• 06 Temmuz 2020, 23:49:21

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: Ýbnü'n-Nefis  (Okunma sayısı 479 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Renanet

  • UzMaN ÜYE
  • ***
  • İleti: 1959
  • Teþekkür 15
Ýbnü'n-Nefis
« : 06 Aralık 2009, 20:39:43 »

Tam adý Ýbnü’n-Nefis Alaaddin Ebu’l-A’lâ Ali ibn Ebi’l-Hazm el-Kureþî ed-Dýmeþkîdir. 1210-88 yýllarý arasýnda yaþamýþtýr. Þam’da dünyaya gelen Ýbnü’n-Nefîs, Nureddin Zengi tarafýndan 12. yüzyýlda kurulan hastanede (el-Bimaristan en-Nuri) týp ilmini öðrendi. Ýlk hocasý Abdurrahim ibn Ali el-Dahvar’ýn yanýnda týp eðitimini tamamladý ve Kahire’ye yerleþti. Nâsýrî Hastanesinde vazife yaptý ve birçok talebe yetiþtirdi. Talebeleri içinde en meþhur olaný, cerrahlýkla ilgili bir eser yazan Ýbnü’ l-Kuff tur. Ýbnü’n-Nefîs, fâkih olarak Kahire Mansuriye Medresesi’nde ders vermiþ, ayrýca gramer, mantýk ve felsefe ile de meþgul olmuþtur. Ýbnü’n-Nefîs’in eserleri arasýnda en çok tanýnaný Mu’cez olup Ýbnü’s-Sina’nýn Kanun’unun bir çeþit özetidir. En büyük keþfi ise akciðer dolaþýmýný bulmasýdýr.

ÝLMÎ HAYATI

Kendi devrinde týp ilmi­nin önderi olan Ýbnü’n-Nefîs, daha çok insan organizmasý üzerinde etkili olan faktörleri araþtýrdý. Týbbî tedaviden çok, hastalýklarýn ana sebepleri üzerinde durdu. Diyebiliriz ki o, týpta hastalýklarýn sebepleri üzerinde ilmî çalýþmalar yapan ve eserler veren ilk âlimdir. Ortopedi ilminin de ilk kuru­cularýndandýr. Hekimlikte bir zirve olan Ýbnü’n-Nefîs, ‘Mýsýr Hekimlerinin Baþkaný’ unva­nýný taþýmýþtýr.

Ýbnü’n-Nefîs sadýk bir gözlemci, peþin hüküm taþý­mayan, müstakil fikirli bir yo­rumcu idi. Gözlem ve deneye çok önem verirdi. Gerçeðe ulaþmak için mutlaka meselenin temeline inerdi. Yazmadan önce tekrar tekrar deney ya­pardý. Þu sözleri, ona hâkim olan hareket tarzýný gayet açýk belirtir: “Organýn yaptýðý vazi­feleri izah için, eski naza­riyelerden etkilenmeden tekrar itinalý bir müþahede ve doðru bir araþtýrmaya da­yanmalýyýz.”

Ýbnü’n-Nefîs, Galen ile Ýbnü’s-Sina’nýn bütün fikirleri­ni ezbere bilirdi.. Çoðu meslektaþýnýn aksine Galen’in me­todunu kabul etmez, zayýf noktalarýný ortaya koyardý. Buna mukabil, Ýbnü’s-Sina’yý çok takdir ederdi. Kanun en fazla meþgul olduðu eserdi ve onu hemen hemen ezbere bi­lirdi.

Týbbî eserlerini kaleme aldýðý sýrada kendisini gören­ler, âdeta çaðlayan bir sel ha­linde, baþka bir kitaba baþvur­maya lüzum görmeden yaz­dýðýný bildirirler. Birgün Kahire’nin 1200 hamamýndan bi­rinde yýkanýrken aniden ka­ðýt, kalem ve mürekkep ister ve nabýz hakkýnda bir risale yazmaya baþlar. Risalesini bi­tirince, tekrar kurnaya geri dö­nerek yýkanmasýna devam eder.

Yazdýðý eserlere o kadar güvenirdi ki: “Eserlerimin benden sonra asýrlarca yaþayacaklarýný bilmeseydim, onlarý yazmazdým” der, an­cak ihtiyatý da elden býrakmaz ve “Bir eser yazma iddia­sýnda bulunanlar, gereken mesuliyeti de yüklenmelidir­ler” demekten çekinmezdi.

Meþhur müellif Max Mayerhof: “Ýbnü’n-Nefîs’in de­ðeri, kitaplarý bütün Orta Çað boyunca en temel eser­ler kabul edilen Galen’in ve Ýbnü’s-Sina’nýn bazý düþün­celerine, yanlýþ fikirlerine karþý yalnýz baþýna mücadele etme cesaretini göstermiþ ol­masýndadýr” der ve “Kýsaca­sý, o. büyük bir otorite idi ve birçok mükemmel adam onun hakkýnda “o, ikinci Ýbnü’s-Sina idi” demektedir­ler” diye ilave eder.

ESERLERÝ

Mu’cez gibi asýrlarca üzerine pek çok þerh, haþiye, ta’lik yazýlan eserler verdiði gibi, hz. Muhammed (sav)’in (sav) hayatý ve Hadîs usûlü üzerine kitaplar da yazmýþtýr. Baþlýca eserleri þunlardýr:

-Kitab eþ-Þamii fi’t-Týb: En büyük eseridir. 300 cüz olarak yazmayý tasarladýðý ese­ri bitiremeden vefat etti. 80 cü­zü hâlâ Kahire’deki Bimaristan el-Mansuri’de bulunmak­tadýr. Ýçinde o zamana kadar týp ilmine ait ne kadar bilgi varsa hepsini kaydetmiþtir.

-Kitab el-Mühezzeb fi’l-Kahl: Göz hastalýktan hakkýn­da deðerli bir eserdir. Bir nüshasý Vatikan Kütüphanesinde bulunmaktadýr.

-Kitab el-Muhtar fi’l-Aðdiya: Gýdalar hakkýndadýr. Berlin Kütüphanesinde bulunmaktadýr.

-Mu’cez el-Kanun: En çok tanýnan eseridir. Ýbnü’s-Sina’nýn meþhur eseri Kanun’un bir çeþit özetidir (fiz­yoloji ve anatomi hariç). Eserin asýllarý Paris, Oxford ve Münih Kütüphanelerinde bu­lunmaktadýr. Birçok dile ter­cüme edilmiþtir. Esere birçok þerh, haþiye ve ta’lik yazýlmýþ­týr. Mu’cez ilk defa 1828’de Kalküta’da basýlmýþtýr. Türk­çe’ye tercümesi ilk defa Muslihiddin Sürûrî ve sonra Kanu­nî devrinde Edime Darüþþifasý baþtabibi olan Ahmed Ýbn Ke­mal tarafýndan yapýlmýþtýr.

-Þerh-i Teþrih el-Kanun: Kanun’un anatomi bö­lümlerinin açýklamasýdýr. Gerçi Kanun’da insan anatomisine dair özel bir bölüm yoktur ama, konularýn içinde yer yer anatomiden bahsedilmiþtir. Ýbnü’n-Nefis anatomiye dair bu kýsýmlan izah ederek ortaya 300 sayfalýk bir kitap çýkar­mýþtýr. Ayrýca bu eserinde kendisinden yüzlerce yýl sonra ortaya çýkan patolojik anato­minin de temellerini atmýþtýr. Þu paragraf bunu açýklamak­tadýr: “... Ýshalden veya kan kaybýndan ölen kimselerde da­marý bulmak güçleþir. Buna karþýlýk boðulmak suretiyle öð­lenlerde damarlarý bulmak ko­laylaþýyor...” Bu Arapça yaz­ma eserin en önemli tarafý, Ýbnü’n-Nefîs’in, Galen ve Ýbnü’s-Sina’nýn aksine, akciðer dolaþýmýnýn (küçük dolaþým) mev­cut olduðunu belirtmesidir.

Ýbnü’n-Nefîs’in ayrýca iki­si Hipokrat’ýn, biri Huneyn Ýbn Ýshak’ýn eserlerine olmak üzere baþka týbbî þerhleri ve Peygamberimiz’in (sav) ha­yatýný anlatan er-Risale el-Kâmiliye fi’s-Sîret en-Nebeviyye, hadîs ilminin pren­siplerini anlatan Muhtasar fî Ýlm-ý Usûl el-Hadîs gibi týp ha­rici eserleri vardýr.

ÝBNÜ’N- NEFÝSÝN KAN DOLAÞIMI TEORÝSÝ

Hipokrat, kan dolaþýmýndan ka­raciðeri sorumlu tutmuþ ve kalbi bir damar geniþlemesi gibi kabul et­miþtir. Aristo, damarlarýn hava ile dolu olduðunu kabul ediyordu. Galen ise, kanýn sað kalpten sol kalbe ara bölmedeki geçitler aracýlýðý ile geç­tiðini öne sürmüþtür. Ýbnü’s-Sina da bu görüþü kabullenmiþtir.

Ýbnü’n-Nefîs’in kan dolaþýmý ile ilgili görüþleri ise þu þekilde özet­lenebilir:

1.‘Kalp, ancak ve ancak kendi bünyesi içinden geçen damarlar ara­cýlýðý ile beslenir’ diyen Ýbnü’n-Nefîs, böylece koroner dolaþýmý ilk bulan ilim adamý olmuþtur.

2.Kan, akciðerleri beslemek için deðil, temiz hava götürmek için yayýlýr. (Daha sonra W. Harvey de bunun üzerinde önemle durmuþtur).

3.Akciðere giden damarla, akciðerden dönen damar ara­sýnda, dolaþýmý tamamlayan baðlantýlar mevcuttur. (Üçyüz.sene sonra Colombo bunu ilk defa kendisinin bulduðunu iddia et­miþtir).

4.Akciðer toplardamarý, önceden zannedildiði gibi, hava veya is ile deðil, kan ile doludur.

5.Akciðer atardamarýnýn duvarý, akciðer toplardamarýnýn duvarýndan daha kalýndýr. (Bu keþif yakýn zamana kadar Michael Servetus’a dayandýrýlýyordu).

6.Kalp odacýklarý arasýndaki bölmede geçit yoktur. Kan, dolaþýmýný kalpte tamamlar: “Kanýn sol boþluða geçmesi akciðerler yolu ile olmakladýr. Sað boþluktan akciðerlere gelen kan, burada ýsýnmakta ve hava ile karýþtýktan sonra, akciðer toplardamarý yolu ile sol boþluða geçmektedir” diyen Ýbnü’n-Nefîs, böylece akciðer dolaþýmýný ilk keþfeden ilim adamý olmuþtur.


KÜÇÜK KAN DOLAÞIMININ ÝBNÜ’N- NEFÝS TARAFINDAN BULUNDUÐUNUN ORTAYA ÇIKARILMASI

1553’te Ýspanyalý Michael Servetus’un bir dolaþým nazariyesinden bahsedip buna ‘küçük kan dolaþýmý’ veya ‘ak­ciðer dolaþýmý’ adýný verme­sinden ve onu takiben Ýtalyalý Colombo ve Cesalpino’nun Galen’in baþarýsýz modelinden yaptýklarý bazý düzeltmelerden sonra 1616 yýlýnda William Harvey, Galen nazariyesinin hatalarýný tamamen gösterdi ve yeni bir akciðer dolaþým te­orisi ortaya koydu. Günümüz­de geçerli akciðer dolaþým sis­temi modelinin ilk defa W. Harvey tarafýndan keþfedildiði bilgisi, 1924 yýlýna kadar de­ðiþmeden kaldý.

1924 yýlýnda Freiburg Týp Fakültesinde ilim tarihinin çehresini deðiþtirecek bir hâ­dise oldu. Muhyiddin Tantavi adlý Mýsýrlý genç bir Müslü­man, Almanca bir doktora te­zi hazýrladý. Bu genç doktorun tezi, bazý Alman profesörlerin dikkatini çekti. Çünkü, tezde, ilk defa, küçük kan dolaþýmý­nýn Ýbnü’n-Nefîs adýnda bir Müslüman ilim adamý tarafýndan bulunduðundan bahsediliyordu. Profesörler buna bir türlü inanamýyorlardý. Onlara göre bu mümkün deðildi. Bunun üzerine tezin bir kopyasý, o sýralarda Kahire’de bu­lunan Alman doktor Mayerhof’a gönderildi. Dr. Mayerhof, Tantavi’yi doðrulamakla kalmayýp daha sonra yazdýðý makalede bunlarý açýkladý. Evet, akciðer dolaþýmýný ilk bu­lan Ýbnü’n-Nefîs’ti. 1553’te Servetus, 1559’da Colombo, 1628’de Harvey kan dolaþýmý hakkýnda tek söz etmeden asýrlar önce Ýbnü’n-Nefîs akci­ðer dolaþýmýný keþfetmiþti.

Bugün M. Servetus’un Îbnü’n-Nefîs’ten haberdâr ve Colombo’nun, Servetus’un kitabýndan bilgi sahibi olduðu, hattâ Îbnü’n-Nefîs’in kitaplarýnýn tercümesi ile uðraþan bir kiþi ile temas ettiði anlaþýl­maktadýr. Colombo kalp do­laþýmý konusunda önemli kat­kýlarý olan bir araþtýrýcýdýr. Ýtal­yan anatomi okulunun diðer meþhur hocalarý Fallopius ve Fabricius da Padua’da çalýþmýþlar ve bunlardan sonuncu­su týp eðitimini Ýtalya’daki Padua Üniversitesi’nde yapan W. Harvey’in en çok istifade ettiði kiþi olmuþtur. Bu üni­versitede Kuzey Afrika Müslümanlarýnýn tesirinin fazla ol­duðu da bilinmektedir.

Ýbnü’s-Sina, týp baþta ol­mak üzere 29 ayrý konudaki keþifleriyle Avrupalý ilim adamlarýna öncülük yapmýþ, Zehravî, cerrahlýðý baðýmsýz bir ilim haline getirmiþ. 200 kadar ameliyat aletinin resim­lerini çizmiþ; Razi çiçek ve ký­zamýk hastalýklarýný keþfetmiþ ve bu konuda ilk eser veren ilim adamý olmuþtur. Akþemseddin mikrobu keþfetmiþ: Ýbnü’r-Rüþd retina tabakasýnýn fonksiyonundan ilk bahseden kiþi olmuþ; Ali ibn Abbas ça­ðýmýzýn modern ameliyatlarýna uygun bir tarzda kanser ame­liyatý yapmýþ, Ýbn Cezzar cüzzamýn sebep ve tedavilerini göstermiþtir.

Dr. Sigrid Hunke’nin þu sözleri zikredilmeye deðer:

“Tantavi’nin bu buluþu gösterdi ki, Ýslâm âlimleri te­orilere uygunluk derecele­rine ve önce vukua gelip gel­mediklerine bakmadan, kri­tik deneme, titiz gözlem ve peþin hükümsüz araþtýrmaya gayret gösterme hususunda Orta Çaðdaki Hristiyan mes­lektaþlarýna göre daha azim­li ve daha kararlýydýlar.”

Arthur Pellegrin’in þu sözleri ile bahsimize son ve­relim:

“Bütün Orta Çað bo­yunca Müslümanlar bilhassa týp sahasýnda inkârýna im­kân olmayan bir üstünlük göstermiþlerdir. Hakikî ilim adamlarý olan Müslüman he­kimler hastalýklarýn kaynaðý ile seyrini, klinik gözlemler ve belki de otopsilerle derinden derine tetkik etmiþ­lerdi.”


KAYNAKLAR

-Adývar, A. A., Osmanlý Türklerinde Ýlim, Ýs­tanbul, Evrim Matbaacýlýk Ltd. Þti., 1982

-Bayrakdar, M.; Ýslâm’da Bilim ve Teknoloji Tarihi. Ankara: Türkiye Diyanet Vakfý Yay., 1989

-Daniþmend. H.; Garb Menbalarýna Göre Garb Medeniyetinin Menbaý Olan Ýslâm Me­deniyeti, Ýstanbul, Yaðmur Yay., 1979

-Döðen Þ.; Müslüman Ýlim Öncüleri An­siklopedisi, Ýstanbul, Yeni Asya Yay., 1984

-Hunke S.; Avrupa’nýn Üzerine Doðan Ýslâm Güneþi. Ýstanbul, Bedir Yay, Tarihsiz.

-Karakaþ M. Müsbet Ýlimde Müslüman Âlimler, Ankara, Kültür Bakanlýðý Yay. 1991

-Lahbabi; Milli Kültürler ve Medeniyet, Ýs­tanbul, Tur Yay., 1980

-Nars S. H.; Ýslâm ve Ýlim. Ýstanbul; Ýnsan Yay., 1989.

-Sayýlý, Al; Ýbnü’s-Sina’nýn Doðumunun Bi­rinci Yýlý Armaðaný. TTK.

-Uzluk F. N. Anatominin geliþmesi, Ýbnü’n-Nefîs’in küçük kan dolaþýmýný bulmasý. Ýs­tanbul Üniversitesi Týp Fakültesi Mecmuasý, Cilt 15, Sayý 1
 

Prof.Dr. Ý. Hakký ÝHSANOÐLU
Bir  çiçekte gördügüm gülüþüne hasret bir ömür....
Bakýþlarýnýn  sýzlattigi yüregime gömdüðüm
Ömrüm sana  özlem dolu sözler göndersede sana yalnýz sana özel  sözlerin anlamlarýyla hitap etmeyi  bir ömre  bedel isterdim....


There are no comments for this topic. Do you want to be the first?