• 04 Temmuz 2020, 05:46:38

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: Sofradaki Sýr  (Okunma sayısı 709 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı M@nço

  • TaLiP
  • **
  • İleti: 186
  • Teþekkür 26
  • Hikaye ve Senaryo Yazarý-Radyo Programcýsý
Sofradaki Sýr
« : 15 Kasım 2011, 13:09:54 »
Seksenli yýllarýn Ankara'sý... Mevsim kýþ... Öyle alýþýlmýþ bir Ankara kýþýna benzemiyor bu sene, çetin mi çetin geçeceði her hâlinden belli. Gece gündüz evlerin bacalarýndan dumanlar savruluyor gökyüzüne. Her nefes alýp vermede oksijenden ziyade zehir doluyor insanlarýn ciðerlerine. Gün ortasý olmasýna raðmen, kasvetli bir hava çörekleniyor þehrin semalarýna. Þehrin üstünü yumuþak bir yorgan gibi örten kar, çoktan beyazlýðýný kaybetmiþ, gri bir hâle gelmiþ. Gecelere hâkim olan dondurucu ayazýn tesiri günün ilerleyen saatlerine kadar sürüyor. Þehrin kanatlý sâkinleri olan kuþlarýn cansýz bedenleri, kirli hava ve dondurucu soðuða dayanamayýp düþüyor aðaç diplerine.

Ýçtimaî atmosfer de havanýn hâlinden farklý deðil. Cemiyetin bunalan fertleri rahat nefes alabilecekleri günlerin beklentisi içinde, endiþeli nazarlarla etrafa bakýnýyor. Bitkin, bezgin ve sarsýk bedenler gayesizce dolaþýyor sokaklarda.

Fakat Kudret Kalemi, zâhirde çirkin ve acýmasýz görünen bu tablolarýn arka plânýna bin bir güzellik nakþediyor. Gözyaþý ve ihlâsla yoðrulmuþ dualar eþliðinde topraðýn baðrýna saçýlan tohumlar filizlenmeye durmuþ, gelecek bahara nazarlarýný çevirip gülþene dönecekleri günleri bekliyor. Zemin çok sertmiþ... Yeþermeye elveriþsiz buzdan kayalarla kaplýymýþ ne gam... Granit gibi kayalar bile Ýlâhî tecelli karþýsýnda þak þak olup yarýlarak ipek gibi yumuþacýk köklere yol vermiyor mu?

Zâhirde cereyan eden bu çetin þartlar ne kadar zorlu olsa da bazý evlerde yaþanan atmosfer olabildiðince farklý. Ötelerden gelen bir tat, bir hava ve koku, kapýdan adýmýný ataný o ândan itibaren zerrelerine kadar kuþatýyor. Bu sýcak mekânlar, dünyada ukbâ yamaçlarýna kurulmuþ ve fizik ötesi âlemlere yelken açmak için sýðýnýlmýþ birer koy gibiler. Buralarýn sakinleri þefkatli iklimlerine ne kadar çok insaný dâhil edebilirseler, o kadar kendilerini bahtiyar hissediyorlar. Acemiler, yol-yöntem de bilmiyorlar. Acizlik ve fakirlikleri yegâne dayanak noktalarý. Maddî imkânsýzlýklar içinde hayatlarýný idame ettirmeye çalýþýyorlar. Koruyup kollayan zâhiri güçleri yok. Her dönemde Hakk'ýn yüce davasýna omuz veren kutlu ilklerdeki gibi, bu devrin kara sevdalýlarýnýn da tek silâhlarý acziyetleri ve beklentisizlikleri. Ve bunlarý, güç ve kuvvetin hakiki sahibi olan Kâinat Sultaný'na bir dua gibi takdim ediyorlar.

Bu evlerin sakinleri akþam namazlarýný eda ettikten sonra kalb ve ruhlarýný doyuran yüce hakikatleri terennüm etmeye baþlýyorlar. "Sohbet-i Cânân"dan neþet eden mânevî haz, ruhlardan nâsiyelere aksediyor. Salonda hava böyleyken mutfakta da telâþlý bir koþuþturma var. O gün gelen misafirler beklenilenden fazla olmasýna raðmen, eldekilerle en iyisini yaparak onlarý aðýrlamaya hazýrlanýyorlar. Misafirlerin burada geçirecekleri vakitlerin ebedî dostluklara vesile olmasý için hazýrlýklar sona yaklaþýyor. O gün mutfak nöbetçiliði Muzaffer'de. Herkes gibi onun da standart bir yemek menüsü var. Ýki-üç yemek bellemiþ, bir senedir her nöbet gününde onlarý yapýyor. Alüminyum tavaya halka halka doðranmýþ bir sýra soðanýn üstüne yuvarlak dilimler hâlinde kesilmiþ patateslerin dizilmesiyle hazýrlanan patates oturtmasý günün ana yemeði. Uþaklý Hüseyin'in memleketten getirdiði tarhana ise her sofranýn deðiþmezi. Bugün misafirleri olduðundan menüye ekstradan makarna ve tatlý da ilâve edilmiþ. Muzaffer makarnayý daha lezzetli olur düþüncesiyle salçalý yapmýþ. Ama yine yað ve salça oranýný ayarlayamadýðýndan makarna salçaya bulanmýþ. Yemek kokularý evin her tarafýna dalga dalga yayýlýyor. Salonda oturanlarýn nazarlarý kapýdan girenlere çevriliyor. Evin büyüðü Salih, artýk zamanýn geldiði düþüncesiyle, karþýsýndakine huzur ve itminan veren tebessümü yüzünde, misafirlerden müsaade isteyerek mutfaða yöneliyor. Mutfakta tencerelerden yayýlan buhar, hummalý bir faaliyetle karýþmýþ, tatlý bir telâþ var. Muzaffer, usta bir aþçý edasýyla kendisine yardým eden arkadaþlarýný da sürekli takdir ederek çalýþýyor.

- Arkadaþlar her þey yolunda mý? Yardým lâzým mý?
Salih'in bu sorusuna, kendisini iyice iþe kaptýrmýþ Muzaffer cevap veriyor:
- Aðabey, hazýrýz inþALLAH. Çetin de fýrýndan ekmekleri getirdi mi, iþ tamam.

Bir yandan da sofra bezlerinin son kontrollerini yapýyor. "Bezlerin ikisi de farklý desenlerde. Þunlarý takým yapsak daha güzel olmaz mý? Misafirlere mahcup oluyoruz da."

Çalan kapý ziliyle konuþmasý bölünüyor. Gelen, komþularý dolaþýp, herkese yetecek kadar çatal kaþýk toplayan Hüseyin. "Çoðu birbirinden farklý, ama olsun. Öðrenci evinin yemek takýmý böyle olur." diye gülümsüyor. Ardýndan, "Aðabey, tatlýyý ben yaptým." diyerek Salih'e balkondaki, üstleri tülbentli tepsileri gösteriyor. "Ellerin dert görmesin Hüseyin kardeþ, sen bu tatlý iþinde epey ilerledin." diyor Salih. Misafirler geldiðinde hazýrlanan tatlý bu. Bir tepsinin tabanýna döþenen bisküvilerin üstüne, hazýrlanmýþ muhallebinin dökülmesiyle yapýlýyor.

"Yeni bir tarz denedim bu sefer aðabey. Ýki kat bisküvi ve katlar arasýna kâfi miktarda muhallebi." Anlatmaya devam edecek; ama telâþlý Muzaffer sözünü kesiyor. "Tek eksiðimiz ekmek. Çetin fýrýndan gelene kadar bir yandan serelim mi sofralarý?" Salih, plâstik kapta hazýrlanmýþ ayraný karýþtýrýyor. "Suyunu biraz fazla kaçýrmýþýz sanki." dercesine Muzaffer'e bakýnca, Muzaffer: "Ne yapayým aðabey, kapý her çaldýðýnda gelenlere göre su takviyesi yaptým." derken göz kýrpýyor.

Evin ekmeðini sokaðýn baþýndaki fýrýndan alýyorlar. Öðrenci olduklarýný öðrenen fýrýncý, ahbaplýðý ilerlettikten sonra, iade ekmekleri yarý fiyatýna vermeye baþlamýþ. Çoðu zaman bir gün önceki ekmek olsa da, bazen sabah daðýtýlan ekmekler ayný gün öðleden sonra iade gelince, onlarý da yarý fiyatýna alýyorlar. Bazen de kürekle fýrýna atýlýrken þekli bozulan, deforme olmuþ ekmekler çýkýyor nasiplerine.

Nihayet Çetin iki torba ekmekle kapýda beliriyor. Ekmekler oldukça güzel görünüyor. Ama Çetin'deki moral bozukluðu gözlerinden kaçmýyor. Meraklý bakýþlar altýnda mutfaða geçerken anlatmaya koyuluyor. "Ekmeklerin bazýlarý göründüðünden çok daha bayat... Hattâ bakýn, bir kýsmý da taþ gibi mübareklerin." Fýrýndan yarý fiyata ekmek alma iþini mahalledeki apartmanlarýn kapýcýlarý da takip ediyorlar. O gün her zamankinden az ekmek iade olunca, fýrýncý ekmekleri bekleyenler arasýnda paylaþtýrmýþ. Çetin de mecburen elde kalan birkaç günlük ekmeklerle yeterli sayýyý tamamlamak zorunda kalmýþ.

Muzaffer: "Bunlarý sýcak su buharýnda yumuþatayým, siz diðer ekmeklerle yemeðe baþlayýn." diyerek ekmekleri ayýrmaya baþlayýnca Salih müdahale ediyor: "Þimdi zor olur. O iþ için pek zaman da yok, boþ tencere de."

Herkes "Ne yapmalý?" diye düþünürken, çözüm Salih'ten geliyor: "Hatýrlýyor musunuz? Geçenlerde dinlemiþtik. Saadet Asrý'nda Efendimiz'in (sallALLAHü aleyhi ve sellem) bir misafirini Sahabe-i Kîram'dan (ra) birisi evine götürüyor. Misafire yemek ikram edecek, ama hanýmýndan, 'Evde çocuklara yetecek kadar az çorba var.' cevabýný alýnca nasýl bir çözüm buluyor?" Hatýrlýyorlar, gök ehlinin alkýþladýðý bu hâdiseyi. Hepsinin gözleri gülüyor. Problemin hâllindeki güzelliðin yaný sýra sonunda kazanýlmasý muhtemel Ýlâhî iltifat düþünülünce kelimeler kifâyetsiz kalýyor. Kýsa bir durum muhakemesinin ardýndan düþündüklerini uygulamaya koyuyorlar.

Ýki sofrada da ekmekleri daðýtacak olan arkadaþ taze ve yenebilecek durumdaki dilimleri misafirlerin önlerine, sert ve bayat olanlarý da kendi arkadaþlarýnýn önlerine koyacak. Her þey plânlandýðý gibi gidiyor. Konuþmalar azalmýþ, kaþýk seslerinden baþka ses duyulmuyor. Misafirler önlerine konan ekmeklerle yemeklerini afiyetle yerken, tabaklar boþalýyor ve kaþýk sesleri giderek daha az duyuluyor. Karný doyanlar sofradaki havayý bozmamak için oturmaya devam ediyor. Tam bu esnada kaþýk çatal seslerinden farklý tonda bir ses sofradan odanýn içine yayýlýyor. Herkes baþýný ayný refleksle sesin geldiði tarafa çeviriyor. Çetin'in kýzaran yüzünden, hâdisenin fâili olduðu anlaþýlýyor. Derhal durumu toparlamasý gerektiðini düþünen Çetin, mahcup bir gülümsemeyle "Hay ALLAH! Ekmeðimi düþürdüm sofraya." diyebiliyor. Misafirlerden hiçbiri sofraya düþen ekmekle çýkan ses arasýnda baðlantý kuramýyor. Az önce yedikleri ekmeklerin böyle bir ses çýkarmasýna akýl erdiremiyorlar. Çetin söylediði söze bir izah getirme gereði duyuyor. "Ekmeðin sert köþelerini yemeyi çok severim. Ama bu seferki fazla sertmiþ galiba."

Bu izahla misafirler ne kadar tatmin oldu bilinmez? Bu sorunun cevabý hiçbir zaman bilinemeyecek. Bilinen gerçek, Çetin'in yemek süresince yediði ekmeklerin hepsinin ayný sertlikte olmasýydý. Yemeklerin suyuna batýrarak vaziyeti idare etmeye çalýþýrken parmaklarýnýn arasýndan sofraya fýrlayan ekmeðin sert köþesi bu metalik sesi çýkarmýþtý. Yemek sonrasý içilen çaylar eþliðinde yapýlan sohbet ortama ayrý bir lezzet katýyor.

O gün o sofra vesilesiyle, orada bulunanlarýn uzun yýllar sürecek kader ortaklýðýnýn temelleri atýlýyor. Deðiþik zamanlarda karþýlaþtýklarýnda, hepsi duygularýný ayný minnettarlýk hisleriyle ifade ediyor. "Bizim sizi sevmemiz ve aramýzda gönül köprülerinin kurulmasýnda, yediklerimizin, içtiklerimizin payý muhakkak olmuþtur. Ama esas sebep, o günlerde bize gösterdiðiniz diðerkâmlýk ve kendi nefsinizi bize tercih ediþinizdir. Biz bu güzel hasletlerinizi, o sofra baþýnda ekmek parçasýnýn çýkardýðý sesi ve onun ifade ettiði büyük mânâyý hiç unutmadýk."

Ýþte bu saðlam temeller vesilesiyledir ki, ALLAH'ýn hoþnutluðu kazanýldý ve O'nun (celle celâlühü) izniyle bu arkadaþlardan hiçbiri ne yarý yolda kaldý, ne de mülâhazalarýnda en küçük bir inhiraf yaþadý. Selâm olsun kendini aþmýþ o güzel huylu, güzel ahlâklý insanlara!


Alıntı
Ruhi Eriþ

Fark edilmek için çok küçük olduðunu düþünüyorsan, kapalý bir odada bir sivrisinekle uyumayý dene.

Afrika Atasözü


There are no comments for this topic. Do you want to be the first?