• 19 Ağustos 2019, 05:05:31

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: KıYaMeT GüNü/bütün safhalarıyla...  (Okunma sayısı 1465 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Ynt: KıYaMeT GüNü/bütün safhalarıyla...
« Yanıtla #15 : 20 Aralık 2009, 10:03:38 »
Evreni ALLAH Yarattı

Evrenin nasıl var olduğu konusunda şimdiye kadar pek çok farklı yaklaşım olmuştur. Kimileri evrenin bir başlangıcı olduğunu ileri sürerken kimileri de maddenin ezelden beri var olduğunu savunmuştur.

Maddenin ezelden beri mevcut olduğunu savunan bu teorilerden biri Durağan Evren Teorisi'ydi. Yapılan uzun ve kapsamlı çalışmalar sonucunda ortaya çıkan güçlü deliller evrenin bir başlangıcı olduğu tezini doğruladı, Durağan Evren Teorisi ise bilimin tarihi gelişim sürecinde ancak bir hatıra olarak kaldı.

Araştırmalar sonucunda bulunan veriler evrenin yokken var olduğunu göstermiştir. Buna göre evrenin bir başlangıcı vardır. Ve bu başlangıç "Big Bang" adı verilen büyük bir patlama ile gerçekleşmiştir. Big Bang'den önce madde, enerji, uzay, zaman, mekan kısaca hiçbir şey yoktur. Sonsuz yoğunlukta ve sıfır hacmindeki bir noktanın patlaması sonucu, korkunç bir hızla her tarafa dağılan maddelerden yıldızlar, güneşler, gezegenler meydana gelmiş, evren hızla genişlemiş, hızla şişerek büyümüşve zamanla soğuyarak şimdiki halini almıştır.

Bugün evrenin Big Bang ile beraber başladığı, meydana gelişşekli dolayısıyla belirli bir yaşı olduğu bütün kozmoloji kitaplarında, bilimsel dergi ve makalelerde ispatlarıyla yer alır. Bunları birkaç satıra sığdırmak imkansız olduğundan sadece bir iki örnekle konunun önemini vurgulamak yerinde olacaktır.

Örneğin California Üniversitesi'nden Profesör George O. Abel Exploration of Universe (Evrenin Keşfi) adlı kitabında, "Bugünkü mevcut deliller, Evrenin milyonlarca yıl önce Big Bang ile başladığını göstermektedir. Big Bang Teorisi'ni kabul etmekten başka çaremiz kalmıyor. Bu durumda Sabit Durum Teorisi artık geçerliliğini kaybetmiştir " der.1

Colorado Üniversitesi'nden Gerrit L. Verhuur, Star Capes adlı kitabında, "Big Bang teorisi dini inançların gösterdiği, Dünya'nın ve gökyüzünün yaratılmışolduğu gerçeği ile uygunluk göstermektedir. Bu astronominin dinle birlikte olduğunun süprizli bir sonucudur" diye açıklamıştır.

Evrenin bir başlangıcının olması kainatın yoktan var edildiğine, yani yaratıldığına delil teşkil eder. Eğer yaratılan bir varlık varsa bunun mutlaka bir yaratıcısının da olması gerektiğini hepimiz çok iyi biliriz. Yaratılan bu evren hiçbir örnek yokken, hatta zaman ve mekan dahi yokken var edilmiştir. Bu teorinin ortaya çıkardığı en önemli gerçek evrenin bir başlangıcı olduğu, üstün ve güçlü bir Yaratıcı tarafından yaratılmışolduğudur: Evreni ALLAH yaratmıştır.

Big Bang evrende hesaplayabildiğimiz ilk harekettir. Büyük patlamanın arkasından bugüne kadar gelişen sayısız hareketin ve olayın her biri ALLAH'ın izni ile meydana gelmiştir ve O'nun kontrolü altındadır. Bilinçsiz bir patlama sonucu dağılan parçacıkların böyle düzenli galaksileri, yıldız sistemlerini ve içinde Dünyamızın da yer aldığı GüneşSistemi'ni oluşturduğunu düşünmek akıl ve mantık dışı bir yaklaşımdır. İnsanın kendi bedeni de dahil olmak üzere etrafında gördüğü herşey ALLAH'ın ilmi ve kontrolü ile sonsuz bir düzen içinde yaratılmıştır. Kuran'da ALLAH'ın önce gökyüzünü yarattığı, sonra yeri meydana getirdiği daha sonra da canlıları var ettiği bildirilmektedir.

ALLAH evreni hassas bir düzen ve denge ile yaratmıştır. Atmosferdeki gazların oranından Dünya'nın sıcaklığına, yağmurun düşüşhızından, Dünya'nın çekirdeğindeki demir miktarına kadar insanın bildiği ve bilmediği sayısız detay birbirine bağlıdır. Buna bir örnek olarak evrendeki tüm gezegenleri ve Dünyamızı Güneş'in yörüngesinde tutan kütle çekimi (yerçekimi) kuvvetini verebiliriz. Evrendeki tüm kütleler büyüklükleri oranında çekim kuvvetine sahiptir. Dünyamızın sahip oldu kütle çekim kuvveti ise denizleri, canlı-cansız herşeyi Dünya yüzeyinde sabit tutar. Böylece ne insanlar, ne diğer canlılar ne de dağlar ve denizler uzay boşluğuna uçmazlar. Bu noktada önemli olan Dünya'nın kütlesinin büyüklüğünün çok hayati bir değer taşıdığıdır. Dünya'nın kütlesi biraz daha fazla olsaydı, üzerindeki herşeyi daha güçlü kendine çekecekti. Bunun sonucunda su yerin içine çekilecek, insanlar çekimin etkisiyle yürüyemeyecek hale gelecek, su ağaçların dallarındaki yapraklara ulaşamayacak, yere çekildiği için bitki örtüsü yok olacak, canlıların vücudundaki kan dolaşımı bozulacak ve tüm kan ayaklarda toplanacaktı. Örnekleri çoğaltmak mümkündür, ancak bu noktada önemli olan Dünya'nın kütlesinin şu andaki ekolojik dengeyi kuracak ve canlıların varlıklarını sürdürecekleri şekilde çok hassas bir ayarda olduğudur.

Dünya'nın sonunun nasıl olacağı konusunda araştırmalar yapan bilim adamları herşeyin gün geçtikçe eskiyip çürümekte olduğunu ve bu çürümenin sonucunda evrenin sonunun geleceğini tahmin etmektedirler. Dünya üzerinde "tek bir protonun" dengesinin bozulmasının dahi bu sona neden olacağını bildirmekte ve büyük bir tehlikeyi haber vermektedirler:

    "Evrensel çürüme, eğer gerçekse, asırlar sürecek ama gerçekleştiği zaman ne yıldız, ne insan, ne şiir, ne atom, ne hatıra kalacak geriye..."

Bu açık gerçeğe dikkat çekildikten sonra asıl tehlikeye şöyle işaret edilmektedir:

    "Bugüne kadar yapılmışolan hiçbir araştırma ya da deney henüz bir protonun bile yok olduğunu kanıtlayabilmişdeğil. Ancak bu, bilim adamlarını bu konuda araştırma yaptırmaktan vazgeçirmişde değil. Bilim adamlarının proton çürümesine şahit olmaları, tüm evrenin yok olma tehtidi ile karşı karşıya olması anlamına gelecek. Tek bir protonun bile yok olması, evrendeki herşeyin çürümesi demek, çünkü bir protonun bile çürümesi, tüm protonların çürüyebileceğini ve dolayısıyla atomların, moleküllerin ve DNA'ların oluşamayacağını gösterir." 2

Burada sayılan birkaç detay bile evrenin üstün bir güç tarafından, çok büyük bir düzen ve denge ile yoktan var edildiğini delillendirmektedir. Üstün güç sahibi olan Rabbimiz bu kusursuz düzeni an an korumakta, gözetmektedir:

    "Şüphesiz ALLAH, gökleri ve yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, kendisinden sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim'dir, bağışlayandır." (Fatır Suresi, 41)

ALLAH Kuran'da, evrende var olan herşeyin bir sonunun olacağını bildirmiştir. Elbette evreni yaratan ve onu her an koruyan ALLAH, dilediği anda onun varlığına son vermeye de kadirdir. Bu büyük kapanışgününde var olan tüm denge ve düzenler bozulacak, insanın kavrayabilmek için hiç durmadan çaba sarfettiği ve büyüklüğüne hayran olduğu herşey altüst olacaktır:

    "Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir. Herşeyin melekutu (hükümranlık ve mülkü) elinde bulunan (ALLAH) ne yücedir. Siz O'na döndürüleceksiniz."  (Yasin Suresi, 82-83)


EVRENİN YOK OLMASI AN MESELESİDİR


Dünyamız dört bir yandan ölümcül tehditler altındadır. Şaşırtıcı olan ise birçok insanın bu tehlikelerden haberdar olmalarına rağmen, sanki kainatın varlığını sona erdirecek hiçbir tehlike yokmuşve yaşamları çok büyük bir güvence altındaymışgibi davranmalarıdır. Bu anlayışta olan insanlar için ne ölüm, ne yokoluş, ne de ölüm sonrası olacaklar insanın aklına gelmez.

Dünya uçsuz bucaksız bir boşluk içinde uzun bir yolculuk halindedir. Oysa Dünya'nın yolculuğunu sürdürebilmesi için gerekli olan şartlar, tahmin edilenden çok daha fazladır. Dünya uzaydaki bu yolculuğu sırasında dev göktaşlarından kuyruklu yıldızlara, karadeliklerden, süpernova patlamalarına kadar birçok tehlikeyle karşılaşmaktadır. Dünya'nın kendi yörüngesinde kalması, hızını sabit tutması, eğikliğini bozmaması, kendi etrafında dönerken aynı zamanda da Güneş'in etrafında dönmesi, dönüşü sırasında bir spiral yörünge izlemesi, bu yolculuk sırasında an an gerekli olan tüm oran ve dengeleri sabitlemesi gerekir ki üzerinde bir yaşam oluşabilsin.

Oysa bu dengelerin bozulmaması veya dıştan gelecek bir tehlikenin öldürücü zararlar vermemesi için hiçbir sebep yoktur. Bilim adamları bu tehlikenin varlığına her fırsatta dikkat çekmektedirler. Dünya'nın her an bir tehlikeyle karşılaşabileceği konusunda, ellerindeki bilimsel verilere dayanarak hemfikirdirler. Prof. Dr. Carl Sagan, bu duruma şu şekilde işaret etmektedir:

    "Yeryüzü güzel ve oldukça sakin bir yerdir. Değişen şeyler olur, fakat bunlar da çok yavaşgelişir. Olabilir ki, yaşamınızı bir fırtınadan daha şiddetli bir doğal felaket görmeden tamamlayabilirsiniz. Böylece gerilimsiz ve endişesiz olabiliriz. Ne var ki, doğanın tarihinde kayıtlar açık seçiktir. Dünyaların her zaman için yok olması kaçınılmazdır. Biz insanlar bile kendi felaketlerimizi yaratmaya varan bir tekniğe ulaşmışızdır. Bu kasti olabileceği gibi, bilmeden ihmal sonucu da gerçekleşebilir. Uzun geçmişin felaket izlerinin korunduğu diğer gezegenlerde büyük felaketlere ilişkin bir sürü kanıt duruyor. Bütün iş, zaman dilimi sorunudur. Yüz yıl içinde olması düşünülemeyecek bir felaket yüz milyon yılda gerçekleşebilir. Yerküremizde içinde bulunduğumuz yüzyılda bile, kötü doğal olaylarla karşılaşılmıştır." 3

Evrenin yukarıda da sayılan sebeplerden birinin sonucunda yok olması ihtimali hiç de şaşırtıcı değildir. ALLAH'ın kıyamet gününde olacağını söylediği olaylar, belki de dünyadaki tüm bu dengelerin bozulması ile meydana gelecektir. Son derece kusursuz bir şekilde işleyen bu düzenin bozulması, ardı ardına gelen felaketlerle sonuçlanabilir. İnsanların kendilerinden bu kadar uzak gördükleri, hatta varlığına dahi ihtimal vermedikleri kıyamet günü, belki de kendilerine çok yakındır.

Dünyamızın Ölümüne Sebep Olabilecek İhtimaller

Dünyanın varlığını sürdürebilmesi için evrende var olan sayısız şartın, aynı anda ve aynı şekilde var olması gerekmektedir. Bugün birçok bilim adamı bu detayların ve dengelerin bozulmaması için neler yapılması gerektiğini araştırmaktadır. Küçük bir örnek vermek gerekirse; bilim adamları ve çevreci kuruluşlar sadece petrol, kömür gibi fosil yakıtların kullanılması nedeniyle çıkan ekonomik ve çevresel sorunların dahi azaltılamayacağını belirtmektedirler. İşte uzmanların söz konusu yakıtların kullanılması sonucu oluşacağına kesin gözüyle baktıkları, hatta oldukça yakın tarihler verdikleri felaket senaryolarından bazıları: 4

1. Ganj ve Nil gibi Dünya'nın en uzun ırmaklarının deltaları sular altında kalacak, Çin'deki ırmakların deltalarıyla, Bengladeştopraklarının dörtte biri sulara gömülecek.

2. Maldiv Adaları'yla Büyük Okyanus'taki adalar ve ada devletler sulara gömülüp yok olacak.

3. Büyük tarım alanları (ABD'nin Middle West Bölgesi, Avrupa ve Kazakistan) çölleşecek. Türkiye Büyük Sahra'ya benzeyecek.

4. Yüksek bölgelerdeki donmuştopraklarda (Sibirya ve Kanada gibi) kısmi çözülme görülecek. Kimi boru hatları, demiryolları ve binalar yıkılacak.

5. Dünya yüzeyinde orman alanlarının üçte biri yok olacak. Dünyanın akciğeri olan yeşil alanların azalması, atmosferdeki karbondioksit miktarının daha da artmasına neden olacak. Bu da sera etkisinin artmasına ve çeşitli kitlesel sağlık sorunlarına sebebiyet verecek.

6. Tropikal bölgelerde görülen tayfun ve siklon gibi doğa olayları çoğalacak. Özellikle Büyük Okyanus ve Atlas Okyanusu'ndaki dip akıntıları (El Nino ve Gulf Stream) yön değiştirerek, kara ve deniz iklimlerini altüst edecek.

7. ABD'nin Teksas Eyaleti'yle, Avrupa'nın Akdeniz kıyılarında sıtma ve benzeri hastalık salgınları görülecek.

8. Alpler ve uzantısındaki dağlarda bulunan buzullar ve Himalaya buzullarının %25'i eriyecek. (Eriyen suyun açacağı zarar tahmin edilenin çok üzerinde olur.) Eriyen buzullar birçok kıyı kentinin su altında kalmasına neden olurken, ada devletler su altında kaldıkları için ortadan kalkacaklar. Bu olay buralarda yaşayan yüz milyondan fazla insanın ölmesine ya da çevre göçmeni olmasına sebep olacak. 5

Bunlar yalnızca beklenen ve bilimsel araştırmalar sonucunda belirlenebilen tehlikelerdir. Dünya böyle bir sürece girdikten sonra, artık bunu durdurmanın, ALLAH'ın dilemesi dışında, hiçbir yolu yoktur. Sadece 1997 senesinde atmosferdeki karbondioksit gazının %25'lik bir artışı bile, Dünya'da sera etkisi yaparak küresel ısınmaya yol açmış, kutuplardaki buzullar erimeye başlamış, eriyen buzdağları okyanusların seviyesini yükseltmiş, kışher zamankinden daha ağır geçmiş, aşırı yağışlar, şiddetli fırtınalar, sel baskınları birçok insanı felakete götürmüştür. Ozon tabakasının delinmesi ile Dünya zararlı ışınlara maruz kalmış, kanser vakaları çoğalmış, yeni hastalıklar ortaya çıkmış, bitkilerde olumsuz gelişmelere rastlanmıştır. Yeşil BarışÖrgütü (Greenpeace) ve ABD'li bilim adamları, Alaska'da yaptıkları bir incelemede Bering Buzulu'nun boydan 12 km. kısaldığını, yüzölçümünün de 130 km2 küçüldüğünü belirlemişlerdir. Deniz sıcaklığı 0,8 derece artmış, önemli bir denge unsuru olan mercanlar ölmeye başlamışve planktonların % 80'i yok olmuştur. 6



Son birkaç yüzyıl içinde dünyanın sonunu getirebilecek pek çok ihtimal ortaya çıkmıştır ve gün geçtikçe bu ihtimallerin sayısı daha da artmaktadır. Şu anda dünya üzerinde meydana gelen olaylar bir sinyal niteliği taşımakta, dünyanın bir gün mutlaka sonunun geleceğini ve bu sonun gitgide yaklaşmakta olduğunu göstermektedir. Özellikle fizikçiler bu endişelerini sürekli dile getirmektedirler:

    "Eğer evren, sınırlı bir düzen birikimine sahipse ve düzensizliğe doğru kaçınılmaz bir biçimde -sonunda termodinamik dengeye- değişiyorsa, iki çok derin çıkarımı hemen izlemeye başlar. İlki, evren sonunda ağır ağır yuvarlanarak, kendi entropisi içinde ölecektir. Bu fizikçiler arasında evrenin "ısı ölümü" olarak bilinir. İkincisi, evren ebediyen var olmuşolamaz, bu yüzden sınırlı bir zaman önce, dengesi son durumuna erişmişolacaktır. Özet olarak: Evren daima var olmadı." 7

Şaşırtıcı olan, ölümün bu derece yakın olması gerçeğine karşın hala dünya üzerinde kendi sonunu düşünmeyen, ALLAH'tan korkmayan ve hırsla Dünya'ya bağlı olan birçok insanın var olmasıdır. Ve yine şaşırtıcı olan, ölüm gerçeği hatırlatıldığında ve bu zorlu günün detayları anlatıldığında insanların pek çoğunun, herşeye rağmen bütün bunları kendilerinden çok uzaklarda görmeleridir. Kuran ayetlerini baştan reddettiklerinden kıyamete dair tasvirler de onlar için bir anlam ifade etmemektedir. Bu insanlar sanki hiç ölmeyecekler ve dünyada sonsuza kadar kalacaklarmışgibi hazırlık yapmakta, bir anda son bulacak bir ömür için sonsuz hayatlarını tehlikeye atmaktadırlar. Oysa insanın, köşe bucak kaçtığı ölüm mutlaka kendisini bulacaktır. Ne insanın ne de evrenin ölümü karşısında, bir kaçışyolu veya alınacak bir tedbir yoktur. Bu açık gerçek bir Kuran ayetinde şöyle bildirilir:

    "De ki: "Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen (ALLAH)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir." (Cuma Suresi, 8)

Görüldüğü gibi dünyanın bir gün mutlaka yok olocağı, bir inanç olmasının ötesinde fiziksel bir gerçektir. Bu sonu hazırlayan sebepler birer birer kendini göstermekte, bilimsel gelişmeler çerçevesinde ortaya çıkmaktadır. İnsanların bir bölümü, ALLAH'ın varlığına inanmasalar ya da herhangi bir dini inanca sahip olmasalar da kainatın kaçınılmaz bir sona doğru yaklaştığını ister istemez kabul etmek zorundadırlar. Bu durumda, kıyamet ve ahiret anlayışının dışında yeni bir anlayışortaya çıkmaktadır. Bu anlayışoldukça korkunçtur, çünkü anlamı sonsuz yokoluştur. Kainatın sonunun yaklaştığını hatırlatan alametler insanların önünde birkaç alternatif bırakmaktadır: İnkar edenlerin bazısına göre sonsuz yokoluş, ALLAH'a inananlar için ise ya sonsuz azap veya sonsuz nimet...

Kapalı Evren - Açık Evren Modeli:

Big Bang'in reddedilmesi mümkün olmayan, gözlemsel verilerden elde edilen bilimsel bir teori olduğu konusunda bilim adamları hemfikirdir. Buna göre kainat, sonsuz yoğunluktaki bir noktanın, birdenbire büyük bir patlama ile genişleyip, yayılması sonucu oluşmuştur. Bu patlama sonucunda hızla dağılan, gittikçe genişleyen ve soğuyan evren zamanla bugünkü halini almıştır.

Peki bu genişleme daha ne kadar devam edecektir? Bir maddenin kütlesi fazla ise çekim kuvveti de o oranda fazladır. Bu durumda yüksek çekim kuvveti genişleme hızını yener. Aksine çekim kuvveti az ise, bu kuvvetin genişlemeyi engellemeye gücü yetmez. Bilim adamlarına göre eğer evrenin kütlesi belirli bir değerin üzerinde ise genişleme bir gün duracak ve evren kendi içine çökecektir. Bu "Kapalı Evren" modelidir. Öte yandan evrenin kütlesi belirli bir değerin altındaysa, çekim kuvveti genişleme hızını yenemeyeceğinden evrenin genişlemesi hiç durmayacaktır. Bu da "Açık Evren" modelidir.

Evrenin Sonu: Açık veya Kapalı Evren

Daha önce de belirttiğimiz gibi Evren, ALLAH'ın daha önce başka bir sebebi vesile etmesinin dışında ya kapanıp tek bir noktada toplanarak ya da sonsuza kadar genişleyerek yok olacaktır. Evrenin kapalı veya açık, hangi model ile son bulacağını tahmin edebilmek için evrendeki kütle miktarını bilmek gerekir.

Evrenin kütlesini ölçmek son derece zor olduğundan bilim adamları kütle yerine yoğunluğu ölçmeyi denemişlerdir. Çünkü eğer evrenin yoğunluğu "kritik yoğunluk" dediğimiz bir değere ulaşıyorsa, sahip olduğu çekim gücü galaksilerin kaçışhızını yenebilir. Böylelikle evren bütün galaksileri kendisine doğru çekebilir. Ancak söz konusu yoğunluk kritik bir değere ulaşmıyorsa, genişleme sonsuza kadar devam eder. Çünkü bu çekim kuvveti, galaksilerin kaçışhızını yenemez. Bu noktadan yola çıkan sayısız bilim adamı evrenin sonunu öğrenmek amacıyla çok çeşitli incelemeler yapmış, araştırmacılar teleskop başında saatlerce galaktik sistemlerden gelen ışınları analiz etmişlerdir.

Bunun için galaktik sistemlerin hızları, büyüklükleri, parlaklıkları, uzaklıkları hesaplanıp, evrenin gerçek yoğunluk değeri araştırılmıştır. Elde edilen ilk bilgiler evrendeki hali hazır mevcut yoğunluğun kritik yoğunluğun değerine oldukça yakın olduğunu göstermiştir. Yani evrenin kapalı olması ihtimali daha yüksek olarak belirlenmiştir. Daha sonra bu çalışmaya 1986 yılında Amerikalı iki araştırmacı Edwin Loh ile Earl Spillar'ın binlerce galaksiyi tarayarak elde ettikleri sonuçlar da eklenince evrenin kapalı olduğu ihtimali %90 'a ulaşmıştır.

Ayrıca bu %90'lık ihtimali ortaya çıkaran yoğunluk hesaplanırken dikkate alınmayan birçok unsur olmuştur. Örneğin ışık yaymayan karadelikler evrenin yoğunluk değeri hesaplanırken hiç göz önüne alınmamıştır. Buna göre evrendeki yoğunluk değeri karadeliklerin de hesaba katılmasıyla bir miktar daha artacaktır. Son yıllarda ismine karanlık madde denilen ve tüm galaksileri dolduran, gözle görülmeyen maddelerin yoğunluğunu da bunlara eklediğimizde ortaya çıkan tablo evrenin genişlemeyi bırakıp kendi içine çökeceği ihtimalinin olası olduğunu göstermiştir. Nitekim Dr. John Gribbin bu aşamada "Kapalı Evren modeli için ortaya atılan deliller, şimdiye kadar hiç bu kadar kuvvetli olmamıştı" demektedir. 8

Yani oldukça kritik bir yaşve dengede olan evren her an yok olmaya hazır durumdadır. ALLAH Kuran'da Enbiya Suresi'nin 104. ayetinde evreni, yaratmaya başladığı durumuna döndüreceğini şu şekilde bildirmiştir:

   
"Bizim, göğü kitabın sahifelerini katlar gibi katlayacağımız gün, ilk yaratmaya başladığımız gibi, yine onu (eski durumuna) iade edeceğiz. Bu, Bizim üzerimizde bir vaaddir. Elbette, Biz yapıcılarız."
 (Enbiya Suresi, 104)


Ayet ile kapalı evren modeline dikkat çekilmişolma ihtimali yüksektir. Buraya kadar anlattıklarımızdan da görüldüğü gibi bilimsel veriler de evrenin tekrar büzüşme olasılığının yüksekliğini gösterir. Öyle ki maddeci fikrin savunucuları dahi elde edilen sonuçların kesinliği karşısında getirecek yeni bir iddia bulamamışlardır.

Chicago Üniversitesi Astronomi Bölümü Başkanı Schermann, eskiden evrenin kapalı olduğu fikrinin felsefi ve dini temellere dayandığını, ancak şu anda modelin doğruluğunu kanıtlayan birçok teorik ve deneysel kanıtlar bulunduğunu belirtmektedir. 9

Evet evrenimiz 15 milyar yıldır genişlemektedir. Fakat çıkan sonuca göre büyük ihtimalle ALLAH katında zamanı belli olan bir günde, çekim kuvveti genişlemeye egemen olacak ve genişleme duracaktır. Aşırı yoğun ve kapalı bir evrende çekim kuvveti egemen hale gelince herşey kendi içine çökmeye başlayacaktır. Herşey tersine döndüğünde, o zamana kadar soğuyarak genişleyen evren daralarak ısınmaya başlayacak, tüm galaktik sistemler hızla birbirine yaklaşacaktır.

Bu modele göre bir gün çekim gücü galaksilerin genişlemesini durduracak ve bu noktadan itibaren gittikçe artan bir süratle galaksiler birbirlerine doğru ilerlemeye başlayacaklardır. Uzayda şiddetli çarpışmalar olacak, dev gökcisimleri içiçe geçmeye, birleşmeye başlayacaktır. Ay, Güneş, Dünya, tüm gezegenler ve yıldızlar birleşecek, gittikçe büzüşen ve daralan evren yaşanan bu süreç sonunda, tek bir noktada toplanıp yok olacaktır. Tüm kainatın düzeni altüst olacaktır. Dünya'nın yörüngesinde meydana gelecek küçük bir oynamanın tüm canlıların kavrulmasına veya donmasına neden olacağını, atmosferdeki ufak bir delinmenin canlılığı ne kadar olumsuz etkileyeceğini, Dünya'nın 23o 27'lık eğikliğinde ufak bir değişiklik olması ile mevsimlerin oluşamayacağını biliyoruz. Böylesine hassas dengeler üzerine kurulu olan düzenin, evren büzülme sürecine girdiğinde ne kadar olumsuz etkileneceğini tahmin etmek hiç de zor değildir.

ALLAH Kuran'da kıyamet günü Ay ile Güneş'in birleşeceğini bildirmiştir. Bu ayetlerde kapalı evren modeline dikkat çekiliyor olma ihtimali vardır. Büzülme gerçekleşirse belli bir zamanda Dünya'nın, GüneşSistemi'ndeki diğer gezegenlerin, Ay'ın ve Güneş'in birbiriyle birleşeceği büyük bir olasılıktır.

Yine Kuran'da yıldızların yerlerinden kayıp döküleceği bildirilmişti.r (Tekvir Suresi, 2) Bu ayet de aynı şekilde kapalı evren modeline dikkat çekiyor olabilir. Çünkü bu ihtimalde de her bir yıldız kendilerine ait yörüngelerinden çıkıp, biraraya gelecektir. Geriye doğru daralan evrende uzay zaman boyutu da geriye doğru işleyecektir. Bu durumda yeryüzünde görülmesi muhtemel olan olaylar ile karadeliğe girilmesi aşamasında beklenen muhtemel olayların benzer olabilme ihtimali vardır. Çünkü herşey tersine döndüğünde yerçekimi kuvveti de tersine döner, yer ağırlıklarını dışarı atar. Yeryüzü sallanır, dağlar paramparça olur, denizler taşar. Ne kadar süreceği belli olmayan bir süreç içinde ALLAH'ın kıyamete ait olarak Kuran'da tasvir ettiği olaylar gerçekleşir.

Kısaca şunu söyleyebiliriz; kapalı evren modeli gerçekleştiğinde tüm evren daha önce de belirttiğimiz gibi tek bir noktada birleşip yok olacaktır.

Genişleyen evren modeli de evrenin kurtuluşu demek değildir. Bu modelin gerçekleşmesinin anlamı, evrenin bambaşka olaylarla yok olacağıdır. Evrenin yaratıldığı andan itibaren sürekli olarak yoğunluğu artmışve sıcaklığı mutlak sıfıra çok yaklaşmıştır. Uzayın hali hazırdaki sıcaklığı -270 derecedir ki, bu sıcaklık mutlak sıfırdan yalnızca 3 derece yüksektir. Evren genişlemeye devam ettiği sürece sıcaklık daha da düşecektir. Canlılığın var olması için gerekli olan ısı -270 derecedir. Sıcaklığın bu miktardan 1 derece az veya 1 derece çok olması zaten tüm canlıların ölmesi anlamına gelmektedir.10 Evren genişlemeye devam ettiği müddetçe bu oranın sabit kalması gibi bir ihtimal yoktur. Sıcaklık düştüğünde insanlık ortadan kalkacaktır.

Son yapılan araştırmalardaki kesin bulgular kapalı evren modelinin gerçekleşebileceği ihtimalini ortaya koymaktadır. Ancak bilim adamlarının yaptıkları detaylı çalışmalar sonucunda oybirliği ile vardıkları sonuç, bu modellerden hangisi hakim olursa olsun evrenin akibetinin değişmeyeceğidir. İki modelde de evren ölecek, fakat bu ölüm farklı şekillerde sonuçlanacaktır. İlerleyen bölümlerde detaylı olarak anlatıldığı gibi her iki model de dünyaya kıyameti getirecektir. Fakat bunun yanında dünyanın sonunu getirebilecek başka sebepler de bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi güneşin ömrünü tamamlamasıdır. Elbette herşeyin en doğrusunu ALLAH bilir.

Güneş'in Ömrünü Tamamlaması

Bilindiği gibi evreni oluşturan gökcisimleri doğarlar ve varlıklarını belli bir süre devam ettirdikten sonra ölürler. Güneşimizin de böyle sınırlı bir ömrü vardır. Evren kapalı ya da açık evren modellerinden birisiyle son bulmadan önce, Güneş'in ömrünü tamamlaması ihtimali söz konusudur. Güneş'in ömrünü tamamlaması ise, elbette Dünya'nın da ölmesi anlamına gelmektedir.

Tahmini olarak 5 milyar yaşında olan Güneş, her saniye 564 milyon ton hidrojeni 560 milyon ton helyuma dönüştürerek, arta kalan 4 milyon ton maddeyi enerjiye çevirir. 11 Güneş, hidrojeni yakıp tüketme aşamasına geldiğinde, Dünya'nın sonu gelmişolacaktır. Bu aşamada merkez tabakalarında yoğun halde bulunan hidrojenin yerine helyum artmaya başlayacak, şu anda 20 milyon derece olan Güneş'in merkezdeki sıcaklığı 100 milyon dereceyi bulacaktır. Böylece Güneş'in merkezi oldukça kızgın bir kor durumuna gelirken, etrafı da giderek şişen dıştabakalardan oluşmuşbir görünüm alacak, Güneş'te sarının yerine kırmızı bir renk hakim olacaktır. Dolayısıyla Güneşadeta kırmızı bir deve dönüşecektir.

Bilim adamlarının bu aşamadan sonra öngördükleri gelişmeler ise şöyledir: Dünya'daki yaşamın can damarı olan Güneş, çok fazla büyüyüp şişer ve çevresindeki genişalanı kapsamı altına alır. Daha sonra etrafında bulunan gezegenlere ateşve alev püskürtmeye başlar. Bunun doğal sonucu olarak etrafındaki tüm küçük gezegenler yok olmaya başlar. Dışyüzeyi şu ankinden daha sıcak olmamasına rağmen, hacimce çok irileştiğinden yakınında bulunan gezegenler yaydığı ısıdan çok fazla etkilenir. Ilk olarak Merkür arkasından da Venüs Güneş'in ışınları ile erir.

Sık sık belirttiğimiz gibi dünya üzerindeki canlılığın devamı ancak evrende var olan pek çok dengenin korunmasına bağlıdır. Örneğin Dünya'nın Güneş'e şimdiki uzaklığından biraz daha yakın olması tüm canlı hayatın yanıp, kavrulması için yeterlidir. Bu yüzden Güneşşişmeye başladığında, daha Dünya'ya ulaşmadan Dünya'daki düzen bu gelişmeden çok fazla etkilenecektir. Güneş'in Merkür ve Venüs'ü kavurduğu bir aşamada, Dünya'nın zaten tüm dengesi bozulmuşolacaktır. Bu sırada Dünya'da yaşamdan söz edilmesi imkansızdır. Bir süre sonra, Güneş'in yaydığı bu yoğun ışınlar ile önce okyanuslardaki sular aşırı sıcaktan buharlaşacak, dağlar taşlar bir anda eriyerek gaz haline gelecektir. Tüm Dünya göz açıp kapayıncaya kadar geçen kısa bir sürede yanarak, bitip bir avuç toz halinde uzaya karışıp gidecektir. Bu Dünyamızın sonudur. Bilim adamları bu sonuca Güneşbüyüklüğündeki yıldızlar üzerinde yaptıkları incelemeler sonucunda ulaşmışlardır. Bizden uzakta bulunan birçok yıldız, tarifini yaptığımız bu kırmızı deve dönüşmektedir. Kırmızı devin etrafında yaptığı etkiler nedeniyle de uzayda her an olağanüstü olaylar yaşanmaktadır. 12

Bir başka bilim adamı Güneş'teki enerji azalmasını şu şekilde ifade ediyor:

    "Güneş'e gelince, açıkça sonsuza dek neşeli neşeli yanmayı sürdüremeyecektir. Yıldan yıla yakıt rezervi azalıyor, öyleki, sonunda soğuyacak ve donacaktır. Aynı belirti ile Güneş'in ateşi onu sadece sınırlı bir zamana dek tutuşturulabilecektir: o, enerjinin sonsuz kaynaklarına sahip değildir." 13

Bu durum yokoluşla sonuçlanabilecek ihtimallerden sadece biridir. Bu olayların doğal sonucunda Güneş'ten gelecek olan felaket kaçınılması mümkün olmayan bir sondur. Ancak yapılan incelemeler Dünyanın sonunu hazırlayabilecek daha pek çok etkenin bulunduğunu göstermiştir.

Göktaşları


Bilindiği gibi evrende her an hareket halinde olan irili ufaklı milyonlarca göktaşı vardır. Bunların bir gezegen ya da yıldıza çarpması sonucunda oluşabilecek etkiyse, göktaşının büyüklüğüne göre değişmektedir.

Bilim adamlarının bildirdiğine göre, her yıl 10 milyon tondan fazla göktaşı Dünyamıza düşmekte, ancak atmosfere girdiklerinde, sürtünmenin de etkisiyle, Dünya yüzeyine düşene kadar birçoğu kül olmaktadır. Bir başka deyişle atmosferin koruyucu etkisi sayesinde Dünyamız her gün yaşanması olası felaketlerden korunmaktadır. Ancak sonraki bölümlerde daha detaylı olarak üzerinde durulacağı gibi, bu göktaşlarının arasında Dünyamıza düşmesi durumunda yaşamın son bulmasına sebep olabilecek kadar büyük olanları da bulunmaktadır. Nitekim daha önce Dünya'ya düşen bazı göktaşlarının Dünya'nın jeolojik ve ekolojik yapısında, önemli değişikliklere neden olduğu bilinmektedir.

Bunlardan biri 20. yy başında Sibirya'da Tunguska'ya düşen 60 km. çapında olduğu tahmin edilen göktaşıdır. Bu göktaşı 2000 km2'lik ormanı yok etmişve Hiroşima'ya atılan atom bombasının bin katı büyüklüğünde bir patlamaya neden olmuştur. Söz konusu bölgede hiç kimsenin yaşamaması mutlak bir felaketi engellemiştir. Tahminlere göre aynı taş, örneğin Eyfel Kulesinin tepesine düşmüşolsaydı, tam on milyon kişinin yok olmasına neden olacaktı. 14

Dünyaya derin şekilde etki edebilecek felaket ihtimallerinin ne derece büyük olduğunu gösteren Tunguska asteroidinin Dünya'ya çarpması ile gelişen olaylar şu şekilde olmuştur:

    "30 Haziran 1908 gününün erken sabah saatlerinde Orta Sibirya göklerinde seyretmekte olan kocaman bir alev yumağı görüldü. Ufukta, temas ettiği yerde, büyük bir patlama oldu. 2000 kilometrekarelik bir ormanlık bölgeyi yerle bir etti ve temas etmesiyle binlerce ağacı yakması bir oldu. Yerkürenin çevresini iki kez dolaşan atmosferik şok yarattı. Ardından iki gün süreyle atmosfere öylesine incecik bir toz yayıldı ki, olay yerinden 10.000 km. ötede olan Londra sokaklarına düşen ışık parçaları altında gazete zor okunabiliyordu." 15

O günün dehşetini yaşayan insanların karşılaştıkları bu felaketle ilgili açıklamaları bize olası felaketlerle ilgili ipuçları vermektedi:.

    "Evimin sundurmasında oturuyordum. Kahvaltı zamanıydı. Kuzeye doğru bakıyordum. Birden gökyüzü ikiye bölündü... Ve ormanın kuzey bölümünde gök ateşler içindeydi. O anda gömleğimin bir tarafı yanmaya başlamışgibi bir sıcaklık hissettim üzerimde... O anda gömleğimi çıkarıp fırlatmak istedim, ama o anda gökte bir gürültü koptu. Sundurmadan fırladığım birkaç metre ötede yere kapaklanmışbuldum kendimi. Bir an kendimden geçmişim. Karım koşup beni kulübeye taşıdı. Gümbürtünün ardından gökten sanki yağan taşların sesleri ya da kurşun sesleri geldi. Yer sarsıldı. Yere kapaklandığımda taşarpmasından korktuğum için başımı ellerimle örttüm. O anda gök yarıldığında kaynar gibi bir rüzgar, sanki patlayan bir toptan çıkmışgibi bir esinti kulübeleri taradı. Rüzgar tararken toprağın üzerinde de iz bırakıyordu." 16

Kaldı ki bir sonraki dev göktaşının nereye düşeceği meçhuldür.

Bilim adamlarına göre "Tunguska Asteroidi'nin" büyüklüğünde bir asteroid Dünya'ya her iki yüz yılda bir çarpmaktadır. Bu da böyle bir felaketin ne derece yakın olduğunu göstermektedir. Üstelik bu defa göktaşının isabet edeceği yerin, bir yaşam merkezi olmaması için de bir sebep yoktur. Bugün meydana gelecek böyle bir çarpışmanın etkileri konusunda bilim adamları oldukça endişelidir:

    "Eğer bugün böyle bir çarpışma olacak olsa, özellikle o anın panik havası içinde, bir atom bombası patlamasıyla karıştırılabilir. Kuyruklu yıldızın çarpışetkisi ve alev yumağı, bir megatonluk nükleer bomba patlamasının tüm etkilerini yapabilir. Mantar biçiminde yükselen bulut da buna dahildir. Ancak şu farkla ki gamma ışınları ve radyoaktif döküntüye neden olmazdı." 17

Bu boyutta bir kütlenin kalabalık bir şehire düşmesi milyonlarca insanın ölmesi anlamına gelmektedir. Denize düşmesi ihtimali de aynı oranda tehlike içermektedir. Asteroidin kütlesi ve hızı deniz üzerinde dev dalgalara sebep olacak ve meydana gelen tsunamiler deniz kenarındaki yerleşim alanlarındaki hayatı yok edecektir. İşin daha düşündürücü olan tarafı, verdiğimiz örnekten daha büyük asteroidlerin ve kuyruklu yıldızların Dünya'ya çarpma ihtimalinin oldukça yüksek olmasıdır. Daha büyük bir çarpmanın bir kıtanın tümünü yok etmesine ve atmosferin tümünü zehirle doldurmasına ise kaçınılmaz bir son olarak bakılmaktadır. Böyle bir ihtimalde, tüm Dünya'yı etkileyecek olan felaketi düşünmek bile yeterince ürkütücüdür. Göktaşlarına karşı dört koldan çare aranmasıyla beraber, bugüne kadar bulunan yöntemlerin yetersiz olduğunu da bilim adamları her fırsatta itiraf etmektedirler.

Göktaşı ve Kuyruklu Yıldız İhtimalleri

    Bilim adamları uzayda tespit edilen göktaşlarının Dünya'ya çarpması ihtimalinin gün geçtikçe daha da güçlendiğini belirtmektedirler. Belfast'taki Queen's Üniversitesi'nden Astronom Alan Fitzsimmons, Dünya'ya çarpma doğrultusunda ilerleyen büyük göktaşlarının varlığı konusunda kesin deliller elde ettiklerini belirtmiştir ve düşüncelerini "Bunların bize çarpmalarını bekliyoruz. Çarpacaklarını biliyoruz. Bu sadece bir zaman sorunu." diyerek ifade etmiştir. 18

Her yıl Dünya atmosferine giren 10.000 tondan fazla göktaşı, yine atmosfer sayesinde, bizim haberimiz bile olmadan, erimektedir. Ancak bu göktaşlarının atmosferde eritilemiyecek kadar büyük olanları da vardır.

Kuşkusuz Walter Alvarez T. Rex and Creater of Doom (T. Rex ve Kıyamet Gününün Yaratıcısı) adlı kitabında kuyruklu yıldız veya göktaşının Dünya atmosferine girmesi durumunda olabilecek olayları şöyle anlatıyor:

    "Bir kuyruklu yıldız kirli buzdan oluşan bir toptur ve Güneş'in sıcaklığından dolayı buharlaşarak gazlarını püskürtmektedir. Ve kıyamet gününü, titrek parıldayan bir yıldız haber verecek olabilir.... Bu yıldız gündüz bile görülecek, geceyi de apaydınlık kılacaktır. Bu olaya kuyruklu yıldız yerine bir asteroid de sebep olabilir." 19

Bundan 65 milyon yıl önce bilim adamları tarafından Dünya'ya oldukça büyük bir cismin düştüğü saptanmış(bu cismin büyük ihtimalle kuyruklu yıldız olduğu tahmin edilmektedir) ve bu göktaşının yeryüzünde oldukça önemli etkilerinin olduğu belirtilmiştir. Bundan ve daha sonra da düştüğü tespit edilen diğer gök cisimlerinden yola çıkılarak, Dünya'ya böyle bir nesnenin çarpması sonucu oluşacak olan muhtemel olaylar tahmin edilebilmektedir.

Bir kuyruklu yıldızın çarpmadan önce, hareketinden yaydığı enerji 100 milyar megatonluk TNT'ye eşittir. Bu miktar kuyruklu yıldızın 1 saniye içinde buharlaşmasına ve 40 km. derinlikte bir delik açmasına neden olur. Bir kıyas yapacak olursak, bir hidrojen bombası sadece bir megaton TNT'dir ve soğuk savaşesnasında dünyada bu tip silahlardan 10.000 adet vardı. Kuyruklu yıldızın gücü ise dünyanın tüm cephaneliğinden 10.000 kat daha fazla patlamaya eşittir.

Kuran'da kıyamet günü çok büyük sarsıntıların olacağı, herşeyin yerle bir olacağı, denizlerin taşacağı bildirilmiştir. Kuyruklu yıldız veya büyük bir göktaşının Dünya'ya çarpma ihtimali, Kuran'da geçen bu olayların tek tek yaşanmasına neden olabilir. Sismik dalgalar yüzünden deniz altında dev heyelanlar oluşur; bunun sonucu tsunamiler(dev dalgalar)dir. Daha önce meydana gelen sismik dalgalarla gerçekleşen tsunamiler öylesine büyük olmuştur ki araştırmacılar bu tsunamilerin deniz dibinde kanallar açtığını belirtmektedirler.

Nitekim yapılan araştırmalar yakın zamanlarda Mexico körfezi kıyılarına çarpan bir cismin etkisiyle oldukça büyük tsunamilerin oluştuğunu ortaya koymuştur. Florida'ya yönelen tsunami daha da yükselerek kıyıda büyük bir tehlike oluşturmuşve ormanları yok etmiştir. Bugün belki pek çok insan, mutlaka karşılaşacakları ölümü ve kıyameti akıllarına dahi getirmeden yaşamaktadır. Oysa dünyaya böyle bir azabın çeşitli yollarla gelmemesi için hiçbir sebep yoktur. Örneğin yukarıda anlattığımız olaydan bir gün önce toprak son derece verimliyken, çarpma meydana geldikten birkaç saat sonra Mexico ve Amerika topraklarının büyük bir çoğunluğu tamamen çorak kalmıştır. 20

ALLAH bizlere 14 asır öncesinden kıyamet gününde "göğün za'fa uğrayacağını" (Hakka Suresi, 16) "maden gibi eriyeceğini" (Mearic Suresi, 8.) bildirmiştir. Bu olaylar kuyruklu yıldızın Dünya'ya çarpması veya dev bir göktaşının yeryüzüne düşmesi sonucunda ortaya çıkan manzara ile çok büyük benzerlikler göstermektedir.

The Last Three Minutes (Son Üç Dakika) adlı kitabında Paul Davies Dünya'ya çarpacak bir kuyruklu yıldızın etkisini anlatırken, gökyüzünün yükseklerinden devasa bir ışık ışınının gökleri yakmaya başlayacağını ve maden gibi eriteceğini söylemektedir. Yine aynı bölümde Paul Davies, uzayın içinde oluşan vakumdan dolayı kaynayan gazın bir girdap oluşturacağını bildirmiştir. Bu açıklama Rahman Suresi'nde geçen bir ayet ile çok büyük benzerlikler göstermektedir:

    "Sonra gök yarılıp yağ gibi erimişolarak kıpkırmızı bir gül gibi olduğu zaman."
(Rahman Suresi, 37)

Göğün eriyerek akması, erimişyağ veya erimişmaden gibi, kızgın yoğun bir sıvıyı andırmaktadır. Yine böyle bir durumda göğün akkor haline geleceği, yani kızgın ve kırmızı bir renk alacağı bilinmektedir. Paul Davies'in bildirdiği gibi o gün kaynayan gaz girdap şeklini alabilir. Böyle bir şeyin kıpkırmızı bir güle ne derece benzeyeceği ise açıktır.

ALLAH kendi katında belirlenmişolan bir zamanda insanları kıyamet günüyle karşılaştıracak ve Kuran'da bildirdiği bütün olayları teker teker gerçekleştirecektir. Ancak anlatılanlardan da görüldüğü gibi kıyameti meydana getirecek olayların bu sebeplerden birisi veya tamamıyla aynı anda gerçekleşmesi de ihtimal dahilindedir.

Buna benzer olaylar geçmişte de meydana gelmiştir. Hem göktaşları hem de kuyruklu yıldızlar Dünyamıza kimi zaman bölgesel, kimi zaman da daha genişalanlara yayılan zararlar vermişlerdir. Bir sonraki karşılaşmanın ne zaman olacağını ise yalnızca ALLAH bilmektedir.

Bilim adamları, 2028'de Dünya'nın çok yakınından geçecek olan göktaşının okyanusa düşme ihtimalinde Amerika ve Avrupa'nın sular altında kalacağını, karaya düşerse çok daha büyük felaketlerin yaşanacağını bildirmişlerdir. Göktaşının atmosfere girmesi depremlere ve yanardağ patlamalarına yol açacak, oluşan toz bulutları Dünya'yı karanlığa gömecektir. Astronomlar böyle bir göktaşının Dünya'ya yaklaşmasının bile oldukça büyük bir tehlike oluşturacağına dikkat çekmektedirler. 21

Yine bilim adamları 1993 yılında Dünyamızın çok yakınından geçen Swift-Tuttle adında bir kuyruklu yıldızdan bahsetmektedir. Bu yıldız 2126 yılında tekrar beklenmektedir. Yapılan hesaplar bu yıldızın Dünya'ya çarpma ihtimalinin oldukça yüksek olduğunu, sadece iki haftalık bir mesafe ile Dünya'ya teğet geçeceğini ortaya çıkarmıştır. Bu oldukça yakın bir mesafedir. Ve birçok bilim adamı bu yakın mesafeden dolayı büyük bir tedirginlik duymaktadır. Bu cisimlerin yörüngelerindeki düzensizlikler GüneşSistemi içerisinde sürekli bir trafik meydana gelmesine sebep olmaktadır. Bu da elbette hem Dünya'nın hem de diğer gezegenlerin sürekli tehdit altında olması demektir. Uzmanlara göre er veya geç Swift-Tuttle veya onun gibi bir nesne Dünya'ya çarpacaktır. Bu objelerin bazıları tüm dünya'daki nükleer silahların toplamından daha fazla zarar meydana getirecek kapasitededir. Sadece bu olayın ne zaman olacağı belli değildir.

Paul Davies "Kuyruklu yıldız çarptıktan sonra insanlık tarihinde ani ve örneksiz bir son meydana gelecektir" diyerek konunun önemini vurgulamakta ve "Meydana gelecek olan bir çarpmanın insanların soyunu tüketebileceğini" söylemektedir. 22

The Last Three Minutes adlı kitabında konuya oldukça genişyer veren Paul Davies, 21 Ağustos 2126 günü Swift-Tuttle'ın Dünya'ya çarpacağını ve bugünün Dünya'nın son günü olacağını vurgular. Yazarın anlattıklarıyla ALLAH'ın Kuran'da kıyamet günü olacağını bildirdiği olaylar birbirine son derece yakındır. Paul Davies'in o güne ait tasviri şu şekildedir:

    "21Agustos 2126,

    Son Gün Yer: Dünya...

    Kuyruklu yıldız ufak başı ile şiddetli harap edici gücünü sanki saklıyor. Dünya'nın üzerine saatte 40.000 mil hızla, saniyede 10 trilyon tonluk buz ve kaya kütleleri geliyor. Sesin hızının 70 bin katında bir çarpma meydana gelecek...

    ... Deniz seviyesinden itibaren (sıfır metreden itibaren) gökyüzü yarılarak açılır. Binlerce kilometre küplük hava infilak eder. Bir şehir genişliğinde sapsarı bir alev on beşsaniye içerisinde Dünya'yı deşmeye başlar. Gezegen, yani Dünya, 10 bin depreme uğramışgibi sarsıntıya tutulur. Yer değiştiren bir hava dalgası dünya üzerinde ne varsa siler süpürür, tüm yapıları dümdüz eder. Yoluna çıkan herşeyi ezer geçer. Çarpmanın etkisiyle meydana gelen kratere dünyanın içindekiler dökülmeye başlar. Erimişkayalardan oluşmuşbir duvar dalgalanarak, ağır hareketlerle çalkalanmaya başlar.

    Kraterin içerisinde trilyonlarca ton kaya buharlaşır. Bir kısmı havaya sıçrar ve çoğu uzaya doğru fırlar... Hala bir kısmı, yüzlerce, hatta binlerce mil uzaktan kıtanın yarısına inmek üzere yukarıdalar. Aşağıdaki herşeye büyük bir yokoluşgetirecekler. Erimişolan atıkların bir kısmı okyanusa akarak, devasa tsunamilerin meydana gelmesine sebep olur. Tozlu atıklar atmosfere yayılır ve Dünya'nın çevresini kaplayarak, güneşışığının gelmesini engelller. Güneşışığı yerine, milyarlarca meteorun parlaklığı ışık saçar. Bu ışık; yakıcı ısısı ile yeri kavurur." 23

Bu tanım kuşkusuz hiç de uzak değildir. Buna neden olan sadece bir kuyruklu yıldızdır ve böyle bir kuyruklu yıldızın ne zaman Dünya'ya çarpacağı belli değildir. Kıyamet, insanlar her ne kadar kabul etmek istemeseler de, karşılarına hiç de uzak olmayan ihtimallerle çıkabilir. Kuran'da önemli bir gerçek haber verilmektedir. Ayette belirtildiği gibi kuşkusuz kıyamet saati gitgide insanlara yaklaşmaktadır:

   
"Göklerin ve yerin gaybı ALLAH'a aittir. (Kıyamet) Saatin(in) emri de yalnızca (süratli) göz açıp kapama gibidir veya daha yakındır. Şüphesiz, ALLAH her şeye güç yetirendir."  (Nahl Suresi, 77)

Karadelikler

Bugün pek çok galaksinin merkezinde dev kütleli karadelikler olduğu düşünülmektedir. Sahip oldukları korkunç çekim alanlarıyla, çevrelerinde bulunan herşeyi yutan bu kozmik anoforlar kendi ürettikleri ışınları dahi içlerine çekerler. Etraflarında bulunan herşeyi yuttukça, çekim güçleri artar. Kendilerinden kat kat büyük yıldızları, gezegenleri, daha küçük karadelikleri, hatta galaksileri dahi kendilerine çekebilirler. Bu nedenle bir karadelik gittikçe şişer, artık daha genişbir alana etki ederek çevresinde bulunan herşeyi yutar.

Dünya, evrende uçsuz bucaksız bir boşluk içinde süratle hareket etmektedir. Dolayısıyla Dünya'nın bu sonsuz boşluk içinde, böyle bir karadeliğin etki alanına girmesi de ihtimal dahilindedir.

Karadelik İhtimali

Karadelik herşeyi içine çeken, oldukça yoğun bir oluşumdur. Çekim gücü çok fazladır, bu yüzden karadeliklerin çekim alanlarına giren herhangi bir kütlenin bu çekimden kaçabilme ihtimali yoktur.

Karadelik tıpkı bir elektrik süpürgesinin hortumu gibi çevresinde bulunan herşeyi içine çeker. Tonlarca ağırlıktaki kütlelere sahip olan gezegenler, uydular, göktaşları, hatta yıldızlar bile karadeliğin çekim gücüne karşı koyamazlar. Bir kere karadeliğin çekim alanına girdikten sonra, artık asla geriye dönüşyoktur.

Peki karadelik, içine giren herşeyi neden çeker?


Bilindiği gibi her cismin belli bir çekim kuvveti vardır. Buna Dünyanın çekim gücünü örnek verebiliriz. Bir taşı havaya attığınızda taş, atışhızına bağlı olarak bir müddet yol aldıktan sonra, yerin çekim kuvveti nedeniyle tekrar yere düşer. Bir cismin Dünya'nın çekim gücünden kurtulabilmesi için belli bir hızın üstüne çıkması gerekir ki, bu hıza "kaçışhızı" denir. Örneğin bir roketin bir müddet yükseldikten sonra tekrar düşmemesi için kaçışhızıyla hareket etmesi gerekir. Dünya'nın kaçışhızı saniyede 11,2 km'dir. Bu nedenle roketin uzaya gidebilmesi için saniyede 11,2 km'ik bir hızla hareket etmesi gerekir.

Karadeliğin kaçışhızı ise ışık hızından fazladır. Yani karadeliğin çekim alanına giren bir cismin onun çekim gücünden kurtulabilmesi için ışık hızından fazla bir hızla karadelikten uzaklaşması gerekmektedir. Ancak hiçbir madde ışık hızını aşamayacağı için karadeliğin çekim alanından da kurtulamaz. Öyle ki saniyede 300.000 km. gibi yüksek bir hızla hareket eden ışık demetleri bile karadeliğin çekim gücüne karşı koyamazlar. Bu nedenle ışığı dahi yutan bu gök cisimleri, her zaman karanlıktır. İşte uzayda müthişbir hızla ilerleyen Dünyamızın birgün böyle bir karadeliğin çekim alanına girmemesi için de hiçbir sebep yoktur.

Nitekim ABD'li gökbilimciler, GüneşSistemimizin de içinde yer aldığı Samanyolu galaksisinin merkezinde, her biri Güneşbüyüklüğünde milyonlarca yıldızı yutabilecek kapasitede ve halen aktif olan iki tane karadelik belirlediklerini açıkladılar.

Amerikan Astronomi Derneği yıllık toplantısında açıklanan bilimsel raporlara göre, karadeliklerden biri Samanyolunun tam merkezinde, Dünya'dan 26.000 ışık yılı, yani 9.6 trilyon km uzaklıkta bulunuyor. "Sagittarius A" (A-Star) adı verilen karadeliğin kapladığı hacim, bizim GüneşSistemi büyüklüğünde, ancak kütlesi milyonlarca kez daha fazla. Hesaplamalara göre 2.6 milyar Güneşkütlesine eşit bu karadelik çevresindeki yıldızları saniyede 965 km'lik bir hızla kendisine doğru çekiyor. Bu kuşkusuz önemli bir gelişme ve aynı oranda da büyük bir tehlikedir. Samanyolu'nun tam ortasında böyle bir tehlikenin var olması, Dünya'yı tehdit eden karadelik tehlikesinin hangi boyutlarda olduğunu göstermektedir.

Dünya'dan 40.000 ışık yılı ötedeki disk şeklindeki "Old Faithful" adlı ikinci karadelik ise çok daha büyük. Bu karadelik, çevresindeki yıldızları doymak bilmeyen bir canavar gibi devamlı olarak yutuyor.

A-Star'ın saniyede 965 km. gibi yüksek bir hızla çevresindeki yıldızları çekmesi, bu karadeliğin bu yıldızları yuttuktan sonra çekim gücünün artacağını göstermektedir. Böylece çevresinde bulunan nesneleri daha büyük bir hızla çekmeye başlayarak, böyle bir sürecin sonucunda inanılmaz bir çekim gücüne sahip olacaktır.

Daha önce anlattığımız gibi, karadelikler ışık demetlerini de yutarlar. Bundan dolayı en gelişmişteleskoplar aracılığıyla, yakınına dahi gidilse görülmez, fark edilemezler. Bu sebeple onların keşfedilmesi ve varlığından emin olunabilmesi için birtakım çalışmaların ve ölçümlerin yapılması gerekmektedir. Bilim adamlarının tespit ettikleri karadeliklerin çeşitli ihtimaller üstüne yapılan ölçümler sonucu varlıkları ispatlanmıştır. Şu anda yapılan çalışmaların yetersizliği nedeniyle varlığı ispatlanmayan daha birçok karadeliğin mevcut olması ihtimali oldukça kuvvetlidir.

Öyle ki, bugün birçok bilim adamı Güneş'in bir eşinin olduğunu ve bu yıldızın sonradan karadeliğe dönüşmüşolabileceğini belirtmektedirler. Bu tahminin nedeni de Samanyolundaki tüm yıldızların ikili, üçlü, beşli gruplar halinde bulunmalarıdır. Güneş'in yalnız bir yıldız olması birçok bilim adamına bir eşinin var olup, sonradan karadeliğe dönüşmüşolması ihtimalini düşündürüyor. Bu ihtimali güçlendiren deliller ise azımsanamıyacak kadar yüksek. Bu teori bugün araştırılıyor; fakat Güneş'in Dünyamızdan sadece 150 milyon km. uzakta olduğunu düşünürsek böyle bir ihtimalin Dünyamız için ne derece büyük bir tehlike arzettiği açıkça ortadadır. Kısaca bizim haberimizin olmadığı bir anda Dünyamızın, herhangi bir karadeliğin çekim alanına girmemesi için hiçbir sebep yoktur.

Bugün birçok bilim adamı Dünya'nın muhtemel olarak karadelikler tarafından yutulmak suretiyle yok olacağını düşünmektedir. Dünya böyle bir karadeliğin içine girmese bile bir karadeliğin bulunduğumuz sistemin yakınından geçmesi de kuvvetli bir felaket ihtimalidir. Bir karadelik sessiz sedasız, GüneşSistemi'ne yaklaştığında ne olur?

Böyle bir gökcisminin bulunduğumuz sistemin yakınından geçmesi birçok gezegenin yörüngelerinden çıkmasına sebep olabilir. Elbette buna benzer birçok olay sonucunda Dünya'daki pek çok denge altüst olacaktır. Yüzlerce, binlerce asteroid böyle bir çekim kuvvetinden etkilenebilir. Bunlardan karadeliğe kendileri çekilenler olabileceği gibi, çekimden etkilenen yüzlerce ya da binlerce gökcismi de Dünya'ya düşebilir.

Galaksilerin Çarpışması

Bugün evrende bizimki gibi 200'e yakın galaksi daha olduğu ve her galaksinin bünyesinde de Güneşimiz gibi 200 milyar Güneşolduğu tahmin edilmektedir. Bu dev gökcisimlerinin ise hiçbiri sabit olarak yerlerinde durmamaktadır. Hepsi hem kendi çevrelerinde dönmekte, hem de belli bir istikamete doğru ilerlemektedir. Sözgelimi Dünya, içinde bulunduğu galaksinin hareketi nedeniyle Solap Apex adı verilen bir yörünge boyunca Vega Yıldızına doğru oldukça yüksek bir hızla hareket etmektedir. Diğer galaksiler de aynı şekilde hareket etmektedir. Nitekim halen uzayda büyük çarpışmalar ve dev patlamalar olmakta, Dünyamızdan milyonlarca ışık yılı uzakta gerçekleştiği için insanlar bu olaylardan haberdar olmamaktadırlar.

Örneğin Amerikan Hubble teleskobu Dünya'dan 63 milyon ışık yılı ötede meydana gelen bir çarpışmanın resmini çekmiştir. NASA'ya ulaşan fotoğrafları inceleyen bilim adamları söz konusu görüntülerde iki galaksinin birbiriyle çarpışmasının yer aldığını bildirmişlerdir. Son derece ayrıntılı ve çarpıcı bir şekilde belirlenen bu çarpışma sonucunda yeni gök cisimleri, aynı zamanda da kilometreler boyunca etrafa yayılan hidrojen gazı bulutları meydana gelmiştir. Böyle bir çarpışmanın Dünya'nın yakınlarında olması durumunda, belki de Dünya'nın sonunu belirleyen sebeplerden bir tanesi gerçekleşmişolacaktır.

Üstelik bilim adamları Dünya'nın içinde yer aldığı samanyolu galaksisini de muhtemelen böyle bir sonun beklediğini bildirmişlerdir. Bu konu ile ilgili bir haber şöyledir:

    "Astrofizikçiler Dünyamızın ciddi ve yakın problemleri olduğundan bahsediyorlar. Bunlardan ilki, olası bir süpernova patlaması. (süpernova: çok parlak duruma gelerek, bazen gündüz bile görünebilen yıldız) Bu patlamanın nerede ve ne zaman olacağı henüz kesin değilse bile, ortaya atılan iddialar oldukça yakın bir geleceğe ait ve pek de içaçıcı değil. Bilim adamlarına göre, Dünya'dan yaklaşık 430 ışık yılı uzakta bulunan, dev kırmızı Betelguise yıldızı patlamaya hazır görünüyor. Bilim adamlarına göre bu tür yıldızlar (hipernova), karadeliklerin birleşmesi ya da bu karadeliklerin nötron yıldızlarıyla birleşmesi sonucunda oluşuyor. Ancak kimse, bu korkunç bombaların evrene nasıl dağılmışolduğunu veya herhangi birinin Dünya'ya yaklaşması halinde, sonumuzun ne olacağını bilmiyor." 24

Kuran'da o gün dünyada şiddetli sarsıntıların olacağı, insanların büyük bir dehşet yaşayacağı, Güneş'in, ayın, yıldızların kararacağı, herşeyin hızla yok olacağı bildirilmiştir. Böylesine muhtemel bir çarpışma sonucunda tüm bu sayılanların bir anda gerçekleşeceği, sadece Dünya'nın değil tüm Samanyolu Galaksisi'nin de bundan etkileneceği açık bir gerçektir.

Görüldüğü gibi yapılan bilimsel çalışmalar da bize ALLAH'ın Kuran'da vaat ettiği kıyametin bir gün mutlaka geleceğini gösteriyor. Kuran'da belirtildiği şekilde canlı-cansız her varlık gibi dünya da bir gün yok olacak ve ALLAH gökleri ve yeri yok ettikten sonra, bambaşka bir gök ve bambaşka bir yer yaratacaktır. Ancak ALLAH'ın bunun için bir sebebe ihtiyacı yoktur. Bunlar ancak Dünya'nın fiziksel olarak da bir ölümü olabileceğini açıklamak için anlatılmışlardır. Ancak kuşkusuz ALLAH dilerse bugün ya da yarın hiçbir patlama, çarpışma vs. olmadan kıyameti başlatabilir.

Buraya kadar saydığımız olasılıklar canlılığın yok olması için muhtemel olan çok sayıda ihtimalden yalnızca birkaç tanesidir. Dünya'nın bu sebeplerden birisi ile karşılaşması ihtimal dahilindedir. Yapılan araştırmalar bunların olası bir gerçeğe işaret ettiklerini göstermektedir.

Evrenin gitgide açılması sonucunda da yine evreni bekleyen farklı bir ölüm şekli vardır. İnsanların birçoğu bu ihtimalleri kendilerinden uzak gördüklerinden veya bunları düşünmeyi kendilerinden sonraki nesillere bırakmayı tercih ettiklerinden bu felaket ihtimallerine karşı rahat davranmaktadırlar. Fakat Dünya'nın yok olması için bunlardan çok daha yakın ihtimaller de mevcuttur. Sayılan tüm ihtimaller içinde hangisinin kıyameti getireceğini, hangisinin daha önce olacağını ise şüphesiz yalnızca ALLAH bilir. İnsanlar her ne kadar kendilerinden uzak görseler de yapılan araştırmalar ve gözle görülür bir felaket artışı bütün bunların yakınlığını göstermektedir. En önemlisi de bütün bunların gerçekleşebilmesi yalnızca ALLAH'ın izni ve takdirine bağlıdır. Ve elbette ALLAH bütün bilinen sebeplerin dışında hiç umulmadık ve bilinmeyen bir sebeple ya da sebepsiz olarak da kıyameti getirmeye kadirdir. Ayette ALLAH şöyle buyurmaktadır:

    "O, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır. O'nun "Ol" dediği gün (herşey) oluverir, O'nun sözü haktır. Sur'a üfürüldüğü gün, mülk O'nundur. O, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır." 
(Enam Suresi, 73)

İlerleyen bölümlerde bilim adamlarının kesin gözle baktıkları ihtimallerle Kuran'da anlatılan kıyametin arasındaki benzerlikler incelenecektir.

ALLAH Herşeye Güç Yetirendir

Kainatın sonunun nasıl olacağı insanların aklını yıllardır kurcalayan bir soru olmuştur. İnsanın aklına pek çok sebep, olasılık gelebilir, ama ALLAH dilediği takdirde böyle bir olayın hiçbir sebep olmadan, bir anda gerçekleşebileceğini unutmamak gerekir. Bilimsel çalışmalar sonucunda ortaya çıkan ihtimaller, üzerinde düşünebilmemiz ve o gün gelmeden önce ALLAH'a dönüp yönelebilmemiz için yalnızca birer hatırlatıcı niteliğindedir. ALLAH, ne zaman ve ne şekilde dilerse o zorlu günü gerçekleştirecektir. İman edenler kıyamet gününün ALLAH katında belirlenmişolan bir zamanda gerçekleşeceğine kesin bir bilgiyle inanırlar. O gün, ALLAH'ın Kuran'da tarif ettiği şekliyle insanların karşısına çıkacaktır. Kuran'da ALLAH'ın herşeye güç yetiren olduğu şu şekilde açıklanmaktadır:

    "... kendilerine va'dettiğimiz şeyi onlara gösteririz ki, Biz gerçekten onların üstünde güç yetirenleriz."  (Zuhruf Suresi, 42)

Bilindiği gibi bugün mevcut düzenin bozulması ve dünya üzerindeki canlılığın yok olması için sayısız neden vardır. Üstelik bu nedenler zaman ilerledikçe daha da artmakta, ciddi boyutlara ulaşmaktadır. Dünya hızla kendisi için belirlenmişolan sona doğru hareket etmektedir ve bunun açık alametleri vardır. İnsanların çoğu gözardı etse de kıyamet günü hızla yaklaşmaktadır. Kuran'da bu gerçeğe şöyle işaret edilmiştir:

    "Şüphesiz, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın karşılığını alması için, onun (koşup haberini) neredeyse gizleyeceğim."
(Ta-ha Suresi, 15)

Pek çok bilim adamı sadece bilimsel veriler ve araştırmalara dayanarak evrenin bir gün kesin olarak yok olacağı noktasında birleşmektedir. Gazete, dergi ve televizyon gibi birçok yayın organı sık sık bilim adamlarının araştırmalarının sonuçlarından örnekler vermektedir. Söz konusu gerçeğin farkında olan bu kişiler Dünyamıza dört bir yandan yaklaşan felaketleri önlemek ve dolayısıyla evrenin ölümü erteleyebilmek umuduyla tüm ihtimalleri araştırmakta, bu konularda ciddi çalışmalar yapmaktadırlar. Araştırılan bir diğer konu ise bu ihtimallerin gerçekleşmesi durumunda Dünyamızda meydana gelecek olan fiziksel değişim ve bu değişimin hayat üzerindeki etkisinin ne yönde olacağıdır. Nitekim gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda ortaya çıkan veriler ile ALLAH'ın Kuran'da bildirdiği o güne ait olaylar birçok yönden benzerlik göstermektedir.

1. Prof. George O. Abel, Exploration Universe, s. 67
2. Milliyet Gazetesi, 19 Temmuz 1998
3. Carl Sagan, Kosmos, Evrenin ve Yaşamın Sırları, s. 101
4. Hürriyet Yaşam, 14 Aralık 1997
5. Hürriyet Gazetesi, 19 Kasım 1997
6. Hürriyet Gazetesi, 29 Temmuz 1997
7. Paul Davies, Tanrı ve Yeni Fizik, s. 51
8. Dr. John Gribbin, The Omega Point, s. 128
9. Bilim Teknik, sayı 185
10. Taşkın Tuna, Uzayın Ötesi, s. 24
11. A.g.e. s. 62
12. Taşkın Tuna, Uzayın Sırları, s. 278
13. Paul Davies, Tanrı ve Yeni Fizik, s. 51
14. Hürriyet Gazetesi, 17 Ağustos 1997
15. Carl Sagan, Kosmos, Evrenin ve Yaşamın Sırları, s. 98
16. A.g.e. s. 98-99
17. A.g.e. s. 101
18. Sabah Gazetesi, 12 Nisan 1992
19. Walter Alvarez, The Rex and Creator of Doom, s.11
20. A.g.e. s.11
21. Sabah Gazetesi, 14 Mart 1998
22. Paul Davies, The Last Three Minutes, s. 3
23. A.g.e. s. 1-2
24. Milliyet Gazetesi, 19 Temmuz 1998

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Ynt: KıYaMeT GüNü/bütün safhalarıyla...
« Yanıtla #16 : 20 Aralık 2009, 10:06:38 »
Evrenin Ölümünün Ardından

Kıyamet günü insanların tümünün gerçeği açıkça gördükleri andır. İnkar eden bir insan karşılaşacağına asla inanmadığı, hatta bu inançsızlığının sonucunda sürekli reddettiği ve hayatı boyunca düşüncesinden kaçtığı ahiret gerçeği ile artık karşı karşıyadır. Dünyadaki yanılgısının sonucunu görmekte, geri dönüşareleri aramakta, ama bir sonuç elde edememektedir. Dehşetli bir sonla karşılaşmıştır ve yaptıklarının pişmanlığını tüm gerçekliğiyle hissetmektedir. Onların bu psikolojileri Kuran'da bize ayrıntılı olarak anlatılmıştır.

Kıyamet günü insanlar, "isteseler de istemeseler de" ALLAH'ın Kuran'da bildirdiği o güne ait olayları karşılarında bulmuşlardır. Sur'un üfürülüşünü eşi benzeri görülmemişolaylar takip etmiş, yer ve gök paramparça edilmiş, evren, içindeki canlılarla birlikte yok olmuştur. Herşey yok olup, tüm olaylar bittikten sonra ALLAH gökleri, yeri ve insanları yeni bir inşa ile tekrar yaratır. Elbette gökleri, yeri ve tüm alemleri yaratan ALLAH bunların benzerlerini de yaratacak güce sahiptir. Ayetlerde bu gerçek şöyle bildirilir:

   
"Görmüyorlar mı; gökleri ve yeri yaratan ALLAH, onların benzerini yaratmaya gücü yeter ve onlar için kendisinde şüphe olmayan bir süre (ecel) kılmıştır. Zulmedenler ise ancak inkarda ayak direttiler." (İsra Suresi, 99)

   
"Onlar görmüyorlar mı ki, gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan (ALLAH), ölüleri de diriltmeye güç yetirir. Hayır; gerçekten O, her şeye güç yetirendir." (Ahkaf Suresi, 33)

Kıyamet gününde yaşanacak olaylar aynen ALLAH'ın Kuran'da bildirdiği şekilde - yerin başka yere, göklerin de başka göklere dönüşmesi- olacaktır. İnsanlar ALLAH'ın huzuruna çıkarılacak, O'nun karşısında dünya hayatı boyunca yaptıklarının hesabını vereceklerdir:

   
"Yerin başka bir yere, göklerin de (başka göklere) dönüştürüldüğü gün, onlar tek olan, kahhar olan ALLAH'ın huzuruna çıka(rıla)caklardır." (İbrahim Suresi, 48)


Kuran'da bu zorlu gün, "din günü", "hesap ve ceza günü", "ahiret günü" gibi isimlerle tanımlanmaktadır. Bu gün yeniden yaratılan gök ve yer artık ebedi hayata ait olan mekanlardır. İnsanların tümü yeni bir yaratılışla tekrar diriltilecektir. O gün inkar edenler ile iman edenlerin kesin bir ayrılışla ayrılacakları, ebedi yurtlarına sevk edilecekleri gündür. İnkar edenler de dahil olmak üzere kimse bu güne yabancı değildir.

İman eden ve dünyadaki hayatları boyunca ahiret hayatına hazırlanan müminler, bugün yaşanacak olanları daha önce Kuran'da kendilerine açıklandığı şekilde bulurlar. ALLAH'ın kendilerine vaat ettiğine kavuşmanın rahatlığı içindedirler. İnkar edenler ise tarifsiz bir korku, pişmanlık ve endişe içindedirler. Dünya hayatları boyunca bir yandan büyük bir hırsla ALLAH'ın getirdiği sisteme karşı savaşırken, bir yandan da belli etmemeye çalışsalar da yaptıkları yanlışın farkında olmuşlardır. Unuttukları bu gerçek artık karşılarındadır. Dünyada durmaksızın "ya bu söylenenler doğruysa" diye düşünerek büyük bir tereddüt ve korku yaşadıkları, kuşkuya kapıldıkları gerçekle yüzyüzedirler. Sonsuz hayatları boyunca yaşayacakları, asla önüne geçemeyecekleri ve kendilerinden çeviremeyecekleri büyük azabın ilk dakikalarını yaşamaya başlamışlardır. Bakara Suresi'nin 28. ayeti şöyledir:

   
"Nasıl oluyor da ALLAH'ı inkar ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O'na döndürüleceksiniz." (Bakara Suresi, 28)


Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Ynt: KıYaMeT GüNü/bütün safhalarıyla...
« Yanıtla #17 : 20 Aralık 2009, 10:08:55 »
Sur'a İkinci Üfürülüş ve Din (Diriliş) Günü

    "Kendilerine ilim ve iman verilenler ise, dediler ki: "Andolsun, siz ALLAH'ın Kitabında (yazılı süre boyunca) dirilişgününe kadar yaşadınız; işte bu dirilme günüdür. Ancak siz bilmiyordunuz." Artık o gün, zulmedenlerin ne mazeretleri bir yarar sağlayacak, ne (ALLAH'tan) hoşnutluk dilekleri kabul edilecektir." 
(Rum Suresi, 56-57)

Tarih boyunca yaşamışolan insanlar ALLAH'ın ve ahiretin varlığına karşı uyarılmış, ALLAH'ın kendilerine gönderdiği elçiler aracılığıyla hak olan dine davet edilmişlerdir. Ancak Kuran'da da bildirildiği gibi az bir topluluk dışında insanların çoğu iman etmemiş, ALLAH'a ve elçisine karşı koymuşlardır. Bu insanlar öldükten sonra yeniden dirilecekleri gerçeğini de ısrarla inkar etmişlerdir. Kuran'da bu insanların inkarları şu ayetlerle haber verilmiştir:

    "Olanca yeminleriyle: "Öleni ALLAH diriltmez" diye yemin ettiler. Hayır; bu, O'nun üzerinde hak olan bir vaidtir, ancak insanların çoğu bilmezler. Hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaması ve inkar edenlerin kendilerinin yalancı olduklarını bilmesi için (diriltecektir)." 
(Nahl Suresi, 38-39)

    "Eğer sizin benzeriniz olan bir beşere boyun eğecek olursanız, andolsun, siz gerçekten hüsrana uğrayanlar olursunuz. O, öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman, sizin mutlaka (yeniden diriltilip) çıkarılacağınızı mı va'dediyor? Heyhat, size va'dedilen şeye heyhat.. O (bütün gerçek), yalnızca bizim (yaşamakta olduğumuz bu) dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler değiliz." 
(Mü'minun Suresi, 34-37)

İnkar etmelerinin en temel nedeni, dünya hayatını yaşanacak yegane hayat olarak görmeleridir. Bu çarpık mantığın kendilerine ölüm ile yok olma fikrini makul göstermesi çok ilginçtir. Yeniden dirilişi de bu yüzden kabul etmez, ALLAH'ın Kuran'da haber vermişolduğu olayları ve hesap gününü redderler. Oysa tüm canlıların ve dünyanın bir sonu vardır, yaşam ölümle birlikte son bulmaktadır. Tekrar dirilişi inkar eden kullara karşı ALLAH'ın dünyadayken verdiği örneklerden bir kısmı Kuran'da şu şekilde geçmektedir:

    "Kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?" De ki: "Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir. Ki O, size yeşil ağaçtan bir ateşkılandır; siz de ondan yakıyorsunuz. Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmaya kadir değil mi? Elbette (öyledir); O, yaratandır, bilendir. Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir. Her şeyin melekutu (hükümranlık ve mülkü) elinde bulunan (ALLAH) ne yücedir. Siz O'na döndürüleceksiniz. "
(Yasin Suresi, 78-83)

    "O'nun ayetlerinden biri de, senin gerçekten yeryüzünü huşu içinde (solmuş, boynu bükülmüşve kupkuru) görmendir. Ama Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman, deprenir ve kabarır. Şüphesiz onu dirilten, ölüleri de elbette dirilticidir. Çünkü O, her şeye güç yetirendir." 
(Fussilet Suresi, 39)

İnsanın yaratılışı, yeniden dirilişiçin başlı başına önemli bir delildir. İnsan, tek bir spermden, tam teşekküllü bir canlı olarak meydana gelmiştir. Tek bir hücrenin zaman içinde, insanın herhangi bir müdahalesi olmadan düşünebilen, görebilen ve akledebilen bir varlık haline gelmesi bir dirilişin çok açık alametidir. İnsanı yoktan var eden ALLAH, kurumuşkemikleri de toparlayıp yeniden diriltmeye muktedirdir. Bu yaratılmayı gözardı eden insanlar, kendi varoluşlarını hiç dikkate almadan, şeytani bir cesaret göstererek dirilişe karşı koyabilmektedirler. Bu büyük bir cesarettir. İnsan bunu yaparak ALLAH'a karşı büyük bir sorumluluğu da üstüne almışolur. Ahirette ise yalanladığı bu gerçeği karşısında apaçık bir şekilde görecektir. Kıyamet gününün ardından insanlar, kendilerine daha önce kıyamet vaktinin geldiğini haber vermişolan Sur'un sesini bir kez daha duyacaklardır. Artık bu an, insanların kabirlerinden dışarı çıkarak, yeniden diriltildikleri andır. İnsanların tümü, sonsuz bir hayata başlamak üzere ayağa kalkmış, beklemektedirler. Bu durum ayette şöyle tarif edilmektedir:

    "Sur'a üfürüldü; böylece ALLAH'ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde olanlar çarpılıp-yıkılıverdi. Sonra bir daha ona üfürüldü, artık onlar ayağa kalkmışdurumda gözetliyorlar."  (Zümer Suresi, 68)

Din Gününün Özellikleri

ALLAH katında yerin, göğün ve insanın yaratılışı ne derece kolay ise kıyamet gününün gerçekleşmesi de bunlar kadar kolay olacaktır. Kuran'da hesap ve ceza gününün gerçekleşmesi, "şüphesiz" ve "mutlaka" kelimeleriyle pekiştirilir. Kesinlik bildiren bu sözler, inananların ahirete olan korkularını ve dünyadaki çabasını arttırırken, inkar edenlerin kıyamet hakkındaki şüphe ve inkarlarına da en açık cevabı vermektedir.

Geçmişdevirlerde olduğu gibi, günümüzde de dini reddeden ya da hak dinden ayrılarak geleneklerle bütünleşmişbatıl bir din yaşayan insanlar toplumun büyük bir kesimini oluşturmaktadır. Oysa normal bir muhakeme yetisine sahip, düşünebilen bir insan için, ahiret gününe ihtimal vermemenin herhangi mantıksal bir dayanağı yoktur. Bilimsel tüm veriler de bize dünyanın sonunun yaklaştığını haber vermektedir. Buna rağmen, insanların bir kısmının bu gerçeği gözardı etmelerinin sebebi, ALLAH'ı gereği gibi tanıyıp takdir edememeleri, gerçek rehber olan Kuran'dan sapmaları ve dolayısıyla da hüküm gününde verecekleri hesabı düşünmemeleridir. ALLAH korkusu ile hareket eden müminler hızla yaklaşan bu sonun açıkça farkındalarken, nefsini rehber edinen insanlar bu büyük gerçeği görmezden gelmektedirler. Nitekim ALLAH Kuran'da insanlara bu gerçeği şu şekilde haber vermektedir:

    "De ki: "ALLAH sizi diriltiyor, sonra sizi öldürüyor, sonra da kendisinde hiçbir kuşku olmayan kıyamet günü O sizi biraraya getirip toplayacaktır. Ancak insanların çoğu bilmezler.""  (Casiye Suresi, 26)

Dünya hayatı boyunca pek çok kez dine davet edildiği halde doğruları görmezlikten gelenler, kendilerini bekleyen dehşetli sonu ancak din gününde tam olarak idrak edebilirler. Dünya hayatı boyunca reddettikleri herşeyi karşılarında bulan insanlar ne denli boşbir oyalanma içinde olduklarını o gün tüm açıklığıyla göreceklerdir:

    "Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir."  (Kaf Suresi, 22)

İnsanların bu büyük günü kavrayamamalarının sebebi, nefislerinin yönlendirmesine ve kendi fikirlerine çok fazla güvenip, kendi çıkar ve isteklerine bağlı olmaları ve bu "gaflet" perdesini kaldırabilecek gerçeklere, vicdanlarını körelterek sırt çevirmeleridir. Nitekim Kuran'da ALLAH, dünyaya yönelen, hevasına uyan, vicdanını dinlemeyen insanların anlayışlarının olmadığını, Kuran'da geçen ifadeyle kalplerinin kilitleneceğini, bundan dolayı doğruyu görüp ayırt edemeyeceklerini bildirmiştir. Oysa artık, ALLAH'ın varlığına, büyüklüğüne ve vaat ettiklerine kendileri de açık bir şekilde şahittirler.

Bir insan, kıyamete ve o gün yaşanacak olan olaylara tek bir an dahi inanmış, bu ihtimalin "olabilirliğini" yalnızca bir saniye için düşünmüşbile olsa, yaşayacağı korkunun tarifini yapmak oldukça zor olacaktır. Bunu daha en baştan reddetmek, hatta aklına bile getirmemek, ahiretin varlığına ihtimal vermemek, insanların büyük bir bölümünün aldanmasına neden olmaktadır. Kendilerini saran bu aldanışile bir "yokoluşu" kabullenmişlerdir. Yok olma ihtimalinin korkunçluğunu da hiç düşünmediklerinden, kıyamet gününe ve ahirete inanmaktansa bu fikri kabullenmek kendilerine daha kolay gelmiştir. Şeytanın yöntemi işte budur. İnsanları türlü yöntemlerle düşünmekten alıkoyar ve asla erişemeyecekleri büyüklük isteği ve mallarını artırma tutkusu ile onları dünya hayatında oyalar. İnsanların ahirete karşı gaflet içinde olmalarının en temel sebebi budur. Ahirette karşılaştıkları gerçekler de kendilerine pişmanlık ve tüyler ürpertici bir korku getirecektir. İnsanlara daha önce haber verilen gerçek tüm açıklığı ile ortadadır. Artık hesap gününden kaçışyoktur. Bu inkarcılar için gerçekten de zorlu bir gündür. Ayette bu gerçek şöyle haber verilmiştir:

    "Boyunlarını çağırana doğru uzatmışolarak koşarlarken, kafirler derler ki: "Bu, zorlu bir gün."  (Kamer Suresi, 8.)

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Ynt: KıYaMeT GüNü/bütün safhalarıyla...
« Yanıtla #18 : 20 Aralık 2009, 10:14:26 »
Ölülerin Mezardan Çıkmaları

    "Sur'a üfürüldü; böylece ALLAH'ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde olanlar çarpılıp-yıkılıverdi. Sonra bir daha ona üfürüldü, artık onlar ayağa kalkmışdurumda gözetliyorlar."  (Zümer Suresi, 68)

Ayette de bildirildiği gibi herşey olup bittikten sonra Sur sesi ikinci kez duyulur. Bu ikinci ses ile kabirlerde olanlar deşilip, dışa atılır. O gün Rabbimizin emrine karşı direnebilecek ya da bu emri yavaşlatabilecek hiçbir güç veya insan yoktur. O gün toprağın altında olan insanlar dünya hayatı boyunca sık sık duydukları, fakat birçoğunun inkar ettiği dirilişi karşılarında bulurlar ve topraktan çıkarılırlar. Kuran'da bu anın anlatıldığı ayetlerden bir tanesi şu şekildedir:

    "Göğün ve yerin O'nun emriyle (hareketten kesilip olduğu yerde veya bu düzen içinde) durması da, O'nun ayetlerindendir. Sonra sizi yerden (toprağın altından) bir (kere) çağırma ile çağırdığı zaman, hemencecik siz (bir de bakarsınız ki) çıkarılmışsınız."  (Rum Suresi, 25)

Sur'a ikinci kez üflenmesiyle birlikte, dünyanın başlangıcından beri yaşamışolan tüm insanlar dirilmişolacaktır. Artık ilk üflenişte inkarcılarda görülen şaşkınlık, yerini korku ve pişmanlığa bırakmıştır. Çünkü artık kimse sonsuza dek yaşayacakmışgibi planlar yaptığı dünyada değildir ve herkes başlarına gelecekleri tüm açıklığı ile anlamıştır. Bu insanlar arasında şu anda dünyada yaşayan tüm insanlar ve elbette siz de olacaksınız. Bu gerçek Kuran'da şöyle bildirilir:

    "Biz çürüyüp dağılmışkemikler olduğumuz zaman mı?" Derler ki: "Şu durumda, zararına bir dönüştür bu. Oysa bu, yalnızca tek bir haykırıştır. Bir de bakarsın ki, onlar, yerin üstündedirler."  (Nazi'at Suresi, 11-14)

İnsanlar dünyanın ebedi olarak var olacağını düşünerek hareket ederler. Yaşamları boyunca içine düştükleri en büyük yanılgılardan biri budur. İnsanların dünyaya bu derece bağlanmışolmalarının başlıca sebeplerinden biri de, ALLAH'ın yeryüzünde var ettiği bu olağanüstü sistemin kendi başına işleyebileceğini sanmaları ve günün birinde sona ereceğine ihtimal vermemeleridir. Oysa artık bulundukları ortam, kendilerine vaat edilen gerçekleri kesin bir biçimde gözler önüne sermektedir. Inkar edenlerin sandığı gibi ölüm herşeyi bitirmemiş, tam tersine sonsuz hayatın başlangıcı olmuştur. Dünya hayatları boyunca ALLAH'ın kendilerini çağırdığı hak dini yalanlayan ve ölümün bir son, bir yokoluşolduğunu savunan inkarcılar, hiç beklemedikleri bir anda topraktan kendilerini çağıran bu sesle büyük bir dehşete kapılırlar. Henüz amel defterleri kendilerine verilmediği ve başlarına gelecekleri tam olarak yaşamadıkları halde inkarcılar "eyvah" diyerek bulundukları yerden kalkarlar, bu karşılaştıkları gün, dünya hayatı boyunca aslında bilgisine sahip oldukları bir gündür. Kuran'da Yasin Suresi 52. ayetinde bu insanların yaşadıkları korku anı şu şekilde anlatılır:

    "Demişlerdir ki : "Eyvahlar bize, uykuya bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip kaldırdı? Bu Rahman olan (ALLAH)'ın vaadettiğidir, (demek ki) gönderilen elçiler de doğru söylemiş."  (Yasin Suresi, 52)

Artık çok geç kalınmış, dünyadaki yaşam ne zevk ne de rahatlık vermiş, o ana kadar yaptıkları herşey kendileri için sadece bu zorlu günü hazırlamıştır.

Bir Çağırıcıya Doğru Yönelirler

    "O gün, kendisinden sapma imkanı olamayan çağırıcıya uyacaklar. Rahman (olan ALLAH)'a karşı sesler kısılmıştır; artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin."  (Ta-ha Suresi, 108)

İnsanlar toprağın altından çıktıklarında kendilerini çağıran sese doğru yönelip koşmaya başlarlar. Bu koşuşağrıldıkları yere ulaşana dek sürer. Bu çağrı daha önce benzerlerine rastlanmışbir çağrı değildir. Müminlerin güven ve huzurlu gelişlerinin aksine, inkarcılar toplanma yerine alacakları karşılığı hissetmişesine, bu günün "zorlu bir gün" olduğunu ikrar ederek gelirler. (Kamer Suresi, 8) Artık toplanma zamanıdır. Bunu geri çevirebilmek için yapabilecekleri hiçbir şey yoktur. Binlerce senedir yaşamışolan insanların tümü biraraya toplanacaktır. Bu büyük kalabalık ALLAH'a boyun eğmişolarak şaşkınlık içinde hızla hareket etmekte, kendilerine gelecek olan azapları beklemektedirler. Ne kaçış, ne geri dönüşmümkün değildir, pişmanlıkları kendilerine fayda da getirmeyecektir. Korku bütün benliklerini kaplamıştır. Ayetlerde o gün yaşanacak dehşet şöyle tarif edilir:

    "Kabirlerinden koşarcasına çıkarılacakları gün, sanki onlar dikili birşeye yönelmişgibidirler. Gözleri 'korkudan ve dehşetten düşük' yüzlerini de bir zillet kaplamış; işte bu, kendilerine vadedilmekte olan (kıyamet ve azab) günüdür."  (Mearic Suresi, 43-44)

Dünyada iken kendilerine gelen uyarılara sırt çeviren, ne kendilerinin ne de atalarının tekrar dirileceğine inanmayan bu insanlara Kuran'da ALLAH'ın verdiği cevap şu şekilde olmuştur:

    "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz. Veya önceki atalarımız da mı? De ki: "Evet, üstelik boyun bükmüşkimseler olarak (diriltileceksiniz)."  (Saffat Suresi, 16-18)

Dünyada ALLAH'ın sınırlarını tanımayan ALLAH'a itaat etmeyen ve büyüklenen inkarcılar, burada ayette geçen ifadeye mutabık olarak çok itaatli ve boyun eğicidirler. Ne olup bittiğini sorgulamadan, kayıtsız şartsız çağrıcıya icabet ederler. Kendi iradeleri ile hareket etmeleri mümkün değildir. ALLAH'a teslim olmuş, isteseler de istemeseler de O'nun vereceği hükme boyun bükmüşlerdir. Çünkü artık nefisleri için yaşadıkları, içindeyken ahireti hiç düşünmedikleri dünya hayatı son bulmuştur. ALLAH'ın karşısında ne kadar aciz olduklarını ve ALLAH'ın azabının şiddetini ve gerçekliğini açıkça anlamışlardır:

    "Öyleyse sen onlardan yüz çevir. O çağırıcının 'ne tanınmış, ne görülmüş' bir şeye çağıracağı gün..."  (Kamer Suresi, 6)

İnsan, ALLAH'a itaat etmekten ve O'na boyun eğmekten başka hiçbir çaresi olmadığını kavramıştır. Zaten aksini istese de yapamaz. Hatta isteyemez bile ...

Artık bu gün, ALLAH'ın bütün insanlara vaat ettiği, inkarcılar için son derece acıklı bir gündür. Kabirlerden çıkışın ürkütücülüğü ve toplanma gününün dehşeti tartışılmazdır. İnsanlar kendilerinden önce dünyadaki yaşamını tamamlamışolan insanların da bu gerçekle karşılaştıklarını, ALLAH'ın vaadinin gerçekleşmişolduğunu böyle bir günde görmüşlerdir. Ama artık bütün herşey için geç kalınmıştır. Artık yapacak hiçbir şey yoktur. Böyle bir günden kimse asla kurtulamayacaktır.

Kabirden ÇıkışAdeta Çekirgelerin Yayılması Gibidir


    "Ahirete inanmayanların kötü örnekleri vardır, en yüce örnekler ise ALLAH'a aittir. O, güç sahibi olandır, hüküm ve hikmet sahibidir."  (Nahl Suresi, 60)

Ayette de belirtildiği gibi ALLAH'ın verdiği her örnek, anlatılmak istenen durumu en özlü ve en güzel şekilde tasvir eder. Bu sebeple, Kuran'da ayetlerin her birinin "doruğunda olgunlaşmışhikmet" (Kamer Suresi, 5) olduğu bildirilmiştir. Kuran'da yapılan her tarif işte bu nedenle kıyamet günü meydana gelecek ortamı ve insanların durumlarını gözümüzde canlandırmamıza imkan sağlamaktadır. Hiç kuşkusuz ALLAH'ın vaadi haktır ve bütün bu örnekler ve tarifler gerçekleşecektir. Örneğin Kamer Suresi'nde din günü topraktan çıkan insanlar, çekirgelerin yayılmasına benzetilmektedir.

    "Gözleri 'zillet ve dehşetten düşmüşolarak', sanki 'yayılan' çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar."  (Kamer Suresi, 7)

Elbette ALLAH'ın yaptığı bu benzetme diğer ayetlerde de olduğu gibi o anın gözlerde canlandırılabilmesi için en güzel benzetmelerden biridir. Zira çekirgelerin yayılışları, dünyadaki tüm hayvanlarınkinden daha farklıdır.

Göçmen çekirgeler oldukça fazla çekirgeyi barındıran sürüler halinde hareket ederek gittikleri yerde çok büyük zararlara yol açarlar. Bazı çekirge sürülerinin eni 1,5 km, boyu 80 km, yüksekliği ise 25 m.'dir. Ve bu sürülerin yaklaşık olarak 40 milyar çekirge içerdiği sanılmaktadır. Hava akımı hızlı olduğunda çekirge sürüleri 200-500 m. yükseklikte uçma eğilimi gösterir ve çekirgeler uçarken birbirlerine oldukça yakındırlar. Milyarlarca çekirge biraraya gelerek kilometrelerce uzunlukta ve genişlikte, kapkara bir yağmur bulutu görüntüsü oluştururlar. 25

Günde 80-100 km. yol alabilen göçmen çekirgeler gerektiğinde genişsu örtülerini aşarak hızla hedeflerine ulaşırlar. Vardıkları yerlerde bir bulut kümesi şeklindedirler. Milyonları bulan sayıları ile bir anda ortaya çıkıp, gittikleri bölgeyi tamamen kaplar, hatta yoğun şekilde talan ederler.

Ayetlerden anladığımız kadarıyla insanların topraktan çıkışı da bu şekilde olacaktır. Sur'un sesini duyan milyarlarca insan aynı çekirgeler gibi, bir anda toprağın üstünde belirecek, hep birlikte çağırıcının sesine doğru koşmaya başlayacaklardır. İnsanların kendilerini çağıran sesi duyar duymaz topraktan çıkacakları Rum Suresi'nde şu şekilde anlatılır:

    "Göğün ve yerin O'nun emriyle (hareketten kesilip olduğu yerde veya bu düzen içinde) durması da, O'nun ayetlerindendir. Sonra sizi yerden (toprağın altından) bir (kere) çağırma ile çağırdığı zaman, hemencecik siz (bir de bakarsınız ki) çıkarılmışsınız."  (Rum Suresi, 25)

Dünyanın var olduğu andan itibaren yaşamışolan tüm insanların, bir anda toprağın altından çıkarılarak biraraya toplanmaları gerçekten de akıllara durgunluk verecek bir görüntüdür. Böyle bir günde biraraya gelmişolan milyarlarca insan, kendileri için belirlenmişolan hükmü beklemekte ve bunu asla geri çevirememektedirler.

Başları Havada, Tek Bir Yere Doğru Koşarlar


O gün inkarcılar başları havada, gözleri tek bir noktaya çevrilmiş, hipnoz olmuşgibi koşarlar. Sadece ALLAH'ın istediği şekilde hareket edip, çağrının yapıldığı yöne doğru yönelmişlerdir. ALLAH'ın vaadi gereğince güvende olan müminlerin dışındaki herkes büyük bir korkuya kapılmıştır:

    "Ve onların hepsi, kıyamet günü O'na, 'yapayalnız, tek başlarına' geleceklerdir. İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan ALLAH), onlar için bir sevgi kılacaktır."  (Meryem Suresi, 95-96)

Dünyada inkar içinde olanlar korku ve şaşkınlık içinde koşarlarken, ne kendilerine ne de başkalarına bakabilirler. Hatta bakmayı akıllarından geçirmezler bile. Din günü ne mallar, ne oğullar, ne dünyaya yönelik hırslar bir değer taşımaktadır. Herkes kayıtsız şartsız bir itaat içindedir. Tek geçerli olan şey, imandır. ALLAH, inkar edenlerin o anki durumlarını şöyle tarif eder:

    "(Ey Muhammed,) ALLAH'ı sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma, onları yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir. Başlarını dikerek koşarlar, gözleri kendilerine dönüp-çevrilmez. Kalbleri (sanki) bomboştur."  (İbrahim Suresi, 42-43)

    "Şimdi inkar edenlere ne oluyor ki, boyunlarını sana uzatıp koşuyorlar. Sağ yandan ve sol yandan bölükler halinde. Onlardan her biri, nimetlerle donatılmışcennete gireceğini mi umuyor (tamah ediyor)?"  (Mearic Suresi, 36-38)

İnkarcılar kendilerini kurtarabilmek için bir girişimde bulunmazlar, bu akıllarına dahi gelmez. Kalpleri bomboştur, kendi sonlarının farkındadırlar. İnsanların hesap vermek üzere kabirlerinden fırlayarak koşmaları, Rabbimizin huzurunda bir düzen içinde toplanmalarıyla son bulur. ALLAH Kuran'da inkarcılara bu buluşma vaktiyle ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

   " Onlar senin Rabbine, sıra sıra sunulmuşlardır. Andolsun, siz ilk defa yarattığımız gibi bize gelmişoldunuz. Hayır, siz bizim size bir kavuşma zamanı tespit etmediğimizi sanmıştınız değil mi?" (Kehf Suresi, 48)

Bu insanların oldukça büyük bir çoğunluğu, böyle bir buluşma vaktinin geleceğine asla inanmıyorlardı. Oysa kendilerini her yandan kuşatan o büyük gün gerçekleşmiştir. Artık çaresizdirler.

İnsanların Hesap için Toplanmaları

Bu an, kafirlerin bütün ömürleri boyunca kaçtıkları, bilmezden geldikleri, müminlerin ise hazırlanıp bekledikleri hesap anıdır. Bugün herşey ALLAH'ın güç ve şanına uygun olarak yaratılmıştır. Hesabın gerçekleştirilmesi için ruh ve melekler saflar halinde dizilirler. O gün, insanlar arasında adaletle hükmedilecek ve konuşacak kişi sadece doğruyu söyleyebilecektir:

    "Ruh ve meleklerin saflar halinde duracakları gün; Rahman'ın kendilerine izin verdikleri dışında olanlar konuşmazlar. (Konuşacak olan da,) Doğruyu söyleyecektir."  (Nebe Suresi, 38)

Kuran'da bildirildiğine göre ALLAH ahirette kullarına en yüce makamda azametini gösterecektir. O gün ALLAH'ın arşını sekiz melek taşır:

    "Melek(ler) ise, onun çevresi üzerindedir. O gün, Rabbinin arşını onların da üstünde sekiz (melek) taşır. Siz o gün arz olunursunuz; sizden yana hiçbir gizli (şey), gizli kalmaz."  (Hakka Suresi, 17-18)

O gün toprağın altından çıkan tüm insanlar dalga dalga ALLAH'ın huzuruna gelirler:

    "Şüphesiz o hüküm (fasl) günü, belirlenmişbir vakittir. Sur'a üfürüleceği gün, artık siz dalga dalga geleceksiniz."  (Nebe Suresi, 17-18)

Kuran'da müminlerin o anda yüzlerinin ışıl ışıl parladığı ve Rabbimize bakıp durdukları bildirilmiştir. İnkar edenler ise utançlarından başlarını dahi kaldıramazlar. İnkar edenlerin o anki tavırları ayetlerde şu şekilde belirtilmiştir:

    "(Artık bütün) Yüzler, diri, kaim olanın önünde eğik durmuştur ve zulüm yüklenen ise yok olup gitmiştir."  (Ta-ha Suresi, 111)

Şu anda dünyada milyarlarca insan yaşamaktadır. Bu sayıya şimdiye dek yaşamışve bundan sonra da yaşayacak insanların sayısını eklersek mahşer (diriliş) günü mezarlarından çıkıp toplanacak insan kalabalığı ve bunun oluşturacağı olağanüstü tablo hakkında bir fikir edinebiliriz. İnsanlar biraraya toplanacak ve birbirlerini, yaptıklarını, olup bitenleri açıklıkla görüp anlayabileceklerdir. Çünkü o gün, Kaf Suresi'nde belirtildiği gibi keskin bir görüş hakimdir:

    "Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir."  (Kaf Suresi, 22)

İnsanın dünya hayatı boyunca tanıyıp bildiği tüm insanlar oradadır. Tanınmış, tanınmamış, zengin, fakir her kişi, kısaca kıyamet gününe kadar yaşayıp ölmüşolan tüm insanlar, aralarında hiçbir ayırım söz konusu olmadan ALLAH'ın huzurunda toplanırlar. Ama artık böyle bir günde, ne kazandıkları ünden ne de edindikleri itibardan eser yoktur. O gün pişmanlık yaşamayacak tek topluluk müminlerin oluşturduğu topluluktur. Bir devre imzasını atmış, dünya tarihinde adından çok söz edilmişde olsa iman etmedikleri sürece, bütün insanlar, ALLAH'ın huzurunda pişmanlık ve azabın şiddeti ile korku içinde olacaklardır. İnsanların dünyada üstün ve ünlü kabul ettikleri kişiler, devlet başkanları, şarkıcılar, sanatçılar, zenginler kısaca herkes aynı korkuyu yaşayacak, herhangi bir dünyevi üstünlük unsuru olmadan herkes aynı konumda olacaktır. Dünyada bir ayrıcalık olarak görülen para ve mevki, insanların biraraya toplandıkları bu günde hiçbir şey ifade etmeyecek, hayran olan da hayran olunan da aynı konumda olacaktır. Kuran'da insanların din günü ALLAH'ın huzurunda toplanacağını bildiren ayetlerden bazıları şu şekildedir:

   " O gün, onların tümünü birarada toplayacağız,"  (Yunus Suresi, 28)

    "De ki: "ALLAH sizi diriltiyor, sonra sizi öldürüyor, sonra kendisinde hiçbir kuşku olmayan kıyamet günü O sizi biraraya getirip-toplayacaktır. Ancak insanların çoğu bilmezler."  (Casiye Suresi, 26)

O gün dünyada sahip olunan makamın ve mülkün hiçbir önemi yoktur. Kimse kimsenin takdirinin peşinde koşacak, kimse kimseye gösterişve gurur yapacak halde değildir. Kimsenin kimseye karşı bir üstünlüğü kalmamıştır. Soylular, zenginler, efendiler, patronlar veya sıradan insanlar aynı hesap ile karşı karşıya kalacaklardır. Üstünlük ALLAH'a olan yakınlığa göredir. Tüm insanlar ALLAH'ın hoşnutluğunu kazanmak için yapılan işler dışında hiçbir işin önemi olmadığını, sahip oldukları herşeyin tek sahibinin ALLAH olduğunu kesin olarak anlamışlardır. Ancak gerçeklerle karşılaşan inkarcıların artık geriye dönüp, yaptıklarını telafi etme imkanı yoktur. Kuran'da bu olay şu şekilde anlatılmaktadır:

    "Böylece Sur'a üfürüldüğü zaman artık o gün aralarında soylar (veya soybağları) yoktur ve (üstünlük unsuru olarak soyluluğu veya birbirlerine durumlarını) soruşturmazlar da."  (Mü'minun Suresi, 101)

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Ynt: KıYaMeT GüNü/bütün safhalarıyla...
« Yanıtla #19 : 20 Aralık 2009, 10:22:55 »
Hesap Anı

Kuran'da, insan yaşamının gerçek anlamı şöyle açıklanmaktadır:

    "Ey insan, gerçekten sen, hiç durmaksızın Rabbine doğru bir çaba harcayıp durmaktasın; sonunda O'na varacaksın. " (İnşikak Suresi, 6)

İnsanların hayatları için bir dönüm noktası olacağına inandıkları belirli olaylar vardır. İyi bir üniversiteye girmek, diploma almak, evlenmek, çocuk sahibi olmak gibi... Bu ve buna benzer planları olan insanlar, amaçlarına ulaşacakları ana kadar gün sayıp, pek çok hazırlığı o anı hedefleyerek yaparlar. Yaşamlarında sadece bu hedef vardır ve yalnızca bu amaç doğrultusunda yaşadıklarını da söylemekten çekinmezler. Oysa insan ALLAH'a kulluk etmek için yaratılmıştır. Her ne kadar kendisi kabul etmese de yaratılmasının yegane amacı budur. Aslında bunu bilir. Ama kitabın başında da anlattığımız gibi, hiç bitmeyecek zannettiği dünya hayatında bu gerçeği unutmaya çalışarak yaşar. Kısaca bunu tamamen görmezden gelir. Hayatı boyunca ne yaparsa yapsın harcadığı bütün çabaların sonucunda ulaşacağı son nokta ALLAH'ın huzuruna çıkacağı andır. Bu an, O'na hesap vereceği mahşer günüdür.

Dünyadaki yaşamımızda geçen her gün bizi o mahşer gününe biraz daha yakınlaştırır. Geçen her saat, her dakika, hatta her saniye ölüme, yeniden dirilişe ve hesaba doğru atılmışyeni bir adımdır. Bu ilerleyişi durdurmanın ya da geri çevirmenin yolu yoktur. Tüm insanlar bu yolu izleyeceklerdir. ALLAH Kuran'da şöyle buyurmaktadır:

    "Şüphesiz onların dönüşleri bizedir. Sonra onları hesaba çekmek de bize aittir."  (Gaşiye Suresi, 25-26)

O an geldiğinde artık herşey sonuca ulaşır. Bu safhadan sonra geri dönüşveya telafi imkanı da yoktur. Vicdanlarının gösterdiği gerçeği anlamazlıktan gelenlerin yaşadıkları panik ve şaşkınlık daha önce hiç tatmadıkları boyutlardadır. Varlığı ve birliği hiçbir kuşkuya sebep olmayacak kadar açık olan ALLAH'ı dünyada inkar edecek kadar zalim olan bu insanlar, daha önce hiç beklemedikleri, benzeri görülmemişbir azapla karşılık göreceklerdir. Çünkü Hak Kitabı tebliğ eden elçiler tarafından uyarılmışlar ve nasıl yaşamaları gerektiğine dair her konudan haberdar edilmişlerdir. Kendilerine, dünyada anlatılanları düşünüp, muhakeme edebilecekleri kadar bir süre de verilmiştir. ALLAH Kuran'da "Size dünyada öğüt alanın öğüt alabileceği kadar bir süre verilmedi mi?" (Fatır Suresi, 37) ayetiyle bu gerçeği bildirmiştir.

Artık verilen süre dolmuş, hesap anı gelmiştir. İnsanın dünya hayatı boyunca işte, evde, okulda, eğlencede, her nerede olursa olsun tüm yaptıklarına ALLAH şahittir. İnsana "şah damarından" daha yakın olan ALLAH, herkesin her anını gözetlemiştir. Herkes dünya yaşamında kim tarafından yaratıldığını, yaratılma amacını, yapması gerekenleri ve ALLAH'a döndürüleceğini öğrenmiştir. Bu gerçeği bildikleri halde kendilerini aldatmayı tercih etmişlerdir. Bu yapılan kuşkusuz büyük bir suçtur, büyük bir cesarettir ve de bu şeytani cesaret, elbetteki karşılıksız kalmayacaktır. O zorlu günde herkese yaptıkları ve yapmayıp erteledikleri tek tek haber verilecektir:

    "ALLAH, hepsini dirilteceği gün, onlara neler yaptıklarını haber verecektir. ALLAH, onları (yaptıklarıyla bir bir) saymıştır; onlar ise onu unutmuşlardır. ALLAH, her şeye şahid olandır."  (Mücadele Suresi, 6)

    "O gün insanlar, amelleri kendilerine gösterilsin diye, bölük bölük fırlayıp-çıkarlar. Artık kim zerre ağırlığınca hayır işlerse, onu görür. Artık kim zerre ağırlığınca bir şer (kötülük) işlerse, onu görür."  (Zelzele Suresi, 6-8)

ALLAH Kuran'da, "... Siz, hayır adına ne yaparsanız, ALLAH, onu bilir. Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır..." 
(Bakara Suresi, 197)
diyerek insanları hesap anı için hazırlık yapmaya çağırmıştır. Vicdanını kullanan, ALLAH'ın çağrısına icabet edenler için o gün hiçbir korku ve hüzün yoktur. İnkar edenler ise telafisi olmayan bir pişmanlık yaşarlar. Dünyada yaptıkları ahirette kendilerine hatırlatıldığında duydukları pişmanlık Kuran'da şu şekilde anlatılmaktadır:

"O gün, cehennem de getirilmiştir. İnsan o gün düşünüp-hatırlar, ancak (bu) hatırlamadan ona ne fayda? Der ki: "Keşke hayatım için, (önceden bir şeyler) takdim edebilseydim." Artık o gün hiç kimse (ALLAH'ın) vereceği azab gibi azablandıramaz."  (Fecr Suresi, 23-25)


Kimse Haksızlığa Uğratılmaz

    "Yer, Rabbinin nuruyla parıldadı, (orta yere) kitap kondu; peygamberler ve şahidler getirildi ve aralarında hak ile hüküm verildi, onlar haksızlığa uğratılmazlar."  (Zümer Suresi, 69)


İşlenen her amelin sorgulanacağı bu günün ihtişamı, ALLAH'ın büyüklüğüne, sonsuz adaletine, Cebbar (dilediğini zorla da olsa gerçekleştiren), Kahhar (kahreden) ve Muntakim (intikam alan) sıfatlarına yakışır şekilde olacaktır. Dünyada olduğu gibi ahirette de amellerin sorgulanıp sonuçlandırılması ALLAH'ın adaleti ile eksiksiz olarak görülecektir. O gün kurulacak olan "duyarlı teraziler" ile herkes hak ettiği karşılığı bulacaktır. Kuran'da din gününde kurulacak olan hassas terazilerin bilgisi şu şekilde verilmektedir:

    "Biz ise, kıyamet gününe ait duyarlı teraziler koyarız da artık, hiçbir nefis hiçbir şeyle haksızlığa uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz. Hesap görücüler olarak biz yeteriz."  (Enbiya Suresi, 47)


Dünya hayatı boyunca yapılan her amel en küçük ayrıntılar bile eksik kalmaksızın bu tartılara konulur. Bu tartının ibresi sonsuz azaba veya sonsuz kurtuluşve mutluluğa götürecek kararı belirler. Yaptıkları iyilikler ağır gelen insanlar cennete gidecektir, hafif kalanlar ise korkunç bir azapla azaplandırılacakları cehenneme atılacaklardır. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:

    "İşte, kimin tartıları ağır basarsa, Artık o, hoşnut olunan bir hayat içindedir. Kimin tartıları hafif kalırsa, Artık onun da anası (son durağı) "haviye"dir (uçurum). Onun ne olduğunu (mahiyetini) sana bildiren nedir? O, kızgın bir ateştir. " (Kaaria Suresi, 6-11)


Hesap Yerine Bir Sürücü ve Bir Şahitle Gelir

Hesap günü sorgulanma sırasında tüm insanların yanında bulunacak olan iki meleğin bilgisi Kuran'da şu şekilde verilmektedir:

    "(Artık) her bir nefis, yanında bir sürücü ve bir şahit ile gelmiştir."  (Kaf Suresi, 21)


Din günü her yer ALLAH'ın nuru ile aydınlanır. Bu büyük mahkemede tanıklık yapacak olan elçiler ve şahitler hazır bulundurulur. Dünyada ALLAH'a kulluk etmeleri gerektiğini insanlara hatırlatan ve öğütleyen peygamberler ve diğer şahitler, hesap günü sorguya çekilecek insanların yanındadırlar. Bu şahitler hak ile hükmedeceklerdir. Hesap günü aslında ALLAH'a kulluk etmesi gerektiğini bildiği halde, bilmediğini iddia edebilecek hiç kimse olmayacaktır.

O gün hiç kimsenin, ALLAH'ın huzurunda yaptıklarını inkar etmeye fırsatı veya imkanı yoktur. İşlediği bütün hayırlar ve şerler ortaya çıkarılmıştır. Gerçekleri inkar etse bile şahitler adil olacak ve onu yalanlayacaklardır. Rabbimizin huzurundaki bu büyük düzen içerisinde her ümmet, kendi imamı ve kitabıyla gelecektir. Hz. Adem'den bu yana yaşamıştüm toplumların birarada olacağı bu ortamda, sorgulamadaki düzen ve hesaptaki titizlik, ALLAH'ın aklının büyüklüğünün ve sonsuz adaletini bize gösterir. ALLAH'ın adaleti bir ayette şöyle haber verilmektedir:

    "O gün sen, her ümmeti dizüstü çökmüş(veya toplanmış) olarak görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağrılır. "Bugün yapmakta olduklarınızla karşılık göreceksiniz."  (Casiye Suresi, 28)


İşitme Görme Duyuları ve Derileri Şahitlik Eder

O gün suçlu günahkarların işledikleri kötülüklere şahit olanlar da orada hazırdır. Müminlerin, yazıcı meleklerin ve ALLAH'ın getirdiği şahitlerin yanısıra, inkarcıların aleyhine şahitlik edenlerin arasında hiç beklemedikleri şahitler de vardır. Bunlar, insanın kendisini yalnız sandığı sırada dahi, ALLAH'ın kendisini çepeçevre kuşattığına dair en çarpıcı delillerdir. İnkarcıların aleyhinde şahitlik yapacak olanların arasına, kendi işitme, görme duyuları ve derileri de eklenmiştir. Her biri ALLAH'ın izniyle konuşur ve eksiksiz olarak söylemesi gerekenleri, şahit olduklarını bildirirler. Bütün bir ömür boyunca kullandıkları, kendilerine ait sandıkları uzuvlarının bile insana ihanet etmesi o gün yaşanacak olan psikolojik yıkımı daha da arttırır. Kuran'da bu konunun anlatıldığı ayetler şu şekildedir:

    "ALLAH'ın düşmanlarının biraraya getirilip-toplanacakları gün işte onlar, ateşe bölükler halinde dağıtılırlar. Sonunda oraya geldikleri zaman, işitme, görme (duyuları) ve derileri kendi aleyhlerine şahitlik edecektir. Kendi derilerine dediler ki: "Niye aleyhimizde şahitlik ettiniz?" Dediler ki: "Herşeye nutku verip-konuşturan ALLAH, bizi konuşturdu. Sizi ilk defa O yarattı ve O'na döndürülüyorsunuz. Siz, işitme, görme (duyularınız) ve derileriniz aleyhinize şahitlik eder diye sakınmıyordunuz. Aksine, yaptıklarınızın birçoğunu ALLAH'ın bilmeyeceğini sanıyordunuz. İşte bu sizin zannınız; Rabbiniz hakkında beslediğiniz-zannınız, sizi bir yıkıma uğrattı, böylelikle hüsrana uğrayan kimseler olarak sabahladınız." Şimdi eğer sabredebilirlerse, artık onlar için konaklama yeri ateştir. Ve eğer onlar hoşnut olma (dünya)ya dönmek isterlerse, artık hoşnut olacaklardan değildirler."  (Fussilet Suresi, 19-24)


İnsan, yaptığı herşey için, makul bir açıklama tarzı geliştirebilir. Hatta buna kendisini bile inandırabilir. Bu açıklamaların her zaman makul şeyler olması da şart değildir. O an için tek istenilen, açıklamalarla karşı tarafı -ya da kendisini- ikna etmektir. Başka bir anlatımla, inanmak istediği şeye inanır ve onu savunmak için mantıklar geliştirir. Yaptığı açıklamalar da bu mantığa dayanmaktadır. Belki de bu nedenle ALLAH'ın varlığını dahi inkar edebilmek için ortaya sürdüğü deliller kendince geçerli olmuşve bunlara dayanarak geçmişhayatında inananlara karşı kararlı bir mücadele yürütmüştür. Ama bu açıklamaların ve tevillerin hiçbiri hesap gününde geçerli değildir.

O gün gururla ve güvenle savunduğu açıklamaların geçersizliğini görecek, aleyhine şahitlik eden kendi uzuvları karşısında gizleyecek birşeyi kalmadığını anlayacaktır. Kimsenin görmediğini zannettiği şeyler, gizli yapılan işler teker teker ortaya dökülecek, kendi bedeni bunları ikrar edecektir.

Yapayalnız Sorguya Çekilirler

Bu günün bir başka özelliği de, hem dünyada hem ahirette yandaşlarından yardım göreceğini umanların, bunun aksine hesaba "tek olarak" çekilmeleridir. Böylece inkarcılar, ALLAH'tan başkasından beklenti içinde olmanın ne derece anlamsız olduğunu görecekler ve düştükleri yanılgının karşılığını da alacaklardır. Her insanın tek başına sorguya çekileceği gerçeği Kuran ayetlerinde haber verilmiştir:

    "Ve onların hepsi, kıyamet günü O'na 'yapayalnız, tek başlarına' geleceklerdir."  (Meryem Suresi, 95)


Burada durup bir an için bu gerçeği daha ayrıntılı düşünmek gerekir. Yalnız kalmak insanların dünya yaşamlarında en fazla çekindikleri, özellikle zorluk anlarında kendilerini korkutan duygulardan biridir. Tek başına bırakılmak dünya şartlarında dahi insanlar için en büyük azaplardan birisidir. Oysa ahiret günü söz konusu olan sadece yalnızlık değildir. Asıl olan bir inkarcının karşı karşıya kaldığı ve bir zulüm işlediğini bildiği için şiddetli korku duyduğu hesap anıdır. Kendisine güvenebileceği, yardım veya medet umacağı kimse yanında yoktur. Yakınlık veya merhamet konusunda yegane güvendiği kişiler olan ailesi bile onu tanımaz. Üstelik herşey kendi aleyhine dönmüş, kendi bedeni, kendi yaptıkları aleyhine açıklamalar yapmaya başlamıştır. Kısacası bu yalnızlık, tarifini kolay kolay yapamayacağımız bir yalnızlıktır.

Yalancı ilahlardan ve dostlardan yardım görmeyi ummaları gibi, kafirlerin bir başka yanılgısı da dünyada gizlice işledikleri günah ve kötülüklerin hesap gününde ortaya çıkmayacağını sanmalarıdır. Oysa ALLAH onların dünya hayatlarında yaptıkları gizli, saklı her harekete ve söze şahittir. Bu gerçek ayetlerde şöyle haber verilir:

    "Siz o gün arzolunursunuz; sizden yana hiçbir gizli (şey) gizli kalmaz."  (Hakka Suresi, 18)


    "Her bir nefse yaptığının tam karşılığı verildi. O, onların işlediklerini daha iyi bilenir." 
(Zümer Suresi, 70)

İnkarcıların tüm günahları artık ortadadır. Hayatı boyunca ailesine, en yakın dostuna dahi yalan söyleyen, sahtekarlık yapan, kendi çıkarları için herşeyi göze alan, ALLAH'ın elçilerini yalanlayan, onların anlattığı herşeyi reddeden ve en sonunda bunların hiçbir zaman ortaya çıkmayacağını ve mutlaka unutulacağını zanneden insanlar o gün yapayalnız sorgulanacaklardır. Tüm sırları ortaya çıkan bu insanların durumu Tarık Suresi'nde şu şekilde anlatılmaktadır:

    "Sırların orta yere çıkarılacağı gün; Artık onun ne gücü vardır, ne yardımcısı."  (Tarık Suresi, 9-10)

O Gün Dostluk Akrabalık ve Yakınlık Yoktur

O gün insanın kendisinden başka birisiyle ilgilenmeye ne hali ne de imkanı vardır. İnsan dünyada iken değerli gördüğü ve güvendiği ailesini bile düşünmez. Yaşadığı olayların dehşetinden dolayı yalnızca kendi derdindedir. Dünya hayatında en çok övündüğü, soy ağaçlarını hazırladığı, şecerelerini çıkardığı ataları, akrabaları ve çocuklarıyla olan bağları artık kopmuştur:

    "Böylece Sur'a üfürüldüğü zaman artık o gün aralarında soylar (veya soybağları) yoktur ve (üstünlük unsuru olarak soyluluğu veya birbirlerine durumlarını) soruşturmazlar da."  (Mü'minun Suresi, 101)

Dünyada yakınlarının malını, mevkisini ve desteğini büyük güç sayıp, bunlara sığınanların güvendikleri kaleler yerle bir olmuştur . Üstünlüğü ve gücü atalarından gelen ünvanlarda ya da maddiyatta arayanlar, din ahlakından uzak bir hayat yaşayarak bir kazanç sağladıklarını zanneden, hatta bunu bile bir üstünlük sayan insanlar, içine düştükleri hatayı anlamışlardır. Bugün yalnızca imanın bir değeri vardır.

Dünya hayatında dostlukların oluşması ve devam etmesi için en önemli şart genellikle kişinin karşısındaki insandan elde edeceği menfaattir. Menfaat ise istikbalini güvence altına alabilmek, ileriye yönelik bir yatırım yapabilmek, para, itibar, çevre edinebilmek amacını taşımaktadır. Oysa hesap gününde kimsenin zevk, heves ve şehvet peşinde koşacak hali kalmadığı için, tüm eski dostluklar bir anda unutulur. Kuran'da bu gerçek şöyle bildiriliyor:

    "(Böyle bir günde) Hiçbir yakın dost, hiçbir yakın dostu sormaz."  (Mearic Suresi, 10)

Din gününde yaşanan korku öylesine büyüktür ki, her kim olursa olsun, bu korkunç azaptan kurtulabilmek için tüm sahip olduklarından vazgeçer. Uğruna herşeyi göze alarak elde ettiği zenginlikleri hiç önemsemez. Hatta sadece sahip oldukları değil, dünyadaki tüm zenginlikler onun olsa bile hepsini fidye olarak vermek ister. Sıkı sıkıya elinde tuttuğu tüm malı artık onun için hiçbir anlam ifade etmez. ALLAH yolunda harcama konusunda cimrilik ettiği mallarını gözünü bile kırpmadan feda eder. Ama artık çok geç kalmıştır.

Ondan istenen; göz açıp kapaması kadar kısa sürecek olan dünya hayatında, ALLAH'ın kendisine verdiği nimetleri ALLAH yolunda kullanmasıyken, o bu zorlu günü gözardı etmiş, hatta öldükten sonra bile dünyada kalan eserleriyle isminin anılacağını, itibarının devam edeceğini umut etmiştir. Kuran'da içinde bulundukları bu çıkmaz durum şu şekilde ifade edilmiştir:

    "Eğer yeryüzünde olanların tümü ve bununla birlikte bir katı daha zalimlerin olmuşolsaydı, kıyamet günü o kötü azabtan (kurtulmak amacıyla) gerçekten bunları fidye olarak verirlerdi. Oysa, onların hiç hesaba katmadıkları şeyler, ALLAH'tan kendileri için açığa çıkmıştır." (Zümer Suresi, 47)

    "(İbrahim) Dedi ki: "Siz gerçekten, ALLAH'ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları (ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi inkar edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız yoktur."  (Ankebut Suresi, 25)

Dünyadayken pek çok sahtekarlığa şahit olduğu halde, inkarcıların hiçbiri dostluklarının sahte olduğu gerçeğini kabullenmek istemez. Birçok insan için yaşadıkları dostluklar ve sevgiler "diğerlerinden farklıdır". Oysa hep aynı hataya düşmüşler, vefayı dünyada dahi hemen hemen hiçbir zaman yaşamamışlardır. Üstelik o gün görülecek olan azaba karşı yaptıkları teklif, inkar edenlerin dostluğa bakışaçılarını da ortaya koyacaktır. O gün, dünyadayken derin bir bağla bağlı olduğu ailesi ve dostları kurtuluşfidyesi konumundadır. Kuran'da bu gerçek bize şöyle haber verilmektedir:

    "(Böyle bir günde) Hiçbir yakın dost bir yakın dostu sormaz. Onlar birbirlerine gösterilirler. Bir suçlu-günahkar, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister; Kendi eşini ve kardeşini, Ve onu barındıran aşiretini de; Yeryüzünde bulunanların tümünü (verse de); sonra bir kurtulsa. Hayır; (hiçbiri kabul edilmez). Doğrusu o (cehennem), cayır cayır yanmakta olan ateştir."  (Mearic Suresi, 10-15)

Mahşer günü inkarcıların yaptığı bu fidye teklifi onların gerçek karakterlerinin ortaya çıkması açısından oldukça önemlidir. Artık dünyadaki en yakın ilişkilerin dahi menfaat ortadan kalktığı, kişilerin çıkarlarıyla çatışmaya başladığı anda tüm değerini yitirdiği bir kez daha gözler önüne serilmiştir. Oysa bu beyhude bir çabadır. ALLAH insanları bu mallara sadece onları denemek için varisçi kılmışve onlara belli bir zaman belirlemiştir. Bu sürenin tamamlanmasının ardından bunları fidye olarak vermek istemeleri, inkarcıların kavrayışbozukluklarını bir kez daha ortaya koyacaktır.

Amel Defterlerinin Verilmesi

İnsanın dünya hayatı boyunca yaptığı herşey, sağ ve sol tarafında bulunan melekler tarafından kaydedilir. Hesap anı için hazırlanan defterler din gününde insanlara sunulur. Kişi yaptıklarının hiçbirini reddedemez, çünkü yaşadığı her an, amel defterine kaydedilmiştir. Herkes kendi defterinden, ahiret için neler hazırladığını öğrenir. Müminler sağ ellerine, kafirler ise sol ellerine defterlerini alırlar. Kimsenin zerre kadar haksızlığa uğratılmadığı ve bir hardal tanesi kadar amelin dahi hesaba katıldığı bu anda, müminlerle kafirlerin tavırları çok farklıdır. Müminler, büyük sevinç içinde defterlerini alıp, okumaları için yanında bulunanlara uzatırlar. ALLAH ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

    "Siz o gün arzolunursunuz; sizden yana hiçbir gizli (şey), gizli kalmaz. Artık kitabı sağ-eline verilen kişi, der ki: "Alın, kitabımı okuyun. Çünkü ben, gerçekten hesabıma kavuşacağımı sanmış(anlamış)tım. Artık o, hoşnut bir yaşama içindedir. Yüksek bir cennette. Devşirilecek (meyve ve eşsiz ürün)leri pek yakındır. Geride kalan günlerde, 'peşin olarak sunduklarınıza karşılık olmak üzere,' afiyetle yiyin ve için. " (Hakka Suresi, 18-24)

Müminlerin bu sevinç ve çoşkularına karşın kafirler kahredici bir utanç ve korku içindedirler. Kafirlerin defterleri sol ellerine verilir. En küçüğünden en büyüğüne kadar hiçbir işin eksik bırakılmadan meleklerce yazılmışolan bu defter, ALLAH'ın beğenmediği işlerle doludur. Bu gerçek karşısında inkar edenlerin korku ve şaşkınlıkları ayette belirtilmiştir:

    "(Önlerine) Kitap konulmuştur; artık suçlu-günahkarların, onda olanlardan dolayı dehşetle-korkuya kapıldıklarını görürsün. Derler ki: "Eyvahlar bize, bu kitaba ne oluyor ki, küçük büyük bırakmayıp herşeyi sayıp-döküyor?" Yapıp-ettiklerini (önlerinde) hazır bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye zulmetmez. " (Kehf Suresi, 49)

ALLAH'tan korkmamak, O'na eşler koşmak, O'na ibadet ediyor görünüp, O'ndan başkalarını da hoşnut etmeye çalışmak gibi, yalan, zina, kumar ve daha pek çok günah bu defterdedir. Inkarcılar ALLAH'ı hakkıyla takdir edemedikleri için riyakar bir ahlakla hem dünyada istedikleri gibi yaşayacaklarını, hem de istedikleri ibadetleri yapmışolmayı bir affedilme unsuru olarak öne sürebileceklerini zannederler. İşte böyle ALLAH'a ibadet etmeyen veya ibadet eder görünen kimseleri hesap gününde korku dolu bir şaşkınlık beklemektedir. Çünkü amel defterlerinde niyetleri dahi eksik bırakılmamıştır. Hak ettiği karşılığı alan inkarcıların çaresizlik dolu pişmanlığı, söylediklerinden açıkça belli olur. Kuran'da bu kişilerin o anki dehşetleri şöyle bildirilir:

    "Kitabı sol eline verilen ise; o da, der ki: "Bana keşke kitabım verilmeseydi. Hesabımı hiç bilmeseydim. Keşke o (ölüm herşeyi) kesip bitirseydi. Malım bana hiçbir yarar sağlayamadı. Güç ve kudretim yok olup gitti." " (Hakka Suresi, 25-29)

ALLAH'a ve ahirete kesin bilgi ile inanan, hayatı boyunca hesap anı için hazırlık yapan müminler ile ahireti unutan, ALLAH'tan ve müminlerden yüz çeviren sol yanın adamları arasındaki fark yine bir başka ayette şu şekilde anlatılır:

    "Kimin de kitabı ardından verilirse, o da, helak (yok olmay)ı çağıracak, çılgın alevli ateşe girecek. Çünkü o, (dünyada) kendi yakınları arasında sevinçliydi. Doğrusu o, (Rabbine) bir daha dönmeyeceğini sanmıştı. Hayır; gerçekten Rabbi, kendisini çok iyi görendi."  (İnşikak Suresi, 10-15)

O Gün İnsanlar Sınıflara Ayrılırlar

ALLAH'tan gereği gibi korkup sakınmışve dünyada O'nun rızasına uygun yaşamışolanların beklediği an gelmiştir. İnananlar Rabbimizin kendilerine vaat ettiğine kavuşmanın çoşkusunu yaşarlar. Kafirlerin üzerinde ise hayatları boyunca yaşamadıkları kadar büyük, tarifsiz bir korku vardır. İman edenlerin dışında bu dehşeti yaşamayacak olan yoktur. Müminlerle kafirlerin arası ayrılır. Kuran'da bu günün bir ayırma günü olduğu şöyle bildirilmiştir:

    "Bu, sizin yalanladığınız (mü'mini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür."  (Saffat Suresi, 21)

Kuran'da o gün insanların sınıflara ayrılacağı bildirilir. "Ashab-ı Meymene" şeklinde isimlendirilen müminler bir gruptur. "Ashab-ı Meş'eme" ise kafirlerin oluşturduğu, müminlerden ayrılan grubu temsil eder. Bunların yanı sıra müminlerin arasında da ALLAH'a yakınlık ve ALLAH yolunda verilen mücadelede en öne geçmişolanlar vardır ki, Kuran'da bu insanlar "yarışıp öne" geçenler olarak isimlendirilir:

    "O gün yüzler ışıl ışıl parlar. Rablerine bakıp-durur. O gün, öyle yüzler vardır ki kararmış-ekşimiştir. Kendisine, beli büken işlerin yapılacağını anlamaktadır."  (Kıyamet Suresi, 22-25)

    "İşte o Ashab-ı Meymene, ne (kutludur o) Ashab-ı Meymene. Ashab-ı Meş'eme ne (mutsuz ve uğursuzdur o) Ashab-ı Meş'eme. Yarışıp öne geçenler de, öne geçmişöncülerdir. İşte onlar, yakınlaştırılmış(mukarreb) olanlardır."  (Vakıa Suresi, 8-11)

Cehennemin Gösterilişi


O gün herkes ALLAH'a dünyada yaptıklarının hesabını verir. Cehenneme gireceğini anlayıp korku içinde olanlar, kısacık bir ömrü sonsuz bir hayata tercih etmenin verdiği sonsuz pişmanlık içindedirler. Onlar kendilerine azabın dokunmayacağını, kıyamet gününün gerçekleşmeyeceğini ve ALLAH'ın onları cezalandırmayacağını zannederek sözde rahat bir hayat yaşarlarken, ALLAH onları sarıp kuşatmışve hiç ummadıkları bir anda yakalamıştır. Artık herşey bitmişve herkesin gideceği yer belli olmuştur. Ancak insanlar hemen birbirlerinden ayrılmazlar. Müminler cennete sevk edilmeden önce onlara da kafirlerle birlikte cehennem gösterilir. O gün mümin ya da kafir tüm insanlar cehennemin çevresinde diz çökecektir. Herkes cehennemin korku salan uğultusunu duyacak ve içindeki tüyler ürpertici görüntülere şahit olacaktır. Ancak sonra müminler kurtarılacak ve kafirler diz üstü çökmüşolarak bırakılacaklardır. Ayette bu gerçek şöyle haber verilir:

    "İnsan demektedir ki: "Ben öldükten sonra mı, gerçekten diri olarak çıkarılacağım? İnsan önceden, hiçbir şey değilken, gerçekten bizim onu yaratmışbulunduğumuzu (hiç) düşünmüyor mu? Andolsun Rabbine, biz onları da, şeytanları da mutlaka haşredeceğiz, sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çökmüşolarak hazır bulunduracağız. Sonra, her bir gruptan Rahman (olan ALLAH)a karşı azgınlık göstermek bakımından en şiddetli olanını ayıracağız. Sonra biz ona (cehenneme) girmeye kimlerin en çok uygun olduğunu daha iyi biliriz. Sizden ona girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır. Sonra, takva sahiplerini kurtarırız ve zulmedenleri diz üstü çökmüşolarak bırakıveririz. " (Meryem Suresi, 66-72)

Elbette müminlere cehennemin gösterilmesinin birçok hikmeti vardır. Cehennemin durumunu yakından gören müminler, ALLAH'ın kendilerine verdiği imanın ne kadar büyük bir ayrıcalık ve güzellik olduğunu çok daha derinden kavrarlar. Çünkü şahit olunan cehennem o kadar dehşet vericidir ki, o azaptan kurtulmuşolmak insan için tarifsiz bir mutluluğa ve şükre vesile olacaktır. Müminler cehennemi görmekle kıyas yapma imkanına sahip olurlar. Böylece içinde insana verilecek en güzel nimetleri barındıran, ebedi kalacakları cennetin değerini daha iyi anlarlar. Çünkü nimetin değeri ancak kıyasla anlaşılır. Güzelliklerin yani cennet nimetlerinin değeri, ALLAH'ın zulmedenlere vereceği karşılık görüldüğünde daha iyi anlaşılır. İmtihan olmak için geldiğimiz dünyanın yaratılışhikmetlerinden biri de eğitimdir. İnsanlar burada doğruyu yanlışı, güzeli çirkini, iyiyi kötüyü tek tek görerek ve kıyas yaparak öğrenirler. Dünyada bu özelliğe sahip olmanın yolu ancak akıl, vicdan ve en önemlisi de ALLAH korkusundan geçer.

Kıyamet, yaratılmışların en hayırlıları olan müminler (Beyyine Suresi, 7) ile yaratılmışların en kötüleri olan (Beyyine Suresi, 6) inkarcıların birbirinden sonsuza kadar ayrılma vaktidir. Ayırma günü Kuran'da şöyle belirtilmiştir:

    "Ve resuller de (şahitlik için) belli bir vakitte getirildiği zaman (bu,) hangi gün için ertelenmişti? (Mü'mini müşrikten, haklıyı haksızdan) Ayırma günü için. Bu ayırma gününü sana ne bildirdi? O gün, yalanlayanların vay haline. Biz, öncekileri helak etmedik mi? Sonra arkadan gelenleri onların izinde yürüteceğiz. İşte biz, suçlu-günahkarlara böyle yapıyoruz. O gün, yalanlayanların vay haline."  (Mürselat Suresi, 11-19)

Bu ayırma günü ölümle başlar, dirilişle ve hesapla devam eder ve insanların ebedi yurtlarına yollanmasıyla son bulur. Kaf Suresi'nde kafirlerin ve müminlerin ebedi yurtlarına yaptıkları yolculuk şöyle anlatılır:

    "O, ölüm sarhoşluğu, bir gerçek olarak gelip de, (insana) "İşte bu, senin yan çizip-kaçmakta olduğun şeydir" (denildiği zaman da). Sur'a da üfürülmüştür. İşte bu, tehdidin (gerçekleştiği) gündür. (Artık) Her bir nefis, yanında bir sürücü ve bir şahid ile gelmiştir. Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir. Onun yakını olan (ve yanından ayrılmayan melek) dedi ki: "İşte bu, yanımda hazır durumda olan şey." Siz ikiniz (ey melekler), her inatçı nankörü atın cehennemin içine, Hayra engel olan, saldırgan şüpheciyi, Ki o, ALLAH'la beraber başka bir ilah edinmişti. Artık ikiniz, onu en şiddetli olan azabın içine atın. Onun yakın-dostu (saptırıcı) dedi ki: "Rabbimiz, ben onu kışkırtıp-azdırdım. Ancak kendisi (haktan) uzak bir sapıklık içindeydi." (ALLAH buyurur:) "Benim huzurumda çekişip-durmayın. Ben size daha önce 'kesin bir uyarı' göndermiştim." "Huzurumda söz değişikliğe uğratılmaz ve Ben kullara zulmedici değilim." O gün cehenneme diyeceğiz: "Doldun mu?" O da: "Daha fazlası var mı?" diyecek. Cennet de, muttakiler için, uzakta değildir, (o gün) yakınlaştırılmıştır. Bu, size vadolunandır; (gönülden ALLAH'a) yönelip-dönen (İslam'ın hükümlerini) koruyan, Görmediği halde Rahman'a karşı 'içi titreyerek korku duyan' ve 'içten ALLAH'a yönelmiş' bir kalb ile gelen içindir. Ona 'esenlik ve barış(selam)la' girin. Bu, ebedilik günüdür."  (Kaf Suresi, 19-34)


25. Sabah Yayınları, Hayvanlar Ansiklopedisi, s.1776-1779
« Son Düzenleme: 20 Aralık 2009, 10:39:30 Gönderen: __MiM__ »

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Ynt: KıYaMeT GüNü/bütün safhalarıyla...
« Yanıtla #20 : 20 Aralık 2009, 10:34:53 »
Ölüm İle Başlayan Asıl Hayat

Ortalama 60-70 sene kadar kısa bir ömrü İslam'ın hükümlerini koruyarak geçiren müminler ile tutkularının peşi sıra koşarak, ALLAH'ı ve din gününü unutan kafirlerin alacağı karşılık çok farklıdır. Bu farklılık ilk olarak ölüm anında ortaya çıkar. Melekler müminlerin canlarını güzellikle alırken, kafirlerin canını zorluk içinde çıkarırlar. Melekler müminlere selam verip, onları cennetle müjdelerler. Ayetlerde bildirildiğine göre, ruhları bedenlerinden yumuşakça çekilip alınır. İnanan her kişi, kaçınılmaz olduğunu bildiği ve bu yüzden yaşamı süresince hazırlık yaptığı sonsuz hayatın girişkapısı olan ölümle artık karşılaşmıştır.

İnkarcılar ise hayatı boyunca kendisinden kaçıp durdukları, varlığını bildikleri halde gözardı etmeye çalıştıkları ölümle, şiddetli sarsıntılar içinde karşılaşırlar. Zebaniler ellerini onlara doğru uzatır, yüzlerine ve sırtlarına vurarak ruhlarını en derinden acıyla sökerler ve onları alçaltıcı, yakıcı bir azaba gönderirler. Bir ayette şöyle buyrulur:

    "Melekleri, onların yüzlerine ve arkalarına vurarak: "Yakıcı azabı tadın" diye o inkar edenlerin canlarını alırken görmelisin."  (Enfal Suresi, 50)

Müminler hayatları boyunca bu gün için hazırlanmışlar ve ALLAH'a din gününde kendilerini küçük düşürmemesi için dua etmişlerdir. Al-i İmran Suresi'nin 194. ayetinde müminlerin bu duaları şöyle haber verilmektedir:

    "Rabbimiz, elçilerine va'dettiklerini bize ver, kıyamet gününde de bizi 'hor ve aşağılık kılma. Şüphesiz Sen, va'dine muhalefet etmeyensin." (Al-i İmran Suresi, 194)

Din gününde yaşanacaklar, müminlerin ALLAH'a karşı korkularını artırmaktadır. Ancak ALLAH, müminleri o zorlu günün şerrinden koruduğunu ayetinde şöyle bildirmektedir:

    "Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimizden korkuyoruz. Artık ALLAH, onları böyle bir günün şerrinden korumuşve onlara parıltılı bir aydınlık ve bir sevinç vermiştir. " (İnsan Suresi, 10-11)

Ayette de görüldüğü gibi ALLAH'tan korkan ve ahiret günü için hazırlık yapan müminler, yaptıkları hazırlığın bir karşılığı olarak din günü yaşanacak zorluklara karşı korunacaklardır. Zorlu azap ise inkarcıları beklemektedir.

Din Gününde Müminlerin Durumu Fiziki Durumları

    "O gün, mü'min erkekler ile mü'min kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. "Bugün sizin müjdeniz, içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz), altından ırmaklar akan cennetlerdir." İşte 'büyük kurtuluşve mutluluk' budur."  (Hadid Suresi, 12)

Din gününün korkusuna karşılık büyük bir güven içinde olan müminlerin yüzleri bekledikleri karşılığı almanın güveni ve sevinci ile nurludur; onlar mutluluk içindedirler. (Abese Suresi, 39) Kuran'da müminler ile kafirlerin yüz ifadeleri arasındaki fark şu şekilde anlatılmaktadır:

    "Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır. Kötülükler kazanmışolanlar ise; her bir kötülüğün karşılığı, kendi misliyledir. Bunları bir zillet sarıp kaplar. Onları ALLAH'tan (kurtaracak) hiçbir koruyucu yok. Onların yüzleri, sanki bir karanlık gecenin parçalarına bürünmüşgibidir. İşte bunlar ateşin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır."  (Yunus Suresi, 26-27)

İnkarcılar ise iman edenlere yalvarmaktadırlar. Dünya hayatında mücadele halinde oldukları müminlerin nurlarından istemektedirler. Bu nurun anlamı bir aydınlık, güven ve bir sevinçtir. Sadece cenneti hak eden insanlar üzerinde var olan bu nurdan, inkarcılar ne kadar isteseler de faydalanamayacaklardır. Bu nurun kaynağı dünyada yapılan iyi işler olduğundan, arkalarında hiçbir salih davranışı olmayan inkarcının buna sahip olması imkansızdır. Bu yüzden müminler tarafından onlara "Dünyaya dönün de bir nur arayıp bulmaya çalışın" cevabı verilir. Konu ile ilgili olarak Kuran'da geçen ayet şu şekildedir:

    "O gün, münafık erkekler ile münafık kadınlar, iman edenlere derler ki: " (Ne olur) Bize bir bakın, sizin nurunuzdan birazcık alıp-yararlanalım." Onlara: "Arkanıza (dünyaya) dönün de bir nur arayıp-bulmaya çalışın" denilir. Derken aralarında kapısı olan bir sur çekilmiştir; onun iç yanında rahmet, dışyanında o yönden azab vardır." (Hadid Suresi, 13)

Müminler, dünyada ALLAH rızası için gösterdikleri çabaların karşılığını almışlardır. Bu çabadan dolayı da hoşnutturlar. (Gaşiye Suresi, 9) ALLAH kendilerine tüm yaptıklarının en güzeliyle karşılık vermiştir. Zaten beklentileri ve umut ettikleri de budur. Bundan dolayı ALLAH'a şükrederler.
"Bize olan va'dinde sadık kalan ve bizi bu yere mirasçı kılan ALLAH'a hamd olsun ki, cennetten dilediğimiz yerde konaklayabiliriz""  (Zümer Suresi, 74) derler.

Müminlerin Alacağı Karşılık

    "İnkar edenlere dünya hayatı çekici kılındı (süslendi). Onlar, iman edenlerden kimileriyle alay ederler. Oysa korkup sakınanlar, kıyamet günü onların üstündedir. ALLAH, dilediğine hesapsız rızık verir."  (Bakara Suresi, 212)

Ayette de görüldüğü gibi görmedikleri halde Rabbimizden yana korku içinde olan ve kıyamet saatini içleri titreyerek bekleyen müminler o gün ALLAH'ın koruması altında olacaklardır. Müminlerin din gününde güvenlik içinde olacaklarını müjdeleyen bir diğer ayet şu şekildedir:

    "... O gün ALLAH, peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri küçük düşürmeyecektir. Nurları, önlerinde ve sağ yanlarında koşar-parıldar. Derler ki: "Rabbimiz nurumuzu tamamla, bizi bağışla. Şüphesiz Sen, herşeye güç yetirensin."  (Tahrim Suresi, 8)

İnkar edenler benzeri görülmemişbir aşağılanma içindeyken, müminler din gününde hiçbir korku yaşamazlar. ALLAH'ın kendilerine vaat ettiğine kavuşmanın sevinç ve neşesi içindedirler. Sağ ellerinden defterlerini alıp, huzur içinde cennete sevk edilecekleri anı beklerler. ALLAH onlara dünyada ve ahirette hiçbir nimeti yasaklamamış, tam tersine sonsuz nimetlerle cevap vermiş, canlarını güzellikle almışve din gününde de onları korumuştur. Araf Suresi'nin 7. ayetinde ALLAH'ın tüm nimetleri müminlere bahşettiği şöyle bildirilir:

    "De ki: "ALLAH'ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?" De ki: "Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır." Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız."  (Araf Suresi, 32)

Hesap anı bitip ateşi çılgınca kızıştırılmışolan cehennem kendilerine gösterildikten sonra müminler cennete sevk olunurlar:

    "Rablerinden korkup-sakınanlar da, cennete bölük bölük sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı ve onlara (cennetin) bekçileri dedi ki: "Selam üzerinizde olsun, hoşve temiz geldiniz. Ebedi kalıcılar olarak ona girin."  (Zümer Suresi, 73)

Kuran'da müminlerin sonsuz ahiret hayatında alacakları mükafatlar ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Tur Suresi'nde ebedi yurdun nimetleri şöyle sayılmaktadır:

    "Hiç şüphesiz muttakiler, cennetlerde ve nimet içindedirler; Rablerinin verdikleriyle 'sevinçli ve mutludurlar'. Rableri, kendilerini 'çılgınca yanan cehennemin' azabından korumuştur. Yaptıklarınızdan dolayı afiyetle yiyin ve için." Özenle dizilmiştahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Ve Biz onları iri-ceylan gözlü hurilerle evlendirmişiz. İman edenler ve soyları kendilerini imanda izleyenler; Biz onların soylarını da kendilerine katıp-ekledik. Onların amellerinden hiçbir şeyi eksiltmedik. Her kişi kendi kazandığına karşılık bir rehindir. Onlara, istek duyup-arzuladıkları meyvelerden ve etten bol bol verdik. Orada bir kadeh kapışır-çekişirler ki, onda ne 'boşve saçma bir söz', ne günaha sokma yoktur. Kendileri için (hizmet eden) civanlar, etrafında dönüp dolaşırlar; sanki (her biri) 'sedefte saklı inci gibi tertemiz, pırıl pırıl.' Kimi kimine dönüp sorarlar Dediler ki: Biz doğrusu daha önce, ailemiz (yakın akrabalarımız) içinde endişe edip-korkardık. Şimdi ALLAH, bize lütufta bulundu ve 'hücrelere kadar işleyen kavurucu' azabdan korudu. Şüphesiz, biz bundan önce O'na dua (kulluk) ederdik. Gerçekten O, iyiliği bol, esirgemesi çok olanın ta kendisidir. " (Tur Suresi, 17-28)

Kafirler Zor, Müminler Kolay Bir Hesaba Çekilirler

Dünyadaki yaşamlarını ALLAH'ın gösterdiği yolu bırakarak, kendi istek ve tutkularına uyan ya da içinde bulundukları toplumun çarpık değer ve inançlarına göre yaşayan inkarcıların hesabı çok zorlu olacaktır. O gün onlara karşı ne bir acıma, ne bir şefkat vardır, ne de azabı üstlerinden hafifletecek bir güç... Bunun en büyük sebebi kendilerine dünyada ALLAH'ın varlığına dair hatırlatıcılar gelmesine rağmen ALLAH'ın sınırlarını korumamaları ve dünyaya tekrar gönderilseler de korumayacak olmalarıdır. Bu, Kuran ayetleri ile haber verilmişkesin bir gerçektir:

    "Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki: "Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık ve mü'minlerden olsaydık. Hayır, önceden saklı tuttukları kendilerine açıklandı. Şayet (dünyaya) geri çevrilseler bile, kendisinden sakındırıldıkları şeylere şüphesiz yine döneceklerdir. Çünkü onlar, gerçekten kafirlerdir. " (En'am Suresi, 27, 28)

Hesaplarını verirken bir yandan kızıştırılan cehennem onları bekler. Hiçbir yaptıkları gözardı edilmeden yaptıklarının karşılığını görmek üzere cehenneme yollanırlar. Bir ayette o büyük hesap şöyle anlatılır:

    "Sahifeler (amel defterleri) açıldığı zaman, Gök, sıyrılıp-yüzüldüğü zaman, Cehennem ateşi çılgınca kızıştırıldığı zaman, Cennet de yakınlaştırıldığı zaman (Artık her) Nefis, neyi hazırladığını bilip-öğrenmiştir." (Tekvir Suresi, 10-14)

Müminler için ise oldukça kolay bir hesap olacağı, İnşikak Suresi'nde bildirilmiştir:

    "Ey insan, gerçekten sen, hiç durmaksızın Rabbine doğru bir çaba harcayıp durmaktasın; sonunda O'na varacaksın. Artık kimin kitabı sağ yanından verilirse, O, kolay bir hesap (sorgu) ile sorguya çekilecek, Ve kendi yakınlarına sevinç içinde dönmüşolacaktır."  (İnşikak Suresi, 6-9)

Müminler dünyadaki yaşamlarını, kendilerini yaratan ve doğruya yönelten Rabbimiz'in istediği şekilde sürdürmüşlerdir. Günahlarını ise sonsuz rahmet sahibi olan ALLAH affedecektir. ALLAH pek çok ayette iman edip salih amellerde bulunanların, günahlarını iyiliklere çevirip bağışlayacağını bildirmiştir. O gün Rabbimiz'in vaat ettiklerine kavuşan müminlere ALLAH şu şekilde buyurmaktadır:

    "Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis, Rabbine, hoşnut edici ve hoşnut edilmişolarak dön. Artık kullarımın arasına gir. Cennetime gir." (Fecr Suresi, 27-30)

Böylece müminler ALLAH'ın kendilerine olan fazlı ve ihsanı sayesinde sonsuz ateşazabından kurtulur ve Rabbimiz'in sınırsız nimetleriyle dolu olan cennete kavuşurlar. Kendisine "Cennete gir" denilen müminin cevabı Kuran'da şu şekilde haber verilmektedir:

    "(Onlar da) Dediler ki: "Bize olan va'dinde sadık kalan ve bizi bu yere mirasçı kılan ALLAH'a hamd olsun ki, cennetten dilediğimiz yerde konaklayabiliriz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir. " (Zümer Suresi, 74)

Din Gününde İnkar Edenlerin Durumları Fiziksel durumları

Din gününde insanlar yeni bir yaratılışa sahip olurlar. Buna göre müminlerin yüzü imanın nuru ve güzelliğini taşırken kafirler "çirkinleştirilmişlerdir":

    "Bu dünya hayatında onların arkasına lanet düşürdük; kıyamet gününde ise, onlar çirkinleştirilmişolanlardır."  (Kasas Suresi, 42)

Yine pek çok ayette o gün inkar edenlerin yüzlerini toz, zillet ve karartının kapladığı, simsiyah olduğu bildirilmiştir:

    "Ve o gün, öyle yüzler de vardır ki üzerini toz bürümüştür. Bir karartı sarıp-kaplamıştır. İşte onlar da, kafir, facir olanlardır. " (Abese Suresi, 40-42)

    "Kıyamet günü, ALLAH'a karşı yalan söyleyenlerin yüzlerinin kapkara olduğunu görürsün. Büyüklenenler için cehennemde bir konaklama yeri mi yok?"  (Zümer Suresi, 60)

Yüzlerdeki bu fiziksel çirkinleşme metafizik bir durumdur. ALLAH'ın istediği gibi yaşayıp, haysiyetli bir yaşamı tercih etmeyen bu insanlar nefislerine uyarken aslında küçük düşmeyi göze almışlardır. Nefse uymanın, vicdana karşı gelmenin çirkinliği ve onursuzluğu üzerlerindedir. İşte bundan dolayı "küçük düşürülmüşler" olarak cehenneme sürülmüşlerdir:

    "Eğer biz dileseydik, onu bununla yükseltirdik. Ama o yere meyletti (veya yere saplandı), hevasına uydu. Onun durumu, üstüne varsan dilini sarkıtıp soluyan, kendi başına bıraksan dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalanlayan topluluğun durumu böyledir. Artık gerçek haberi onlara aktar. Ki düşünsünler."  (Araf Suresi, 176)

Nefsin küçük oyunlarına yenik düşen bu insanlar dünyada büyüklenmenin karşılığını ahirette aşağılanma olarak görürler. Gaşiye Suresi'nin 2. ayetinde yalnızca fiziksel çirkinliklerinden değil, aynı zamanda aşağılanmışolduklarından da bahsedilir:

    "O gün, öyle yüzler vardır ki, 'zillet içinde aşağılanmıştır."  (Gaşiye Suresi, 2)

Tehditlere rağmen ayetleri dikkate almamış, uygulamaya yanaşmamışve durumlarını düzeltmemişolan inkarcılar, o anda hiç beklemedikleri kadar aşağılık ve çaresiz bir duruma düşmüşolmanın şaşkınlığını yaşarlar. ALLAH'ın ayetlerini reddedip kendi tutkularına göre keyfi bir yaşamı seçenler, Kuran'da belirtilen azabı bu tavırları ile hak etmektedirler. Bu kişilerin hesap gününde düşecekleri durum oldukça zordur. ALLAH hiç şüphesiz hak ile hükmetmesi ve adaleti dolayısıyla, vaatlerini gerçekleştirecektir. Ayetlerde şöyle buyrulur:

    "... Kıyamet günü, biz onları yüzükoyun körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz. Onların barınma yerleri cehennemdir, ateşi sükün buldukça çılgın alevini onlara arttırırız."  (İsra Suresi, 97)

    "O da (şöyle) demişolur: "Ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin Rabbim? (ALLAH da) Der ki: "İşte böyle sana ayetlerimiz gelmişti, fakat sen onları unuttun, bugün de sen işte böyle unutulmaktasın."  (Ta-ha Suresi, 125-126)

Kuran'da kafirlerin gözlerinin o gün zilletten düşük olacağı da şöyle bildirilmektedir:

    "Gözleri 'zillet ve dehşetten düşmüşolarak', sanki 'yayılan' çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar."  (Kamer Suresi, 7)

Kafirlerin kör ve zilletten düşmüşolan gözleri de görünümlerindeki korkunçluğu ve iğrençliği arttırır. Gözdeki ifade ve dehşet verici görünüm o gün inkarcılara verilmişbir özelliktir. ALLAH Taha Suresi'nde bu kişileri şöyle tarif eder:

    "Sur'a üfürüleceği gün, biz suçlu-günahkarları o gün, (yüzleri kara, gözleri) gömgök (kaskatı ve kör) olarak' toplayacağız. " (Ta-ha Suresi, 102)

Yine Kuran'da, ALLAH'ın gönderdiği elçilere ve ayetlerine karşı büyüklenen bu insanların din günü de burunları üzerine damga vurulacağı bildirilmiştir:

    "Yakında biz onun hortumu (burnu) üzerine damga vuracağız. " (Kalem Suresi, 16)

Bu durum dünyadayken haksız bir büyüklenme içinde olan insanlar için önemli bir aşağılanma sebebidir. Burunların hortum olarak tarif edilmesi ve hortumların üzerine iğrençliklerini arttıran damgaların vurulması, inkarcıların ahiretteki çirkinlikleri ve düştükleri aşağılık durum hakkında fikir vermek için yeterlidir. Ahirette son derece rahat ortamlarda yaşayacak olan müminlerin aksine inkarcılar sürekli aşağılanacakları bir hayata başlamaktadırlar artık. Müminler ve inkarcılar arasındaki bu fark ayetlerde şöyle bildirilir:

    "O gün yüzler ışıl ışıl parlar. Rablerine bakıp-durur. O gün, öyle yüzler vardır ki kararmış-ekşimiştir. Kendisine, beli büken işlerin yapılacağını anlamaktadır."  (Kıyamet Suresi, 22-25)

Ne kaçma ne saklanma ihtimalleri vardır. ALLAH Kuran'da görünümleriyle hemen tanınan kafirlerin, alınlarından ve ayaklarından yakalanarak cehenneme atıldığını şöyle bildirmiştir:

    "(Çünkü o gün) Suçlu-günahkarlar, simalarından tanınır da alınlarından ve ayaklarından yakalanırlar."  (Rahman Suresi, 41)

Konuşmalarına İzin Verilmez

İnkar edenler o gün hayatlarına ait unuttukları her hareketin karşılarına çıkmasını tarifsiz bir şaşkınlık ve pişmanlıkla karşılarlar. Kuran'da bahsedilen "keşke" veya "eyvah" şeklindeki haykırışları taşıdıkları pişmanlığın aslında bir faydası olmadığının farkında olduklarını gösterir. "Eyvahlar bize, keşke ALLAH'a itaat etseydik ve elçiye itaat etseydik." (Ahzap Suresi, 66) diyerek hayıflanan bu insanların yakınma ve özürlerinin artık hiçbir geçerliliği yoktur. Yalvarışlarına, ağlamalarına, acı dolu haykırışlarına ve yardım çağrılarına ALLAH'tan gelen karşılık Kuran'da şu şekilde anlatılmıştır:

    "Denildi ki: 'Bugününüzle karşılaşmayı unuttuğunuz gibi, Biz de sizi bugün unutuyoruz." " (Casiye Suresi, 34)

Bunlara rağmen söz konusu insanlar ALLAH'tan istekte bulunmaya devam ederler. Bir kısmı ALLAH'tan yok olmayı ister. Bir kısmı karşılaştığı azaptan kurtulmak için sahip olduklarını fidye olarak vermek ister, bir kısmı dünyaya geri dönüp yaptıklarını telafi etmek ister. Kuran'da bu insanların salih amellerde bulunmak için dünyaya geri çevrilme istekleri şu şekilde anlatılır:

    "Suçlu-günahkarları, Rableri huzurunda başları öne eğilmişolarak: "Rabbimiz, gördük ve işittik; şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir, salih bir amelde bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle inananlarız" (diye yalvaracakları zamanı) bir görsen. " (Secde Suresi, 12)

Bu yalvarışları, kendilerini saran korkunç azaptan kurtulabilmek içindir. Oysa dünyaya geri döndürülseler bile inkarcıların eski tutumlarının asla değişmeyeceğini ALLAH bildirmiştir. Bu insanlar için artık hiçbir şekilde kurtuluşyoktur. Kafirler kendilerini yaratan ve yaşatan ALLAH'a isyan etmekle olabilecek en büyük suçu işlemişlerdir. Bu yüzden hesap günü kendilerini savunmalarına dahi izin verilmez. ALLAH bu gerçeği ayetlerde şöyle bildirir:

    "O gün, yalanlayanların vay haline. Bu, onların konuşamayacakları bir gündür. Ve onlara özür beyan etmeleri için izin verilmez. O gün, yalanlayanların vay haline."  (Mürselat Suresi, 34-37)

Nitekim Kuran'da ALLAH'ın, inkarcıların yaptıklarına karşılık olmak üzere din gününde bu insanlarla konuşmayacağı onları gözetmeyeceği ve arındırmayacağı bildirilmiştir. Konu ile ilgili ayetlerden bazıları şu şekildedir:

    "ALLAH'ın indirdiği Kitaptan bir şeyi gözardı edip saklayanlar ve onunla değeri az (bir şeyi) satın alanlar; onların yedikleri, karınlarında ateşten başkası değildir. ALLAH kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları arındırmaz. Ve onlar için acı bir azab vardır." (Bakara Suresi, 174)

    "ALLAH'ın ahdini ve yeminlerini az bir değere karşılık satanlar... İşte onlar; onlar için ahirette hiçbir pay yoktur, kıyamet gününde ALLAH onlarla konuşmaz, onları gözetmez ve onları arındırmaz. Ve onlar için acı bir azab vardır."  (Al-i İmran Suresi, 77)

    "Der ki: "Onun içine sinin ve Benimle söyleşmeyin."  (Mü'minun Suresi, 108)

İnsanların öfkesi, ALLAH'ın küfredenlere olan öfkesiyle kıyaslanamaz bile. İnsan ne kadar hiddetlense de bunun sonucunda verebileceği ceza sınırlıdır. Oysa ALLAH'ın gazabı tasavvur edilemeyecek kadar büyüktür. Akla hayale gelmeyecek dehşette bir karşılık vardır bu gazabın sonunda. Gazabın boyutları insan aklının ve hayal gücünün ulaşabileceği sınırların çok ötesindedir. Kuran'da bu gerçek şöyle ifade edilir:

    "Şüphesiz küfredenlere de (şöyle) seslenilir: "ALLAH'ın gazablanması, elbette sizin kendi nefislerinize gazablanmanızdan daha büyüktür. Çünkü siz, imana çağrıldığınız zaman inkar ediyordunuz."  (Mü'min Suresi, 10)

Korku İçinde Olmaları

İnkarcıların sonsuza kadar sürecek olan korku ve pişmanlıkları ölüm meleklerinin canlarını almaya gelmesi ile başlar. Meleklere yakalandıktan sonra hiçbir inkarcı kaçmaya yeltenemez. Çünkü bu son yakalanıştır ve ölümle birlikte sonsuz hayatın kapısından girişyapılmıştır. İşte o anda tarif edilemez bir korku tüm benliklerini sarar ve dünyada kendilerine bildirilen azap gerçeğinin ilk anlarının başladığını anlarlar. ALLAH Enam Suresi'nde şöyle buyurmaktadır:

    "... Sen bu zalimleri, ölümün 'şiddetli sarsıntıları' sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı (bu kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın, bugün ALLAH'a karşı haksız olanı söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azabla karşılık göreceksiniz" (dediklerinde) bir görsen..."  (Enam Suresi, 93)

Dünyada elde ettikleri tüm zenginlikleri arkalarında bırakmışlardır. O gün sahip oldukları hiçbir şeyin anlamı yoktur. Ne kazandıkları ne de güvendikleri, kimseye bir fayda sağlamamaktadır. Ayette bildirildiği üzere ALLAH'ın huzurunda "yapayalnızdırlar":

    "Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi (bugün de) 'teker teker, yapayalnız ve yalın (bir tarzda)' bize geldiniz ve size lutfettiklerimizi arkanızda bıraktınız. İçinizden, gerçekten ortaklar olduklarını sandığınız şefaatçilerinizi şimdi yanınızda görmüyoruz. Andolsun, aranızdaki (bağlar) parçalanıp-koparılmıştır ve haklarında zanlar besledikleriniz sizlerden uzaklaşmıştır."  (Enam Suresi, 94)

İnkarcıların elleri ayakları bağlanmışgibidir adeta. Dünyada o çok sevdikleri, istenen herşeyi yaptırdıklarını zannettikleri, kendi istekleri doğrultusunda kullandıkları bedenlerine söz geçiremezler, sahip çıkamazlar. Yapmak istediklerini bir türlü yapamazlar. Nitekim Kuran'da bu insanların o gün secdeye davet edilecekleri, fakat secde etmeye bile güçlerinin yetmeyeceği bildirilmiştir:

    "Ayağın üstünden (örtünün) açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık güç yetiremezler. Gözleri 'korkudan ve dehşetten düşük', kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi."  (Kalem Suresi, 42-43)

Herşeyin sahibi ALLAH'tır ve herşey O'nun dilemesi ile oluşur. İnkarcıların secdeye çağrılmalarının sebebi, dünya hayatları boyunca yapmayıp ertelediklerinden dolayı bir sıkıntı ve pişmanlık duymalarını sağlamaktır. Daha önce büyüklenerek ALLAH'a secde etmeyi reddeden bu insanlar, o gün istedikleri halde bunu başaramayacaklardır. Artık tutuklanıp sorgulanır ve cehenneme yollanırlar.

Pişmanlık

    "ALLAH'a kavuşmayı yalan sayanlar, doğrusu hüsrana uğramışlardır. Öyle ki, saat (kıyamet günü) apansız onlara geliverince, günahlarını sırtlarına yüklenerek: "Onda (dünyada) sorumsuzca yaptıklarımızdan dolayı yazıklar olsun bize" derler. Dikkat edin, o işleyip-yüklendikleri ne kötüdür."  (En'am Suresi, 31)

İnsan yaşamı boyunca sık sık pişmanlık duygusunu yaşar. Yaptıklarını telafi imkanı da vardır. Ama nedense kibirinden dolayı düzeltmeye hiç yeltenmez, doğruya hiçbir zaman yönelmez. Çünkü kendisinin en doğruyu bildiğini zannetmekte, bu yüzden de her öğüte kulaklarını tıkamaktadırlar. Ama o gün insan, dünyada yaptığı bu tavrından dolayı ciddi bir pişmanlık duyar. Ancak duyulan bu pişmanlığın bir geri dönüşü yoktur artık. İnkar edenler o gün yaptıklarını telafi edebilmek için dayanılmaz bir istek duyarlar. ALLAH'a kendilerini dünyaya geri döndürmesi için yalvarırlar. Dünyada sahip olunan malların, oğulların, eşlerin, geleneklerin, bir temeli olmadan savunulan fikirlerin ne derece anlamsız ve yararsız olduğunu, sadece ALLAH için yapılan işlerin bir değeri olduğunu tam olarak idrak ederler. Ancak bu idrakın kendilerine artık bir faydası yoktur.

İçlerinden bir kısmı ise gururları nedeniyle böylesine dehşetli bir anda bile pişmanlıklarını gizlemeye çalışırlar. Bunu haber veren ayette şöyle buyrulmaktadır:

    "Zulmeden her nefis, yeryüzündekilerin tümüne sahip olsa bunu (azaba karşılık) mutlaka fidye olarak verirdi. Onlar azabı görünce pişmanlıklarını gizlerler, oysa onlar haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hükmedilmiştir."  (Yunus Suresi, 54)

Suçlarını bilmelerine rağmen bunu belli etmezler. Oysa gördükleri karşılık tam da hak ettikleri gibidir ve ALLAH'ın adaletinin bir sonucudur. ALLAH o gün iman edenlerle inkar edenleri kesin olarak birbirinden ayırır. İnkar edenlerin cehenneme girene dek karşılaştıkları her olay şeytanın yolunu doğru yola tercih etmelerinden dolayıdır. Bu ürkütücü karşılamayı gerçekten de hak etmektedirler:

    "Kim bir kötülükle gelirse, artık onlar da ateşe yüzükoyun atılır (ve onlara:) "Yaptıklarınızdan başkasıyla mı cezalandırılıyorsunuz? (denir)."  (Neml Suresi, 90)

Pişmanlığı getiren çok fazla sebep vardır. Azapla karşılık görmüşlerdir, yapayalnızdırlar, kendi derileri dahi aleyhlerinde şahitlik etmektedir, çirkinleştirilmişlerdir ve sonsuz azabın dehşetini hissetmektedirler. Cehennemi görmüşler ve nasıl bir dehşetle karşılaşacaklarını sonunda anlamışlardır. Kendisine dünyada körü körüne bağlandıkları ve güvendikleri sahte ilahları artık bir rüyanın bitişi gibi yok olmuşlardır. Yolundan büyük bir sebatla gittikleri şeytan da onları yapayalnız bırakmıştır. Şeytanın sözleri Kuran'da şöyle haber verilir:

    "İşhükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: "Doğrusu, ALLAH, size gerçek olan va'di va'detti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim. Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtacak değilim, siz de beni kurtacak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azap vardır." (İbrahim Suresi, 22)

O gün müminler inkarcıların düştüğü bu çaresiz durumu seyredeceklerdir, yaşadıkları aşağılanmanın sonucunda başları önlerine düşmüşolan kafirler ise utanç ve pişmanlıktan dolayı ancak göz ucuyla müminlere bakabileceklerdir. Bu gerçek bir ayette şöyle bildirilir:

    "Onları görürsün; zilletten başları önlerine düşmüşbir halde, ona (ateşe) sunulurlarken göz ucuyla sezdirmeden bakarlar. İman edenler de: "Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendi nefislerini, hem yakın akraba (veya yandaş)larını da hüsrana uğratmışlardır" dediler. Haberiniz olsun; gerçekten zalimler, kalıcı bir azab içindedirler."  (Şura Suresi, 45)

Ahiretteki pişmanlık kuşkusuz dünyadaki örnekleriyle bir kıyasa meydan vermeyecek şekilde büyüktür. Geri dönüşimkanı ve çaresi olamayan bir pişmanlıktır yaşanan. Artık hiçbir şekilde değiştirilemeyecek bir sonun çöküntüsünü; bunun ağır yükünü tüm omuzlarında hissederler. Bu çöküntü ve pişmanlık, büyük bir yanılgının sonucudur. Bu insanlar kendilerini yaratan ve neredeyse dünyayı tüm nimetleriyle emirlerine veren ALLAH'ı inkar etme cesaretinde bulunmuşlardır. Seçtikleri bu inkar yolu ahirette konaklayacakları yeri belirlemiştir: Bu mekan cehennemdir. Akıllarına bile getirmek istemedikleri her türlü üzüntünün, acının, kaygının sonsuza kadar yaşandığı yerdir orası. ALLAH'ın gazabının sonuçları tüm azameti ile karşılarındadır artık.

Kendi Aralarındaki Çekişmeleri


    "Orada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki: Andolsun ALLAH'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz, Çünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk. Bizi suçlu-günahkarlardan başka saptıran olmadı. Artık bizim için ne bir şefaatçi var, Ne de candan-yakın bir dost." Bizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik." Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmişdeğildirler."  (Şuara Suresi, 96-103)

İnkar edenler o gün hiç ummadıkları kadar büyük bir azap ile karşılaşırlar. İçinde bulundukları durumdan dolayı hem kendilerine hem de kendilerini ALLAH'ın yolundan uzaklaştıran insanlara karşı büyük bir kızgınlık içindedirler. Dünyada iken en önemli hedeflerden biri olan makam ve mevkilerinin o gün hiçbir anlamı kalmamıştır. İnkarcılar o gün kendilerini doğru yoldan saptıran liderlerine karşı büyük bir kızgınlık duyarlar. Dünyadayken peşinden koştukları bu kişilerden kaçarak uzaklaşmaya çalışırlar. Kendilerine tabi olunan insanlar ile tabi olanların o günkü çekişmeleri ise ayetlerde şu şekilde anlatılır:

    "Öyle ki (o gün) kendilerine tabi olunanlar, kendilerine tabi olanlardan uzaklaşıp-kaçmışlardır. (Artık) Onlar azabı görmüşlerdir ve aralarındaki bütün bağlar (ve ilişkiler) de parçalanıp-kopmuştur. (O zaman, yönetilip) Uyanlar derler ki: "Eğer bize bir kere (daha dünyaya dönme) fırsatı verilse(ydi) muhakkak (şimdi) onların bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşır (onları yüzüstü bırakır)dık." Böylece ALLAH, onlara bütün yaptıklarını onulmaz hasretlerle gösterecektir. Ve onlar ateşten çıkacak değildirler."  (Bakara Suresi, 166-167)

    "Yüzlerinin ateşte evrilip çevrileceği gün, derler ki: "Eyvahlar bize, keşke ALLAH'a itaat etseydik ve Resûl'e itaat etseydik." Ve dediler ki: "Rabbimiz, gerçekten biz, efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik, böylece onlar bizi yoldan saptırmışoldular. Rabbimiz, onlara azabtan iki katını ver ve büyük bir lanet ile lanet et."  (Ahzap Suresi, 66-68 )

ALLAH Kuran'da, dünyada insanları yanlışyönlendiren ve ALLAH inancından uzaklaştıran etkenler arasında "önde gelenlerin" etkisine de işaret etmiştir. ALLAH'ın belirlediği ölçülere göre değil de insanların belirlediklerine göre "üstün" kabul edilen bu insanların kendilerine tabi olanlar üzerinde etkileri çok büyük olmuştur. Bu tabiyet sonucunda insanların düşüncesizce bağlandıkları liderler kendilerine dünyanın geçici değerleri için yaşamanın makbuliyetini öğretmekte ve boşuğraşılarla onları oyalamaktadır. Ancak ne kendileri, ne de tabi olanlar, dünya üzerinde yaptıkları hatanın farkına varabilmişlerdir. ALLAH'a karşı gelip birbirlerini desteklemişler, kendi doğrularına uymuşlardır. Bu büyük yanılgının ortaya çıktığı gün, birbirlerini suçlamaya başlarlar. Bu suçlamalara rağmen her iki taraf da cehennemden çıkarılmayacaktır.

ALLAH, Kendisine uyanları doğru yoldan saptıran bu liderleri Kuran'da şu şekilde tarif etmektedir:

    "Biz, onları ateşe çağıran önderler kıldık kıyamet günü yardım görmezler. Bu dünya hayatında onların arkasına lanet düşürdük..."  (Kasas Suresi, 41-42)

    "O, kıyamet günü kavminin önderliğine geçer, böylece onları ateşe götürmüşolur. Sonunda vardıkları yer, ne kötü bir yerdir. " (Hud Suresi, 98)

O gün inkar edenler dünyada büyük bir sebatla bağlılık gösterdikleri liderle aralarında doğu ve batı uzaklığı olmasını isteyeceklerdir. Bu gerçek Zuhruf Suresi'nde şöyle haber verilmektedir:

    "Kim Rahman (olan ALLAH)ın zikrini görmezlikten gelirse, biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız'; artık bu, onun bir yakın dostudur. Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar. Sonunda bize geldiği zaman, der ki: "Keşke benimle senin aranda iki doğu (doğu ile batı) uzaklığı olsaydı. Meğer ne kötü yakın-dost(muşsun sen)." (Bu söylenmeleriniz,) Bugün size kesin olarak bir yarar sağlamaz. Çünkü zulmettiniz. Şüphesiz azabta da ortaksınız."  (Zuhruf Suresi, 36-39)

O gün insanlar, dünyada çok sevdikleri, güvendikleri, büyük bir şehvetle bağlandıkları, kişilerin bir kısmını tanımayacak, bir kısmını da inkar edecek, hatta onlara lanet edeceklerdir. Ayette şöyle buyrulur:

    "(İbrahim) Dedi ki: "Siz gerçekten, ALLAH'ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları (ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi inkar edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız yoktur."  (Ankebut Suresi, 25)

Kuran'da, ALLAH'ı unutup O'ndan başkasını razı etmeye çalışarak ömrünü geçiren bu kişilerin ALLAH'ın huzurunda birbirleriyle olan çekişmeleri şu şekilde anlatılır:

    "Siz ikiniz (ey melekler), her inatçı nankörü atın cehennemin içine, Hayra engel olan, saldırgan şüpheciyi, Ki o, ALLAH'la beraber başka bir ilah edinmişti. Artık ikiniz, onu en şiddetli olan azabın içine atın. Onun yakın-dostu (saptırıcı) dedi ki: "Rabbimiz, ben onu kışkırtıp-azdırdım. Ancak kendisi (haktan) uzak bir sapıklık içindeydi." (ALLAH buyurur:) "Benim huzurumda çekişip-durmayın. Ben size daha önce 'kesin bir uyarı' göndermiştim." Huzurumda söz değişikliğe uğratılmaz ve Ben kullara zulmedici değilim."" (Kaf Suresi, 24-29)

Müminleri ve onların gittiği dosdoğru yolu beğenmeyen bu insanlar din gününde müminleri kendi yanlarında göremeyince oldukça şaşırırlar. Şaşkınlıkları ise ayetlerde şu şekilde haber verilmektedir:

    "Ve derler ki: "Bize ne oluyor ki, kendilerini şerir (kötü)lerden saydığımız adamları göremiyoruz." Biz onları bir alay konusu edinmiştik; yoksa gözler mi onlardan kaydı?" Bu, cehennem halkının birbiriyle çekişmesi kesin bir gerçektir."  (Sad Suresi, 62-64)

Dünyada aralarındaki anlaşmazlıklar hiçbir zaman son bulmamış, kendi yaşamlarını kendi elleriyle karartmışlardır. Birbirlerine yaptıkları bu zulmün aslında farkındadırlar. Yaşadıkları ortamda hatta yakınları arasında dahi rahat etmemişlerdir. Buna rağmen aralarındaki münakaşalardan bir türlü vazgeçmezler. Müminler dünyada ve ahirette hep huzur içinde olmalarına rağmen, onlar hep bir huzursuzluk ve sıkıntı ortamında yaşarlar. Kuşkusuz bu durum yaşadıkları ve daimi olarak yaşayacakları azap çeşitlerinden biridir. Hem dört bir koldan acıyı tadacaklar, hem de yakınları sandıkları kişilerle çekişme halinde olacaklardır.

Aşağılanırlar


ALLAH'a karşı büyüklenmenin sonucu aşağılanmaktır. Ahiretin varlığına inanmayan insan, ALLAH'ın apaçık varlığını inkar edip umursuzca yaşamasının karşılığını oldukça pahalı ödeyecektir. Oysa onun dünyadaki yaşamında içine düştüğü; ALLAH'ın azabına ihtimal vermemesi, bunu bir an dahi düşünmemesidir. Dünyada şeytanın askeri olmuş, onun oyalama yöntemlerine kapılmışve imtihandan ibaret olan bir yaşamı boşbir amaç uğruna harcamıştır. Hatta ALLAH'a karşı büyüklenme hırsı onu yapmaması gereken daha başka hatalara götürmüştür. ALLAH'a karşı mücadeleye girişmiş, ALLAH'ı inkar için yöntemler aramıştır. Bu kuşkusuz büyük bir hatadır ve sonucu ahirette korkunç bir azap ve büyük bir aşağılanmadır.

İnkarcılar elbette haksız bir tutum içindedirler. Nimetlere, rızıklara nasıl sahip olduklarını sorgulamadan, kendi üzerlerinde birtakım zevkleri tatma hakkı görürler. Ancak ahirette bu haksız büyüklenmenin karşılığı oldukça büyük olacaktır. Ayette bu gerçek şöyle ifade edilmektedir:

    "İnkar edenler ateşe sunulacakları gün, (onlara şöyle denir:) "Siz dünya hayatınızda bütün 'güzellikleriniz ve zevklerinizi tüketip-yok ettiniz, onlarla yaşayıp-zevk sürdünüz. İşte yeryüzünde haksız yere büyüklenmeniz (istikbarınız) ve fasıklıkta bulunmanızdan dolayı, bugün alçaltıcı bir azab ile cezalandırılacaksınız."  (Ahkaf Suresi, 20)

Dünyaya yönelik bir çaba içerisinde ömrünü geçiren ve ahireti asla düşünmeyen bu insanlar kıyamet gününde ve sonrasında aşağılanacaklardır. ALLAH bu gerçeği ayetlerde şu şekilde belirtilmiştir:

    "(Her yanı yaygın olarak kuşatacak olan) Kıyametin haberi sana geldi mi? O gün, öyle yüzler vardır ki, 'zillet içinde aşağılanmıştır.' Çalışmış, boşuna yorulmuştur."  (Gaşiye Suresi, 1-3)

    "Sonra (ALLAH) kıyamet günü onları aşağılık kılacak ve diyecek ki: "Haklarında (mü'minlere karşı) düşman kesildiğiniz ortaklarım hani nerede?" Kendilerine ilim verilenler, dediler ki: "Bugün, gerçekten aşağılanma ve kötülük kafirlerin üstünedir."  (Nahl Suresi, 27)

    "Kıyamet günü, azab ona kat kat arttırılır ve içinde aşağılanmışolarak temelli kalır."  (Furkan Suresi, 69)

ALLAH'a karşı mücadelelerini çirkin bir cesaretle sürdüren insanlar, hesap gününü önemsememişlerdir. ALLAH'ın kendileri için hazırlamışolduğu tuzaktan habersiz yaşamışlardır. Oysa bu tuzak eşi benzeri görülmemişbir tuzaktır. Tüm inkarcı toplumlara elçiler vasıtası ile yapılan öğütler, çok az bir grup dışında, etkili olmamıştır. Hatta bir kısmının inkarını daha da arttıran bu uyarılar, aslında onların sorumluluğunu da arttırmıştır. En nihayet ALLAH, dünyada kendilerine hatırlatılan ahiret gerçeğini kıyamet günü en gösterişli şekli ile insanların tümüne göstermektedir. ALLAH'ın vaadinin sonuçlarının ne olduğunu inkarcılar o gün açık bir şekilde anlayacaklardır. Yaşamları sürekli değildir ve dünya hayatı tüketilmiştir. Artık zevk ve isteklerin bir hükmü yoktur, geçerli olan yegane gerçek ALLAH'ın hükmüdür. ALLAH'a karşı zulüm içinde olan bu insanlara yaptıklarının karşılığı verilmiştir; ALLAH'ın hükmüne göre azap ve sıkıntı içinde sonsuza dek yaşayacaklardır. İnananların da hakettikleri sonsuz hayat, tüm ihtişamı ve güzellikleriyle din gününde tüm insanlığa gösterilecektir.
« Son Düzenleme: 20 Aralık 2009, 10:59:37 Gönderen: __MiM__ »

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Ynt: KıYaMeT GüNü/bütün safhalarıyla...
« Yanıtla #21 : 20 Aralık 2009, 11:01:33 »

SONUÇ

Kıyamet saati ve sonrasındaki sonsuz yaşam, insanları bekleyen en önemli gerçeklerdir. Bu nedenle de kitap boyunca dünya hayatının geçici olmasına dair anlatılanlar çok büyük önem taşımaktadır. Dünyadaki hiçbir şey, ne kariyeriniz, ne evliliğiniz, ne de malınız-mülkünüz, uğruna sonsuz yaşamınızı harcayacağınız kadar önemli ve vazgeçilmez değildir. Uğrunda yaşanması ve çaba harcanması gereken tek şey "ALLAH rızasıdır". ALLAH, sonsuz hayatın başlangıcını son derece büyük ve ihtişamlı olaylarla gerçekleştirecektir. Bu günle karşılaşan herkes, dünya hayatının artık tamamen sona erdiğini anlayacak ve artık ahiretin varlığını kesin bir bilgiyle kavrayacaktır.

Tüm insanların böyle bir gün ile karşılaşmadan evvel, daha önce belki de hiç düşünmemişolduğu kıyamet saatini ve onun beraberinde getireceklerini hatırlamaları gerekmektedir.

Bu kitapta yazılanlar günlük uğraşlardan ve gelip geçici isteklerden bir an için olsun sıyrılmanızı sağlayıp, yaşamın var olmasındaki asıl amacı görmenizi sağlamaktadır. Bu büyük ve zorlu gün gelip çatmadan evvel sizleri, "kesin bir gerçek olarak" karşılaşacağınız kıyamet gününe karşı uyarmak amaçlanmıştır. Bu uyarı önemli bir uyarıdır. Çünkü böyle bir günün ve sonrasının varlığından gaflet içinde yaşayan her kişinin kıyamet günü şahit olacağı olaylar dayanılmaz olacak ve bu kişiler ahirette sonsuza kadar zorluklarla karşılaşacaktır.

Kuran'da detaylı bir şekilde tasvir edilen kıyamet günü ile mutlaka karşılaşacaksınız. O gün, tüm sahip olduklarınızın, hatta kendi bedeninizin bile sizden uzaklaştığını görecek ve yepyeni bir dirilişile dirileceksiniz. Sizi bekleyen sonsuz hayatta, bu dünyadaki ile karşılaştırılmayacak bir nimet, rahatlık ve huzur elde etmek için, ALLAH'ın sizlere henüz dünyada iken vermişolduğu fırsatı değerlendirmelisiniz. Bunun için yapılması gereken tek şey, ALLAH'a iman etmek, O'nun karşılıksız olarak vermişolduğu nimetlere şükretmek ve ahiret gününün kesin bir gerçek olduğuna inanmaktır. Bunun tam tersi ahirette büyük bir pişmanlık olacaktır. ALLAH bir ayette bunu şöyle haber vermektedir:

"ALLAH'a kavuşmayı yalan sayanlar, doğrusu hüsrana uğramışlardır. Öyle ki, saat (kıyamet günü) apansız onlara geliverince, günahlarını sırtlarına yüklenerek: "Onda (dünyada) sorumsuzca yaptıklarımızdan dolayı yazıklar olsun bize" derler. Dikkat edin, o işleyip-yüklendikleri ne kötüdür." (Enam Suresi, 31)

İşte bu nedenle ahiretin kesin bir gerçek olduğunu düşünmeli, bu büyük gün için hazırlık yapmalısınız. Ancak o zaman bu dünya üzerinde yaptıklarınızın bir değeri olacak dünyada ve ahirette benzersiz bir karşılık alabileceksiniz. Bu karşılık kuşkusuz ahirette, nefsinizin dilediği herşeye sahip olabileceğiniz bir mekanda, yani cennette ağırlanma olacaktır. Şu unutulmamalıdır ki, hesap günü her insan ALLAH'ın huzurunda yapayalnız ve tek başına sorguya çekilecektir. O halde ölüm ve sonrası için ciddi bir çaba göstermek ve bir hazırlık yapmak gerekir. Çünkü her insan ahirette dünyada yapıp ettiklerinin karşılığını, haksızlığa uğratılmadan, tam olarak alacaktır. Ancak herşeyin üzerinde insanın en büyük kazancı kuşkusuz ALLAH'ın rızasıdır. Haşr Suresi'nde ALLAH bu gerçeği şu şekilde haber verir:

"Ey iman edenler, ALLAH'tan korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. ALLAH'tan korkun. Hiç şüphesiz ALLAH, yaptıklarınızdan haberdardır. Kendileri ALLAH'ı unutmuş, böylece O da onlara kendi nefislerini unutturmuşolanlar gibi olmayın. İşte onlar, fasık olanların ta kendileridir." (Haşr Suresi, 18-19)

not: bu yazı dizinin hazırlanmasında h.yahya sitesinden yararlanılmıştır.

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40