• 30 Mayıs 2020, 00:52:49

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: Manevi Silahýmýz Dua ve Ecdadýmýzýn Duaya Verdiði Önem.....  (Okunma sayısı 392 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı yorgun

  • FoRuM Dostu
  • TaLiP
  • ****
  • İleti: 146
  • Teþekkür 18
1—Duanýn Mânâsý ve Ehemmiyeti;

Duâ, esasen çaðýrmak mânâsýna masdardir. Sonra küçükten büyüðe, aþaðýdan yukarýya doðru meydana gelen talep ve niyaz mânâlarýna kullanýlmasý örf haline gelmiþ ve bu mânâya isim oluvermiþtir. “Duâ, ubudiyetin ruhudur ve hâlis bir imanýn neticesidir. Çünkü, duâ eden adam, duasý ile gösteriyor ki, bütün kâinata hükmeden birisi var ki, en küçük iþlerinden dahi haberdardýr ve bilir, en uzak maksadlarýný yapabilir, benim her halimi görür, sesimi iþitir. Öyle ise, bütün varlýklarýn bütün seslerini iþitiyor ki, benim sesimi de iþitiyor. Bütün o þeyleri o yapýyor ki, en küçük iþlerimi de O’ndan bekliyorum, O’ndan istiyorum”. Ýþte duâ, verdiði bu iman haliyle ubudiyet vazifesinin de en mühimlerindendir (1). Duanýn hakikati, kulun Yüce Rabbinden medet ve inayet talep etmesidir.

Ýlimden dem vuran bazý câhiller ve aklý gözünde bulunan bazý maddeperestler, çocukluklarýnda, dövülseler dahi annelerinin þefkat kucaðýna atýldýklarýný ve aðlayarak annelerine yalvardýklarýný inkâr edemezler de, bütün annelerin þefkatleri rahmetinin bir damlasý bile olamayan Allâh ’ýn rahmet kapýsýna müracaat etmek ve Ona yalvarmak demek olan duaya itiraz ederler. Bu itirazýn sebepleri üzerinde duracak deðiliz. Burada Kur’ân ve Sünnetin ýsrarla üzerinde durduðu duanýn çeþitleri ve neticeleri üzerinde duracaðýz. Kur’ân, “Kullarým sana benden sual ederlerse, muhakkak kî, ben çok yakýnýmdýr; bana duâ edince duacýnýn duasýna icabet ederim. Öyleyse onlar da benim davetime icabet etsinler ve bana iman ile duâ etsinler...”; “Ya Muhammed, söyle ki, duanýz olmazsa Rabbimin katýnda ne ehemmiyetiniz vardýr?”; “Ayrýca zorda kalýp muztar olanlarýn duâ ettiði zaman dâvetine icabet eden kimdir?” ve benzeri âyetlerle duanýn ehemmiyetini teyid ederken, Resulullâh da, duanýn ehemmiyetini þu sözleriyle teyid etmektedir: “Duâ mü’minin silahýdýr” ; “Allâh  buyuruyor ki, kulum bana iki elini kaldýrýr duâ ederse, ben o elleri maðfiretsiz reddetmekten haya ederim. Melâike, Ey ilâhýmýz, o maðfirete ehil deðildir, derler, Allâh  da þöyle buyurur: Ancak ben takvaya da ehilim, maðfirete de ehilim, sizi þahit gösteriyorum ki, ben onu maðfiret ettim.” Evet azabýndan korkulup korunulacak olan da O, maðfiret edecek de O’dur. O’ndan korkmayan, ne âhirette ve ne de dünyada hiç bir þeyden korkmaz ve korkulacak þeylerden korunmaz (2).

Duanýn insana kazandýrdýðý ruhî ve manevî bir neticesini de asrýn sahibinin dilinden nakledelim: “Duanýn en güzel, en lâtif, en lezzetli, en hazýr meyvesi ve neticesi þudur ki, Duâ eden adam bilir ki, birisi var ki, onun sesini dinler, derdine derman yetiþtirir, ona merhamet eder. O’nun kudret eli herþeye yetiþir. Bu büyük dünya hanýnda o yalnýz deðil; bir kerim zât var; ona bakar, ünsiyet verir. Hem onun hadsiz ihtiyaçlarýný yerine getirebilir ve hem de onun hadsiz düþmanlarýný defedebilir bir Zât’ýn huzurunda kendini tasavvur ederek, bir ferah, bir Ýnþirah duyup, dünya kadar aðýr bir yükü üzerinden atýp “âlemlerin Rabbi olan Allâh ’a hamdolsun” der” (3).

Bu arada Allâh ’a yapýlan dualar dýþýndaki duâ ve yakarýþlarýn mânâsýz ve faydasýz olduðunu da belirtmek istiyoruz. Kur’ân bu mânâyý þöyle izah ediyor: “Kâfirlerin Allâh ’dan baþka duâ ettikleri, imdada çaðýrdýklarý ve yalvardýklarý kimseler, hiç bir dileklerini kendiliklerinden yerine getirmezler ve dualarýna icabet etmezler. Ancak aðzýna ulaþsýn diye suya doðru iki avucunu açan susuz gibi, boþuna avuç açmýþ olurlar. Bunun gibi kâfirlerin duasý da hep bir dalâl içindedir yani boþuboþunadýr”. Hakikaten her hangi bir ihtiyacý için duâ ve istimdad edecek olan þahýs, Allâh ’dan baþka her þeye ve her kime müracaat ederse, müracaat ettiði þey, kendisinden uzak ve ayrýdýr. Kendindeki bir hissi ve bir þeyi, diðerine nakletmesine imkân yoktur. Susuz bir kimse uzaktan suya el açmakla susuzluðunu gideremeyeceði ve suyun da kendi kendine gelip aðzýna giremeyeceði gibi, bir insanýn karþýsýnda bütün mahlukât da aynen böyledir. Allâh ’ýn izin ve müsaadesi olmayýnca insan, hava içinde nefes bile alamaz (4).

2—Duanýn Çeþitleri ve Kabul Þartlarý:

Duanýn mahiyetini anlamayanlar, duânýn þekil ve tarzýný da bilmediklerinden mü’minlerin yaptýklarý dualara ve duâ þekillerine de itiraz etmektedirler. Bu sebeple duanýn çeþitleri ve þekilleri üzerinde de kýsaca durmak istiyoruz.

Mahiyeti itibariyle duâ üç çeþittir: Birincisi, istidat lisanýyla yapýlan duadýr ki, kâinatta câri olan kanunlar ve kaideler çerçevesinde, her mahlukun ve mevcudun, yaratýlýþýnda kendisine Allâh  tarafýndan verilen ve bilkuvve bulunan kabiliyet ve istidatlarýn bilfiil vücud âlemine çýkmalarý için yaptýklarý duadýr. Tohumlarýn ve çekirdeklerin “Ey Allâh ’ýmýz, senin isimlerinin nakýþlarýný mufassal bir þekilde gösterebilmek için, bizim küçük hakikatimizi sünbülle ve aðacýn büyük hakikatýna çevir”. Bu mânâda, sebeplerin müsebbep denilen neticenin meydana gelebilmesi için bir araya gelmeleri de bu çeþit bir duadýr. Meselâ, su, sýcaklýk, toprak ve ýþýk bir çekirdek etrafýnda birleþerek manen “bu çekirdeði aðaç yap ey Halikýmýz” derler ve duâ ederler.

Ýkincisi, îhtiyâc-ý fýtrî lisaniyle yapýlan duadýr. Bütün canlýlarýn iktidar ve ihtiyarlarý dahilinde olmayan ihtiyaç ve arzularýný ummadýklarý yerden uygun vakitlerde onlara vermek için Rablerine bir nevi duâ ettikleri ve bu duanýn her an milyonlarcasýnýn kabul olunduðu bir vakýadýr.

Üçüncüsü, Ýhtiyaç dairesinde þuur sahibi varlýklarýn yaptýðý duadýr ki, bu da iki kýsýmdýr: Birinci Kýsým, ýztýrarî duadýr. Fýtri ihtiyaç diliyle yapýlan ve ýztýrar derecesine gelen dualara denir. Buraya kadar zikredilen dualarýn tamamý, istisnalarýn dýþýnda makbuldür. Ýkinci Kýsým ise, Ýhtiyarî duadýr ki, bizim duâ deyince aklýmýza gelen budur. Bu da kendi arasýnda ikiye ayrýlýr; Birincisi, fiilî duadýr ki, çift sürmek bunun güzel bir misâlidir. Rýzký topraktan, istemek deðil, belki rahmet hazinesinin kapýsý olan topraðýn saban ile çalýnmasý demektir. Ýkincisi ise kavli, yani sözle yaptýðýmýz duâdýr ki, halk arasýnda meþhur olaný budur (5).

Þuur sahibi mahlûklarýn yaptýðý dualar þekil itibariyle dört kýsýmdýr:

Birincisi, duây-ý raðbettir ki, bir þey talep ve arzu edilen duâ manasýnadýr ve bu þekil dualarda elin avuçlarý semaya doðru açýlýr. Hz. Peygamber’in bu çeþid duâ yaptýðý âlimler tarafýndan nakledilmektedir.

Ýkincisi, duây-ý rehbetdir ki, korkulan bir þeyin þerrinden sakýnmak için yapýlan duaya denir. Bu çeþit dualarda, yardým dileme mânâsýný ifade etmek için eller ters çevrilir ve ellerin arkasý yüze gelecek þekilde duâ edilir. Sahih-i Müslim’de Hz. Resulullâh’ýn bir yaðmur duasýnda bu þekilde duâ ettiði ve bununla kýtlýk ve kuraklýðýn belasýndan Allâh ’a sýðýndýðý âlimler tarafýndan nakl ve izah edilmektedir. Bu husus, fýkýh kitaplarýnda tafsilatlý olarak anlatýlmaktadýr.

Üçüncüsü, duây-ý tazarru’dur ki, Allâh ’a yalvarma ve yakarýþ duâsýdýr. Bu çeþit duada, ellerin parmaklarý birleþtirilir ve eller de birbirine yaklaþtýrýlýr.

Dördüncüsü,duây-ý hufye yani insanýn el kaldýrmadan içinden yaptýðý gizli dualara denir. Þekli ne olursa olsun, duada en mühim unsur ihlâs ve samimiyettir (6).

3—Müslüman Ecdadýmýzý Zaferden Zafere Koþturan Sýr ve Kanunî’nin Duâ ile Alâkalý Bir Fermaný:

Maddî zaferlerin arkasýnda manevî sebepleri aramayanlar, zafer kelimesini tarihlerine yazdýramazlar. Zira Allâh  müsaade etmeyince duyan kulaklar duymaz ve isteyen gönüller istemez oluverir. Bu mânâyý hisseden ve yaþamaya çalýþan müslüman ecdadýmýz da duanýn ehemmiyetini idrâk etmiþler ve kazandýklarý zaferlerini Allâh ’ýn ihsanýna borçlu olduklarýný hiç bir zaman unutmamýþlardýr. “Gölgelerin bile yerlere kapanýþý sahiplerinin deðil, Allâh ’ýn emrine baðlý olduðunu” ifade eden Kur’ân âyetini her zaman hatýrlarýnda tutan müslüman ecdadýmýz, zafer için lüzumlu olan fiilî dualarý ifâ ettikden sonra, neticeyi Allâh ’dan beklemek demek olan kavlî duayý da ihmal etmemiþlerdir. Ýþte size Osmanlý Devleti’nin en þanlý ve þöhretli Padiþahý olan Kanunî’nin, her zaferden Önce duâ silahýna nasýl sarýldýðýný gösteren bir arþiv belgesi. Beraber okuyalým ve duanýn insanlarý nerelere yükselttiðini beraber görelim. Her ne kadar aslý sade bir dille yazýlmýþ ise de, biz önce özet mahiyetinde fermaný sadeleþtirerek verecek, sonra da mutlaka okunulmasýný tavsiye ederek trankripsiyonu takdim edeceðiz:

SEFERDEN ÖNCE DUA EDÝLMESÝ ÝÇÝN VERÝLEN FERMAN

“Þerefli babalarým ve büyük ecdadýmýn en önemli iþleri ve amelleri, Hz. Peygamberin nübüvvetini inkâr eden ve Muhammed Mustafa’ya karþý inadla direnen kâfirlerle cihad ve gaza eylemekdi. Padiþahlýk günlerinde büyük gazalar yapmýþlar, küfür ve dalâlet ile dolu nice ülkeleri ve memleketleri ehl-i iman ve Ýslâm’ýn diyarý haline getirmiþlerdir.
Ben de onlarýn bu güzel yollarýndan ve izlerinden giderek her zaman en büyük gayem ve arzum gazaya yönelik olmuþtur. Müþrikler ve kâfirler, müslümanlara ihanet ve hakaret etmek üzere ittifak ettikleri duyulmuþtur. Þu anda Mâlik’ül-Mülk olan Yüce Allâh ’ýn inayet, merhamet ve adaletine itimad ederek; Hz. Resulüllâh’ýn yüce maneviyatýna dayanarak; O’nun dört halifesi ve büyük sahabeler ile evliyanýn mukaddes ruhlarýndan manen medet umarak, sadece ve sadece dinin þe’âirini ihya ve Hz. Peygamberin þeriatýný icra gayesiyle ve bütün müslümanlarla hep beraber gazaya niyet ettim.

Hak Teâlâ’nýn ben kulu ki, zayýfým ve biçâreyim, itimadým ne asker ve malýn çokluðuna ve ne de ordu ve teçhizatýn bolluðunadýr. Belki itimadým Allâh ’ýn inâyetiyle Hz. Peygamber’in günahkâr ümmeti hakkýnda olan merhametlerdedir. Gözümde dünya devletinin zerre mikdar deðeri yoktur. Mülk ve mala gururum ve izzet ve makama dayandýðým yoktur. Kýlýcým ve kuvvetim, bütün âlimler ve sâlihler ile cumhurun ve fakirlerin hayýr dualarýdýr. Maksadým ve muradým, ilây-i kelimetullah ile þeriatýn yer yüzünde icrâsýdýr.

Durum böyle olunca gerekdir ki, Ýstanbul’da bulunan eðer âlimler ve sâlihler, eðer þeyhler ve fâzýllar ve eðer diðer büyük insanlardan kim varsa, hep beraber camilerde ve mescidlerde mübarek vakitlerde, biraraya gelerek, Ýslâm’ýn bayraklarýnýn zaferle dalgalanmasý, þeriatýn yeryüzünde güneþ gibi parlamasý, küfrün ve dalâletin belinin kýrýlmasý ve kâfirlerin maðlubiyeti için Kur’ân okunsun. Bütün müslümanlara bu husus ilân ve tenbih edilsin. Tâ ki, bütün mü’minler, zafer ve nusretim için el kaldýrýp baþ açýp Ýlâhî dergâha yalvarsýnlar. Hayýr dualarý islâm ordularýna manen arkadaþ ve yardýmcý olsun. Mü’min ordularý muzaffer ve gâlib olurken ehl-i küfür maðlup ve periþan olsunlar inþAllâh .

Þöyle bilesiz.
18 Ramazan 938 / 1532” (7).
Þimdi de aslýný kendi dilinden dinleyelim:

SEFER DUASI ÝÇÝN HÜKÜM

“Abâ-i kiram ve ecdâd-ý ýzâmýmýn —EnârAllâh u berâhinehum— ef’âl-i marzýyye ve a’mâl-i seniyyeleri, münkirât-ý risâlet-i nebevi ve mu’ânnidât-ý nübüvvet-i Mustafâvî olan küffâr-ý hâkisâr ile cihâd ve gazaya mutasarrýf olub eyyâm-ý hümâyunlarýnda ulu gazalar eyleyüb küfr ü dalâl ile mâlâmal olan nice memleketleri ve iklimleri makarr-ý ehl-î iman ve Ýslâm eylemiþler.

Ben dahi anlarýn tarik-i hidâyet—âsârlarýna sâlik olub her zamanda ýnân-i azimetim ve dâima yümn ü ikbâl ile kemâl-i himmetim gaza taraflarýna müte’allýk olmaðýn tâîfe-i müþrikin ve fýrka-i kâfirin —Hazelehumullahu ilâ yevmi’id-dîn- ehl-i Ýslâm’a ihanet ve hakaret kasdýna ittifak cem’iyyet üzere olduklarý ecilden, hâliyâ Hak Sübhânehu ve Te’âlâ’nm ki, Mâlik’-ül—Mülkdür, —Azza þânuhu ve amme ih-sânuhu— kemâl-i inayet ve nýsfet ve vufur-i merhamet ve re’fetine tevvekkül ve i’timâd ve Hazret-i risâlet—penâh-Salavâtullahi aleyhi ve selâmuhu— mu’cizât-ý nusret—âyâtlarýna tevessül ve istinâd eyleyüb cihâr-yâr-ý kiram ve sâir sahâbe-i izam ile güruh-ý evliyâullah—âlîmakamýn ervâh-ý mukaddeselerinden isti’ân et ve istimdâd eyleyüb mahzâ þe’âir-i din ve infâz-ý þerayi’-i Seyyidilmürselin için cemâhir-i millet-i Ýslâm ile -Nasarahumullâhu ilâ yevmil-kýyâm- gazây-ý garrâya teveccüh edüb küffâr-ý liyâm ile elhâd fi sebîlillâh için azimet eyledim.

Hak Sübhânehu ve Te’âlâ’nýn ben kulý ki, bir zaif ve nâtüvân bendesi olub i’ti-mâdým ne asker ve malýn kesretine ve ne sipah u cünudun vefret-i kuvvetinedir, belki Hazret-i Rabbülâlemînin —Teâlâ ve tekaddes— kemâl-i inayetle mu’cîz-i kâinatýn —Salavâtullahi aleyhi ve selâmuhu— günahkâr ümmetin akkýnda vârid olan vufur-i merhametlerinedir. Aynýmda dünya devletinin zerre mikdârý kadri olmayub mülk ü mâla gururum ve izz ü câha istinadým yokdur. Kýlýcým ve kuvvetim ulemâ ve sulehâ ile cumhur ve fukaranýn hayýr dualarýdýr. Ý’lây-ý Kelimetullah’il—Ulyâ ile þer’-i pâk-i mübîhin bast-ý zemine icrâsýdýr.
Eyle olsa gerekdir ki, Dâr’us-Saltana “il—Aliyye Mahmiyye-i Kostantiniyye’ —Huriset anil—beliyye— de olan eðer ulemâ ve sulehâdýr ve eðer meþâyýh ve fuzalâdýr ve þâir ebrâr ve etkýyâdan kim var ise, bunlar bile camilerde ve mesâcidde evkât-ý müstetâbede cem’iyyet edüb râyât-ý Ýslâm’ýn nusreti ve þe’âir-i þer’-i Seyyidil-mürselîn’in revnak ve izzeti ve þevketi ve küfr ü dalâletin kesr ve nekbeti ve bilcümle küffâr-ý hâkisârýn hýzlan ve kahrlarý için kýrâat-ý Kur’ân-ý Azîm eyleyüb cumhur-i müslimin ve kâffe-i mü’minine bu hususu i’lân ve tenbih eyleyesin ki, kâffe-i müslimin ve mü’minin dâima izz ü nusratim içim el kaldýrub baþ açub dergâh-ý bî-niyaza tazarru’ ve niyaz ile hayýr dualarý sipah-ý Ýslâm’a refik ve mu’în olub cünud-ý mü’minine feth ve nusret ve kefere-i fecereye kahru hezimet müyesser ve mukadder olmuþ ola inþâAllâh ulaziz.
Þöyle bilesin.

Tahriren Fi 18 Ramazan sene 938/ 1532” (8).
Ýþte Kânunî’ye Mohaç’ý, Ýnebahtý’yý kazandýran, Avrupalýlara, Ýslâm’ý sevmeseler de onun kahramanlarýndan biri olan Sultan Süleyman’a muhteþem unvanýný verdirten ve kurduðu devleti asýrlarca yaþatan ruh, bu ruh ve düþüncedir. Manevî bataryalarý boþ olan bir devlet, ne kadar mükemmel ve modern olursa olsun, sadece maddî bataryalarýna güvenmemeli ve duâ silahýný ihmal etmemelidir, içinde bulunduðumuz günler, bu hakikatin hatýrlanmasý icâbeden mühim hâdiselere gebedir. Hâdiselerin dalgalarý arasýnda boðulmak istemiyorsak, maddî sýðmaklar kadar mânevi sýðmaklara da ihtiyacýmýz vardýr.

Dipnotlar:

1} Bediüzzamân, Mektubat, 280. 2) Muhammed Hamdi Yazýr, Hak Dini Kur’ân Dili, 5468 – 5469. 3) Bediüzzamân, Mektubat, 280. 4) Yazýr, 2969–70. 5} Bediüzzamân, Mektubat, 277 – 279. 61 Ýbrahim El— Halebî, Gunyet’ül—Mütemellî (Halebf-i Kebir), 327. 7) Veliyyüddin Efendi, 1970, Vrk. 54/b-55/b. 8) Bayezid Veliyyüddin Efendi, No; 1970, Vrk. 54/b, 55/b.

Çevrimdışı insan

  • UzMaN ÜYE
  • ***
  • İleti: 1624
  • Teþekkür 63
Manevi Silahýmýz Dua ve Ecdadýmýzýn Duaya Verdiði Önem.....
« Yanıtla #1 : 30 Mart 2013, 00:46:24 »

“Duanýn en güzel, en lâtif, en lezzetli, en hazýr meyvesi ve neticesi þudur ki, Duâ eden adam bilir ki, birisi var ki, onun sesini dinler, derdine derman yetiþtirir, ona merhamet eder. O’nun kudret eli herþeye yetiþir. Bu büyük dünya hanýnda o yalnýz deðil; bir kerim zât var; ona bakar, ünsiyet verir. Hem onun hadsiz ihtiyaçlarýný yerine getirebilir ve hem de onun hadsiz düþmanlarýný defedebilir bir Zât’ýn huzurunda kendini tasavvur ederek, bir ferah, bir Ýnþirah duyup, dünya kadar aðýr bir yükü üzerinden atýp “âlemlerin Rabbi olan Allâh ’a hamdolsun” der” ..

Dua..Ýnanmýþ insan/ýn kuvveti...