• 18 Eylül 2019, 21:00:16

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: Tarih Yazımında Farklı Bir Bakış  (Okunma sayısı 405 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ümit

  • TaLiP
  • **
  • İleti: 213
  • Teşekkür 13
  • Ümid etmek bizim neyimize, tek umut ALLAH iken...
Tarih Yazımında Farklı Bir Bakış
« : 25 Aralık 2011, 20:19:58 »
Tarih Yazımında Farklı Bir Bakış

Ortaçağ İslâm devletlerinde pek çok hükümdar kendi dönemlerinde yaşanan hâdiseleri dönemin tarihçilerine kaydettirmişlerdir. Bu şekilde ortaya çıkan eserlere kronik veya Osmanlı tarihindeki isimlendirme ile vekayinâme adı verilmiştir.

Osmanlı Devleti'nden bize ulaşan ilk vekayinâmetarihçi Ahmedî'nin Dâstân-ı Tevârîh-i Mülûk-i Âl-i Osman adlı eseridir. 1400'lü yıllarda yazılmıştır. Bunun yanı sıra doğrudan Osmanlı tarihini konu alan ilk kronik Âşık Paşazâde Tarihi'dir. Onun Orhan Gazi'nin imamı Yahşi Fakih'e ait olduğunu söylediği ve büyük alıntılar yaptığı Menâkıb-ı Âl-i Osman isimli eseri ise günümüze ulaşamamıştır.

Fatih Sultan Mehmed zamanında özellikle İstanbul'un fethinden sonra Osmanlı tarih yazıcılığında canlanma olmuş ilk müstakil dünya tarihi ile pek çok vekayinâme ve monografi yazma gayretleri bu dönemde artmıştır.1 Bundan sonra da Osmanlı tarih yazıcılığı hız kesmeden devam etmiştir. Nitekim bu çeşit eserler o kadar fazladır kiünlü Alman Türkolog Franz Babinger hemen hemen beş yüz yıllık bir zaman içinde beş yüz tanedir dedikten sonra sadece bu yönden dahi Türklerin kültürsüz oldukları yolundaki eski masalı devam ettirmeye imkân yoktur tespitini isabetle kaydetmiştir.2

Ortaçağ İslâm devletleri ile Osmanlılara ait tarihî eserlerde metinler arasına ele alınan konuyla ilgili âyet-i kerîme hadîs-i şerîf veya yazara yahut başka şairlere ait şiirler güzel sözler koymak yaygın bir âdetti. Hattâ eserler nazım tarzında kaleme alınırdı. Bu sayede tarih anlatımı monotonluk ve sıkıcılıktan kurtarılmaya çalışılırdı. Osmanlı tarih yazarlarıokuyucuya mesajlar vermeye çalışırlar ve geçmişten ibret alınmasını temin ederlerdi. Osmanlı kroniklerinde de bu uygulamaya rastlanır. Bu eserlerde dikkati çeken en önemli husus Osmanlı tarih yazarlarının Devlet-i Âliye'nin fetihlerini dâima İlâhî inayete Rabb'e teveccühe bağlamalarıdır. Nitekim bu konuda Osmanlı tarih yazıcılığında sayısız misâl vardır. Sözgelimi yazdığı tarihinde Âşık Paşazâde:

"Bu Âl-i Osman'ın fethi hesapsızdır
Ki Hak bunlara etmiştir inayet."
derken ilk mısrada Osmanlı hanedanının fethinin sayısız olduğunu söyledikten hemen sonra bu fetihlerin ALLAH'ın inayeti ile olduğunu vurgulamıştır. Yine Âşık Paşazâde;

"Zulmet-i küfrü hep bozar Osmanlı
Hak Tealâ etti bunları ihsanlı"
beytinde ilk mısrada Osmanlıların küfürle mücadele ettiğini ve onların oyunlarını bozduğunu söyler. Ardından da bu başarıların ALLAH'ın bir ihsanı olduğunu vurgular. Bu örneklerden başka

"Murad Han kim Selanik'i aldı n'etti
Mora'ya Üngürüs'e niyet etti.
Paşalara buyurdu durmayınız hiç
Hakk'ın fazlı veliler himmet etti."
dörtlüğünde yapılan fetihlerin ALLAH'ın izni ve erenlerin yardımı sayesinde gerçekleştiğini belirtir.

Osmanlı ile anlaşmazlık içinde olan Karaman*oğullarının durumu anlatılırken onların dünyevî kibir ve gururla hareket ettikleri bu yüzden de ALLAH'ın kahrına maruz kaldıkları anlatılır:

"Tekebbürdür hem fuzuldür Karaman
Anınçün kahreder onu Kahhar."

Aynı şekilde tarihçimiz Âşık Paşazâde 1448 yılındaki 2. Kosova Zaferi sonrası söylediği;
"Ne tuttu Hak ona nusret vermiştir
Muinidir onun bil Gani Gaffar"

beytinde kazanılan zaferin Hakk'ın yardımıyla gerçekleştiğini anlatır. Ayrıca ALLAH'ın Hak yolunda koşturan padişahın yardımcısı olduğunu vurgular.

İstanbul ve Mora gibi fetihlerinden sonra;
"Mehmed Han'a kim Hak muin oldu
Gaziler cümlesi bil mün'im oldu."3

diyerek Sultan Fatih'e ve onun gazilerine Hakk'ın yardım ettiğini ve bu sayede onların zafer kazandığını belirtir. Açıkça görüldüğü gibi Âşık Paşazâde eserinde Osmanlıların başarılarını ve cihan hâkimiyetiniALLAH'ın lütfuna ihsanına ve yardımına bağlamıştır.

Âşık Paşazâde'den sonraki Osmanlı tarihçilerinin deeserlerini aynı his ve düşüncelerle kaleme aldıklarını ve nimeti Hak'tan bildiklerini görüyoruz. Onlardan biri de Mehmed Neşrî'dir. O
"Lîken oldı yir yüzi gözine teng
Bu penah itdi ki ona oldır Samed (cc)
Kamu ana leşker ü hem yâr idi.
Anun iyle bileyidi anda temâm
Germ yüridi idem diyu bir âd
Feth virdi ana tevekküliyçün Samed (cc)"4
mısralarında Sultan 1. Murad'ın zor günlerinde Samed olan ALLAH'ın (celle celâlühü) ona dayanak olduğunu ve tevekkülünden dolayı sultana İlâhî yardımın yetiştiğini ifade eder.

Fatih Sultan Mehmed dönemi vakanüvislerinden biri olan Tursun Bey de kaleme aldığı satırlarda devlete ait icraatlarda Kur'ân'ı Kerîm'e ait olan hükümlere büyük bir önem verildiğini belirtir. Nitekim Sultan Fatih döneminde Karamanoğlu İbrahim Bey'in affedilmesine dâir hadiseleri (1451) anlattığı yerlerde Hicr Sûresi 85 ve 88. ayetlerde geçen "Şimdilik onlara güzel muamele et." ve "Mü'minlere alçak gönüllü ol." hükümleri gereğince ona müsamaha ile muamele edildiğini dile getirir.5

Osmanlı tarihçilerinin kazanılan zaferleri İlâhî inayet ve Rabb'e teveccühe bağlamalarının yanı sırayenilgiler sonrasında eksiklikler ve ihmaller üzerine tespitlerde bulunmaları onların samimiyetlerini gösterdiği gibi gerektiğinde usul ve adabınca sultanları uyarabildiklerini de gösterir. Nitekim tarihçi Müneccimbaşı Ahmed 1402 yılındaki Ankara Savaşı'nda Yıldırım Bayezid'in Emir Timur'a yenilmesine sebep olarak ecdâd-ı kiramın yolundan ayrılmasını önceki Osmanlı padişahlarının aksine acele ve öfke ile hareket etmesini kötü kimselerin sözlerini dinlemesini mal ve askerinin çokluğu ile övünmesini gösterir.6 Bu sözleriyle Müneccimbaşı Ahmed mal ve askeri ile övünmenin nimeti Hak'tan bilme anlayışına aykırı olduğunu ve yaşanan zevalin de bundan kaynaklandığını apaçık ifade etmektedir.

Açıkça görülmektedir ki ecdadımızın bizlere bıraktığı şanlı tarih; kuru bir toprak sevdası ve cihad düşüncesinden uzak kahramanlık gösterileri ile yapılmamış ve yazılmamıştır. Onlar attıkları adımlarda samimi oldukları gibi kazandıkları zaferler sonrasında da geri plânda durmasını bilmişlerdir. Böylece onlar hizmette önde ücrette geri durarakgelecek nesillere güzel bir örnek oluşturmuşlardır. Aynı çizgide yürüyen günümüzün hizmet erleri ve onların tarihini yazanlar da inşALLAH şanlı mazimizden gelen bu kutlu anlayışı devam ettirirler. Yaptıkları ve başardıkları büyük işlerden sonra ben değil biz değil O (celle celâlühü) diyerek her şeyi ALLAH'ın lütfuinayeti ve ihsanına bağlarlar. Ve kendilerini insanlardan bir insan düz bir insan olarak görme bahtiyarlığına ererler.

Dipnotlar
1. Abdulkadir Özcan "Fatih Devri Tarih Yazıcılığı Ve Literatürü" Mimar Sinan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi S. 14 2003/1 s. 55–62.
2. Franz Babinger Osmanlı Tarih Yazarları ve Eserleri çev. Coşkun Özok Ankara 1992 s. XI-XII.
3. Âşık Paşazâde Tevârîh-i Âl-i Osman haz. Kemal Yavuz-M. A. Yekta Saraç İstanbul 2007 muhtelif sayfalar.
4. Mehmet Neşrî Kitâb-ı Cihan-nümâ yay. Faik R. Unat-Mehmed A. Köymen Ankara 1995 s. 229.
5. Tursun Bey Tarih-i Ebu'l-Feth yay. Ahmet Tezbaşar basım yeri yılı yok s. 38 151.
6. Müneccimbaşı Ahmet Dede Müneccimbaşı Tarihiçev. İsmail Erünsal c.I basım yeri yılı yok s. 145

Tarih Yazımında Farklı Bir Bakış
Kürşat SOLAK
ALLAH var, problem yok!!


There are no comments for this topic. Do you want to be the first?
 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40