederlerken, ALLAH'ın mescitlerini imar etme selâhiyetle

ri yoktur. Onların bütün işleri boşa gitmiştir. Ve onlar ateşte ebedî kalacaklardır.


18.ALLAH'ın mescitlerini ancak ALLAH'a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ALLAH'tan başkasın

dan korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.


19.(Ey müşrikler!) Siz hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram'ı onarmayı, ALLAH'a ve ahiret gününe iman edip de ALLAH yolun

da cihad edenlerin imanı ile bir mi tutuyorsunuz? Halbuki onlar ALLAH katında eşit değillerdir. ALLAH zalimler topluluğunu hida

yete erdirmez.


(Bu âyete göre dindarlık, bir takım şeklî merasimlerden önce bir iman, tasdik ve ALLAH rızası için gayret demektir.


Bu şartlar tahakkuk ettikten sonradır ki hacılara su vermek, Mescid-i Haram'ı onarmak ve bakımını sağlamak gibi hizmetler

ALLAH nezdinde bir kıymet ifade eder.)


20.İman edip de hicret edenler ve ALLAH yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler, rütbe bakımından ALLAH katında daha

üstündürler. Kurtuluşa erenler de işte onlardır.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:04:11
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/189.jpg)



Sayfa:189 TEVBE SÛRESİ  Cüz:10,Sûre:9


21.Rableri onlara, tarafından bir rahmet ve hoşnutluk ile, kendileri için, içinde tükenmez nimetler bulunan cennetler müjdeler.


22.Onlar orada ebedî kalacaklardır. Şüphesiz ki ALLAH katında büyük mükâfat vardır.


23.Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) veli edinmeyin. Sizden kim onları

dost edinirse, işte onlar zalimlerin kendileridir.


24.De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım, akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından kork

tuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size ALLAH'tan, Resûlünden ve ALLAH yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık ALLAH

emrini yerine getirinceye kadar bekleyin. ALLAH fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.


(Resûlullah (s.a.v.) Mekke'yi fethettikten sonra onikibin kişilik bir ordu ile Taif'teki Hevâzin ve Sakîf kabilelerinin üzerine yürüdü.

İslâm ordusunun çokluğunu gören bazı müslümanlar, ''Bu ordu artık yenilmez'' şeklinde konuşarak kendilerini büyük görmüşlerdi.

Fakat Huneyn vadisinde kendilerinden çok daha az bir müşrik ordusu ile karşılaşınca bozguna uğradılar. Çünkü onlar çokluklarına

güvenmişlerdi. İşte aşağıdaki âyette onların bu durumuna işaret edilmektedir.)


25.Andolsun ki ALLAH, birçok yerde (savaş alanlarında) ve Huneyn savaşında size yardım etmişti. Hani çokluğunuz size kendinizi

beğendirmiş, fakat sizi hezimete uğramaktan kurtaramamıştı. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti, sonunda (bo

zularak) gerisin geri dönmüştünüz.


26.Sonra ALLAH, Resûl'ü ile sekînetini (sükûnet ve huzur duygusu) indirdi, sizin görmediğiniz ordular (melekler) indirdi de kâfirlere

azap etti. İşte bu, o kâfirlerin cezasıdır.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:04:29
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/190.jpg)


Cüz:10,Sûre:9 TEVBE SÛRESİ  Sayfa:190


27.Sonra ALLAH, bunun ardından yine dilediğinin tevbesini kabul eder. Zira ALLAH bağışlayan, esirgeyendir.


28.Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan

korkarsanız, (biliniz ki) ALLAH dilerse sizi kendi lütfundan zengin edecektir. Şüphesiz ALLAH iyi bilendir, hikmet sahibidir.


29.Kendilerine Kitap verilenlerden ALLAH'a ve ahiret gününe inanmayan, ALLAH ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak

dini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.


30.Yahudiler, Uzeyr ALLAH'ın oğludur, dediler. Hıristiyanlar da, Mesîh (İsa) ALLAH'ın oğludur dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri

sözlerdir. (Sözlerini) daha önce kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. ALLAH onları kahretsin! Nasıl da (haktan bâtıla) döndü

rülüyorlar!


31.(Yahudiler) ALLAH'ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (hıristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesîh'i (İsa'yı) rabler edindiler. Hal

buki onlara ancak tek ilâha kulluk etmeleri emrolundu. O'ndan başka tanrı yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.



(Yahudilerin Mukaddes Kitaplarını taşıyan sanşidık birkaç kez düşmanlarının eline geçmiş, Mukaddes Kitap saldırıya uğramış ve bizzat

Hz. Musa'ya verilen levhalar kaybolmuştur. Yahudi din adamları hafızalarında kalan bazı âyetleri parça parça yazmışlardı. Babil esaretin

de iyi bir yazıcı olan kâhin Ezrâ, şifahi ve kısmen yazılı olan rivayetleri bir araya toplayıp yahudi mukaddes kitabını meydana çıkarmıştı.

Bu hizmetinden dolayı Ezrâ, İsrailoğullarının saygısını kazanmış, bu saygı zamanla o kadar aşırı bir noktaya varmış ki yahudiler, Ezrâ'yı

ALLAH'ın oğlu saymışlardır. İşte yukarıdaki âyette buna işaret edilmektedir.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:04:48
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/191.jpg)



Sayfa:191 TEVBE SÛRESİ   Cüz:10,Sûre:9



32.ALLAH'ın nûrunu ağızlarıyla (üfleyip) söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler hoşlanmasalar da nûrunu tamamlamaktan asla vazgeçmez.


(Tefsircilerin çoğunluğuna göre âyette geçen ''ALLAH'ın nûru''ndan maksat Kur'ân-ı Kerîm veya İslâm dinidir.)


33.O (ALLAH), müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak için Resûlünü hidayet ve Hak Din ile gönderendir.


34.Ey iman edenler! (Biliniz ki), hahamlardan ve rahiplerden birçoğu insanların mallarını haksız yollardan yerler ve (insanları) ALLAH yolun

dan engellerler. Altın ve gümüşü yığıp da onları ALLAH yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele!


(Yahudi hahamları ile hıristiyan rahipleri Mukaddes Kitaplarındaki âyetleri dünya menfaati (aldıkları rüşvet) karşılığında ya değiştiriyorlar

veya hükmünü menfaatleri doğrultusunda yorumluyorlardı. Özellikle hz. Muhammed (sav)'in peygamberliği ile ilgili âyetleri tahrif ettiler. İşte

yukarıdaki âyette onların bu çirkin işlerine işaret edilmektedir. Ayrıca altın ve gümüşü veya nakit parayı ya da malı biriktirip de zekâtı

nı vermeyen, hayırlı ve yararlı işlerde kullanmayanların ahirette şiddetli azap ile ceza göreceklerini de haber vermektedir.)


35.(Bu paralar) cehennem ateşinde kızdırılıp bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları dağlanacağı gün (onlara denilir ki:) ''İşte bu ken

diniz için biriktirdiğiniz servettir. Artık yığmakta olduğunuz şeylerin (azabını) tadın!''


36.Gökleri ve yarattığı günde ALLAH'ın yazısına göre ALLAH'ın katında ayların sayısı on iki olup,  bunlardan dördü haram aylarıdır. İşte bu

doğru hesaptır. O aylar içinde (ALLAH'ın koyduğu yasağı çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin ve müşrikler nasıl sizinle topyekün savaşı

yorlarsa siz de onlara karşı topyekün savaşın ve bilin ki ALLAH (kötülüktek) sakınanlarla beraberdir.


(ALLAH Teâlâ gökleri ve yeri yarattığı zaman Ay'ın hareketini öyle ayarladı ki ay sistemine göre bir yılda on iki ay meydana geldi ve bir

yıl 365 gün oldu. Bu ayları isimleri şöyledir: Muharrem, safer, rabiülevvel, rabiülâhir, cemâziyelevvel, cemâziyelâhir, receb, şaban, ra

mazan, şevval, zilkade, zilhicce. Âyette işaret buyurulan ''haram aylar'' zilkade, zilhicce, muharrem ve recep aylarıdır ki, bu sûrenin

5. âyetinden de anlaşılacağı üzere bu aylarda savaş yasaklanmıştır.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:05:15
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/192.jpg)



Cüz:10,Sûre:9  TEVBE SÛRESİ  Sayfa:192



(Cahiliye devrinde, birbirleriyle çarpışmaya ve talana alışmış olan Araplara fasılasız dört ay güvenlik ve sulh içinde yaşamak çok ağır

geliyordu. Onun için Hz. İbrahim ve İsmail'den beri devam edegelen bu tertibi canlarının istediği gibi bozmaya, mesela muharrem ayın

daki hürmeti safer ayına çevirmeye, diğer haram ayları da ileri geri götürmeye başladılar. Bu hal hicretin 10. yılına kadar devam etti.

Veda Haccı'nda Resûlullah (s.a.v.), ayların o sene tam yerini bulduğunu açıkladı. Aşağıdaki âyet bu olayla ilgili olarak nâzil olmuştur.)




37.(Haram ayları) ertelemek, sadece kâfirlikte ileri gitmektir. Çünkü onunla, kâfir olanlar saptırılır. ALLAH'ın haram kıldığının sayısını boz

mak ve O'nun haram kıldığını helâl kılmak için (haram ayını) bir yıl helâl sayarlar, bir yıl da haram sayarlar. (Böylece) onların kötü işle

ri kendilerine güzel gösterilmiştir. ALLAH kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.



(Resûlullah (s.a.v.), hicretin dokuzuncu yılında Bizans İmparatorluğu'nun müslümanları imha etmek için 40.000 kişilik bir ordu hazırla

yıp savaşmak üzere sefere çıkardığını haber aldı ve Bizans İmparatorluğu'na karşı savaş ilan etti. Fakat münafıklar Resûlullah'ın aleyh

inde  propaganda yaptılar, Bizans'a karşı savaş ilan etmenin bir intihar olduğunu halk arasında yaydılar. Yeni müslüman olmuş bazı kim

seler bu propagandaya inandı ve savaşa katılmak istemediler. Fakat Resûlullah ve ashâbın gayretleriyle 30.000 kişilik müslüman ordu

su hazırlandı ve Tebük'e kadar gidildi. Düşman ordusu müslümanların geldiğini duyunca kaçıp gitti. İşte bundan sonraki âyetler, bu se

ferdeki müslümanların ve münafıkların tutum ve davranışları hakkında nâzil olmuştur.)



38.Ey iman edenler! Size ne oldu ki, ''ALLAH yolunda savaş çıkın!'' denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz? Dünya hayatını ahirete ter

cih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası ahiretin yanında pek azdır.


39.Eğer (gerektiğinde savaşa) çıkmazsanız, (ALLAH) sizi pek elem verici bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir kavim geti

rir; siz (savaşa çıkmamakla) O'na hiçbir zarar veremezsiniz. ALLAH her şeye kadirdir.


40.Eğer siz ona (Resûlullah'a) yardım etmezseniz (bu önemli değil); ona ALLAH yardım etmiştir: Hani, kâfirler onu, iki kişiden biri olarak

(Ebu Bekir ile birlikte Mekke'den) çıkarmışlardı; hani onlar mağaradaydı; o, arkadaşına: Üzülme, çünkü ALLAH bizimle beraberdir, diyordu.

Bunun üzerine ALLAH ona (sükûnet sağlayan) emniyetini indirdi, onu sizin görmediğiniz bir ordu ile destekledi ve kâfir olanların sözünü al

çalttı. ALLAH'ın sözü ise zaten yücedir. Çünkü ALLAH üstündür, hikmet sahibidir.


(Hicret esnasında müşrikler tarafından ısrarla takip edilen Hz. Peygamber (s.a.v.) ve Hz. Ebu Bekir (r.a.) bir ara Sevr mağarasına sığın

mışlardı. Müşriklerin ayak seslerini duyuyorlardı. Hz. Ebu Bekir (r.a.) korkmuştu. Rivayete göre müşrikler, mağaranın girişindeki örümcek

ağı ve güvercin yuvasını görünce, içerde kimse yoktur, diye bırakıp gittiler.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ


Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:05:38
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/193.jpg)



Sayfa:193  TEVBE SÛRESİ   Cüz:10,Sûre:9



41.(Ey müminler!) Gerek hafif, gerek ağır olarak savaşa çıkın, mallarınızla ve canlarınızla ALLAH yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz,

bu sizin için daha hayırlıdır.


(Âyet-i kerîmede ifade edilen hafiflik ve ağırlıktan maksat, şartlar ne olursa olsun, savaş kolay da olsa, zor da olsa, binekli de ol

sanız, yaya da olsanız; zayıf da olsa, kuvvetli de olsanız; zengin de olsanız, fakir de olsanız; genç de olsanız, ihtiyar da olsanız

savaşa çıkınız demektir. Ancak daha sonra inen 91. âyetle zayıflar, hastalar ve savaşta harcayacak bir şey bulamayacak kadar

fakir olanlar bu hükmün dışında bırakılmışlardır


Resûlullah Tebük seferine çıkarken münafıklar gelerek yalandan özür beyan ettiler, savaşa çıkmak istemediler. Resûlullah da gö

nülsüz savaşa çıkanlardan zaten hayır gelmeyeceğini bildiği için onlara izin verdi. Bunun üzerine aşağıdaki âyetler nâzil oldu.)



42.Eğer yakın bir dünya malı ve kolay bir yolculuk olsaydı (o münafıklar) mutlaka sana uyup peşinden gelirlerdi. Fakat meşakkat

li yol onlara uzak geldi. Gerçi onlar, ''Gücümüz yetseydi mutlaka sizinle beraber çıkardık'' diye kendilerini helâk edercesine ALLAH'a

yemin edecekler.  Halbuki ALLAH onların mutlaka yalancı olduklarını biliyor.


43.ALLAH seni affetti. Fakat doğru söyleyenler sana iyice belli olup, sen yalancıları bilinceye kadar onlara niçin izin verdin?


44.ALLAH'a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla canlarıyla savaşmaktan (geri kalmak için) senden izin istemezler. ALLAH takvâ

sahiplerini pek iyi bilir.


45.Ancak ALLAH'a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri şüpheye düşüp, kuşkuları içinde bocalayanlar senden izin isterler.


46.Eğer onlar (savaşa) çıkmak isteselerdi elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat ALLAH onların davranışlarını çirkin gördü

ve onları geri koydu; onlara ''Oturanlarla (kadın ve çocuklarla beraber oturun!'' denildi.


47.Eğer içinizde (onlar da savaşa) çıksalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmazdı ve mutlaka fitne çıkarmak isteyerek

aranızda koşarlardı. İçinizde, onlara iyice kulak verecekler de vardır. ALLAH zalimleri gayet iyi bilir.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:06:01
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/194.jpg)



Cüz:10, Sûre:9  TEVBE SÛRESİ  Sayfa:194



48.Andolsun onlar önceden de fitne çıkarmak istemişler ve sana nice işler çevirmişlerdir. Nihayet hak geldi ve onlar istemedik

leri halde ALLAH'ın emri yerini buldu.


(Münafıklar özellikle yeni müslüman olanları İslâm'dan  soğutmak, zor zamanlarda morallerini bozmak için hiçbir fırsatı kaçırmaz

lardı.


Resûlullah (s.a.v.) hayatta olduğu sürece onların bu çabaları tesirsiz kalmış; ALLAH'ın yardımı, Peygamber ve ashâbın ileri gel

enlerinin gayretleri karşısında münafıklar İslâm'ın gelişme ve yayılmasını durdurma emellerinde muvaffak olamamışlardır.)




49.Onlardan öylesi de var ki:''Bana izin ver, beni fitneye düşürme'' der. Bilesiniz ki onlar zaten fitneye düşmüşlerdir. Cehen

nem, kâfirleri mutlaka kuşatacaktır.


(Münafıklardan bazıları, kadınlara çok düşkün olduklarını, bu savaşa katılırlarsa Rum kızlarını görünce nefislerine hakim olama

yacaklarını, bunun da kendileri için bir fitne olacağını öne sürerek kendilerinin seferden bağışlanmalarını istemişlerdi.)


50.Eğer sana bir iyilik erişirse, bu onları üzer. Ve eğer başına bir musibet gelirse, ''İyi ki biz daha önce tedbirimizi almışız''

derler ve böbürlenerek dönüp giderler.


51.De ki: ALLAH'ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez. O bizim mevlâmızdır. Onun için müminler yalnız ALLAH'a da

yanıp güvensinler.


52.De ki: Siz bizim için ancak iki iyilikten birini beklemektesiniz. Biz de, ALLAH'ın, ya kendi katından veya bizim elimizle size

bir azap vermesini bekliyoruz. Haydi bekleyin; şüphesiz biz de sizinle beraber beklemekteyiz.


53.De ki: İster gönüllü verin ister gönülsüz, sizden (sadaka) asla kabul olunmayacaktır. Çünkü siz yoldan çıkan bir topluluk

oldunuz.


54.Onların harcamalarının kabul edilmesini engelleyen, onların ALLAH ve Resûlünü inkâr etmeleri, namaza ancak üşenerek gel

meleri ve istemeyerek harcamalarından başka bir şey değildir.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:06:20
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/195.jpg)


Sayfa:195  TEVBE SÛRESİ   Cüz:10,Sûre:9



55.(Ey Muhammed!) Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Çünkü ALLAH bunlarla, ancak dünya hayatında onların

azaplarını çoğaltmayı ve onların kâfir olarak canlarının çıkmasını istiyor.


56.(O münafıklar) mutlaka sizden olduklarına dair ALLAH'a yemin ederler. Halbuki onlar sizden değillerdir, fakat onlar (kılıç

larınızdan) korkan bir toplumdur.


57.Eğer suğınacak bir yer yahut (barınabilecek) mağaralar veya (sokulabilecek) bir delik bulsalardı, koşarak o tarafa yö

nelip giderlerdi.


(Rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) bir ganimeti bölüştürürken Temîm oğullarından Zü'l Huvaysıra adında birisi,

''Ya Resûlullah! Adaleti gözet'' dedi. Bunun üzerine Resûlullah:''Öyle mi! Ben de adaleti gözetmezsem artık kim adalet

yapar?'' diye cevap verdi. İşte aşağıdaki âyet bununla ilgili olarak indirildi.)


58.Onlardan sadakaların (taksimi) hususunda seni ayıplayanlar da vardır. Sadakalardan onlara da (bir pay) verilirse ra

zı olurlar, şayet onlara sadakalardan verilmezse hemen kızarlar.


59.Eğer onlar ALLAH ve Resûlünün kendilerine verdiğine razı olup, ''ALLAH bize yeter, yakında bize ALLAH da lütfundan ve

recek, Resûlü de. Biz yalnız ALLAH'a rağbet edenleriz'' deselerdi (daha iyi olurdu).


60.Sadakalar (zekâtlar) ALLAH'tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri

(İslâm'a) ısındırılacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, ALLAH yolunda çalışıp cihad ed

edenlere, yolcuya mahsustur. ALLAH pek iyi bilendir, hikmet sahibidir.


61.(Yine o münafıklardan:) O (Peygamber, her söyleneni dinleyen) bir kulaktır, diyerek peygamberi incitenler de vardır.

De ki: O, sizin için bir hayır kulağıdır. Çünkü o ALLAH'a inanır, müminlere güvenir ve o, sizden iman edenler için de bir rah

mettir. ALLAH'ın Resûlüne eziyet edenler için mutlaka elem verici bir azap vardır.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:06:39
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/196.jpg)



Cüz:10,Sûre:9  TEVBE SÛRESİ  Sayfa:196



62.Rızanızı almak için size (gelip) ALLAH'a and içerler. Eğer mümin iseler ALLAH ve Resûlünü razı etmeleri daha doğrudur.


63.(Hâla) bilmediler mi ki, kim ALLAH ve Resûlüne karşı koyarsa elbette onun için,  içinde ebedî kalacağı cehennem ateşi vardır. İşte bu

büyük bir rüsvaylıktır.


64.Münafıklar, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir sûrenin müminlere indirilmesinden çekinirler. De ki: Siz alay edin! ALLAH o

çekindiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır.


65.Eğer onlara, (niçin alay ettiklerini) sorarsan, elbette, biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk, derler. De ki: ALLAH ile, O'nun âyetleriy

ve O'nun peygamberi ile mi ediyordunuz?


(Rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) Tebük seferine giderken münafıklardan bir gurup Resûlullah hakkında:''Şu adamın haline bak

ın, Şam saraylarını fethetmek istiyor. O nerede, Şam saraylarını fethetmek nerde!'' diyerek onu küçümsediler ve hakkında dedikodu et

tiler. Durum Resûlullah'a vahiy yoluyla bildirildi. Münafıklar çağrılıp kendilerine niçin böyle yaptıkları sorulduğunda inkâr ettiler ve:''Yolcu

luk zahmetini unutturmak için şakalaşıyorduk'' şeklinde yalan beyanda bulundular. İşte yukarıdaki âyet bu münafıklar hakkında nâzil ol

muştur.)


66.(Boşuna) özür dilemeyin; çünkü siz iman ettikten sonra tekrar kâfir oldunuz. Sizden (tevbe eden) bir gurubu bağışlasak bile, bir guru

ba da suçlu olduklarından dolayı azap edeceğiz.


67.Münafık erkekler ve münafık kadınlar (sizden değil), birbirlerindendir. Onlar kötülüğü emreder, iyilikten alıkor ve cimrilik ederler. Onlar

ALLAH'ı unuttular. ALLAH'da onları unuttu! Çünkü münafıklar fâsıkların kendileridir.



(ALLAH'ın münafıkları unutmasından maksat, onlardan yardımını, hidayetini ve rahmetini kesmesi, münafıklıkları sebebiyle onları unutulmuş

ve terkedilmiş vaziyette bırakmasıdır. Buna göre, ALLAH'ın münafıkları unutması mecazî manadadır. Zira ALLAH unutmaktan münezzehtir.)



68.ALLAH erkek münafıklara da kadın münafıklara da  kâfirlere de içinde ebedî kalacakları cehennem ateşini vâdetti. O, onlara yeter. ALLAH

onlara lânet etmiştir! Onlar için devamlı bir azap vardır.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:06:57
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/197.jpg)




Sayfa:197  TEVBE SÛRESİ    Cüz:10,Sûre:9


69.(Ey münafıklar! Siz de) sizden öncekiler gibi (yaptınız). Onlar sizden kuvvetçe daha üstün mal ve evlatça daha çok idiler.

Onlar (dünya malından) paylarına düşenden faydalandılar. İşte sizden öncekiler nasıl paylarına düşenden faydalandıysalar, siz

de payınıza düşenden faydalandınız ve (bâtıla) dalanlar gibi siz de daldınız. İşte onların amelleri dünyada da ahirette de boşa

gitmiştir. Ve onlar ziyana uğrayanların kendileridir.


70.Onlara kendilerinden evvelkilerin, Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve altüst olan şehirlerin

haberleri ulaşmadı mı? Peygamberi onlara apaçık mucizeler getirmişti. Demek ki, ALLAH onlara zulmedecek değildi, fakat onlar ken

di kendilerine zulmetmekte idiler.


(Âyette zikredilen kavimlere peygamberler mucizelerle geldiler. Fakat, bu kavimler peygamberlerini yalanladılar. ALLAH Teâlâ da her

birini bir felâketle helâk etti: Nuh Peygamber kendi kavmine gönderildi. Kavmi onu inkâr edince meşhur Nuh tufanında boğulup he

lâk oldular. Âd kavmine Hûd Peygamber gönderildi. Onlar şiddetli rüzgâr ile helâk oldu; Semûd kavmine Salih Peygamber gönderildi.

Onlar da depremle helâk oldular. Hz. İbrahim'in kavmi ise sinekle helâk oldu; Medyen halkına Şuayb Peygamber gönderilmişti, onlar

ateşle helâk oldular; şehirleri altüst olarak helâk olan kavim ise Lût Peygamberin kavmidir.)


71.Mümin erkeklerle mümin kadınlar  da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, ze

kâtı verirler, ALLAH ve Resûlüne itaat ederler. İşte onlara ALLAH rahmet edecektir. Şüphesiz ALLAH azîzdir, hikmet sahibidir.


(İctimaî şuur, fertlerin dinî ve ahlâkî  kusurları ve kötülükleri karşısında da duyarlı olmak zorundadır. Nitekim, yukarıdaki âyette, kadın

olsun, erkek olsun müminlerin, birbirlerine iyiliği emredip kötülükten alıkoymalarının, aralarındaki velayet bağı ve kardeşliğin zaruri bir

sonucu olduğuna işaret edilmiştir. Bu görev ve yetki cinsiyet farkı gözetmeden İslâm toplumunun bütün fertlerine verilmiştir.)


72.ALLAH, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, içinde ebedî kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel

meskenler vâdetti. ALLAH'ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte büyük kurtuluş da budur.


(ALLAH Teâlâ, iman edip güzel ameller işleyenlere, yukarıdaki âyette ve daha birçok başka âyetlerde çeşitli cennet nimetleri va'detmiş

tir. Fakat bu âyet ALLAH rızasının, bütün mükâfatlardan daha üstün olduğunu bildirmekte böylece dinî ve ahlâkî vazifelerin en yüksek

gayesinin ''ALLAH rızası'' olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü, diğer cennet nimetleri daha ziyade bedenî ve hissî taleplerimiz olduğu hal

de  ALLAH rızası ruhumuzun talebi ve özlemidir.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:07:16
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/198.jpg)



Cüz:10,Sûre:9   TEVBE SÛRESİ   Sayfa:198



73.Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü

bir varış yeridir!



(Resûlullah (s.a.v.), Tebük'te düşmanı beklerken kendisine vahiyler geliyor ve O, savaştan geri kalanları devamlı ayıplıyordu. Celâs

b. Süveyd adındaki bir münafık dedi ki:''Eğer münafıkların kardeşlerimiz için dedikleri doğru ise, eşeklerden alçak olalım!'' Bu sözü işi

ten Âmir b. Kays, derhal cevap verdi:''Muhammed muhakkak doğru söylüyor. Siz ise eşeklerden alçaksınız!'' Resûlullah Medine'ye

dönünce, Amir durumu Peygamber'e arzetti... Celâs:''Bana iftira ediyor'' diyerek söylediklerini inkâr etti. Resûlullah her ikisinin de min

berin önünde yemin etmelerini emretti. Ancak Âmir yeminden sonra ellerini kaldırarak, ''Yâ Rab, doğru söyleyeni tasdik, yalan söyle

yeni tekzib eden bir âyeti Peygamberi'ne gönder'' diye dua etti; Resûlullah ile diğer müminler de, ''Amin'' dediler. Hemen aşağıdaki

âyet nâzil oldu. Celâs suçunu itiraf ve tövbe etti.)



74.(Ey Muhammed! O sözleri) söylemediklerine dair ALLAH'a yemin ediyorlar. Halbuki o küfür sözünü elbette söylediler ve müslüman

olduktan sonra kâfir oldular. Başaramadıkları bir şeye (Peygamber'e suikast yapmaya) de yeltendiler. Ve sırf ALLAH ve Resûlü kendi

lütuflarından onları zenginleştirdiği için öç almaya kalkıştılar. Eğer tevbe ederlerse onlar için daha hayırlı olur. Yüz çevirirlerse ALLAH

onları dünyada da, ahirette de elem verici bir azaba çarptıracaktır. Yeryüzünde onların ne dostu ne de yardımcısı vardır.



(Medinelilerin bir kısmı fakir idi. Resûlullah geldikten sonra zenginleştiler. Sonra da münafıklar nankörlük edip Peygamber'e kötülük

etmeye kalkıştılar.)


75.Onlardan kimi de, ''Eğer ALLAH lütuf ve kereminden bize verirse, mutlaka sadaka vereceğiz ve elbette biz salihlerden olacağız!''

diye ALLAH'a and içti.


76.Fakat ALLAH lütfundan onlara (zenginlik) verince, ondan cimrilik edip (ALLAH'ın emrinden) yüz çevirerek sözlerinden döndüler.


77.Nihayet, ALLAH'a verdikleri sözden döndüklerinden ve yalan söylediklerinden dolayı ALLAH, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar

onların kalbine nifak (ikiyüzlülük) soktu.


78.(Münafıklar), ALLAH'ın, onların sırrını da fısıtılarını da bildiğini ve gaybları (gizli şeyleri) çok iyi bilen olduğunu hâla anlamadılar mı?


79.Sadakalar hususunda, müminlerden gönüllü verenleri ve güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alay ed

enler var ya, ALLAH işte onları maskaraya çevirmiştir. Ve onlar için elem verici azap vardır.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ 
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:07:38
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/199.jpg)



Sayfa:199 TEVBE SÛRESİ  Cüz:10,Sûre:9



(Münafıkların reisi Abdullah b. Übeyy, ölüm hastalığına yakalandığı zaman oğlu Abdullah, Resûlullah (s.a.v.)'e gelerek babası için

istiğfar etmesini istedi. Abdullah hâlis bir müslüman olduğu için Resûlullah onun hatırını kırmadı ve babasının affı için ALLAH'a dua

etti. Bunun üzerine aşağıdaki âyet nâzil oldu.)


80.(Ey Muhammed!) Onlar için ister af dile, ister dileme; onlar için yetmiş kez af dilesen de ALLAH onları asla affetmeyecek. Bu,

onların ALLAH ve Resûlünü inkâr etmelerinden ötürüdür. ALLAH fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.


81.ALLAH'ın Resûlüne muhalefet etmek için geri kalanlar (sefere çıkmayıp) oturmaları ile sevindiler; mallarıyla, canlarıyla ALLAH yol

unda cihad etmeyi çirkin gördüler; ''bu sıcakta sefere çıkmayın'' dediler. De ki:''Cehennem ateşi daha sıcaktır!'' Keşke anlasalar

dı!


82.Artık kazanmakta olduklarının cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar!


(İşledikleri günahların ahiretteki cezası şiddetlidir. Onun için onların gülmeleri değil ağlamaları gerekir.)


83.Eğer ALLAH seni onlardan bir gurubun yanına döndürür de (Tebük seferinden Medine'ye döner de başka bir savaşa seninle be

raber) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: Benimle beraber asla çıkmayacaksınız ve düşmana karşı benimle beraber asla sa

vaşmıyacaksınız! Çünkü siz birinci defa (Tebük seferinde) yerinizde kalmaya razı oldunuz. Şimdi de geri kalanlarla (kadın ve ço

cuklarla) beraber oturun!


84.Onlardan ölmüş olan hiçbirine asla namaz kılma; onun kabri başında da durma! Çünkü onlar, ALLAH ve Resûlünü inkâr ettiler

ve fâsık olarak öldüler.


85.Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Çünkü ALLAH, bunlarla ancak dünyada onların azaplarını çoğaltmayı ve onların

kâfir olarak canlarının güçlükle çıkmasını istiyor.


86.''ALLAH'a inanın, Resûlü ile beraber cihad edin'' diye bir sûre indirildiği zaman, onlardan servet sahibi olanlar, senden izin istedi

ler ve: Bizi bırak (evlerinde) oturanlarla beraber olalım, dediler.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:08:10
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/200.jpg)



Cüz:10, Sûre:9  TEVBE SÛRESİ    Sayfa:200


87.Geride kalan kadınlarla beraber olmaya razı oldular, onların kalplerine mühür vuruldu. Bu yüzden onlar anlamazlar.


(Yani nünafıklıkları sebebiyle basiretleri bağlanmış olan ve bu yüzden, gazilerle birlikte olmak yerine, kadınlar, çocuklar ve acizlerle birlikte

evlerinde kalmayı tercih eden bu insanlar, hakkın gerçekleşmesi ve kötülüğün ortadan kaldırılması uğruna savaşmanın önemini anlamazlar.)



88.Fakat Peygamber ve onunla beraber inananlar, mallarıyla, canlarıyla cihad ettiler. İşte bütün hayırlar onlarındır ve onlar kurtuluşa eren

lerin kendileridir.


(Âyette geçen ''bütün hayırlar''dan maksat, hakkın zaferi, hakimiyeti ve bu uğurda savaşanların elde ettikleri dünyevî ve uhrevî nimetler

dir.)


89.ALLAH, onlara içinde ebedî kalacakları ve zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kazanç budur.


90.Bedevîlerden, (mazeretleri olduğunu iddia edenler), kendilerine izin verilsin diye geldiler. ALLAH ve Resûlüne yalan söyleyenler de otur

up kaldılar. Onlardan kâfir olanlara elem verici bir azap erişecektir.


91.ALLAH ve Resûlü için (insanlara) öğüt verdikleri takdirde, zayıflara, hastalara ve (savaşta) harcayacak bir şey bulamayanlara günah

yoktur. Zira iyilik edenlerin aleyhine bir yol (sorumluluk) yoktur. ALLAH çok bağışlayan ve çok esirgeyendir.


(Hasta, zayıf ve fakirler memeleketlerinde kaldıklarında fitneye meydan vermez, yalan haberler yaymaz, savaşa katılanların ailelerine

yardımcı olur ve güzel amel işlerlerse, savaşa katılmadıklarından ötürü onlara bir günah yoktur. Ancak bunların savaşa katılmalarının ya

sak olduğuna dair herhangi bir emir de yoktur. Bu sınıflardan biri, geri hizmetlerde çalışmak üzere ve orduya yük olmamak şartıyla sava

şa katılabilirler.)


92.Kendilerine binek sağlaman için geldiklerinde: Sizi bindirecek bir binek bulamıyorum, deyince, harcayacak bir şey bulamadıklarından

dolayı üzüntüden gözleri yaş dökerek dönen kimselere de (sorumluluk yoktur.)


(Ashâb-ı kiramdan, çok fakir olan bir gurup Tebük seferine katılmak istemiş fakat yiyecek, giyecek ve binek bulamamışlardı. Bunları te

min etmesi için Peygamber (s.a.v.)'e başvurdular. O da onları bindirip sevkedecek bir şey bulamadığını bildirince, üzüntülerinden ağlaya

rak geri döndüler. İşte yukarıdaki âyette bunlara işaret edilmektedir.)


93.Sorumluluk ancak, zengin oldukları halde senden izin isteyenleredir. Çünkü onlar geri kalan kadınlarla beraber olmaya razı oldular.

ALLAH da onların kalplerini mühürledi, artık onlar (neyin doğru olduğunu) bilmezler.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:08:31
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/201.jpg)



Sayfa:201  TEVBE  SÛRESİ    Cüz:11,Sûre:9


94.(Seferden) onlara döndüğünüz zaman size özür beyan edecekler. De ki:(Boşuna) özür dilemeyin! Size asla inanmayız; çünkü ALLAH,

haberlerinizi bildirmiştir. (Bundan sonraki) amelinizi ALLAH da görecektir, Resûlü de. Sonra görüleni ve görülmeyeni bilene döndürüleceksi

niz de yapmakta olduklarınızı size haber verecektir.



95.Onların yanına döndüğünüz zaman size, kendilerinden (onları cezalandırmaktan) vazgeçmeniz için ALLAH adına and içecekler. Artık on

lardan yüz çevirin. Çünkü onlar murdardır. Kazanmakta olduklarına (kötü işlerine) karşılık ceza olarak varacakları yer cehennemdir.


(Bu âyette, hali vakti yerinde olduğu halde sırf korkularından ve dine karşı sadakatsizliklerinden dolayı savaşa katılmayan, sonra da ALLAH

adına yemin ederek asılsız mazeretler ileri süren münafıkların ''murdar'' oldukları ifade buyurulmuştur. Çünkü münafık samimiyetsizdir; ne

mümin gibi imanını açıkca ortaya koyabilir, ne de kâfir gibi küfrünü ilan eder. O şahsiyetsiz ve dengesizdir. Adi menfaatleri için her renge

girer. İşte Kur'ân'ın ''murdar'' dediği, bu iğrenç tabiat ve kötü ahlâktır.)


96.Onlardan razı olasınız diye size yemin edecekler. Fakat siz onlardan razı olsanız bile ALLAH fâsıklar topluluğundan asla razı olmaz.


97.Bedevîler, kâfirlik ve münafıklık bakımından hem daha beter, hem de ALLAH'ın Resûlüne indirdiği kanunları tanımamaya daha yatkındır.

ALLAH çok iyi bilendir, hikmet sahibidir.


98.Bedevîlerden öylesi vardır ki (ALLAH yolunda) harcayacağını angarya sayar ve sizin başınıza belâlar gelmesini bekler. (Bekledikler) o

kötü belâ kendi başlarına gelmiştir. ALLAH pek iyi işiten, çok iyi bilendir.


99.Bedevîlerden öylesi de vardır ki, ALLAH'a ve ahiret gününe inanır, (hayır için) harcayacağını ALLAH katında yakınlığa ve Peygamber'in

dualarını almaya vesile edinir.  Bilesiniz ki o (harcadıkları mal, ALLAH katında) onlar için bir yakınlıktır. ALLAH onları rahmetine (cennetine)

koyacaktır. Şüphesiz ALLAH bağışlayan ve esirgeyendir.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:08:53
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/202.jpg)



Cüz:11, Sûre:9  TEVBE SÛRESİ    Sayfa:202


100.(İslâm dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar var ya, işte ALLAH onlardan razı

olmuştur, onlar da ALLAH'tan razı olmuşlardır. ALLAH onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İş

te bu büyük kurtuluştur.



101.Çevrenizdeki bedevî Araplardan ve Medine halkından birtakım münafıklar vardır ki, münafıklıkta maharet kazanmışlardır. Sen onları

bilmezsin, biz biliriz onları. Onlara iki kez azap edeceğiz, sonra da onlar büyük bir azaba itileceklerdir.


(Birtakım münafıklar ikiyüzlülükte o derece maharet kazanmışlardı ki, keskin zeka ve ferasetine rağmen Peygamber (s.a.v.), onların

münafık olduklarını sezemiyordu. Ancak ALLAH'tan bir vahiy gelirse o zaman durumlarını anlıyordu. Çünkü münafıklar, kendilerine gelebile

cek en ufak tenkit noktalarını biliyor ve ona göre davranıyorlardı.)


102.Diğerleri ise günahlarını itiraf ettiler, iyi bir ameli diğer kötü bir amelle karıştırdılar. (Tevbe ederlerse) umulur ki ALLAH onların tevbe

sini kabul eder. Çünkü ALLAH çok bağışlayan, pek esirgeyendir.


(Tebük seferinden geri kalan bir gurup, hatalarını anlayıp pişman olduktan sonra, kendilerini camiinin direklerine bağladılar ve ALLAH Re

sulü çözmedikçe kendilerini çözmeyeceklerine yemin ettiler. Resûlullah (s.a.v.) seferden döndükten sonra onların durumunu öğrenince,

buyurdu ki: Haklarında emir alıncaya kadar ben de onları çözmeyeceğime yemin ederim. Sonra bu âyet inince onları çözdü.)


103.Onların mallarından sadaka al; bununla onları (günahlardan) temizlersin, onları arıtıp yüceltirsin. Ve onlar için dua et. Çünkü senin

dua onlar için sükûnettir (onları yatıştırır). ALLAH işitendir, bilendir.


104.ALLAH'ın, kullarının tevbesini kabul edeceğini, sadakaları geri çevirmeyeceğini ve ALLAH'ın tevbeyi çok kabul eden ve pek esirgeyen

olduğunu hâla bilmezler mi?


105.De ki:(Yapacağınızı) yapın! Amelinizi ALLAH da Resûlü de müminler de görecektir. Sonra görüleni ve görülmeyeni bilen ALLAH'a döndü

rüleceksiniz de O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.


106.(Sefere katılmayanlardan) diğer bir gurup da ALLAH'ın emrine bırakılmışlardır. O, bunlara ya azap eder veya tevbelerini kabul eder.

ALLAH çok bilendir, hikmet sahibidir.


(ALLAH Teâlâ savaştan geri kalanları üç guruba ayırdı:

1.Münafıklığı kendilerine huy edinenler.

2.Günahlarını itiraf ettikten sonra tevbe edip üzüntülerini açıklayan ve bu uğurda mallarını feda edenler.

3.Ne itiraf, ne de tevbe edenlerdir ki bunlar hakkında 118. âyet nâzil olmuştur.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:09:12
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/203.jpg)



Sayfa:203  TEVBE SÛRESİ   Cüz:11,Sûre:9
 


(Medine'de İslâm'dan önce Ebu Âmir isminde birisi hıristiyan papazı olmuş ve Resûlullah'ın peygamberliğine haset ederek Uhud ve Huneyn'de

ona karşı savaşmıştı. Bu müşriklerin mağlubiyeti üzerine ümit keserek Şam'a kaçtı. Oradan münafıklara, ''Elinizden geldiği kadar silahlanın, ha

zırlanın ve benim için bir mabet yapın. Ben Rum Kayseri'ne gidiyorum, oradan büyük bir ordu ile gelip Muhammed ve arkadaşlarını sürüp çıka

racağım'' diye haber gönderdi. Münafıklar da Kuba Mescidi'nin cemaatini bölmek, müminler arasına nifak sokmak ve adı geçen papaza bir ma

bet hazırlamak maksadıyla bir mescit yaptılar. Resûlullah Tebük seferinden dönünce, yaptıkları mescitte namaz kılması için onu davet ettiler.

Resûlullah daveti kabul edip gitmeye hazırlanırken aşağıdaki âyet indi.)


107.(Münafıklar arasında) bir de (müminlere) zarar vermek, (hakkı) inkâr etmek, müminlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce ALLAH ve Re

sûlüne karşı savaşmış olan adamı beklemek için bir mescit kuranlar ve: (Bununla) iyilikten başka birşey istemedik, diye mutlaka yemin edecek

olanlar da vardır. Halbuki ALLAH onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder.


108.Onun içinde asla namaz kılma! İlk günden takvâ üzerine kurulan mescit (Kuba Mescidi) içinde namaz kılman elbette daha doğrudur. Onda

temizlenmeyi seven adamlar vardır. ALLAH da çok temizlenenleri sever.


109.Binasını ALLAH korkusu ve rızası üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa yapısını yıkılacak bir yarın kenarına kurup, onunla beraber ken

disi de çöküp cehennem ateşine giden kimse mi? ALLAH zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.


110.Yaptıkları bina, (ölüp de) kalpleri parçalanıncaya kadar yüreklerine devamlı olarak kuşku (sebebi) olacaktır. ALLAH çok iyi bilendir, hikmet sa

hibidir.


111.ALLAH müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar ALLAH yolunda savaşırlar, öldü

rürler, ölürler. (Bu), Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'ân'da ALLAH üzerine hak bir vaaddir. ALLAH'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde

O'nunla yapmış olduğunuz bu alışverişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır.



(Mekke'de Akabe biatı sırasında, ensardan 70 kişi Resûlullah'a biat ederlerken, içlerinden Abdullah b. Revaha, ''Ya Resûlullah! Rabbin ve senin iç

in şartların nedir?'' demişti. Resûlullah buyurdu ki:''Rabbim için şartım O'na ibadet etmeniz, O'na hiçbir eş tutmamanızdır; kendim hakkındaki şart

ım da canlarınızı ve mallarınızı nasıl müdafaa ediyorsanız beni de öyle savunmanızdır. Tekrar soruldu:''Böyle yaparsak bize ne vardır?'' Resûlullah:

''Cennet vardır'' diye cevap verdi. Onlar da:''Ne kârlı alışveriş! Bundan ne döneriz, ne de dönülmesini isteriz'' dediler. İşte yukarıdaki âyet bunlar

hakkında nâzil oldu.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:09:37
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/204.jpg)




Cüz:11,Sûre:9  TEVBE SÛRESİ  Sayfa:204



112.(Bu alışverişi yapanlar), tevbe edenler,  ibadet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredip kötülük

ten alıkoyanlar ve ALLAH'ın sınırlarını koruyanlardır. O müminleri müjdele!



(Âyette geçen ''es-sâihûn'' oruç tutanlar olduğu gibi, cihad edenler ve yeryüzünde ALLAH'ın kudretini, güzel eserlerini ve ibret alınacak şeyleri

görmek, bilgi kazanmak veya gönlünce ibadet ve taatını yapabilmek için seyahat edenler manasını da ifade etmektedir.)


113.(Kâfir olarak ölüp) cehennem ehli oldukları onlara açıkca belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar, (ALLAH'a) ortak koşanlar için af dilemek

ne peygambere yaraşır, ne de inananlara.


(Rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) amcası Ebû Talip için ALLAH'tan mağfiret dilemek istemiş, bunun üzerine yukarıdaki âyet inmiştir.


Daha önce de İbrahim Peygamber, babasının affı için ALLAH'a dua edeceğine dair babasına söz vermiş ve ALLAH'tan onun affını dilemişti. Fakat

babasının ALLAH düşmanı olduğunu anlayınca dua etmeyi bıraktı. Aşağıdaki âyet de onunla ilgilidir.)


114.İbrahim'in babası için af dilemesi, sadece ona verdiği sözden dolayı idi. Ne var ki, onun ALLAH'ın düşmanı olduğu kendisine belli olunca, on

dan uzaklaştı. Şüphesiz ki İbrahim çok yumuşak huylu ve pek sabırlı idi.


115.ALLAH bir topluluğu doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine açıklayıncaya kadar onları saptıracak değildir. ALLAH her şe

yi çok iyi bilendir.


(Bu âyette, müşriklerin affı için dua etmenin yasak olduğu bildirilmeden önce, bunu yapanların ve haram olan şeyleri, yasak emri gelmeden ön

ce, bunu yapanların ve haram olan şeyleri, yasak emri gelmeden önce yapmış olanların sorumlu tutulmayacağı, sorumluluğun ancak hükümler

in açıkca bildirilmesinden sonra gerçekleşeceği ifade edilmektedir.)



116.Göklerin ve yerin mülkü yalnız ALLAH'ındır. O diriltir ve öldürür. Sizin için ALLAH'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.


117.Andolsun ki ALLAH, müslümanlardan bir gurubun kalpleri eğrilmeye yüz tuttuktan sonra, Peygamberi ve güçlük zamanında ona uyan muha

cirlerle ensarı affetti. Sonra da onların tevbelerini kabul etti. Çünkü O, onlara karşı çok şefkatli, pek merhametlidir.


(Peygamberimiz Tebük seferine çıkarken, münafıklar gelip yalandan özür beyan ederek izin istediler, o da onlara izin verdi. Bu hususta 43. ây

et indi ve ALLAH Teâlâ Peygamber'i ikaz etti. Münafıkların propagandasına aldanan bazı müslümanların da kalbine terddüt düşmüştü. Sonradan

onlar da tevbe ettiler.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:09:58
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/205.jpg)


Sayfa:205  TEVBE SÛRESİ  Cüz:11,Sûre:9



(Tebük seferine katılmayanlar arasında Ka'b b. Mâlik, Hilâl b. Ümeyye ve Memâre b. Râbiîn adlı sahâbîler de vardır ki, tefsircilere göre aşağı

daki âyette işaret edilen 3 kişi bunlardır.)


118.Ve (seferden) geri bırakılan üç kişinin de (tevbelerini kabul etti). Yeryüzü, genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sık

tıkça sıkmıştı. Nihayet ALLAH'tan (O'nun azabından) yine ALLAH'a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hallerine) dönmele

ri için ALLAH onların tevbesini kabul etti. Çünkü ALLAH tevbeyi çok kabul eden, pek esirgeyendir.


119.Ey iman edenler! ALLAH'tan korkun ve doğrularla beraber olun.


120.Medine halkına ve onların çevresinde bulunan bedevî Araplara ALLAH'ın Resûlünden geri kalmaları ve onun canından önce kendi canlarını düş

ünmeleri yakışmaz. İşte onların ALLAH yolunda bir susuzluğa, bir yorgunluğa ve bir açlığa dûçar olmaları, kâfirleri öfkelendirecek bir yere (ayak)

basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları, ancak bunların karşılığında kendilerine salih bir amel yazılması içindir. Çünkü ALLAH iyilik yapan

ların mükâfatını zayi etmez.


121.ALLAH onları, yapmakta olduklarının en güzeli ile mükâfatlandırmak için küçük büyük yaptıkları her masraf, geçtikleri her vadi mutlaka onların

lehine yazılır.



(Tebük seferine katılmayanlar hakkında şiddetli âyetler inince, bundan sonraki seferlere müslümanlar topyekün katılmaya başladılar. Sefer esnasın

da Resûlullah Medine'de yalnız kalıyordu. Bunun üzerine aşağıdaki âyet nâzil oldu.)


122.Müminlerin hepsinin toptan sefere çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminde bir gurup dinde (dinî ilimlerde) geniş bilgi elde etmek ve kavim

leri (savaştan) döndüklerinde onları ikaz etmek için geride kalmalıdır. Umulur ki sakınırlar.


(Bu âyetten anlaşıldığına göre, bir milletin topyekün savaşa çıkması doğru değildir. Savaş durumunda toplumun silah kullanabilen bir kısmı silah altı

na alınırken, bir kısmı da ilmî faaliyetleri devam ettirmelidir. Özellikle dinî ilimlerde toplumun ihtiyacını karşılayacak seviyede ilim adamları yetiştirilme

lidir kitoplumu aydınlatıp, ALLAH'ın emir ve yasaklarını toplum fertlerine öğretsinler. Ancak, âyette geçen din ve dinî ilimler dar manada anlaşılmamalı

dır. Çünkü İslâm, aynı zamanda siyasî, içtimai ve iktisadi hayatı düzenlediğine göre, bu anlamdaki ilimlerden dinî ilimler sayılır.


Savaş uzun süre devam edebilir. Toplumun ayakta durabilmesi için din ve ilim adamlarının iman, bilgi ve teknik bakımdan savaşan zümreyi besleme

leri ve desteklemeleri gerekir. Bir millet, ilim ve teknik alanında geri kalmışsa, askerî alanda kuvvetli dahi olsa çabuk çöker. Ama ilim ve teknikte ile

ri gitmiş milletler, askerî alanda zayıf bile olsalar, noksanlarını çabuk telafi edebilirler. Bu sebeple cephedeki cihadı bilim ve teknoloji ile destekleyen

ve tamamlayan bilim adamlarının cihadı daha önemli görülmüştür.)



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 14 Şubat 2011, 17:10:20
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/206.jpg)



Cüz:11,Sûre:9  TEVBE SÛRESİ   Sayfa:206


123.Ey iman edenler! Kâfirlerden yakınınızda olanlara karşı savaşın ve onlar (savaş anında) siz de bir sertlik bulsunlar. Bilin ki ALLAH sakınanlar

la beraberdir.


(İslâm dini, prensip olarak sulhtan yanadır. Nitekim Nisâ sûresinin 128. âyetinde, ''Sulh daha hayırlıdır'' buyurulmuştur. Fakat yukarıdaki âyet,

dinin ve devletin güvenliğini garanti altına almak için gayri müslim komşulardan gelen zararları bertaraf etmeyi ve onların karşısında tecavüze

cesaret edemeyecekleri şekilde güçlü ve metin olmayı emretmektedir.)


124.Herhangi bir sûre indirildiği zaman onlardan bir kısmı der ki:''Bu sizin hanginizin imanını artırdı?'' İman edenlere gelince (bu sûre) onların im

anlarını arttırır ve onlar sevinirler.


125.Kalplerinde hastalık (kâfirlik ve münafıklık) olanlara gelince, onların da inkârlarını büsbütün arttırır ve onlar artık kâfir olarak ölürler.


126.Onlar, her yıl bir veya iki kez (çeşitli belalarla) imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra da ne tevbe ediyorlar ne de ibret alıyorlar.


127.Bir sûre indirildiği zaman, (göz kırpıp alay ederek) birbirlerine bakar (ve):(Çevreden) sizi birisi görüyor mu? diye sorarlar, sonra da sıvışıp

giderler. Anlamayan bir kavim oldukları için ALLAH onların kalplerini (imandan) çevirmiştir.


128.Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere kar

şı çok şefkatlidir, merhametlidir.


(ALLAH Teâlâ bu âyette kendi isimlerinden olan, ''raûf=çok şefkatli ve rahîm=pek merhametli sıfatlarını Peygamberimize de vermiştir ki, önceki

peygamberlerden hiçbiri bu sıfatların ikisine birden mazhar olamamıştır.)


129.(Ey Muhammed!) Yüz çevirirlerse de ki: ALLAH bana yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O yüce Arş'ın

sahibidir.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:15:03
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/207.jpg)


Sayfa:207    YÛNUS SÛRESİ    Cüz:11,Sûre:10



(10)


ONUNCU SÛRE


YÛNUS


Yûnus sûresi, 109  âyet olup; 40, 94, 95 ve 96. âyetler Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. 98. âyette Hz. Yûnus'un kavminden bahsedil

diği için sûreye bu ad verilmiştir.


Mekke halkı, kendi içlerinden bir adamın peygamber olabileceğine inanamıyorlar ve:''ALLAH, Ebû Tâlib'in yetimi Muhammed'den başka bir peygam

ber bulamadı mı?'' diyorlardı. Hiç olmazsa hatırı sayılır, zengin ve makam sahibi birisinin peygamber olmasını daha uygun görüyorlardı. İşte bu

nun üzerine bu sûre inmiştir.


Bismillâhirrahmânirrahîm


1.Elif. Lâm. Râ. İşte bunlar hikmet dolu Kitab'ın âyetleridir.


2.İçlerinden bir adama:İnsanları uyar ve iman edenlere, Rableri katında onlar için yüksek bir doğruluk makamı olduğunu müjdele, diye vahyetme

miz, insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu ki, o kâfirler:Bu elbette apaçık bir sihirbazdır, dediler?


3.Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da işleri yerli yerince idare ederek arşa istiva eden ALLAH'dır. Onun izni olmadan

hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte O Rabbiniz ALLAH'dır. O halde O'na kulluk edin. Hâla düşünmüyor musunuz!



(Göklerin ve yerin altı günde yaratılması ve ALLAH'ın arşa ihtivası hususundaki açıklamalar için A'râf sûresi 54. âyetin izahına bakınız.)


4.ALLAH'ın gerçek bir vâdi olarak hepinizin dönüşü ancak O'nadır. Çünkü O, mahlûkatı önce (yoktan) yaratır, sonra da iman edip iyi işler yapanla

ra adaletle mükâfat vermek için (onları huzuruna) geri çevirir. Kâfir olanlara gelince, inkâr etmekte oldukları şeylerden ötürü onlar için kaynar su

dan bir içki ve elem verici bir azap vardır.


5.Güneşi ışıklı, ayı da parlak kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona (aya) birtakım menziller takdir eden O'dur. ALLAH bunları, ancak bir

gerçeğe (ve hikmete) binaen yaratmıştır. O, bilen bir kavme âyetlerini açıklamaktadır.


6.Gece ve gündüzün değişmesinde (uzayıp kısalmasında) ALLAH'ın gökte ve yerde yarattığı şeylerde, (O'nu inkâr etmekten) sakınan bir kavim iç

in elbette nice deliller vardır!


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:15:34
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/208.jpg)



Cüz:11,Sûre:10  YÛNUS SÛRESİ   Sayfa:208




7, 8.Huzurumuza çıkacaklarını beklemeyenler, dünya hayatına razı olup onunla rahat bulanlar ve âyetlerimizden gafil olanlar yok mu, işte onlar

ın, kazanmakta oldukları (günahlar) yüzünden varacakları yer, ateştir!


9.İman edip güzel işler yapanlara gelince, imanları sebebiyle Rableri onları nimet dolu cennetlerde, alt tarafından ırmaklar akan (saraylara) er

dirir.


10.Onların oradaki duası:''ALLAH'ım! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz!'' (sözleridir). Orada birbirleriyle karşılaştıkça söyledikleri ise ''selâm''

dır. Onların dualarının sonu da şudur: Hamd, alemlerin Rabbi ALLAH'a mahsustur.


11.Eğer ALLAH insanlara, hayrı çarçabuk istedikleri gibi şerri de acele verseydi, elbette onların ecelleri bitirilmiş oldu. Fakat bize kavuşmayı

beklemeyenleri biz, azgınlıkları içinde bocalar bir halde (kendi başlarına) bırakırız.


(Rivayete göre, Nadr b. Hâris gibi birtakım müşrikler, Resûlullah'ın peygamberliğini inkâr etmişler ve ''Yâ ALLAH, eğer Muhammed'in peygamberliği

doğru ise, hemen gökten üzerimize taş yağdır veya bize acıklı bir azap getir!'' demişlerdi. Bunun üzerine yukarıdaki âyet indi. Demek ki, ALLAH

Teâlâ dilerse kullarını işledikleri günahlar yüzünden hemen cezalandırmaz; belki tevbe eder, pişman olur ve hakka dönerler diye cezalarını erte

ler. Tevbe etmeyenlere de kendileri için takdir edilen belli bir süreye kadar mühlet verir, bu süre sonunda onların cezasını ya dünyada iken ver

ir veya ahirete bırakır.)


12.İnsana bir zarar geldiği zaman, yan yatarak, oturarak veya ayakta durarak (o zararın giderilmesi için) bize dua eder; fakat biz ondan sıkıntı

sını kaldırınca, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan ötürü bize dua etmemiş gibi geçip gider. İşte böylece haddi aşanlara yapmakta oldukları

şeyler güzel gösterildi.


(ALLAH Teâlâ bu âyette, insanın bela ve musibetler karşısındaki ve bunların kaldırılmasından sonraki tutum ve davranışlarını göz önüne sermekte

dir. İyi insana yaraşan, gerek sıkıntılı hallerde, gerekse refah anlarında daima ALLAH'ı anmak ve ona dua etmektir. Sadece musibet anında ALLAH'ı

anıp refah anında unutmak, inancı ve iradesi zayıf olan, nefsanî ve âdi isteklerin karşısında ezilen ve yenilen acizlerin tutumudur.)


13.Andolsun ki  sizden önce, peygamberleri kendilerine mûcizeler getirdiği halde (yalanlayıp) zulmettiklerinden dolayı nice milletleri helâk ettik;

zaten onlar iman edecek değillerdi. İşte biz suçlu kavimleri böyle cezalandırırız.


14.Sonra da, nasıl davranacağınızı görmemiz için onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık (Onların yerine sizi getirdik).


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:16:02
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/209.jpg)



Sayfa:209  YÛNUS SÛRESİ  Cüz:11,Sûre:10


15.Onlara âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman (öldükten sonra) bize kavuşmayı beklemeyenler: Ya bundan başka bir Kur'ân getir veya bunu

değiştir! dediler. De ki: Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, bana vahyolunandan başkasına uymam. Çünkü Rab

bime isyan edersem elbette büyük günün azabından korkarım.


(Zamanımızda olduğu gibi, Kur'ân-ı Kerîm'in indirildiği devirde de kendi kafalarına göre din isteyenler veya ALLAH'ın hükümlerinin kendi arzu ve

heveslerine göre değiştirilmesini isteyenler olmuştur. Halbuki Kur'ân belli dönemlerdeki insanların geçici ve değişken arzularını karşılamak için

değil, kıyametekadar bütün insanlığın ruhî, ahlâkî ve manevî ihtiyaçlarını karşılamak, dünyevî ve uhrevî saadetin yolunu göstermek için indiril

miştir. Bu sebepledir ki,âyette belirtildiği gibi Peygamber de dahil olmak üzere hiç kimsenin Kur'ân'ın hükümlerini değiştirme yetkisi yoktur.)



16.De ki: Eğer ALLAH dileseydi onu size okumazdım, ALLAH da onu size bildirmezdi. Ben bundan önce bir ömür boyu içinizde durmuştum. Hâla akıl

erdiremiyor musunuz?


17.Öyleyse kim ALLAH'a karşı yalan uydurandan veya onun âyetlerini yalanlayandan daha zalimdir! Bilesiniz ki suçlular asla onmazlar!


18.Onlar ALLAH'ı bırakıp kendilerine ne zarar ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve: Bunlar, ALLAH katında bizim şefaatçılarımızdır, diyorlar.

De ki:''Siz ALLAH'a göklerde ve yerde bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Hâşâ! O, onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir.''


19.İnsanlar sadece bir tek ümmetti, sonradan ayrılığa düştüler. Eğer (azabın ertelenmesi ile ilgili)  Rabbinden bir söz (ezelî bir takdir) geçmemiş ol

saydı, ayrılığa düştükleri konuda hemen aralarında hüküm verilirdi (Derhal azap iner ve işleri bitirilirdi).


20.Ona (Muhammed'e) Rabbinden bir mucize indirilseydi ya! diyorlar. De ki: Gayb ancak ALLAH'ındır. Bekleyin (bakalım) ben de sizinle beraber bekle

yenlerdenim.


(Kâfirler azap cinsinden bir mucize istemektedirler. Nitekim Enfâl sûresinin 32. âyetinde de:''Yâ ALLAH, eğer bu Kur'ân senin katından gelmiş bir hak

ise, başımıza gökten taş yağdır!'' şeklinde dua ettikleri bildirilmektedir. Halbuki azap ALLAH katındadır. O dilerse anında indirip asi kavimleri helâk eder,

dilerse tehir eder.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:16:21
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/210.jpg)



Cüz:11,Sûre:10  YÛNUS SÛRESİ     Sayfa:210



21.Kendilerine dokunan (kıtlık ve hastalık gibi) bir sıkıntıdan sonra insanlara bir rahmet (esenlik) tattırdığımız zaman, bir de bakarsın ki

âyetlerimiz hakkında onların bir tuzağı vardır. De ki: ALLAH'ın tuzağı daha süratlidir. Şüphesiz elçilerimiz kurduğunuz tuzakları yazıyorlar.



(Bu âyet Mekkeliler hakkında nâzil olmuştur. Rivayet edildiğine göre ALLAH Teâlâ yedi yıl Mekke'ye yağmur yağdırmadı. Kuraklık yüzünden

kıtlık ve hastalık baş gösterdi, birçok insan ve hayvan telef oldu. Nihayet ALLAH Teâlâ bol yağmur yağdırdı, memleket yeniden bolluk ve

berekete kavuştu. Fakat kâfirler bu rahmeti ALLAH'tan değil yıldızlardan ve putlardan bildiler ve ALLAH'ın âyetlerini yalanlamaya devam etti

ler.)


22.Sizi karada ve denizde gezdiren O'dur. Hatta siz gemilerde bulunduğunuz, o gemiler de içindekileri tatlı bir rüzgârla alıp götürdükleri ve

(yolcular) bu yüzden neşelendikleri zaman, o gemiye şiddetli bir fırtına gelip çatar, her yerden onlara dalgalarla hücum eder ve onlar çepe

çevre kuşatıldıklarını anlarlar da dini yalnız ALLAH'a halis kılarak: ''Andolsun eğer bizi bundan kurtarırsan mutlaka şükredenlerden olacağız.''

diye ALLAH'a yalvarırlar.



23.Fakat ALLAH onları kurtarınca bir de bakarsın ki onlar, yine haksız yere taşkınlık ediyorlar. Ey insanlar! Sizin taşkınlığınız ancak kendi aleyhi

nizedir; (bununla) sadece fani dünya hayatının menfaatini elde edersiniz; sonunda dönüşünüz yine bizedir. O zaman yapmakta olduklarınızı

size haber vereceğiz.


24.Dünya hayatının durumu, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, insanların ve hayvanların yiyeceklerinden olan yeryüzü bitkileri o su sayesinde

gürleşip birbirine girer. Nihayet yeryüzü zinetini takınıp, (rengarenk) süslendiği ve sahipleri de onun üzerinde kudret sahibi olduklarını sandıkları

bir sırada, bir gece veya gündüz ona emrimiz (afetimiz) gelir de onu sanki dün yerinde yokmuş gibi kökünden koparılarak biçilmiş bir hale getiri

riz. İşte iyi düşünecek kavimler için âyetlerimizi böyle açıklıyoruz.


25.ALLAH kullarını esenlik yurduna çağırıyor ve  O, dilediğini doğru yola iletir.


(''Selâm Yurdu''ndan maksat Cennet'tir. Selâm, esenlik ve huzur olarak da yorumlanmıştır. Çünkü cennette bulunanlar her türlü hoşnutsuzluk

tan uzak, esenlik ve selâmet içindedirler. Cennete ''Selâm Yurdu'' denmesinin sebebi, orada bulunanlarla melekler arasında selâmlaşmanın yay

gın olmasıdır.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:16:39
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/211.jpg)



Sayfa:211 YÛNUS SÛRESİ   Cüz:11, Sûre:10



26.Güzel davrananlara daha güzel karşılık, bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir toz (kara leke) bulaşır ne de bir horluk (gelir). İşte onlar

cennet ehlidirler. Ve onlar orada ebedî kalacaklardır.


(Âyette zikredilen ''ihsan'' Yüce ALLAH'a layık ve rızasına muvafık güzel iş yapmak ve işleri layık oldukları şekilde güzel yapmak demektir. Peygam

berimiz ihsanı şöyle tarif etmiştir:''İhsan, ALLAH Teâlâ'ya, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Çünkü sen onu görmesen de O seni görmekte

dir.'' İşte böyle güzel iş, vazife, ibadet ve iyilik yapanlara, yaptıklarından daha güzel olan cennetler ve ALLAH'ın lütfu olarak fazla nimetler de ve

rilecektir.)


27.Kötülük yapanlara gelince, kötülüğün cezası misli iledir. Onları zillet kaplayacaktır. Onları ALLAH'a karşı koruyacak hiç kimse yoktur. Onların

yüzleri sanki karanlık geceden bir parçaya bürünmüştür. İşte onlar da cehennem ehlidir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.


 
(İyi işlerin sevabı bire on, bire yedi yüz ve daha fazla olarak verilir ki bu, ALLAH'ın lütfunun neticesidir; kötü işlerin cezası ise yalnız bire karşı bir

dir. Bu da ALLAH'ın adaletinin neticesidir.)


28.Onların hepsini biraraya toplayacağımız, sonra da ALLAH'a ortak koşanlara:''Siz ve koştuğunuz ortaklar yerinizde bekleyin'' diyeceğimiz gün ar

tık onların (putlarıyla) aralarını tamamen ayırmışızdır. Ve onların ortakları, (putları) derler ki:''Siz, bize ibadet etmiyordunuz.


29.Bu yüzden bizimle sizin aranızda şahit olarak ALLAH yeter. Şüphesiz ki biz sizin (bize) tapmanızdan tamamen habersizdik.''


30.Orada herkes geçmişte yaptıklarını karşısında bulur. Artık onlar gerçek sahipleri olan ALLAH'a döndürülmüşlerdir. Uydurmakta oldukları şeyler

(bâtıl tanrıları) de onları terkedip kaybolmuştur.


31.(Resûlüm!) De ki: Size gökten ve yerden kim rızık veriyor? Ya da kulaklara ve gözlere kim mâlik (ve hakim) bulunuyor? Ölüden diriyi, diriden

ölüyü kim çıkarıyor? (Her türlü) işi kim idare ediyor?  ''ALLAH'' diyecekler. De ki: Öyle ise (O'na asi olmaktan) sakınmıyor musunuz?


(İnsanın diğer uzuvlarının gerçek mâlik ve hakimi de ALLAH Teâlâ olmakla beraber, âyette özellikle gözler ve kulaklar zikredilmiştir. Çünkü bunlar

insanın en önemli bilgi ve idrak vasıtalarıdır; ALLAH'ın yarattığı ve âyette işaret buyurduğu rızıklardan yararlanmanın en önemli vasıtalarıdır. İşte

bu değerli bilgi ve rızık vasıtalarını yaratan, yöneten, onların ne yolda kullanıldığını bilen üstün kudret, ALLAH'dan başka kim olabilir?)



32.İşte O, sizin gerçek Rabbiniz olan ALLAH'tır. Artık haktan (ayrıldıktan) sonra sapıklıktan başka ne kalır? O halde nasıl (sapıklığa) döndürülüyor

sunuz?


33.İşte böylece  Rabbinin yoldan çıkanlar hakkındaki ''Onlar inanmazlar'' sözü gerçekleşmiş oldu.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:16:59
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/212.jpg)


Cüz:11,Sûre:10   YÛNUS SÛRESİ    Sayfa:212



34.(Resûlüm!)  De ki: (ALLAH'a) ortak koştuklarınız arasında, (birini yokken) ilk defa yaratacak, arkasından onu (ölümünden sonra hayata) yeniden

döndürücek biri var mı? De ki: ALLAH ilk defa yaratıp (ölümden sonra) onu yeniden (hayata) döndürür. O halde nasıl saptırılırsınız!


35.De ki:Ortak koştuklarınızdan hakka iletecek olan var mı? De ki:''Hakka ALLAH iletir.'' Öyle ise hakka ileten mi uyulmaya daha layıktır: yoksa hida

yet verilmedikçe kendi kendine doğru yolu bulamayan mı? Size ne oluyor? Nasıl (böyle yanlış) hükmediyorsunuz?

36.Onların çoğu zandan başka bir şeye uymaz. Şüphesiz zan, haktan (ilimden) hiçbir şeyin yerini tutmaz. ALLAH onların yapmakta olduklarının pek

iyi bilendir.



(Bu âyette zanna tâbi olan müşrikler kınandığı gibi müslümanları da ilme teşvik vardır. Kadı Beydâvî'ye göre bu âyet, ilmi kaynağından tahsil etme

nin vacip olduğuna, taklit ve zan ile yetinmenin caiz olmadığına delildir.)


37.Bu Kur'ân ALLAH'tan başkası tarafından uydurulmuş bir şey değildir. Ancak kendinden öncekini doğrulayan ve O Kitab'ı açıklayandır. Onda şüphe

yoktur, o âlemlerin Rabbindendir.


38.Yoksa, O'nu (Muhammed) uydurdu mu diyorlar? De ki:Eğer sizler doğru iseniz ALLAH'tan başka, gücünüzün yettiklerini çağırın da (hep beraber)

onun benzeri bir sûre getirin.


39.Bilâkis, onlar ilmini kavrayamadıkları ve yorumu kendilerine asla gelmemiş olan (Kur'ân'ı) yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlar

dı. Şimdi bak, zalimlerin sonu ne oldu!


40.İçlerinden öylesi var ki ona (Kur'ân'a) inanır, yine onlardan öylesi de var ki ona inanmaz. Rabbin bozguncuları en iyi bilendir.


41.(Resûlüm!) Onlar seni yalanlarsa de ki: Benim işim bana, sizin işiniz de size aittir. Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan

uzağım.


(Kur'ân'ı Kerîm'de çeşitli vesilelerle ifade buyurulduğu gibi Hz. Peygamber'in vazifesi tebliğden ibarettir; O, sadece müjdeleyici ve uyarıcıdır. İn

sanların inanmasını temin etmek onun elinde değildir, çünkü hidayet ALLAH'tandır. Bu sebepledir ki, Hz. Peygamber kendi amelinden ve tebliğ va

zifesinden sorumludur. Uyarılmalarına ve hakka çağrılmalarına rağmen iman etmeyenlerin sorumluluğu ise sadece kendilerine ait olup Peygamber

bundan sorumlu değildir.)


42.Onlardan seni dinleyenler de vardır. Fakat sağırlara -üstelik akılları da ermiyorsa- sen mi duyuracaksın?



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:17:18
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/213.jpg)



Sayfa:213   YÛNUS SÛRESİ   Cüz:11,Sûre:10



43.Onlardan sana bakan da vardır. Fakat -hele gerçeği göremiyorlarsa- körleri sen mi doğru yola ileteceksin?


44.Şüphesiz ki ALLAH insanlara hiçbir şekilde zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler.


(ALLAH insanlara, gerçeği bulmaları ve inanmaları için fıtrî kabiliyetler vermiş ve peygamberler de göndermiştir. Şu halde ALLAH onların sezme,

anlama ve kavrama melekelerini ellerinden çekip aldığı için değil, onlar iradelerini kötüye kullandıkları için hak yoldan çıkmışlar, peygamberi

kabul etmemişler ve cezaya müstehak olmuşlar, dolayısıyla kendi kendilerine zulmetmişlerdir.)


45.ALLAH'ın onları, sanki günün ancak bir saati kadar kaldıklarını zanneder vaziyette yeniden diriltip toplayacağı gün aralarında birbirleriyleri

ile tanışırlar. ALLAH'ın huzuruna varmayı yalanlayanlar elbette zarara uğramışlardır. Zira onlar doğru yola gitmemişlerdi.


46.Eğer onları tehdit ettiğimiz (azabın) bir kısmını sana (dünyada iken) gösterirsek (ne âlâ); yok eğer (göstermeden) seni vefat ettirirsek

nihayet onların dönüşü de bizedir. (O zaman onlara ne olacağını göreceksin). Sonra, ALLAH onların yapmakta olduklarına da şahittir.


47.Her ümmetin bir peygamberi vardır. Peygamberleri geldiği zaman, aralarında adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez.


48.Doğru iseniz bu vaad (azap) ne zamandır? diyorlar.


49.De ki:''Ben kendime bile ALLAH'ın dilediğinden başka ne bir zarar ne de bir menfaat verme gücüne sahibim.'' Her ümmetin bir eceli vardır.

Ecelleri geldiği zaman artık ne bir saat geri kalırlar ne de ileri giderler.


50.De ki:(Ey müşrikler!) Ne dersiniz? ALLAH'ın azabı size geceleyin veya gündüzün gelirse (ne yaparsınız?). Suçlular ondan hangisini istemekle

acele ediyorlar!


51.Başınıza bela geldikten sonra mı O'na iman edeceksiniz, şimdi mi? (Çok geç). Halbuki onu (azabın gelmesini) istemekte acele ediyordunuz?


(ALLAH'ın iman etmek için bir fırsat olarak verdiği emniyet ve rahatlık içinde şımaran inkârcılar bu emniyet ve rahatlığın ebedî olduğunu zanne

dercesine azgınlıklarına devam eder ve dinin azap tehditleriyle alay ederek, ''Eğer böyle bir azap varsa hemen gelse ya!'' gibi sözlerle güya böy

le bir azabın aslı olmadığını iddia ederler. Fakat, yukarıdaki âyet açıkca bildiriyor ki, iman, bir hürriyet ve serbestlik içinde gerçekleşirse kıymet

taşır. Azap ile karşı karşıya geldikten sonra inanmanın bir kıymeti yoktur.)


52.Sonra o (kendilerine) zulmedenlere, ''Ebedî azabı tadın!'' denilecek. Kazanmakta olduğunuzdan başkasının karşılığını mı bulacaksınız?


53.''O (azap) bir gerçek midir?'' diye senden haber istiyorlar. De ki: Evet, Rabbime andolsun ki o şüphesiz gerçektir ve siz aciz bırakacak değilsin

iz.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:17:38
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/214.jpg)



Cüz:11,Sûre:10  YÛNUS SÛRESİ   Sayfa:214



54.(O zaman) zulmeden herkes yeryüzündeki bütün servete sahip olsa (azaptan kurtulmak için) elbette onu feda eder. Ve azabı

gördükleri zaman için için yanarlar.Aralarında adaletle hükmolunur ve onlara zulmedilmez.


55.Bilesiniz ki, göklerde ve yerde olan her şey ALLAH'ındır. Yine bilesiniz ki, ALLAH'ın vâdi haktır, fakat onların çoğu bilmez.


56.O hem diriltir hem de öldürür ve yalnız O'na döndürüleceksiniz.


57.Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.


(Bu âyette Kur'ân'ın dört güzel özelliği anlatılmaktadır. Şöyle ki: Kur'ân-ı Kerîm'in bütün iyi ve kötü huyları bildirmesi ve insanları

güzel ahlâka teşvik etmesi en güzel bir öğüttür; kalpleri mânevî hastalıklar içinde bırakacak olan inkârcılık, şirk ve münafıklıktan

insanları alıkoyması ve güzel inançlar ile ruhları tedavi etmesi de bir şifadır; mutluluk yollarını insansanlığa göstermesi ve onları

bu yola iletmesi de hidayettir; nihayet insanları iman nuruna kavuşturması ve onlara ebedî mutluluğu kazandırması da sırf rah

mettir.)


58.De ki: Ancak ALLAH'ın lütfu ve rahmetiyle, işte bunlarla sevinsinler. Bu, onların (dünya malı olarak) topladıklarından daha ha

yırlıdır.


(Übey b. Ka'b'ın nakline göre ALLAH Resûlü bu âyeti okudu ve onda geçen ''ALLAH'ın lütuf ve rahmeti''ni, Kur'ân-ı Kerîm ve İslâm

olarak açıkladı. Diğer bir tefsire göre lütuf İslâm, rahmet ise müslümanlara vadedilen nimetlerdir.)


59.De ki: ALLAH'ın size indirdiği rızıktan bir kısmını helâl, bir kısmını da haram bulmanıza ne dersiniz? De ki: ALLAH mı size izin ver,

di, yoksa ALLAH'a iftira mı ediyorsunuz?


60.ALLAH'a karşı yalan uyduranların kıyamet günü (akıbetleri) hakkındaki kanaatleri nedir? Şüphesiz ALLAH insanlara karşı lütuf

sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.


61.Ne zaman sen bir işte bulunsan, ne zaman Kur'ân'dan bir şey okusan ve siz ne zaman bir iş yaparsanız, o işe daldığınız za

man biz mutlaka üstünüzde şahidizdir. Ne yerde ne gökte zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden uzak (ve gizli) kalmaz. Bundan

daha küçüğü ve daha büyüğü yoktur ki apaçık kitapta (levh-i mahfuzda) bulunmasın.


(Bu âyet-i kerîmede ALLAH Teâlâ'nın ilminden hiçbir şeyin gizli kalmayacağı, dolayısıyla insanların bütün yaptıklarını ve yapacak

larını bildiği ifade edilmekte, binaenaleyh itaatkâr kullar sevindirilmekte, asiler ise tehdit edilmektedir.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:17:57
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/215.jpg)



Sayfa:215 YÛNUS SÛRESİ   Cüz:11,Sûre:10


62.Bilesiniz ki, ALLAH'ın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.


63.Onlar, iman edip de takvaya ermiş olanlardır.


(Bu âyet, bir önceki âyette geçen ''ALLAH'ın dostları''nın (evliyâullahın), ALLAH'ın kendilerine böylesine mukaddes bir ünvan vermesini

sağlayan özelliklerini iki kelimede özetlemiştir:İman ve takvâ. Çünkü iman, bütün bâtıl ve yanlış inançlardan sıyrılarak gerçeğe, hak

ka ulaşmış olmanın, takvâ ise her türlü sapık ve kötü yollardan, başıboş ve hayvanî yaşama tarzından arınarak, kalbi ALLAH'a teslim

etmenin, hayatı onun kanunlarına göre düzenlemenin ve böylece bir ahlâk disiplinine girmenin ifadesidir. İşte ALLAH dostları, iman

ile marifetullaha ve takvâ ile de üstün ahlâka ulaştıklarından, 62. âyette de buyurulduğu gibi, her türlü korkudan, kederden ve yeis

ten kurtulmuşlardır. Çünkü onlar, en üstün kudret olan ALLAH'ın dostluğunu ve himayesini kazanmışlardır.)


64.Dünya hayatında da ahirette de onlara müjde vardır. ALLAH'ın sözlerinde asla değişme yoktur. İşte bu, büyük kurtuluşun kendisi

dir.


(Tefsirlerde belirtildiğine göre, âyette zikredilen dünya hayatındaki müjde, ALLAH dostlarına ALLAH'ın Kur'ân'daki müjdeleri ve peygam

berlerinin verdiği müjdeler ile onlara gösterdiği sâdık rüyalar ve ölüm anındaki meleklerin müjdeleridir. Ahiretteki müjdeleri ise, melek

lerin onlara gelerek, mutlulukları hakkında verecekleri müjdeleridir.)


65.(Resûlüm) Onların (inkârcıların) sözleri seni üzmesin. Çünkü bütün izzet (ve üstünlük) ALLAH'ındır. O işitendir, bilendir.


66.İyi bilin ki, göklerde ve yerde ne varsa yalnız ALLAH'ındır. (O halde) ALLAH'tan başka ortaklara tapanlar neyin ardına düşüyorlar!

Doğrusu onlar, zandan başka bir şeyin ardına düşmüyorlar ve onlar sadece yalan söylüyorlar.


67.(O ALLAH), geceyi içinde dinlenesiniz diye sizin için yaratan, (çalışıp kazanmanız için de) gündüzü aydınlık kılandır. Şüphesiz bun

da dinleyen bir toplum için ibretler vardır.


68.(Müşrikler:) ''ALLAH çocuk edindi'' dediler. Hâşâ! O bundan münezzehtir. O'nun (çocuğa) ihtiyacı yoktur. Göklerde ve yerde ne var

sa O'nundur. Bu hususta yanınızda herhangi bir delil yoktur. ALLAH hakkında bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?


69.De ki:ALLAH hakkında yalan uyduranlar asla kurtuluşa eremezler.


70.Dünyada bir miktar geçim (sağlarlar), sonra dönüşleri bizedir; sonra da inkâr etmekte oldukları şeylerden ötürü onlara şiddetli aza

bı tattırırız.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ




Konuyu takibeden ablalar, abiler, kardeşler ve yaşıtlarım; konuya bayram sonuna kadar ara veriyorum. Bu sebeple şimdiden Kurban

Bayramı'nızı kutlar, hayırlı bir bayram geçirmenizi dilerim. Hatim programı A.R. ablaya emanet. Dualarınıza bu kardeşinizi ve ailesini de

katmayı unutmayın. İnşaALLAH bayramdan sonra görüşmek dileğiyle, hepinizi ve ailelerinizi Yüce ALLAH'a emanet ediyorum.  :gul:
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:18:17
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/216.jpg)



Cüz:11,Sûre:10    YÛNUS SÛRESİ    Sayfa:216



71.Onlara Nuh'un haberini oku: Hani o kavmine demişti ki:''Ey kavmim! Eğer benim (aranızda) durmam ve ALLAH'ın âyetlerini hatırlatmam size

ağır geldi ise, ben yalnız ALLAH'a dayanıp güvenirim. Siz de ortaklarınızla beraber toplanıp yapacağınızı kararlaştırın. Sonra işiniz başınıza dert

olmasın. Bundan sonra (vereceğiniz) hükmü, bana uygulayın ve bana da mühlet vermeyin.''



(Hz. Nuh, ALLAH Teâlâ'nın himayesinde olduğunu bildiği için düşmanlarına önem vermediğini, onların güç ve kuvvetine aldırış etmediğini göster

mek ve onların aczini ortaya çıkarmak için kendilerine böyle bir teklifte bulundu ve onlara meydan okudu.)


72.''Eğer yüz çeviriyorsanız, zaten ben sizden bir ücret istemedim. Benim ecrim ALLAH'tan başkasına ait değildir ve bana müslümanlardan ol

mam emrolundu.''


73.Yine de onu yalanladılar, biz de hem onu hem de onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve onları (yeryüzünde) halifeler kıldık; ây

etlerimizi yalanlayanları da (denizde) boğduk. Bak ki uyarılanların (fakat inanmayanların) sonu nasıl oldu!


74.Sonra onun arkasından birçok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara mucizeler getirdiler. Fakat onlar daha önce yalanladıkla

rı şeye inanacak değillerdi. İşte haddi aşanların kalplerini biz böyle mühürleriz.


75.Sonra onların ardından da Firavun ve toplumuna Musa ile Harun'u mucizelerimizle gönderdik, fakat onlar kibirlendiler ve günahkâr bir

toplum oldular.


76.Katımızdan onlara hak (mucize) gelince:''Bu elbette apaçık bir sihirdir'' dediler.


77.Musa:''Size hak geldiğinde onun için (hep böyle) mi dersiniz? Bu bir sihir midir? Halbuki sihirbazlar iflâh olmazlar'' dedi.


78.Onlar dediler ki: Babalarımızı üzerinde bulduğumuz (dinden) bizi döndüresin ve yeryüzünde ululuk sizin ikinizin olsun diye mi bize geldin?

Halbuki biz size inanacak değiliz.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:18:37
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/217.jpg)


   
Sayfa:217  YÛNUS SÛRESİ   Cüz:11, Sûre:10



79.Firavun dedi ki:Bilgili bütün sihirbazları bana getirin!


80.Sihirbazlar gelince Musa onlara:Atacağınızı atın, dedi.


81.Onlar (iplerini) atınca, Musa dedi ki:''Sizin getirdiğiniz sihirdir. ALLAH onu boşa çıkaracaktır. Çünkü ALLAH bozguncuların işini düzeltmez.''


(Âyetin ifade ettiğine göre sihirbazlık yani büyücülük, sadece bir aldatma, yaldızlama ve fesatçılıktan ibarettir. Çünkü Hz. Musa gibi bü

yük bir peygamber onun bâtıl olduğunu ve onu yapanların fesatçılar olduklarını açıkca ifade etmektedir.)


82.''Suçluların hoşuna gitmese de ALLAH, sözleriyle gerçeği açığa çıkaracaktır.''


83.Firavun ve kavminin kendilerine işkence etmesinden korkuya düştükleri için kavminden bir gurup gençten başka kimse Musa'ya iman

etmedi. Çünkü Firavun yeryüzünde ululuk taslayan (bir diktatör) ve haddi aşanlardan idi.


(Zira o tanrılık iddiasına kalkışmış ve peygamberlerin torunlarını dahi kendisine kul edinmişti.)


84.Musa dedi ki:Ey kavmim! Eğer ALLAH'a inandıysanız ve O'na teslim olduysanız sadece O'na güvenip dayanın.


85.Onlar da dediler ki:''ALLAH'a dayandık. Ey Rabbimiz! Bizi o zalimler topluluğu için deneme konusu kılma!


86.Ve bizi rahmetinle o kâfirler topluluğundan kurtar!''


87.Biz de Musa ve kardeşine:Kavminiz için Mısır'da evler hazırlayın ve evlerinizi namaz kılınacak yerler yapın, namazlarınızı da dosdoğru kıl

ın. (Ey Musa!) Müminleri müjdele! diye vahyettik.


88.Musa dedi ki:Ey Rabbimiz!  Gerçekten sen Firavun ve kavmine dünya hayatında zinet ve nice mallar verdin. Ey Rabbimiz! (Onlara bu ni

metleri), insanları senin yolundan saptırsınlar ve elem verici cezayı görünceye kadar iman etmesinler, diye mi (verdin)? Ey Rabbimiz! Onlar

ın mallarını yok et, kalpleri sıkıntı ver (ki iman etmesinler).



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:18:58
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/218.jpg)



Cüz:11, Sûre:10  YÛNUS SÛRESİ    Sayfa:218


89.(ALLAH):İkinizin de duası kabul olunmuştur. O halde siz doğruluğa devam edin ve sakın o bilmezlerin yoluna gitmeyin! dedi.


90.Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik. Ama Firavun ve askerleri zulmetmek ve saldırmak üzere onları takip etti. Nihayet (denizde) boğulma

haline gelince, (Firavun:) ''Gerçekten, İsrailoğullarının inandığı Tanrı'dan başka tanrı olmadığına ben de iman ettim. Ben de müslümanlardanım!''

dedi.


91.Şimdi mi (iman ettin)! Halbuki daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun.


(Firavun daha önce Mısır'da tanrılığını ilan etmiş ve:''Ey cemaat, ben sizin için kendimden başka tanrı bilmiyorum. Ben sizin en yüce rabbiniz

im!'' demişti. Onu tanrı olarak kabul etmeyenlere şiddetli işkenceler uyguluyordu. Özellikle İsrailoğullarını ağır işkenceye tâbi tutuyor, ayrıca

erkek çocuklarını kestiriyordu. Hz. Musa ve kardeşinin Mısır'dan ayrılma istekleri ALLAH tarafından kabul olundu ve Filistin'e gitmek üzere Kızıl

Deniz'in kenarına geldiler; onları imha etmek için Firavun ordusuyla arkalarından yetişti. Hz. Musa, ALLAH'tan aldığı vahiy ile asasını denize

vurdu, denizden yollar açıldı ve kavmini Tin çölüne çıkarttı. Aynı yoldan peşlerini takip etmek isteyen Firavun denizin ortasına geldiğinde,

yollar kaybolup boğulacağını anlayınca, ALLAH'a iman etti. Fakat ümitsizliğe dayanan imanı kabul olunmadı.)


92.(Ey Firavun!) Senden sonraki geleceklere ibret olman için, bugün senin bedenini (cansız olarak) kurtaracağız. İşte insanlardan birçoğu,

hakikaten âyetlerimizden gafildirler.



(Firavun'un bedeni mumyalanarak günümüze kadar muhafaza edilmiştir. Halen insanlar tarafından ibretle seyredilmektedir.)


93.Andolsun biz İsrailoğullarını güzel bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz nimetlerden rızıklar verdik. Kendilerine ilim gelinceye kadar ayrı

lığa düşmediler. Şüphesiz ki Rabbin, kıyamet günü onların, aralarında ihtilaf etmekte oldukları şeyler hakkında hükmedecektir.


94.(Resûlüm!) Eğer sana indirdiğimizden (bu anlattığımız olaylardan) kuşkuda isen, senden önce Kitab'ı (Tevrat'ı) okuyanlara sor. Andol

sun ki, Rabbinden sana hak gelmiştir. Sakın şüphecilerden olma!


95.ALLAH'ın âyetlerini yalanlayanlardan da olma, sonra ziyana uğrayanlardan olursun.


96, 97.Gerçekten haklarında Rabbinin sözü (hükmü) sabit olanlar, kendilerine (istedikleri) bütün mucizeler gelmiş olsa bile, elem verici aza

bı görünceye kadar inanmayacaklardır.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:19:40
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/219.jpg)



Sayfa:219  YÛNUS SÛRESİ   Cüz:11,Sûre:10



98.Yûnus'un kavmi müstesna, (halkını yok ettiğimiz ülkelerden) herhangi bir ülke halkı, keşke (kendilerine azap gelmeden) iman etse de

bu imanları kendilerine fayda verseydi! Yûnus'un kavmi iman edince, kendilerine dünya hayatındaki rüsvaylık azabını kaldırdık ve onları

bir süre (dünya nimetlerinden) faydalandırdık.



(Yûnus Peygamber'in kavmi onu inkâr edince, kızarak aralarından ayrıldı. Kavmi onun haber verdiği azabın geleceğini hissetti, hemen yap

tıklarına pişman oldu ve azabın gelmemesi için ALLAH'a yalvardı. Cenâb-ı ALLAH da onlardan azabı kaldırdı.)


99.(Resûlüm!) Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın?


100.ALLAH'ın izni olmadan hiç kimse inanamaz. O, akıllarını kullanmayanları murdar (inkârcı) kılar.


101.De ki:''Göklerde ve yerde neler var, bakın (da ibret alın!)'' Fakat inanmayan bir topluma deliller ve uyarılar fayda sağlamaz.


102.Onlar, kendilerinden önce gelip geçmiş toplumların (acıklı) günlerinin benzerlerinden başkasını mı bekliyorlar? De ki: Haydi bekleyin! Şüp

hesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.


103.Biz, sonra peygamberlerimizi ve aynı şekilde iman edenleri kurtarırız. İnananları üzerimize bir borç olarak kurtaracağız.


104.De ki:''Ey insanlar! Benim dinimden şüphede iseniz, (bilin ki) ben ALLAH'ı bırakıp da sizin taptıklarınıza tapmam, fakat ancak sizi öldürecek

olan ALLAH'a kulluk ederim. Bana müminlerden olmam emrolundu.''


105.''Ve (bana) hânif (ALLAH'ın birliğini tanıyıcı) olarak yüzünü dine çevir; sakın müşriklerden olma, diye (emredildi).''


106.ALLAH'ı bırakıp da sana fayda veya zarar vermeyecek şeylere tapma. Eğer bunu yaparsan, o takdirde sen mutlaka zalimlerden olursun.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:20:00
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/220.jpg)


Cüz:11, Sûre:11 HÛD SÛRESİ  Sayfa:220


107.Eğer ALLAH sana bir zarar dokundurursa, onu yine O'ndan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O'nun keremini geri çevire

cek de yoktur. O, hayrını kullarından dilediğine eriştirir. Ve O bağışlayandır, esirgeyendir.


108.De ki:Ey insanlar! Size Rabbinizden Hak (Kur'ân) gelmiştir. Artık kim doğru yola gelirse, ancak kendisi için gelecektir. Kim de saparsa, o

da ancak kendi aleyhine sapacaktır. Ben sizin üzerinize vekil değilim.  (Sadece tebliğ etmekle memurum).


109.(Resûlüm!) Sana vahyolunana uy ve ALLAH hükmedinceye kadar sabret. O hakimlerin en hayırlısıdır.



(11)


ONBİRİNCİ SÛRE


HÛD


Hûd sûresi, 123 âyet olup 12, 17, 114. âyetler Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. 50-60. âyetlerde Arabistan halkına gönderilmiş peygam

berlerden biri olan Hûd (a.s.)'ın hayatından bahsedildiği için sûreye bu isim verilmiştir. Yûnus sûresinden sonra inmiş olup onun devamı niteliğin

dedir. İtikada ait esasları, Kur'ân'ın mucize oluşunu, ahiretle ilgili meseleleri, sevap ve cezayı, Hz. Hûd'dan başka Nuh, Salih, İbrahim, Lût, Şu

ayb ve Musa (a.s.) gibi peygamberlerin kıssalarını ihtiva etmektedir.


Bismillâhirrahmânirrahîm


1.Elif. Lâm. Râ. (Bu sana indirilen), hikmet sahibi (ve) her şeyden haberdar olan (ALLAH) tarafından âyetleri sağlamlaştırılmış, sonra açıklanmış

bir kitaptır.


2.(De ki:Bu Kitap) ''ALLAH'tan başkasına ibadet etmemeniz için (indirildi). Şüphesiz ki ben, onun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müj

deleyiciyim.


3.Ve Rabbinizden mağfiret dilemeniz, sonra da ona tövbe etmeniz için (indirildi. Eğer bu emrolunanları yaparsanız), ALLAH sizi, tayin edilmiş bir

süreye kadar güzel bir şekilde yaşatır, fazlasını yapan herkese de iyiliğinin karşılığını verir. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin başınıza gelecek bü

yük bir günün azabından korkarım.''


4.Dönüşünüz yalnız ALLAH'adır. O, her şeye kadirdir.


5.Bilesiniz ki, onlar Peygamber'den, (düşmanlıklarını) gizlemeleri için göğüslerini çevirirler (gönüllerinden geçeni gizlerler). İyi bilin ki, onlar elbise

lerini büründükleri zaman dahi, ALLAH onların gizlediklerini de, açığa çıkardıklarını da bilir. Çünkü O, kalplerin özünü bilendir.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ


Belinay, hiç unutur muyum? Siteye asıl giriş maksadım bu konu. Arada sırada aksayabilir, ama ALLAH izin verirse bitirene kadar buradayım.

İlgin için teşekkür ederim. :gul:  :selam:
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:31:43
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/221.jpg)



Sayfa:221    HÛD SÛRESİ  Cüz:12, Sûre:11



6.Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, ALLAH'ın üzerinedir. ALLAH o canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekanı bilir. (Bunların)

hepsi açık bir kitapta (levh-i mahfuz'da) dır.


7.O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için, Arş'ı su üzerinde iken, gökleri ve yeri altı günde yaratan

dır. Yemin ederim ki, (Resûlüm!):''Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz'' desen, kâfir olanlar derhal ''Bu, açık bir büyüden başka birşey

değildir'' derler.


(Göklerin ve yerin altı günde yaratılması meselesi için A'râf Sûresi 54. âyetin izahına bakınız.


Arş:Kainattaki bütün cisimleri kuşatan ve mahiyetini bilemediğimiz bir şeydir. Müfessirlerin bu âyetle ilgili açıklamalarına göre, ALLAH Teâlâ,

önce Arş'ı, sonra suyu, daha sonra da gökleri ve yeri yaratmıştır. Arş'ın su üzerinde olması ona bitişik olmasını gerektirmez. Nitekim gökler

in de yerin üzerinde olduğu söylenir, fakat bununla göklerin yere bitişik olduğu kastedilmez.)


8.Andolsun, eğer biz onlardan azabı sayılı bir süreye kadar ertelesek, mutlaka ''Onun gelmesini engellleyen nedir?'' derler. Bilesiniz ki, ken

dilerine azap geldiği gün, bir daha onlardan uzaklaştırılacak değildir. Ve alay etmekte oldukları şey, onları çepeçevre kuşatacaktır.


9.Eğer insana tarafımızdan bir rahmet (nimet) tattırır da sonra bunu ondan çekip alırsak, tamamen ümitsiz ve nankör olur.


10.Eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra bir nimet tattırırsak, elbette ''Kötülükler benden gitti'' der. Çünkü o (bunu derken) şımarıktır,

kibirlidir.


11.Ancak (musibetlere) sabredip güzel iş yapanlar böyle değildir. İşte onlar için bir bağış ve bir büyük mükafat vardır.


12.Belki de sen (müşriklerin:) ''Ona (gökten) bir hazine indirilseydi veya onunla beraber bir melek gelseydi!'' demelerinden ötürü sana vah

yolunan âyetlerin bir kısmını (duyurmayı) terk edeceksin ve bu yüzden ruhun daralacaktır. (İyi bil ki) sen ancak bir uyarıcısın. ALLAH ise her

şeye vekildir.


(Müşrikler, zaman zaman, Hz. Peygamber'den, gökten hazineler indirmesi, kendilerine bir melek gönderilmesi gibi, olağanüstü şeyler isterler

ve onların bir inatçı ve inkârcı tavırları Resûlullah'ı son derece üzerdi. Çünkü, onlara mucize gösterince de bunun bir büyü olduğunu söyleye

rek yine inkâra devam ederlerdi. İşte yukarıdaki âyet, onların bu olumsuz tavrı karşısında ALLAH'ın âyetlerini tebliğden vazgeçmemesi hususun

da Hz. Peygamber'i uyarmakta, onun görevinin bu olduğunu, ötesinin ALLAH'a ait olduğunu bildirmektedir.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ

Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:32:14
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/222.jpg)



Cüz:12,Sûre:11  HÛD SÛRESİ   Sayfa:222

 
13.Yoksa, ''O'nu (Kur'ân'ı) kendisi uydurdu'' mu  diyorlar? De ki:Eğer doğru iseniz ALLAH'tan başka çağırabildiklerinizi (yardıma) çağırın da

siz de onun gibi uydurulmuş on sûre getirin.


(Bu meydan okumanın Arapça'ye en güzel bir şekilde kullananlara yöneltilmesi dikkat çekicidir. Daha sonra inen âyeti kerîmelerle bu mik

tar üç âyete kadar indirilmesine rağmen onlar buna da cesaret edememişler ve kılıçla karşılık vermek zorunda kalmışlardır. Bu sonuç Kur'

ân'ın ALLAH kelâmı olduğunun büyük delilidir.)


14.Eğer (onlar) size cevap veremiyorlarsa, bilin ki, o ancak ALLAH'ın ilmiyle indirilmiştir ve O'ndan başka tanrı yoktur . Artık siz müslüman

oluyor musunuz?


15.Kim (yalnız) dünya hayatını ve zinetini istemekte ise, işlerinin karşılığını orada onlara tam olarak veririz ve orada onlar hiçbir zarara

uğratılmazlar.


16.İşte onlar, ahirette kendileri için ateşten başka hiçbir şeyleri olmayan kimselerdir; (dünyada) yaptıkları da boşa gitmiştir; yapmakta

oldukları şeyler (zaten) bâtıldır.


17.Rabbin tarafından (gelmiş) açık bir delile dayanan ve kendisini Rabbinden bir şahidin izlediği, ayrıca kendisinden önce, bir önder ve

bir rahmet olarak Musa'nın Kitab'ı (elinde) bulunan kimse (inkârcılar gibi) midir? Çünkü bunlar ona (Kur'ân'a) inanırlar. Zümrelerden han

gisi onu inkâr ederse işte cehennem ateşi onun varacağı yerdir, bundan şüphen olmasın; zira bu, senin Rabbin tarafından bildirilmiş ger

çektir; fakat insanların çoğu inanmazlar.


(Bu âyet-i kerîmede bir mukayese yapılmaktadır. Şöyle ki:Kur'ân-ı Kerîm gibi pek parlak bir delile, bu delili teyit eden bir şahide yani mu

cizeye ve inançlarının sağlamlığını gösteren semâvî kitaplardan biri olan Tevrat'ın şahitliğine sahip olan Peygamber ile bunları inkâr eden

ve sadece dünya hayatından başka birşey istemeyen bir kâfirin eşit olamayacağı bildirilmektedir. Çünkü bunların biri ALLAH'ın seçkin kulu

ve ALLAH'a inanmış, dolayısıyla dünya ve ahiret saadetini kazanmış kimsedir; diğeri ise inkâr etmiş, dolayısıyla ebedî azaba müstehak ol

muştur.)


18.Kim ALLAH'a karşı yalan uydurandan daha zalim olabilir? Onlar (kıyamet gününde) Rablerine arzedilecekler, şahitler de:İşte bunlar Rab

lerine karşı yalan söyleyenlerdir, diyecekler. Bilin ki, ALLAH'ın lâneti zalimlerin üzerinedir!


19.Onlar, (insanları) ALLAH'ın yolundan alıkoyan ve onu eğri göstermek isteyenlerdir. Ahireti inkâr edenler de onlardır.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:32:34
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/223.jpg)



Sayfa:223  HÛD SÛRESİ   Cüz:12,Sûre:11


20.Onlar yeryüzünde (ALLAH'ı) aciz bırakacak değillerdir; onların ALLAH'tan başka (yardım isteyecekleri) dostları da yoktur. Onların azabı kat

kat olacaktır. Çünkü onlar (gerçekleri) ne görebiliyorlar, ne de kulak veriyorlardı.


21.İşte onlar kendilerini ziyana uğrattılar. Uydurmakta oldukları şeyler de kendilerinden kaybolup gitti.


22.Şüphesiz onlar, ahirette en çok ziyana uğrayanlardır.


23.İnanıp da güzel işler yapan ve Rablerine gönülden boyun eğenlere gelince, işte onlar cennet ehlidir. Onlar orada ebedî kalırlar.


24.Bu iki zümrenin (müminlerle kâfirlerin) durumu, kör ve sağır ile g bazı ören ve işiten kimseler gibidir. Bunların hali hiç eşit olur mu? Hâla ibret

almıyor musunuz?


(Sûrenin buraya kadar olan bölöümünde itikadle ilgili esaslar, Kur'ân'ın mucize oluşu, inanmayanların ahiretteki durumları, cezaları; buna karşılık

inananların mükâfatları anlatıldı ve onların cennet ehli oldukları bildirildi. Nihayet bu iki zümre beliğ bir teşbih ile insanlığın tefekkürüne sunuldu ve

onlar düşünmeye davet edildi. Bundan sonraki bölümlerde de ibret olarak bazı peygamberlerin hayatları, tevhid inancını yaymak için verdikleri mü

cadele, kavimlerinin bunlara karşı tutumları ve meydana gelen olayların neticeleri anlatılmaktadır.)


25.Andolsun, biz Nuh'u kavmine elçi gönderdik. Onlara:''Ben (dedi), sizin için apaçık uyarıcıyım.


26.ALLAH'tan başkasına tapmayın! Ben, size (gelecek) elem verici bir günün azabından korkuyorum.''


27.Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki:''Biz seni sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz. Bizden, basit görüşle hareket eden alt tabakamız

dan başkasının sana uyduğunu görmüyoruz. Ve sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Bilâkis sizin yalancılar olduğunuzu düşünüyoruz.''


(''Mele' '' kelimesi, ileri gelenler, eşraf, elit tabaka anlamlarına gelir. Kur'ân-ı Kerîm dikkatle incelendiğinde bütün peygamberlerin karşılarında Firavun

vâri bir tâğutun ve ona akıl hocalığı yapan bir zümrenin var olduğunu görülür. Zamanlarının her türlü maddi imkânlarını ellerinde bulunduran bu elit

tabaka, çıkarlarını kaybetmemek için inananları fakirlik ve zelillikle suçlama yoluna gitmişlerdir. Son Peygamber zamanında da aynı olay cereyan et

miş, ona fakir ve basit kimselerin inandıklarını bahane ederek karşı çıkmışlardır.)


28.(Nuh) dedi ki: Ey kavmim! Eğer ben Rabbim tarafından (bildirilen) açık bir delil üzerinde isem ve O bana kendi katından bir rahmet vermiş de bu

size gizli tutulmuşsa, buna ne dersiniz? Siz onu istemediğiniz halde biz sizi ona zorlayacak mıyız?


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:32:53
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/224.jpg)



Cüz:12,Sûre:11    HÛD SÛRESİ   Sayfa:224



29.Ey kavmim! ALLAH'ın emirlerini bildirmeye karşılık sizden herhangi bir mal istemiyorum. Benim mükâfatım ancak ALLAH'a aittir. Ben iman edenleri

kovacak değilim; çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizi, bilgisizce davranan bir topluluk olarak görüyorum.


(Hz. Nuh'un kavmi inanmış fakir kimselere tenezzül etmiyor ve onlarla beraber olmak istemiyorlardı. Bunun için Nuh (a.s.)'ın onları yanından kov

masını teklif ettiler. O büyük peygamber elbette cahillerin sözüne bakarak ALLAH'a iman etmiş, ALLAH katında değeri olan kimseleri yanından kova

cak değildi.)


30.Ey kavmim! Ben onları kovarsam, beni ALLAH'tan (onun azabından) kim korur? Düşünmüyor musunuz?


31.Ben size:''ALLAH'ın hazineleri benim yanımdadır'' demiyorum, gaybı da bilmem. ''Ben bir meleğim'' de demiyorum. Sizin gözlerinizin hor gördüğü

kimseler için, ''ALLAH onlara asla bir hayır vermeyecektir'' diyemem. Onların kalplerinde olanı, ALLAH daha iyi bilir. Onları kovduğum takdirde ben

gerçekten zalimlerden olurum.''


32.Dediler ki: Ey Nuh! Bizimle mücadele ettin ve bize karşı mücadelede çok ileri gittin. Eğer doğrulardan isen, kendisiyle bizi tehdit ettiğin (aza

bı) bize getir!


33.(Nuh) dedi ki:''Onu size ancak dilerse ALLAH getirir. Ve siz (ALLAH'ı) aciz bırakacak değilsiniz.


34.Eğer ALLAH sizi azdırmak istiyorsa, ben size öğüt vermek istesem de, öğüdüm size fayda vermez. (Çünkü) O sizin Rabbinizdir. Ve (nihayet) O'

na döndürüleceksiniz.


35.(Resûlüm!) Yoksa, ''Bunu uydurdu'' mu diyorlar? De ki:''Eğer onu uydurduysam günahım bana aittir. Fakat ben sizin işlediğiniz günahtan uzağım.''


36.Nuh'a vahyolundu ki: Kavminden iman etmiş olanlardan başkası artık (sana) asla inanmayacak. Öyle ise onların işlemekte olduklarından (günah

lardan) dolayı üzülme.


37.Gözlerimizin önünde ve vahyimiz (emrimiz) uyarınca gemiyi yap ve zulmedenler hakkında bana (bir şey) söyleme! Onlar mutlaka boğulacaklardır!



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:33:12
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/225.jpg)


Sayfa:225    HÛD SÛRESİ   Cüz:12,Sûre:11



38.Nuh gemiyi yapıyor, kavminden ileri gelenler ise, yanına her uğradıkça onunla alay ediyorlardı. Dedi ki:''Eğer bizimle alay ediyorsanız, iyi bilin

ki siz nasıl alay ediyorsanız biz de sizinle alay edeceğiz!


39.Kendisini rezil edecek azabın kime geleceğini ve sürekli bir azabın kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz.''


40.Nihayet emrimiz gelip de sular coşup yükselmeye başlayınca Nuh'a dedik ki:''(Canlı çeşitlerinin) her birinden iki eş ile - (boğulacağına dair)

aleyhinde söz geçmiş olanlar dışında- aileni ve iman edenleri gemiye yükle!'' Zaten onunla beraber pek azı iman etmişti.


(Meâlin ''sular coşup yükselmeye başlayınca'' kısmını ''tandır (tennûr) kaynayınca'' şeklinde çevirenler de olmuştur. Müfessirler tandırın kayna

masını çeşitli şekillerde tefsir etmişlerdir. Son asrın müfessirlerinden M. Hamdi Yazır, Hz. Nuh'un gemisinin alelâde yelkenli bir gemi olmayıp bu

harlı bir vapur olduğuna işaret etmektedir ki, buna göre, ''tandır kaynadı'' demek, vapurun ocağı yandı ve harekete hazır duruma getirildi, de

mek olur.)


41.(Nuh) dedi ki:''Gemiye binin! Onun yüzüp gitmesi de, durması da ALLAH'ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.''


42.Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nuh, gemiden uzakta bulunan oğluna: Yavrucuğum! (Sen de) bizimle beraber bin,

kâfirlerle beraber olma! diye seslendi.


(Hz. Nuh'un oğlu babasına iman etmemişti. Nitekim babası inananları gemiye bindirirken o ayrılarak bir kenara çekilmişti. Diğer oğulları Hâm,

Sâm ve Yâfes babalarına inanmış ve onunla beraber gemiye binmişlerdi. Türk milletinin Yâfes'in Türk adındaki oğlundan türediği rivayet edi

lir.)


43.Oğlu: Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım, dedi. (Nuh:) ''Bugün ALLAH'ın emrinden (azabından), merhamet sahibi ALLAH'tan başka koru

yacak kimse yoktur'' dedi. Aralarına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.


(Bu âyete şöyle de mana verilmiştir:''Bugün, ALLAH'ın esirgediklerinden başkasını O'nun vereceği emirden koruyacak kimse yoktur.'')


44.(Nihayet) ''Ey yer suyunu yut! Ve ey gök (suyunu) tut!'' denildi. Su çekildi; iş bitirildi; (gemi de) Cûdî (dağının) üzerine yerleşti. Ve:''O zalim

ler topluluğunun canı cehenneme!'' denildi.


45.Nuh Rabbine dua edip dedi ki:''Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vâdin ise elbette haktır. Sen hakimler hakimisin.''


(Hz. Nuh bunu derken, ALLAH'ın, ailesini boğulmaktan kurtaracağına dair vâdine işaret ediyordu.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:33:31
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/226.jpg)



Cüz:12, Sûre:11 HÛD SÛRESİ   Sayfa:226



46.ALLAH buyurdu ki: Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı kötü bür iştir. O halde hakkında bilgin olmayan bir şeyi

benden isteme! Ben sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim.


(Bu âyetten anlaşılıyor ki, insanlar arasındaki yakınlığın sebebi din birliğidir. ALLAH'ın dinine inanmış ve peygamberlerini tasdik etmiş kimse

ler birbirlerinin manevi akrabası, yakını ve dostlarıdır. Bunların aralarında manevi bir birlik vardır. Müminlerle kâfirler ırk bakımından birbirle

rinin akrabası olsalar bile, bu akrabalığın ALLAH katında hiçbir değeri yoktur. Nitekim Hz. Nuh'un oğlu babasına inanmadığı için, ALLAH Teâlâ

onu Nuh Peygamber'in ailesinden saymamıştır. Halbuki Hz. Peygamber, aralarında hiçbir neseb bağı bulunmayan Selman'ı kendi ailesinden

saymıştır. Buna karşılık, özellikle Bedir harbinde birçok sahâbî, en yakınları olan babalarına ya da oğullarına karşı savaşmışlardır.)


47.Nuh dedi ki: Ey Rabbim! Ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen,

ben ziyana uğrayanlardan olurum!


48.Denildi ki: Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan ümmetlere bizden selâm ve bereketlerle (gemiden) in! Kendilerini (dünyada) faydalandı

racağımız, sonra da bizden kendilerine elem verici bir azabın dokunacağı ümmetler de olacaktır.


49.(Resûlüm!) İşte bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. O halde sabret. Çün

kü iyi sonuç (sabredip) sakınanlarındır.


(Bundan sonra bir başka peygamberin, kavmine hakkı tebliğ etmek uğrundaki mücadelesi anlatılmaktadır.)


50.Âd kavmine de kardeşleri Hûd'u (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! ALLAH'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Siz yalan uyduran

lardan başkası değilsiniz.


51.Ey kavmim! Ben, ona (peygamberliğe) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. Hâla ak

lınızı kullanmıyor musunuz?


52.Ey kavmim! Rabbinizden bağış dileyin; sonra da O'na tövbe edin ki, üzerinize göğü (yağmuru) bol bol göndersin ve kuvvetinize kuvvet kat

sın. Günah işleyerek (ALLAH'tan) yüz çevirmeyin.


53.Dediler ki: Ey Hûd! Sen bize açık bir mucize getirmedin, biz de senin sözünle tanrılarımızı bırakacak değiliz ve biz sana iman edecek de değil

iz.


KAYNAK:KUR'ÂN'I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:33:50
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/227.jpg)


Sayfa:227   HÛD SÛRESİ  Cüz:12,Sûre:11


54.Biz ''Tanrılarımızdan biri seni fena çarpmış!'' demekten başka bir söz söylemeyiz! (Hud) dedi ki:''Ben ALLAH'î şahit tutuyorum; siz de

şahit olun ki ben sizin ortak koştuklarınızdan uzağım.''


55.''O'ndan başka (taptıklarınızın hepsinden uzağım). Haydi hepiniz bana tuzak kurun; sonra da bana mühlet vermeyin!''


56.''Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan ALLAH'a dayandım. Çünkü yürüyen hiçbir varlık yoktur ki, O, onun perçeminden tutmuş

olmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru yoldadır.''


(ALLAH'ın, her varlığın perçeminden tutmasından maksat, her varlığın yönetiminin, hüküm ve tasarrufunun O'nun elinde olması, O'nun kud

ret ve iradesinin bütün varlıklar üzerinde mutlak ve kesin bir surette müessir olmasıdır. ALLAH'ın doğru yolda olması ise, O'nun hüküm ve

tasarruflarının tamamen doğru, iyi ve adalete uygun olması, ALLAH'ın haksızlık ve zulümden, yanlışlık ve hatadan münezzeh olması demek

tir.)


57.Eğer yüz çevirirseniz şüphesiz ki benimle size gönderileni size bildirdim. Rabbim (dilerse) sizden başka bir kavmi yerinize getirir de O'

na hiçbir zarar veremezsiniz. Çünkü benim Rabbim her şeyi gözetendir.''


58.Emrimiz gelince, Hûd'u ve onunla beraber iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık, onları ağır bir azaptan kurtuluşa erdirdik.


59.İşte Âd (kavmi), Rablerinin âyetlerini inkâr ettiler; O'nun peygamberine asi oldular ve inatçı her zorbanın emrine uydular.


60.Onlar hem bu dünyada hem de kıyamet gününde lânete tabi oldular. Biliniz ki, Âd (kavmi) Rablerini inkâr ettiler. (Şunu da) bilin ki

Hûd'un kavmi Âd, ALLAH'ın rahmetinden uzak kılındı.


(Nitekim el-Hâkka sûresinin 6. ve 7. âyetlerinde bildirildiğine göre, Âd kavmi yedi gece sekiz gün devam eden şiddetli bir kasırga ile he

lâk olup insanlar ağaç gövdeleri gibi yerlere yıkılıp kaldılar.


Bundan sonra da Salih Peygamber'in Semûd kavmine karşı verdiği mücadele anlatılmaktadır.)


61.Semûd kavmine de kardeşleri Salih'i (gönderdik). Dedi ki:Ey kavmim! ALLAH'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. O sizi yer

den (topraktan) yarattı. Ve sizi orada yaşattı. O halde O'ndan mağfiret isteyin; sonra da O'na tövbe edin. Çünkü Rabbim (kullarına) çok

yakındır, (dualarını) kabul edendir.


62.Dediler ki:Ey Salih! Sen bundan önce içimizde ümit beslenen birisydin. (Şimdi) babalarımızın taptıklarına tapmaktan bizi engelliyor mu

sun? Doğrusu biz, bizi kendisine (kulluğa) çağırdığın şeyden ciddi bir şüphe içindeyiz.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:34:10
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/228.jpg)



Cüz:12,Sûre:11   HÛD SÛRESİ   Sayfa:228

 
63.(Salih) dedi ki:Ey kavmim! Eğer ben Rabbimden (verilen) apaçık bir delil üzerinde isem ve O bana kendinden bir rahmet (peygamber

lik) vermişse, buna ne dersiniz? Bu durum karşısında O'na asi olursm beni ALLAH'tan (O'nun azabından) kim korur? O zaman siz de bana

ziyan vermekten fazla bir şey yapamazsınız.


64.Ey kavmim! İşte size mucize olarak ALLAH'ın devesi. O'nu bırakın, ALLAH'ın arzında yesin (içsin). O'na kötülük dokundurmayın; sonra

sizi yakın bir azap yakalar.


(Rivayet edildiğine göre, Salih (a.s.)'ın kavmi, ondan, mucize olarak, kayadan deve çıkarmasını istemişler. Hz. Salih de onlardan iman

edeceklerine dair söz aldıktan sonra namaz kılmış, ALLAH'a dua etmiş ve mucize olarak büyük bir kayadan bir deve çıkmıştır. Sonra bu

deve kendisi gibi büyükçe bir yavru doğurmuştur. Fakat kavminin pek azı iman etmiş, diğerleri yine kâfirliklerinde devam etmişlerdir.)


65.Fakat Semûd kavmi o deveyi, ayaklarını keserek öldürdüler. Salih dedi ki:''Yurdunuzda üç gün daha yaşayın (sonra helâk olacak

sınız)!'' dedi. Bu söz, yalanlanamayan bir tehdit idi.


66.Emrimiz gelince, Salih'i ve onunla beraber iman edenleri, bizden bir rahmet olarak (azaptan) ve o günün zilletinden kurtardık.

Şüphesiz Rabbin kuvvetlidir, (her şeye) galip gelendir.


67.Zulmedenleri de o korkunç ses yakaladı ve yurtlarında dizüstü çökekaldılar.


68.Sanki orada hiç oturmamışlardı. Biliniz ki, Semûd kavmi gerçekten Rablerini inkâr ettiler. Yine bilesiniz ki, Semûd kavmi (ALLAH'ın rah

metinden) uzak kılındı.


69.Andolsun ki elçilerimiz (melekler) İbrahim'e müjde getirdiler ve:''Selâm (sana)'' dediler. O da:''(Size de) selâm'' dedi ve hemen kızar

tılmış bir buzağı getirdi.


(İbn Abbas, gelen elçilerin Cebrail ve beraberindeki iki melek olduğunu söyler. Bu iki meleğin de Mikâil ve İsrafil oldukları rivayet edilmiş

tir.)


70.Ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içine bir korku düştü. Dediler ki:Korkma! (biz melekleriz).

Lût kavmine gönderildik.


71.O esnada hanımı ayakta idi ve (bu sözleri duyunca) güldü. Ona da İshak'ı, İshak'ın ardından da Ya'kub'u müjdeledik.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:34:29
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/229.jpg) m



Sayfa:229   HÛD SÛRESİ    Cüz:12,Sûre:11


72.(İbrahim'in karısı:) Olacak şey değil! Ben bir kocakarı, bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Bu gerçekten şaşılacak

bir şey dedi!


(Müfessirlerin izahına göre o sırada İbrahim (a.s.) yüz yirmi yaşında, hanımı ise doksan yaşında idi.)


73.(Melekler) dediler ki: ALLAH'ın emrine şaşıyor musunuz? Ey ev halkı! ALLAH'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir. Şüphesiz ki O,

övülmeye layıktır, iyiliği boldur.


74.İbrahim'den korku gidip kendisine müjde gelince, Lût kavmi hakkında (adeta) bizimle mücadeleye başladı.


(Çünkü Hz. İbrahim, inkârcılara gelecek olan umumî felâket ve azaba Lût (a.s.) ile inananların da uğrayacaklarından korkuyor, bu se

beple azabın kaldırılması için ısrarla ALLAH'a yalvarıyordu.)


75.İbrahim cidden yumuşak huylu, bağrı yanık, kendisini ALLAH'a vermiş biri idi.


76.(Melekler dediler ki:) Ey İbrahim! Bundan vazgeç. Çünkü Rabbinin (azap) emri gelmiştir. Ve onlara geri çevrilmez bir azap mutlaka

gelecektir!


77.Elçilerimiz Lût'a gelince, (Lût) onların yüzünden üzüldü ve onlardan dolayı içi daraldı da  ''Bu çetin bir gündür'' dedi.


(Meleklerin genç delikanlılar şeklinde geldiğini gören Lût (a.s.) onları insan sanmış ve kavminin onlara tecavüz etmesinden korkmuştu.

Çünkü A'râf sûresinin 80 ve 81. âyetlerinde bildirildiğine göre Lût'un inkârcı kavminde cinsî sapıklık yaygın idi.)


78.Lût'un kavmi, koşarak onun yanına geldiler. Daha önce de o kötü işleri yapmaktaydılar. (Lût):''Ey kavmim! İşte şunlar kızlarımdır

(onlarla evlenin);  sizin için onlar daha temizdir. ALLAH'tan korkun ve misafirlerimin önünde beni rezil etmeyin! İçinizde aklı başında bir

adam yok mu!'' dedi.


(Bazı tefsircilere göre Hz. Lût'un halkına evlenmelerini tavsiye ettiği kızlardan maksat kendi öz kızları değil, kavminin kızlarıdır. Çünkü

onun sadece iki kızı vardı. Her peygamber kendi kavminin büyüğü ve manevî babası sayıldığından Hz. Lût:''İşte bunlar kızlarımdır...''

demiştir.)


79.Dediler ki:Senin kızlarında bizim bir hakkımız olmadığını biliyorsun. Ve sen bizim ne istediğimizi bilirsin.


80.(Lût):Keşke benim size karşı (koyacak) bir gücüm olsaydı veya güçlü bir kaleye sığınabilseydim! dedi.


81.(Melekler) dediler ki:Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunamazlar. Sen gecenin bir kısmında ailenle (yola çıkıp)

yürü. Karından başka sizden hiçbiri geride kalmasın. Çünkü onlara gelecek olan (azap) şüphesiz şüphesiz ona da isabet edecektir.

Onlara vâdolunan (helâk) zamanı, sabah vaktidir. Sabah yakın değil mi?


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:34:50
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/230.jpg)


Cüz:12, Sûre:11 HÛD SÛRESİ   Sayfa:230



82.Emrimiz gelince, oranın altını üstüne getirdik ve üzerlerine (balçıktan) pişirilip istif edilmiş taşlar yağdırdık.


83.(O taşlar:) Rabbin katında işaretlenerek (yağdırılmıştır). Onlar zalimlerden uzak değildir.


84.Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! ALLAH'a kulluk edin! Sizin için O'ndan başka tanrı yoktur. Ölçüyü ve

tartıyı eksik yapmayın. Zira ben sizi hayır (ve bolluk) içinde görüyorum. Ve ben, gerçekten sizin için kuşatıcı bir günün azabından korku

yorum.


85.Ve ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle yapın; insanlara eşyalarını eksik vermeyin; yeryüzünde bozguncular olarak dolasmayın.


86.Eğer mümin iseniz ALLAH'ın (helâlinden) bıraktığı (kâr) sizin için daha hayırlıdır. Ben üzerinize bir bekçi değilim.


87.Dediler ki:Ey Şuayb! Babalarımızın taptıklarını (putları), yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmayı terketmemizi sana namazın

mı emrediyor? Oysa sen yumuşak huylu ve çok akıllısın!


88.Dedi ki.Ey kavmim! Eğer benim, Rabbim tarafından (verilmiş) apaçık bir delilim varsa ve O bana tarafından güzel bir rızık vermişse bu

na ne dersiniz? Size yasak ettiğim şeylerin aksini yaparak size aykırı davranmak istemiyorum. Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah

etmek istiyorum. Fakat başarmam ancak ALLAH'ın yardımı iledir. Yalnız O'na dayandım ve yalnız O'na döneceğim.


(Bu âyette bir peygamberin en önemli vasıflarının sıralandığını görüyoruz: Her şeyden önce peygamberler ALLAH tarafından kendisine ve

ya kendisinden önceki bir peygambere gönderilmiş bir delile yani vahye dayanırlar. İkincisi peygamberler, ümmetlerine tebliğ ettikleri şey

leri her şeyden önce kendi nefislerinde yaşarlar; sözleri ile özleri, kalpleri ile amelleri birbirine uyar; ümmetlerine tebliğ ettiklerine muhalif

davranmazlar. Üçüncüsü, peygamberler birer islahatçıdır; onların görevi, yapmak ve düzeltmektir; iyiliğin hakim olması, insanların doğru

ya ve iyiye yönelmesi için elinden geldiğince çaba göstermektir. Dördüncüsü, peygamberler, sadece ALLAH'a güvenir ve dayanırlar; başa

rının, yalnız ALLAH'tan geldiği hususunda hiçbir şüpheleri olmaz; bu sebeple de ALLAH'tan başka hiçbir kuvvete ve desteğe sahip olmasalar

bile, yine de ümitsizliğe düşmezler.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:35:10
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/231.jpg)


Sayfa:231 HÛD SÛRESİ    Cüz:12,Sûre:11


89.Ey kavmim! Sakın bana karşı düşmanlığınız, Nuh kavminin veya Hûd kavminin yahut Salih kavminin başlarına gelenler gibi size de

bir musibet getirmesin! Lût kavmi de sizden uzak değildir.


(Yani onlarda sizin zamanınıza yakın bir zamanda helâk oldular. Dolayısıyla helâk olanların zamanca size en yakını onlardır. Ya da kü

fürde, kötülüklerde ve helâkı gerektiren şeylerde sizden uzak değillerdi. Bu sebeple helâk oldular. Onlardan ibret almalısınız.)


90.Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O'na tövbe edin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, (müminleri) çok sever.


91.Dediler ki:Ey Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz ve içimizde cidden seni zayıf (aciz) görüyoruz! Eğer kabilen olmasa, se

ni mutlaka taşlayarak öldürürüz. Sen bizden üstün değilsin.


92.(Şuayb:)''Ey kavmim! dedi, size göre benim kabilem ALLAH'tan daha güçlü ve değerli ki, onu (ALLAH'ın emirlerini) arkanıza atıp unut

tunuz. Şüphesiz ki Rabbim yapmakta olduklarınızı çepeçevre kuşatıcıdır.


93.Ey kavmim! Elinizden geleni yapın! Ben de yapacağım! Kendisini rezil edecek azabın geleceği şahsın ve yalancının kim olduğunu

yakında öğreneceksiniz! Bekleyin! Ben de sizinle beraber beklemekteyim.''


94.Emrimiz gelince, Şuayb'ı ve onunla beraber iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık; zulmedenleri ise korkunç bir gürül

tü yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.


95.Sanki orada hiç barınmamışlardı. Biliniz ki, Semûd kavmi (ALLAH'ın rahmetinden) uzak olduğu gibi Medyen kavmi de uzak oldu.


(Şuayb (a.s.)'ın  kavmi de Semûd kavmi gibi nasihat dinlemedikleri için korkunç bir ses ve gürültü ile ile helâk olmuşlardır. Bunların

cezalarının aynı olması kötü ahlâk bakımından birbirlerine benzediklerine işarettir. Nitekim ALLAH'ın rahmetinden uzak olmaları için her

iki kavme de aynı beddua edilmiş ve Medyen kavmi bu hususta Semûd kavmine benzetilmiştir.)


96, 97.Andolsun ki Musa'yı da mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun'a ve onun ileri gelenlerine gönderdik. Fakat onlar Firavun'

un emrine uydular. Oysa Firavun'un emri doğru değildi.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:35:30
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/232.jpg)



Cüz:12,Sûre:11 HÛD SÛRESİ    Sayfa:232



98.Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne düşecek ve onları (çekip) ateşe götürecektir. Varacaklai bu rı yer ne kötü yerdir!


(Yani Firavun, nasıl ki bu dünyada kavminden inkârcı olanların önüne düşmüş; onlarla ALLAH'ın Resûlü Hz. Musa ve onun tebliğ ettiği

hak dine karşı mücadele vermişse, yine nasıl ki ALLAH'ın Peygamberi'ni takip edip yakalamak için kavmini arkasına takmış ve nihayet

kendisi denizde boğulduğu gibi onların boğulmasına da sebep olmuşsa, aynı şekilde ahirette de kavminin önünde olarak hepsi birden

cehenneme sürülecektir.)


99.Onlar burada da, kıyamet gününde de lânete uğratıldılar. (Onlara) verilen bu armağan ne kötü armağandır!


100.(Ey Muhammed!) İşte bu, (halkı helâk olmuş) memleketlerin haberlerindendir. Biz onu sana anlatıyoruz; onlardan (bugüne kadar

izleri) kalan da vardır, biçilmiş ekin (gibi yok olan) da vardır.


101.Onlara biz zulmetmedik; fakat onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap) emri geldiğinde, ALLAH'ı bırakıp da taptıkları tanrıları,

onlara hiçbir şey sağlamadı, ziyanlarını arttırmaktan başka başka bir şeye yaramadı.


102.Rabbin, haksızlık eden memleketleri (onların halkını) yakaladığında, onun yakalayışı işte böyle (şiddetlidir). Şüphesiz onun yaka

laması pek elem vericidir, pek çetindir


103.İşte bunda, ahiret azabından korkanlar için elbette bir ibret vardır. O gün bütün insanların bir araya toplandığı bir gündür ve o

gün (bütün mahlûkatın) hazır bulunduğu bir gündür.


104.Biz onu (kıyamet gününü) sadece sayılı bir müddete kadar bekletiriz.


105.O geldiği gün ALLAH'ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. Onlardan kimi bedbahttır, kimi mutlu.


106.Bedbaht olanlar ateştedirler, orada onların (öyle feci) nefes alıp vermeleri vardır ki.


107.Rabbinin dilediği hariç,  (onlar) gökler ve yer durdukça o ateşte ebedî kalacaklardır. Çünkü Rabbin, istediğini hakkıyla yapandır.
 

108.Mutlu olanlara gelince, onlar da cennettedirler. Rabbinin dilediği hariç, gökler ve yer durdukça onlar da orada ebedî kalacaklar

dır. Bu (nimetler) bitmez, tükenmez bir lütuftur.


(Bu âyetlerde sayılı müddetin sona ermesiyle gelecek kıyamet gününden ve bunu takip edecek olan ahiret hallerinden bahsedildiği

için, buradaki gökler ve yerden maksat dünyanın değil, ahiretin gökleri ve yeridir. Çünkü İbrahim sûresinin 48. âyetinde, ''O gün

yer başka bir yer ile, göklerde (başka göklerle) değiştirilir'' buyurulmuştur.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ


Not:Bu konuyu takip edenler, yazım hataları ile karşılasırsanız; forumdaki konunun sayfa sayısı, meâlin sayfa sayısı, sûre ve âyetin

numarasını bildirirseniz düzeltme yaparım.
:)  :gul:
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:35:49
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/233.jpg)




Sayfa:233  HÛD SÛRESİ       Cüz:12,Sûre:11



109.O halde onların tapmakta olduklarından (bu şeylerin onları azaba götürdüğünden) şüphen olmasın. Çünkü onlar ancak daha

önce babalarının taptığı gibi tapıyorlar. Biz onların (azaptan) nasiplerini mutlaka eksiksiz olarak vereceğiz.


110.Andolsun biz Musa'ya Kitab'ı verdik; fakat onda ihtilaf edildi. Eğer Rabbinden bir söz geçmemiş olsaydı, elbette onların ara

sında hüküm verilmişti (ve işleri de bitirilmişti). Şüphesiz ki onlar (Mekkeliler) de Kur'ân hakkında derin bir şüphe içindedirler.


111.Şüphesiz Rabbin, onların herbirinin amellerinin karşılığını onlara tam olarak verecektir. Çünkü Rabbin, onların yapmakta olduk

larından haberdardır.


112.O halde seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Aşırı da gitmeyin. Çünkü O, sizin yaptıkları

nızı çok iyi görendir.



(Ashâb-ı kiramdan rivayet edildiğine göre Kur'ân'da Resûlullah (s.a.v.) için bu âyetten daha şiddetli bir âyet inmemiştir. Resûl

ullah buyurmuştur ki:''Beni Hûd sûresi kocattı!'' Çünkü bu sûrede ona ''emrolunduğun gibi dosdoğru ol!'' denilmişti ve bu kolay

bir iş değildi. ALLAH Teâlâ yalnız ona değil, onunla beraber müminlere de istikameti emretmektedir.)


113.Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur (cehennemde yanarsınız). Sizin ALLAH'tan başka dostlarınız yoktur.

Sonra (O'ndan da) yardım göremezsiniz!


114.Gündüzün iki ucunda, gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahları) giderir. Bu, öğüt almak

isteyenlere bir hatırlatmadır.


(Tefsircilere göre, gündüzün iki tarafındaki namazlar; sabah, öğle ve ikindi; gecenin yakın saatlerindekiler de akşam ve yat

sı namazlarıdır. Âyette belirtilen iyiliklerden biri 5 vakit namazdır. Resûlullah (s.a.v.) buyurmuştur ki; Ne dersiniz, sizden biri

sinin kapısı önünde bir ırmak bulunsa da, her gün beş defa onda yıkansa kendisinde kir namına bir şey kalır mı? Ashâp, ''Ha

yır'' dediler. Bunun üzerine Resûlullah buyurdu ki: İşte beş vakit namaz da bunun gibidir ki, ALLAH o sayede bütün hataları

arıtır.)


115.(Ey Muhammed!) Sabırlı ol, çünkü ALLAH güzel iş yapanların mükâfatını zayi etmez.


116.Sizden önceki asırlarda yeryüzünde (insanları) bozgunculuktan alıkoyacak faziletli kimseler bulunsaydı ya! Fakat onlar

dan, kurtuluşa erdirdiğimiz az bir kısmı müstesnadır (bunlar görevlerini yaptılar). Zulmedenler ise, kendilerine verilen refahın

peşine düştüler. Zaten günahkâr idiler.


117.Halkı iyi olduğu halde Rabbin, haksızlıkla memleketleri helâk etmez.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:36:08
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/234.jpg)



Cüz:12,Sûre:12  YÛSUF SÛRESİ    Sayfa:234



118.Rabbin dileseydi bütün insanları bir tek millet yapardı. (Fakat) onlar ihtilafa düşmeye devam edecekler.


119.Ancak Rabbinin merhamet ettikleri müstesnadır. Zaten Rabbin onları bunun için yarattı. Rabbinin, ''Andolsun ki cehennemi

tümüyle insanlar ve cinlerle dolduracağım'' sözü yerini buldu.


(Tefsirciler âyette geçen ''li-zâlike=bunun için'' sözüne iki türlü mana vermişlerdir:

-''Zaten Rabbin onları bunun için yani ihtilafa düşmeleri için yarattı'' veya

-''Zaten Rabbin onları bunun için yani rahmetine nâil olmaları için yarattı.'')


120.Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini (tatmin ve) teskin edeceğimiz her haberi sana anlatıyoruz. Bunda sana ger

çeğin bilgisi, müminlere de bir öğüt ve bir uyarı gelmiştir.


121.İman etmeyenlere de ki:Elinizden geleni yapın! Biz de (gerekeni) yapmaktayız!


122.Bekleyin! Şüphesiz biz de beklemekteyiz!


123.Göklerin ve yerin gaybı (sırrı) yalnız ALLAH'a aittir. Her iş O'na döndürülür. Öyle ise O'na kulluk et ve O'na dayan! Rab

bin yaptıklarınızdan gafil değildir.


(Âyette ibadet emrinin hemen arkasından tevekkül emri gelmektedir. Çünkü kulluk ancak tevekkül ile yani sadece ALLAH'a

güvenip dayanmakla kemâle ulaşır. Bütün işlerde başarıya ulaşmak için esbaba tevessül hususunda elden geleni yapmak

la beraber, başarıyı ALLAH'tan beklemek ve sadece O'ndan yardım dileyip O'na sığınmak, aynı zamanda imanın kemâline alâ

mettir.)


(12)


ONİKİNCİ SÛRE


YÛSUF


(Yûsuf sûresi, 111 âyet olup 1, 2 ve 3. âyetler Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. Sûrenin başından sonuna kadar

Yûsuf Peygamber'den bahsedildiği için bu adı almıştır.)


Bismillâhirrahmânirrahîm


1.Elif. Lâm. Râ. Bunlar apaçık Kitab'ın âyetleridir.


2.Anlayasınız diye biz onu Arapça bir Kur'ân olarak indirdik.


3.(Ey Muhammed!) Biz sana, Kur'ân'ı vahyetmekle geçmiş milletlerin haberlerini sana en güzel bir şekilde anlatıyoruz.

Gerçek şu ki, sen bundan önce (bu haberleri) bilmeyenlerden idin.


4.Bir zamanlar Yûsuf, babasına (Ya'kub'a) demişti ki:Babacığım! Ben (rüyamda) on bir yıldızla güneşi ve ayı gördüm;

onları bana secde ederlerken gördüm.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:36:28
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/235.jpg)



Sayfa:235  YÛSUF SÛRESİ    Cüz:12,Sûre:12



5.(Babası:) Yavrucuğum! dedi,  rüyanı sakın kardeşlerine anlatma; sonra sana bir tuzak kurarlar! Çünkü şeytan insana apaçık

bir düşmandır.


6.İşte böylece Rabbin seni seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek ve daha önce iki atan İbrahim ve İ

hak'a nimetini tamamladığı gibi sana ve Ya'kub soyuna da nimetini tamamlayacaktır. Çünkü Rabbin çok iyi bilendir, hikmet sahi

bidir.



7.Andolsun ki Yûsuf ve kardeşlerinde, (almak) isteyenler için ibretler vardır.


(Rivayet edildiğine göre, yahudi alimleri Mekke müşriklerinin ileri gelenlerine,''İsrailoğullarının niçin Mısır'a gittiklerini Muhammed'e

sorun, bakalım ne cevap verecek'' diye telkin etmişler, onlar da sormuş, bunun  üzerine bu sûre inmiştir. Nitekim âyette onların

bu sorularına işaret edilmektedir.)


8.(Kardeşleri) dediler ki:Yusuf'la kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Halbuki biz kalabalık bir cemaatiz. Şüphesiz

ki babamız apaçık bir yanlışlık içindedir.


(Yûsuf ile Bünyamin bir anadan, diğer oğulları ise başka bir anadan idiler.)


9.(Aralarında dediler ki:) Yûsuf'u öldürün veya onu (uzak) bir yere atın ki babanızın teveccühü yalnız size kalsın! Ondan sonra da

(tevbe ederek) salih kimseler olursunuz!


(Âyetin son kısmını ''...Bundan sonra işinizi yoluna koymuş, durumunuzu düzeltmiş olursunuz'' şeklinde anlamak da mümkündür.)


10.Onlardan biri: Yusuf'u öldürmeyin, eğer mutlaka yapacaksanız onu kuyunun dibine atın da geçen kervanlardan biri onu alsın (gö

türsün), dedi.


(Bu teklifi yapan Yehuda isminde birisi idi. Kardeşlerine bunu kabul ettirdi ve babalarına geldiler.)


11.Dediler ki:''Ey babamız! Sana ne oluyor da Yûsuf hakkında bize güvenmiyorsun! Oysa ki biz onun iyiliğini istemekteyiz.


12.Yarın onu bizimle beraber (kıra) gönder de bol bol yesin (içsin), oynasın. Biz onu mutlaka koruruz.''


13.(Babaları) dedi ki: Onu götürmenizi beni mutlaka üzer. Siz ondan habersizken onu bir kurdun yemesinden korkarım.


(Hz. Peygamber'den nakledilen bir hadiste belirtildiği gibi Ya'kub (a.s.):''Onu kurdun yemesinden korkarım'' şeklindeki bu sözü ile

farkında olmadan onlara, tasarladıkları planı nasıl örtbas edecekleri konusunda bir ipucu vermişti. Gerçekten 17. âyette görüle

ceği üzere onlar bu ipucundan yararlanmışlardır.)


14.Dediler ki: Hakikaten biz (kuvvetli) bir topluluk olduğumuz halde, eğer onu kurt yerse, o zaman biz gerçekten aciz kimseler

sayılırız.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:39:36
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/236.jpg)



Cüz:12,Sûre:12  YÛSUF SÛRESİ    Sayfa:236



15.Onu götürüp de kuyunun dibine atmaya ittifakla karar verdikleri zaman, biz Yûsuf'a:Andolsun ki sen onların bu işlerini onlar

(işin) farkına varmadan, kendilerine haber vereceksin, diye vahyettik.


(Tefsircilerin birçoğu, âyette geçen ''biz Yûsuf'a ... vahyettik'' ifadesine dayanarak Hz. Yusuf'a peygamberliğin daha o zaman

verildiğine kanidir. Cenâb-ı Hakk'ın Hz. Yûsuf'a kuyuya atıldığı zaman ki bu vâdi daha sonra gerçekleşmiş ve ileriki âyetlerde

görüleceği üzere Hz. Yûsuf bu tuzaktan kurtulmuş, kardeşlerine de bütün yaptıklarını bildiğini söylemiştir.)


16.Akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler.


17.Ey babamız! dediler, biz yarışmak üzere uzaklaştık; Yûsuf'u eşyamızın yanına bırakmıştık. (Ne yazık ki) onu kurt yemiş! Fa

kat biz doğru söyleyenler olsak da sen bize inanmazsın.


18.Gömleğinin üstünde sahte bir kan ile geldiler. (Ya'kub) dedi ki:Bilakis nefisleriniz size (kötü) bir işi güzel gösterdi. Artık (ba

na düşen) hakkıyla sabretmektir. Anlattığınız karşısında (bana) yardım edecek olan, ancak ALLAH'tır.


(Rivayet edildiğine göre kardeşleri, Yûsuf'un gömleğini kana bulayıp babalarına getirdiklerinde, acı haberi alan Ya'kub (a.s.),

feryada başladı, onun gömleğini istedi. Onu yüzüne sürüp ağladı ve dedi ki:''Bugüne kadar böyle yumuşak huylu kurt görme

dim! Oğlumu yemiş de sırtındaki gömleği yırtmamış!'' Buna göre Hz. Ya'kub, onların hilesini sezmişti. Fakat yapılacak bir şey

yoktu.)


19.Bir kervan geldi ve sucularını (kuyuya) gönderdiler, o da (gidip) kovasını saldı, (Yûsuf'u görünce) ''Müjde! İşte bir oğlan!''

dedi. Onu bir ticaret malı olarak sakladılar. ALLAH onların yaptıklarını çok iyi bilir.


20.(Kafile Mısır'a vardığında) onu değersiz bir pahaya, sayılı birkaç dirheme sattılar. Onlar zaten ona değer vermemişlerdi.


(Âyetin son kısmını ''...zaten onu hemen elden çıkarmak istiyorlardı'' şekilnde çevirmek de mümkündür.)


21.Mısır'da onu satın alan adam, karısına dedi ki:''Ona değer ver ve güzel bak! Umulur ki bize faydası olur. Veya onu evlat edi

niriz.'' İşte böylece (Mısır'da adaletle hükmetmesi) ve kendisine (rüyadaki) olayların yorumunu öğretmemiz için Yûsuf'u o yere

yerleştirdik. ALLAH, emrini yerine getirmeye kadirdir. Fakat insanların çoğu (bunu) bilmezler.


(Tefsirlerdeki rivayete göre Hz. Yûsuf'u himayesine alan bu zat Mısır'ın maliye bakanı idi. O, Hz. Yûsuf'un zeka ve kabiliyetini

sezmiş, bu yüzden ileride kendisinden devlet işlerinde yararlanabileceğini düşünmüştü. Ayrıca son derece sevimli bir çocuk olan

Hz. Yûsuf'u evlat edinebileceklerini söylemişti. Çünkü çocukları yoktu.)


22.(Yûsuf) erginlik çağına erişince, ona (isabetle) hükmetme (yeteneği) ve ilim verdik. İşte güzel davrananları biz böyle mükâfat

landırırız.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:39:58
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/237.jpg)



Sayfa:237  YÛSUF SÛRESİ   Cüz:12, Sûre:12


23.Evinde bulunduğu kadın, onun nefsinden murat almak istedi, kapıları iyice kapattı ve ''Haydi gel!'' dedi. O da ''(Hâşâ), ALLAH'a sığınırım!

Zira kocanız velinimetimdir, bana güzel davrandı. Gerçek şu ki, zalimler iflah olmaz!'' dedi.


(Hz. Yûsuf büyümüş, gelişmiş ve görkemli bir genç olmuştu. Onun bu hali, yaşadığı evin hanımında kendisine karşı farklı duyguların belirme

sine sebep olmuş ve kadın Hz. Yûsuf'a gayri meşru ilişki teklif etmişti.)


24.Andolsun ki, kadın ona meyletti. Eğer Rabbinin işaret ve ikazını görmeseydi o da kadına meyletmişti. İşte böylece biz, kötülük ve fuhşu

ondan uzaklaştırmak için (delilimizi gösterdik). Şüphesiz o ihlâslı kullarımızdandı.


(Tefsircilerin çoğuna göre Hz. Yûsuf'un kadına olan bu meyli cinsel bir meyil idi. Fakat bazı tefsirciler peygamberlerin böyle bir meyle kapıl

maktan masûn ve münezzeh olduklarını belirterek âyetteki ilgili sözü ''O da kadını dövmeye niyet etmişti. Fakat ALLAH'ın ikazı ile bundan vaz

geçti'' şeklinde yorumlamışlardır. Her halükârda Hz. Yûsuf bu niyet ve meylinden vazgeçmişti.)


25.İkisi de kapıya doğru koştular. Kadın onun gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında onun kocasına rastladılar. Kadın dedi ki: Senin aile

ne kötülük etmek isteyenin cezası, zindana atılmaktan veya elem verici işkenceden başka ne olabilir!


26.Yûsuf:''Asıl kendisi benim nefsimden murat almak istedi'' dedi. Kadının akrabasından biri şöyle şahitlik etti:''Eğer gömleği önden yırtılmış

sa, kadın doğru söylemiştir, bu ise yalancılardandır.''


27.''Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir. Bu ise doğru söyleyenlerdendir.''


28.(Kocası, Yûsuf'un gömleğinin) arkadan yırtılmış olduğunu görünce, (kadına):''Şüphesiz, dedi; bu, sizin tuzağınızdır. Sizin tuzağınız ger

çekten büyüktür.''


29.''Ey Yûsuf! Sen bundan (olanları söylemekten) vazgeç! (Ey kadın!) Sen de günahının affını dile! Çünkü sen günahkârlardan oldun.''


30.Şehirdeki bazı kadınlar dediler ki: Azizin karısı, delikanlısının nefsinden murat almak istiyormuş; Yûsuf'un sevdası onun kalbine işlemiş!

Biz onu gerçekten açık bir sapıklık içinde görüyoruz!


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:40:27
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/238.jpg)



Cüz:12,Sûre:12  YÛSUF SÛRESİ    Sayfa:238



31.Kadın, onların dedikodusunu duyunca, onlara davetçi gönderdi; onlar için dayanacak yastıklar hazırladı. Herbirine bir bıçak verdi. (Kadınlar

meyveleri soyarken Yûsuf'a):''Çık karşılarına!'' dedi. Kadınlar onu görünce, onun büyüklüğünü anladılar. (Şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve

dediler ki:Hâşa Rabbimiz! Bu bir beşer değil... Bu ancak üstün bir melektir!


(''Dayanacak yastıklar'' diye tercüme edilen ''müttekeen'' kelimesi, ''yemek meclisi'' şeklinde de anlaşılabilir. Çünkü onlar müreffeh insanların

adeti üzere yerken, içerken ve sohbet ederken arkalarına dayanırlardı. Bundan ötürü dayanarak yemek yeme yasaklanmıştır. Bu konudaki

Câbir hadisi şöylemiştir:''ALLAH Resûlü sol elimizle ve arkamıza dayanarak yememizi yasakladı.'')


32.Kadın dedi ki:İşte hakkında beni kınadığınız şahıs budur. Ben onun nefsinden murat almak istedim. Fakat o, (bundan) şiddetli sakındı.

Andolsun, eğer o kendisine emredeceğimi yapmazsa mutlaka zindana atılacak ve elbette sürünenlerden olacaktır!


33.(Yûsuf:) Rabbim! Bana zindan, bunların benden istediklerinden daha iyidir! Eğer onların hilelerini benden çevirmezsen, onlara meyleder

ve cahillerden olurum! dedi.


34.Rabbi onun duasını kabul etti ve onların hilesini uzaklaştırdı. Çünkü O çok iyi işiten, pek iyi bilendir.


35.Sonunda (Aziz ve arkadaşları) kesin delilleri görmelerine rağmen (halkın dedikodusunu kesmek için yine de) onu bir zamana kadar mut

laka zindana atmaları kendilerine uygun göründü.


36.Onunla birlikte zindana iki delikanlı daha girdi. Onlardan biri dedi ki:Ben (rüyamda) şarap sıktığımı gördüm. Diğeri de:Ben de başımın üs

tünde kuşların yemekte olduğu bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bunun yorumunu bize haber ver. Çünkü biz seni güzel güzel davrananlardan

görüyoruz, dedi.


37.(Yûsuf) dedi ki:Size yedirilecek yemek gelmeden önce onun yorumunu mutlaka size haber vereceğim. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerin

dendir. Şüphesiz ben ALLAH'a inanmayan bir kavmin dininden uzaklaştım. Onlar ahireti inkâr edenlerin kendileridir.


(Hz. Yûsuf gençlerin bu durumundan istifade ederek onlara tevhid dinini tebliğ etmek istedi. Dolayısıyla onların rüyalarını yorumlamadan

önce, kendisinin hak din üzerinde olduğunu, bilgilerinin ALLAH tarafından öğretildiğini ve Mısırlıların yanlış yolda olduklarını bildirerek onları

hazırladı ve hak dini onlara tebliğ etti. İşte bu ve bundan sonraki üç âyet bununla ilgilidir.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:40:47
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/239.jpg)


Sayfa:239   YÛSUF SÛRESİ Cüz:12, Sûre:12


38.Atalarım İbrahim, İshak ve Ya'kub'un dinine uydum. ALLAH'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bize yaraşmaz. Bu, ALLAH'ın bize ve

insanlara olan lütfundandır. Fakat insanların çoğu şükretmezler.


39.Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulamaz olan bir tek ALLAH mı?


40.ALLAH'ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlerden başka birşey değildir. ALLAH onlar hakkında herhangi

bir delil indirmemiştir. Hüküm sadece ALLAH'a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din

budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.


41.Ey zindan arkadaşlarım! (Rüyalarınıza gelince), biriniz (daha önce olduğu gibi) efendisine şarap içirecek; diğeri ise asılacak ve

kuşlar onun başından (beynini) yiyecekler. Yorumunu sorduğunuz iş (bu şekilde) kesinleşmiştir.


42.Onlardan, kurtulacağını bildiği kimseye dedi ki: Beni efendinin yanında an, (umulur ki beni çıkarır). Fakat şeytan ona, efendisi

ne anmayı unutturdu. Dolayısıyla (Yûsuf), birkaç sene daha zindanda kaldı.



(Bazı tefsircilere göre Hz. Yûsuf, ALLAH'tan başkasından yardım istediği için beş yıllık hapislikten sonra yedi yıl daha hapisde kalma

ya mahkum oldu. Böylece hapis süresi on iki yıl oldu.


Burada akla şöyle bir soru akla gelebilir: Çeşitli âyet ve hadislerle başkasından yardım isteme meşru kabul edildiğine, hatta yerine

göre kâfirden de yardım istenebileceğine göre, Hz. Yûsuf'un ALLAH'tan başkasından da medet umması niçin hoş karşılanmamıştır?

Bunun cevabı şudur: ALLAH, peygamberlerini yarattıkları üzerine seçkin kıldığı gibi işlerin en iyisi, en güzeli ve en evlâsını da onlara

yakıştırmıştır. Peygamber için en evlâ olan, darda kaldığı zaman Rabbinden başkasına dayanmaması ve el açmamasıdır.)


43.Kral dedi ki:Ben (rüyada) yedi arık ineğin yediği yedi semiz inek gördüm. Ayrıca, yedi yeşil başak ve diğerlerini de kuru gördüm.

Ey ileri gelenler! Eğer rüya yorumluyorsanız, benim rüyamı da bana yorumlayınız.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:41:08
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/240.jpg)




Cüz:12,Sûre:12  YÛSUF SÛRESİ   Sayfa:240


44.(Yorumcular) dediler ki:Bunlar karmakarışık rüyalardır. Biz böyle rüyaların yorumunu bilenlerden değiliz.



(İslâm alimleri rüya olayını üç sınıfa ayırmışlardır:1.ALLAH'tan olan ikaz ve işaretler, 2.Nefisten kaynaklanan rüyalar, 3.Şeytanın korkutma ve

saptırmaları.)


45.(Zindandaki) iki kişiden kurtulmuş olan, uzun bir zamandan sonra (Yûsuf'u) hatırlayarak dedi ki:Ben size onun yorumunu haber veririm,

beni hemen (zindana) gönderin.


46.(Yûsuf'un yanına gelerek dedi ki:) Ey Yûsuf! Ey doğru sözlü kişi! (Rüyada görülen) yedi arık ineğin yediği yedi semiz inek ile yedi yeşil

başak ve diğerleri de kuru olan (başaklar) hakkında bize yorum yap. Ümit ederim ki, insanlara (isabetli yorumunla) dönerim de belki onlar

da doğruyu öğrenirler.


47.Yûsuf dedi ki:Yedi sene âdetiniz üzere ekin ekersiniz. Sonra da yiyeceklerinizden az bir miktar hariç, biçtiklerinizi başağında (stok edip)

bırakınız.


48.Sonra bunun ardından, saklayacaklarınızdan az bir miktar (tohumluk) hariç, o yıllar için biriktirdiklerinizi yeyip bitirecek yedi kıtlık yılı ge

lecektir.


49.Sonra bunun ardından da bir yıl gelecek ki, o yılda insanlara (ALLAH tarafından) yardım olunacak ve o yılda (meyvesuyu ve yağ) sıkacak

lar.


(Yani, bol bol meyve ve sebzelere kavuşacaklar; üzüm, hurma, zeytin ve susam gibi şeyleri sıkarak sularından istifade edecekler. Bu bolluk

senesine dair rüyada bir işaret yoktur. Hz. Yûsuf bunu sadece bir vahiy ve ilham ile onlara müjdelemiştir.)


50.(Adam bu yorumu getirince) kral dedi ki:''Onu bana getirin!'' Elçi, Yûsuf'a geldiği zaman, (Yûsuf) dedi ki:''Efendine dön de ona:Ellerini kes

en o kadınların zoru neydi? diye sor. Şüphesiz benim Rabbim onların hilesini çok iyi bilir.''


51.(Kral kadınlara) dedi ki:Yûsuf'un nefsinden murat almak istediğiniz zaman durumunuz neydi? Kadınlar, Hâşâ! ALLAH için, biz ondan hiçbir kö

tülük görmedik, dediler. Aziz'in karısı da dedi ki:''Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben onun nefsinden murat almak istemiştim. Şüphesiz ki o doğru

söyleyenlerdendir.''


52.(Yûsuf dedi ki): Bu, Aziz'in yokluğunda ona hainlik etmediğimi ve ALLAH'ın hainlerin hilesini başarıya ulaştırmayacağını (herkesin) bilmesi için

dir.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:41:26
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/241.jpg)


Sayfa:241   YÛSUF SÛRESİ    Cüz:13,Sûre:12


53.(Bununla beraber) nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder; Rabbim acıyıp korumuş başka. Şüphesiz

Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.


54.Kral dedi ki: Onu bana getirin, onu kendime özel danışman edineyim. Onunla konuşunca: Bugün sen yanımızda yüksek makam sahibi

ve güvenilir birisin, dedi.



(Kral gördüğü rüyanın yorumunu bir de Hz. Yûsuf'tan bizzat dinlemek istedi. O da rüyayı ve yorumunu anlattı. Kral nasıl tedbir almak ge

rektiğini sorunca, Hz. Yûsuf:''Bolluk yıllarında çok ekin ekip ürünü stok etmek gerekir. Böylece kıtlık yıllarında hem kendinizin geçimini sağ

larsınız hem de ihracat yaparak hazineye bol döviz kazandırırsınız'' dedi. Kral:''Peki bu işi kim yapacak?'' diye sorunca, Hz.Yûsuf:)


55.''Beni ülkenin hazinelerine tayin et! Çünkü ben (onları) çok iyi korurum ve bu işi bilirim'' dedi.


56.Ve böylece Yûsuf'a orada dilediği gibi hareket etmek üzere ülke içinde yetki verdik. Biz dilediğimiz kimseye rahmetimizi eriştiririz. Ve

güzel davrananların mükâfatını zayi etmeyiz.


57.İman edip de (kötülüklerden) sakınanlar için ahiret mükâfatı  daha hayırlıdır.


(Bütün Mısır Hz. Yûsuf'un idaresine ve tasarrufuna verildi. Kral, kendi selâhiyetlerini dahi kullanmasına müsaade etti.


Hz. Yûsuf, tarıma önem verdi. Üretimi arttırdı, ihtiyaç fazlası olan ürünleri stok etti. Nihayet kıtlık yılları geldi. Bu sefer stok edilmiş olan

ürünleri yemeye ve ihraç etmeye başladılar. Her taraftan insanlar gelerek Mısır'dan erzak satın aldılar. Ya'kub (a.s.) da Yûsuf'un öz kar

deşi Bünyamin hariç, diğer oğullarını erzak almak için Mısır'a gönderdi.)


58.Yûsuf'un kardeşleri gelip onun huzuruna girdiler, (Yûsuf) onları tanıdı, onlar onu tanımıyorlardı.


59.(Yûsuf) onların yüklerini hazırlayınca dedi ki:''Sizin bababir kardeşinizi de bana getirin. Görmüyor musunuz, ben ölçeği tam dolduruyor

um ve ben misafirperverlerin en iyisiyim.


60.Eğer onu bana getirmezseniz, artık benim yanımda size verilecek bir ölçek (erzak) yoktur, bana hiç yaklaşmayın!''


61.Dediler ki: Onu babasından istemeye çalışacağız, kuşkusuz bunu yapacağız.


62.(Yûsuf) emrindeki gençlere dedi ki: Sermayelerini yüklerinin içine koyun. Olur ki ailelerine döndüklerinde bunun farkına varırlar da bel

ki geri gelirler.


63.Babalarına döndüklerinde dediler ki:Ey babamız! Erzak bize yasaklandı. Kardeşimizi (Bünyamin'i) bizimle beraber gönder de (onun saye

sinde) ölçüp alalım. Biz onu mutlaka koruyacağız.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:41:47
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/242.jpg)



Cüz:13,Sûre:12  YÛSUF SÛRESİ    Sayfa:242


64.Ya'kub dedi ki:Daha önce kardeşi (Yûsuf) hakkında size ne kadar güvendiysem, bunun hakkında da size ancak o kadar güvenirim! (Ben

onu sadece ALLAH'a emanet ediyorum); ALLAH en hayırlı koruyucudur. O, acıyanların en merhametlisidir.


65.Eşyalarını açtıklarında sermayelerinin kendilerine geri verildiğini gördüler. Dediler ki: Ey babamız! Daha ne istiyoruz. İşte sermayemiz de

bize geri verilmiş. (Onunla yine) ailemize yiyecek getiririz, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükü fazla alırız. Çünkü bu (seferki aldığımız) az

bir miktardır.


66.(Ya'kub) dedi ki:''Kuşatılmanız (ve çaresiz kalma durumunuz) hariç, onu bana mutlaka getireceğinize dair ALLAH adına bana sağlam bir

söz vermediğiniz takdirde onu sizinle beraber göndermem!'' Ona (istediği şekilde) teminatlarını verdiklerinde dedi ki:Söylediklerimize ALLAH şa

hittir.


67.Sonra şöyle dedi:Oğullarım! (Şehre) hepiniz bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama ALLAH'tan (gelecek) hiçbir şeyi sizden sa

vamam. Hüküm ALLAH'tan başkasının değildir. (Onun için) ben yalnız O'na dayandım. Tevekkül edenler yalnız O'na dayansınlar.



(Hz. Ya'kub'un oğullarına Mısır'a değişik kapılardan girmelerini emretmesinin sebebi şöyle izah edilir: Oğulları gösterişli idiler, elbiseleri güzeldi.

Birinci gelişlerinde Melik'ten kimsenin görmediği izzet ve ikramı görmüşlerdi. By yüzden herkesin hayret dolu bakışları onlara dikilmişti. Beraber

girmeleri halinde hepsinin birden başlarına bir hal gelebilirdi.)


68.Babalarının kendilerine emrettiği yerden (çeşitli kapılardan) girdiklerinde (onun emrini yerine getirdiler. Fakat bu tedbir) ALLAH'tan gelebile

cek hiçbir şeyi onlardan savamazdı; ancak Ya'kub içindeki bir dileği açığa vurmuş oldu. Şüphesiz o, ilim sahibiydi, çünkü ona biz öğretmiştik.

Fakat insanların çoğu bilmezler.


69.Yûsuf'un yanına girdiklerinde özkardeşini yanına aldı ve ''Bilesin ki ben senin kardeşinim, onların yaptıklarına üzülme'' dedi.


(Rivayet edildiğine göre Hz. Yûsuf, kardeşlerine ziyafet verdi. Onları sofraya ikişer ikişer oturttu. Bünyamin yalnz kalınca ağladı ve dedi ki:

Yûsuf sağ olsaydı o da benimle beraber otururdu. Yûsuf (a.s.) onu kendi sofrasına aldı. Yemekten sonra kardeşlerini ikişer ikişer evlere mi

safir verdi. Bünyamin yine yalnız kalmıştı. Hz. Yûsuf dedi ki:Bunun ikincisi yok, o halde bu da benim yanımda kalsın. Böylece Bünyamin on

un yanında geceledi. Hz. Yûsuf dedi ki: Ölen kardeşinin yerine beni kardeş olarak kabul eder misin? Bünyamin:''Senin gibi bir kardeşi kim

bulabilir? Fakat seni babam Ya'kub ile annem Rahiyle doğurmadılar.'' Yûsuf bunu işitince ağladı, kalkıp Bünyamin'in boynuna sarıldı ve ''Ben

senin kardeşinim...'' dedi.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:42:08
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/243.jpg)



Sayfa:243  YÛSUF SÛRESİ      Cüz:13,Sûre:12



70.(Yûsuf) onların yükünü hazırladığı zaman maşrapayı kardeşinin yükü içine koydu! (Kafile hareket ettikten) sonra bir tellal:Ey kafile! Siz hırsız

sınız! diye seslendi.


71.(Yûsuf'un kardeşleri) onlara dönerek: Ne arıyorsunuz? dediler.


72.Kral'ın su kabını arıyoruz; onu getirene bir deve yükü (bahşiş) var dediler. (İçlerinden biri:) Ben buna kefilim, dedi.


73.ALLAH'a andolsun ki, bizim yeryüzünde fesat çıkarmak için gelmediğimizi siz de biliyorsunuz. Biz hırsız da değiliz, dediler.


74.(Yûsuf'un adamları dediler ki:Peki, siz yalancıysanız bunun cezası nedir?


75.''Onun cezası, kayıp eşya, kimin yükünde bulunursa işte o (şahsa el koymak) onun cezasıdır. Biz zalimleri böyle cezalandırırız'' dediler.


(Ya'kub (a.s.)'ın şeriatına göre hırsız yakalanarak çaldığı malın karşılığında mal sahibine bir sene köle olarak hizmet ettirilirdi. Mısır kanunlarında

ise hırsıza sopa vurulur ve çaldığı malın iki misli ödettirilirdi. Hz. Yûsuf onlara babalarının şeriatına göre ceza vermek istedi.)


76.Bunun üzerine Yûsuf, kardeşinin yükünden önce onların yüklerini (aramaya) başladı. Sonra da onu, kardeşinin yükünden çıkarttı. İşte biz Yû

suf'a böyle bir tedbir öğrettik, yoksa kralın kanununa göre kardeşini tutamayacaktı. Ancak ALLAH'ın dilemesi hariç. Biz kimi dilersek onu dereceler

le yükseltiriz. Zira her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen birisi vardır.


77.(Kardeşleri) dediler ki:''Eğer o çaldıysa, daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı.'' Yûsuf bunu içinde sakladı, onlara açmadı. (Kendi kendine) de

di ki: Siz daha kötü durumdasınız! ALLAH sizin anlattığınızı daha çok iyi bilir.


(Rivayet edildiğine göre Hz. Yûsuf'un halası onu çok severdi. Yûsuf büyüyünce, babası onu yanında bulundurmak istedi. Halası da Yûsuf'un kendi

yanında kalmasını istiyordu. Bunun için İbrahim (a.s.) dan kendisine miras kalmış olan kuşağını Yûsuf'un beline bağladı. Sonra kaybolduğunu söyle

di. Kuşak arandı ve Yûsuf'un üzerinde çıktı. Kanun gereği Yûsuf'u yanında alıkoydu. İşte Yûsuf'un kardeşleri bu duruma işaret etmek istemişlerdir.)



78.Dediler ki:Ey aziz! Gerçekten onun çok yaşlı bir babası var. Onun yerine bizim birimizi alıkoy. Zira biz seni iyilik edenlerden görüyoruz.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ


Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:42:29
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/244.jpg)



Cüz:13,Sûre:12  YÛSUF SÛRESİ   Sayfa:244


79.Dedi ki:Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını yakalamaktan ALLAH'a sığınırız, o takdirde biz gerçekten zalimler oluruz!


80.Ondan ümitlerini kesince, (meseleyi) görüşmek üzere ayrılıp bir kenara çekildiler. Büyükleri dedi ki:''Babanızın sizden ALLAH adına söz aldığını,

daha önce de Yûsuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye veya benim için ALLAH hükmedinceye kadar bu

yerden asla ayrılmayacağım. O hükmedenlerin en hayırlısıdır.''


81.Babanıza dönün ve deyin ki:''Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık etti. Biz, bildiğimizden başkasına şahitlik etmedik. Biz gaybın bekçileri değil

iz.


82.(İstersen) içinde bulunduğumuz şehire (Mısır halkına) ve aralarında geldiğimiz kafileye de sor. Biz gerçekten doğru söylüyoruz.''


(Kalkıp babalarına geldiler ve kardeşlerinin söylediklerini aynen söylediler.)


83.(Babaları) dedi ki:''Hayır, nefisleriniz sizi (böyle) bir işe sürükledi. (Bana düşen) artık, güzel bir sabırdır. Umulur ki, ALLAH onların hepsini bana

getirir. Çünkü O çok iyi bilendir, hikmet sahibidir.''


(Yûsuf'un kardeşleri daha önce babalarına karşı yalan söylediklerinden dolayı, bu seferki doğrularına babaları inanmak istemedi. Onlara, ''Hayır,

sizi nefisleriniz aldatıp böyle büyük bir işe sürüklemiş. Yoksa bizim şeriatımızda hırsızın esir olarak yakalanacağını aziz ne bilirdi? dedi.)


84.Onlardan yüz çevirdi, ''Ah Yûsuf'um ah!'' diye sızlandı ve kederini içine gömmesi yüzünden gözlerine boz geldi.


85.(Oğulları:) ''ALLAH'a andolsun ki sen hâla Yûsuf'u anıyorsun. Sonunda ya hasta olacaksın ya da büsbütün helâk olacaksın!'' dediler.


86.(Ya'kub:) Ben sadece gam ve kederimi ALLAH'a arzediyorum. Ve ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri ALLAH tarafından (vahiy ile) biliyorum, dedi.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:43:29
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/245.jpg)




Sayfa:245   YÛSUF SÛRESİ    Cüz:13,Sûre:12



87.Ey oğullarım! Gidin de Yûsuf'u ve kardeşini iyice araştırın. ALLAH'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası ALLAH'ın

rahmetinden ümit kesmez.


(Bunun üzerine Mısır'a döndüler.)


88.Yûsuf'un yanına girdiklerinde dediler ki:Ey aziz! Bizi ve ailemizi kıtlık bastı ve biz değersiz bir sermaye ile geldik. Hakkımızı tam ölçerek ver.

Ayrıca bize bağışta da bulun. Şüphesiz ALLAH sadaka verenleri mükâfatlandırır.


89.Yûsuf dedi ki:Siz, cahilliğiniz yüzünden Yûsuf ve kardeşine yaptıklarınızı biliyor musunuz?



(Tefsirlerde belirtildiğine göre Hz. Yûsuf'u kuyuya atan  kardeşleri, bu en küçük kardeşlerine de daima hakaret ve eziyet ederlerdi.)


90.Yoksa sen, gerçekten Yûsuf musun? dediler. O da:(Evet) ben Yûsuf'um, bu da kardeşim. (Birbirimize kavuşmayı) ALLAH bize lütfetti. Çünkü

kim (ALLAH'tan) korkarsa ve sabrederse, şüphesiz ALLAH güzel davrananların mükâfatını zayi etmez, dedi.


91.(Kardeşleri) dediler ki: ALLAH'a andolsun, hakikaten ALLAH seni bize üstün kılmış. Gerçekten biz hataya düşmüşüz.


92.(Yûsuf) dedi ki:''Bugün sizi kınamak yok, ALLAH siz affetsin! O, merhametlilerin en merhametlisidir.''


93.''Şu benim gömleğimi götürün de onu babamın yüzüne koyun, (gözleri) görecek duruma gelir. Ve bütün ailenizi bana getirin.''


(Rivayete göre Yûsuf (a.s.), kardeşlerine sabah akşam ziyafet veriyordu. Kardeşleri ise daha önce ona yaptıklarını hatırlayarak sıkılıyorlardı. Ona

bir adam göndererek dediler ki:Siz bizi sabah akşam yemeğe davet ediyorsunuz, fakat biz sana yaptıklarımızdan dolayı senden utanıyoruz. Yûsuf

(a.s.)'da, onlara şöyle cevap verdi:Mısırlılar şimdiye kadar bana hep ilk gördükleri gözleriyle bakıyorlar ve ''Yirmi dirheme satılmış bir köleyi ulaştığı

bu mertebeye yükselten ALLAH'ı tenzih ederiz'' diyorlardı. Şimdi ise sizin sayenizde şeref kazandım. Çünkü benim sizin kardeşiniz ve İbrahim (a.s.)

gibi büyük bir peygamberin torunu olduğumu anladılar.)


94.Kafile (Mısır'dan) ayrılınca, babaları (yanındakilere):Eğer bana bunamış demezseniz inanın ben Yûsuf'un kokusunu alıyorum! dedi.


95.(Onlar da:) VALLAHi sen hâla eski şaşkınlığındasın, dediler.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:43:51
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/246.jpg)


Cüz:13,Sûre:12  YÛSUF SÛRESİ   Sayfa:246

 
96.Müjdeci gelince, gömleği onun yüzüne koyar koymaz (Ya'kub) görür oldu. Ben size:''ALLAH tarafından (vahiy ile) sizin bilemeyeceğiniz şeyleri

bilirim'' demedim mi! dedi.


(Bu müjdeci Yehuda idi. ''Kanlı gömleği babama ben götürmüş ve onu kedere boğmuştum, şimdi de bu gömleği yine ben götüreyim ve sevincine

sebep olayım'' diyerek Mısır'dan Ken'an iline kadar yalınayak başaçık yürüdüğü rivayet edilir.)


97.(Oğulları) dediler ki: Ey babamız! (ALLAH'tan) bizim günahlarımızın affını dile! Çünkü biz gerçekten günahkârlar idik.


98.(Ya'kub): Sizin için Rabbimden af dileyeceğim. Çünkü O çok bağışlayan, pek esirgeyendir, dedi.


99.(Hep beraber Mısır'a gidip) Yûsuf'un yanına girdikleri zaman, ana babasını kucakladı, ''Güven içinde ALLAH'ın iradesiyle Mısır'a girin!'' dedi.


(Rivayete göre Hz. Yûsuf'la beraber hükümdar ve bütün halk onları karşılamaya çıkmışlar ve saf tutmuşlardı. Karşı karşıya geldiklerinde Hz. Ya'kub,

Hz. Yûsuf ve orada bulunan diğerleri atlarından indiler ve iki peygamber birbirini kucakladılar.)


100.Ana ve babasını tahtının üstüne çıkartıp oturttu ve hepsi onun için (ona kavuştukları için) secdeye kapandılar. (Yûsuf) dedi ki:Ey babacığım!

İşte bu, daha önce (gördüğüm) rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Doğrusu Rabbim bana (çok şey) lütfetti. Çünkü beni zindandan çı

kardı ve şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra sizi çölden getirdi. Şüphesiz ki Rabbim dilediğine lütfedicidir. Kuşkusuz O çok iyi bil

endir, hikmet sahibidir.''


101.''Ey Rabbim! Mülkten bana (nasibimi) verdin ve bana (rüyada görülen) olayların yorumunu da öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünya

da da ahirette de benim sahibimsin. Beni müslüman olarak öldür ve beni salihler arasına kat!''


(Rivayet olunduğuna göre Hz. Ya'kub Mısır'da oğlunun yanında 24 sene yaşadıktan sonra vefat etti. Önceden yaptığı vasiyet üzerine nâşı, Şam'

da defnedilmiş bulunan babası İshak'ın yanına gömüldü. Hz. Yûsuf'da babasından sonra 23 yıl daha yaşadı. Onun nâşını da Mısırlılar mermer bir

sandık içine koyarak Nil'e gömdüler. Mısırlılar onu çok sevdikleri için onun kendi memleketlerinde kalmasını istemişlerdi. Daha sonra Hz. Musa onun

nâşını bularak babası Ya'kub'un yanına götürüp defnetti.)


102.İşte bu (Yûsuf kıssası) gayb haberlerindendir. Onu sana vahyediyoruz. Onlar hile yaparak işlerine karar verdikleri zaman sen onların yanında

değildin (ki bunları bilesin).


103.Sen ne kadar üstüne düşsen de insanların çoğu iman edecek değillerdir.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:44:16
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/247.jpg)


Sayfa:247   YÛSUF SÛRESİ   Cüz:13,Sûre:12


104.Halbuki sen bunun için (peygamberlik görevini îfa için) onlardan bir ücret istemiyorsun. Kur'ân, alemler için ancak bir öğüttür.


105.Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki, onlar bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler.


(''Âyet'' kelimesi lügatte, alâmet, şaşılacak şey ve cemaat manalarına gelir. Terim olarak, Kur'ân-ı Kerîm'in kısa veya uzun parçası demektir. Burada

âyet kelimesi alâmet, delil ve ibret veren şey manalarında kullanılmıştır. Yani ALLAH'ın varlığına, birliğine, ilmine, kudretinin ve hikmetinin kemâline de

lâlet eden, gerek insanın kendinde, gerekse dış dünyada, göklerde ve yerde nice delil vardır ki bunlar insanların nazar-ı dikkatlerine sunulmuştur.

İnsanoğlunun ilmî, fikrî, felsefî ve teknik hayatı bu olaylarla her zaman karşı karşıyadır. Buna rağmen, bu varlıkları yaratanı düşünmeden, ibret alma

dan yüz çevirir geçer. Halbuki insanoğlu, bu tabiat olayları üzerinde düşünse, bunlardaki incelikleri ve bunlara hakim olan ilâhî kanunları bulup keşfe

decektir. Dolayısıyla hem dünyada terakki edecek, hem de ahirette mutlu olacaktır.)


106.Onların çoğu, ancak ortak koşarak ALLAH'a iman ederler.


(Arabistan halkında tek tanrı inancı vardı; ancak çeşitli şekillerde ALLAH'a ortak koşuyorlardı. Mekkeliler,''Melekler ALLAH'ın kızlarıdır''; bir kısım müşrik

lerde, ''Tanrı'ya yaklaşmak için putlara tapıyoruz'' derlerdi. Hıristiyanlar, ''İsa ALLAH'ın oğludur'' derken, yahudiler de ''Uzeyr ALLAH'ın oğludur'' diyorlar

dı. Böylece insanların çoğu ALLAH'a ortak koşuyorlardı. Âyette bunlara işaret edilmektedir.)


107.ALLAH tarafından kuşatıcı bir felâket gelmesi veya farkında olmadan kıyametin ansızın kopması karşısında kendilerini emin mi gördüler?


108.(Resûlüm!) De ki:''İşte bu, benim yolumdur. Ben ALLAH'a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. ALLAH'ı (ortaklardan) ten

zih ederim! Ve ben ortak koşanlardan değilim.''


109.Senden önce de, şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber göndermedik. (Kâfirler) yeryüzünde hiç gezme

diler mi ki, kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler! Sakınanlar için ahiret yurdu elbette daha iyidir. Hâla aklınızı kullanmıyor mu

sunuz?


(Bu âyet, ''ALLAH, peygamber olarak melekleri gönderseydi ya!'' diyen kâfirlere cevap olarak inmiştir.)


110.Nihayet peygamberler ümitlerini yitirip de kendilerinin yalana çıkarıldıklarını sandıkları sırada onlara yardımımız gelir ve dilediğimiz kimse kurtulu

şa erdirilir. (Fakat) suçlular topluluğundan azabımız asla geri çevrilmez.


111.Andolsun onların (geçmiş peygamberler ve ümmetlerinin) kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler vardır. (Bu Kur'ân) uydurulabilecek bir

söz değildir. Fakat o, kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi açıklayan (bir kitaptır); iman eden  toplum için bir rahmet ve bir hidayettir.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:44:35
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/248.jpg)



Cüz:13,Sûre:13   RA'D  SÛRESİ  Sayfa:248


(13)


ONÜÇÜNCÜ SÛRE


er-RA'D


Ra'd sûresi, 43 âyet olup, Mekke'de mi, Medine'de mi indiği hakkında ihtilaf vardır. Sûrenin muhtevası göz önüne alınırsa Mekke'de indiğini

söyleyenlerin görüşü biraz daha ağırlık kazanır.


Sûrenin 13. âyetinde gökgürültüsü manasına gelen ''er-Ra'd'' kelimesi zikredildiği için sûreye bu ad verilmiştir.


Bismillâhirrahmânirrahîm


1.Elif. Lâm. Mîm. Râ. Bunlar, Kitab'ın âyetleridir. Sana Rabbinden indirilen haktır, fakat insanların çoğu inanmazlar.


2.Görmekte olduğunuz gökleri direksiz olarak yükselten, sonra Arş'a istivâ eden, güneşi ve ayı emrine boyun eğdiren ALLAH'tır. (Bunların) her

biri muayyen bir vakte kadar akıp gitmektedir. O, Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanmanız için her işi düzenleyip âyetleri açıklamakta

dır.


(Arş'a istivâ hakkında bilgi için A'râf sûresi 54. âyete bakınız.)


3.Yeri döşeyen, onda oturaklı dağlar ve ırmaklar yaratan ve orada bütün meyvelerden çifter çifter yaratan O'dur. Geceyi de gündüzün üzeri

ne O örtüyor. Şüphesiz bütün bunlarda düşünen bir toplum için ibretler vardır.


(Modern ilmin bir keşfi olan bitkilerdeki döllenme olayını haber veren bu âyet Kur'ân'ın mucize olduğunun açık delillerinden biridir.)


4.Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar, üzüm bağları, ekinler, bir kökten ve çeşitli köklerden dallanmış hurma ağaçları vardır. Bunların hepsi bir

su ile sulanır. (Böyle iken) yemişlerinde onların bir kısmını bir kısmına üstün kılarız. İşte bunlarda akıllarını kullanan bir toplum için ibretler var

dır.


(Aynı topraktan ve aynı sudan beslenen bitkilerin her birinin tadı birbirinden çok farklı olan meyveler vermesi, ALLAH'ın varlığının ve kudretinin

en açık delillerindendir.)


5.(Resûlüm! Kâfirlerin seni yalanlamalarına) şaşıyorsan, asıl şaşılacak şey onların:''Biz toprak olduğumuz zaman yeniden mi yaratılacağız?'' de

meleridir. İşte onlar, Rablerini inkâr edenlerdir; işte onlar (kıyamet gününde) boyunlarında tasmalar bulunanlardır. Ve onlar ateş ehlidir. Onlar,

orada ebedî kalacaklardır!


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ


Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:44:56
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/249.jpg)


Sayfa:249   RA'D SÛRESİ   Cüz:13,Sûre:13


6.(Müşrikler) senden iyilikten önce kötülüğü çabucak istiyorlar. Halbuki onlardan önce ibret alınacak nice azap örnekleri gelip geçmiştir. Doğrusu

insanlar kötülük ettikleri halde Rabbin onlar için mağfiret sahibidir. (Bununla beraber) Rabbinin azabı da çok şiddetlidir.


(Mekke müşrikleri dediler ki:''Ey ALLAH! Eğer bu Kur'ân senden gelen bir hak ise, hemem üstümüze gökten taş yağdır, yahut bize başka acıklı bir

azap getir!'' İşte âyette buna işaret edilerek, ''Senden iyilikten önce kötülüğü çabucak istiyorlar'' demilmektedir. Esasen onlar gerçekte azap is

temiyorlar; aksine bu sözleriyle ilâhî azaba inanmadıklarını gösteriyor, Peygamber'in tehditleriyle alay ediyorlardı.)


7.Kâfirler diyorlar ki: Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya! (Halbuki) sen ancak bir uyarıcısın ve her toplumun bir rehberi vardır.


(Müşrikler bilmiyorlardı ki, ALLAH izin vermedikçe hiçbir peygamber mucize gösteremezdi. Âyette de ifade buyrulduğu üzere, esasen peygamberler

in görevi insanları ikaz etmek, yanlışlardan, sapıklıktan ve haksızlıktan sakındırmaktır.)


8.Her dişinin neye gebe kalacağını, rahimlerin neyi eksik, neyi ziyade edeceğini ALLAH bilir. Onun katında her şey ölçü iledir.


9.O görüleni de görülmeyeni de bilir; çok büyüktür ve yücedir.


10.Sizden sözü gizleyenle onu açığa vuran, geceleyin gizlenenle gündüzün yürüyen onun ilminde eşittir.


11.Onun önünde ve arkasında ALLAH'ın emriyle onu koruyan takipçiler (melekler) vardır. Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar

ALLAH, onlarda bulunanı değiştirmez. ALLAH bir topluma kötülük diledi mi, artık onun için geri çevrilme diye bir şey yoktur. Onların ALLAH'tan baş

ka yardımcıları da yoktur.


(Her insanın önünde ve arkasında koruyucu ve yazıcı melekler vardır. Bunlar insanı korudukları gibi amellerini de yazarlar. Âyette işaret edilen

bir diğer husus da şudur: ALLAH bir millete başkalarına nazaran bazı üstünlükler ve bazı nimetler verdiğinde o millet, şımarır ve ahlâkını bozar da

o nimete liyakatini kaybederse, ALLAH nimeti onların ellerinden alır. Millet kendi üstün meziyetlerini bozmadığı müddetçe ALLAH verdiği nimeti on

ların elinden almaz.)


12.O, size korku ve ümit içinde şimşeği gösteren ve (yağmur dolu) ağır bulutları meydana getirendir.

 
13.Gökgürültüsü ALLAH'ı hamd ile tesbih eder. Melekler de O'nun heybetinden dolayı tesbih ederler. Onlar, ALLAH hakkında mücadele edip durur

ken O, yıldırımlar gönderip onlarla dilediğini çarpar. Ve O, azabı pek şiddetli olandır.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:45:15
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/250.jpg)



Cüz:13,Sûre:13  RA'D SÛRESİ    Sayfa:250


14.El açıp yalvarmaya lâyık olan ancak budur. O'nun dışında el açıp dua ettikleri onların isteklerini hiçbir şeyle karşılamazlar. Onlar ancak ağzına

gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir. Halbuki (suyu ağzına getirmedikçe) su onun ağzına girecek değildir. Kâfirlerin duası kuşku

suz hedefini şaşırmıştır.


15.Göklerde ve yerde bulunanlar da onların gölgeleri de sabah akşam ister istemez sadece ALLAH'a secde ederler.


16.(Resûlüm!) De ki:''Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?'' De ki:''ALLAH'tır.'' O halde de ki:''O'nu bırakıp da kendilerine fayda ya da zarar verme gücüne

sahip olmayan dostlar mı edindiniz?'' De ki:''Körle gören bir olur mu hiç? Ya da karanlıklarla aydınlık eşit olur mu?'' Yoksa O'nun yarattığı gibi yara

tan ortaklar buldular da bu yaratma onlarca birbirine benzer mi göründü? De ki:ALLAH her şeyi yaratandır. Ve O, birdir, karşı durulmaz güç sahibi

dir.


17.O, gökten su indirdi de vâdiler kendi hacimlerince sel olup aktı. Bu sel, üste çıkan bir köpüğü yüklenip götürdü. Süs veya (diğer) eşya yapmak

isteyerek ateşte erittikleri şeylerden de buna benzer köpük olur. İşte ALLAH hak ile bâtıla böyle misal verir. Köpük atılıp gider. İnsanlara fayda ver

en şeye gelince, o yeryüzünde kalır. İşte ALLAH böyle misaller getirir.


(ALLAH Teâlâ önceki âyette inananları, gören kimseye, hakkı aydınlığa; inanmayanları kör kimseye, bâtılı da karanlıklara benzetti. Bu âyette ise bir

başka teşbih yaptı. Şöyle ki:Hak ve hak ehli gökten inen yağmura; bâtıl ve bâtıl ehli de su yüzündeki köpüğe benzetilmiştir. Nasıl ki yağmur yağ

dığında derelerden sular akar, insanlar ondan çeşitli şekilde faydalanırlar, kurumuş topraklar hayat bulur ve toprak katmanlarında birikerek gözeler

halinde fışkırır, ondan da insanlar faydalanırlarsa, işte hak ve hak ehli de bunun gibi faydalıdır. Hak geldiğinde ölmüş kalpler dirilir, pörsümüş vicdan

lar merhametli olma özelliği kazanır. İman neticesinde sayılamayacak kadar faydalar meydana gelir.


Bâtıl ise, selin yüzündeki köpüğe benzetilmiştir. O köpük çabuk kaybolup gider, hiçbir şeye de fayda sağlamaz.


Ayrıca inananlar, süs veya başka eşyalar yapmak için ateşte eritilen altın, gümüş, bakır ve benzeri madenlere benzetilmiştir ki bunlar gerçekten fay

dalı şeylerdir. Bu madenler eritildiği zaman meydana gelen artıklar vardır ki bunlar bir değer taşımaz. İşte bâtıl ve bâtıl ehli de bunlara teşbih edilmiş

tir.)


18.İşte Rablerinin emrine uyanlar için güzel (mükâfat) vardır. Ona uymayanlara gelince, yeryüzünde olanların tümü ile bunun yanında bir misli daha

kendilerinin olsa, (kurtulmak için) onu mutlaka feda ederler. İşte onlar var ya, hesabın en kötüsü onlaradır. Varacakları yer de cehennemdir. O ne

kötü yataktır!


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:45:52
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/251.jpg)



Sayfa:251  RA'D SÛRESİ   Cüz:13,Sûre:13


19.Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse, (inkâr eden) kör kimse gibi olur mu? (Fakat bunu) ancak akıl sahipleri anlar.


20.Onlar, ALLAH'ın ahdini yerine getirenler ve verdikleri sözü bozmayanlardır.


21.Onlar ALLAH'ın gözetilmesini emrettiği şeyleri gözeten, Rablerinden sakınan ve kötü hesaptan korkan kimselerdir.


(Âyetteki ''ALLAH'ın gözetilmesini emrettiği şeyler''den maksat tefsircilere göre akrabalık bağlarını sürdürmek, müminlerle dostluk ve birlik halinde yaşa

mak gibi ailevî ve içtimaî vazifelerdir.)


22.Yine onlar, Rablerinin rızasını isteyerek sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak (ALLAH yolunda) har

cayan ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte onlar var ya, dünya yurdunun (güzel) sonu sadece onlarındır.


23.(O yurt) Adn cennetleridir; oraya babalarından, eşlerinden ve çocuklarından salih olanlarla beraber girecekler, melekler de her kapıdan onların

yanına varacaklardır.


24.(Melekler:) Sabrettiğinize karşılık size selâm olsun! Dünya yurdunun sonu (cennet) ne güzeldir! (derler).


25.ALLAH'a verdikleri sözü kuvvetle pekiştirdirdikten sonra bozanlar, ALLAH'ın riayet edilmesini emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) terkedenler ve

yeryüzünde fesat çıkaranlar; işte lânet onlar içindir. Ve kötü yurt (cehennem) onlarındır.


26.ALLAH dilediğine rızkını bollaştırır da daraltır da. Onlar dünya hayatıyla şımardılar. Oysa ahiretin yanında dünya hayatı, geçici bir faydadan baş

ka bir şey değildir.


27.Kâfir olanlar diyorlar ki:Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi? De ki:Kuşkusuz ALLAH dilediğini saptırır, kendisine yöneleni de hidayete

erdirir.


28.Bunlar, iman edenler ve ALLAH'ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak ALLAH'ı anmakla huzur bulur.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:46:10
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/252.jpg)



Cüz:13, Sûre:13  RA'D SÛRESİ  Sayfa:252


29.İman edip, iyi işler yapanlara ne mutlu! Varılacak güzel yurt da onlar içindir.


30.(Ey Muhammed!) Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete gönderdi ki, sana vahyettiğimizi onlara okuyasın. Onlar

Rahman'ı inkâr ediyorlar. De ki: O, benim Rabbimdir. O'ndan başka tanrı yoktur. Sadece O'na tevekkül ettim ve dönüş sadece O'nadır.


31.Eğer okunan bir Kitapla dağlar yürütülseydi veya onunla yer parçalansaydı, yahut ölüler konuşturulsaydı (o Kitap yine bu Kur'ân olacaktı). Fakat bü

tün işler ALLAH'a aittir. İman edenler hâla bilmediler mi ki, ALLAH dileseydi bütün insanları hidayete erdirirdi? ALLAH'ın vâdi gelinceye kadar inkâr edenlere,

yaptıklarından dolayı ya ansızın büyük bir bela gelmeye devam edecek veya o bela evlerinin yakınına düşecek. ALLAH, vâdinden asla dönmez.


(Rivayet olunduğuna göre, Resûlullah (s.a.v.) Mekke kâfirlerine İslâm'ı anlattığı bir gün, müşriklerden Abdullah b. Ümeyye el-Mahzûmî adında birisi dedi

ki:''Mekke'nin şu iki dağı bizi çok sıkıyor, bunları buradan kaldır da yerimiz genişlesin. O dağların arasından ırmaklar akıt, ziraate elverişli yerler aç, atala

rımızdan ölmüş olan falan ve falan şahısları dirilt de söylesinler bakalım, senin söylediklerin doğru mu değil mi?'' İşte bunun üzerine yukarıdaki âyet indi.

Ve onlara bildirildi ki, peygamber göndermek ve Kur'ân indirmekten maksat bu sizin dedikleriniz değildir. Bununla beraber herhangi bir kitap vastasıyla öy

le şeyler yapılacak olsaydı yine bu Kur'ân ile yapılırdı. Ama Kur'ân'ın indirilmesindeki hikmet ve gaye herşeyden önce insanları hidayete erdirmek, kalpleri

ALLAH'ın zikri ile tatmin ve tenvir etmektir.) 


32.Andolsun, senden önceki peygamberlerle alay edildi de ben inkâr edenlere mühlet verdim, sonra da onları yakaladım. (Görseydin ki) azabım nasılmış!


33.Herkesin kazandığını gözetleyip muhafaza eden, (hiç böyle yapamayan gibi olur mu?). Onlar ALLAH'a ortak koştular. De ki:''Onlara ad verin (onlar neci

dir?). Yoksa siz ALLAH'a yeryüzünde bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Yahut boş laf mı ediyorsunuz?'' Doğrusu inkâr edenlere hileleri süslü gös

terildi ve onlar doğru yoldan alıkonuldular. ALLAH kimi saptırırsa onu doğru yola iletecek yoktur.


34.Dünya hayatında onlara sadece bir azap vardır. Ahiret azabı ise daha şiddetlidir. Onları ALLAH'tan (O'nun azabından) koruyacak kimse yoktur.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:46:33
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/253.jpg)



Sayfa:253  RA'D SÛRESİ  Cüz:13,Sûre:13


35.Takvâ sahiplerine vâdolunan cennetin özelliği (şudur): Onun zemininden ırmaklar akar. Yemişleri ve gölgesi süreklidir. İşte bu, (kötülüklerden)

sakınanların (mutlu) sonudur. Kâfirlerin sonu ise ateştir.


36.Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, sana indirilene (Kur'ân'a) sevinirler. Fakat (senin aleyhinde birleşen) guruplardan onun bir kısmını inkâr ed

en de vardır. De ki:''Bana, sadece ALLAH'a kulluk etmem ve O'na ortak koşmamam emrolundu. Ben yalnız O'na çağırıyorum ve dönüş de yalnız O'nadır.


37.Ve böylece biz onu Arapça bir hüküm (hikmetli bir söz) olarak indirdik. Eğer sana gelen bu ilimden sonra, onların arzularına uyarsan, (işte o zam

an) ALLAH tarafından senin ne bir dostun ne de koruyucun vardır.


38.Andolsun senden önce de peygamberler gönderdik ve onlara da eşler ve çocuklar verdik. ALLAH'ın izni olmadan hiçbir peygamber için mucize getir

me imkânı yoktur.  Her  müddetin (yazıldığı) bir kitap vardır.


(Her vakit ve müddetin ALLAH katında ayrı bir yazısı, hikmet gereği verilmiş özel bir hükmü vardır. Bu müddet içersinde kurtuluşa ermek veya azaba

müstehak olmak için insanlara mühlet ve müsaade verilmiştir.)

 
39.ALLAH dilediğini siler, (dilediğini de) sabit bırakır. Bütün kitapların aslı onun yanındadır.


(ALLAH Teâlâ, kaldırmak istediği dinî bir hükmü kaldırır, dilediği başka bir hükmü yerine koyar veya indirmiş olduğu hükümleri olduğu gibi ibka eder. Kâ

inatta birtakım şeyleri yok ederken bazılarını da olduğu gibi bırakır. Netice itibarıyle her şey O'nun elindedir. O, daima dilediğini yapma gücüne sahip

tir.)

 
40.Biz onlara vâdettiğimizin (azabın) bir kısmını göstersek de veya (ondan önce) seni öldürürsek de sana ancak (ALLAH'ın emirlerini) tebliğ etmek düş

er. Hesap yalnız bize aittir.


41.Bizim yeryüzüne gelip, onu uçlarından kısalttığımızı görmediler mi? ALLAH (dilediği gibi) hükmeder. O'nun hükmünü bozacak kimse yoktur. Ve O he

sabı çabuk görendir.


(Âyette zikredilen, yerin uçlarının eksiltilmesi olayını önceki müfessirler, mecazî manayı nazarı itibara alarak, kâfirlerin memleketlerinin fethi ile onlar

ın topraklarının azalması, müslümanlarınkinin çoğalması şeklinde yorumlamışlardır. Ancak âyetin hakiki manasını gözönüne alırsak, yerin uçlarından ek

siltilmesi, erozyon dediğimiz toprağın yağmur, sel ve rüzgâr gibi tabiî güçlerin etkisiyle yerinden kayması, dağların ve tepelerin aşınması şeklinde yo

rumlanabileceği gibi, yer küresinde meydana gelen olaylar neticesinde kürenin hacminin noksanlaşması şeklinde de yorumlanabilir.)


42.Onlardan öncekiler de (peygamberlerine) tuzak kurmuşlardı; halbuki bütün tuzaklar ALLAH'a aittir. Çünkü O, herkesin ne kazanacağını bilir. Bu yur

dun (dünyanın) sonunun kimin olduğunu yakında kâfirler bileceklerdir!


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:46:53
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/254.jpg)


Cüz:13,Sûre:14 İBRÂHİM SÛRESİ   Sayfa:254


43.Kâfir olanlar:Sen resûl olarak gönderilmiş bir kimse değilsin, derler. De ki:Benimle sizin aranızda şahit olarak ALLAH ve yanında Kitab'ın bilgisi

olan (Peygamber) yeter.


14


ONDÖRDÜNCÜ SÛRE


İBRÂHİM


İbrâhim sûresi, 52 âyet olup 28 ve 29. âyetler Medine'de, diğerlere Mekke'de inmiştir. 35-41. âyetler Hz. İbrâhim'in duasını ihtiva ettiği için bu

sûreye bu ad verilmiştir.


Bismillâhirrahmânirrahîm


1.Elîf. Lâm. Râ. (Bu Kur'ân), Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, yani her şeye galip (ve) övgüye layık olan ALLAH'ın yoluna çıkar

man için sana indirdiğimiz bir kitaptır.


2.O ALLAH ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Şiddetli azaptan dolayı kâfirlerin vay haline!


3.Dünya hayatını ahirete tercih edenler, ALLAH yolundan alıkoyanlar ve onun eğriliğini isteyenler var ya, işte onlar (haktan) uzak bir sapıklık için

dedirler.


4.(ALLAH'ın emirlerini) onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik. Artık ALLAH dilediğini saptırır, dilediğini de

doğru yola iletir. Çünkü O, güç ve hikmet sahibidir.


(Her peygamberin ancak kendi kavminin diliyle gönderilmiş olması, bütün insanlardan tek bir dil ile, mesela Arapça ile anlaşmalarının, yalvarıp ni

yazda bulunmalarının istenmediğini gösterir. Zaten bir âyet-i kerîmede de konuşulan dillerin muhtelif olması dahi ALLAH'ın varlığının ve kudretinin

delillerinden sayılmıştır. Bunun yanında bu âyet-i kerîmenin işaret ettiği önemli noktalardan birisi de, Hakk'a davet ile uğraşanların içinde bulun

dukları toplumun dilini çok iyi bilmeleri gerektiği hususudur.)


5.Andolsun ki Musa'yı da: Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara ALLAH'ın (geçmiş kavimlerin başına getirdiği felâket) günlerini hatırlat,

diye mucizelerimizle gönderdik. Şüphesiz ki bunda çok sabırlı, çok şükreden herkes için ibretler vardır.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:47:12
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/255.jpg)


Sayfa:255  İBRÂHİM SÛRESİ   Cüz:13,Sûre:14


6.Hani Musa kavmine demişti ki:''ALLAH'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Çünkü O, sizi işkencenin en kötüsüne ve oğullarınızı kesip, kadınlarınızı

(kızlarınızı) bırakmakta olan Firavun ailesinden kurtardı. İşte bu size anlatılanlarda, Rabbinizden büyük bir imtihan vardır.''


7.''Hatırlayın ki Rabbiniz size:Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) arttıracağım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şid

detlidir! diye bildirmişti.''


8.Musa dedi ki:''Eğer siz ve yeryüzünde olanların hepsi nankörlük etseniz, bilin ki ALLAH gerçekten zengindir, hamdedilmeye layıktır''


9.Sizden öncekilerin, Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin haberleri size gelmedi mi? Onları ALLAH'tan başkası bilmez. Peygam

berleri kendilerine mucizeler getirdi de onlar, ellerini peygamberlerinin ağızlarına bastılar ve dediler ki:Biz size gönderileni inkâr ettik ve bizi kendi

sine çağırdığınız şeye karşı derin bir kuşku içindeyiz.


(İbn Mes'ûd bu âyeti okuduğu zaman, ''Neseb alimleri yalancıdırlar'' derdi. Yani onlar nesepleri bildiklerini iddia ederlerken ALLAH bunu reddediyor.

İbn Abbas da, ''Adnan ile İsmail arasında bilinemeyen otuz baba (batın) mevcuttur'' derdi. Buna göre âyetin manası, ''Onlar o kadar fazla idiler

ki, sayılarını ALLAH'tan başka kimse bilemez'' demek olur.)


10.Peygamberleri dedi ki: Gökleri ve yeri yaratan ALLAH hakkında şüphe mi var? Halbuki O, sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve sizi muay

yen bir vakte kadar yaşatmak için sizi (hak dine) çağırıyor. Onlar dediler ki:Siz de bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsiniz. Siz bizi ataları

mızın tapmış olduğu şeylerden döndürmek istiyorsunuz. Öyleyse bize, apaçık bir delil gösterin!


(Onlar kendilerine bildirilen bunca açık delillere, hüccetlere ve mucizelere kani olmayarak inatları yüzünden daha başka mucizeler, hatta kendileri

ni kahredecek felâketler istiyorlar ve mucizelerle adeta eğleniyorlardı.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:47:31
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/256.jpg)




Cüz:13,Sûre:14 İBRÂHİM SÛRESİ  Sayfa:256


11.Peygamberleri onlara dedi ki:''(Evet) biz sizin gibi bir insandan başkası değiliz. Fakat ALLAH nimetini kullarından dilediğine lütfeder. ALLAH'ın izni olma

dan bizim size bir delil getirmemize imkân yoktur. Müminler ancak ALLAH'a dayansınlar.''


12.''Hem, bize yollarımızı göstermiş olduğu halde ne diye biz, ALLAH'a dayanıp güvenmeyelim? Sizin bize verdiğiniz eziyete elbette katlanacağız. Tevek

kül edenler yalnız ALLAH'a tevekkülde sebat etsinler.''


13.Kâfir olanlar peygamberlerine dediler ki:''Elbette sizi ya yurdumuzdan çıkaracağız, ya da mutlaka dinimize döneceksiniz!'' Rableri de onlara:''Zalimle

ri mutlaka helâk edeceğiz!'' diye vahyetti.


14.Ve (ey inananlar!) Onlardan sonra sizi mutlaka o yerde yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkan ve tehdidimden sakınan kimselere mahsustur.


(Bu âyette Hz. Peygamber'in de memleketinden hicret edeceğine, fakat sonunda onu çıkaranların yurduna mâlik olacağına bir işaret vardır.)


15.(Peygamberler) fetih istediler (ALLAH da verdi). Her inatçı zorba da hüsrana uğradı.


16.Ardından da (o inatçı zorbaya) cehennem vardır; kendisine irinli su içirilecektir!


17.Onu yudumlamaya çalışacak, fakat boğazından geçiremeyecek ve ona her yandan ölüm gelecek, oysa o ölecek değildir (ki azaptan kurtulsun).

Bundan ötede şiddetli bir azap da vardır.


18.Rablerini inkâr edenlerin durumu (şudur): Onların amelleri fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetli savurduğu küle benzer. Kazandıklarından hiçbir şeyi

elde edemezler. İyiden iyiye sapıtma işte budur.


(ALLAH Teâlâ kâfirlerin amellerini, fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetli savurduğu bir küle benzetmektedir ki onların ameli ne kadar iyi ve çok olursa ol

sun, sonuç itibarıyla ahirette fayda vermiyecektir. Çünkü ALLAH Teâlâ, insanları, önce kendisine ve gönderdiği peygamberlerin tümüne iman ile mü

kellef tutmakta olup sevap ve mükâfatı bundan sonra vereceğini bildirmektedir. Dolayısıyla imanı olmayanlar, yaptıkları iyi işlerin karşılığını dünyada

iken alırlar, ama ahirette onlara verilecek hiçbir şey yoktur.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:47:51
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/257.jpg)



Sayfa:257   İBRÂHİM SÛRESİ    Cüz:13,Sûre:14 bizi


19.ALLAH'ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmedin mi? O dilerse sizi ortadan kaldırıp yepyeni bir halk getirir.


20.Bu, ALLAH'a güç değildir.


21.(Kıyamet gününde) hepsi ALLAH'ın huzuruna çıkacak ve zayıflar o büyüklük taslayanlara diyecekler ki:''Biz sizin tâbilerinizdik. Şimdi siz, ALLAH'ın azabın

dan herhangi bir şeyi bizden savabilir misiniz?'' Onlar da diyecekler ki:''(Ne yapalım) ALLAH bizi hidayete erdirseydi biz de sizi doğru yola iletirdik. Şimdi

sızlansak da sabretsek de birdir. Çünkü bizim için sığınacak bir yer yoktur.''


22.(Hesapları görülüp) iş bitirilince, şeytan diyecek ki:''Şüphesiz ALLAH size gerçek olanı vâdetti, ben de size vâdettim ama, size yalancı çıktım. Zaten

benim size karşı bir gücüm yoktu. Ben, sadece sizi (inkâra) çağırdım, siz de benim davetime hemen koştunuz. O halde beni yermeyin, kendinizi yerin.

Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Kuşkusuz daha önce ben, beni (ALLAH'a) ortak koşmanızı reddettim.'' Şüphesiz zalimler için el

em verici bir azap vardır.


23.İman edip de iyi işler yapanlar, Rablerinin izniyle içinde ebedî kalacakları ve zemininden ırmaklar akan cennetlere sokulacaklardır. Orada (birbirleriyle)

karşılaştıkça söyledikleri ''selâm''dır.


(Selâm, her türlü kötülüklerden, meşakkat, mihnet, kusur ve âfetten kurtulmak demektir. Müminler hem dünyada, hem de ahirette karşılaştıkları zam

an birbirlerine böyle bir duada bulunurlar.)


24.Görmedin mi ALLAH nasıl bir misal getirdi: Güzel bir sözü, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca (benzetti).


(Güzel söz güzel ağaca benzetiliyor. Çünkü ağacın diri kalması için nasıl sulanmaya, bakılmaya ihtiyacı varsa, bunlar bulunmadan kurursa kalpteki im

an ağacı da böyledir. Eğer sahibi faydalı ilim, sahih amel, zikir ve tefekkürle her zaman bakıp onu gözetmezse kuruyabilir. Bir hadis-i şerifte:''Elbise

nasıl yıpranır eskirse, kalpteki iman da öylece yıpranır, eskir. O halde imanınızı daima tazeleyin'' denerek bu gerçek dikkatlerimize sunulmuştur.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:48:08
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/258.jpg)



Cüz:13,Sûre:14   İBRÂHİM SÛRESİ   Sayfa:258


25.(O ağaç), Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Öğüt alsınlar diye ALLAH insanlara misaller getirir.


(Bir önceki âyetle ALLAH Teâlâ, güzel sözü, güzel ağaca benzetmişti. Çünkü güzel sözün meyvesi güzel amel; güzel ağacın ürünü de faydalı meyvedir.

Müfessirlerin açıklamalarına göre güzel sözden maksat, kelime-i şehadettir. Bu kelime dışta ve içte daima güzel amellerin meydana gelmesine sebep

olur. ALLAH'ın razı olacağı her güzel iş, bu kelimenin meyvesidir. Aşağıdaki âyette geçen ''kötü kelime''ye gelince o da, ALLAH'ı inkâr etmektir. Bu kelime

her türli fitnenin, fesadın, felâket ve musibetin kaynağıdır. Kötü söz, hem dünyada hem de ahirette insanın felâketlere sürüklenmesine sebep olur. Do

layısıyla aşağıdaki âyette kötü söz, kötü bir ağaca teşbih edilmiştir.)


26.Kötü bir sözün misali, gövdesi yerden koparılmış, o yüzden ayakta durmaya imkânı olmayan (kötü) bir ağaca benzer.


27.ALLAH Teâlâ sağlam sözle iman edenleri hem dünya hayatında hemde ahirette sapasağlam tutar. Zalimleri ise ALLAH saptırır. ALLAH dilediğini yapar.


28.ALLAH'ın nimetine nankörlükle karşılık veren ve sonunda kavimlerini helâk yurduna sürükleyenleri görmedin mi?


29.Onlar cehenneme girecekler. O ne kötü karargâhtır.


30.(İnsanları) ALLAH yolundan saptırmak için O'na ortaklar koştular. De ki:(İstediğiniz gibi) yaşayın! Çünkü dönüşünüz ateşedir.


31.İman eden kullarıma söyle:Namazlarını dosdoğru kılsınlar, kendisinde ne alışveriş, ne de dostluk bulunan bir gün gelmeden önce, kendilerine verdiği

miz rızıklardan (ALLAH için) gizli-açık harcasınlar.


32.(O öyle lütufkâr) ALLAH'tır ki, gökleri ve yeri yarattı, gökten suyu indirip onunla rızık olarak size türlü meyveler çıkardı; izni ile denizde yüzüp gitmele

ri için gemileri emrinize verdi; nehirleri de sizin (yararlanmanız) için akıttı.


33.Düzenli seyreden güneşi ve ayı size faydalı kıldı; geceyi ve gündüzü de istifadenize verdi.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:48:26
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/259.jpg)



Sayfa:259   İBRÂHİM SÛRESİ  Cüz:13,Sûre:14


34.O size istediğiniz her şeyden verdi. ALLAH'ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür.


35.Hatırla ki İbrâhim şöyle demişti:''Rabbim! Bu şehri (Mekke'yi) emniyetli kıl, beni ve oğullarımı putlardan uzak tut!''


36.''Çünkü onlar (putlar), insanlardan birçoğunun sapmasına sebep oldular, Rabbim. Şimdi kim bana uyarsa bendendir. Kim de bana karşı gelirse, artık

sen gerçekten çok bağışlayan, pek esirgeyensin.''


(Hz. İbrâhim, ALLAH Teâlâ'nın putperestleri bağışlamayacağını henüz bilmiyordu. Onun için onların da bağışlanmasını temenni etti. Müşriklerin bağışlan

mayacağını anladıktan sonra artık onların affı için dua etmedi.)


37.''Ey Rabbimiz! Ey sahibimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını senin Beyt-i Harem'inin (Kâbe'nin) yanında, ziraat yapılmayan

bir vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meyledici kıl ve meyvelerden bunlara rızık ver! Umulur ki bu nimetlere

şükrederler.''


(Rivayet edildiğine göre Hz. İbrâhim'in hanımı Sâre'nin Hacer isminde bir cariyesi vardı. Onu kocası Hz. İbrâhim'e verdi ve İbrâhim (a.s.)'in ondan İsma

il adında bir oğlu dünyaya geldi. Hz. İbrâhim onları alarak Mekke'ye götürdü. Kâbe yakınlarında bir yere iskân etti. Mekke susuz, çorak ve kayalık bir

yerdi. ALLAH Teâlâ, Hz. İbrâhim'in duasını kabul etti. Orada zemzem diye anılan su fışkırdı.)


38.''Ey Rabbimiz! Şüphesiz ki sen bizim gizleyeceğimizi de açıklayacağımızı da bilirsin. Çünkü ne yerde ne de gökte hiçbir şey ALLAH'a gizli kalmaz.''


39.''İhtiyar halimde bana İsmail'i ve İshak'ı lütfeden ALLAH'a hamdolsun! Şüphesiz Rabbim duayı işitendir.''


(Rivayete göre İsmail (a.s.) doğduğu zaman babası 99 yaşında idi. İshak (a.s.) doğduğunda da 112 yaşında idi. İshak Peygamber, İsmail'den 13 se

ne sonra Sâre'den dünyaya gelmiştir.)


40.Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle; ey Rabbimiz! Duamı kabul et!''


41.Ey Rabbimiz! (Amellerin) hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla!''


42.(Resûlüm!) Sakın, ALLAH'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak, ALLAH onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir gü

ne erteliyor.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:48:43
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/260.jpg)


Cüz:13,Sûre:14    İBRÂHİM SÛRESİ   Sayfa:260


43.Zihinleri bomboş olarak kendilerine bile dönüp bakamaz durumda, gözleri göğe dikilmiş bir vaziyette koşarlar.


44.Kendilerine azabın geleceği, bu yüzden zalimlerin:''Ey Rabbimiz! Yakın bir müddete kadar bize süre ver de senin davetine uyalım, peygamberlere tâbi

olalım'' diyecekleri gün hakkında insanları uyar. (Onlara denilir ki:)''Daha önce, sizin için bir zevâl olmadığına yemin etmemiş miydiniz?''


45.''(Sizden önce) kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz. Onlara nasıl muamele ettiğimiz size apaçık belli oldu. Ve size misaller de verdik.''


46.Hilelerinin cezası ALLAH katında (malum) iken, onlar, tuzaklarını kurmuşlardı. Halbuki onların hileleriyle dağlar yerinden gidecek değildi!


(Nihayet onların hileleri de ALLAH'ın iznine bağlıdır. O izin vermedikten sonra hiçbir hile netice vermez.) 


47.O halde, sakın ALLAH'ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma! Çünkü ALLAH mutlak üstündür, kimsenin yaptığını yanına bırakmaz.


48.Yer başka bir yer, gökler de (başka gökler) haline getirildiği, (insanlar) bir ve gücüne karşı durulmaz olan ALLAH'ın huzuruna çıktıkları gün (ALLAH bü

tün zalimlerin cezasını verecektir).


(''Yerlerin başka yer, göklerin de başka gökler olması'' konusunda yapılan yorumlar arasında şunlar da vardır:Yer ateşe, gökler de cennete dönüşecek,

yer gümüş gibi bembeyaz, üzerinde kan dökülmedik, günah işlenmedik bambaşka bir yer olacak. İbn Abbas'tan bir rivayete göre de yer yine bu yerdir.

Ancak sıfatları değişecek. Kısaca dağları yürüyecek, denizleri yarılacak, her taraf düz olacak, eğrilik büğrülük görülmeyecektir.)


49.O gün, günahkârların zincire vurulmuş olduğunu görürsün.


50.Onların gömlekleri katrandandır, yüzlerini de ateş bürümektedir.


51.ALLAH herkese kazandığının karşılığını vermek için (onları diriltecektir). Kuşkusuz ALLAH, hesabı çabuk görendir.


52.İşte bu (Kur'ân), kendisiyle uyarılsınlar, ALLAH'ın ancak bir tek Tanrı olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri iyice düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara (gön

derilmiş) bir bildiridir.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:49:03
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/261.jpg)



Sayfa:261  HİCR SÛRESİ   Cüz:14, Sûre:15



(15)


ONBEŞİNCİ SÛRE


el-HİCR


Hicr sûresi, 99 âyet olup 87'si Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. Hicr, bir yer adıdır. 80-84. âyetlerde Hicr'den bahsedildiği için sûreye bu ad veril

miştir.


Bismillâhirrahmânirrahîm


1.Elif. Lâm. Râ. Bunlar Kitab'ın ve apaçık bir Kur'ân'ın âyetleridir.


2.İnkâr edenler zaman zaman, keşke biz de müslüman olsaydık, diye arzu ederler.


(İnkâr edenlerin zaman zaman bu arzuya taşımalarına rağmen yine de iman etmemiş olmalarının sebebi, onların dünya menfaatlerine düşkün olmaları,

kötülük ve inkârlarıyla şartlanmış bulunmalarıdır. Âyetten, kâfirlerin ahirette ''Keşke dünyada iken iman etmiş olsaydık!'' diye hayıflanacakları da anla

şılabilir.)


3.Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalayadursun. (Kötü sonucu) yakında bilecekler!


4.Helâk ettiğimiz hiçbir ülke yoktur ki hakkında (bizce) bilinen bir yazgı olmasın.


(Gerek arazisini yere batırmak ve gerekse halkını yoketmek suretiyle veya başka afetlerle helâk edilen  memleketlerin hiçbiri, körükörüne, tesadüfî ola

rak helâk edilmiş değildir. ALLAH tarafından tayin ve takdir edilip Levh-i Mahfuz'da yazılmış şaşmaz, unutulmaz ve gaflet edilmez bir yazı gereğince he

lâk olmuşlardır. Demek ki, devlet ve milletlerin de fertler gibi takdir edilmiş belli ömürleri vardır. Fertler doğduğu, geliştiği, ihtiyarladığı ve nihayet öldüğü

gibi, devletler de kurulur, gelişir ve nihayet ALLAH'ın takdir ettiği gün gelince yıkılıp tarihe karışırlar. Fertler gibi bunların da bazıları uzun ömürlü, bazıları

ise kısa ömürlü olur.)


5.Hiçbir millet, ecelinin önüne geçemez, onu geciktiremez.


6.Dediler ki:''Ey kendisine Kur'ân indirilen (Muhammed)! Sen mutlaka bir mecnunsun!''


7.''Eğer doğru söyleyenlerden idiysen, bize melekleri getirmeliydin.''


(Eski Araplar şairin cinden ilham aldığına inanırlardı. Resûlullah, belâğat ve fesahat bakımından şiirden ve edebî nesirden daha üstün bir kitap getirdiği

için ona ''mecnun şair'' dediler.)


8.Biz melekleri ancak hak ile indiririz. O zaman onlara mühlet verilmez.


9.Kur'ân'ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.


(Bu âyet açıkca göstermektedir ki, Kur'ân-ı Kerîm ALLAH'ın koruması altındadır ve kaybolmaksızın, en ufak bir tahrife uğramaksızın kıyamete kadar aslını

muhafaza edecektir.)


10.Andolsun, senden önceki milletler arasında da elçiler gönderdik.


11.Onlara bir peygamber gelmeyedursun, hemen onunla alay ederlerdi.


12.İşte böylece biz onu, (inkârcılığı) suçluların kalplerine sokarız.


13.Öncekilerin başına gelenlerden ders almaları gerekirken onlar hala buna Kur'ân'a inanmıyorlar.


14, 15.Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar, yine de ''Gözlerimiz boyandı, daha doğrusu bize büyü yapılmıştır'' derler.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:49:22
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/262.jpg)



Cüz:14,Sûre:15  HİCR SÛRESİ   Sayfa:262



16.Andolsun, biz gökte birtakım burçlar yarattık ve seyredenler için onu süsledik.


(Burç, aslında yüksek köşk demektir. Gökyüzünde özel bir şekilde toplanmış olan birtakım yıldızlar kümesine de bu manada burç denilir. Bu kümelerin

meşhurları oniki tane olmakla beraber, âyet-i kerîmede ''burûc'' kelimesi, nekre ve çoğul olarak zikredildiğine göre, gökyüzünde daha keşfedilmemiş

bir çok yıldız kümelerinin var olduğuna işaret edilmektedir.)


17.Onları, taşlanmış (kovulmuş) her şeytandan koruduk.


18.Ancak kulak hırsızlığı eden müstesna. Onun da peşine açık bir alev sütunu düşmüştür.


19.Yeri uzatıp yaydık, orada sabit dağlar yerleştirdik, yine orada miktarı ve ölçüsü belirli olan şeyler bitirdik.


20.Orada hem sizin için hem de rızıkları size ait olmayanlar için (gerekli) geçim vasıtaları yarattık.


21.Her şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz.


22.Biz, rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirdik de onunla su ihtiyacınızı karşıladık. (Biz bunları yapmasaydık) siz onu (yerterli) suyu

depolayamazdınız.


(Âyette rüzgârın bir aşılayıcı olarak ifade edilmektedir ki, bugün ilim, yağmurun yağmasında rüzgârın büyük rol oynadığını; aynı zamanda bitkiler üzerinde

eserken, onların erkek tohumlarını dişi tohumlarının üzerine kondurmak suretiyle onları aşıladığını isbat etmektedir. Bu âyette ayrıca, gökten inen suların

yer katmanlarında stok edildiği ve buralardan insanlığın ihtiyacı karşılandığı ifade edilmektedir.)


23.Şüphesiz biz diriltir ve biz öldürürüz! Ve her şeye biz vâris oluruz.


24.Andolsun biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, geri kalanları da biliriz.


25.Şüphesiz Rabbin onları (kıyamette) toplayacaktır. Çünkü O, hakîmdir, alîmdir.


26.Andolsun biz insanı, (pişmiş) kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık.


27.Cinleri de daha önce zehirli ateşten yaratmıştık.


28.Hani Rabbin meleklere demişti ki:''Ben kupkuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan bir insan yaratacağım.''


29.''Ona şekil verdiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın!''


30.Meleklerin hepsi de hemen secde ettiler.


31.Fakat İblis hariç! O, secde edenlerle beraber olmaktan kaçındı.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:49:41
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/263.jpg)



Sayfa:263  HİCR SÛRESİ   Cüz:14,Sûre:15


32.(ALLAH:) Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmayışının sebebi nedir? dedi.
 

33.(İblis:) Ben kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattığın bir insana secde edecek değilim, dedi.


34.ALLAH şöyle buyurdu: Öyle ise oradan çık! Artık kovuldun!


35.Muhakkak ki kıyamet gününe kadar lanet senin üzerine olacaktır!


36.(İblis:) Rabbim!  Öyle ise, (varlıkların) tekrar dirileceği güne kadar bana mühlet ver, dedi.


37, 38.ALLAH: Sen bilinen bir vakte kadar kendilerine mühlet verilenlerdensin, buyurdu.


39.(İblis) dedi ki: Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!


40.Ancak onlardan ihlâslı kulların müstesna.


41.(ALLAH) şöyle buyurdu:''İşte bana varan dosdoğru yol budur.''


42.''Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin yoktur. Ancak azgınlardan sana uyanlar müstesna.''


43.Muhakkak cehennem, onların hepsine vâdolunan yerdir.


44.Cehennemin  yedi kapısı vardır. Onlardan her kapı için birer gurup ayrılmıştır.


(Cehennemin yedi kapısından maksat bazı tefsirlere göre yedi tabakadır. ''Cüz'ün maksun''da o kapılardan girerek yerlerini alacak olan guruplardır.

Bazı rivayetlere göre bu tabakalardan ilki olan Havîye, gümahkâr müminler için; ikincisi Sakar, yahudiler için; üçüncüsü Sa'îr, hıristiyanlar için; dör

düncüsü Cahîm, Sâbie için; beşincisi Lezâ, ateşperestler için; altıncısı Hutame, putperestler için ve pek çok adla anılan yedincisi münafıklar içindir.)



45.(ALLAH'ın azabından korkup rahmetine sığınan) takvâ sahipleri, mutlaka cennetlerde ve pınar başlarında olacaklar.


46.''Oraya emniyetle ve selâmetle girin'' (denilir, onlara).


47.Biz, onların kalplerindeki kini söküp attık; onlar artık köşkler üzerinde karşı karşıya oturan kardeşler olacaklar.


(ALLAH Teâlâ, dünyada birbirinden incinmiş ve birbirlerine kin beslemiş olan müminlerin kalplerinden  o kini çıkaracak ve müminler, kardeş olarak sohbet

edeceklerdir.)


48.Onlara orada hiçbir yorgunluk gelmeyecek ve onlar, oradan çıkarılmayacaklardır.


49.(Resûlüm!) Kullarıma, benim, çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver.


50.Benim azabımın elem verici bir azap olduğunu da bildir.


51.Onlara İbrahim'in misafirlerinden (meleklerden) de haber ver.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:50:00
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/264.jpg)



Cüz:14,Sûre:15 HİCR SÛRESİ  Sayfa:264


52.Onun yanına girdikleri zaman, ''selâm'' dediler. (İbrahim:) Biz sizden çekiniyoruz, dedi.


53.Dediler ki:Korkma; biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz.


54.(İbrahim:) Bana ihtiyarlık çökmesine rağmen beni müjdeliyor musunuz? Beni ne ile müjdeliyorsunuz? dedi.


55.Sana gerçeği müjdeledik, sakın ümitsizliğe düşenlerden olma! dediler.


56.(İbrahim) dedi ki:Rabbimin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?


57.''Ey elçiler! (Başka) ne işiniz var?'' dedi.


(Hz. İbrahim, onların ALLAH tarafından gönderilmiş melekler olduğunu anlayınca, böyle bir melek cemaatinin sadece bir müjde için gelmiş olmayacağını,

daha başka mühim vazifelerinin de olabileceğini tahmin ederek bu soruyu sordu.)


58.Dediler ki:''Biz suçlu bir topluma (onları helâk etmeye) gönderildik.''


59.''Ancak Lût ailesi hariç. Onların hepsini kurtaracağız.''


60.''(Fakat Lût'un) karısı müstesna; biz onu geride kalanlardan olmasını takdir ettik.''


61, 62.Elçiler Lût ailesine gelince, Lût onlara:''Hakikaten siz tanınmayan kimselersiniz'' dedi.


63.Dediler ki:''Bilakis, biz sana, onların şüphe etmekte oldukları şeyi (azabı ve helâkı) getirdik.


64.Sana gerçeği getirdik; biz, hakikaten doğru söyleyenleriz.


65.Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından yürü. Sizden hiç kimse, sakın dönüp de ardına bakmasın, istenen yere gidin.''


66.Ona (Lût'a) şu hükmümüzü vahyettik:''Sabah çıkarlarken mutlaka onların ardı kesilmiş olacaktır.''


67.Şehir halkı, birbirlerini kutlayarak, (meleklerin yanına) geldiler.


(Çünkü genç erkekler sûretinde gelen melekler onların eşcinsellikten doğan kötü arzularını uyandırmıştı.)


68,69.(Lût) onlara:''Bunlar benim misafirimdir. Sakın beni utandırmayın; ALLAH'tan korkun, beni rezil etmeyin!'' dedi.


70.''Biz seni, elâlemin işine karışmaktan men etmemiş miydik?'' dediler.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 16 Şubat 2011, 08:50:19
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/265.jpg)



Sayfa:265  HİCR SÛRESİ   Cüz:14,Sûre:15


71.(Lût:) İşte kızlarım! (Düşündüğünüzü) yapacaksanız (onlarla evlenin), dedi.


72.(Resûlüm!) Hayatın hakkı için onlar, sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı.


73.Güneş doğarken onları o korkunç ses yakaladı.


74.Böylece ülkelerinin üstünü altına getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.


(Lût kavmi, homoseksüllik gibi kötü bir günahı işledikleri için ALLAH Teâlâ, onlara önce korkunç bir ses duyurmuş, sonra memleketlerinin altını üstüne

getirmiş, daha sonra da üzerlerine taş yağdırmıştır ki, bir milletin yok olup tarih sahnesinden silinmesi için bundan daha şiddetli felâket olamaz.)


75.İşte bunda ibret alanlar için işaretler vardır.


76.Onlar hâla gözler önünde duran bir yol üzerindedirler.


77.Hakikaten bunda iman edenler için bir ibret vardır.


78.Eyke halkı da gerçekten zalim idiler.


(Âyette sözü edilen Eyke, sık ormanlık demektir. Şuayb Peygamber ve kavminin oturduğu ülke ormanlık olduğu için onlara Eyke halkı denilmiştir.)

 
79.Biz onlardan da intikam aldık. İkisi de (Eyke ve Medyen) açık bir yol üzerindedirler.


80.Andolsun, Hicr halkı da peygamberleri yalanlamıştı.


(Hicr, Salih Peygamber'in kavminin yaşadığı bölgenin adıdır. Burada yaşamış olan halk Semûd kavmi diye anılmıştır.)


81.Biz onlara mucizelerimizi vermiştik; fakat onlardan yüz çevirmişlerdi.


82.Onlar, dağlardan emniyet içinde kalacakları evler oyarlardı.


83.Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç ses yakaladı.


84.Kazanmakta oldukları şeyler onlardan hiçbir zararı savmadı.


85.Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri ancak hak ile yarattık. O saat (kıyamet), mutlaka gelecektir. Şimdilik onlara güzel muamele et.


86.Şüphesiz Rabbin hakkıyla yaratan pek iyi bilendir.


87.Andolsun ki, biz sana tekrarlanan yedi âyeti ve yüce Kur'ân'ı verdik.


(Resûlullah'dan rivayet edilen bir hadise göre bu yedi âyet, namazların her rekatında tekrar edilen Fâtiha sûresi'dir.)


88.Sakın onlardan bazı sınıflara verdiğimiz dünya malına göz dikme, onlardan dolayı üzülme ve müminlere alçak gönüllü ol.


89.De ki: Şüphesiz ben apaçık bir uyarıcıyım.


90.Nitekim biz, (Kur'ân'ı) kısımlara ayıranlara azabı indirmişizdir.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 19 Şubat 2011, 01:44:10
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/266.jpg)



Cüz:14,Sûre:16  NAHL SÛRESİ   Sayfa:266


91.Onlar, Kur'ân'ı bölüp ayıranlardır.


(Kur'ân'ı bölüp ayıranlar, onun bir kısmını kabul edip, bir kısmını reddedenlerdir. Veya Kur'ân'a şiir, kehanet ve masal diyenlerdir.)


92,93.Rabbin hakkı için, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı sorguya çekeceğiz.


94.Sana emrolunanı açıkca söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir!


(Bu âyetlerde de görüldüğü gibi Kur'ân-ı Kerîm'in bir kısmına inanıp, bir kısmına inanmayanlardan ALLAH ''müşrikler'' diye söz ediyor. Bakara sûresi 85.

âyetinde Kur'ân'ın bir kısmına inanıp, bir kısmına inanmayanların cezasının dünyada rüsvaylık, ahirette de en şiddetli azabı çekme olduğu bildiriliyor.

Nisâ sûresi 150. ve 151. âyetlerinde ise ALLAH'la peygamberleri birbirinden ayıran ve ''Bir kısmına inanırız, bir kısmına da inanmayız'' diyenlerin gerçek

anlamda kâfir oldukları vurgulanıyor.)


95.(Seninle) alay edenlere karşı biz sana yeteriz.


96.Onlar ALLAH ile beraber başka bir tanrı edinenlerdir. (Kimin doğru olduğunu) yakında bilecekler!


97.Onların söyledikleri şeyler yüzünden senin canının sıkıldığını andolsun biliyoruz.


98.Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol!


99.Ve sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et!




(16)


ONALTINCI SÛRE


en-NAHL


Nahl sûresi, 128 âyet olup, son üç âyeti Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. 68. âyette bal arısından söz edildiği için sûreye bu ad verilmiştir.


Bismillâhirrahmânirrahîm


1.ALLAH'ın emri gelmiştir. Artık onu istemekte acele etmeyin. ALLAH, onların koştukları ortaklardan uzak ve yücedir.


2.ALLAH kendi emriyle melekleri, kullarından dilediği kimseye vahiy ile, ''Benden başka tanrı olmadığına dair (kullarımı) uyarın ve benden korkun'' diye gön

derir.


3.(ALLAH) gökleri ve yeri hak ile yarattı. O, koştukları ortaklardan münezzehtir.


4.O, insanı bir damla sudan yarattı. Fakat bakarsın ki (insan) Rabbine apaçık bir hasım oluvermiştir.


5.Hayvanları da O yarattı. Onlardan sizin için ısıtıcı (şeyler) ve birçok faydalar vardır. Onlardan bir kısmını da yersiniz.


6.Sizin için onlardan ayrıca akşamleyin getirirken, sabahleyin salıverirken bir güzellik (bir zevk) vardır.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 19 Şubat 2011, 01:44:52
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/267.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Sayfa:267  NAHL SÛRESİ   Cüz:14,Sûre:15


7.Bu hayvanlar sizin ağırlıklarınızı, ancak güçlüklere katlanarak varabileceğiniz bir memlekete taşırlar. Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatli, pek merhametlidir.


8.Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve (gözlere) zinet olsun diye (yarattı). ALLAH, şu anda bilemeyeceğiniz daha nice (nakil vasıtaları) yaratır.


(Nitekim, bu âyetlerden de anlaşılacağı üzere eskiden insanlar, taşıma aracı olarak yalnızca büyük ölçüde hayvan gücünden yararlanmış oldukları halde,

zamanla ve özellikle son asırda nakil vasıtaları, gerek çeşit, gerekse sürat bakımından akıllara durgunluk veren bir gelişme göstermiştir. İşte yukarıdaki

âyetin ''ALLAH, şu anda bilemeyeceğiniz daha nice (nakil vasıtaları) yaratır'' meâlindeki ifadesi ile bu gelişmeye işaret etmektedir ve şüphesiz bu gelişme,

ALLAH'ın insanlara en büyük lütuflarından biridir.)


9.Yolun doğrusu ALLAH'ındır. Yolun eğrisi de vardır. ALLAH dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.


10.Gökten suyu indiren O'dur. Ondan hem size içecek vardır, hem de hayvanlarınızı otlatacağınız bitkiler.


11.(ALLAH) su sayesinde sizin için ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve diğer meyvelerin hepsinden bitirir. İşte bunlarda düşünen bir toplum için bü

yük bir ibret vardır.


12.O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da ALLAH'ın emri ile hareket ederler. Şüphesiz ki  bunlarda aklını kullananlar için

pek çok deliller vardır.


13.Yeryüzünde sizin için rengârenk yarattıklarında da öğüt alan bir toplum için gerçek bir ibret vardır.


14.İçinden taze et (balık) yemeniz ve takacağınız bir süs (eşyası) çıkarmanız için denizi emrinize veren O'dur. Gemilerin denizde (suları) yara yara

gittiklerini de görüyorsun. (Bütün bunlar) onun lütfunu aramanız ve nimetine şükretmeniz içindir.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: __MiM__ - 19 Şubat 2011, 01:46:25
 (http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/268.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Cüz:14,Sûre:16  NAHL SÛRESİ    Sayfa:268


15.Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağları, yolunuzu bulmanız için de ırmakları ve yolları yarattı.


16.Daha nice alâmetler (yarattı). Onlar, yıldızlarla da yollarını doğrulturlar.


17.O halde, yaratan (ALLAH), yaratmayan (putlar) gibi olur mu? Hâla düşünmüyor musunuz?


18.ALLAH'ın nimetini saymaya kalksanız, onu sayamazsınız. Hakikaten ALLAH çok bağışlayan, pek esirgeyendir.


(Sûrenin başından buraya kadar sıralanan âyetlerin çoğu, insanı, etrafını çevreleyen tabîî varlık ve olaylar üzerinde düşünmeye, araştırmaya ve esrarına

vâkıf olmaya çağırmakta, böylece, bir yandan bu âlemde hizmetine sunulan varlık ve olaylar hakkında daha çok bilgiler edinip bunların sağlayacağı imkân

ve nimetlerden en güzel şekilde yararlanmaya teşvik etmektedir. Bu insanın dünyevî terakkisi için gereklidir; diğer yandan, kâinattaki incelikleri, harikala

rı mümkün oldukça müşahade etmek yoluyla, bu nizamın kurucusu olan Ulu ALLAH'ın varlığını ve kudretinin sonsuzluğunu sezmeye, böylece güçlü bir imana

sahip olmaya sevketmektedir. Bu da insanın ahiret mutluluğu için gereklidir.)


19.ALLAH, gizlediğinizi de açıkladığınızı da bilir.


20.ALLAH'ı bırakıp da taptıkları (putlar), hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü onlar kendileri yaratılmışlardır.


21.Onlar diriler değil, ölülerdir. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.


22.İlâhınız bir tek Tanrı'dır. Fakat ahirete inanmayanlar var ya, onların kalpleri inkârcı, kendileri de böbürlenen kimselerdir.


23.Hiç şüphesiz ALLAH, onların gizleyeceklerini de açıklayacaklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları asla sevmez.


24.Onlara:Rabbiniz ne indirdi? denildiği zaman, ''Öncekilerin masallarını'' derler.


25.Kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak taşımaları ve bilgisizce saptırmakta oldukları kimselerin günahlarından da bir kısmını yüklenmeleri için (öyle

derler). Bak ki yüklenecekleri şey ne kötüdür!


(Zira sapanla saptıran ortaktırlar; birisi öbürünü saptırmış, öbürü de onun saptırmasına boyun eğmiştir. Öyleyse günahı ikisi beraberce yükleneceklerdir.


''Saptırmanın bilgisizce olması'' saptırılana dönük bir keyfiyettir. Yani uydukları yolun sapıklık olduğunu bilmeden  sapmışlardır, demektir. Bu da tek başına iyi

niyetin yetersizliğini, ihlâsla beraber, doğrunun tespiti için gayret sarfetmenin gerekli olduğunu gösterir.)


26.Onlardan öncekiler de (peygamberlere) hile yapmışlardı. Sonunda ALLAH da onların binalarını temellerinden söktü üstlerindeki tavan da tepelerine çöktü.

Bu azap onlara, farkedemedikleri bir yerden gelmişti.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 01:47:19
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/269.jpg)



Sayfa:269  NAHL SÛRESİ   Cüz:14,Sûre:16



27.Sonra kıyamet gününde (ALLAH), onları rezil eder ve der ki:''Kendileri hakkında (müminlere) düşman kesildiğiniz ortaklarım nerede?'' Kendilerine ilim verilmiş

olanlar derler ki:''Şüphesiz bugün rezillik ve kötülük kâfirleredir.''


28.Kendilerine haksızlık ederlerken meleklerin canlarını aldıkları kimseler: Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk, diyerek teslim olurlar. (Melekler onlara şöyle der:)

''Hayır, ALLAH, sizin yaptıklarınızı çok iyi bilendir.''


29.''O halde, içinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin! Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!''


(ALLAH Teâlâ, sûrenin başından buraya kadar, kendisinin varlığı ve birliğine, ibadete lâyık olduğuna dair bir çok delil sıraladıktan sonra, inanmayanların du

rumlarını ve neticede gidecekleri yerleri ve bu yerlerin kötülüğünü belirtti. Buna karşılık, bundan sonraki âyetlerde de iman edenlerin durumları ve varacak

ları yerin iyiliği ve güzelliği anlatılacaktır.)


30.(Kötülüklerden) sakınanlara: Rabbiniz ne indirdi? denildiğinde, ''Hayır (indirdi)'' derler. Bu dünyada güzel davrananlara, güzel mükâfat vardır. Ahiret yur

du ise daha hayırlıdır. Takvâ sahiplerinin yurdu gerçekten güzeldir!


(Bazı tefsirlerin nakline göre hac mevsiminde Arap boyları Mekke'ye heyetler göndererek hz. Muhammed (sav) hakkında bilgi toplarlardı. Bir heyet yetkilisi geldiği

zaman müşrikler ona mani olmak istemiş ve dönmesini emretmişlerdi. Ayrıca, ''Onunla görüşmemen senin için daha hayırlı olur'' demişlerdi. O da ''Eğer ben

Muhammed hakkında bilgi almadan kavmime dönersem çok kötü bir temsilci olurum'' demiş. ALLAH Resûlü'nün arkadaşlarına onun durumunu sormuştı. Onlar

da, ''O bize hayır getirmiştir'' diye karşılık vermişlerdi. Âyet bu olaya değinmektedir.)


31.(O yurt,) girecekleri, zemininden ırmaklar akan Adn cennetleridir. Onlar için orada kendilerine diledikleri her şey vardır. İşte ALLAH, takvâ sahiplerini böy

le mükâfatlandırır.


32.(Onlar,) meleklerin, ''Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin'' diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir.


33.(Kâfirler) kendilerine meleklerin gelmesinden veya Rablerinin emrinin gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı.

ALLAH onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.


34.Sonunda yaptıklarının cezası onlara ulaştı ve alay etmekte oldukları şey onları çepeçevre kuşatıverdi.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 01:47:54
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/270.jpg)


Cüz:14,Sûre:16  NAHL SÛRESİ  Sayfa:270


35.Ortak koşanlar dediler ki:''ALLAH dileseydi ne biz ne de babalarımız ondan başkasına tapardık. Onun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık.'' Onlar

dan öncekiler de böyle yapmışlardı. Peygamberlerin üzerine açık seçik tebliğden başka bir şey düşer mi!


36.Andolsun ki biz, ''ALLAH'a kulluk edin ve Tâğut'tan sakının'' diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. ALLAH, onlardan bir kısmını doğru

yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur!


(Tâğut için Nisâ sûresi 60. âyete bak.)


37.(Resûlüm!) Sen, onların hidayete ermelerine çok düşkünlük göstersen de bil ki ALLAH, saptırdığı kimseyi (dilemezse) hidayete erdirmez. Onların yardımcı

ları da yoktur.


38.Onlar:''ALLAH ölen  bir kimseyi diriltmez'' diye olanca güçleriyle ALLAH'a and içtiler. Aksine, bu O'nun bizzat kendisine karşı gerçek bir vâdidir. Fakat insan

ların çoğu bilmez.


39.Hakkında ihtilaf ettikleri şeyi onlara açıklaması ve kâfir olanların da kendilerinin yalancılar olduklarını bilmeleri için (ALLAH onları diriltecek).


40.Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman, ona (söyleyecek) sözümüz sadece ''Ol'' dememizdir. Hemen oluverir.


41.Zulme uğradıktan sonra ALLAH yolunda hicret edenlere gelince, onları dünyada güzel bir şekilde yerleştireceğiz. Eğer bilirlerse ahiretin mükâfatı elbette

daha büyüktür.


42.(Onlar) sadece Rablerine tevekkül ederek sabredenlerdir.


(Bu iki âyette bildirilenler, başta Resûlullah (s.a.v.) olmak üzere Kureyş'in zulmü yüzünden hicret eden müslümanlardır. Gerçekten bu muhacir müslüman

lar, yurtlarını terketmenin verdiği geçici sıkıntılardan kurtulduktan sonra, yüce Peygamber'in önderliğinde din ve dünya hayatı bakımından düzenli, huzurlu

ve kısa zamanda küfür tarafını altedecek kadar güçlü bir toplum meydana getirmişlerdi.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 01:49:22

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/271.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya


Sayfa:271       NAHL SÛRESİ   Cüz:14,Sûre:16


43.Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz kişilerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, bilenlere sorun.


44.Apaçık mucizeler ve kitaplarlarla (gönderildiler). İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu Kur'ân'ı indirdik.


45,46.Kötülük tuzakları kuranlar, ALLAH'ın, kendilerini yere geçirmeyeceğinden veya kendilerine bilemeyecekleri bir yerden azabın gelmeyeceğinden veya

onlar dönüp dolaşırlarken ALLAH'ın kendilerini yakalamayacağından emin mi oldular? Onlar ALLAH'ı aciz bırakacak değillerdir.


47.Yoksa ALLAH'ın kendilerini yavaş yavaş tüketerek cezalandırmayacağından (emin mi oldular)? Kuşkusuz Rabbin çok şefkatli, pek merhametlidir.


48.ALLAH'ın yarattığı herhangi bir şeyi görmediler mi? Onun gölgeleri, küçülerek ve ALLAH'a secde ederek sağa sola dönerler.


(Yani gölgesi bulunan eşyanın gölgeleri bile sahiplerinin hükmünde değil, ALLAH'ın emri altındadır. Sahibi ne kadar uğraşırsa uğraşsın, gölge ALLAH Teâlâ'nın

emri ve takdiri doğrultusunda ışığın geldiği noktaya ters istikamette düşer ve onun değişmesini takip eder. Aynı zamanda gölge ışığın bir eseri de değildir.

Ancak ALLAH'ın bir kanunu gereğidir. Dolayısıyla eşyanın gölgelerinde bile hüküm ve tasarruf ALLAH'ındır.)


49.Göklerde bulunanlar, yerdeki canlılar ve bütün melekler, büyüklük taslamadan ALLAH'a secde ederler.
 

50.Onlar, üstlerindeki Rablerinden korkarlar ve kendilerine ne emrolunursa onu yaparlar.


51.ALLAH buyurdu ki: İki tanrı edinmeyin! O ancak bir Tanrı'dır. O halde yalnız benden korkun!


52.Göklerde ve yerde ne varsa, O'nundur, din de yalnız O'nundur. O halde ALLAH'tan başkasından mı korkuyorsunuz?


53.Nimet olarak size ulaşan ne varsa, ALLAH'tandır. Sonra size bir zarar dokunduğu zaman da yalnız O'na yalvarırsınız.


54.Sonra da sizden o zararı giderdiğinde, içinizden bir zümre, hemen Rablerine ortak koşarlar!


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 01:50:14

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/272.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Cüz:14,Sûre:16  NAHL SÛRESİ    Sayfa:272


55.Kendilerine verdiklerimize karşı nankörlük etmeleri için (öyle yaparlar). O halde bir süre daha faydalanın; fakat yakında hakikati bileceksiniz!


56.Bir de kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, mahiyetini bilmedikleri şeylere (putlara) pay ayırıyorlar. ALLAH'a andolsun ki, iftira etmekte olduğunuz şey

lerden mutlaka sorguya çekileceksiniz!


(İslâm'dan önce bazı Araplar, ekinlerinden ve hayvanlarından bir kısmını ALLAH ile putları arasında bölüştürürler ve ''Bu ALLAH'ın payı, bu da tanrılarımızın payı''

derlerdi. ALLAH için ayırdıklarını misafirlere ve fakirlere harcarlar, tanrıları için ayırdıklarını da onların huzurunda yapılacak ayin vb. şeylere harcarlardı. Yukarı

daki âyette buna işaret edilmektedir.)


57.Onlar, kızların ALLAH'a ait olduğunu iddia ediyorlar. Hâşâ! ALLAH bundan münezzehtir. Beğendikleri de (erkek çocuklar) kendilerinin oluyor.


(Huzaâ ve Kinâne kabileleri:''Melekler, ALLAH'ın kızlarıdır'' diyorlardı. Halbuki kendileri kız çocuklarını diri diri toprağa gömüyorlardı. Aşağıdaki âyetler onların kız

çocuklarına karşı takındıkları tavrı tasvir etmektedir.)
 

58.Onlardan birine kız müjdelendiği zaman öfkelenmiş olarak yüzü kapkara kesilir.


59.Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir. Onu, aşağılık duygusu içinde yanında mı tutsun, yoksa toprağa mı gömsün! Bakın ki,

verdikleri hüküm ne kadar kötüdür!


60.Kötü sıfat, ahirete inanmayanlar içindir. En yüce sıfatlar ise ALLAH'a aittir. Çünkü O, her şeyden üstün ve hikmet sahibidir.


61.Eğer ALLAH, insanları zulümleri yüzünden cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları takdir edilen bir müddete kadar erteliyor.

Ecelleri geldiği zaman onlar ne bir saat geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.


62.Kendilerinin hoşlarına gitmeyen şeyleri ALLAH'a isnat ediyorlar. En güzel sonucun kendilerinin olduğunu anlatan dilleri de yalanın örneğini veriyor. Hiç şüphe

siz onlar için sadece ateş vardır ve onlar, (ateşe) terkolunacaklar.


63.ALLAH'a andolsun, senden önceki ümmetlere de (peygamberler) göndermişizdir. Fakat şeytan onlara işlerini süslü gösterdi de (iman etmediler). İşte o, bu

gün onların velisidir. Ve onlar için elem verici bir azap vardır.


64.Biz bu Kitab'ı sana sırf hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklayasın ve iman eden bir topluma da hidayet ve rahmet olsun diye indirdik.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 01:50:37
 (http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/273.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Sayfa:273  NAHL SÛRESİ   Cüz:14,Sûre:16


65.ALLAH gökten bir su indirdi ve onunla yeryüzünü ölümden sonra diriltti. Şüphesiz ki bunda dinleyen toplum için bir ibret vardır.


66.Kuşkusuz sizin için hayvanlarda da büyük bir ibret vardır. Zira size, onların karınlarındaki fışkı ile kan arasından (gelen), içenlerin boğazından kolayca geç

en hâlis bir süt içiriyoruz.


67.Hurma ve üzüm gibi meyvelerden hem içki hem de güzel gıdalar edinirsiniz. İşte bunlarda da aklını kullanan kimseler için büyük bir ibret vardır.


(Âyette geçen ''seker'' kelimesi, sarhoşluk veren şey, yani içki demektir. Bu âyet Mekke'de inmiştir ki, henüz o zaman içki haram kılınmış değildi. Bununla be

raber yukarıdaki âyette içkinin ''güzel rızık''tan ayrı zikredilmesi, Kur'ân-ı Kerîm'in daha o zaman dahi içkiyi hoş bir şey saymadığını gösterir. Böylece bir bakı

ma içkinin iyi bir rızık olmadığına dolaylı olarak işaret buyurulmuştur. Bundan sonra, sırasıyla, içkide -bazı zahirî faydalar yanında- büyük bir kötülük bulun

duğunu (Bakara, 215), sarhoş olarak namaz kılmanın haram olduğunu (Nisâ, 43) ve nihayet içkinin şeytanın işlerinden bir murdar olduğunu bildiren ve içki iç

meyi yasaklayan (Mâide, 90-91) âyetler gelmiştir.)


68, 69.Rabbin bal arısına: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin. Sonra meyvelerin her birinden ye ve

Rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylım yollarına gir, diye ilham etti. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet (bal) çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır.

Elbette bunda düşünen bir kavim için büyük bir ibret vardır.


70.Sizi ALLAH yarattı; sonra sizi vefat ettirecek. Daha önce bilgili iken hiçbir şeyi bilmez hale gelsin diye sizden bazı kimseler ömrün en kötü çağına kadar ya

şatılacak. Şüphesiz ki ALLAH bilgilidir, kudretlidir.


71.ALLAH kiminize kiminizden daha bol rızık verdi. Bol rızık verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere verip de bu hususta kendilerini onlara eşit kılmazlar. Durum

böyle iken ALLAH'ın nimetini inkâr mı ediyorlar?


72.ALLAH size kendi nefislerinizden eşler yarattı, eşlerinizden de sizin için oğullar ve torunlar yarattı, sizi temiz gıdalarla rızıklandırdı. Onlar hâla bâtıla inanıp

ALLAH'ın nimetine nankörlük mü ediyorlar?


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 01:50:58
 (http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/274.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya


Cüz:14,Sûre:16  NAHL SÛRESİ   Sayfa:274



73.(Müşrikler) ALLAH'ı bırakıp da kendilerine göklerde ve yerde olan rızıktan hiçbir şey veremeyen ve buna asla güçleri yetmeyen şeylere (putlara) tapıyorlar.


74.ALLAH'a birtakım benzerler icat etmeyin. Çünkü ALLAH (her şeyi) bilir, siz ise bilemezsiniz.


75.ALLAH, hiçbir şeyimseler e gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak harcayan

(hür) bir kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olurlar mı? Doğrusu hamd ALLAH'a mahsustur. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.


(ALLAH Teâlâ bu âyette bir benzetme yapmıştır. Hürriyetine sahip olmayan köleler ile güzel bir rızık ile rızıklandırıldıktan sonra, onu fakir ve yoksullara harca

yan hür ve zengin kimseler eşit olur mu? Elbette bunlar eşit olmazlar. İşte bunun gibi, ALLAH'tan başkasına tapanlar da taptıkları şeylerin köleleri durumun

dadırlar. Yalnızca ALLAH'a ibadet eden müminler ise hür kimselerdir. Onlar ALLAH'tan başka hiçbir gücün karşısında eğilmezler. Elbette ki bu iki gurup da eşit

değildir.)


76.ALLAH, şu iki kişiyi de misal verir: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir şey beceremez ve efendisinin üstüne bir yüktür. Onu nereye gönderse bir hayır getiremez.

Şimdi, bu adamla,  doğru yolda yürüyerek adaleti emreden kimse eşit olur mu?

 
77.Göklerin ve yerin gaybı ALLAH'a aittir. Kıyametin kopması ise, göz açıp kapama gibi veya daha az zamandan ibarettir. Şüphesiz ALLAH, her şeye kadirdir.


78.Siz, hiçbir şey bilmezken ALLAH, sizi analarınızın karnından çıkardı; şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi.


(''Siz, hiçbir şey bilmezken'' ifadesi için yapılmış izahlar vardır:1.Siz babalarınızın sulbünde bulunduğunuz sırada sizden alınan misakı bilmez iken. 2.Sizin iç

in hükmedilen iyi veya kötü kaderi bilmezken. 3.Menfaatlerinize olan şeyleri bilmezken.)


79.Göğün boşluğunda emre boyun eğdirilmiş olarak uçuşan kuşları görmedin mi? Onları orada ALLAH'tan başkası tutamaz. Kuşkusuz bunda inanan bir top

lum için ibretler vardır.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 01:51:20

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/275.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Sayfa:275  NAHL SÛRESİ    Cüz:14,Sûre:16


80.ALLAH, evlerinizi sizin için bir huzur ve sükûn yeri yaptı ve sizin için davar derilerinden gerek göç gününüzde, gerekse konaklama gününüzde kolayca taşıya

cağınız evler; yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar (faydalanacağınız) bir ev eşyası ve bir ticaret malı meydana getirdi.


81.ALLAH, yarattıklarından sizin için gölgeler yarattı. Dağlarda da sizin için barınaklar yarattı. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyacak zırhlar

yarattı. İşte böylece ALLAH, mislüman olmanız için üzerinize nimetini tamamlıyor.


82.(Ey Resûlüm!) Yine de yüz çevirirlerse, artık sana düşen ancak açık bir tebliğden ibarettir.


83.Onlar ALLAH'ın nimetini bilirler (itiraf ederler). Sonra da onu inkâr ederler. Onların çoğu kâfirdir.

 
(İmam Suddî'ye göre âyette zikredilen ''ALLAH'ın nimeti'' ALLAH Resûlü'nün peygamberliğidir. Bunu, kendilerine gösterilen bunca mucizelerle tanıdıkları halde inat

ları yüzünden yine de inkâr ederler. İşte onlar ALLAH'ın adını ettiği bu ve benzeri nimetleri çok iyi bilirler, hatta onların ALLAH'tan olduğunu da kabul ederler. Fa

kat ibadete gelince, ALLAH'ın emirlerini değil kendi kötü nefislerinin emirlerini dinlerler. Bu âyet, ilim ve akıl sahibi olmak ile iman etmenin aynı şeyler olmadığını,

imanın her şeyden üstünlüğünü ifade eder.)


84.Her ümmetten bir şahit göndereceğimiz gün, artık ne kâfir olanlara (özür dilemelerine) izin verilir ne de onların özür dilemeleri istenir.


85.O zulmedenler azabı gördüklerinde, artık onlardan azap hafifletilmez, onlara mühlet de verilmez.


86.(ALLAH'a) ortak koşanlar, ortak koştukları şeyleri gördükleri zaman derler ki:''Rabbimiz! İşte bunlar, seni bırakıp da tapmış olduğumuz ortaklarımızdır.'' On

lar da bunlara:''Siz mutlaka yalancılarsınız'' diye söz atarlar.


87.O gün ALLAH'a teslim (bayrağını) çekerler ve uydurmakta oldukları şeyler onlardan kaybolup gider.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 01:51:48

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/276.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Cüz:14,Sûre:16  NAHL SÛRESİ  Sayfa:276


88.İnkâr edip de (insanları) ALLAH yolundan alıkoyanlar var ya, işte onlara, yapmakta oldukları bozgunculuklar sebebiyle, azaplarını kat kat arttıracağız.


89.O gün her ümmetin içinden kendilerine birer şahit göndereceğiz. Seni de hepsinin üzerine şahit olarak getireceğiz. Ayrıca bu Kitab'ı da sana, her şey

için bir açıklama, bir hidayet ve rahmet kaynağı ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.


90.Muhakkak ki ALLAH, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt

veriyor.


(ALLAH Teâlâ bu âyette dünya nizamını sağlayan üç esası emrediyor; buna karşılık üç çirkin davranışı da yasaklıyor. Emrettiği esaslar: Adalet, ihsan ve ak

rabaya yardımdır. Yasakladıkları ise: Fuhuş, münker ve zulümdür.


Adalet: Her şeyi tam olarak yerine getirmek, herkesin hakkını vermek ve ölçülü davranmak demektir.


İhsan: İyilik etmek, hayır yapmak, bağışta bulunmak ve emredilen şeyi gerektiği gibi yerine getirmek demektir. İbadette ihsan: ALLAH'ı görür gibi ibadet et

mek demektir.


Akrabaya yardım: Uzak ve yakın akrabaya iyilik etmek, ihtiyaçlarını karşılamak ve onlara karşı iyi davranmak demektir.


Fahşâ: Yalan, iftira ve zina gibi söz veya fiille işlenen günah ve çirkinliklerdir.


Münker: Şeriat ve aklıselimin beğenmeyip fena kabul ettiği iş ve davranış demektir.


Bağy: İnsanlara karşı üstünlük iddia edip onları, zulüm ve baskı altında yaşatmak demektir. İşte ALLAH Teâlâ bu üç kötü şeyi de yasaklamıştır.)


91.Antlaşma yaptığınız zaman, ALLAH'ın ahdini yerine getirin ve ALLAH'ı üzerinize şahit tutarak, pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Şüphesiz ALLAH, yapa

cağınız şeyleri pek iyi bilir.


92.Bir toplum diğer bir toplumdan (sayıca ve malca) daha çok olduğu için yeminlerinizi, aranızda bir fesat aracı edinerek ipliğini sağlamca büktükten sonra,

çözüp bozan (kadın) gibi olmayın. ALLAH, bununla sizi imtihan etmektedir. Hakkında ihtilafa düşmekte olduğunuz şeyi kıyamet gününde mutlaka size açıklaya

caktır.


93.ALLAH dileseydi hepinizi bir tek ümmet kılardı; fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yaptıklarınızdan mutlaka sorumlu tutulacaksınız.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 01:52:08

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/277.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya


Sayfa:277 NAHL SÛRESİ   Cüz:14,Sûre16


94.Yeminlerinizi aranızda fesada aracı edinmeyin, aksi halde (İslâm'da) sebat etmişken ayağınız kayar da (insanları) ALLAH yolundan alıkoymanız sebebiyle

(dünyada) kötülüğü tadarsınız. Sizin için (ahirette de) büyük bir azap vardır.


95.ALLAH'ın ahdini az bir karşılığa değişmeyin! Şayet anlayan kimseler iseniz, şüphesiz ALLAH katında olan (sevap) sizin için daha hayırlıdır.


96.Sizin yanınızdaki (dünya malı) tükenir, ALLAH katındakiler ise bâkidir. Elbette sabırlı davrananlara yapmakta olduklarının en güzeliyle mükâfatlarını vere

ceğiz.


97.Erkek veya kadın, mümin olarak kim iyi amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız. Ve mükâfatlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeli

ile veririz.


98.Kur'ân okuduğun zaman o kovulmuş şeytandan ALLAH'a sığın!


(ALLAH Teâlâ, Kur'ân okumak isteyen kimseye, önce şeytanın şerrinden ALLAH'a sığınmasını emretmektedir. Bu sığınma ''Eûzu billâhi mineşşeytanirracîm'' de

mekle olur. Kovulmuş şeytandan ALLAH'a sığınırım demektir.)


99.Gerçek şu ki: İman edip de yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) bir hakimiyeti yoktur.


100.Onun hakimiyeti, ancak onu dost edinenlere ve onu ALLAH'a ortak koşanlaradır.


101.Biz bir âyetin yerine başka bir âyeti getirdiğimiz zaman -ki ALLAH, neyi indireceğini çok iyi bilir- ''Sen ancak bir iftiracısın'' dediler. Hayır; onların çoğu

bilmezler.


(Rivayete göre şiddet ifade eden bir âyet gelince kâfirler:''Muhammed bugün emrettiğini yarın yasaklayarak ashabıyla alay ediyor'' diyorlardı. Bu âyet on

lara bu konuda cevap teşkil eder. Nesh ve değiştirme, kulların maslahatına, ihtiyaçlarına göre ALLAH'ın bir lütfu olarak gerçekleşir. Bu durum, bir doktorun

hastasına, tedavinin seyri boyunca bir ilaç vermişken değiştirip başka bir ilaç vermesine benzer. Binâenaleyh bir âyetin neshedilip yerine başka bir âyetin

gönderilmesi, ALLAH'ın ''ilim'' sıfatına bir eksiklik getirmez, bilâkis ''hakîm'' olmasının bir eseridir.'')


102.De ki: Onu, Mukaddes Rûh (Cebrail), iman edenlere sebat vermek, müslümanları doğru yola iletmek ve onlara müjde vermek için, Rabbin katından hak

olarak indirdi.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 01:52:26
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/278.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Cüz:14, Sûre:16  NAHL SÛRESİ   Sayfa:278


103.Şüphesiz biz onların:''Kur'ân'ı ona ancak bir insan öğretiyor'' dediklerini biliyoruz. Kendisine nispet ettikleri şahsın dili yabancıdır. Halbuki bu (Kur'ân)

apaçık bir Arapça'dır.


(Müşrikler, insanları şüpheye düşürmek ve onların kalplerini çelmek maksadıyla, Kur'ân'ı Peygamber'e Rum ve Hıristiyan dinine mensup Cebrâ veya Yaiş

adında bir kölenin öğrettiğini ileri sürdüler. Halbuki köle, Rum olduğu için, Arapça'yı doğru dürüst bilmiyordu. Kur'ân'ın fesahat ve belâğatı karşısında ise,

bütün Arap edipleri hayretlerini gizleyememişlerdi. Kur'ân indikten sonra, Kâbe duvarında askıda bulunan, en üstün şiirlerini bile askıdan almışlar ve ''Kur'

ân varken bu şiir askıda kalamaz'' diyerek, Kur'ân'ın üstünlüğünü itiraf etmişlerdi. Arapça'yı doğru dürüst bilemeyen yabancı bir köle böyle üstün bir eser

meydana getirebilir miydi? Elbette ki hayır. İşte yukarıdaki âyet onların bu tutarsız iddialarına cevap vermektedir.)


104.ALLAH'ın âyetlerine inanmayanlar yok mu, kuşkusuz ALLAH onları doğru yola iletmez ve onlar için elem verici bir azap vardır.


105.ALLAH'ın âyetlerine inanmayanlar, ancak yalan uydurur. İşte onlar, yalancıların kendileridir.


106.Kim iman ettikten sonra ALLAH'ı inkâr ederse -kalbi iman ile dolu olduğu halde (inkâra) zorlanan başka- fakat kim kalbini kâfirliğe açarsa, işte ALLAH'ın

gazabı bunlaradır; onlar için büyük bir azap vardır.


(Rivayet olunduğuna göre Kureyş kâfirleri, Ammar ile babası Yâsir ve anası Sümeyye'yi, zorla dinlerine döndürmeye çalıştılar. Onlar bunu kabul etmeyince,

Sümeyye'nin iki ayağını iki deveye bağlayıp ters istikamette çektirerek parçaladılar. Yâsir'i de şehit ettiler. İslâm'da ilk şehitler bunlardır. Ammar ise, onlar

ın işkencelerine dayanamayarak, diliyle onların istedikleri şekilde inkâr etti. Durum Resûlullah (s.a.v)'a bildirilince, ''Ammar başından ayağına kadar imanla

doludur. İman onun etine kanına karışmıştır!'' buyurduktan sonra Ammar'a:''Seni yine zorlarlarsa, istediklerini söyle'' dedi. Bu durum, zorlama karşısında sa

dece dille inkâr etmenin caiz olduğuna bir delildir.)


107.Bu (azap), onların dünya hayatını ahirete tercih etmelerinden ve ALLAH'ın kâfirler topluluğunu hidayete erdirmemesinden ötürüdür.


108.İşte onlar ALLAH'ın, kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Ve onlar gafillerin kendileridir.


109.Hiç şüphesiz onlar ahirette ziyana uğrayanların ta kendileridir.


110.Sonra şüphesiz Rabbin, eziyet edildikten sonra hicret edip, ardından da sabrederek cihad edenlerin yardımcısıdır. Bütün bunlardan sonra Rabbin elbette

çok bağışlayan, pek esirgeyendir.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ


Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 01:53:04

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/279.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Sayfa:279  NAHL SÛRESİ   Cüz:14,Sûre:16



111.O gün, herkes gelip kendi canını kurtarmak için uğraşır ve herkese yaptığının karşılığı eksiksiz ödenir, onlara asla zulmedilmez.


112.ALLAH, (ibret için) bir ülkeyi örnek verdi: Bu ülke güvenli, huzurlu idi; ona rızkı her yerden bol bol gelirdi. Sonra onlar ALLAH'ın nimetlerine karşı nankörlük

ettiler. ALLAH da onlara, yaptıklarından ötürü açlık ve korku sıkıntısını tattırdı.


(Bu ülkeden maksat Mekke'dir. Zira Mekkeliler ALLAH Resûlü'nü yalanladılar ve nâil oldukları bunca refaha karşı nankörlük ettiler de arkasından yedi yıl kor

kunç kıtlığa uğradılar.)


113.Andolsun ki, onlara kendilerinden peygamber geldi de onu yalanladılar. Onlar zulmederlerken azap onları yakalayıverdi.


114.Artık, ALLAH'ın size verdiği rızıktan helâl ve temiz olarak yeyin, eğer (gerçekten) yalnız ALLAH'a ibadet ediyorsanız, onun nimetine şükredin.


115.(ALLAH) size, sadece ölü hayvanı kanı, domuz etini ve ALLAH'tan başkası adına kesilen hayvanı haram kıldı. Ancak kim mecbur kalırsa (başkalarınn hak

larına) saldırmaksızın, sınırı da aşmadan (bunlardan yiyebilir). Çünkü ALLAH çok bağışlayan, pek esirgeyendir.


116.Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak ''Bu helâldir, şu da haramdır'' demeyin, çünkü ALLAH'a karşı yalan uydurmuş oluyorsunuz. Kuşkusuz ALLAH'a

karşı yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler.


(Bir kısım Araplar, kendi kendilerine bazı şeyleri helâl, bazılarını da haram sayıyorlardı. Bazı hayvanları erkeklere mahsus görüyorlar, kadınlara yasaklıyorlar

dı. İşte yukarıdaki âyet, onların bu durumlarına işaret ederek, ALLAH'ın yasakladığı şeylerden başka bir şeyin haram olmayacağını bildirmektedir.)


117.(Kazandıkları) pek az bir menfaattir. Halbuki onlar için elem verici bir azap vardır.


118.Sana anlattıklarımızı, daha önce, yahudi olanlara da haram kılmıştık. Biz onlara zulmetmedik, fakat, onlar kendilerine haksızlık ediyorlardı.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 01:57:09
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/280.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya

 
Cüz:14,Sûre:16 NAHL SÛRESİ   Sayfa:280


119.Sonra şüphesiz Rabbin, cahillik sebebiyle kötülük yapan, sonra da  bunun ardından tevbe edip durumunu düzeltenleri (bağışlayacaktır). Çünkü onlar tev

be ettikten sonra Rabbin elbet çok bağışlayan, pek esirgeyendir.

 
120.İbrahim, gerçekten Hakk'a yönelen, ALLAH'a itaat eden bir önder idi; ALLAH'a ortak koşanlardan değildi.


121.ALLAH'ın nimetlerine şükrediciydi. Çünkü ALLAH, onu seçmiş ve doğru yola iletmişti.


122.Ona dünyada güzellik verdik. Muhakkak ki o, ahirette de salihlerdendir.


123.Sonra da sana:''Doğru yola yönelerek İbrahim'in dinine uy! O müşriklerden değildi'' diye vahyettik.


124.Cumartesi tatili, ancak onda ihtilaf edenlere (farz) kılınmıştı. Kıyamet günü Rabbin, muhakkak onların ihtilafa düştükleri şey hakkında aralarında hüküm

verecektir.


125.(Resûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir

ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir.


(Hakk'a davet açısından insanlar üç sınıfa ayrılabilir. Bu âyet-i kerîme bu üç sınıfa yapılacak davet şeklinin bir özeti sayılmalıdır:


1.Aklı selîm sahibi ve eşyanın hakikatini öğrenen araştırıcı âlimler. Davette ''hikmet'' ile davranma bunlar içindir. Zira hikmet, kesin olan delillerdir.


2.Halkın çoğunluğunu teşkil eden ve henüz sağlam fıtratını koruyan orta sınıf. Güzel öğüt bunlar içindir.


3.Mücadeleci, inatçı ve düşman kimseler. Mücadele yolunun en güzeliyle davet edilmesi istenenler de bunlardır. Zira unutmamak gerekir ki, ALLAH Hz. Mu

sa'nın Firavun'a bile yumuşak sözle davette bulunmasını emretmiştir.)


126.Eğer ceza verecekseniz, size yapılan işkencenin misliyle ceza verin. Ama sabrederseniz, elbette o, sabredenler için daha hayırlıdır.


(Resûlullah (s.a.v.), Uhud savaşında amcası Hz. Hamza'yı kâfirler tarafından burnu ve kulakları kesilmiş, ciğeri çıkarılmış bir şekilde görünce:''ALLAH'a and ol

sun ki, eğer ALLAH bana zafer verirse senin yerine yetmiş kişiyi böyle yapacağım!'' diye yemin etti. Bunun üzerine yukarıdaki âyet indi. Resûlullah (s.a.v.)

yeminine keffâret verdi ve onu uygulamadı.)


127.Sabret! Senin sabrın da ancak ALLAH'ın yardımı iledir. Onlardan dolayı kederlenme; kurmakta oldukları tuzaktan kaygı duyma!


128.Çünkü ALLAH, (kötülükten) sakınanlar ve güzel amel edenlerle beraberdir.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 01:57:22

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/281.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Sayfa:281  İSRÂ SÛRESİ   Cüz:15,Sûre:17



(17)


ONYEDİNCİ SÛRE


el-İSRÂ



Mekke'de nâzil olmuştur. Ancak 26, 32, 33 ve 57. âyetlerle 73 ilâ 80. âyetlerin Medine'de indiği rivayet edilmektedir. 111 âyettir. ''İsrâ'' kelimesi, geceleyin

yürümek manasına gelir. Hz. Peygamber'in Mirac mucizesinin Mekke'den Kudüs'e kadar olan kısmı bu sûrede anlatıldığından, sûre ''İsrâ'' adını almıştır.


Bismillâhirrahmânirrahîm


1.Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götü

ren ALLAH noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.


2.Biz Musa'ya Kitab'ı verdik ve İsrailoğullarına:''Benden başkasını dayanılıp güvenilen bir rab edinmeyin'' diyerek bu Kitab'ı bir hidayet rehberi kıldık.


3.(Ey) Nuh ile birlikte (gemide) taşıdığımız kimselerin nesli! Şunu bilin ki Nuh, çok şükreden bir kul idi.


(Bazı tefsirlerde, ikinci ve ücüncü âyetler arasında şöyle bir mana alakası kurulmuştur: Ey Nuh ile birlikte gemide taşıdığımız kimselerin nesli! Benden başka

sını, dayanılıp güvenilen rab edinmeyin. Gerçekten Nuh, çok şükreden bir kul idi.)


4.Biz, Kitap'ta İsrailoğullarına: Sizler, yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve azgınlık derecesinde bir kibre kapılacaksınız, diye bildirdik.


5.Bunlardan  ilkinin zamanı gelince, üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı gönderdik. Bunlar, evlerin arasında dolaşarak (sizi) aradılar. Bu, yerine getirilmiş bir

vaad idi.


(Tefsirlerde, bu güçlü kuvvetli kulların, Ninevâli Sencârib, Babilli Buhtünnasr veya Câlût'un orduları olduğu, bunların, Tevrat'ı ve Mescid-i Aksâ'yı yaktıkları,

İsrailoğullarının âlimlerini öldürdükleri ve 70.000 kadar esir aldıkları rivayet edilmekte, bütün bu musibetlere sebep teşkil etmiş olan İsrailoğullarının ilk fesa

dının ise Zekeriyya'yı öldürmeleri ve Ermiyâ'yı hapsetmeleri olduğu belirtilmektedir.)


6.Sonra onlara karşı size tekrar (galibiyet ve zafer) verdik; servet ve oğullarla gücünüzü arttırdık; sayınızı daha da çoğalttık.


7.Eğer iyilik ederseniz kendinize etmiş, kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz. Artık cezalandırma zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha

önce girdikleri gibi yine Mescid'e (Süleyman Mâbedi'ne) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi büsbütün tahrip etsinler (diye, başınıza yine düşmanlarınızı

musallat kıldık).


(Tefsirlerde, İsrailoğullarının ikinci musibete uğramalarının sebebi olan diğer fesat hareketlerinin, Hz. Yahya'yı öldürmeleri ve Hz. İsa'yı öldürmeye teşebbüs

etmeleri olduğu belirtiliyor.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 01:57:52
 (http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/282.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Cüz:15,Sûre:17   İSRÂ SÛRESİ   Sayfa:282


8.Belki Rabbiniz size merhamet eder; fakat siz eğer yine (fesatçılığa) dönerseniz, biz de sizi yine cezalandırırız. Biz cehennemi kâfirler için hapishane yaptık.


9.Şüphesiz ki bu Kur'ân en doğru yola iletir; iyi davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.


10.Ahirete inanmayanlara gelince, onlar için de elemli bir azap hazırlamışızdır.


11.İnsan hayrı istediği kadar şerri de ister. İnsan pek acelecidir!


(Bu âyet, insanın önemli bir psikolojik yönüne işaret etmektedir: Gerçekten biz insanlar, öfkelendiğimiz, sıkıldığımız ya da bir güçlükle karşılaştığımızda, öfke

lendiklerimiz için beddua eder; güçlüklerden sabır ve metânetle kurtulmak için çaba harcayacağımız yerde, acelecilik göstererek tezden kurtulmak isteriz.

Bu olmayınca da, ümitsiz ve kötümser bir ruh haleti içinde, ''ALLAH'ım, canımı al da, beni bu sıkıntıdan kurtar!'' gibi sözlerle kendimiz için beddua ederiz ki, bun

lar doğru değildir.)


12.Biz, geceyi ve gündüzü birer âyet (delil) olarak yarattık. Nitekim, Rabbinizin nimetlerini araştırmanız, ayrıca, yılların sayı ve hesabını bilmeniz için gecenin

karanlığını silip (yerine, eşyayı) aydınlatan gündüzün aydınlığını getirdik. İşte biz, her şeyi açık açık anlattık.


13.Her insanın amelini (veya kaderini) boynuna bağladık. İnsan için kıyamet gününde, açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.


14.Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter.


(Bu dünyada, gerek çevrenin olumsuz şartları, gerekse insanın kötü arzu ve ihtirasları, onun kalp ve basîretini bağlayabilmekte, iyilik ve kötülükleri görmesini

önleyebilmektedir. Buna karşılık, yukarıdaki âyete göre, ahirette insan sözkonusu olumsuz âmillerden kurtulacağı için kendi hesabını bizzat kendisi yapacak,

dünyadaki amellerinin değeri hakkında hüküm verecek ve kendisini ibrâ veya mahkûm edecek bir ruh olgunluğuna ulaşacaktır.)


15.Kim hidayet yolunu seçerse, bunu ancak kendi iyiliği için seçmiş olur; kim de doğruluktan saparsa, kendi zararına sapmış olur. Hiçbir günahkâr, başkasının

günah yükünü üslenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe (kimseye) azap edecek değiliz.


16.Bir ülkeyi helâk etmek istediğimizde, o ülkenin zenginlik sebebiyle şımarmış elebaşılarına (iyilikleri) emrederiz; buna rağmen onlar orada kötülük işlerler. Böy

lece o ülke, helâke müstehak olur; biz de orayı darmadağın ederiz.


(Âyetin baş kısmı, müfessirler tarafından şöyle de anlaşılmıştır: Bir ülkeyi helâk etmek istediğimizde, o ülkenin varlıklı ve şımarmış kişilerini çoğaltırız. Bu suret

le onlar kötülük işlerler; böylece o ülke helâka müstehak olur.)


17.Nuh'tan sonraki nesillerden nicelerini helâk ettik. Kullarının günahlarını bilen ve gören olarak Rabbin yeterlidir.



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 01:58:20

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/283.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya


Sayfa:283  İSRÂ SÛRESİ  Cüz:15,Sûre:17


18.Her kim bu çarçabuk geçen dünyayı dilerse, yani dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını dünyada hemen verir, sonra da onu, kınanmış ve kovulmuş olarak

gireceği cehenneme sokarız.


19.Kim de ahireti diler ve bir mümin olarak ona yaraşır bir çaba ile çalışırsa, işte bunların çalışmaları makbuldür.


20.Hepsine, onlara da bunlara da (dünyayı isteyenlere de ahireti isteyenlere de) Rabbinin ihsanından (istediklerini) veririz. Rabbinin ihsanı kısıtlanmış değildir.


21.Baksana, biz insanların kimini kiminden nasıl üstün kılmışızdır! Elbette ki ahiret, derece ve üstünlük farkları bakımından daha büyüktür.


(20. âyet, gerek dünya gerekse ahiret nimetleri bakımından ALLAH'ın lütfunun sınırsızlığını ifade etmekte; servet, mevki, sağlık ve yaşayış güzelliği bakımından

insanlar arasındaki farkların, ilâhi takdirin bir gereği olduğunu, binaenaleyh, bu dünyada mutlak eşitliğin imkânsızlığını ortaya koymaktadır. Bunun yanında, 21.

âyetten anlıyoruz ki, ahirette de insanlar eşit durumda olmayacaklar, aksine, insanların dünyada yapmış oldukları işlere göre ahirette derece farkları daha da

büyük olacaktır. Ancak, 18. âyetten de anlaşılacağı üzere, para ve mevki gibi dünyevî imkânlar, ALLAH nezdinde mutlak bir değer ifade etmediği için, dünya

hayatını sırf bunların peşinde koşarak geçirenler, ahirette üstün derecelere ulaşmak hakkını kaybetmiş olacaklardır.)


22.ALLAH ile birlikte bir ilâh daha tanıma! Sonra kınanmış ve kendi başına terkedilmiş olarak kalırsın.


23.Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa,

kendilerine ''of!'' bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle.


24.Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve:''Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nası yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!''

diyerek dua et.


25.Rabbiniz sizin kalplerinizdekini çok iyi bilir. Eğer siz iyi olursanız, şunu bilin ki ALLAH, kötülükten yüz çevirerek tevbeye yönelenleri son derece bağışlayıcıdır.


26.Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma.


27.Zira böylesine saçıp savuranlar şeytanların dostlarıdırlar. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 01:58:40
 (http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/284.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Cüz:15,Sûre:17  İSRÂ SÛRESİ  Sayfa:284



28.Eğer Rabbinden umduğun (beklemek durumunda olduğun) bir rahmet için onların yüzlerine bakamıyorsan, hiç olmazsa kendilerine gönül alıcı bir söz söyle.


(Rivayete göre Bilâl, Suheyb, Sâlim, Mehca' ve Habbab gibi yoksul sahâbîler, Hz. Peygamber'in yardımı ile geçinirlerdi. Resûlullah (s.a.v.) onlara verilecek bir

şeyleri olmadığı zaman, mahcubiyetinden ötürü söyleyecek bir söz bulamaz, yüzünü başka tarafa çevirir, fakat onların ihtiyaçlarını gidermek için Cenâb-ı Hakk'

ın kendisine imkân vermesini dilerdi. İşte bu âyet-i kerîmede, Resûlullah'a bu gibi insanlara bir şeyler veremeyecek bile olsa, hiç olmazsa ''ALLAH bize de, size

de bol rızık versin'', ''ALLAH sizleri mesut ve müreffeh kılsın'' gibi sözlerle onların gönüllerini alması gerektiği hatırlatılmaktadır.)


29.Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır, (kaybettiklerinin) hasretini çeker durursun.


30.Rabbin rızkı dilediğine bol verir, dilediğine daraltır. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır, onları çok iyi görür.


31.Geçim endişesi ile çocuklarınızın canına kıymayın. Biz, onların da sizin de rızkınızı verir. Onları öldürmek gerçekten büyük bir suçtur.


32.Zinaya yaklaşmayın. Zira o,  bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.


(Yukarıdaki âyette ''zina etmeyin'' denilmeyip de ''zinaya yaklaşmayın'' buyurulması ilgi çekicidir. Buna göre yalnız zina değil, kişiyi zina etmeye sevkeden yol

lar da yasaklanmıştır. Esasen bir kere bu yollara tevessül edildikten, yani insanı zina etmeye zorlayan ve cinsî arzuları kabartan bir ortama girdikten sonra,

artık, bu arzuların ağır baskısı karşısında iradenin gücü oldukça yetersiz kalır ve zinadan korunmak son derece güçleşir. İnsanın bu psikolojik zafını dikkate al

an Kur'ân-ı Kerîm, prensip olarak insanı kötülüklere sevkedici sebepleri ortadan kaldırmayı amaçlamıştır. Buna sedd zerîa prensibi denir.)


33.Haklı bir sebep olmadıkça ALLAH'ın muhterem kıldığı cana kıymayın. Bir kimse zulmen öldürülürse, onun velîsine (hakkını alması için) yetki verdik. Ancak bu

velî de kısasta ileri gitmesin. Zaten (kendisine bu yetki verilmekle) o, alacağını almıştır.


34.Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın. Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.


35.Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu, hem daha iyidir hem de neticesi bakımından daha güzeldir.


36.Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.


37.Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin.


38.Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbinin nezdinde sevimsizdir.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 01:59:13

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/285.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Sayfa:285 İSRÂ SÛRESİ   Cüz:15,Sûre:17


39.İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdir. ALLAH ile birlikte başka ilâh edinme; sonra kınanmış ve (ALLAH'ın rahmetinden) uzaklaştırılmış olarak cehen

neme atılırsın.


40.(Ey müşrikler!) Rabbiniz, erkek çocukları sizin için ayırdı da, kendisi meleklerden kız çocuklar mı edindi! Gerçekten siz, (vebali) çok büyük bir söz söylüyor

sunuz.


(Müşrikler, meleklerin ALLAH'ın kızları olduğuna inanırlar, erkek çocukların ise kendilerine verildiğini iddia ederler, bundan dolayı gururlanırlardı. İşte âyet-i kerî

me, onların bu düşüncesini reddetmekte, çocuklar arasında cinsiyetlerine göre böyle bir değer ayrımı yapılmasını kabul etmemektedir.)


41.Biz, onların akıllarını başlarını toplamaları için bu Kur'ân'da (çeşitli ikaz ve ihtarları) türlü şekillerde tekrar ettik. Fakat bu, onlara, daha da kaçıp uzaklaş
dirde
maktan başka bir şey sağlamıyor.


42.De ki: Eğer söyledikleri gibi ALLAH ile birlikte başka ilâhlar da bulunsaydı, o takdirde bu ilâhlar, Arş'ın sahibi olan ALLAH'a ulaşmak için çareler arayacaklar.


(Âyetin son kısmı müfessirler tarafından iki şekilde manalandırılmıştır:


a)''... O takdirde onlar, Arş'ın sahibi olan ALLAH'a üstün gelmek için çareler arayacaklardı.''


b)''... O takdirde onlar, ululuğunu ve kudretini bildikleri Arş'ın sahibi olan ALLAH'a yakınlaşmak ve O'na itaat etmek için çareler arayacaklardı.'')


43.ALLAH, onların söyledikleri şeylerden münezzehtir; son derece yücedir ve uludur.


44.Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O'nu tesbih eder. O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbihini anlamazsınız.

O, halîmdir, bağışlayıcıdır.


(Tabiat ilimlerindeki inkişaf, bu âyetin açıklanmasına yardımcı olmuştur. Nitekim, önceleri cansız ve hareketsiz olduğu sanılan varlıklar da dahil olmak üzere,

bütün eşya atomlardan meydana gelmiştir. İşte atom çekirdeklerinin etrafındaki elektronlar, sürekli ve muntazam bir şekilde çekirdeğin etrafında dönmekte

dirler ki, belki de onların bu dönüşleri ve böylece, ilâhî kanuna, en ufak bir sapma göstermeksizin boyun eğmeleri, Kur'ân-ı Kerîm tarafından ALLAH'ı tesbih ola

rak tesbih edilmiştir.)


45.Biz, Kur'ân okuduğun zaman, seninle ahirete inanmayanların arasına gizleyici örtü çekeriz.

 
46.Ayrıca, onu anlamamaları için kalplerine bir kapalılık ve kulaklarına bir ağırlık veririz. Sen, Kur'ân'da Rabbinin birliğini yâdettiğinde onlar, canları sıkılmış bir

vaziyette, gerisin geri dönüp giderler.


47.Biz, onların seni dinlerken ne maksatla dinlediklerini, kendi aralarında fısıldaşırlarken de o zalimlerin:''Siz, büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsu

nuz!'' dediklerini çok iyi biliriz.


48.Baksana; senin için ne türlü benzetmeler yaptılar! Bu yüzden, (öyle bir) saptılar ki, artık (doğru) yolu bulamayacaklardır.


49.Bir de onlar dediler ki: Sahi biz, bir kemik yığını ve kokuşmuş bir toprak olmuşken, yepyeni bir hilkatte diriltileceğiz, öyle mi!



KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 01:59:49
 (http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/286.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Cüz:15,Sûre:17  İSRÂ SÛRESİ   Sayfa:286


50,51.De ki:İster taş olsun, ister demir, isterse aklınıza (yeniden dirilmesi) imkânsız gibi görünen herhangi bir yaratık! (Bunlar, ALLAH'ın sizi yeniden diriltmesini

güçleştirmez.) Diyecekler ki:''Bizi tekrar (hayata) kim döndürecek?'' De ki: Sizi ilk kez yaratan. Bunun üzerine onlar sana alaylı bir tarzda başlarını sallayacak

ve ''Ne zamanmış o?'' diyecekler. De ki: Yakın olsa gerek!


52.ALLAH sizi çağıracağı gün, kendisine hamdederek çağrısına uyarsınız ve dirilmeden önceki halinizde) çok az kaldığınızı sanırsınız.


53.Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler. Sonra şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.


54.Rabbiniz, sizi en iyi bilendir. Dilerse size merhamet eder; dilerse sizi cezalandırır. Biz, seni onların üstüne bir vekil olarak göndermedik.


(Müfessir Beyzâvî, bu âyetin son cümlesini şöyle açıklamıştır:''Biz, kâfirleri imana zorlama işini sana havale etmedik. Seni, sadece ALLAH'ın rahmetini müjdeleyi

ci ve azabından sakındırıcı olarak gönderdik. Bu sebeple inanmayanlara tolerans göster.''


Müfessirlerin beyanına göre, hz. Muhammed (sav)'in peygamberliğine itiraz edenlere karşı, ALLAH Teâlâ, herkesin halini, kimlerin imana ve iyi davranışlara daha lâyık,

kimlerin inkârcılığa ve kimin kötü yaşayışa müstehak olduğunu, ayrıca kimin peygamberliğe ehil olduğunu en iyi bilenin ancak kendisi olduğunu belirtmek üze

re şöyle buyurmuştur:)


55.Rabbin, göklerde ve yerde olan herkesi en iyi bilendir. Gerçekten biz, peygamberlerin kimini kiminden üstün kıldık; Davud'a da Zebur'u verdik.


(Peygamberlerin kendi aralarındaki bu derece farkı, maddî ve bedenî yönden olmayıp ruhî ve manevî fazilet ve kabiliyetler yönündendir. Nitekim Hz. Davud'a

Zebur'un gönderildiğine işaret buyurulmakla bu husus teyit edilmiştir.)


56.(Resûlüm!) De ki: ALLAH'ı bırakıp da (ilâh olduğunu) ileri sürdüklerinize yalvarın. Ne var ki onlar, sizin sıkıntınızı ne uzaklaştırabilir, ne de değiştirebilirler.


57.Onların yalvardıkları bu varlıklar Rablerine -hangisi daha yakın olacak diye- vesile ararlar; O'nun rahmetini umarlar ve azabından korkarlar. Çünkü Rabbi

nin azabı, sakınılacak azaptır.


58.Ne kadar ülke varsa hepsini kıyamet gününden önce ya helâk edecek veya en çetin bir şekilde azaplandıracağız. Bu, Kitap'ta (levh-i mahfuz'da) yazılı

dır.


(Müfessirlerce tercih edilen yoruma göre, âyetteki ''helâk''ten maksat, alelâde ölüm, ''azap''tan maksat ise, katledilmek veya çeşitli musibetlere maruz kal

mak suretiyle ölümdür.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 02:00:12
 (http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/287.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Sayfa:287  İSRÂ SÛRESİ    Cüz:15,Sûre:17


59.Bizi, âyetler (mucizeler) göndermekten alıkoyan tek şey, öncekilerin bu âyetleri yalanlamış olmasıdır. Nitekim Semûd kavmine, açık bir mucize olmak üzere

bir dişi deve vermiştik. Onlar ise, (bu deveyi boğazladılar ve) bu yüzden zalim oldular. Oysa biz âyetleri ancak korkutmak için göndeririz.
 

(Burada ''âyetten maksat'', kâfirlerin, keyiflerine göre gösterilmesini istedikleri mucizelerdir. Nitekim, Abdullah b. Abbas'ın rivayetine göre Mekke müşrikleri Re

sûlullah (s.a.v.)'tan, Safa tepesini altın ve gümüş yapmasını istemişlerdi. Âyet-i kerîmeden anlaşıldığına göre, daha önceki kavimler de bu tür mucizeler iste

mişlerdi ki, onların asıl maksadı, inanmak değildi. ALLAH Teâlâ, onların, peygamberlerinden istediği bu mucizeleri tahakkuk ettirmiş, fakat iman etmedikleri için

de onları helâk etmişti. Bu, ALLAH'ın bir kanunudur. Eğer Hz. Peygamber de, müşriklerin istedikleri bu nevi mucizeleri göstermiş olsaydı, -ki, onlar yine de inan

mayacaklardı- o takdirde geçmiş kavimler gibi onlar da helâk olacaklardı. Nitekim yukarıdaki âyette Sâlih Peygamber'in kavmi Semûd'un isyankâr tutumuna

değinilmekte ve mucizeden maksadın korkutmak olduğu tasrif edilmektedir ki, ancak bu takdirde mucize imana vesile olabilir ve beklenen faydayı sağlayabilir.)


60.Hani sana; Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır, demiştik. Sana gösterdiğimiz o görüntüleri ve Kuriil'ân'da lânetlenen ağacı, ancak insanları sınamak iç

in meydana getirdik. Biz onları korkuturuz da, bu onlara, büyük bir azgınlıktan başka bir şey sağlamaz.


(Müfessirlerin ekseriyetine göre, âyetin, ''görüntüler'' ile tercüme edilen ''rü'yâ'' kelimesi, Hz. Peygamber'in Mi'rac gecesindeki müşahedeleridir. ''Kur'ân'da'' lâ

netlenen ağaç'' ise, cehennemdeki ''zakkum ağacı''dır.)


61.Meleklere: Âdem'e secde edin! demiştik. İblis'in dışında hepsi secde ettiler. İblis:''Ben'', dedi, çamurdan yarattığın bir kimseye secde mi ederim!''


62.Dedi ki:''Şu benden üstün kıldığına bir bak! Yemin ederim ki, eğer beni kıyamete kadar yaşatırsan, pek azı dışında, onun neslini kendime bağlayacağım!''


63.ALLAH buyurdu: Git! Onlardan kim sana uyarsa, iyi bilin ki hepinizin cezası cehennemdir. Tam bir ceza!


64.Onlardan gücünün yettiği kimseleri davetinle şaşırt; süvarilerinle, yayalarınla onları yaygaraya boğ; mallarına, evlâtlarına ortak ol, kendilerine vaadler

de bulun. Şeytan, insanlara, aldatmadan başka bir şey vâdetmez.


65.Şurası muhakkak ki, benim (ihlâslı) kullarım üzerinde senin hiçbir ağırlığın olmayacaktır. (Onları) koruyucu olarak Rabbin yeter.


66.(Kullarım!) Rabbiniz, lütfuna nâil olmanız için denizde gemileri sizin için yüzdürendir. Doğrusu O, sizin için çok merhametlidir.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 02:01:45





Cüz:15, Sûre:17  İSRÂ SÛRESİ  Sayfa:288


67.Denizde başınıza bir musibet geldiğinde, O'ndan başka bütün yalvardıklarınız kaybolup gider. O sizi kurtarıp karaya çıkardığında, (yine eski halinize) döner

siniz. İnsanoğlu çok nankördür.


68.O'nun, sizi kara tarafında yerin dibine geçirmeyeceğinden, yahut başınıza taş yağdırmayacağından emin misiniz? Sonra kendinize bir koruyucu da bulamaz

sınız.


69.Yahut O'nun, sizi bir kez daha oraya (denize) gönderip üzerinize bir kasırga yollayarak, inkâr etmiş olmanız sebebiyle sizi boğmayacağından emin misiniz?

Sonra, bundan dolayı kendinize (intikamınızı almak için) bizi arayıp soracak bir destekçi de bulamazsınız.


70.Biz, hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları, (çeşitli nakil vasıtaları ile) karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik; yi

ne onları, yarattıklarımızın birçoğundan cidden üstün kıldık.


(Görüldüğü gibi bu âyette ALLAH Teâlâ, insanoğluna lütuf ve ikramının bir özetini vermekte ve onun âlemdeki özel yerine işaret etmektedir. Müfessirlere göre

insanın şan ve şerefi ve diğer varlıklardan üstünlüğü; ALLAH'ın ona verdiği beden güzelliği, el, göz, kulak gibi organlarını daha becerikli bir şekilde kullanması,

konuşabilmesi, gülüp ağlayabilmesi, okuyup yazması, başka birtakım varlıkları kendi hizmetinde kullanması, âletler icad etmesi, olaylar arasındaki sebep-sonuç

alâkasını görmesi ve bu sayede geleceğe yönelik programlar ve hazırlıklar yapması, iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin kavramlarına sahip olması; kısaca mad

di ve bedenî, ahlâkî ve ruhî meziyetlere haiz olmasıdır.)


71.Her insan topluluğunu önderleri ile birlikte çağıracağımız o günde kimlerin amel defteri sağından verilirse, onlar, en küçük bir haksızlığa uğramamış olarak

amel defterlerini okuyacaklar.


(Bu âyette, amel defterleri sağından verilenlerin durumundan bahsedildiği halde, solundan verilenlere değinilmemiştir. Bu konuda Beyzâvî şöyle diyor:''Yukarı

daki âyet göstermektedir ki, amel defterleri solundan verilenler, onun muhtevasına muttali olduklarında kendilerini utanç ve hayret bürür; o kadar ki, dillerin

de defterlerini okuyacak mecal kalmaz. Bu yüzden Cenâb-ı Hâk, onlar hakkında şöyle buyurmakla yetinmiştir:'')


72.Bu dünyada kör olan kimse ahirette de kördür; üstelik iyice yolunu şaşırmıştır.


73.Müşrikler, sana vahyettiğimizden başka bir şeyi yalan yere bize isnat etmen için seni, nerdeyse, sana vahyettiğimizden saptıracaklar ve ancak o takdir

de seni candan dost kabul edeceklerdi.


74.Eğer seni sebatkâr kılmasaydık, gerçekten, nerdeyse onlara birazcık meyledecektin.


75.O zaman, hiç şüphesiz sana hayatın ve ölümün sıkıntılarını kat kat tattırırdık; sonra bize karşı kendin için bir yardımcı da bulamazdın.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/288.jpgC%C3%BCz:15,%20S%C3%BBre:17%20%C2%A0[color=red]%C4%B0SR%C3%82%20S%C3%9BRES%C4%B0[/color]%20%C2%A0Sayfa:28867.Denizde%20ba%C5%9F%C4%B1n%C4%B1za%20bir%20musibet%20geldi%C4%9Finde,%20O%27ndan%20ba%C5%9Fka%20b%C3%BCt%C3%BCn%20yalvard%C4%B1klar%C4%B1n%C4%B1z%20kaybolup%20gider.%20O%20sizi%20kurtar%C4%B1p%20karaya%20%C3%A7%C4%B1kard%C4%B1%C4%9F%C4%B1nda,%20%28yine%20eski%20halinize%29%20d%C3%B6nersiniz.%20%C4%B0nsano%C4%9Flu%20%C3%A7ok%20nank%C3%B6rd%C3%BCr.68.O%27nun,%20sizi%20kara%20taraf%C4%B1nda%20yerin%20dibine%20ge%C3%A7irmeyece%C4%9Finden,%20yahut%20ba%C5%9F%C4%B1n%C4%B1za%20ta%C5%9F%20ya%C4%9Fd%C4%B1rmayaca%C4%9F%C4%B1ndan%20emin%20misiniz?%20Sonra%20kendinize%20bir%20koruyucu%20da%20bulamazs%C4%B1n%C4%B1z.%2069.Yahut%20O%27nun,%20sizi%20bir%20kez%20daha%20oraya%20%28denize%29%20g%C3%B6nderip%20%C3%BCzerinize%20bir%20kas%C4%B1rga%20yollayarak,%20ink%C3%A2r%20etmi%C5%9F%20olman%C4%B1z%20sebebiyle%20sizi%20bo%C4%9Fmayaca%C4%9F%C4%B1ndan%20emin%20misiniz?Sonra,%20bundan%20dolay%C4%B1%20kendinize%20%28intikam%C4%B1n%C4%B1z%C4%B1%20almak%20i%C3%A7in%29%20bizi%20aray%C4%B1p%20soracak%20bir%20destek%C3%A7i%20de%20bulamazs%C4%B1n%C4%B1z.70.Biz,%20hakikaten%20insano%C4%9Flunu%20%C5%9Fan%20ve%20%C5%9Feref%20sahibi%20k%C4%B1ld%C4%B1k.%20Onlar%C4%B1,%20%28%C3%A7e%C5%9Fitli%20nakil%20vas%C4%B1talar%C4%B1%20ile%29%20karada%20ve%20denizde%20ta%C5%9F%C4%B1d%C4%B1k;%20kendilerine%20g%C3%BCzel%20g%C3%BCzel%20r%C4%B1z%C4%B1klar%20verdik;%20yine%20onlar%C4%B1,%20yaratt%C4%B1klar%C4%B1m%C4%B1z%C4%B1n%20bir%C3%A7o%C4%9Fundan%20cidden%20%C3%BCst%C3%BCn%20k%C4%B1ld%C4%B1k.[color=green]%28G%C3%B6r%C3%BCld%C3%BC%C4%9F%C3%BC%20gibi%20bu%20%C3%A2yette%20ALLAH%20Te%C3%A2l%C3%A2,%20insano%C4%9Fluna%20l%C3%BCtuf%20ve%20ikram%C4%B1n%C4%B1n%20bir%20%C3%B6zetini%20vermekte%20ve%20onun%20%C3%A2lemdeki%20%C3%B6zel%20yerine%20i%C5%9Faret%20etmektedir.%20M%C3%BCfessirlere%20g%C3%B6reinsan%C4%B1n%20%C5%9Fan%20ve%20%C5%9Ferefi%20ve%20di%C4%9Fer%20varl%C4%B1klardan%20%C3%BCst%C3%BCnl%C3%BC%C4%9F%C3%BC;%20ALLAH%27%C4%B1n%20ona%20verdi%C4%9Fi%20beden%20g%C3%BCzelli%C4%9Fi,%20el,%20g%C3%B6z,%20kulak%20gibi%20organlar%C4%B1n%C4%B1%20daha%20becerikli%20bir%20%C5%9Fekilde%20kullanmas%C4%B1,konu%C5%9Fabilmesi,%20g%C3%BCl%C3%BCp%20a%C4%9Flayabilmesi,%20okuyup%20yazmas%C4%B1,%20ba%C5%9Fka%20birtak%C4%B1m%20varl%C4%B1klar%C4%B1%20kendi%20hizmetinde%20kullanmas%C4%B1,%20%C3%A2letler%20icad%20etmesi,%20olaylar%20aras%C4%B1ndaki%20sebep-sonu%C3%A7al%C3%A2kas%C4%B1n%C4%B1%20g%C3%B6rmesi%20ve%20bu%20sayede%20gelece%C4%9Fe%20y%C3%B6nelik%20programlar%20ve%20haz%C4%B1rl%C4%B1klar%20yapmas%C4%B1,%20iyi-k%C3%B6t%C3%BC,%20do%C4%9Fru-yanl%C4%B1%C5%9F,%20g%C3%BCzel-%C3%A7irkin%20kavramlar%C4%B1na%20sahip%20olmas%C4%B1;%20k%C4%B1saca%20maddi%20ve%20beden%C3%AE,%20ahl%C3%A2k%C3%AE%20ve%20ruh%C3%AE%20meziyetlere%20haiz%20olmas%C4%B1d%C4%B1r.%29[/color]71.Her%20insan%20toplulu%C4%9Funu%20%C3%B6nderleri%20ile%20birlikte%20%C3%A7a%C4%9F%C4%B1raca%C4%9F%C4%B1m%C4%B1z%20o%20g%C3%BCnde%20kimlerin%20amel%20defteri%20sa%C4%9F%C4%B1ndan%20verilirse,%20onlar,%20en%20k%C3%BC%C3%A7%C3%BCk%20bir%20haks%C4%B1zl%C4%B1%C4%9Fa%20u%C4%9Framam%C4%B1%C5%9F%20olarak%20amel%20defterlerini%20okuyacaklar.[color=green]%28Bu%20%C3%A2yette,%20amel%20defterleri%20sa%C4%9F%C4%B1ndan%20verilenlerin%20durumundan%20bahsedildi%C4%9Fi%20halde,%20solundan%20verilenlere%20de%C4%9Finilmemi%C5%9Ftir.%20Bu%20konuda%20Beyz%C3%A2v%C3%AE%20%C5%9F%C3%B6yle%20diyor:%27%27Yukar%C4%B1daki%20%C3%A2yet%20g%C3%B6stermektedir%20ki,%20amel%20defterleri%20solundan%20verilenler,%20onun%20muhtevas%C4%B1na%20muttali%20olduklar%C4%B1nda%20kendilerini%20utan%C3%A7%20ve%20hayret%20b%C3%BCr%C3%BCr;%20o%20kadar%20ki,%20dillerinde%20defterlerini%20okuyacak%20mecal%20kalmaz.%20Bu%20y%C3%BCzden%20Cen%C3%A2b-%C4%B1%20H%C3%A2k,%20onlar%20hakk%C4%B1nda%20%C5%9F%C3%B6yle%20buyurmakla%20yetinmi%C5%9Ftir:%27%27%29[/color]72.Bu%20d%C3%BCnyada%20k%C3%B6r%20olan%20kimse%20ahirette%20de%20k%C3%B6rd%C3%BCr;%20%C3%BCstelik%20iyice%20yolunu%20%C5%9Fa%C5%9F%C4%B1rm%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1r.73.M%C3%BC%C5%9Frikler,%20sana%20vahyetti%C4%9Fimizden%20ba%C5%9Fka%20bir%20%C5%9Feyi%20yalan%20yere%20bize%20isnat%20etmen%20i%C3%A7in%20seni,%20nerdeyse,%20sana%20vahyetti%C4%9Fimizden%20sapt%C4%B1racaklar%20ve%20ancak%20o%20takdirde%20seni%20candan%20dost%20kabul%20edeceklerdi.74.E%C4%9Fer%20seni%20sebatk%C3%A2r%20k%C4%B1lmasayd%C4%B1k,%20ger%C3%A7ekten,%20nerdeyse%20onlara%20birazc%C4%B1k%20meyledecektin.75.O%20zaman,%20hi%C3%A7%20%C5%9F%C3%BCphesiz%20sana%20hayat%C4%B1n%20ve%20%C3%B6l%C3%BCm%C3%BCn%20s%C4%B1k%C4%B1nt%C4%B1lar%C4%B1n%C4%B1%20kat%20kat%20tatt%C4%B1r%C4%B1rd%C4%B1k;%20sonra%20bize%20kar%C5%9F%C4%B1%20kendin%20i%C3%A7in%20bir%20yard%C4%B1mc%C4%B1%20da%20bulamazd%C4%B1n.[color=red]KAYNAK:KUR%27%C3%82N-I%20KER%C3%8EM%20VE%20A%C3%87IKLAMALI%20ME%C3%82L%C4%B0[/color][url=http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/288.jpgC%C3%BCz:15,%20S%C3%BBre:17%20%C2%A0]http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/288.jpgC%C3%BCz:15,%20S%C3%BBre:17%20%C2%A0[/url][color=red]%C4%B0SR%C3%82%20S%C3%9BRES%C4%B0[/color]%20%C2%A0Sayfa:28867.Denizde%20ba%C5%9F%C4%B1n%C4%B1za%20bir%20musibet%20geldi%C4%9Finde,%20O%27ndan%20ba%C5%9Fka%20b%C3%BCt%C3%BCn%20yalvard%C4%B1klar%C4%B1n%C4%B1z%20kaybolup%20gider.%20O%20sizi%20kurtar%C4%B1p%20karaya%20%C3%A7%C4%B1kard%C4%B1%C4%9F%C4%B1nda,%20%28yine%20eski%20halinize%29%20d%C3%B6nersiniz.%20%C4%B0nsano%C4%9Flu%20%C3%A7ok%20nank%C3%B6rd%C3%BCr.68.O%27nun,%20sizi%20kara%20taraf%C4%B1nda%20yerin%20dibine%20ge%C3%A7irmeyece%C4%9Finden,%20yahut%20ba%C5%9F%C4%B1n%C4%B1za%20ta%C5%9F%20ya%C4%9Fd%C4%B1rmayaca%C4%9F%C4%B1ndan%20emin%20misiniz?%20Sonra%20kendinize%20bir%20koruyucu%20da%20bulamazs%C4%B1n%C4%B1z.%2069.Yahut%20O%27nun,%20sizi%20bir%20kez%20daha%20oraya%20%28denize%29%20g%C3%B6nderip%20%C3%BCzerinize%20bir%20kas%C4%B1rga%20yollayarak,%20ink%C3%A2r%20etmi%C5%9F%20olman%C4%B1z%20sebebiyle%20sizi%20bo%C4%9Fmayaca%C4%9F%C4%B1ndan%20emin%20misiniz?Sonra,%20bundan%20dolay%C4%B1%20kendinize%20%28intikam%C4%B1n%C4%B1z%C4%B1%20almak%20i%C3%A7in%29%20bizi%20aray%C4%B1p%20soracak%20bir%20destek%C3%A7i%20de%20bulamazs%C4%B1n%C4%B1z.70.Biz,%20hakikaten%20insano%C4%9Flunu%20%C5%9Fan%20ve%20%C5%9Feref%20sahibi%20k%C4%B1ld%C4%B1k.%20Onlar%C4%B1,%20%28%C3%A7e%C5%9Fitli%20nakil%20vas%C4%B1talar%C4%B1%20ile%29%20karada%20ve%20denizde%20ta%C5%9F%C4%B1d%C4%B1k;%20kendilerine%20g%C3%BCzel%20g%C3%BCzel%20r%C4%B1z%C4%B1klar%20verdik;%20yine%20onlar%C4%B1,%20yaratt%C4%B1klar%C4%B1m%C4%B1z%C4%B1n%20bir%C3%A7o%C4%9Fundan%20cidden%20%C3%BCst%C3%BCn%20k%C4%B1ld%C4%B1k.[color=green]%28G%C3%B6r%C3%BCld%C3%BC%C4%9F%C3%BC%20gibi%20bu%20%C3%A2yette%20ALLAH%20Te%C3%A2l%C3%A2,%20insano%C4%9Fluna%20l%C3%BCtuf%20ve%20ikram%C4%B1n%C4%B1n%20bir%20%C3%B6zetini%20vermekte%20ve%20onun%20%C3%A2lemdeki%20%C3%B6zel%20yerine%20i%C5%9Faret%20etmektedir.%20M%C3%BCfessirlere%20g%C3%B6reinsan%C4%B1n%20%C5%9Fan%20ve%20%C5%9Ferefi%20ve%20di%C4%9Fer%20varl%C4%B1klardan%20%C3%BCst%C3%BCnl%C3%BC%C4%9F%C3%BC;%20ALLAH%27%C4%B1n%20ona%20verdi%C4%9Fi%20beden%20g%C3%BCzelli%C4%9Fi,%20el,%20g%C3%B6z,%20kulak%20gibi%20organlar%C4%B1n%C4%B1%20daha%20becerikli%20bir%20%C5%9Fekilde%20kullanmas%C4%B1,konu%C5%9Fabilmesi,%20g%C3%BCl%C3%BCp%20a%C4%9Flayabilmesi,%20okuyup%20yazmas%C4%B1,%20ba%C5%9Fka%20birtak%C4%B1m%20varl%C4%B1klar%C4%B1%20kendi%20hizmetinde%20kullanmas%C4%B1,%20%C3%A2letler%20icad%20etmesi,%20olaylar%20aras%C4%B1ndaki%20sebep-sonu%C3%A7al%C3%A2kas%C4%B1n%C4%B1%20g%C3%B6rmesi%20ve%20bu%20sayede%20gelece%C4%9Fe%20y%C3%B6nelik%20programlar%20ve%20haz%C4%B1rl%C4%B1klar%20yapmas%C4%B1,%20iyi-k%C3%B6t%C3%BC,%20do%C4%9Fru-yanl%C4%B1%C5%9F,%20g%C3%BCzel-%C3%A7irkin%20kavramlar%C4%B1na%20sahip%20olmas%C4%B1;%20k%C4%B1saca%20maddi%20ve%20beden%C3%AE,%20ahl%C3%A2k%C3%AE%20ve%20ruh%C3%AE%20meziyetlere%20haiz%20olmas%C4%B1d%C4%B1r.%29[/color]71.Her%20insan%20toplulu%C4%9Funu%20%C3%B6nderleri%20ile%20birlikte%20%C3%A7a%C4%9F%C4%B1raca%C4%9F%C4%B1m%C4%B1z%20o%20g%C3%BCnde%20kimlerin%20amel%20defteri%20sa%C4%9F%C4%B1ndan%20verilirse,%20onlar,%20en%20k%C3%BC%C3%A7%C3%BCk%20bir%20haks%C4%B1zl%C4%B1%C4%9Fa%20u%C4%9Framam%C4%B1%C5%9F%20olarak%20amel%20defterlerini%20okuyacaklar.[color=green]%28Bu%20%C3%A2yette,%20amel%20defterleri%20sa%C4%9F%C4%B1ndan%20verilenlerin%20durumundan%20bahsedildi%C4%9Fi%20halde,%20solundan%20verilenlere%20de%C4%9Finilmemi%C5%9Ftir.%20Bu%20konuda%20Beyz%C3%A2v%C3%AE%20%C5%9F%C3%B6yle%20diyor:%27%27Yukar%C4%B1daki%20%C3%A2yet%20g%C3%B6stermektedir%20ki,%20amel%20defterleri%20solundan%20verilenler,%20onun%20muhtevas%C4%B1na%20muttali%20olduklar%C4%B1nda%20kendilerini%20utan%C3%A7%20ve%20hayret%20b%C3%BCr%C3%BCr;%20o%20kadar%20ki,%20dillerinde%20defterlerini%20okuyacak%20mecal%20kalmaz.%20Bu%20y%C3%BCzden%20Cen%C3%A2b-%C4%B1%20H%C3%A2k,%20onlar%20hakk%C4%B1nda%20%C5%9F%C3%B6yle%20buyurmakla%20yetinmi%C5%9Ftir:%27%27%29[/color]72.Bu%20d%C3%BCnyada%20k%C3%B6r%20olan%20kimse%20ahirette%20de%20k%C3%B6rd%C3%BCr;%20%C3%BCstelik%20iyice%20yolunu%20%C5%9Fa%C5%9F%C4%B1rm%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1r.73.M%C3%BC%C5%9Frikler,%20sana%20vahyetti%C4%9Fimizden%20ba%C5%9Fka%20bir%20%C5%9Feyi%20yalan%20yere%20bize%20isnat%20etmen%20i%C3%A7in%20seni,%20nerdeyse,%20sana%20vahyetti%C4%9Fimizden%20sapt%C4%B1racaklar%20ve%20ancak%20o%20takdirde%20seni%20candan%20dost%20kabul%20edeceklerdi.74.E%C4%9Fer%20seni%20sebatk%C3%A2r%20k%C4%B1lmasayd%C4%B1k,%20ger%C3%A7ekten,%20nerdeyse%20onlara%20birazc%C4%B1k%20meyledecektin.75.O%20zaman,%20hi%C3%A7%20%C5%9F%C3%BCphesiz%20sana%20hayat%C4%B1n%20ve%20%C3%B6l%C3%BCm%C3%BCn%20s%C4%B1k%C4%B1nt%C4%B1lar%C4%B1n%C4%B1%20kat%20kat%20tatt%C4%B1r%C4%B1rd%C4%B1k;%20sonra%20bize%20kar%C5%9F%C4%B1%20kendin%20i%C3%A7in%20bir%20yard%C4%B1mc%C4%B1%20da%20bulamazd%C4%B1n.[color=red]KAYNAK:KUR%27%C3%82N-I%20KER%C3%8EM%20VE%20A%C3%87IKLAMALI%20ME%C3%82L%C4%B0[/color][url=http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/288.jpgC%C3%BCz:15,%20S%C3%BBre:17%20%C2%A0]http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/288.jpgC%C3%BCz:15,%20S%C3%BBre:17%20%C2%A0[/url][color=red]%C4%B0SR%C3%82%20S%C3%9BRES%C4%B0[/color]%20%C2%A0Sayfa:28867.Denizde%20ba%C5%9F%C4%B1n%C4%B1za%20bir%20musibet%20geldi%C4%9Finde,%20O%27ndan%20ba%C5%9Fka%20b%C3%BCt%C3%BCn%20yalvard%C4%B1klar%C4%B1n%C4%B1z%20kaybolup%20gider.%20O%20sizi%20kurtar%C4%B1p%20karaya%20%C3%A7%C4%B1kard%C4%B1%C4%9F%C4%B1nda,%20%28yine%20eski%20halinize%29%20d%C3%B6nersiniz.%20%C4%B0nsano%C4%9Flu%20%C3%A7ok%20nank%C3%B6rd%C3%BCr.68.O%27nun,%20sizi%20kara%20taraf%C4%B1nda%20yerin%20dibine%20ge%C3%A7irmeyece%C4%9Finden,%20yahut%20ba%C5%9F%C4%B1n%C4%B1za%20ta%C5%9F%20ya%C4%9Fd%C4%B1rmayaca%C4%9F%C4%B1ndan%20emin%20misiniz?%20Sonra%20kendinize%20bir%20koruyucu%20da%20bulamazs%C4%B1n%C4%B1z.%2069.Yahut%20O%27nun,%20sizi%20bir%20kez%20daha%20oraya%20%28denize%29%20g%C3%B6nderip%20%C3%BCzerinize%20bir%20kas%C4%B1rga%20yollayarak,%20ink%C3%A2r%20etmi%C5%9F%20olman%C4%B1z%20sebebiyle%20sizi%20bo%C4%9Fmayaca%C4%9F%C4%B1ndan%20emin%20misiniz?Sonra,%20bundan%20dolay%C4%B1%20kendinize%20%28intikam%C4%B1n%C4%B1z%C4%B1%20almak%20i%C3%A7in%29%20bizi%20aray%C4%B1p%20soracak%20bir%20destek%C3%A7i%20de%20bulamazs%C4%B1n%C4%B1z.70.Biz,%20hakikaten%20insano%C4%9Flunu%20%C5%9Fan%20ve%20%C5%9Feref%20sahibi%20k%C4%B1ld%C4%B1k.%20Onlar%C4%B1,%20%28%C3%A7e%C5%9Fitli%20nakil%20vas%C4%B1talar%C4%B1%20ile%29%20karada%20ve%20denizde%20ta%C5%9F%C4%B1d%C4%B1k;%20kendilerine%20g%C3%BCzel%20g%C3%BCzel%20r%C4%B1z%C4%B1klar%20verdik;%20yine%20onlar%C4%B1,%20yaratt%C4%B1klar%C4%B1m%C4%B1z%C4%B1n%20bir%C3%A7o%C4%9Fundan%20cidden%20%C3%BCst%C3%BCn%20k%C4%B1ld%C4%B1k.[color=green]%28G%C3%B6r%C3%BCld%C3%BC%C4%9F%C3%BC%20gibi%20bu%20%C3%A2yette%20ALLAH%20Te%C3%A2l%C3%A2,%20insano%C4%9Fluna%20l%C3%BCtuf%20ve%20ikram%C4%B1n%C4%B1n%20bir%20%C3%B6zetini%20vermekte%20ve%20onun%20%C3%A2lemdeki%20%C3%B6zel%20yerine%20i%C5%9Faret%20etmektedir.%20M%C3%BCfessirlere%20g%C3%B6reinsan%C4%B1n%20%C5%9Fan%20ve%20%C5%9Ferefi%20ve%20di%C4%9Fer%20varl%C4%B1klardan%20%C3%BCst%C3%BCnl%C3%BC%C4%9F%C3%BC;%20ALLAH%27%C4%B1n%20ona%20verdi%C4%9Fi%20beden%20g%C3%BCzelli%C4%9Fi,%20el,%20g%C3%B6z,%20kulak%20gibi%20organlar%C4%B1n%C4%B1%20daha%20becerikli%20bir%20%C5%9Fekilde%20kullanmas%C4%B1,konu%C5%9Fabilmesi,%20g%C3%BCl%C3%BCp%20a%C4%9Flayabilmesi,%20okuyup%20yazmas%C4%B1,%20ba%C5%9Fka%20birtak%C4%B1m%20varl%C4%B1klar%C4%B1%20kendi%20hizmetinde%20kullanmas%C4%B1,%20%C3%A2letler%20icad%20etmesi,%20olaylar%20aras%C4%B1ndaki%20sebep-sonu%C3%A7al%C3%A2kas%C4%B1n%C4%B1%20g%C3%B6rmesi%20ve%20bu%20sayede%20gelece%C4%9Fe%20y%C3%B6nelik%20programlar%20ve%20haz%C4%B1rl%C4%B1klar%20yapmas%C4%B1,%20iyi-k%C3%B6t%C3%BC,%20do%C4%9Fru-yanl%C4%B1%C5%9F,%20g%C3%BCzel-%C3%A7irkin%20kavramlar%C4%B1na%20sahip%20olmas%C4%B1;%20k%C4%B1saca%20maddi%20ve%20beden%C3%AE,%20ahl%C3%A2k%C3%AE%20ve%20ruh%C3%AE%20meziyetlere%20haiz%20olmas%C4%B1d%C4%B1r.%29[/color]71.Her%20insan%20toplulu%C4%9Funu%20%C3%B6nderleri%20ile%20birlikte%20%C3%A7a%C4%9F%C4%B1raca%C4%9F%C4%B1m%C4%B1z%20o%20g%C3%BCnde%20kimlerin%20amel%20defteri%20sa%C4%9F%C4%B1ndan%20verilirse,%20onlar,%20en%20k%C3%BC%C3%A7%C3%BCk%20bir%20haks%C4%B1zl%C4%B1%C4%9Fa%20u%C4%9Framam%C4%B1%C5%9F%20olarak%20amel%20defterlerini%20okuyacaklar.[color=green]%28Bu%20%C3%A2yette,%20amel%20defterleri%20sa%C4%9F%C4%B1ndan%20verilenlerin%20durumundan%20bahsedildi%C4%9Fi%20halde,%20solundan%20verilenlere%20de%C4%9Finilmemi%C5%9Ftir.%20Bu%20konuda%20Beyz%C3%A2v%C3%AE%20%C5%9F%C3%B6yle%20diyor:%27%27Yukar%C4%B1daki%20%C3%A2yet%20g%C3%B6stermektedir%20ki,%20amel%20defterleri%20solundan%20verilenler,%20onun%20muhtevas%C4%B1na%20muttali%20olduklar%C4%B1nda%20kendilerini%20utan%C3%A7%20ve%20hayret%20b%C3%BCr%C3%BCr;%20o%20kadar%20ki,%20dillerinde%20defterlerini%20okuyacak%20mecal%20kalmaz.%20Bu%20y%C3%BCzden%20Cen%C3%A2b-%C4%B1%20H%C3%A2k,%20onlar%20hakk%C4%B1nda%20%C5%9F%C3%B6yle%20buyurmakla%20yetinmi%C5%9Ftir:%27%27%29[/color]72.Bu%20d%C3%BCnyada%20k%C3%B6r%20olan%20kimse%20ahirette%20de%20k%C3%B6rd%C3%BCr;%20%C3%BCstelik%20iyice%20yolunu%20%C5%9Fa%C5%9F%C4%B1rm%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1r.73.M%C3%BC%C5%9Frikler,%20sana%20vahyetti%C4%9Fimizden%20ba%C5%9Fka%20bir%20%C5%9Feyi%20yalan%20yere%20bize%20isnat%20etmen%20i%C3%A7in%20seni,%20nerdeyse,%20sana%20vahyetti%C4%9Fimizden%20sapt%C4%B1racaklar%20ve%20ancak%20o%20takdirde%20seni%20candan%20dost%20kabul%20edeceklerdi.74.E%C4%9Fer%20seni%20sebatk%C3%A2r%20k%C4%B1lmasayd%C4%B1k,%20ger%C3%A7ekten,%20nerdeyse%20onlara%20birazc%C4%B1k%20meyledecektin.75.O%20zaman,%20hi%C3%A7%20%C5%9F%C3%BCphesiz%20sana%20hayat%C4%B1n%20ve%20%C3%B6l%C3%BCm%C3%BCn%20s%C4%B1k%C4%B1nt%C4%B1lar%C4%B1n%C4%B1%20kat%20kat%20tatt%C4%B1r%C4%B1rd%C4%B1k;%20sonra%20bize%20kar%C5%9F%C4%B1%20kendin%20i%C3%A7in%20bir%20yard%C4%B1mc%C4%B1%20da%20bulamazd%C4%B1n.[color=red]KAYNAK:KUR%27%C3%82N-I%20KER%C3%8EM%20VE%20A%C3%87IKLAMALI%20ME%C3%82L%C4%B0[/color])
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 02:02:13

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/289.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya


Sayfa:289  İSRÂ SÛRESİ   Cüz:15,Sûre:17



76.Yine onlar, seni yurdundan çıkarmak için nerdeyse dünyayı başına dar getirecekler. O takdirde, senin ardından kendileri de fazla kalamazlar.


(Nitekim, hz. Muhammed (sav) (s.a.v.)'i Mekke'den çıkmaya mecbur bırakan müşrikler, daha sonra müslümanlarla yaptıkları savaşlar sonucu bir hayli yıpranmışlar;

nihayet, Mekke'nin müslümanlar tarafından fethedilmesi üzerine Mekke'ye hâkimiyetleri son bulmuş ve böylece Kur'ân'ın verdiği bu mucize haber tahakkuk

etmiştir.)


77.Senden önce gönderdiğimiz peygamberler hakkındaki kanun (da budur). Bizim kanunumuzda hiçbir değişiklik bulamazsın.


78.Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar (belli vakitlerde) namaz kıl; bir de sabah namazını. Çünkü sabah namazı şahitlidir.


(Müfessirlere göre bu âyet, beş vakit namazı ifade etmektedir. Şöyle ki: Güneşin dönmesi, yani zeval vaktinden sonra öğle ve ikindi namazı, güneşin batma

sından sonra akşam ve yatsı namazları vardır. Sabah namazı ise ayrıca zikredilmiş ve bu namazın şahitli olduğu belirtilmiştir. Çünkü, tefsircilerin beyanına gö

re, gece melekleri ile gündüz melekleri sabah namazında buluşur, hep birlikte bu namazın kılındığına şahit olduktan sonra gündüz melekleri kalır, gece melek

leri ise semaya yükselirlermiş.)


79.Gecenin bir kısmında uyanarak, sana mahsus bir nafile olmak üzere namaz kıl. (Böylece) Rabbinin, seni, övgüye değer bir makama göndereceğini umabilir

sin.


80.Ve şöyle niyaz et: Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi sağla; çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla. Bana tarafından, hakkıyla yardım

edici bir kuvvet ver.


81.Yine de ki: Hak geldi, bâtıl yıkılıp gitti. Zaten bâtıl yıkılmaya mahkumdur.


82.Biz, Kur'ân'dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, müminler için şifa ve rahmettir; zalimlerin ise yalnızca ziyanını arttırır.


(Mümin, Kur'ân'dan feyz almasını bildiği, bu maksatla okuduğu, dinlediği için, Kur'ân âyetleri kendisine şifa ve rahmet vesilesidir. Buna karşılık, hastanın ilaç

tan yararlanmak istemeyişi onun hastalığını artırdığı gibi, zalimin Kur'ân'dan uzak durması da onun hüsranını arttırır.)


83.İnsana nimet verdiğimiz zaman (bizden) yüz çevirip yan çizer; ona bir de zarar ziyan dokunacak olsa iyice karamsarlığa düşer.


84.De ki:Herkes, kendi mizac ve meşrebine göre iş yapar. Bu durumda kimin doğru bir yol tuttuğunu Rabbiniz en iyi bilendir.


85.Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki:Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ancak az bir bilgi verilmiştir.


(Bu âyet, insan için ruhun mahiyetini kavramanın imkânsız olduğunu ifade etmektedir. Nitekim ''Ruh'un mahiyeti'' problemi, asırlardır insanlığı en çok düşündü

ren konulardan biri olmakla beraber, halen meseleye nihaî bir çözüm getirilmemiştir ve öyle görülüyor ki, bundan sonra da getirilemeyecektir.)


86.Hakikaten, biz dilersek sana vahyettiğimizi ortadan kaldırırız; sonra bu durumda sen de bize karşı hiçbir koruyucu bulamazsın.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERİM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 02:02:41
 (http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/290.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Cüz:15,Sûre:17  İSRÂ SÛRESİ     Sayfa:290


87.Ancak Rabbinin rahmeti (sayesinde Kur'ân bâki kalmıştır). Çünkü O'nun lütufkârlığı çok büyüktür.


88.De ki:Andolsun, bu Kur'ân'ın bir benzerini ortaya koymak üzere insü cin bir araya gelseler, birbirlerine destek de olsalar, onun benzerini ortaya getiremezler.


89.Muhakkak ki biz, bu Kur'ân'da insanlara her türlü misali çeşitli şekillerde anlattık. Yine de insanların çoğu inkârcılıktan başkasını kabullenmediler.


(Müfessirler, bu âyette, insanlara çeşitli şekillerde açıklandığı bilidirilen ''misal''in ''mana'' anlamına geldiğini belirtmişler; ayrıca hükümler, vaad, sakındırma ve

geçmiş kavimlerin hikayeleri gibi anlamlara gelebileceğine de işaret etmişlerdir.)


90.Onlar:''Sen dediler, bizim için yerden bir kaynak fışkırtmadıkça sana asla inanmayacağız.''


91.''Veya senin bir hurma bahçen ve üzüm bağın olmalı; öyle ki, içlerinden gürül gürül ırmaklar akıtmalısın.''


92.''Yahut, iddia ettiğin gibi, üzerimize gökten parçalar yağdırmalısın veya ALLAH'ı ve melekleri gözümüzün önüne getirmelisin.''


(Âyetin son kısmı ''ALLAH'ı ve melekleri (söylediklerinin doğruluğuna) şahit getirmelisin'' şeklinde de anlaşılmıştır.)


93.''Yahut da altından bir evin olmalı, ya da göğe çıkmalısın. Bize, okuyacağımız bir kitap indirmediğin sürece (göğe) çıktığına da asla inanmayız.'' De ki:Rab

bimi tenzih ederim. Ben, sadece beşer bir elçiyim.


94.Zaten, kendilerine hidayet rehberi geldiğinde, insanların (buna) inanmalarını sırf, ''ALLAH, peygamber olarak bir beşer mi gönderdi?'' demeleri engellemiştir.


(Şu halde, inkârcıların peygamberlere iman etmemelerinin bir sebebi de onların bir beşer olması, yani kendileri gibi bir insan olması idi. Halbuki onlar, peygam

berlerin, insanüstü bir varlık olması gerektiğini sanıyorlar; ALLAH Teâlâ'nın, peygamberi insanların kendi cinslerinden göndermesindeki hikmeti kavrayamıyorlar

dı. Cenâb-ı Hak, onların bu iddialarına şöyle karşılık veriyor:)


95.Şunu söyle: Eğer yeryüzünde yerleşmiş gezip dolaşan melekler olsaydı, elbette onlara gökten, peygamber olarak bir melek gönderirdik.


(ALLAH Resûlü, ''Ben sadece bir beşer peygamberim'' deyince kâfirler:''Öyleyse senin peygamberliğine kim şahitlik edecek?'' dediler, bunun üzerine aşağıdaki

âyet indi.)


96.De ki:Benimle sizin aranızda gerçek şahit olarak ALLAH kâfidir. Zira O, kullarını hakikaten bilip görmektedir.


(Bu âyette ALLAH Resûlüne bir teselli, kâfirlere de tehdit vardır.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 02:04:50
Sayfa:291  İSRÂ SÛRESİ  Cüz:15,Sûre:17

 
97.ALLAH kime hidayet verirse, işte doğru yolu bulan odur; kimi de hidayetten uzak tutarsa, artık onlara, ALLAH'tan başka dostlar bulamazsın. Kıyamet gününde

onları kör, dilsiz ve sağır bir halde yüzükoyun haşrederiz. Onların varacağı ve kalacağı yer cehennemdir ki, ateşi yavaşladıkça onun alevini arttırırız.


(Bir sahabî ALLAH Resûlü'ne:''Ey ALLAH'ın Resûlü! Kâfirler yüzleri üstüne mi haşredilecekler?'' diye sorduğunda, Resûlullah:''Onu iki ayağı üstünde yürüten kıyamet
 
günü yüzüstü yürütmeye de kadir olamaz mı?'' buyurdu. Bu haber Katâde'ye ulaştığında o da:''Evet, izzetime yemin olsun ki, Rabbim buna kadirdir'' demiştir.)


98.Cezaları işte budur! Çünkü onlar, âyetlerimizi inkâr etmişler ve:''Sahi bizler, bir kemik yığını ve kokuşmuş toprak olduktan sonra yeni bir yaratılışla diriltilmiş

mi olacağız?'' demişlerdir.


99.Düşünmediler mi ki, gökleri ve yeri yaratmış olan ALLAH, kendilerinin benzerini de kadirdir! ALLAH, onlar için bir vâde takdir etti. Bunda şüphe yoktur. Ama za

limler, inkârcılıktan başkasını kabullenmediler.


100.De ki: Rabbimin rahmet hazinesine eğer siz sahip olsaydınız, harcanır korkusuyla kıstıkça kısardınız. İnsanoğlu da pek eli sıkıdır!


101.Andolsun biz, Musa'ya açık açık dokuz âyet verdik. Haydi İsrailoğullarına sor. Musa onlara geldiğinde Firavun ona, ''Ey Musa! dedi, senin büyülenmiş ol

duğunu sanıyorum!''


(Müfessirler, meâlde geçen ''âyet'' kelimesinin, ya ''mucize'' veya ''Tevrat âyeti'' demek olduğunu belirtmişlerdir ki, birinci anlayışa göre Hz. Musa'ya verilmiş

olan bu dokuz mucizeyi ashâpralanıştan İbn Abbas şöyle sıralamıştır: Yılanlaşan âsâ, ışık veren el, çekirge, ekin böceği, kurbağa, kan, taştan su fışkırması,

denizin yarılması ve Tûr dağının İsrailoğullarını korkutması. İkinci anlayışa göre, tefsirlerde bu dokuz âyet şöyle sıralanmıştır: ALLAH'a eş koşmayın. Haksız ye

re adam öldürmeyin. Zina etmeyin. Faiz yemeyin. Büyü yapmayın. Suçsuz insanı, öldürmesi için sultana teslim etmeyin. İsraf etmeyin. Namuslu kadınlara

iftira atmayın. Savaştan kaçmayın.)


102.(Musa Firavun'a:) ''Pekâlâ biliyorsun ki, dedi, bunları, birer ibret olmak üzere, ancak, göklerin ve yerin Rabbi indirdi. Ey Firavun! Ben de senin hakikaten

mahvolduğunu sanıyorum!''


103.Derken, Firavun onları ülkeden çıkarmak istedi. Bu yüzden biz onu ve maiyyetindekilerin hepsini (denizde) boğduk.


104.Arkasından da İsrailoğullarına:''O topraklarda oturun! Ahiret vâdi tahakkuk edince, hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz'' dedik.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 02:05:17
 (http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/292.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Cüz:15,Sûre:17 İSRÂ SÛRESİ   Sayfa:292


105.Biz Kur'ân'ı hak olarak indirdik; o da hakkı getirdi. Seni de ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.


106.Biz onu, Kur'ân olarak, insanlara dura dura okuyasın diye (âyet âyet, sûre sûre) ayırdık; ve onu peyderpey indirdik.


107.De ki: Siz ona ister inanın, ister inanmayın; şu bir gerçek ki, bundan önce kendilerine ilim verilen kimselere o (Kur'ân) okununca, derhal yüzüstü secde

ye kapanırlar.


(Kur'ân'ın indirilmesinden önce ''kendilerine ilim verilmiş olanlar'' daha önce indirilen kitapları okuyup vahyin ne olduğunu bilenler, peygamberlik alâmetlerini

öğrenen ve hak ile bâtılı ayırdedecek bir güce sahip bulunmuş olanlar ya da hz. Muhammed (sav)'in peygamberliğini önceki kitaplarda anlatılan sıfatlarından an

lamış olanlardır.)


108.Ve derlerdi ki: Rabbimizi tesbih ederiz. Rabbimizin vâdi mutlaka yerine getirilir.


109.Ağlayarak yüzüstü yere kapanırlar. Kur'ân okumak onların saygısını arttırır.


110.De ki:''İster ALLAH deyin, ister Rahman deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O'na hastır.'' Namazında yüksek sesle okuma; onda sesini

fazla da kısma; ikisinin arası bir yol tut.


111.''Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, acizlikten ötürü bir dosta da ihtiyacı olmayan ALLAH'a hamdederim'' de ve tekbir getirerek O'nun şa

nını yücelt!



(18)


ONSEKİZİNCİ SÛRE


el-KEHF


Kehf sûresi 110 âyettir. Mekke'de nâzil olmuştur. Ancak 28. âyetin Medine'de nâzil olduğu rivayeti de vardır. Sûre bu adı, içinde söz konusu edilen ve ''mağa

ra arkadaşları'' demek olan ''Ashâb-ı Kehf'' den alınmıştır.


Bismillâhirrahmânirrahîm


1, 2, 3, 4.Hamd olsun ALLAH'a ki, O, (insanları) kendi tarafından çetin bir azap ile ikaz etmek, iyi iş ve davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için, içinde

ebedî kalacakları (cennette) güzel bir ecir bulunduğunu müjdelemek ve ''ALLAH evlât edindi'' diyenleri de uyarmak için kuluna (Muhammed'e), kendisinde hiç

bir (tezat ve) eğrilik bulunmayan dosdoğru Kitab'ı indirdi.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 02:05:40
 (http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/293.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Sayfa:293  KEHF SÛRESİ    Cüz:15,Sûre:18


5.Ne onların (onların ALLAH evlât edindi, diyenlerin), ne de atalarının bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan bu söz ne büyük oldu! Yalandan başka

bir şey söylemiyorlar.


(Fahreddin Râzi'ye göre, şu üç zümre ALLAH'ın çocuğu olduğunu söylemişlerdir:

1.''Melekler ALLAH'ın kızlarıdır'' diyen müşrik Araplar,

2.''İsa ALLAH'ın oğludur'' diyen  hıristiyanlar,

3.''Uzeyr ALLAH'ın oğludur'' diyen yahudiler.

İslâm ise bu inançları reddetmiştir.)


6.Bu yeni Kitab'a inanmazlarsa (ve bu yüzden helâk olurlarsa) arkalarından üzüntüyle neredeyse kendini harap edeceksin.


7.Biz, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim diye yeryüzündeki her şeyi dünyanın kendine mahsus bir zinet yaptık.


8.(Bununla beraber) biz mutlaka oradaki her şeyi kupkuru bir toprak yapacağız.


9.(Resûlüm!) Yoksa sen, bizim âyetlerimizden (sadece Kehf ve Rakîm sahiplerinin ibrete şâyan olduklarını mı sandın?


(Tefsircilere göre ''kehf'', dağda bulunan genişçe mağara demektir. ''Rakîm''in ne olduğu konusunda kesin bir sonuca varılamamıştır. Ancak şu manalardan biri

ne gelebileceği belirtilmiştir: Mağaranın bulunduğu dağ ya da vadi; Ashâb-ı Kehf'in isimlerinin yazılı bulunduğu kitâbe. Sahîh-i Buharî'deki bir rivayete göre de

Ashâb-ı Rakîm, Ashâb-ı Kehf'in dışında üç kişilik bir topluluktur ki bunlar, yağmurlu bir havada sığındıkları mağaranın girişini büyük bir kayanın tıkaması ile

mağarada mahsur kalırlar. Her biri, vaktiyle yapmış olduğu güzel bir davranışı yâdederek kurtuluş niyâz ederler. Onlar dua ettikçe kaya biraz daha açılır ve so

nunda kurtulurlar.


Ancak, tercihe şâyan görüş, Rakîm'in, Ashâb-ı Kehf'in isimlerinin yazılı bulunduğu kitâbenin adı olduğudur.)


10.O (yiğit) gençler mağaraya sığınmışlar ve:''Rabbimiz! Bize tarafından rahmet ver ve bize, (şu) durumumuzdan bir kurtuluş yolu hazırla! demişlerdi.


11.Bunun üzerine biz de o mağarada onların kulaklarına nice yıllar perde koyduk (uykuya daldırdık).


12.Sonra da iki guruptan (Ashâb-ı Kehf ile hasımlarından) hangisinin kaldıkları müddeti daha iyi hesap edeceğini görelim diye onları uyandırdık.


13.Biz sana onların başından geçenleri gerçek olarak anlatıyoruz. Hakikaten onlar, Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidayetini arttırdık.


14.Onların kalplerini metîn kıldık. O yiğitler (o yerin hükümdarı karşısında) ayağa kalkarak dediler ki:''Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz, O'ndan baş

kasına tanrı demeyiz. Yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz.


15.Şu bizim kavmimiz ALLAH'tan başka tanrılar edindiler. Bari bu tanrılar konusunda açık bir delil getirseler. (Ne mümkün!) Öyle ise ALLAH hakkında yalan uyduran

dan daha zalimi var mı?


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 02:06:06
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/294.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Cüz:15,Sûre:18  KEHF SÛRESİ   Sayfa:294


16.(İçlerinden biri şöyle demişti:) ''Madem ki siz onlardan ve onların ALLAH dışında tapmakta oldukları varlıklardan uzaklaştınız, o halde mağaraya sığının ki, Rab

biniz size rahmetini yaysın ve işinizde sizin için fayda ve kolaylık sağlasın.''


17.(Resûlüm! Orada bulunsaydın) güneşi görürdün: Doğduğu zaman mağaralarının sağına meyleder; batarken de sol taraftan onlara isabet etmeden geçerdi.

(Böylece) onlar (güneş ışığından rahatsız olmaksızın) mağaranın bir köşesinde uyurlardı. İşte bu, ALLAH'ın âyetlerindendir. ALLAH kime hidayet ederse, işte o,

hakka ulaşmıştır, kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu doğruya yöneltecek bir dost bulamazsın.


18.Kendileri uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırdın. Onları sağa sola çevirirdik. Köpekleri de mağaranın girişinde ön ayaklarını uzatmış yatmakta idi.

Eğer onların durumlarına muttali olsa idin dönüp onlardan kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı.


19.Böylece biz, aralarında birbirlerine sormaları için onları uyandırdık: İçlerinden biri:''Ne kadar kaldınız?'' dedi. (Kimi) ''Bir gün ya da günün bir parçası kadar

kaldık'' dediler; (kimi de) şöyle dediler: ''Rabbiniz, kaldığınız müddeti daha iyi bilir. Şimdi siz, içinizden birini şu gümüş paranızla şehre gönderin de, baksın,

(şehrin) hangi yiyeceği daha temiz ise size ondan erzak getirsin; ayrıca, nâzik davransın (gizli hareket etsin) ve sakın sizi kimseye sezdirmesin.''


20.''Çünkü onlar eğer size muttali olurlarsa, ya sizi taşlayarak öldürürler veya kendi dinlerine çevirirler ki, o zaman ebediyyen iflah olmazsınız.''


(Beyzâvî'nin naklettiğine göre şehre gönderilen adam, elindeki parayı harcamak üzere çıkarınca, şehir halkı, paranın üstündeki kral Dekyanos'un resmini gör

ür ve adamın bir hazine bulduğunu sanarak kendisini devrin hükümdarına götürürler. Aradan uzun zaman geçmiştir. Artık bu hükümdar, tevhid akidesine bağ

lı bir hıristiyandır. Genç adam, krala başlarından geçeni anlatır. Hep birlikte mağaraya giderler ve gencin anlattıklarının doğruluğunu hayretler içinde görürler.

Yeniden dirilmenin imkânını ispatlayan bu müşahededen sonra, ALLAH Teâlâ bu gençleri tekrar ebediyet uykusuna daldırır.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 02:06:29

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/295.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Sayfa:295   KEHF SÛRESİ   Cüz:15,Sûre:18




21.Böylece (insanları) onlardan haberdar ettik ki, ALLAH'ın vâdinin hak olduğunu, kıyametin şüphe götürmez olduğunu bilsinler. Hani onlar aralarında Ashâb-ı Kehf'

in durumunu tartışıyorlardı. Dediler ki: ''Üzerlerine bina yapın. Rableri onları daha iyi bilir.'' Onların durumuna vâkıf olanlar ise:''Bizler, kesinlikle onların yanıbaşları

na bir mescit yapacağız'' dediler.


22.(İnsanların kimi:)''Onlar üç kişidir; dördüncüleri de köpekleridir'' diyecekler; yine:''Beş kişidir; altıncıları köpekleridir'' diyecekler. (Bunlar) bilinmeyen hakkında

tahmin yürütmektir. (Kimileri de:)''Onlar yedi kişidir; sekizincisi köpekleridir'' derler. De ki: Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir. Onlar hakkında bilgisi olan çok

azdır. Öyle ise Ashâb-ı Kehf hakkında, delillerin açık olması haricinde bir münakaşaya girişme ve onlar hakkında (ileri geri konuşan) kimselerin hiçbirinden malu

mat isteme.


23,24.ALLAH'ın dilemesine bağlamadıkça (inşaALLAH demedikçe) hiçbir şey için ''Bunu yarın yapacağım'' deme. Bunu unuttuğun takdirde ALLAH'ı an ve:''Umarım

Rabbim beni, doğruya bundan daha yakın olan bir yola iletir'' de.


25.Onlar mağaralarında üç yüzyıl ve buna ilaveten dokuz yıl kalmışlardır.


(Buna göre Ashâb-ı Kehf, mağarada 309 yıl kalmış oluyorlardı. Bazı tefsirlerde bu sayının kamerî takvime göre olduğu belirtilmektedir. 309 kamerî yılın karşılığı

ise milâdî üç asırdır.


Rivayete göre ehl-i kitaptan bazıları, Ashâb-ı Kehf'in mağaraya girişinden hz. Muhammed (sav) (s.a.v.)'in zamanına kadar geçen sürenin 300 sene olduğunu iddia

etmişlerdir ki, ALLAH Teâlâ, şu beyanı ile onların bu iddiasını reddetmektedir:)


26.De ki: Ne kadar kaldıklarını ALLAH daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gizli bilgisi O'na aittir. O'nun görmesi de, işitmesi de şâyanı hayrettir. Onların (göklerde ve

yerde olanların), O'ndan başka bir yöneticisi yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez.


27.Rabbinin Kitabı'ndan sana vahyedileni oku. O!nun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O'ndan başka bir sığınak da bulamazsın.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 02:07:03
 (http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/296.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Cüz:15,Sûre:18  KEHF SÛRESİ  Sayfa:296


28.Sabah akşam Rablerine, O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sebat et. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme. Kalbi

ni bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme.


(Bazı Kureyş ileri gelenleri Hz. Peygamber'den ALLAH'a ve Resûlüne candan bağlı, fakat maddi bakımdan fakir müminleri yanından kovmalarını istemişler, böyle

yaptığı takdirde kendisi ile görüşüp konuşabileceklerini söylemişlerdi. İşte bu âyet, Beyzâvî'nin tefsirinde de belirtildiği gibi, üstünlük ve şerefin, bedeni ve mad

di zinetin değil, gönül zinetinde, yani iman ve güzel yaşayışta olduğunu, dolayısıyla müşriklerin  bu isteğine değer vermemek gerektiğini ifade etmektedir.)


29.Ve de ki: Hak, Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Biz, zalimlere öyle bir cehennem hazırladık ki, onun duvarları kendilerini çepe

çevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) imdat dileyecek olsalar imdatlarına, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. Ne fena bir içecek ve ne kötü

bir kalma yeri!


30.İman edip de güzel davranışlarda bulunanlar (bilmelidirler ki) biz, güzel işler yapanların ecrini zâyi etmeyiz.


31.İşte onlara, alt taraflarından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Onlar Adn cennetlerinde tahtlar üzerine kurularak orada altın bileziklerle bezenecekler; in

ce ve kalın dîbâdan  yeşil elbiseler giyecekler. Ne güzel karşılık ve ne güzel kalma yeri!


32.Onlara, şu iki adamı misal olarak anlat: Bunlardan birine iki üzüm bağı vermiş, her ikisinin de etrafını hurmalarla donatmış, aralarında da ekinler bitirmiştik.


33.İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş, hiçbirisini eksik bırakmamıştı. İkisinin arasından bir de ırmak fışkırtmıştık.


34.Bu adamın başka geliri de vardı. Bu yüzden arkadaşıyla konuşurken ona şöyle dedi:''Ben, servetçe senden daha zenginim; insan sayısı bakımından da sen

den daha güçlüyüm.''


(Bu iki kişinin kimliği konusunda mevcut görüşler şunlardır:

1.Mahzum kabilesinden Mekkeli iki kardeştirler.

2.Maksat ALLAH Resûlü ile Mekkeli müşriklerdir.

3.ALLAH'a inanan ve inanmayan herkes için geçerli bir misaldir.

4.Lu'ayne b. Hısn ve ashâbı ile Selman, Suheyb ve ashabı bir benzetmedir.

5.Babalarından kalan büyük çapta bir mirası birisi inancının gereği gibi, diğeri de inançsızlığın gereği gibi harcayan iki İsrailli kardeştirler... Hepsinde ortak olan

nokta: İman etmeksizin, serveti tek gaye edinerek mal yığma tutkusunun insanı zulme ve hüsrana sürükleyeceği gerçeğidir.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 02:07:30

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/297.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Sayfa:297  KEHF SÛRESİ    Cüz:15,Sûre:18



35.(Böyle gurur ve kibirle) kendisine zulmederek bağına girdi. Şöyle dedi:''Bunun, hiçbir zaman yok olacağını sanmam.''


36.''Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Şayet Rabbimin huzuruna götürülürsem, hiç şüphem yok ki, (orada) bundan daha hayırlı bir akıbet bulurum.''


37.Karşılıklı konuşan arkadaşı ona hitaben:''Sen, dedi, seni topraktan, sonra nutfeden (spermadan) yaratan, daha sonra seni bir adam biçimine sokan ALLAH'ı

inkâr mı ettin?''


(Servetinin ve adamlarının çokluğuyla gururlanan bu kişinin ahireti inkâr ettiği, 36. âyetin başında anlatılmıştır. 37. âyette ise bu kişi ALLAH'ı inkâr etmekle it

ham ediliyor. Şu halde, Beyzâvî'nin de işaret ettiği gibi, ahireti inkâr etmek, bir bakıma ALLAH'ı inkâr etmek demektir. Zira, ahiretin imkânsızlığını savunmak,

ALLAH'ın gücünün sonsuzluğundan şüphe etmenin bir sonucudur. Nitekim bu kişiye, kendisinin yaratılış safhaları hatırlatılmak suretiyle bu kudretin sahibi olan

ALLAH'ın kıyameti de gerçekleştirme gücünde olduğu isbatlanmak istenmiştir.)


38.''Fakat O ALLAH benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmam.''


39.''Bağına girdiğinde:MâşâALLAH! Kuvvet yalnız ALLAH'ındır, deseydin ya! Eğer malca ve evlâtça beni kendinden güçsüz görüyorsan (şunu bil ki:)''


40.''Belki Rabbim bana, senin bağından daha iyisini verir; senin bağına ise gökten yıldırımlar gönderir de bağ kupkuru bir toprak haline gelir.''


41.''Yahut, bağının suyu dibe çekilir de bir daha onu arayıp bulamazsın.''


42.Derken onun serveti kuşatılıp yok edildi. Böylece, bağı uğruna yaptığı masraflardan ötürü ellerini oğuşturup kaldı. Bağın çardakları yere çökmüştü. ''Ah, di

yordu, keşke ben Rabbime hiçbir ortak koşmamış olsaydım!''


43.Kendisine ALLAH'tan başka yardım edecek destekçileri olmadığı gibi kendi kendini de kurtaracak güçte değildi.


44.İşte burada yardım ve dostluk, Hak olan ALLAH'a mahsustur. Mükâfatı en iyi olan O, en güzel âkıbeti veren yine O'dur.


45.Onlara şunu da misal göster: Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkisi (önce gelişip) birbirine karışmış; arkasın

dan rüzgârın savurduğu çerçöp haline gelmiştir. ALLAH, her şey üzerinde iktidar sahibidir.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 02:07:56

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/298.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya


Cüz:15,Sûre:18  KEHF SÛRESİ   Sayfa:298


(ALLAH Teâlâ, 45. âyetteki teşbih ile dünya hayatının geçiciliğini, ibret nazarıyla bakan insanın, bir bitkide dahi kendi hayatının başlama, gelişme ve tükenip son

bulma safhalarını açık bir şekilde görebileceğini belirttikten sonra, insana yaraşanın, dünyanın geçici zinetlerine aldanmak yerine, kısa süren dünya hayatında

yapacağı iyi işlerle ebedî saadete erişmek olduğuna işaret etmektedir:)


46.Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür; ölümsüz olan iyi işler ise Rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha lâyıktır.


47.(Düşün) o günü ki, dağları yerinden götürürüz ve yeryüzünün çıplak olduğunu görürsün. Hiçbirini bırakmaksızın onları (tüm ölüleri) mahşerde toplamış ola

cağız.


48.Ve hepsi sıra sıra Rabbinin huzuruna çıkarılmışlardır: Andolsun ki sizi ilk defasında yarattığımız şekilde bize geldiniz. Oysa size vâdedilenlerin tahakkuk ede

ceği bir zaman tayin etmediğimizi sanmıştınız, değil mi?


(Bu âyetle ilgili olarak Kurtubî bir hadis nakleder ve hadisi bu âyete en özlü tefsir sayar:''Kıyamet günü ALLAH Teâlâ yüksek bir sesle seslenir ve şöyle buyurur:

Ey kullarım! Ben ALLAH'ım, benden başka ilâh yoktur. Ben acıyanların en acıyanı, hüküm verenlerin en âdili ve hesap görenlerin en süratlisiyim. Bugün size korku

yok. Üzülmeyeceksiniz de. Delillerinizi hazırlayın, kolay cevap verin. Çünkü sorumlusunuz, hesaba çekileceksiniz. Ey meleklerim! Hesapları görülmek üzere kulları

mı ayak parmakları üzerinde sıra sıra dikin.'')


49.Kitap ortaya konmuştur: Suçluların onda yazılı olanlardan korkmuş olduklarını görürsün. ''Vay halimize! derler, bu nasıl kitapmış! Küçük büyük hiçbir şey bırak

maksızın (yaptıklarımızın) hepsini sayıp dökmüş!'' Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.


50.Hani biz meleklere: Âdem'e secde edin, demiştik; İblis hariç olmak üzere, onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi; Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi

siz, beni bırakıp da onu ve onun soyunu mu dost ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne fena bir değişmedir!


51.Ben onları (İblis ve soyunu) ne göklerin ve yerin yaratılışına, ne de bizzat kendilerinin yaratılışına şahit tuttum. Ben yoldan çıkaranları yardımcı edinecek

değilim.


52.Yine o günü (düşünün ki, ALLAH kâfirlere): Benim ortaklarım olduklarını ileri sürdüğünüz şeyleri çağırın! buyurur. Çağırmışlardır onları; fakat kendilerine cevap

vermemişlerdir. Biz onların arasına tehlikeli bir uçurum koyduk.


53.Suçlular ateşi görür görmez, orayı boylayacaklarını iyice anladılar; ondan kurtuluş yolu da bulamadılar.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 02:08:24

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/299.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Sayfa:299 KEHF SÛRESİ   Cüz:15,Sûre:18


54.Hakikaten biz bu Kur'ân'da insanlar için her türlü misali sayıp dökmüşüzdür. Fakat tartışmaya en çok düşkün varlık insandır.


55.Kendilerine hidayet geldiğinde insanları iman etmekten ve Rablerinden mağfiret talep etmekten  alıkoyan şey, sadece, öncekilerinin başına gelenlerin kendi

başlarına da gelmesini, yahut azabın göz göre göre kendilerine gelmesini beklemeleridir!


56.Biz resulleri, sadece müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kâfir olanlar ise, hakkı bâtıla dayanarak ortadan kaldırmak için bâtıl yolla mücadele verir

ler. Onlar âyetlerimizi ve uyarıldıkları şeyleri alaya almışlardır.
 

57.Kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da ona sırt çevirenden, kendi elleriyle yaptığını unutandan daha zalim kim vardır! Biz onların kalplerine, bunu anlama

larına engel olan bir ağırlık, kulaklarına da sağırlık verdik. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyyen hidayete eremeyeceklerdir.


58.Senin, bağışı bol olan Rabbin merhamet sahibidir; şayet yaptıkları yüzünden onları (hemen) muaheze edecek olsaydı, onlara azabı çarçabuk verirdi. Fakat

kendilerine tanınmış belli bir süre vardır ki, artık bundan kaçıp kurtulacakları bir sığınak bulamayacaklardır.


59.İşte şu ülkeler; zulmettikleri zaman onları helâk ettik. Onları helâk etmek için de belli bir zaman tayin etmiştik.


60.Bir vakit Musa genç adamına demişti ki:''Durup dinlenmiyeceğim; tâ iki denizin birleştiği yere kadar varacağım, yahut senelerce yürüyeceğim.''


(Tefsirlerde, Musa'nın genç adamının, Yûşâ b. Nûn adında biri olduğu, Yûşâ'nın Hz. Musa'ya hizmet ettiği, ondan ilim öğrendiği rivayet edilmektedir.


Âyette sözü edilen iki denizin hangi denizler olduğuna dair bir açıklık yoktur. Bunların Hazar Denizi ile Karadeniz olduğu, yahut Nil nehrinin iki kolu olan Beyaz

Nil ile Mavi Nil olabileceği ifade edilmektedir. Bir başka anlayışa göre bu iki denizden biri Hz. Musa, diğeri de Hızır (a.s.)'dır. Çünkü Musa zâhir âleminin, Hızır

da bâtın âleminin denizidir.)


61.Her ikisi, iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. Balık, denizde bir yol tutup gitmişti.


(Rivayete göre genç bir yakını ile Hz. Musa bu yolculuğa, ALLAH tarafından, kendisinden daha bilgili olduğu haber verilen Hızır ile buluşmak için çıkmıştı. Yan

larında bir de cansız balık vardı. Bu balık ALLAH'ın kudreti ile nerede canlanır, denize sıçrayıp giderse bu, Hızır'ın orada olduğuna işaret olacaktı.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 02:08:47
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/300.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Cüz:15,Sûre:18  KEHF SÛRESİ    Sayfa:300


62.(Buluşma yerlerini) geçip gittiklerinde Musa genç adamına: Kuşluk yemeğimizi getir bize. Hakikaten şu yolculuğumuz yüzünden başımıza (epeyce) sıkıntı gel

di, dedi.


63.(Genç adam:) Gördün mü! dedi, kayaya sığındığımız sırada balığı unuttum. Onu hatırlamamı bana şeytandan başkası unutturmadı. O, şaşılacak bir şekilde de

nizde yolunu tutup gitmişti.


(Burada Hz. Musa'nın genç arkadaşına şaşkınlık veren, ölmüş bir balığın, bir mucize neticesinde canlanarak denize akıp gitmesidir. Bu mucizenin tahakkuk ettiği

yer, Hz. Hızır'ın bulunduğu yer idi. Musa bunu bildiği için adamın, balığın canlanarak denize girmesi halinde bundan kendisini haberdar etmesini tenbihlemiş, fa

kat bir kayanın yanında istirahate çekildikleri ve belki de Hz. Musa'nın uykuya daldığı bir sırada balık denize sıçradığı halde adam haber verme görevini unutmuş,

bir süre daha ilerleyip, Hz. Musa yemekten bahsedince arkadaşı balığın denize gittiğini hatırlatmıştı.)


64.Musa: İşte aradığımız o idi, dedi. Hemen izlerinin üzerine geri döndüler.


65.Derken, kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet (vahiy ve peygamberlik) vermiş, yine ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.


66.Musa ona: Sana öğretilenden, bana, doğruyu bulmama yardım edecek bir bilgi öğretmen için sana tâbi olayım mı? dedi.


67.Dedi ki: Doğrusu sen benimle beraberliğe sabredemezsin.


68.(İç yüzünü) kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredersin?


69.Musa:İnşaALLAH, dedi, sen beni sabreder bulacaksın. Senin emrine de karşı gelmem.


70.(O kul:) Eğer bana tâbi olursan, sana o konuda bilgi verinceye kadar hiçbir şey hakkında bana soru sorma! dedi.


71.Bunun üzerine yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman o (Hızır) gemiyi deldi. Musa: Halkını boğmak için mi onu deldin? Gerçekten sen (ziyanı) büyük bir

iş yaptın! dedi.


72.(Hızır:) Ben sana, benimle beraberliğe sabredemezsin, demedim mi? dedi.


73.Musa: Unuttuğum şeyden dolayı beni muaheze etme; işimde bana güçlük çıkarma, dedi.


74.Yine yürüdüler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında (Hızır) hemen onu öldürdü. Musa dedi ki: Tertemiz bir canı, bir can karşılığı olmaksızın (kimseyi öl

dürmediği halde) katlettin ha! Gerçekten sen fena bir şey yaptın!


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 02:09:08

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/301.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Sayfa:301  KEHF SÛRESİ   Cüz:16,Sûre:18


75.(Hızır:) Ben sana, benimle beraber (olacaklara) sabredemezsin, demedim mi? dedi.


76.Musa: Eğer, dedi, bundan sonra sana bir şey sorarsam, artık bana arkadaşlık etme. Hakikaten benim tarafımdan (ileri sürebilecek) mazeretin sonuna ulaştın.


(Bu sözü ile Hz. Musa, artık özür dileyecek hali kalmadığını anlatmak istemişti.)


77.Yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere bulu

nan bir duvarla karşılaştılar. (Hızır) hemen doğrulttu. Musa: Dileseydin, elbet buna karşı bir ücret alırdın, dedi.


78.(Hızır) şöyle dedi:''İşte bu, benimle senin aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana, sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.''


79.''Gemi var ya, o, denizde çalışan yoksul kimselerindi. Onu kusurlu kılmak istedim. (Çünkü) onların arkasında, her (sağlam) gemiyi gasbetmekte olan bir kral

vardı.''


(Şu halde Hızır, fakir denizcilerin gemisini yaralamakla, kralın bu gemiyi gasbetme ihtimalini ortadan kaldırmış, böylece bu fakirlere iyilik etmişti. Hızır (a.s.) söz

lerine devam etti:)


80.''Erkek çocuğa gelince, onun ana-babası, mümin kimselerdi. Bunun için (çocuğun) onları azgınlık ve nankörlüğe boğmasından korktuk.''


(Zira Hızır (a.s.), bu çocuğun ileride zalim biri olacağını, temiz birer mümin olan ebeveynine karşı azgınlık ve nankörlük göstereceğini, yahut çocuk sevgisi yüz

ünden ana-babasının manevi hayatlarının tehlikeye düşeceğini biliyordu; ALLAH bunu Hızır'a bildirmişti.)


81.(Devam etti:)''Böylece istedik ki, Rableri onun yerine kendilerine, ondan daha temiz ve daha merhametlisini versin.''


82.''Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir hazine vardı; babaları ise iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki, o iki küçük çocuk güçlü

çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç

yüzü budur.''


83.(Resûlüm!) Sana Zülkarneyn hakkında soru sorarlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım.


(Âyette, müşriklerin veya yahudilerin, hakkında soru sorduğu belirtilen Zülkarneyn'in kim olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Beyzâvî'nin tefsirinde bunun Bü

yük İskender olduğu, peygamberliği kesin olmamakla beraber, iyi bir mümin olduğu konusunda ittifak bulunduğu zikredilmekte; ''cihan hakimiyetine ulaşmış ol

duğundan veya İran ve Roma imparatoru olduğundan ya da, yiğitlik simgesi olmak üzere tacında iki boynuz bulunduğundan'' kendisine Zülkarneyn denildiği be

lirtilmekte ise de, bu görüş bir kısım tefsirciler tarafından fazla tasvip görmemiştir. Burada sözü edilen kişi ALLAH'ın kitabına mazhar olduğuna göre Kral İskender'

den daha önce gelmiş bir peygamber olması ihtimali kuvvet kazanmaktadır.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 02:09:30
 (http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/302.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Cüz:16,Sûre:18     KEHF SÛRESİ    Sayfa:302


84.Gerçekten biz onu yeryüzünde iktidar ve kudret sahibi kıldık, ona (muhtaç olduğu) her şey için bir sebep (bir vasıta ve yol) verdik.


85.O da bir yol tutup gitti.


86.Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında (orada) bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz:Ey Zülkarneyn! Onlara

ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin, dedik.


(Tefsirlerde nakledildiğine göre Zülkarneyn, batı da Atlas okyanusuna, yahut Karadeniz'e kadar gitti. Orada güneşin deniz ufkunda batışını seyretti. Ancak, ko

ca kâinat içinde bu deniz, kendisine bir su gözesi kadar küçük geldi. Güneş, sislerle kaplı deniz ufkunda, sanki balçıklı bir su gözesine gömülür gibi batıyordu.

Sahilde karşılaştığı kavim, müfessirlerin kanaatine göre, kâfir bir millet idi. O yüzden ALLAH Teâlâ, Zülkarneyn'i, bu kavmi cezalandırmak veya eğitmek, irşad et

mek, böylece iyilikle yola getirmek arasında muhayyer kıldı.)


87.O, şöyle dedi:''Haksızlık edeni cezalandıracağız; sonra o, Rabbine gönderilecek; sonra ALLAH da ona korkunç bir azap uygulayacak.''


88.''İman edip de iyi davranan kimseye gelince, onun için de en güzel bir karşılık vardır. Ve buyruğumuzdan, ona kolay olanını söyleyeceğiz.''


89.Sonra yine bir yol tuttu.


90.Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu öyle bir kavim üzerine doğar buldu ki, onlar için güneşe karşı bir örtü yapmamıştık.


(Zülkarneyn, batıda işlerini bitirdikten sonra doğunun yolunu tuttu. En sonunda, ihtimal Asya'nın doğu kıyılarına, Hint okyanusuna, yahut Hazar denizine ulaştı.

Burada karşılaştığı insanlar, rivayete göre, güneşin ışığına ve sıcağına karşı korunmak için elbise ve ev yapmasını bilmiyorlardı.)


91.İşte böylece onunla ilgili her şeyden haberdardık.


92.Sonra yine bir yol tuttu.


93.Nihayet iki dağ arasına ulaştığında onların önünde, hemen hiçbir sözü anlamayan bir kavim buldu.


94.Dediler ki: Ey Zülkarneyn! Bu memlekette Ye'cûc ve Me'cûc bozgunculuk yapmaktadırlar. Bizimle onlar arasında bir sed yapman için sana bir vergi verelim

mi?


95.Dedi ki:''Rabbimin beni içinde bulundurduğu nimet ve kudret daha hayırlıdır. Siz bana kuvvetinizle destek olun da, sizinle onlar arasına aşılmaz bir engel ya

payım.''


96.''Bana, demir kütleleri getirin.'' Nihayet dağın iki yanı arasını aynı seviyeye getirince (vadiyi doldurunca):''Üfleyin (körükleyin)!'' dedi. Artık onu kor haline

sokunca:''Getirin bana, üzerine bir miktar erimiş  bakır dökeyim'' dedi.


97.Bu sebeple onu ne aşmaya muktedir oldular ne de onu delebildiler.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 02:09:54
 (http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/303.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Sayfa:303  KEHF SÛRESİ     Cüz:16,Sûre:18


98.Zülkarneyn:Bu, Rabbimden bir rahmettir. Fakat Rabbimin vâdi gelince, O, bunu yerle bir eder. Rabbimin vâdi haktır, dedi.


99.O gün (kıyamet gününde bakarsın ki) biz onları, birbirine çarparak çalkalanır bir halde bırakmışızdır; Sûr'a da üfürülmüş, böylece onları bütünüyle biraraya ge

tirmişizdir.


100, 101.Ve, gözleri beni görmeye kapalı bulunan, kulak vermeye de tahammül edemez olan kâfirleri o gün cehennemle yüz yüze getirmişizdir.


102.Kâfirler, beni bırakıp da kullarımı dostlar edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi kâfirlere bir konak olarak hazırladık.


103.De ki: Size, (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi?


104.(Bunlar;) iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.


105.İşte onlar, Rablerinin âyetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr eden, bu yüzden amelleri boşa giden kimselerdir ki, biz onlar için kıyamet gününde hiçbir ölçü tut

mayacağız.


(Kıyamet terazisinde ağır çeken iman ve sâlih amellerdir. Kâfirlerin ise hayırlı işleri bulunmadığından mizanları boş kalacak; dünya da çoğu insanın değer verdiği

şeyler orada değersiz sayılacaktır.)


106.İşte, inkâr ettikleri, âyetlerimi ve resûllerimi alaya aldıkları için onların cezası cehennemdir.


107.İman edip iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için makam olarak Firdevs cennetleri vardır.


108.Orada ebedî kalacaklardır. Oradan hiç ayrılmak istemezler.


109.De ki: Rabbimin sözleri için derya mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave getirsek dahi,  Rabbimin sözleri bitmeden önce deniz tükenecektir.


(Bu âyette ALLAH'ın sözlerinden maksat, O'nun ilim ve hikmetidir. ALLAH Teâlâ'nın ilim ve hikmeti sonsuz ve sınırsız; denizler ise, çokluğuna rağmen, sonlu ve sınır

lıdır. Şu halde, ALLAH'ın ilim ve hikmetini yazmak için mürekkep olarak, deryaların dahi kifayetsiz geleceği âşikârdır.)


110.De ki: Ben, yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Şu var ki) bana, İlâh'ınızın, sadece bir İlâh olduğu vahyolunuyor. Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa,

iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 02:10:15
 (http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/304.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Cüz:16,Sûre:19   MERYEM SÛRESİ   Sayfa:304


(19)


ONDOKUZUNCU SÛRE


MERYEM


Meryem sûresi, 98 âyet olup Mekke'de nazil olmuştur. Bazı tefsirlere göre 58. âyet, bazılarına göre 71. âyet Medine'de nâzil olmuştur. Bu sûre, diğer bahisler

yanında, özellikle Hz. Meryem'den ve onun Hz. İsa'yı dünyaya getirmesinden bahsetmesi sebebiyle ''Meryem sûresi'' adını almıştır.


Bismillâhirrahmânirrahîm


1.Kâf. Hâ. Yâ. Ayn. Sâd.


2.(Bu,) Rabbinin, Zekeriyya kuluna rahmetinin anılmasıdır.


3.Hani o, gizli bir sesle Rabbine niyaz etmişti:


4.Rabbim! dedi, benden (vücudumdan), kemiklerim zayıfladı, saçım başım ağardı. Ve ben, Rabbim, sana (ettiğim) dua sayesinde hiç bedbaht olmadım.


5.Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olan yakınlarımdan endişe ediyorum. Karım da kısırdır. Tarafından bana bir veli (oğul) ver.


6.Ki o bana vâris olsun; Ya'kub hanedanına da vâris olsun. Rabbim, onu rızana lâyık kıl!


7.(ALLAH şöyle buyurdu:) Ey Zekeriyya! Biz sana bir oğul müjdeleriz ki, onun adı Yahya'dır. Daha önce ona kimseyi adaş yapmadık.


(Âyetin son cümlesi ''Daha önce hiç kimseyi onun benzeri kılmadık'' şeklinde de anlaşılmıştır. Zira Hz. Yahya'nın kısır bir anneden doğması eşsiz bir olay, yani

mucizedir.)


8.Zekeriyya:Rabbim! dedi, karım kısır olduğu, ben de ihtiyarlığın son sınırına vardığım halde, benim nasıl oğlum olabilir?


9.ALLAH:Öyledir, dedi; Rabbin:O bana kolaydır. Daha önce, sen hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım, buyurdu.


10.O:Rabbim! dedi, (çocuğum olacağına dair) bana bir işaret ver. ALLAH:Sana işaret, sapasağlam olduğun halde üç gün insanlarla konuşamamandır, buyurdu.


11.Bunun üzerine Zekeriyya, mâbetten kavminin karşısına çıkarak onlara:''Sabah akşam tesbihte bulunun'' diye işaret verdi.


(''Mâbet''ten şeklinde tercüme edilen ''mihrap'' o zamanlarda ibadet edilen yer veya Beyt-i Makdis içinde yüksek bir yerdeki hücre manasına kullanılıyordu.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 02:10:37

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/305.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya


Sayfa:305  MERYEM SÛRESİ  Cüz:16,Sûre:19


(ALLAH Teâlâ, yaşlı Zekeriyya ile kısırlaşmış olan eşinden bir çocuk göndermekle kudretinin sınırsızlığını ortaya koymuştur. Yukarıdaki âyetlerde buna işaret buyu

rulduktan sonra şimdi, doğumu mucizeli bir şekilde gerçekleşen Yahya (a.s.)'a hitap ediliyor:)


12.''Ey Yahya! Kitab'a (Tevrat'a) vargücünle sarıl!'' (dedik) ve henüz sabi iken ona (ilim ve) hikmet verdik.


13.Tarafımızdan ona kalp yumuşaklığı ve temizlik de (verdik). O, çok sakınan bir kimse idi.


14.Ana-babasına çok iyi davranırdı; o, isyankâr bir zorba değildi.


15.Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağı gün ona selâm olsun!


(Yahya (a.s.)'ın mucizevî doğumundan sonra Hz. Meryem'in yine mucize olarak Hz. İsa'ya hamile kalması ve onu dünyaya getirmesi olayına geçiliyor.)


16.(Resûlüm!) Kitap'ta Meryem'i de an. Hani o, ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti.


(Buradaki ''doğu tarafı'', müfessirlerce Mescid-i Aksâ'nın doğu yanı, yahut Meryem'in evinin doğu tarafı şeklinde tefsir edilmiş, bu sebeple hıristiyanların, kıble

olarak doğuya yöneldikleri ifade edilmiştir.)


17.Meryem, onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken, biz ona ruhumuzu gönderdik de o, kendisine tastamam bir insan şeklinde göründü.


(Müfessirlerin çoğunluğuna göre âyetteki ruhtan maksat, Cebrail (a.s.)'dir. Hz. Meryem korkmasın ve sözünü anlasın diye ALLAH Teâlâ, Cebrail'i bir insan kılığın

da göndermiştir. Bak. Bakara, 2/87.)


18.Meryem dedi ki:Senden, çok esirgeyici olan ALLAH'a sığınırım! Eğer ALLAH'tan sakınan bir kimse isen (bana dokunma).


19.Melek:Ben, yalnızca, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamam için Rabbinin bir elçisiyim, dedi.


20.Meryem:Bana bir insan eli değmediği, iffetsiz de olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir? dedi.


21.Melek: Öyledir, dedi; (zira) Rabbin buyurdu ki: Bu bana kolaydır. Çünkü biz, onu insanlara bir delil ve kendimizden bir rahmet kılacağız. Bu, hüküm ve karara

bağlanmış (ezelde olup bitmiş) bir iş idi.


22.Meryem ona hamile kaldı. Bunun üzerine onunla (karnındaki çocukla) uzak bir yere çekildi.


23.Doğum sancısı onu bir hurma ağacına (dayanmaya) sevketti. ''Keşke, dedi,  bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim!''


24.Aşağısından (İsa yahut melek) ona şöyle seslendi:''Tasalanma! Rabbin senin alt yanında bir su arkı vücuda getirmiştir.''


(Âyete şu manada verilmiştir:''Tasalanma! Rabbin senin altındakini (yani İsa'yı) şerefli bir lider olarak yaratmıştır.'')


25.''Hurma dalını kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma dökülsün.''


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 02:10:56

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/306.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Cüz:16,Sûre:19  MERYEM SÛRESİ   Sayfa:306


26.''Ye, iç. Gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görürsen de ki: Ben, çok merhametli olan ALLAH'a oruç adadım; artık bugün hiçbir insanla konuşmayacağım.''


(Rivayetlere göre Meryem'in kavmi, yememek, içmemek suretiyle oruç tuttukları gibi, konuşmamak suretiyle de tutarlarmış. Yahut oruçlu iken yeme-içmeden ka

çındıkları gibi konuşmaktan da  kaçınırlarmış. Hz. Meryem de buna uygun olarak sükût orucu adamış olmaktadır.)


27.Nihayet onu (kucağında) taşıyarak kavmine getirdi. Dediler ki: Ey Meryem! Hakikaten sen iğrenç bir şey yaptın!


28.Ey Harun'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir insan değildi; annen de iffetsiz değildi.


(Âyette anılan Harun, Hz. Musa'nın kardeşi ve peygamber Harun değildir. Bu Harun'un kimliğiyle ilgili görüşlerin doğruya en yakın olanına göre o, Hz. Meryem'in

hakiki kardeşidir. Ana-babası gibi o da iffetli ve sâlih bir kimse idi. Bu işin iç yüzünü bilmeyenler, böyle birinin kızkardeşi olan Meryem'e zina etmeyi asla yakıştı

ramadıklarını belirtmek istemişlerdir.)


29.Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. ''Biz, dediler, beşikteki bir sâbi ile nasıl konuşuruz?''


(ALLAH'ın müstakbel elçisi olan çocuk, O'nun verdiği konuşma kabiliyeti ile dile geldi ve:)


30.Çocuk şöyle dedi:''Ben, ALLAH'ın kuluyum. O, bana Kitab'ı verdi ve beni peygamber yaptı.''


31.''Nerede olursam olayım, O beni mübarek kıldı; yaşadığım sürece namazı ve zekâtı emretti.''


32.Beni anneme saygılı kıldı; beni bedbaht bir zorba yapmadı.''


33.Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden  kaldırılacağım gün esenlik banadır.''


34.İşte, hakkında şüphe ettikleri Meryem oğlu İsa -hak söz olarak- budur.


(Müfessirler, bu âyete şu manayı da vermişlerdir:''İşte Meryem oğlu İsa, (onun hakkındaki bu beyan), hak sözdür ki, onlar bunda şüpheye düşerler.'' Metindeki

manaya göre İsa'nın hak söz olması, ALLAH'ın ''kün=Ol!'' emrinin eseri olmasındandır.)


35.ALLAH'ın bir evlât edinmesi, olur şey değildir. O, bundan münezzehtir. Bir işe hükmettiği zaman, ona sadece ''Ol!'' der ve hemen olur.


36.(İsa şunu da söyledi:) Muhakkak ki ALLAH, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O'na kulluk ediniz. İşte doğru yol budur.


37.Sonra guruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler. Büyük güne şahit olunduğu zamanda vay o kâfirlerin haline!


(Tefsirciler, aralarında ayrılığa düşen bu gurupların, yahudiler ile hıristiyanlar veya hıristiyanların kendi içindeki mezhepler olduğunu, bunlardan kiminin Hz. İsa'

ya ''ALLAH'ın oğlu'', kiminin ''ALLAH'ın kendisi'', bir kısmının ''üç uknûmdan biri'', bazısının da ''ALLAH'ın kulu ve resûlü'' dediklerini, böylece ihtilafa düştüklerini belirti

yorlar.)


38.Onlar, bizim huzurumuza çıkacakları gün (başlarına gelecek olanları) ne iyi duyarlar ve ne iyi görürler (bir görsen)! Fakat o zalimler  bugün açık bir sapıklık

içindedirler.''


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 02:11:29

(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/307.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya


Sayfa:307  MERYEM SÛRESİ        Cüz:16,Sûre:19



39.(Resûlüm!) Sen onları pişmanlık ve üzüntü günü hakkında uyar. Çünkü onlar bir gafletin içine dalmış oldukları halde ve henüz iman etmemişken (bakarsın)

iş olup bitmiştir.


(Yani, herkesin hesabı görülmüş; bu hesap sonunda cennete gideceklerle cehennemi boylayacak olanlar birbirinden ayrılmıştır.)


40.Yeryüzüne ve onun üzerindekilere ancak biz vâris oluruz (her şey gider, biz kalırız) ve onlar ancak bize döndürülürler.


41.Kitap'ta İbrahim'i an. Zira o, sıdkı bütün bir peygamberdi.


42.Bir zaman o babasına dedi ki: Babacığım! Duymayan, görmeyen ve sana hiçbir fayda sağlamayan bir şeye niçin taparsın?


43.Babacığım! Hakikaten sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Öyle ise bana uy ki, seni düz yola çıkarayım.


44.Babacığım! Şeytana kulluk etme! Çünkü şeytan, çok merhametli olan ALLAH'a asi oldu.


45.Babacığım! ALLAH tarafından sana azap dokunup da şeytanın yakını olmandan korkuyorum.


46.(Babası:) Ey İbrahim! dedi, sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, andolsun seni taşlarım! Uzun bir zaman benden uzak dur!


47.(İbrahim:) Selâm sana (esen kal) dedi, Rabbimden senin için mağfiret dileyeceğim. Çünkü O bana karşı çok lütufkârdır.


48.Sizden de, ALLAH'ın dışında taptığınız şeylerden de uzaklaşıyor ve Rabbime yalvarıyorum. Umulur ki (senin için) Rabbime dua etmemle bedbaht (emeği boşa

gitmiş) olmam.


49.Nihayet İbrahim onlardan ve ALLAH'tan başka taptıkları şeylerden uzaklaşıp bir tarafa çekildiği zaman biz ona İshak ve Yâ'kub'u bağışladık ve her birini pey

gamber yaptık.


(Hz. İbrahim'in, kavminden uzaklaşarak hicret ettiği beldenin, Şam ve Filistin olduğu rivayet edilir. Beyzâvî'nin naklettiğine göre, Hz. İbrahim Şam'a mütevec

cihen yola çıktığında önce Harran'a gitmiş, orada Sâra ile evlenmiş ve bu evlilikten Hz. İshak dünyaya gelmiştir. Hz. Yâ'kub ise, İshak'ın oğlu ve İbrahim'in

torunudur.)


50.Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk; kendilerine haklı ve yüksek bir şöhret nasip ettik.


51.(Resûlüm!) Kitap'ta Musa'yı da an. Gerçekten o ihlâs sahibi idi ve hem resûl, hem de nebî idi.


(Yaygın anlayışa göre sadece eski peygamberlerden birinin kitap ve şeriatını devam ettiren peygamber ''nebî'', kendisine yeni bir kitap indirilmiş olan ve yeni

bir din tebliğ eden peygamber ise hem ''nebî'' hem de ''resûl'' dür. Hz. Musa'ya Tevrat inzal buyurulduğundan, yukarıdaki âyette nebî ve resûl olarak anılmış

tır.)


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 02:11:48
 (http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/308.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Cüz:16, Sûre:19  MERYEM SÛRESİ   Sayfa:308


52.O'na Tûr'un sağ tarafından seslendik ve onu, fısıldaşan kimse kadar (kendimize) yaklaştırdık.


53.Rahmetimizin bir sonucu olarak ona kardeşi Harun'u bir peygamber olarak armağan ettik.


(Hz. Musa, ailesi efradından Harun'un, kendisine vekil ve yardımcı tayin edilmesi için ALLAH'a niyazda bulunmuş, ALLAH Teâlâ da onun bu dileğini

kabul etmişti.)


54.(Resûlüm!) Kitap'ta İsmail'i de an. Gerçekten o, sözüne sâdıktı, resûl ve nebî idi.


55.Halkına namazı ve zekâtı emrederdi; Rabbi nezdinde de hoşnutluk kazanmış bir kimse idi.


56.Kitap'ta İdris'i de an. Hakikaten o, pek doğru bir insan, bir peygamberdi.


57.Onu üstün bir makama yücelttik.


(Müfessirlerin belirttiğine göre, Hz. İdris'in asıl adı Uhnûh'tur; Hz. Nuh'un üçüncü batından dedesidir. Kendisinden önce insanlar hayvan postları giydikleri hal

de o, elbise dikmeyi icad etmiş, ayrıca ilk defa kalem kullanan, yıldızlar ve hesap ilmi üzerinde düşünen insan olmuştur. Kendisine 30 sayfa vahiy inmiştir.)


58.İşte bunlar, ALLAH'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden, Âdem'în soyundan, Nuh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail (Yâ'kub)'

in soyundan, doğruya ulaştırdığımız ve seçkin kıldığımız kimselerdendir. Onlara, çok merhametli olan ALLAH'ın âyetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanır

lardı.


59.Nihayet onların peşinden öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı bıraktılar; nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden ileride sapıklıklarının cezasını çekecekler.


60, 61.Ancak tevbe eden, iman eden ve iyi davranışta bulunan kimseler hariçtir. Bunlar, hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın cennete, çok merhametli olan ALLAH'

ın, kullarına gıyaben vâdettiği Adn cennetlerine girecekler. Şüphesiz O'nun vâdi yerini bulacaktır.


(Âyetin son cümlesi şöyle de anlaşılmıştır:''Muhakkak ki ALLAH'ın iyi kulları, O'nun vâdettiği cennete kavuşacaklardır.'')


62.Orada boş söz değil, hoş söz duyarlar. Ve orada, sabah-akşam kendilerine ait rızıkları vardır.


63.Kullarımızdan, takvâ sahibi kimselere verdiğimiz cennet işte budur.


(Abdullah b. Abbas'ın rivayetine göre Resûlullah (s.a.v.) Cebrail'e:''Ey Cebrail, bizi şimdi yaptığın ziyaretlerden daha fazla ziyaret etmenden seni engelleyen

bir şey mi var?'' diyerek Cebrail'in kendisini daha çok ziyaret etmesini istemiş; bir başka rivayete göre, inanmayanlar Hz. Peygamber'e bazı konularda soru

lar sormuşlar; Hz. Peygamber, kendilerine yakında bilgi vereceğini söylemiş, fakat Cebrail beklediği zamanda gelmediği için gerekli bilgiyi edinmekte gecikmiş;

bu fırsatı kaçırmayan müşrikler:''Muhammed'in Rabbi kendisini unuttu'' gibi laflar edince o, buna çok üzülmüştü. Bunun üzerine Cebrail'in sözünü naklede şu

âyet indi:)


64.Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan her şey O'na aittir. Senin Rabbin unutkan değildir.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 02:12:07
 (http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/309.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya


Sayfa:309    MERYEM SÛRESİ   Cüz:16, Sûre:19


65.(O) göklerin, yerin ve ikisi arasındaki şeylerin Rabbidir. Şu halde O'na kulluk et; O'na kulluk etmek için sabırlı ve metânetli ol. O'nun bir adaşı (benzeri) ol

duğunu biliyor musun? (Asla benzeri yoktur).


(Müşrik Araplar, ALLAH ismini sadece, en büyük yaratıcı olan Cenâb-ı Hak için kullanırlar, O'nun dışında taptıkları putlara, ALLAH demeyip ''ilâh'' derlerdi.)


66.İnsan der ki:''Öldüğüm zaman sahi diri olarak (kabrimden) çıkarılacak mıyım?''


67.İnsan düşünmez mi ki, daha önce o hiçbir şey olmadığı halde biz kendisini yaratmışızdır?


68.Öyle ise, Rabbine andolsun ki, muhakkak surette onları şeytanlarla birlikte mahşerde toplayacağız; sonra onları diz üstü çökmüş vaziyette cehennemin

çevresinde hazır bulunduracağız.


69.Sonra her milletten, rahmân olan ALLAH'a en çok asi olanlar hangileri ise çekip ayıracağız.


(ALLAH'a en çok asi olanların ayrılması, müfessirler tarafından şöyle yorumlanmıştır: İsyankârların bir kısmı ayırdedilip cehenneme atılacak; isyanı daha hafif

olan ve durumu uygun düşenler ise bağışlanacaklar. Ancak, eğer âyet bütünüyle kâfirlere dair ise, o takdirde bu ayrılma, herkesin, inkârcılık ve isyan dere

cesine göre çeşitli guruplara ayrılmasıdır ki, buna göre her gurup, sırasıyla, cehennemde durumuna uygun bir tabakaya atılacaktır.)


70.Sonra, orayı boylamaya daha çok müstahak olanları elbette biz daha iyi biliriz.


71.İçinizden, oraya uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür.


(Bir rivayete göre, iyi veya kötü her insan cehenneme uğrayacak, ancak ALLAH, iyileri yakmayacak, oradan kurtaracaktır. Câbir (r.a.)'in naklettiği bir hadise

göre, cennetteki müminler, daha önce cehenneme uğrayacaklar, fakat cehennemde onların uğradığı yerlerin ateşi sönecektir. Bir diğer rivayete göre, cen

netlik müminlerin cehenneme uğramaları, Sırat'tan geçmelerinden ibarettir.)


72.Sonra biz, ALLAH'tan sakınanları kurtarırız; zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız.


73.Kendilerine âyetlerimiz ayan beyan okunduğu zaman inkâr edenler, iman edenlere: İki topluluktan hangisinin (hangimizin) mevkii ve makamı daha iyi, mec

lis ve topluluğu daha güzeldir? dediler.


74.Onlardan önce de, eşya ve görünüş bakımından daha güzel olan nice nesiller helâk ettik.


75.De ki: Kim sapıklıkta ise, çok merhametli olan ALLAH ona mühlet versin! Nihayet kendilerine vâdolunan şeyi -ya azabı (müminler karşısında yenilgiyi), veya

kıyameti- gördükleri zaman, mevkii ve makamı daha kötü ve askeri daha zayıf olanın kim olduğunu öğreneceklerdir.


76.ALLAH, doğru yola gidenlerin hidayetini arttırır. Sürekli kalan iyi işler, Rabbinin nezdinde hem mükâfat bakımından daha hayırlı, hem de âkıbetçe daha iyidir.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ 

Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 02:12:24
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/310.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya



Cüz:16, Sûre:19   MERYEM SÛRESİ   Sayfa:310



(Müfessirler, aşağıdaki âyetin inmesine sebep olan olayı şöyle anlatırlar: Fakir bir müslüman olan Habbâb (r.a.)'ın, müşriklerin ileri gelenlerinden biri olan Âs b.

Vâil'de alacağı vardı. Habbâb alacağını istediğinde Âs ona şöyle dedi:''Muhammed'i inkâr etmedikçe borcumu vermiyeceğim.'' Habbâb:''ALLAH'a yemin ederim ki,

ben Peygamber'imi hem hayatım ve ölümüm süresince hem de yeniden dirildiğim zaman asla inkâr etmeyeceğim'' deyince, Âs şöyle demişti: ''Öyle ise, dirildiğin

zaman bana gelirsin; o zaman malım ve çocuğum olacağına göre sana olan borcumu öderim!'')


77.(Resûlüm!) Âyetlerimizi inkâr eden ve ''Muhakkak surette bana mal ve evlât verilecek'' diyen adamı gördün mü?


78.O, gaybı mı bildi, yoksa ALLAH'ın katından bir söz mü aldı?


79.Kesinlikle hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız.


80.Onun dediğine biz vâris oluruz, (malı ve evlâdı bize kalır); kendisi de bize yapayalnız gelir.


81.Onlar, kendilerine bir itibar ve kuvvet (vesilesi) olsun diye ALLAH'tan başka tanrılar edindiler.


82.Hayır, hayır! (Taptıkları), onların ibadetlerini tanımayacaklar ve onlara hasım olacaklar.


83.(Resûlüm!) Görmedin mi? Biz, kâfirlerin üzerine, kendilerini iyice (isyankârlığa) sevkeden şeytanları gönderdik.


84.Öyle ise onlar hakkında acele etme. Biz onlar için (günlerini) teker teker sayıyoruz.


85, 86, 87.Takvâ sahiplerini heyet halinde çok merhametli olan ALLAH'ın huzurunda topladığımız, günahkârları da susuz olarak cehenneme sürdüğümüz gün, Rah

mân nezdinde söz ve izin alandan başkalarının şefaâte güçleri yetmiyecektir.


88.''Rahmân çocuk edindi'' dediler.


89.Hakikaten siz, pek çirkin bir şey ortaya attınız.


90.Bundan dolayı, neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp düşecektir!


91.Rahmân'a çocuk isnadında bulunmaları yüzünden.


92.Halbuki çocuk edinmek Rahmân'ın şanına yakışmaz.


93.Göklerde ve yerde olan herkes istisnasız, kul olarak Rahmân'a geleceklerdir.


94.O, bunların hepsini kuşatmış ve sayılarını tesbit etmiştir.


95.Bunların hepsi de kıyamet gününde O'nun huzuruna tek başına (yapayalnız) gelecektir.


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 02:12:50
 (http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/311.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya


Sayfa:311  TÂ-HÂ SÛRESİ   Cüz:16, Sûre:20


96.İman edip de iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için çok merhametli olan ALLAH, (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.


97.(Resûlüm!) Biz Kur'ân'ı, sadece, onunla ALLAH'tan sakınanları müjdeleyesin ve şiddetle karşı çıkan bir topluluğu uyarasın diye senin dilinle (indirilip okutarak)

kolaylaştırdık.


98.Biz, onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Sen, onlardan herhangi birinden (bir varlık emâresi) hissediyor veya onlara ait cılız bir ses işitiyor musun?


(20)


YİRMİNCİ SÛRE


TÂ-HÂ


135 âyet olup Mekke'de nâzil olmuştur. Sûre, ismini, başındaki Tâ-Hâ harflerinden almıştır.


Hz. Ömer'in bu sûre vesilesiyle müslüman oluşu, İslâm tarihinin önemli bir hatıra sayfasıdır. Olay kısaca şöyledir: İslâm'ın yaman bir düşmanı olan Hattâb oğlu

Ömer, Resûlullah'ı öldürme vazifesini üstlenmiş ve bu iş için yola çıkmıştı. Ancak, yolda kız kardeşi Fatıma ile eniştesi Saîd'in müslüman olduğunu öğrenince,

önce onların işini bitirmeye karar verdi. Tâ-Hâ sûresini okumakta olan karı-koca, Ömer'in geldiğini görünce Kur'ân sayfalarını sakladılarsa da, Ömer onları duy

muştu. Okuduklarını görmek istediğini söyledi. İnkâr etmeleri üzerine Saîd'e saldırdı. Kendisine mani olmak isteyen Fatıma'yı tokatladı. Yüzlerinden kanlar akan

Fatıma, cesarete gelerek müslüman olduklarını açıkca söyledi. Kardeşinin haline acıyan Ömer, bu sefer yumuşak bir sesle okuduklarını tekrar istedi. Tâ-Hâ sû

resinin yazılı bulunduğu sayfaları okuyunca, Kur'ân'ın mucizeli tesirinden nasibini alarak Resûlullah'ın huzuruna gitti ve müslüman oldu.


Bismillâhirrahmânirrahîm


1.Tâ. Hâ.


2, 3.Biz, Kur'ân'ı sana, güçlük çekesin diye değil, ancak ALLAH'tan korkanlara bir öğüt olsun diye indirdik.


4.(Kur'ân) yeri ve yüce gökleri yaratan ALLAH tarafından  peyderpey indirilmiştir.


5.Rahmân, Arş'a istivâ etmiştir.


(Veya: Rahmân, Arş'ı hükmü altına almıştır. Bak. A'râf 7/54.)


6.Göklerde, yerde ve ikisi arasında bulunan şeyler ile toprağın altında olanlar hep O'nundur.


7.Eğer sen, sözü açıktan söylersen, bilesin ki O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.


8.ALLAH, kendisinden başka ilâh olmayandır. En güzel isimler O'na mahsustur.


9.(Resûlüm!) Musa (olayının) haberi sana ulaştı mı?


10.Hani o, bir ateş görmüş ve ailesine: Bekleyin! Eminim ki bir ateş gördüm. Belki ondan size bir meş'ale getiririm veya ateşin yanında bir rehber bulurum, de

mişti.


(Hz. Musa, ailesi ile birlikte Medyen'den, annesinin bulunduğu Mısır'a gidiyordu. Yolda, soğuk bir gecede bir çocukları doğduğundan, ateşe ihtiyaçları vardı.

Aslında onun gördüğü bu ateş, kendisini vahye hazırlamak için bir işaret idi.)


11.Oraya vardığında kendisine (tarafımızdan): Ey Musa! diye seslenildi:


12.Muhakkak ki ben, evet ben senin Rabbinim! Hemen pabuçlarını çıkar! Çünkü sen kutsal vâdi Tuvâ'dasın!


KAYNAK:KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Başlık: Ynt: Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya
Gönderen: Dilnihad - 19 Şubat 2011, 02:13:22
(http://www.ortakhatim.com/mukabele/images/312.jpg)Haydi Herkes Kur'ân-ı Kerîm Okumaya


Cüz:16,Sûre:20  TÂ-H  SÛRESİ   Sayfa:312


13.Ben seni seçtim. Şimdi vahyedilene kulak ver.


14.Muhakkak ki ben, yalnızca ben ALLAH'ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl.


15.Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Herkes peşine koştuğu şeyin karşılığını bulsun diye neredeyse onu (kendimden) gizleyeceğim.


16.Ona inanmayan ve nefsinin arzularına uyan kimseler sakın seni ondan (kıyamete inanmaktan) alıkoymasın; sonra mahvolursun!


17.Şu sağ elindeki nedir, ey Musa?


18.O, benim asamdır, dedi, ona dayanırım, onunla davarlarıma yaprak silkelerim; benim ona başkaca ihtiyaçlarım da vardır.


19.ALLAH: Yere at onu, ey Musa! dedi.


20.Onu hemen yere attı. Bir de ne görsün, hızla sürünen bir yılan değil mi!


21.ALLAH buyurdu: Al onu! Korkma! Biz onu şimdi ilk haline sokacağız.


22.Bir de elini koltuğunun altına sok ki, bir başka mucize olmak üzere o, kusursuz ve lekesiz beyazlıkta çıksın.


23.Ta ki, sana, (böylece) en büyük âyetlerimizden bazılarını gösterelim.


24.Firavun'a git. Çünkü o iyice azdı.


25.Musa: Rabbim! ded