• 15 Temmuz 2020, 04:21:31

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: Zaman Üzerine  (Okunma sayısı 426 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı M@nço

  • TaLiP
  • **
  • İleti: 186
  • Teþekkür 26
  • Hikaye ve Senaryo Yazarý-Radyo Programcýsý
Zaman Üzerine
« : 11 Kasım 2011, 10:58:30 »
Zaman aslýnda hepimizin algýladýðý ve hissettiði bir fenomendir. Fakat onu tarif etmeye çalýþtýðýmýzda zorlanýrýz. Çünkü zamanýn kendisini deðil; ancak neticelerini ifade edebiliriz. Bu yüzden de, zaman hakkýnda daha temel, daha derin bir tarife ihtiyaç duyarýz.

Ýslâm kozmolojisinde âlem tasavvuru, dâirevî iþleyen ve bir bütünlük gösteren gayb, misâl ve þehadet âlemlerinden oluþur. Varlýklar da, vâcibü'l-vücud (varlýðý kendinden ve zorunlu olan, yokluðu düþünülemeyen Cenab-ý Hakk'a ait sýfat,), mümkinü'l-vücud (varlýðý ve yokluðu ALLAH'ýn dilemesine baðlý olan; olsa da olur, olmasa da) ve mümteniü'l-vücuddur (olmasý muhâl ve imkânsýz olan). Gayb âleminde varlýklar ilim kalemiyle Ýmam-ý Mübin (Levh-i Mahfuz) denen kader defterinde yazýlýdýr, dâimî kalýplarý olan birer ayân-ý sabitedir. Bunlarýn ilmî varlýk seviyesinden hâricî varlýða çýkmalarý Ýlâhî irade ve kudretin tecellisine baðlýdýr. Ýlmî varlýklar hâricî varlýk seviyesine çýkmadan önce aradaki geçiþ âlemi olan misâl âlemlerine (Levh-i Mahv ve Ýsbat) düþerler (rüyalar, ilhamlar). Dolayýsýyla her varlýðýn kaderî bir kalýbý olduðu gibi, misâlî bir þekli ve görüntüsü de vardýr. En sonunda hâricî varlýk elbisesi giyerek beþ duyumuza görünür hâle gelirler. Vazifelerini ve ömürlerini tamamladýktan sonra, tekrar misâl ve gayb âlemlerine veya ilmî vücudlarýna geri dönerler. Bediüzzaman (ra), varlýklarýn yaratýlýþ olarak tarif ettiðimiz bu âleme geliþlerini kef ve nun ("kün fe yekun!" = "Ol! der ve olur") tezgâhýndaki tecelliler olarak ifade eder. Bunun en tipik misalî, aðacýn var oluþ programýný tekvinî emirlerin mücessem bir hâli olarak içinde barýndýran bir tohumun bir silsile þeklinde fide, gövde, aðaç, dal, yaprak, çiçek, meyve ve tekrar tohuma dönüþmesidir.

Yukarýdaki varlýk görüþünü ortaya koyan Bediüzzaman Hazretleri'nin zamaný da bu eksende izah ettiðini görürüz (Bkz, Sözler, 10. ve 30. Söz). Zamanýn misâlî bir sayfasý olan Levh-i Mahv ve Ýsbat'ta varlýk silsileleri icad edilirken, zerreler (atom-altý dünya) tahrik edilir. Demek zerrelerin hareketi, ilmî varlýklarýn ilim kalemiyle yazýlmýþ Ýmam-ý Mübin'den irade ve kudret kalemiyle yazýlmýþ Kitab-ý Mübin'e, yani gayb âleminden görünen âleme, ilmî vücuddan hâricî vücuda geçmeleri sýrasýnda Levh-i Mahv ve Ýsbat sahnesinde bir titreþim, bir salýným ve bir harekettir (Atom-altý dünyalardaki kuantik hâdiseleri anlamak bizim için bu yüzden zor olmaktadýr). Levh-i Mahv ve Ýsbat sahnesi ise, sabit ve dâim olan Levh-i Mahfuz'un mümkinat dairesinde (ölüme ve hayata, varlýða ve yokoluþa mazhar olan varlýklar âleminde) sürekli deðiþtirilen bir defteri ve yazýlýp bozulan bir tahtasýdýr. Ýþte zamanýn hakikati budur. Zaman, kâinattaki varlýklarýn, içinde akýp gittiði büyük bir varlýk-yokluk nehrine benzetilebilir. Zaman ayrýca, Levh-i Mahv ve Ýsbat'ta yaratýlan Ýlâhî kudrete ait kitaplarýn bir sayfasý ve mürekkebi olarak da yorumlanabilir. Özetle, zaman hareketin bir rengi, bir türevi, þeridi hükmünde olduðundan itibarî, izafî bir hususiyet arz eder. Hareketle ölçüldüðünden, varlýklarýn ve iþlerin akýþ hýzýna baðlý olarak yavaþ veya hýzlý algýlanabilir... Varlýklarýn gayb âleminden þehadet âlemine geçiþini gösteren bir ip, bir þerittir ki, Sâni–i Zülcelâl her sene bir baþka âlemi ona takýp gösteriyor. Bu ifadelerden, hareketin olmamasý durumunda zamanýn olamayacaðýný, bizim âlemimize bakan yaratýlýþ (hareket) durduðunda maddî varlýklarýn donup kalacaðýný, geçmiþlerine ve geleceklerine gidemeyecekleri neticesini çýkarýyoruz.

Kudsî bir Hadîs-i Þerif'te Cenâb-ý ALLAH þöyle buyurmuþtur: "Âdem oðlu dehre söverek beni ezalandýrýr, hâlbuki ben dehr(in yaradanýy)ým. Her emir (iþ) benim elimdedir. Geceyi gündüzü ben idare ederim." (Buhârî, Tefsiru Süre 45/1; Tevhid, 35; Edeb,101; Müslim, Elfâz,1,2, 5, 6; Ebû Dâvûd, Edeb,169). Efendimiz de Hadîslerinde, "Sakýn sizden biriniz 'Vay dehrin musibetine', demesin (böyle sövmesin)! Çünkü dehr ancak ALLAH'týr." ve "Dehre sövmeyin!. Çünkü dehr ancak ALLAH'týr." buyurmuþtur. (Buhârî, Edeb, 101; Müslim, Elfâz, 4; Muvatta'. Kelâm, 3).

Bu Hadîslerdeki "Dehr ALLAH'týr." ibaresinin mânâsý þudur: Zamaný ezelî ve ebedî kabul edip her þeyin dehr (zaman) tarafýndan (kendiliðinden) meydana getirildiðine inanan ve bu yüzden Dehriyye ismini alan, baþta cahiliyye Araplarý ve onlarýn izinde giden diðer dehrîler (materyalistler) herhangi bir musîbete mârûz kalýnca dehre söverler. Halbuki dehri ve her þeyi yaratan ALLAH'týr. Bu sövme, neticede ALLAH'a varmaktadýr ve bundan dolayý dehre (zamana) sövmek yasak edilmiþtir. (Ahmed Davudoðlu, Sahih-i Müslim Tercemesi ve Þerhi, Ýstanbul 1978, IX, 706-707; Tecrid-i Sarih Tercümesi, XII, 160). Hoþa gitmeyen bir þey karþýsýnda, "Bunu dehr yapýyor." diye dehre söven, -dehr bir þey yapmadýðýna ve her þeyi ALLAH yarattýðýna göre- ALLAH'a sövmüþ oluyor. Onun için Cenâb-ý ALLAH, "Dehr Benim" buyurarak dehrin yaratýcýsý, mâliki ve mutasarrýfýnýn kendisi olduðunu bildiriyor.

Bütün bunlardan yola çýkarak zamanýn büyük bir sýr olduðunu söyleyebiliriz. Birçok düþünce ve bilim adamýnýn zaman hakkýnda farklý þeyler söylemesi, zamaný anlamada aciz kaldýðýmýzý göstermektedir.

Batý'da da düþünürler ve bilim adamlarý zaman hakkýnda pek çok þey söylemiþtir. Alfred North Whitehead: "Zaman, olmanýn þeklidir." derken; Aziz Augustine þöyle bir ifade kullanmýþtýr: "Zaman, ne kadar beklediði"Zaman üzerine düþünmediðimde zamanýn ne olduðunu biliyorum; ama zamanýn ne olduðu üzerine düþünmeye baþladýðýmda zamaný bilmediðimi fark ediyorum." nizdir." diyor fizikçi R. Feynman. Genel veya gündelik bir tarif olarak, "Zaman, doðru çalýþan bir saatin ölçtüðü þeydir." diyebiliriz. Zaman, gerçekleþen hâdiseler arasýndaki öncelik-sonralýk münasebetini de ifade eder. Meselâ, "Yavuz Selim Han, Fatih'ten sonra, Kanunî'den önce yaþamýþtýr." cümlesindeki italik kelimelerle belirtilen durum gibi.

Zamanýn ayrýca, hem düz çizgi (lineer) hâlinde, hem de helezonik bir yapýsý vardýr. Ferdin hayatý geri dönüþü olmayan, ileriye doðru akan düz bir çizgiye, toplumlarýnki ise, helezonik bir gidiþe benzetilebilir. Bu itibarla fert, zamanýn her ânýný çok iyi deðerlendirmelidir.

Aristo'ya göre, zaman deðiþimin ölçüsüdür. Ama zamanýn kendisi deðiþim deðildir. Çünkü, bir deðiþim hýzlý veya yavaþ olabilir; fakat zaman olamaz. Zenon, Eflatun, Spinoza, Hegel ve McTaggart gibi filozoflar, zaman kavramýnda bulduklarýný düþündükleri çeliþkilerden dolayý zamanýn var olmadýðý veya gerçek olmadýðý neticesine varmýþlardýr. René Descartes, "Zaman nedir?" sorusuna çok farklý bir cevap vermiþtir. Ona göre kâinattaki varlýklar kendi baþlarýna var olmaya devam edebilecek güç ve kâbiliyette olmadýklarý için, ALLAH varlýklarý her ân yeniden yaratmaktadýr. Bu yok olup yeniden yaratýlma süreci ise zamandýr. Newton, zamaný, bütün hâdiseleri içine alan sonsuz bir kap gibi düþünmüþtür. Leibniz ise buna karþý çýkarak, zamanýn hâdiselerden ayrý ve baðýmsýz olarak var olmadýðýný, bunlarýn sýralamasýyla ilgili olduðunu söylemiþtir. Leibniz'e göre, zaman, var olmak için hâdiselere muhtaçtýr. Immanuel Kant, zamanýn insanýn zihninde olduðunu, daha doðrusu zihin tarafýndan dýþarýdaki nesnelere yansýtýldýðýný ortaya atmýþtýr. Reichenbach, zamaný, hâdiseler arasýndaki sebep-netice münasebetine göre tarif etmiþtir. Martin Heidegger'e göre ise, insan var oluþunun en önemli unsuru, zamana baðlý olmasýdýr, hattâ varlýk zamandýr. Bazý bilim adamlarý ise, zamanýn doðurduðu felsefî problemlerle ilgilenmemiþ ve zamaný, fiziðin denklemlerinde aramýþlardýr.

Fizikte zaman


Fizikçi John Archibald Wheeler, zamaný, her þeyin bir ânda olup bitmesini engelleyen þey olarak tarif eder. Klâsik fizikte zaman düzgün ve deðiþmeden akan bir nehir gibidir. Gündelik hayatta bu doðrudur. Sizin saatinize göre 1 dakika geçtiðinde benim saatime göre de 1 dakika geçer. Zaman her yerde ayný akar. Gözlemciye veya þartlara göre deðiþmez.

Fizikte Einstein'dan sonra zaman anlayýþý deðiþmiþtir. Artýk zaman, uzayla beraber düþünülmekte, 3 uzay boyutuyla birlikte 4 boyutlu uzay-zaman denen yapýyý oluþturmaktadýr. Ayrýca, zaman uzayýp kýsalabilir, gözlemcilere göre deðiþebilir. Meselâ dünyada 1 saat geçerken, uzaya gönderilen çok hýzlý bir rokette yarým saat geçebilir. Böyle bir roket, on yýllýk bir uzay yolculuðu yapýp dünyaya geri döndüðünde dünyada yirmi yýl geçmiþ olacaktýr. Roketin 2008 yýlýnda fýrlatýldýðýný düþünürsek, döndüðünde dünyada tarihler 2028 yýlýný gösterecek; fakat roketin içindeki astronotlar sadece 10 yýl yaþlanmýþ olacaklardýr. Ayrýca, bir gözlemciye göre eþzamanlý olan, yani ayný zamanda gerçekleþen iki hâdise, baþka bir gözlemciye göre eþzamanlý olmayabilir. Böyle garip neticeleri olan izafiyet teorisi, þimdiye kadar yapýlan deney ve gözlemlerle uyuþmaktadýr, yani fizikte kabul edilen bir teoridir.

Ýzafiyet teorisinin baþka bir neticesi, çekim alanýna göre uzay-zamanýn deðiþmesidir. Nöt­ron yýldýzlarý gibi çok yoðun maddeler, zamanýn fark edilebilir ölçüde deðiþmesine sebep olabilmektedir. Hattâ karadeliklerde zaman tamamen durmaktadýr. Bu yüzden, uzaktan baktýðýmýzda karadeliðe düþen bir cismin karadeliðin içine girdiðini hiçbir zaman göremeyiz. Zamanýn deðiþmesinden dolayý, bu cisim karadeliðe yaklaþtýkça git gide yavaþlýyormuþ gibi görünecek, olay ufku denen sýnýra vardýðýnda ise nerdeyse durmuþ gibi algýlanacaktýr.

Zaman, fizikî âlemin bir boyutudur ve kâinatla birlikte yaratýlmýþtýr. Baþka önemli bir nokta da, fizikteki zaman kavramýnýn "þimdi" diye bir þey ihtiva etmemesidir. Fiziðe göre bütün zamanlar veya zamanýn bütün dilimleri ayný özelliktedir, yani, "þimdi" dediðimiz zaman noktasýnýn diðer zaman noktalarýndan bir ayrýcalýðý yoktur. Hâlbuki "þimdi", bizim için vardýr ve önemlidir; hattâ en önemli ândýr. Peygamberimiz (sallALLAHü aleyhi ve sellem):

"Erteleyenler (Yarýn, sonra yaparým diyenler) helâk oldu." buyurmuþlardýr. Yaþanýlan "ân", geçmiþ ve geleceði birbirinden ayýrmaktadýr. Fizik kanunlarý ise geçmiþ ve geleceðe göre simetriktir. Yani geçmiþ ve gelecek arasýnda ayrým yapmaz.

Uzay-zaman denen fizikî yapýyý düþündüðümüzde, kâinat hakkýnda þöyle bir resim ortaya çýkmaktadýr: Kâinat bir kitaba benzemektedir. Bu kitabýn sayfalarý zamandýr. Meselâ Asr-ý Saadet bir sayfa, Hz. Ýsa'nýn (aleyhisselâm) zamaný bir sayfa, Hz. Musa'nýn (aleyhisselâm) zamaný baþka bir sayfadýr. Biz þu ânda, 2010 yýlýnda, bu kitabýn sayfalarýndan birinde bulunmaktayýz. Yapýp ettiðimiz þeylerle, yani amellerimizle, bu kitabýn bir kýsmýný biz kendimiz yazýyoruz. Bu kýsým âhiret gününde "amel defterimiz" olarak karþýmýza çýkacaktýr. Bu kitap, yani sayfalarý zamandan ibaret olan kâinat kitabý, zamanüstü olarak mevcuttur. ALLAH'ýn ilminde yer alan bu kitaba Levh-i Mahfuz (Ýmam-ý Mübin) denmektedir. Yaratma, bu kitaptaki ilmî proje mahiyetindeki varlýklarýn fizikî varlýk kazanmasý, yani, ALLAH tarafýndan ilim dairesinden kudret dairesine geçirilmesidir. Bu kitabýn hiçbir sayfasý diðerinden yapý olarak farklý olmadýðýndan, herhangi bir zamanýn da diðer bir zamana yapý olarak ayrýcalýðý yoktur [Bazý zaman dilimlerinin diðerlerinden daha hayýrlý olmasý ayrý bir konudur ve zamanýn fizikî yapýsýyla deðil mânevî deðeriyle ilgilidir]. Bu durumda yaratýlýþ bize, yani þuurlu varlýklara göre cereyan eden bir þeydir. Çünkü Levh-i Mahfuz kitabý zaten deðiþmeden olduðu gibi ortada durmaktadýr; aynen yazýlýp bitmiþ bir kitabýn artýk deðiþmemesi gibi. Bunu, "Kalem kurudu." Hadîsi ifade etmektedir. Dolayýsýyla, zamana baðlý yaratýlma ve deðiþiklik bizim için sözkonusu olup her insan kendi zamanýný yaþamaktadýr. ALLAH Tealâ, kaderimizden belli levhalarý sýrasýyla bize göstermekte, bizim verdiðimiz tepkilere, yaptýðýmýz tercihlere göre baþka levhalarý önümüze çýkarmaktadýr. Ama bütün bu levhalarý ve bizim yapacaðýmýz tercihleri ezelî ilmiyle bilmektedir. Bizim için bir öncelik-sonralýk münasebeti arz ederek sürüp giden bu iþleyiþin son noktasý ölümdür. Kur'ân-ý Kerîm'de "Her ümmet için belirlenmiþ bir müddet vardýr..." (A'raf, 34) buyrulmaktadýr. Bundan sonra, ölüm ötesi hayat baþlayacaktýr. .

Kur'ân-ý Kerîm'de zamanýn izafîliði


" Gerçekten, senin Rabbinin katýnda bir gün, sizin saymakta olduklarýnýzdan bin yýl gibidir." (Hac Sûresi, 47)


"Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, süresi elli bin yýl olan bir günde çýkabilmektedir." (Mearic Sûresi, 4)



"Gökten yere her iþi O evirip düzene koyar. Sonra (iþler,) sizin saymakta olduðunuz bin yýl süreli bir günde yine O'na yükselir." (Secde Sûresi, 5)


Bu âyetler, zamanýn izafi karakterinin çok açýk birer ifadesidir. Bilim tarafýndan 20. yüzyýlda ulaþýlan bu neticenin bundan 1400 yýl önce Kur'ân'da bildirilmiþ olmasý ise, elbette enteresandýr. Kur'ân'ýn daha pek çok âyetinde kullanýlan üslûp zamanýn bir algý olduðunu açýkça ortaya koymaktadýr. Bunu bilhassa bazý kýssalarda görmek mümkündür. Meselâ ALLAH Kur'ân'da bahsedilen mümin bir topluluk olan Kehf ehlini üç yüzyýlý aþkýn bir süre derin bir uyku hâlinde tutmuþtur. Uyandýrdýðýnda bu kiþiler zaman olarak çok az bir süre uykuda kaldýklarýný düþünmüþler, ne kadar uyuduklarýný tahmin edememiþlerdir:

"Böylelikle maðarada yýllar yýlý onlarýn kulaklarýna vurduk (derin bir uyku verdik). Sonra iki gruptan hangisinin kaldýklarý süreyi daha iyi hesap ettiðini belirtmek için onlarý uyandýrdýk." (Kehf Sûresi, 11-12)



"Böylece, aralarýnda bir sorgulama yapsýnlar diye onlarý dirilttik (uyandýrdýk). Ýçlerinden bir sözcü dedi ki: 'Ne kadar kaldýnýz?' Dediler ki: 'Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kýsmý kadar kaldýk.' Dediler ki: 'Ne kadar kaldýðýnýzý Rabbiniz daha iyi bilir...'" (Kehf Suresi, 19)


"Ya da altý üstüne gelmiþ, ýssýz duran bir þehre uðrayan gibisini (görmedin mi?) Demiþti ki: 'ALLAH, burasýný ölümünden sonra nasýl diriltecekmiþ?' Bunun üzerine ALLAH, onu yüz yýl ölü býraktý, sonra onu diriltti. (Ve ona) Dedi ki: 'Ne kadar kaldýn?' O: 'Bir gün veya bir günden az kaldým' dedi. (ALLAH ona:) 'Hayýr, yüz yýl kaldýn, böyleyken yiyeceðine ve içeceðine bak, henüz bozulmamýþ; eþeðine de bir bak; (bunu yapmamýz) seni insanlara ibret-belgesi kýlmamýz içindir. Kemiklere de bir bak nasýl bir araya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?' dedi. O, kendisine (bunlar) apaçýk belli olduktan sonra dedi ki: '(Artýk þimdi) Biliyorum ki gerçekten ALLAH, her þeye güç yetirendir.'" (Bakara Sûresi, 259)

Bu âyetlerden þunu da anlamak mümkündür ki, zaman, ALLAH'ýn elinde evirip çevirdiði, deðiþtirip kullandýðý bir þeydir. Her þey gibi o da Cenab-ý Hakk'a boyun eðmiþ, emrine hazýr beklemektedir.




Salih ADEM




« Son Düzenleme: 11 Kasım 2011, 16:01:01 Gönderen: M@nço »
Fark edilmek için çok küçük olduðunu düþünüyorsan, kapalý bir odada bir sivrisinekle uyumayý dene.

Afrika Atasözü


There are no comments for this topic. Do you want to be the first?