• 18 Eylül 2019, 21:15:07

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: Âlâ Dergisi Yanında Muallâ Eki Versin!  (Okunma sayısı 623 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı insan

  • UzMaN ÜYE
  • ***
  • İleti: 1624
  • Teşekkür 63
Âlâ Dergisi Yanında Muallâ Eki Versin!
« : 19 Ekim 2011, 00:02:40 »
Âlâ Dergisi Yanında Muallâ Eki Versin!



Sofu olmaktan soft olmaya geçişin bir adı da: Âlâ Dergisi

Zaten var olan yozlaşmaya katkıda bulunacak bu dergi, zararları minimal seviyeye indirmek istiyorsa güzel örtülü kız olmak kadar “şahsiyet sahibi örtülü kız”  nasıl olurun da cevaplarına kafa yorması gerekir. Hatta posanın yanında özünü de sunmak adına bir ‘muallâ’ eki bile verebilir.

Geçenlerde piyasaya “güzel yaşam tarzı” mottosuyla bir dergi çıktı. Tesettürü moda ile buluşturmak gibi ulvi(!) bir amaçla yola çıkan dergi güzel kıyafet bulamadığı için kendini yarım hisseden acılı dindar hanımların dertlerine deva, pişkinliklerine şifa  iyeti ile mühim bir vazifeyi ifa ediyormuş. Genetik savunma refleksleri ve geleneksel ürik asit yarıştırma kodları yine olmadık yerde devreye girip “sizin varsa bizim de var” diyerek hassasiyetlerimizin üzerinde zuhur etmiş… “sizin trendiniz varsa bizim de var” “sizin modanız varsa bizim de var” diyerek aşağılık kompleksimizi(!) giderebilecekmişiz artık.

Sosyal medya tarafından tazyikli su gibi ‘cümle’ iletişim hesaplarıma fışkırtılan ve sürekli tartışılan bu derginin kapağına ister istemez ben de  bi göz attım. El hak, kapaktaki ‘soft’ hanımefendi; rimelli gözleri, alelacele dolanmış şalı, dantelden eldivenleri ile Vouge’in kapak güzellerinin hidayete ermiş, lakin hidayete ererken fazla eriyip eprimiş hâlini andırıyor.

Tesettür ve moda eksenli tartışmalarda matbu olarak taraf belirlemiş, safını fotoşop ve selüloz ile belli etmiş bu derginin; “rüküş huri” imajı ile süslenmiş kapağına bakarken insanın ister istemez “yıktınız yıllardır hassasiyetle bina etmeye çalıştığımız takva kulesini” deyip somurtası geliyor. Tam da deforme olmuş “tesettür anlayışının” somut bir yansıması olarak önümüze düşüyor Âlâ. Dergi; para/sermaye ile imtihan olan dindarların ‘kızları’ ile de nasıl imtihanda olduklarının/olacaklarının kuşe hâli bir çalışması gibi... İnsan bu dergiden yola çıkarak elli çeşit sosyolojik tespit yapabilir ve her tespiti bir hayret nidasına bağlayarak “SuphanALLAH”, “ALLAH ALLAH” diyerek saçlarını yolabilir.

Lakin tüm ‘geldiğimiz  yer’ ve ‘yaşadığımız zaman’ kavramlarını sebil edip, çay çeşme niyetine akıtalım yine de şu gerçeği değiştiremeyiz: “Tesettür, gizlemektir!” Hele ki takva gibi kaygıları olan hanımlar fark edilmek için değil fark edilmemek için çaba sarf ederler.  Özellikle hanımlar arasında bir “iktidar” ekipmanı hâline gelen ‘marka’ ve ‘fiyat’ tutkusundan köşe bucak kaçınırlar. Zevk ve estetik kategorisine girmek adına hayatını çarşıpazar arasında yol etmek yerine daha faydalı işler peşinde koşmayı  yeğlerler.  Üstelik hiç biri de şeker çuvalından bozma esbap giymezler.

Zaten din insanlar arasında açılan uçurumları doldurmak için yapılan uyarılar bütünüdür… Gösteriş, lüks, caka bu yüzden yasaktır. İnsani ilişkilerimiz zayıflarken araya marka  ve fiyat üstünlüğünden doğan yeni çukurlar açmak bir ‘sınıf farkı’ oluşturmaktan öteye gitmez. Veda hutbesi tüm ihtişamı ile orada öylece durup tüm ayrılıkları birleştirmeye, tüm mesafeleri kapatmaya, tüm çukurları doldurmaya devam ederken bizim şu  “kılık” derdiyle hemcinslerimiz arasında “kıllık” yapmamızın herhalde bir manası yoktur.

Aslında bu dergi beni eski günlere de götürdü. Çocuktum. Annem bir ara dikiş dikerek evin geçimine katkıda bulunmuştu. Ben de mecburen çırak durmuştum kendisine. Teyelleri söker, biyeleri ters çevirir, pile mesafelerini ölçerdim. Dikiş dikmek  bana göre dünyanın en zor ve ayrıntılı işidir. . ‘bol teyel’ ‘paf kalıbı’ ve ‘parşömen kağıdı’ arasında ibresi şaşmış pusula gibi döner dururdum. İşte o yıllar evimize türlü ebatlarda hanımlar gelirdi.

Şu elbisenin yakasından şu eteğin fırfırından şu  yeleğin cırcırından istiyorum diyerek anneme ter döktürürlerdi. Annem ise sabırla izah ederdi “o seni daha kilolu gösterir, şu sana yakışmayabilir” diye… Bazen ellerinde gazete kupürleri ile gelir Emel Sayın’ın sahne kıyafetinin ev hanımına  uydurulmuş hâlinin nasıl olabileceği üzerine kafa yorarlardı. Annem bir imaj-maker gibi “aa valla o kıyafeti dindar bir hanımda düşünemiyorum” diyerek sadece karakterlere kıyafet değil, kıyafetlere karakter de biçerdi.

Tesettürün modası olur mu ya da “örtülü pop şov” dinde yer bulabilir mi tartışmaları devam ededursun işte ben en çok Âlâ dergisinin bu ‘imaj biçme’ rolüne bürünerek yanlış üzerine yanlış yapacağından endişe ediyorum. Başörtülü hanımlar böyle giyinir, bunları alır, kullanır ve atar, kıyafetlerini düzgün kombine etmekten başka bir şeye önem vermez düşüncesini genç hanımların zihinlerinde pekiştirecek olmasından tırsıyorum.

Dışı âlâ hanımlar ‘muallâ ’ olmaktan vazgeçmeye  başladıkça ve örtünün içi boşaldıkça bu kazanç kapısı birileri için kaybedişe dönüşecektir muhakkak. Zaten var olan yozlaşmaya katkıda bulunacak bu dergi, zararları minimal seviyeye indirmek istiyorsa güzel örtülü kız olmak kadar “şahsiyet  sahibi örtülü kız” nasıl olurun da cevaplarına kafa yorması gerekir. Hatta posanın yanında özünü de sunmak adına bir ‘muallâ’ eki bile verebilir. Bir de bakmışsınız ki zamanla ekler asıl, asıllar ek hükmüne geçivermiş.

Yazdım bunları gerçi ama  pür tesettür bir insanın iç huzuru ile değil tabi ki. Beni balkondan aşağı silkeleseniz üzerimden muhakkak eleştirdiğim noktalardan bazıları dökülecektir. Ama inanın âlâ görünmeyi bırakıp âlâ “olmak” için çaba veriyorum uzun zamandır. Uçan     mekiğe uçan tekme atabilecek refleksler geliştirmeye çalışıyorum. Zira moda içerisine tesettürü sıkıştırmak, Avrupa tarzı yaşam içerisine Müslümanlığı sıkıştırmak kadar saçma bir şey...

Ayşegül Genç
Genç Dergisi/nden alıntı..

Çevrimdışı insan

  • UzMaN ÜYE
  • ***
  • İleti: 1624
  • Teşekkür 63
Âlâ Dergisi Yanında Muallâ Eki Versin!
« Yanıtla #1 : 11 Haziran 2012, 19:58:35 »
Bugün sözde “İslamî” moda dergileri, dindar kadını kime güzel gösterme hizmetine soyundu?



Prof. Kenan Gürsoy’dan duymuştum; “İnsanın kendi egoizmine meşruiyet kazandırmak için ALLAH’ı referans göstermesi şirktir!” demişti. Sanırım bir mümin olarak dünya imtihanımızın en kritik eşiği bu… Yani “neyi”  “niçin?” yapıyor olduğumuz…
Rıza-yı İlahi için mi, yoksa nefsin rızası için mi?
Meşrulaştırma girişimi de burada devreye giriyor zaten. Takva zannıyla günaha girmeler, nafile uğruna farzı incitmeler yahut ilahi emirleri zaaflarımızla yoğurup günahlarımıza muhkem kaleler örme aymazlıkları… Nefsin türlü ayak oyunlarıyla en meşru şeyi bile necis edebiliyoruz!
Asr-ı Saadet’te iyi ve kötü ya da karayla ak çok net biçimde ayrılmıştı. Tabir yerindeyse “kıvırmak”  pek mümkün değildi. Ama bugün öyle değil… Öylesine iç içe ki her şey, bâtılı haktan ayırmak için çok dikkatli ve uyanık olmak gerekiyor.  Nice hak, bâtılın tozlu söylemleri arasında flulaşıyor, hatta görünmüyor. Ve nice bâtıl, hak peçesine bürünmüş, peşinden koşturuyor. Ve biz Kur’an ve hadisin ruhuna muhalif nice şeyleri, üzerindeki süslü söylemlere kanıp kabulleniyor ve bunu din adına yaparak meşrulaştırıyoruz!
Tesettürün hakikati “setr”edildi
Tesettür gizle(n)mektir. Kılık, kıyafet ve tavırlarıyla “Ben buradayım!” diyenin başında tesettürden çok tereddütler vardır. Tesettür, kadının sığınağıdır; şehvetin ve gayr-i meşru nazarların zehirli oklarından korur. Tesettür, vücut mülkünü Malik-ül Mülk’e teslim etmiş ve tasarruf hakkını onun mutlak iradesine bırakmış bir kadının kulluk şiarıdır. Tesettür,  kadın ruhunun, dünyanın sahte ışıltısına çektiği perdedir. Tesettür, sahteliğin sanal prangalarından kurtulmuş özgür kadının şükrüdür. Hâsılı, tesettür kulluktur.
Ama kulluk bedel ister. ALLAH insanı iddiasıyla imtihan eder derler. İman ve kulluk bir iddiadır: “Nefis ve şeytanın rağmına, emanet ettiğin mülkü, senin için muhafaza etmeye ant içtim ALLAHım! Mülk senindir. İrademi iradene, nefsimi emrine teslim ettim!” demektir. Bu iddia ispatı gerektirir.
İşte tesettür böylesine bir kulluk şuurunun ispatıdır. O bir fantezi değildir. Her iki tarafı da razı etmenin aracı hiç değil! İnsan ya ALLAH'a aittir ya da onun dışındaki şeylere... Kendisini ALLAH'a ait hisseden, başkasının kendi üzerinde –O’nun rızası dışında- tasarruf etmesine razı olmaz.

Sözde “İslamî” moda dergilerinin hal-i pür melali ortada

Bugün sözde “İslamî” moda dergileri, dindar kadını kime güzel gösterme hizmetine soyundu? Kadının kendisine mi? O zaman başkasının görmesine ne gerek var? Kocasına mı? Başkasının görmesine yine gerek yok! ALLAH’a mı? Panter desenli, ışıl ışıl eşarplarla öyle mi? Resulüne mi? “Chanel Allure” parfüm ile hem de!
Kim kaldı geriye? Toplum... Yani dışarıdaki insanlar… Bu da haramdı bildiğim kadarıyla…

Yapılan işler hiç de “âl┠değil..!

Müslümanların “best of”larını, kapitalizmin değer atfederek belirginleştirdiği ve saygınlaştırdığı  değerler değil, aidiyetini belirlediği inancının ortaya koyduğu  değerler oluşturur. Müslüman en iyisini giymek, en iyisini yemek, en iyisine binmek yerine, en doğruyu konuşmak, en iyi yardımı yapmak, en güzelini giydirmek ve en iyisini yedirmekle mükelleftir.
Yani, söz konusu dergilerin yaptığı tam bir felaket! İtibara alınmayacağımın farkındayım ama bir görev addettiğim için yine de söylüyorum: Gelin kadınlarımızı dünyevî ve nefsanî olanların “best of”larına değil, rıza-yı İlahi’ye matuf “best of”lara yönlendirin.
Hz. Fatıma ve Hz. Aişe annelerimiz, bu kıyafetlerinizle sahabe arasında dolaşmanıza izin verirler miydi?! Rasulullah (s.a.v), o sıktığınız parfümlerle, o bir kilometre ötelerden gözüken kıyafetlerinizle sahabe arasında bulunmanıza razı gelir miydi? Panter desenli örtülerde, “Gucci” parfümlerin refakatinde, bu gidiş nereye ALLAH aşkına?!
Bu dergilerin ve saf gönülleriyle onlara uyanların yaptıkları hiç de âlâ değil… Farkında değiller ama böyle yaparak hem dünyada hem de ahirette kendilerine çok a'da kazandırırlar!
 
Osman Sertuğ

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Âlâ Dergisi Yanında Muallâ Eki Versin!
« Yanıtla #2 : 12 Haziran 2012, 08:02:19 »
bir milletin ekseni kaydı mı bozulma her sahada metaztaz yapıyor adeta.
herşey bozuluyor, insan bozulunca...
bitki değişiyor, tabiat değişiyor, gıdalar bozuluyor...
nereye gidip, nerede yaşayacağınızı şaşırıyorsunuz.

kaos öyle bir yayılıp gidiyor ki bütün değerler alt-üst oluveriyor.
böyle bir vasatta müslümanın sağlam kalması da zorlaşıyor.
belki hepsi değil, ama bu değerlere aşina olan önemli bir bölümü de bozulmanın bir parçası haline geliveriyor.

o yüzden ki çok da şaşırdığımı söyleyemiyorum.

bir toplumda ayaklar yerden kesilip onlarca katlı gökdelenlere tıkıştırılınca insan, dikişlerin bi yerlerden patlayıverdiğini görüyorsunuz.
bu hükümet bu ülkeye maddi manevi belki çok şeyler katmıştır ya, bu gökdelen merakı bu ülkeye asla hayır getirmeyecek.
hesabı, vebali çok büyük olacak diye düşünüyorum.

bunun ceremesini çok uzakta değil, birkaç yıl sonra görmeye başlayacağımız gibi, buna sebep olanlar da bu dünyada olmasa bile, ahirette bunun hesabını çok çetin vereceklerdir.

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40