• 06 Temmuz 2020, 23:58:20

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: Bir Ýnsan Olarak Mehmet Akif Ersoy  (Okunma sayısı 412 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Renanet

  • UzMaN ÜYE
  • ***
  • İleti: 1959
  • Teþekkür 15
Bir Ýnsan Olarak Mehmet Akif Ersoy
« : 06 Aralık 2009, 20:36:17 »
Mehmet Akif Ersoy, Ýstiklâl marþýmýzýn þairi, büyük fikir ve dava adamý! Millî Mücadele’yi ateþleyen manevî bir önder! Her zaman olduðu gibi ölümünün bu 58. yýldönümünde de:

Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince,
Günler þu heyulayý da, er geç silecektir.
Rahmetle anýlmak, ebediyet budur amma,
Sessiz yaþadým, kim beni, nereden bilecektir?

diyen vatan þairimizi rahmetle anmak, onu eserleriyle, fikirleriyle, örnek hayatýyla bilmek ve Türk insanýnýn gönlünde ve dilinde ebedîleþtiðini göstermek, en azýndan bu topraklarýn havasýný teneffüs eden bizler için bir vefa borcudur kanaatindeyim.

Bu yazýmýzda, eserleri ve edebî yönüyle deðil de, hayatýndan bazý kesitler alarak bir “insan” olarak Mehmet Akif’i tanýtmaya çalýþacaðýz.

BÝR ÝNSANIN DERDÝNE DERMAN OLABÝLMEK ÝÇÝN...

Akif, eþi zor bulunur bir yardýmsever insandýr. Öyle ki, daha yeni yetme bir delikanlý iken, akraba çocuklarýna sahip çýkacak kadar babalýk hisleri ile doludur.

Belki de bu güzel huylarý ona kazandýran yetimliðidir. Evet, Akif daha 15 yaþýnda iken “Benim hem babam, hem hocamdýr ve ne biliyorsam ondan öðrendim” dediði müþfik babasýný gýrtlak vereminden kaybetmiþtir.

Hicaz çöllerinde geçen þu hâdise, Akifteki merhametin zirveleþmesini göstermesi açýsýndan oldukça enteresandýr:

Akif’in vazife için Teþkilât-ý Mahsusa baþkaný Eþref Bey (Kuþçubaþý) ile Arabistan’da Hicaz’a gittiði yýllardýr. Hicaz demiryolunun el-Muazzam istasyonunda bulunmaktadýrlar. Bu bir çöl istasyonudur ve çölde istasyondan baþka hiç bir bina yoktur; ne bir Ýnsan, ne hayvan, ne yeþillik, ne de umran...

Ýstasyon denilen þey de, bir küçük bekleme solonu ve bir memur barýnaðý... Bu barýnakta da istasyon memurunun ailesi yaþamaktadýr. Fakat ailenin hâli periþandýr ve odanýn halinden sefalet akmaktadýr. Odada oturacak bir ot minderden baþka birþey yoktur; ne iskemle, ne masa, hattâ bir çuval bile... Ve istasyon memurunun hanýmý üç-beþ gün sonra doðum yapacaktýr. Adamcaðýz, çaresizlikten “Sizde eski çamaþýrlar varsa bari verin de doðacak çocuðu saralým” diye, iki büklüm olarak Akif ve Eþref Beylerden medet dilenir.

Akif’in yüzünü derin bir teessür kaplar. Eþref Bey’e bakarak: “Bu kadýna yardým elzem. Ortada çok ciddî bir tehlike mevcut. Doðacak çocuðun hayatý tehlikede. Ben trene atlayýp hemen Þam’a gideyim, ne lazýmsa alýp getireyim” der.

Eþref Bey þaþkýndýr, hemen itiraz eder: “Aman Akif, Þam’a, oradan tekrar buraya en aþaðý beþ gün, beþ gece bir yolculuk yapman lazým. Halbuki aylardan beri çölde yolculuk yapýyoruz. Bu kadar yorgunluktan sonra, henüz bir gece bile dinlenmeden, bu uzun yolculuðu nasýl yaparsýn?”

-“Yorgunluk mesele deðil, ortada bir felâket var. Ah, yoksulluk ne müþkül þeydir, sen bilir misin? Benim ciðerim parçalandý.”

Dertli Þair, bir insanýn derdine derman olabilmek için maþlahýný sýrtýna atýp besmele çekerek yola koyulur ve hareketinin beþinci günü, birçok malzeme ile çýkagelir. Yorgunluktan, uykusuzluktan periþan vaziyette el-Muazzam’a adýmýný attýðýnda vazifesini hakkýyla yerine getirmiþ bir insanýn huzuru ve neþesi yüzünden okunmaktadýr.

Eþref Bey. daha sonra bu hadiseyi deðerlendirirken þöyle diyecektir:

“Ah mübarek Akif! Þehinþahlara boyun eðmeyen Akif! Sefalette kalan bir kadýna yardým için, altmýþ üç derece sýcaklýktaki çöllerde aylarca dolaþtýktan sonra bir gece bile istirahat etmeden beþ gün beþ gece eþya vagonlarýnda yattýn.”

VEFANIN BÖYLESÝ

Arkadaþý Mithat Cemal Kuntay’ýn anlattýðý þu hâtýra da, “Ýnsan” Mehmet Akif’i, onun vefa ve merhamet hislerini en iyi þekilde anlatmasý bakýmýndan ibretâmizdir. Þöyle anlatýyor Mithat Cemal:

“Balkan Harbi baþlarken Akif Bey yegane geçim yolu olan resmî memuriyetinden istifa etti. Kirada oturduðu evine bir cuma günü gittim. Beþ çocuðundan baþka dört çocuðu daha vardý.

-Bunlar kim? dedim.

-Çocuklarým, dedi.

-Bir hafta içinde fazladan dört çocuk sahibi olmakta tuhaflýk var, dedim. Sonra anlattý.

Baytar mektebindeyken bir arkadaþýyla anlaþmýþlar. Kim önce ölürse, ölenin çocuklarýna kalan bakacak. Arkadaþý vefat etmiþ. Akif Bey de anlaþmalarýnýn gereðini yerine getirmiþti.”

Evet. Mehmet Akifin “arkadaþým” dediði, baytar mektebinde birlikte okuduklarý Ýslimyeli Hasan Tahsin Bey’dir. Hasan Bey, Edirne baytar müfettiþi bulunduðu bir sýrada 1912 yýlýnda vefat edince Akif -her zaman olduðu gibi- sözünde durarak, onca fakr u zarûretine raðmen merhumun çocuklarýnýn bakýmýný üzerine almýþtýr.

SÖZÜNÜN ERÝ OLMAK

Evet, Akif sözünün eri biridir, demiþtik. Yine Mithat Cemal’in baþýndan geçen þu hâdise sözün hangi þartlarda yerine getirileceðini göstermesi ve günümüz insanýna örnek olmasý açýsýndan oldukça düþündürücüdür:

“Meþrutiyet’in ilk seneleri, bir cuma günü adam boyu kar yaðdý. O gün Akif’in hazzetmediði þeyler iþlemedi; araba, tramvay, þimendifer... Çapa’daki evimize o gün sütçü, ekmekçi gibi satýcýlar bile gelmediler.

Öðle yemeðinden sonra biz hâlâ ekmekçiyi beklerken kapý çalýndý. Fakat... Akif Bey gelmiþti. Býyýðýnýn yarýsý donmuþtu. Þaþýrdým. Nasýl geldiðini merak ettim.

Beylerbeyi’nden Beþiktaþ’a nasýlsa bir vapur iþlemiþti. “Bu kadar mý”, dedim. Tabii ki bu kadardý. Ve tabii ki Beþiktaþ’tan Çapa’ya bu havada insanlar yürüyerek de gelirdi.

Bu karda tipide yürünen mesafeye ben þaþtýkça, Akif de benim hayretime þaþýyordu.

-Gelmemem için kar, tipi kâfi deðil, vefat etmem lazýmdý. Çünkü geleceðim diye söz vermiþtim.

Ýnsanlarýn birbirlerine verdikleri sözün, bu kadar korkunç birþey olmasý, o gün beni ürküttü.

“-Akif, dedim. Sen eðer verilen sözün mânâsýný bu türlü anlýyorsan, bana izin ver de, ben bu türlü anlamýyayým. Benim verdiðim sözün þiddetli bir lodosa bile tahammülü yoktur!

O: -Ben böyleyim, dedi. Ben de:

-Ben de böyleyim! dedim.

Bu vak’adan sonra ona söz vermekten korktum. Onun gözünde, ne karayel fýrtýnasý, ne diz boyu kar, geçerli mazeret deðildi.”

“BEN FASULYE AÞI YEMEYE RAZI OLDUKTAN SONRA...”

Yýl 1914, umûmî seferberlik zamanýdýr. Sebilürreþad yazýhanesinde oturmuþ bir arkadaþý ile evden getirdiði kuru fasulyeyi yemekte olan Akif’e, Ýttihat ve Terakki iktidarýnýn Dahiliye Nezareti’nden bir vazifeli gelir ve: “Nâzýrýn selam ettiðini ve yazýlarýnda o kadar ileri gitmemesini rica ettiðini” söyler. Sen misin onu söyleyen! Akif pür hiddet yerinden fýrlar ve þöyle haykýrýr: “Nazýrýna söyle, kendilerini düzeltsinler! Bu gidiþ devam ettikçe bizi susturamazlar. Ben fasulye aþý yemeye razý olduktan sonra kimseden korkmam.”

Bu cevabýn verildiði günler, seferberliðin olduðu ve herkesin karnýný doyurmakla güçlük çektiði günlerdir ve Ýttihat ve Terakki erkâný tarafýndan Büyükada’da verilen ziyafetlere, hücumbotla Ýstanbul’dan dondurma getirildiði zamanlardýr.

Evet, Akif hakikati ifade etmekten çekinmeyen, dosdoðru bir insandýr. Bu özelliðini:

Þudur cihanda benim en beðendiðim meslek:

Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

þeklinde dile getirir.

Yine Akif’in, arkadaþý Eþref Kuþcubaþý’na sýk sýk söylediði þu söz de, onun bu karakterini yansýtýr: “ALLAH’ýn en çok sevdiði emek, zâlime doðruyu söylemektir!..”

Evet, Akif’in haksýzlýða hiç tahammülü yoktur; karþýsýnda iktidarýn hakim güçleri olsa da... Hele binbir bâdireler ve fakr u zaruret içinde kývranan milletin sýrtýndan geçinenlere karþý hiç mi hiç! Bir gün ona..“Hiç sevmediðiniz kimlerdir?” diye sorulduðunda, o:

“Geçmiþlerinin vatan hesabýna on parasý geçmemiþ, bir damla kaný dökülmemiþ, bir hizmeti sebketmemiþ olduðu halde aðzým memleketin temiz kan damarlarýndan birisine yamayarak emmekte olan serseri tufeyliler yok mu, iþte en sevmediðim bunlardýr.” cevabýný verecektir.

ÝKÝ YÜZLÜLERÝ SEVER OLDUM

Akif’in bu doðruluk ve pervasýzlýðý hayatý boyunca hep birilerini rahatsýz etmiþ ve önü manialarla kesilmeye çalýþýlmýþtýr. Bu yüzden dergisi Sebilürreþad da sýk sýk kapatýlmýþtýr.

Ýþte bu günlerin birinde Sadrazam Talat Paþa, Mehmet Akif ile Eþref Edib’i nezarete (bakanlýða) davet eder. Bir ara söz arasýnda Talat Paþa: “Akif Bey, þu Merkez-i Umûmi’dekilerle anlaþsan olmaz mý?” diyerek Ziya Gökalp ve yanýndakileri kastedince, hiddetle yerinden fýrlayan ve ellerini sadrazamýn masasý üzerine koyan Akif: “Sen bizi bunun için mi çaðýrdýn? Anlaþmak ne demektir? Bizim þahsi bir emelimiz, bir gayemiz mi var? Bizi simsar mý zannettin? Teessüf ederim” diyerek selâm bile vermeden çýkýp gider. Akif’in arkasýndan bakakalan Talât Paþa’nýn dudaklarýndan þunlar dökülür: “Edirne’de tanýdýðým ayný Akif, hiç deðiþmemiþ.”

Evet Akif. bulunduðu cemiyetten farklý buutlarda yaþayan bir insandýr ve böyle davranýþlara hiç tahammülü yoktur. Ýçten içe çürüyen Ýhtiyar Çýnar’ýn içinde âdetâ yapayalnýzdýr. Cemiyetteki bozukluklarý görüp insanlar arasýndaki münasebetlerdeki riyakârlýk ve sahte tavýrlara dayanamaz ve bir gün þu itirafta bulunur:

“Artýk iki yüzlüleri sever oldum; çünkü yaþadýkça yirmi yüzlüler görmeye baþladým.”

“O BÝR AHLÂK KAHRAMANIYDI”

Akif bir ahlâk kahramanýdýr. Ona bu hükmü, onunla otuzbeþ sene hemhal olmuþ bir dostu verecektir ve bu hükme varmadan, yýllarca onun kusurlarýný, falsolarýný araþtýrdýktan sonra þu itirafta bulunacaktýr:

“Ýlk tanýdýðým zaman ona inanmadým. Bir insan bu kadar temiz olamazdý. Fena aktör, melek rolünü oynamaktan bir gün yorulacaktý. Gayr-i Tabiî bir faziletten yorulan yüzünü bir gün görecektim. Fakat otuzbeþ senedir bu gün gelmedi.

Otuzbeþ sene onun yanýndan her çýkýþýmda, kendime hep bu sualleri sordum: Bu tevazu, kendi kendini inkâr edercesine nasýl çýkýyordu? Mahrumiyetlerden yýlmayan seciyesiyle kendisini nasýl kahraman sanmýyordu? Onu yakýndan tanýyanlar için her geçen gün, nasýl onun lehine geçen bir gün oluyordu? Onun temizliði yanýnda insan kendi günahlarýndan muzdarip olurken, o, kendisinin sizlerden baþka olduðunu nasýl görmüyordu?

Onda bir bütünlük vardý. Kininde; evlâtlýk, babalýk, kardeþlik kuvvetini alan dostluðunda da, bütünlük... Dostunu, ‘sevmek’ kelimesinin noksansýz mefhumuyla seviyordu. Öldüðü zaman, düþtüðü zaman, dünya aleyhine döndüðü zaman, yanýnda olmadýðý vakit ve sevmeyenlerin yanýnda bulunsa bile.”

Ve bizler bugün, 27 Aralýk 1936 pazar akþamý 63 yaþýnýn içinde iken:“Ne mutlu bana, Peygamberimin(sav) yaþýnda öleceðim” dedikten sonra Hakk’ýn rahmetine kavuþan bu Hakk erini rahmetle anýyor ve diyoruz ki:

Ey dertli insan, kabrinde rahat ol. Bugün, senin örnek hayatýn ve bu örnek hayatýnýn aynasý olan eserlerindeki ideallerini yaþatmaya, yeryüzünü bahara bezemeye azmetmiþ “yeryüzü mirasçýlarý” her yanda boy atýyorlar.

Ruhun þâd olsun, ey geleceðin insaný.



KAYNAKLAR

1 - Fergan, Eþref Edip; Mehmet Akif Hayatý, Eserleri ve Yetmiþ Muharririn Yazýlarý, cilt 2. Burhaneddin Matbaasý. Ýst/1939

2- Bakiler, Yavuz Bülent; Ölümünün Ellinci Yýldönümünde Mehmet Akif, Kültür Bakanlýðý Yay.. Ankara/1986

3-Akbaþ, A. Vahap: “Ýnsan ve Aydýn Mehmet Akif’ten Çizgiler”, Nisan Bulutu Dergisi, Ocak/1993, sayý:1

4-Kutay, Cemal; Necid Çöllerinde Mehmet Akif, Boðaziçi Yay., Ýstanbul/1992

5- Kuntay, Mithat Cemal;Ölümünün Ellinci Yýlýnda M. Akif. Ankara/ 1966

6- Ersoy, Mehmet Akif; Safahat. (Neþre Hazýrlayan; M. Ertuðrul Düzdað), MAM. Yay., Ýst./1988

7-Çantay: Hasan Basri; Akifname, Ahmet Said Matbaasý, Ýst/1966 8- Düzdað. M. Ertuðrul; Mehmet Akif Hakkýnda Araþtýrmalar, MAM. Yay., Ýst./1987.

Ýbrahim REFÝK
Bir  çiçekte gördügüm gülüþüne hasret bir ömür....
Bakýþlarýnýn  sýzlattigi yüregime gömdüðüm
Ömrüm sana  özlem dolu sözler göndersede sana yalnýz sana özel  sözlerin anlamlarýyla hitap etmeyi  bir ömre  bedel isterdim....


There are no comments for this topic. Do you want to be the first?