• 18 Eylül 2019, 21:12:28

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: Pompeii’den İbretler  (Okunma sayısı 481 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Pompeii’den İbretler
« : 06 Aralık 2009, 17:16:56 »
Pompeii’den İbretler

Yer: Kesin olarak bilinmemekle birlikte Mezopotamya civarı.
Zaman: M.Ö. 3000 civarı.

Rabbimize, yaşadıkları bolluğun ve güzel günlerin şükrünü ifa etmek yerine, O’na ortak koşmaya başlayan, kendilerine başka ilâhlar bulan bir kavme rahmet-i ilâhînin getirdiği son şanstı Hz. Nuh.

Görevinin gerektirdiği ikazda bulundu: “Ey kavmim! ALLAH’a kulluk edin. O’nun dışında sizin başka ilâhınız yoktur. Yine de sakınmayacak mısınız?” Aldığı cevap ise şu oldu: “Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor. Eğer ALLAH (öne sürdüklerini) dilemiş olsaydı, muhakkak melekler indirirdi. Hem biz geçmiş atalarımızdan da bunu işitmiş değiliz. O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir; onu belli bir süre gözetleyin.” Öyle dediler, ve kendilerine gelen Peygamberin ne ALLAH’ın rahmetiyle müjdeleyip ne azabıyla uyarmasına aldırmadılar. Bilakis, içlerindeki az sayıda inananın defterini dürmeye kalkıştılar. Ve en sonunda, kendilerine gelen peygamber şöyle yalvardı ALLAH’a: “Rabbim! Beni yalanlamalarına karşılık, bana yardım et!” (Mü’min, 23:23-26)

Sonra, dağlar büyüklüğünde dalgalarla koptu Tufan... Varlığına ve birliğine inanılmayan Yaratıcı, elçisini yalanlayanların ve yoldan çıkanların hesabını Kendisi gördü.

Yer: Bugünkü İsrail–Ürdün sınırı, Ölü Deniz (Lut Gölü).
Zaman: M.Ö. 1900 civarı.

Rabbimizin yasakladığı ve son derece çirkin bir davranış olan eşcinselliği âdet hâline getirmiş olan kavminin son şansı hükmündeydi Hz. Lut.

O da, görevinin gerektirdiği ikazlarla uyardı kavmini: “Sizden önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayasızlığı mı yapıyorsunuz? Gerçekten siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz.” Aldığı cevap ise şu oldu: “Yurdunuzdan sürüp çıkarın bunları! Çünkü bunlar çokça temizlenen insanlarmış. Eğer doğru söylüyor isen, bize ALLAH’ın azabını getir.(A’râf, 7:80-82)

Yine, bu kavmin ıslah olacağına dair tek bir ümit ışığı dahi kalmadığında, üstelik uyarılan azabın henüz gelmemiş olması onları inkârlarında daha bir ısrarlı ve şımarık kıldığında, devreye bir peygamber duası girdi: “Rabbim, fesat çıkaran (bu) kavme karşı bana yardım et! Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar!

Meleklerin eşliğinde kurtuluşa giden Hz. Lut’un ardında, çığlıklarla, gürültüyle tersine döndü toprak. Böylece, Sodom ve Gomorra şehirleri, yanardağlarda pişirilmiş balçık altında gömülüp, denizin 400 metre aşağısındaki bir gölün 400 metre altında kalıverdi. Bu sefil kavim yeryüzündeki en alçak noktaya indirildi. Felâket, Lut Peygamberin, inkâr edenler safında yer alan eşini bile aldı. Ve şehir, suyun altında hâlen yeşil duran ağaçlarıyla birlikte bu dünyanın en tuzlu ve en alçak gölünün altında, Rabbimizin verdiği şu söz için, âdeta ‘konserve’ edildi: “O (şehir de) gerçekten bir yol üstünde (hâlâ) durmaktadır.(Hicr Suresi, 76)

Yukarıda anlatılan iki hadise, Yaratıcımızı inkâr ederek O’na ortaklar koşmanın, O’nun yasaklarına uymamanın, O’na karşı meydan okumanın mutlaka felaketle sonuçlanacağını gösteriyor. Bunu belgeleyen, başka örnekler de var muhakkak. Zaten, bundan dolayı tekrar tekrar bizi ‘yeryüzünde gezmeye’ davet ediyor Kur’ân. Gezmeye; ve geçmişte inkâr edip isyana sapan kavimlerin başına gelen felaketlerden kendimiz için ders almaya. Felaketlerin nasıl geleceği ise açıkçası, hiç belli olmuyor. Ne yaparsanız yapın, mutlaka bir tehdit altında bulunuyorsunuz.

Sel, soğuk, kuraklık, kasırga, deprem, yanardağ püskürmesi... Kimi öyle, kimi böyle; inkârcı her kavim bir felaketle yeryüzünden silinip gitmiş bulunuyor. Yeryüzündeki herhangi bir yerin zikrettiğimiz felaket biçimlerinden en az birinin tehdidi altında bulunması ise, dünyanın neresinde olursa olsun, bir ‘uyarı işareti’ olarak duruyor insan için. Peki, dünya neden bu kadar çok felaket yaşıyor? Özellikle deprem ve yanardağ püskürmesi olarak yaşanılan büyük yıkımların görünür en önemli sebebi, Dünya etrafında yörüngesinde dönmekte olan, geceleri bizi aydınlatan, ilham kaynağımız mehtapları kırpıştıran Ay ile, bizi ısıtan, doğuşundaki ve batışındaki manzaralarıyla bize sevgiyi hatırlatan Güneştir.

Deprem ve yanardağ oluşumları, tamamen dünyanın erimiş çekirdeği üzerinde yüzerek hareket hâlinde olan yerkabuğu parçaları ile ilgilidir. Dünyanın mağma denilen bu kızgın maddeden oluşan çekirdeğinin devamlı bu halde kalmasının sebebi Ayın ve Güneşin dünya üzerindeki kütle çekimi etkileridir. Okyanuslar üzerinde suyun yükselip alçalarak gelgitler oluşturmasına sebep olan bu kuvvet, karalar üzerinde özellikle daha hareketli alt katmanlarda sürtünmelere yol açıp ısı meydana getirerek kayaların erimesine ve var olan ısının muhafaza edilmesine yol açar.

Bu hareketlilik sebebiyle de dünyanın merkezinden gelen mağma püskürmeleri ve depremler Dünya, Güneş ve Ay var olduğu sürece devam edecektir. Eğer bu geri besleme olmasa 4 milyar yıldır püsküren volkanlar mutlaka basıncı azaltacak ve bir zaman sonunda bu felâketler son bulacak veya çok çok azalacaktı. Bu felâketlerin ne zaman olacaklarının kararını ise, her işte mutlaka bir sebebi araya koyan ALLAH vermiştir ve vermektedir. Zamanı geldiğinde Güneş, kendisini Yaratanla rekabet etmek isteyenlerin başına, O’nun emriyle toprak altından doğmaktadır meselâ.

Güneşin ve Ayın görünmez yerçekimi bağıyla yeraltına işleyen enerjileri yüzünden, hiçbir yanardağ patlaması bir sonrakinin olma ihtimalini azaltmaz. Tıpkı yıllarca zevk ve sefahat düşkünü sürdürdükleri hayatlarının âniden nasıl son bulduğunu anlayamayan Pompeii halkının başına gelenlerin, bugün aynı yerde kurulu ve benzer hayat tarzı sürdürülen Napoli şehrinin sefahet mahallelerini tehdit etmeye devam etmesi gibi... Yakın sayılabilecek bir tarihte yaşanan ve yapılan kazılarla yok olduğu ânı kare kare anlatan Pompeii olayı, basit bir yanardağ püskürmesi değildir.

Felâketin sebebi olan Vezüv yanardağı, İtalya’nın, özellikle de Napoli kentinin sembolüdür. Yaklaşık ikibin yıldan beri suskun olan Vezüv, ‘İbret Dağı’ diye adlandırılır. Vezüv’ün bu şekilde tanımlanması boşuna değildir. Ünlü Sodom ve Gomorra kentlerinin başına gelen felâket ile Pompeii faciası birbirine çok benzemektedir. Vezüv’ün batı yamacında Napoli, doğu yamacında ise Pompeii kenti yer alır. Bu batık kent. ikibin yıl öncesindeki Roma medeniyeti hakkında bize önemli bilgiler sunmaktadır. Genel bir rezervuardan yeraltı boru hatlarıyla evlere kadar taşınan suları, mükemmel bahçe ve çevre düzenlemesi ile birlikte, Pompeii, felâketin olduğu M.S. 79 yılına kadar çok güzel bir şehirdi. O gün için hayli yüksek bir rakam olarak, yirmibin insan barındıran şehirde, zamanın en ileri teknolojisi kullanılıyordu.

Öyle ki, insanlar, o güne göre büyük bir teknolojik buluş olarak, at arabalarına monte ettikleri tekerleğe bağlı ve kat edilen belli mesafelerde torbaya bir misket atan bir kilometre sayacını kullanıyorlardı. Pompeii, özel bir balık sosu ve rengârenk bahçeli villalarıyla da ünlüydü ayrıca. Ancak, esas ünü son derece çirkin bir fiil olan eşcinsellik ve fuhşun yaygınlığından geliyordu. Bu olayın ne kadar yaygın olduğunu belgeleyen tarihsel kayıtlar bir yana, şehrin kendisi, bunun ‘cansız kanıtları’nı barındırıyor hâlâ; ne olduğunu bile anlamadan bu fiil üzerine ölüp kızgın küllerin altında taşlaşmış cesetler o kadar çok ki...

Çocukların bile bu rezalete karıştırıldığını belgeleyen birçok ceset bulunmuştur kazı alanında. Bir yanardağın püskürüp bir şehre felâket yaşatması Vezüv yanardağının eteklerinde bulunan bir şehir için bize pekâlâ mümkün ve muhtemel gözükse de, bu olayın bu kadar âni biçimde olmasının, âdeta bir ‘oldu-bitti’ yaşanmasının bilimsel olarak hâlâ daha kesinlikle açıklanamadığını belirtelim. Yaklaşık ikibin yıl önce, M.S. 79’da yaşanan lav ve kül felâketi, bu kentin insanlarını o kadar âni bir biçimde yakalamıştı ki, herşey o günden bugüne olduğu gibi kaldı.

Sanki zaman dondurulmuştu. Pompeii’ye bugüne kadar gördüğü en karanlık geceyi 24 Ağustos M.S. 79 yılının öğle vakti getiren yoğun bir duman ve kül yağmurunun ardından, Vezüv’ün lavları bir anda tüm kenti haritadan sildi. Olayın en ilginç yanı ise, kentin günlük yaşantısı içinde, Vezüv’ün korkunç patlamasına rağmen, kimsenin kaçamamış ve âdeta büyülenerek felâketin farkına bile varamamış olmalarıydı. Yemek yiyen bir aile, o andaki gibi aynen taşlaşmıştı. Uygunsuz halde, sayısız taşlaşmış çift bulunmuştu. Daha da önemlisi, bu çiftler arasında, aynı cinsten olanlar, küçük erkek ve kız çocuklarla olanlar da vardı. Pompeii kalıntılarından çıkarılan taşlaşmış insan cesetleri arasında, yüzleri hiç bozulmadan kalmış olanlar vardı.

Genel yüz ifadesi ise, şaşkınlıktı. İşte, Pompeii faciasının en akıl almaz yönü de burada. Nasıl oldu da binlerce insan hiçbir şey görmeden ve duymadan ve hiçbir şey yapamadan, âdeta ölümün gelip kendilerini yakalamasını beklediler? Olayın bu yönü, Pompeii’nin yok oluşunun Kur’ân’da anlatılan helâk olaylarına aynen benzediğini gösteriyor. Çünkü, Kur’ân’da helâk olayları anlatılırken ‘birden yok olma’ üzerinde durulur. Örneğin, Yasin suresinde anlatılan ‘şehir halkı,’ tek bir anda topluca ölmüşlerdir. Surenin 29. âyetinde bu durum şöyle anlatılır: “(Onlara) yalnızca bir tek çığlık (yetti); ânında sönüverdiler.” (Yasin, 36:29) Kamer suresinin 31. âyeti ise, Semud kavminin helâkini anlatırken yine ‘ânında yok olma’ olayına dikkat çekmektedir: “Çünkü Biz onların üzerine bir tek çığlık gönderdik. Böylece onlar, ağıldaki çalı-çırpı olan kuru ot gibi oluverdiler.(Kamer, 54:31)

Pompeii halkının ölümü de, âyetlerde anlatıldığı şekilde, ‘ânında yok olma’ tarzında gerçekleşmiştir. Bu bakımdan, bu şehrin akıbetinden, o şehirde işlenmiş isyankâr fiillere yeltenen her şehrin ve her toplumun alacağı bir hisse muhakkak bulunuyor. “Bize dokunmaz” diye düşünen varsa, önerimiz, “Yeryüzünde dolaşın!” âyetinden ders almaları ve dünyanın her yerinin ya altında ya üstünde bir ‘felâket’ potansiyeli taşıdığını unutmamaları.


m.akyürek
« Son Düzenleme: 20 Ocak 2011, 14:05:58 Gönderen: Lâ EdRî »

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!


There are no comments for this topic. Do you want to be the first?
 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40