• 06 Temmuz 2020, 23:31:51

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: Ýbn-i Haldun (Sosyolojinin kurucusu... )  (Okunma sayısı 424 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Renanet

  • UzMaN ÜYE
  • ***
  • İleti: 1959
  • Teþekkür 15
Ýbn-i Haldun (Sosyolojinin kurucusu... )
« : 06 Aralık 2009, 20:17:00 »
Sosyolojinin kurucusu...
Tarih felsefesinde deha.
Psikoloji usullerini tarihe uygulayan ilk âlim...

Bundan altý asýr evvel, Hicri 732 miladi 1332'de Tunus'ta doðdu. Babasýndan ilim tahsil etti. Ýlk önce Kur'an'ý ezberledi. Yedi kýraat þeklini öðrendi. Edebiyat, fýkýh ve hadis ilimlerini öðrendikten sonra aklî ilimleri de tahsil etti. Genç yaþýnda âlimlerin meclisine girdi. Bilgi ve faziletlerinden istifade etti. Herbirinden icazetnameler aldý. Bir seyahatte, Fas Emiri Ebu Ýnan'ýn veziri oldu. Kendisini kýskanan memurlarýn iftiralarý yüzünden hapsedildi. Ebu vefat edince yeni Emir onu serbest býraktý ve umumî kâtipliðine tayin etti. Kabilelerin isyaný üzerine Emir iktidarý kaybetti. Bunun üzerine Ýbn-i Haldun Gýrnata'daki Beni Ahmer devletine gitti ve burada tarih çalýþmalarý için müsait zemin buldu.

Kastil Kralý'na elçi olarak gönderildi. Vezir Ýbn-i Hatip'in rekabeti yüzünden Gýrnata'dan ayrýlmaya mecbur oldu. Becaye Emiri Ebu Abdullah'ýn davetini kabul etti ve ona vezirlik yaptý. Becaye ile Constantin arasýndaki gerginlikleri gidermeye çalýþtý. Siyasî hayatýn istikrarsýzlýðý onu ilmi çalýþmalarý için Telemsan'da yerleþmeye zorladý. Fakat idarî kabiliyetinden faydalanmak üzere davet edenlerin çokluðu onu tekrar faal hayata soktu. Telem san Sultam Ebu Hama onu hudutlarý koruyan kabilelere baþkan tayin etti. Bu askeri vazife münasebetiyle Ýbn-i Haldun sahra halkýný tanýma ve göçebeler hakkýnda derin tetkikler yapma fýrsatýný buldu. Zaten tarihle ilgili görüþlerini bu tecrübeler vasýtasýyla kristalize etti.

Tunus'ta, Fas'da, Cezayir'de ayrý hanedanlar hüküm sürüyordu. Köylerin ve kervanlarýn kabilelerce yaðma edilmesi, hanedanlar arasý savaþ, þehirlerin emniyetsizliði, sahradaki otorite boþluðu istikrarlý bir hayatý engelliyordu. 47 yaþma gelmiþti ve devamlý okumalarý, siyasî tecrübeleri ile büyük bir malumat, bilgi biriktirmiþti. Siyasî hayatý býrakarak kendi tabiri ile "yeni bir ilim" yazmaya karar verdi. Bu suretle Selâme Oðullan Kalesi'ne çekilerek dört yýlda meþhur "Mukaddime"sini yazdý. Eserini Sultan'a ithaf etti ve yazma nüshayý kütüphaneye verdi. Ýbn-i Haldun neticeyi beklemeden Hacca gitmek için Tunus'tan gemiye bindi. Dönüþünde onu hayranlýkla karþýlayan Mýsýr'a yerleþti. El-Ezher'de ders verdi ve Kadý'ül-Kudat (kadýlarýn kadýsý) tayin edildi. Timurlenk Beyazýt'ý yendikten sonra Mýsýr'ý zapta kalkmýþtý. Melik Nasýr tehlikeyi atlatmak için Ýbn-i Haldun'u Þam'a elçi olarak gönderdi. Vaktinde yapýlan bu hareket tesirini gösterdi ve Mýsýr'ý istiladan kurtardý.

Mukaddimesinde modern tarih felsefesine ve modern sosyolojiye rehberlik yapacak bir tarih teorisi ortaya koydu. Ýbn-i Haldun tarihte iki manzara görüyor. Birincisi: Kronik. Ýkincisi: Asýl tarih. Kronik, vakalarýn tasviridir ve yalnýzca edebî deðeri vardýr. Tarihin ise bazý prensipler ve sebeblerin yorumlanmasýna ve muhakemeye ihtiyacý vardýr. Ýþte buradan tarihin hakikati doðar. Tarih yalnýz gerçek hâdiseler deðildir; ayný zamanda bunlarýn gerçekleþmesini gerektiren þartlarýn tahlilidir. Bu þartlarýn tetkiki çok geniþ olabilir ve insan cemiyetinin bütün manzaralarýný kuþatabilir. Ýnsan cemiyeti bütünlüðü ile ele alýnmýþtýr.

Ýbn-i Haldun'un hükümdarlar katýnda dolaþmasýný bir kusur olarak isnad edenler, ýstýraplar ve kargaþalýklar içinde çalkalanan o devrin Endülüs'ü ile Batý Afrikasý gibi ülkelerde yaþayanlar için bunun bir kusur teþkil etmeyeceðini unutuyorlar. Birbiriyle çekiþen bu hükümdarlar arasýnda bulunmanýn, bir ilim adamý ve bir müþahedeci olarak Ýbn-i Haldun'a çok yönlü faydalarý olmuþtur. Sanki hükümdar ve idareciler Ýbn-i Haldun için bir tecrübe tahtasý olmuþtur. Devletlerin hallerini gözleriyle görmüþ, yüksek dehasý ile hâdiselerin sebeb ve amillerini incelemiþ ve bu incelemeler, eserini bu metoda göre yazmasýna da bir amil olmuþtur. Eðer Ýbn-i Haldun'un bu renkli hayatý olmasa idi Mukaddime'sini bu þekilde mükemmel olarak yazamazdý.

Ýbn-i Haldun görüþ ve düþüncelerini müþahede ve tecrübeye dayandýrmýþtýr. Günümüzde Sosyal Psikolojinin söylediklerini altý asýr öncesinden söylüyor: Ýnsan alýþkanlýklarýnýn ve kazandý ki an nýn mahsulüdür. Yoksa tabiat doðuþtan mizacýnýn eseri deðildir. Kavimlerin karakterleri varsa, bunlar da onlarýn kazandýklarýnýn eseridir. Bundan dolayý âdetler insan tabiatýný deðiþtirirler. Bir þeye alýþýlýnca o görenek ve âdet olur. Âdet de tabiat (huy) olmaya kadar gider. Böylece insan karakterlerini sosyal faaliyette kazanýr.

Sosyal hâdiseler üzerinde coðrafi tesire büyük ehemmiyet vermektedir. Ýklimin kiþiliðe, coðrafyanýn aktiviteye; gýdalarýn yine insan karakterine tesir ettiðini söyler. Batýda bu anlayýþ, fazla abartýlarak, "insan yediðidir" denmiþtir. Daðlýlar sert, mert ve az konuþan insanlardýr. Sahillerde yaþayanlar yayvan ve nemli vücutlu olurlar. Aþýn iklimler toplumun refahýna elveriþli deðildir. Bundan ötürü medeniyetler mutedil iklimlerde kurulmuþtur. Bu medeniyetler daha istikrarlý ve çevreye intibaklýdýrlar. Modern sosyoloji ve coðrafyacý ekol de ayný kanaat ve görüþlere iþtirak etmektedirler. Zencilerin hafifmeþrep, oyun ye eðlence düþkünü olmalarýný iklimlerinin fazla sýcaklýðýnýn beyinlerine olan tesirinde görür. Ona göre kanaat, darlýða ve yoksulluða tahammül, sade yaþayýþ, kiþiler için en güzel faziletlerdendir. Kendisi göçebe hayatýna düþkündür. Göçebelerin ahlâk, terbiye, mertlik, insaniyet, kahramanlýk, bahadýrlýk ve cesaret bakýmýndan þehirlilere nispetle çok yüksek bir derecede bulunduðunu bu eserinin birçok yerinde tekrarlar. Þehirlere yakýn, tekellüflü yaþayýþýn itiyat ve icaplarýna düþkün olan kavimlerle temasta bulunan göçebelerin mertlik, fedailik ve bahadýrlýk meziyetleri o nisbette eksilir.

Devletlerin kuruluþ çaðý fedaîlik, hamiyet ve kahramanlýk devresi olduðu için tekâmüle doðru yürüme çaðýdýr. Servet kazanýlmýþ olduðu için ikinci devre rahatlýða ve tekellüflü hayatýn âdet, itiyat ve israflarýna dalma çaðýdýr, üçüncü devre, tekellüflü hayatýn neticesi olarak yorulma, yýpranma ve ihtiyarlama çaðýdýr, ihtiyarlýk bir kere çöktü mü artýk ondan kurtuluþ yoktur. Ancak taze kuvvetler kullanmak suretiyle tamir ve revizyon sayesinde devletlerin ömürleri uzatýlabilir. Fakat her halde yýkýlma mukadderdir. Ýnsanlar ölümden kurtulamadýklarý gibi, devletler için de yýkýlmaktan kurtuluþ yoktur. Her kemalin bir zevali vardýr.

Medenî hayatýn lezzet ve nimetleri içinde yaþayarak yýpranmamýþ olan kavimlerin diðerlerine nispetle devlet kurmaya ve memleketler fethetmeye daha muktedir olduðunu söyler. Cenab-ý Hakkýn, Ýsrail Oðullarýný kýrk yýl Tin Sahrasýnda dolaþtýrmaktan maksadýnýn; onlarý istiklâl kazanmaya ve korunmaya alýþtýrmak; kendilerine va'dedilen mukaddes topraklarý fethedebilmeleri için þecaatli ve cesaretli olarak yetiþtirmek; zillet ve hakirliðe alýþmýþ olan neslin yerine dayanýklý, mert ve cesur yeni bir nesil yaratmak olduðunu ileri sürer.

Ýbn-i Haldun'a göre tebaa veya hükümdar olmak izafi þeylerdir. Hükümdar halkýn maslahatýna riayet etmeye mecburdur. Hükümdarýn kýyafetinin, þekil ve suretinin, akü ve fikrinin keskinliðinin halk için ehemmiyeti yoktur. Hükümdar demek, halkýnýn iþ ve maslahatýna bakan, tebaa ise, baþlarýnda iþlerine bakan hükümdarlarý bulunan cemiyettir. Ýdaresi, güzel ve halký için faydalý olursa, hükümdardan maksad ve gaye meydana gelmiþ olur. Aksi halde hükümdarýn vücudu, halk için zararlýdýr.

Ýbn-i Haldun'a göre, hükümdarýn ve memurlarýn ticaretle meþgul olmasý, tebaa için zararlýdýr. Çünkü bunlarýn ticaretle meþgul olmalarý zulme yol açar. Zulüm ise sosyal hayatýn düzenini bozar, medeniyetleri ve mamureleri yýkar. Halka aðýr vergiler yükletmek ve mecburi hizmetlere tabi tutmak zulümdür, bu da sosyal hayatýn düzenini bozar, halkýn çalýþma duygusunu öldürür.

Ýbn-i Haldun'un þehirlerin kuruluþu hakkýndaki fikrini okuyan kimse yirminci asýrda yetiþen bir sosyolog ve þehir iþleri uzmanýnýn ilmî bir raporunu okuyormuþ gibi bir hisse kapýlabilir.

Birinci kitabýn, dördüncü bölümü, beþinci fasýlda, þehirler kurarken þartlara riayet etmemiþ olduklarý için Arablar tarafýndan kurulmuþ þehirlerin yýkýlmýþ olduðunu söyler. O, þehirlerin kuruluþunu ve istihsal, sanat ve zanaattan da kendi iktisadi nazariyesine dayanarak gözden geçirir.

Ýbn-i Haldun, sosyolojinin kurucusudur. Her ne kadar ondan önce Farabi'nin eserlerinde, bilhassa sosyal ve siyasî hayatýn kanunlarýna ait ilk temellerin atýlmýþ ve tohumlarýnýn ekilmiþ olduðu görülürse de bunlarýn hiçbiri Ýbn-i Haldun'un ortaya koyduklarýný ve dehasýný küçültmez, bu ilmi müstakil bir hale getiren ve koyduðu kanunlara göre inceleyen odur. Ayrýca Ýbn-i Haldun'u Osmanlý Sultanlarýnýn en çok okuduklarý bir þahsiyet olarak görüyoruz.

Ýbn-i Haldun, kazanç ve hayatta faydalandýðýmýz herþeyin insanýn emek ve çalýþmasýnýn kýymeti olduðunu söylemekle yeni bir nazariye ortaya atmýþ oluyor. Emek hakkýndaki bu görüþlerine bakarak onu sosyalistlere yaklaþtýrmak isteyenler vardýr. Hâlbuki o, mülk ve sermayeler meþru yollarla elde edildikten sonra masundur, ne devlet ve ne de cemiyet bu sermaye ve mülklere el azaltamaz demektedir. Ýbn-i Haldun, emek ve çalýþmaya bu yolla kýymet biçtikten sonra, kazanan çeþitlerini, kazanç temin eden hüner, sanat ve zanaatlarý anlatmaya baþlar. Sanayinin inkiþafýnýn en mühim amillerini anlatýr. Ýhtikârcýlýðý, ilmî fakat þiddetli bir dil ile kötülüyor. Ýhtikâr yapmanýn neticesi, muhtekir için çok kötü olacaðým anlatýyor. Sanat ve zanaatýn, bilhassa sanayin inkiþafýný ihtiyaç ve kültür bakýmýndan çok güzel ve çok ilmî bir þekilde izah ediyor.

Ýbn-i Haldun'a göre ilim ve fenlerin geliþmesi ve ilerlemesi, sosyal ve medenî hayatýn inkiþafýna baðlýdýr. Yani sosyal hayat geliþtikçe onlar da geliþecektir.

Avrupalýlar gerek Ýbn-i Haldun'un þahsýna ve gerek tarihine ve bilhassa Mukaddime'sine pek büyük ehemmiyet vermiþlerdir. Avrupa dillerinde yazýlan büyük ve küçük hacimdeki ansiklopediler baþta olmak üzere Ýbn-i Haldun'dan ve Mukaddimesinden bahsederler. Arab ve Arab edebiyatý tarihine dair eserler yazan bütün yazarlar, Ýbn-i Haldun ve eserleri hakkýnda bilgi vermiþlerdir.

Onun tarih tenkidi ve içtimai mevzularla ilgili yazýlarýndan bazý misaller verelim: "Çok vakit, haber ve' hadiseleri iþiten kimse vukuu mümkün olmayan haberleri kabul etmektedir. Nitekim Mesudi, deniz hayvanlarý Ýskenderiye'nin binasýna mani olduklarý vakit, Ýskender'in aðaçtan bir tabut yaptýrarak içine camdan bir sandýk koymuþ ve bu sandýðýn içine girerek denizin içerisine dalmýþ olduðuna dair vukuu mümkün olmayan bir haber nakletmektedir. Bu habere göre Ýskender, deniz altýnda gördüðü þeytanlardan ibaret olan bu hayvanlarýn þekil ve suretlerini madenden yaptýrarak binalarýn karþýlarýna diktirmiþ, Öteki hayvanlar denizden çýkarak bu heykelleri gördüklerinden kaçmýþlar, bu suretle bunlarýn saldýrýlarýndan kurtulduktan sonra Ýskender, þehrin yapýþým tamamlamýþtýr. Hikâye uzun ve hurafeler kabilinden olup camdan yapýlan bu tabut, billurdan olduðu için; denizin dibine kadar (basýnçla sýkýþýp kýrýlmadan) ulaþmasý, dalgalara, (taþ ve kayalara) çarpmadan saðlam kalmasý mümkün deðildir; hükümdarlar kendilerini böyle tehlikelere atmazlar; denize dalan kimse, sandýk içinde olsa dahi normal olarak bu sandýk nefes almasý için ona dar gelecek ve havasýzlýktan Ötürü ölecektir. Bu bakýmdan önce, haber verilen bir þeyin hadd-i zatýnda mümkün olup olmadýðý itibariyle doðru olmasý þarttýr."


"Açlýk yularýnda ölenleri açlýk öldürmez, onlarý alýþmýþ olduklarý tokluk öldürür. Az katýk ve az yaðla geçinerek, bu yaþayýþý itiyat haline getirenlerin ise, normal olan rutubetleri artmadan eski halini muhafaza eder ve tabii olan her türlü yemeði kabul eder. Bu gibi insanlarýn yemeklerinin deðiþmesi baðýrsaklarda kuruma husule getirmez, itidalden uzaklaþmaz. Bolluk ve geniþlik içinde yaþayarak her türlü katýk ve yemekleri yiyenler, açlýk çaðlarýnda çok ölürlerse de darlýk içinde yaþamaya alýþmýþ olanlar sað kalýrlar, ölmezler. Bunlarýn hepsinin de asýl sebebi, þudur; besinlere alýþmak veyahut besinleri býrakmak bir alýþkanlýk iþidir. Çünkü nefis bir þeye alýþýrsa, o iþ nefis için bir tabiat olur. Nefis her renge girer. Doktorlar: "Açlýk helak edicidir" derler. Onlarýn vehimleri, kendilerini birdenbire yemekten mahrum ederek aç býrakmak manasýna hami edilmelidir. Bu takdirde açlýðýn tesiri ile baðýrsaklar kesilir, helak etmesinden korkulan hastalýklara tutulur. Fakat sofilerin yaptýklarý gibi, riya-zatla ve yavaþ yavaþ yemekleri azaltmak suretiyle olur ise, helaki mucip olmaz. Riya-zatý býrakarak eski hale dönülmek istenildiði vakit dahi tedrice riayet ederek yavaþ yavaþ geçiþ yapýlmalýdýr. Birdenbire eskisi gibi yemek yemeðe baþlandýðý takdirde, riayet etmeyen kimsenin ölümünden korkulur. Biz 40 gün ve bundan daha fazla açlýða dayanan kimseleri gözümüzle gördük."

"Yenilen kimse yanlýþ fikre kapýlarak, bütün iþ ve hareketlerinde kendisini yeneni örnek edinir ve ona benzemeye çalýþýr. Onun galebesinin, alýþtýðý âdetten, meslek ve mezhepten ileri geldiði vehmine kapýlýr bunu da galebesinin sebepleri ile karýþtýrýr. Oðullarýn babalarýna benzemeleri hususundaki hallerine dikkat edersen, oðullarýn daima babalarým kendilerine rehber edinmekte olduðunu görürsün. Bu da oðullarýn babalarýnýn olgunluk ve üstünlüklerine inanmalarýndan ileri gelmektedir. Bu hal çaðýmýzda Endülüs'te gözükmektedir. Bu ülkedeki müslümanlar kendilerine galebe çalmakta olan Gal'leri kendileri için rehber edinmektedirler. Giyim ve kuþamlarý, birçok âdet ve halleri itibariyle onlara benzemeye çalýþýrlar, onlar gibi duvarlarýna ve su havuzlarýnýn ve evlerinin duvarlarýna resim ve heykelleri çizerler ve koyarlar. Bunlarý gören bu hallerin istila vesikasý olduðunu hikmet gözü ile görebilirler. Bu halleri gören : ''Halk hükümdarýn dinindendir." sözünün manasým anlar. Çünkü bunlar bu kabilden olan þeylerdir. Hükümdar, idaresi altýnda bulunanlardan üstündür."

"Bir devlette halka yüklenen vergilerin miktarý az olursa, halk çalýþarak para ve servet kazanmaya heves ve raðbet eder, memleket mamur, hale gelir. Vergiler azalýnca istihsal (üretim) artar, mal ve para kazanmanýn yollan, çoðalýr. Bir memleketin iman, bayýndýrlýðý artar; vergileri azalýrsa, o devletin hâkimiyeti devamlý ve istikrarlý olur."

"Tekellüflü yerleþik hayatýn ihtiyaç ve taleplerinin çeþitleri çoðalmakla masraflar çoðalýr. Pazarlardan satýlan þeylerden vergiler alýnmasý pahalýlýðý artýrýr. Çünkü tacirler ve halk vergi nisbetinde satýlýk eþya ve maddelerin fiyatlarýný yükseltmektedirler. Bunlar bütün masraflarýný hatta kendilerinin geçinme masraflarýný dahi satýlýk mallara yüklemektedirler. Masraflarýn artmasý itidali aþarak israf derecesini bulur. Zaruri olmayan ihtiyaçlarý, zaruri hale getirip böyle yaþamaya alýþan insanlar bunlarý temin etmek için bu sefer kendilerini zorlarlar. Normal kazanç yetmez olur. Bunun tesiri ile fýsk ve fücur artar, meþru ve gayr-i meþru yollarla geçinme vasýtalarý elde etmek üzere türlü çarelere baþvurulur. Fakirler bunu düþünmekle meþgul olur, bunun vasýta ve hilelerini arar. Neticede yalancýlýk, kumar, aldatma, hýrsýzlýk, yalandan yemin etme, ihtikâr hüküm sürer. Bu ahlâksýzlýk ve onun namus ve þerefe dokunan kötülükleri herkesin gözü önünde açýk bir surette iþlenir. Ahlâksýzlýk ve çirkin iþler çoðalýnca, deðiþmeyen ilahî kanun kendisini gösterir: "Bir þehir ve bölgeyi helak etmek istediðimizde, biz onun bolluklar içinde yaþayan cebbarlarýna, kötülüklerden sakýnmayý emrederiz. Onlar bizim buyruðumuzun tersine olarak fasýk kesilirler ve bununla cezaya çarpýlmaya müstahak olurlar. Biz artýk o þehri ve bölgeyi, yer ile düz bir hale getiririz." (k)

<Kaynak: Mukaddime (3 cilt, çev. Zahir Kadiri Ugan. 1954-57, 1%8); Þifa'al-Sail li Tahzip al-Masa'il (yay. Muhammed Tawit at-Tanjî, 1958).

NOT: Ýbn-i Haldun'un bazý görüþlerini olduðu gibi aktarmaya çalýþtýk. Ebetteki büyük düþünür kendi devrinde cereyan eden olaylardan sýyrýlamamýþtýr. Bu bakýmdan, durumun okuyucularýmýz tarafýndan göz önünde bulundurulmasý gerekir.

Taha TAHSÝN/Sýzýntý Ýlim Kültür Dergisi
Bir  çiçekte gördügüm gülüþüne hasret bir ömür....
Bakýþlarýnýn  sýzlattigi yüregime gömdüðüm
Ömrüm sana  özlem dolu sözler göndersede sana yalnýz sana özel  sözlerin anlamlarýyla hitap etmeyi  bir ömre  bedel isterdim....


There are no comments for this topic. Do you want to be the first?