• 14 Temmuz 2020, 09:46:58

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: Büyük Selçuklu Ýmparatorluðu  (Okunma sayısı 658 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teþekkür 51
Büyük Selçuklu Ýmparatorluðu
« : 12 Aralık 2009, 19:20:51 »
Büyük Selçuklu Ýmparatorluðu



Kuruluþ Tarihi - 1037
Yýkýlýþ Tarihi - 1157
Kurucusu - Selçuk Bey (Ýlk Hükümdarý Tuðrul Bey)
Baþkenti - Merv
Dili - Farsça
Devlet Baþkaný - Sultan



Kuruluþu

          Selçuklular, Türk-Ýslam devletlerinin en büyüklerindendir. Oðuzlarýn Üçoklar kolunun, Kýnýk boyuna mensupturlar. Onuncu yüzyýlýn sonu ile on birinci yüzyýlýn baþlarýnda Ýslam’ý kabul ettiler. Selçuklular; Çin'den, Batý Anadolu dahil bütün Ortadoðu ülkeleri, Akdeniz sahilleri, Kuzeybatý Afrika, Hicaz ve Yemen'den Rusya içlerine kadar yayýlan hakimiyetin, muazzam bir kültür ve medeniyetin temsilcisidir.

          Devlete adýný veren Selçuk Bey, Aral Gölü ile Hazar Denizi arasýna hakim olan Oðuz Yabgu Devleti'nin kumandanlarýndan Dukak Subaþý'nýn oðludur. Dukak ölünce, 17-18 yaþlarýndaki Selçuk Bey subaþý oldu. Genç yaþýna raðmen yüksek mevkilere ulaþan Selçuk Bey'in devamlý artan bir itibara sahip olmasý, Yabgu ve eþini telaþlandýrdý. Onu baþlarýndan atmak için çare aramaya baþladýlar. Öldürülmekten çekinen Selçuk Bey, kabilesiyle birlikte oradan ayrýldý. Güney yoluyla, muhtemelen 985 yýlý sýralarýnda, Seyhun nehri kenarýnda bulunan Cend þehrine geldiler. Bölge ve þehir, Ýslam ülkelerine geçiþte hudut durumundaydý.

          Selçuk Bey'in idaresindeki Türkler, kýsa zamanda Ýslam’ý kabul ettiler. Bu durum, Yabgu ile aralarýný iyice açtý. "Müslümanlar, gayri Müslimlere haraç vermez" diyen Selçuk Bey, Yabgu'nun haraç memurlarýný kovdu ve baðýmsýzlýðýný ilan etti. Gayri Müslim Türklere karþý savaþmaya baþladý. Selçuk Bey'in, baðýmsýzlýðýný ilan edip, Yabgu'ya haraç vermeyerek, Müslüman olmayanlarla mücadeleye giriþmesi, çevrede tanýnýp itibar kazanmasýna yol açtý. Oðuz Yabgusuna karþý olan Türkler, etrafýnda toplandý. Müslümanlardan da destek alan Selçuk Bey, Müslüman olmayan Türkler üzerine yaptýðý seferlerle þöhret kazandý. Onun bu þöhreti, Maveraünnehir'de üstünlük saðlamaya çalýþan Müslüman devletlerden birisi olan Sâmânîlerle anlaþmasýný saðladý. Sâmânî sultaný, Selçuk Beye, devlet sýnýrlarýný diðer Türk akýnlarýna karþý korumasýna karþýlýk, Buhara yakýnlarýndaki Nûr kasabasýna yerleþme izni verdi.

          Selçuk Bey; Mikâil, Arslan, Ýsrafil, Yusuf ve Musa adlarýndaki oðullarýyla Büyük Selçuklu Ýmparatorluðu'nun temelini atýp, Tuðrul ve Çaðrý adýnda iki torun býrakarak, yüz yaþlarýnda vefat etti. Selçuk Bey'in büyük oðlu, Tuðrul ve Çaðrý beylerin babasý olan Mikâil, babasýnýn saðlýðýnda ölmüþtü. Ýkinci büyük oðlu olan Arslan Bey, babasýnýn yerine geçti. Yabgu unvanýný alarak, Selçuklular da denilmeye baþlanan ailesini teþkilatlandýrdý. Karahanlýlar'ýn Sâmânî Devletine son vermesi üzerine, Özkend'den kaçan Sâmânî þehzadelerinden Ýsmail Muntasýr'ýn, Arslan Yabgu'ya sýðýnmasý, Karahanlýlarla aralarýnýn açýlmasýna sebep oldu. Arslan Yabgu komutasýndaki Selçuklular, Karahanlýlar karþýsýnda baþarýlý muharebeler yaptýlar.

          Selçuklularýn güçlenmesi, bölgenin hakimi Karahanlýlar ile Gaznelileri zor durumda býraktý. Karahanlý-Gazneli iþbirliðiyle 1025'te Arslan Yabgu, Gaznelilerce yakalanýp, Hindistan'daki Kâlencer Kalesine hapsedildi. Bu hadiseden sonra, Selçuklularla Gazneliler arasýnda açýk bir mücadele baþladý. Onun esareti yýllarýnda Selçuklular, ortak hükümdar sistemiyle yönetildi. Musa'yý yabguluða, Yusuf'un oðlu Ýbrahim'i de yýnallýða getirdiler. Mikâil'in oðullarý Tuðrul ve Çaðrý beyler, amcalarýnýn hakimiyetini tanýmakla birlikte, ayrý bölgelerde yaþamaya baþladýlar.

          Mahir süvarilerden oluþan Selçuklular, kalabalýk hayvan sürüleri ve atlarý için, bol otlaklý, geniþ yaylalar aradýlar. Bu amaçla zaman zaman, komþularý Karahanlýlar ve Gaznelilerin sýnýrlarýna taþýp, yerli halkýn þikâyetlerine sebep oldular. Onlarýn bu durumunu kendileri için tehlikeli gören Karahanlýlar, Selçuklu ailesi içinde karýþýklýk çýkarmak istedilerse de baþaramadýlar. Üzerlerine kuvvet gönderildi. Hattâ Yusuf Bey öldürüldü. Musa Yabgu ile birleþen Tuðrul ve Çaðrý beyler, Karahanlý kuvvetlerini yenerek, Yusuf Bey'in intikamýný aldýlar. Siyasî durum iyice gerginleþti. Bölgede deðiþiklikler oldu. Bir baskýnla Selçuklular bir hayli zayiata uðratýldýlar. Bunun üzerine Çaðrý Bey, daðýlan Selçuklulardan üç bin kiþilik bir süvari kuvvetiyle, Gazneli mukavemet mevkilerini aþarak, Doðu Anadolu sýnýrlarýna kadar gitti. Van Gölü havzasýndan, kuzeyde Tiflis'e kadar uzanan bölgede keþif harekâtý yaptý. Ermeni ve Gürcü kuvvetlerini yenerek, bölgenin otlak ve yaylaklarýnýn keþfiyle, gerekli siyasî, etnik, kültürel ve askerî stratejik bilgileri topladý. Bizans þehirlerine girdi. Keþif harekâtý neticesinde, bölgenin, Selçuklularýn yerleþmesine müsait olduðunu tespit ederek Tuðrul Bey'e bildirdi.

          Selçuklularýn esir yabgusu Arslan, 1032 yýlýnda, Hindistan'da hapsedilmiþ bulunduðu Kâlencer Kalesinde ölünce, Gaznelilerle iliþkiler daha da bozuldu. Musa Yabgu ile yeðenleri Çaðrý ve Tuðrul beyler kumandasýndaki Selçuklu ve Türkmen güçleri, bölgenin en stratejik mevkiinde yer alan ve Gaznelilere ait olan Horasan'a ani bir taarruzla girerek, Merv, Niþabur ve Serahs havalisini ele geçirdiler. Gazne sultaný Mesud, Selçuklularý tanýmak zorunda kaldý. Musa Yabgu'ya, Tuðrul ve Çaðrý beylere bulunduklarý yerlerin valiliklerini verdi. 1035 yýlýnda yapýlan bu antlaþma, dört ay gibi kýsa bir süre devam etti. Yeniden baþlayan Gazneli-Selçuklu mücadelesi, daha da þiddetlendi. Selçuklular, hafif süvari kuvvetleriyle, Gaznelilerin fillerle takviye edilmiþ, aðýr teçhizatlý, çoðu piyadeden meydana gelen ordusuna, gerilla savaþlarýyla çok kayýp verdirdiler. 1038 yýlýnda Serahs civarýnda yapýlan savaþta, Gazneli ordusu aðýr bir yenilgiye uðradý. Gazneli Sultan Mesud, büyük bir devlet adamý, cesur bir kumandan olmasýna raðmen, bu yenilgiden sonra Niþabur'u Selçuklulara býrakýp, kesin sonuç alýnacak büyük savaþý devamlý geciktirdi. Tuðrul Beyin üvey kardeþi Ýbrahim Yýnal, 1038'de Niþabur'u alýp, Tuðrul Bey adýna hutbe okuttu. Niþabur'a gelen Tuðrul Beyi muhteþem bir törenle karþýladý. Tuðrul Bey Sultanü'l-Muazzam (Büyük Sultan), Çaðrý Bey de Melikü'l-Mülûk (Hükümdarlarýn Hükümdarý) unvanýný aldý. Büyük Selçuklu Ýmparatorluðu'nun kuruluþ ve istiklâlini (baðýmsýzlýðýný) ilan ettiler. Selçuklu-Gazneli mücadelesi, 23 Mayýs 1040 Dandanakan Meydan Savaþý ve Selçuklularýn üstünlüðü ele geçirmesiyle neticelendi.


Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açýkken deðil, kapatýnca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teþekkür 51
Ynt: Büyük Selçuklu Ýmparatorluðu
« Yanıtla #1 : 12 Aralık 2009, 19:25:42 »
Selçuklularýn Yükseliþi

          Dandanakan'ýn muzaffer baþkumandaný Çaðrý Bey, zafer sonrasýnda verilen toy, yani büyük ziyafette, üstün idarecilik vasfý ve keskin siyasî zekâsýný takdir ettiði kardeþi Tuðrul Beyi Selçuklu Sultaný ilan etti. Merv, baþkent yapýldý. Toplanan kurultayda, fethedilecek yerlerle, idareciler tespit edildi. Ceyhun ile Gazne arasýndaki bölge Çaðrý Beye, Bust-Sistan havalisi Musa Yabgu'ya, Niþabur'dan itibaren bütün batý bölgeleri Tuðrul Beye verildi. Çaðrý Beyin oðlu Yakutî ile Ýbrahim Yýnal, batý cephesinde görev aldýlar. Hanedandan Arslan Yabgu'nun oðlu Kutalmýþ, Cürcân ve Damgan'a, Çaðrý Beyin oðlu Kara Arslan Kavurd ise, Kirman havalisine tayin olundular. Görev taksiminin ardýndan, kýsa zamanda, kuzeyde Harezm dahil, Maveraünnehir, Sistan, Mekran bölgesi, Kirman ve civarý, Hürmüz emirliði, hatta Arabistan Yarýmadasýnda Umman ve dolaylarý ile Cürcân, Bâdgis, Huttalân tamamen zapt edildi. Tuðrul Bey, Taberistan, Kazvin, Dihistan, Ýsfahan, Nihavend, Rey ve Þehrezur'u alarak devletin sýnýrlarýný geniþletti. 1046'da Gence, 1048'de Erzen, Karaz, Hasankale, Erzurum ve havalisindeki Gürcü, Ermeni ve Bizans ordularý yenilgiye uðratýldý.

          Henüz yeni kurulan devlet, kýsa zamanda, Büveyhîlerin iþgalindeki Baðdat hariç, bölgedeki bütün Ýslam topraklarýna hakim oldu. Sultan Tuðrul, Büveyhîlerin iþgalindeki halifelik merkezi olan Baðdat'ý kurtarmak için, Abbasî halifesi El-Kaim bi-Emrillah'ýn davetiyle 17 Ocak 1055'te Baðdat'a girdi. Halifenin, âlimlerin ve Sünnî Müslümanlarýn büyük memnuniyetle karþýladýðý Tuðrul Bey, Büveyhî Hükümdarlýðýný yýkarak, Abbasî halifeliðini yeniden ihya etti. Ýslam dünyasýnýn takdirini kazanýp, büyük iltifatlara kavuþtu. Halifeliðe karþý yapýlan Fatýmî saldýrýlarýný bertaraf etti. Halifelik makamýna ve Baðdat þehrine hizmetinden dolayý, 25 Ocak 1058'de Tuðrul Bey'e iki altýn kýlýç kuþatan Halife, onu, doðunun ve batýnýn hükümdarý ilan etti. Selçuklu sultanýnýn, halife tarafýndan "Dünya Hakaný" ilan edilmesi, Türklere büyük itibar kazandýrdýðý gibi, Alplik ruhunu okþayarak, Ýslam'ý yayma çabalarýna daha fazla sarýlmalarýna yol açtý. Ayný yýl Tuðrul Bey, tahrikler sebebiyle isyan eden üvey kardeþi Ýbrahim Yýnal'ý cezalandýrdý. Çaðrý Bey, 70 yaþlarýnda 1060'ta, Tuðrul Bey ise 1063'te yine 70 yaþýnda vefat etti. Tuðrul Bey, devletini saðlam temeller üzerine oturtarak, sýnýrlarýný Ceyhun'dan Fýrat'a kadar geniþletti. Anadolu üzerine yaptýrdýðý akýnlarla, Bizans yönetiminde bulunan bölgenin Türk yurdu olmasý için ilk harcý koydu.

          Tuðrul Beyin oðlu olmadýðýndan, Çaðrý Beyin oðlu Muhammed Alparslan, Selçuklu sultaný oldu. Baþa geçer geçmez, amcasýnýn veziri Amîdülmülk'ü görevden alarak, yerine Nizamülmülk'ü tayin etti. Sultan Alparslan, tahta geçmek iddiasýnda bulunan diðer rakiplerini bertaraf ettikten sonra, batýya yönelerek fetihlere baþladý. Kafkaslardan dolaþýp mahallî küçük krallýklarý itaati altýna aldý. Doðu Anadolu'nun kuzeydoðu ucundaki meþhur Ani kalesini 1064'te fethederek, 16 Aðustos 1064'te Kars'a girdi. Ani, Hristiyan âleminin kutsal yerlerinden biriydi. Bu fetihler Ýslam dünyasýnda büyük sevinç kaynaðý oldu ve halife Kaim bi-Emrillah, Alparslan'a, "fetihler babasý", yani çok fetheden anlamýna gelen "Ebü'l-Feth" lakabýný verdi. Sultan, 1065 yýlý sonlarýnda doðuya yönelerek, Üst-Yurd ve Mangýþlak taraflarýna yürüdü. Baþarý ile biten seferin sonunda; ticaret yollarýný vuran Kýpçak ve Türkmenler itaat altýna alýndý.

          Alparslan, 1067 senesinde Kirman meliki olan kardeþi Kavurd'un isyanýyla karþýlaþtý. Bu isyaný kýsa sürede bastýrdý. Öncelikle Müslümanlar arasýnda birliðin saðlanmasýný arzu eden Alparslan, Bahreyn taraflarýndaki Karmatî sapýklarý ve Önasya'daki Þiî-Fatýmî kalýntýlarýný temizlemek için harekete geçti. Þiî-Fatýmî baskýsýnýn Ýslam ülkeleri üzerinden kalkmakta olduðunu gören Mekke þerîfi, Alparslan'a itaatini arz ederek, hutbeyi Abbasî halifesi ve Sultan Alparslan adýna okutmaya baþladý. Doðuda ve Batýda sistemli bir þekilde yapýlan fetih hareketleri; 1067 yýlýnda Anadolu'da baþlatýlan yýpratma ve yýldýrma akýnlarý, 26 Aðustos 1071'deki Malazgirt Savaþýna kadar devam etti. Malazgirt Zaferiyle Selçuklulara kapýlarý açýlan Anadolu, Türkiye Türklerinin istikbaldeki yurdu durumuna girdi.

          Malazgirt Zaferi sonrasýnda, Bizans imparatoru Diogenes ile yapýlan antlaþma, tahttan indirildiði için uygulanamadý. Sultan Alparslan, antlaþmanýn silah zoruyla tatbikini kumandan ve beylerine emrederek, bütün Anadolu'nun fethini istedi. Selçuklu emrindeki Türkmen boylarý, Orta Asya'dan batýya sevkedilerek, Doðu Anadolu'daki Bizans hududuna gönderildi. Selçuklularýn gazâ akýnlarýna karþý koyamayan Bizans kale ve garnizonlarý, Türklerin eline geçti. Türk akýnlarý, Marmara Denizi sahillerine kadar uzandý ve fethedilen Anadolu, iskân edildi. Anadolu'nun Türkleþip Ýslamlaþmasý için gerekli bütün tedbirler alýndý. Sultan Alparslan, çýktýðý Maveraünnehir seferinde, esir alýnan bir kale kumandaný tarafýndan þehit edildi. Türk tarihinin büyük sultanlarýndan olan Alparslan, enerjisi, disiplini, yiðitliði ve adaletiyle temayüz etmiþti.

          Alparslan vefat ettiðinde, devlet topraklarý, doðuda Kaþgar'dan, batýda Ege kýyýlarý ve Ýstanbul Boðazýna, kuzeyde Hazar-Aral arasýndan, güneyde Yemen'e kadar olan bir bölgeye yayýlmýþtý.

          Alparslan'ýn yerine oðlu ve veliahtý Melikþah, Selçuklu sultaný oldu. Sultanlýðýný tanýmayan amcasý Kavurd ile, Kerez'de yapýlan savaþý kazanan Melikþah, birkaç gün sonra Kavurd'un ölümüyle, devlet içinde asayiþi kýsa sürede saðladý. Ýç iþlerini halleden Melikþah, taht mücadelesinden faydalanarak Selçuklu hudutlarýna saldýran Gaznelilerle Karahanlýlara karþý sefere çýkýp onlarý anlaþmaya mecbur etti.

          Doðu sýnýrlarýnýn güvenliðini saðlayan Melikþah, babasýnýn veziri ve kendisinin de hocasý olan, sapýk ve batýnî akýmlara karþý Sünnîliðin müdafaasý için Nizamiye Medreselerini kuran Nizamülmülk'ten vezirliðe devam etmesini istedi. Bu sayede Büyük Selçuklu Ýmparatorluðu'na ve Ýslam dünyasýna çok hizmet etmesine vesile oldu.

          Sultan Melikþah, çok sakin, affedici, fakat devlet ve millet iþlerinde çok ciddî, müstesna bir þahsiyetti. Devrinde bozkýrlardaki Türk boylarýný, bütün Ýran'ý, Arabistan'ý, Suriye ve Filistin'i yönetimi altýna aldý. Anadolu'nun fethi üzerinde hassasiyetle durup, babasýnýn görevlendirdiði amcaoðlu Kutalmýþoðlu Süleyman Þah ve Türkmen beylerinden Alp Ýlig, Artuk Bey, Mansur, Dolat gibi komutanlarla fetihleri sürdürdü. Selçuklu komutanlarý, Bizans'ýn Türklere karþý kurduðu Ölmezler adlý askerî birlikleri maðlup ettiler. Artuk Bey, Bizans kuvvetlerini, 1074'te Sapanca çevresinde yenerek, yüz binden fazla Türk'ü, Ýzmit'ten Üsküdar'a kadar olan sahaya yerleþtirdi.

          Kutalmýþoðlu Süleyman Þah, güneydoðu harekâtýyla, Adana dolaylarýný fethetmekle meþguldü. Fýrat'ý geçerek Çukurova, Maraþ, Tarsus, Antep ve Urfa'ya daðýlan Ermeni ve ücretli Frank askerlerini Antakya'da, Gümüþtigin de Nizip, Âmid (Diyarbakýr) ve Urfa civarýnda Bizans kuvvetlerini maðlup ettiler.

          Artuk Bey, Sultan Melikþah'ýn emriyle, Doðu harekâtýný idare etti. 1074-1077 yýllarý arasýnda Sivas, Tokat, Çorum havalisini, Yeþilýrmak ve Kelkit havzalarýný ele geçirdi. Artuk Beyden sonra yerine Daniþmend Gazi geçerek, Amasya ve civarýný Karadeniz'e kadar aldý. Mengücük Gazi, Þarkî Karahisar, Erzincan ve Divriði havalisini; Ebü'l-Kasým da Erzurum ve Çoruh bölgesini fethetti.

          Orta, Kuzeybatý ve Batý harekâtýný Kutalmýþoðlu Süleyman Þah idare edip, Bizanslýlarla mücadele ve onlarýn âsi kumandanlarýyla ittifak yaptý. Bizanslýlar, Balkanlar'daki iktidar mücadelesi ve iç hadiseler üzerine, Selçuklulardan yardým istediler. Yardým talepleri, Selçuklularýn çýkarlarý doðrultusunda karþýlandý. Süleyman Þah, Ýznik'e yerleþerek, bu þehri, Anadolu Selçuklu Devleti'nin merkezi yaptý. Selçuklular, Anadolu'da sahil þehirleri dýþýnda, Toroslar ve Çukurova'dan Üsküdar'a kadar bütün bölgeye yerleþtiler. Bu durum karþýsýnda Avrupalýlar, Çin'e elçilik heyeti göndererek, Selçuklularýn doðudan sýkýþtýrýlmasýný istediler. Ancak, sonuç alamadýlar.

          Diyarbakýr bölgesinin fethi için Selçuklu seferleri, Fahrüddevle Cüheyr'in Ýsfahan'a gelmesiyle baþladý. Fahrüddevle, buradaki Þiî itikadlý Karmatîlerin yola sokulmasý için çalýþan Artuk Bey ve baðlý kuvvetlerle birlikte Diyarbakýr'a doðru yola çýktý.

          Fahrüddevle'nin komutasýndaki birlikler, çevredeki Mardin, Hasankeyf, Cizre ve daha otuz kadar kaleyi ele geçirdi. Diyarbakýr, Fahrüddevle'nin oðlu Zaimüddevle emrindeki kuvvetlerin 4 Mayýs 1085'te þehre girmesiyle düþtü ve Mervanîler Devleti ortadan kalktý.

          Musul'un fethine memur edilen Aksungur ve diðer Türkmen emîrleri þehre savaþmadan girdiler. Fethi takiben Musul'a gelen Melikþah, büyük bir törenle karþýlandý. Musul emîrliðine Þerefüddevle'yi tayin etti.

          Sultan Alparslan zamanýndan beri Suriye ve daha güneye yürüyen ünlü Selçuklu kumandanlarýndan Atsýz, seferlerini Melikþah zamanýnda da sürdürdü. Uzun süre kuþattýðý Dýmaþk (Þam)'ý 1076 Martýnda Selçuklu topraklarýna kattý. Dýmaþk'ýn alýnmasýndan sonra, camilerde okunan Þiî-Fatýmî ezanýný yasaklayarak, cuma hutbesini Halife Muktedî ve Sultan Melikþah adýna okuttu. Daha sonra Selçuklu Devletinin "Fatýmî Devletinin ortadan kaldýrýlmasý" politikasýna uygun olarak, Mýsýr'a doðru sefere devam etti. Fakat, baþarýlý olamadý ve baþarýsýzlýðý Suriye emîrliðinden alýnmasýna sebep oldu. Yerine, Melikþah'ýn kardeþi Tacüddevle Tutuþ getirildi.

          Sultan Melikþah, kardeþi Tutuþ ile Kutalmýþoðlu Süleyman Þahýn mücadelesi üzerine 1086'da Ýsfahan'dan hareket ederek, Suriye'de asayiþi yeniden tesis etti. Halep valiliðini Aksungur'a, Urfa'yý Bozan'a, Antakya'yý da Yaðýsýyan'a verdi. 1087 yýlýnda Melikþah, Süveydiye kýyýlarýndan Akdeniz'e ulaþtý. Böylece Uzakdoðudan Ortadoðuya kadar hakimiyet kurdu. Dönüþte hilafet merkezi olan Baðdat'ý ziyaret etti. Halife Muktedi tarafýndan iki kýlýç kuþatýldý ve 25 Nisan 1087'de "Dünya Hükümdarý" ilan edildi.




Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açýkken deðil, kapatýnca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teþekkür 51
Ynt: Büyük Selçuklu Ýmparatorluðu
« Yanıtla #2 : 12 Aralık 2009, 19:26:19 »
Saltanat Mücadelesi ve Çöküþ

          Selçuklularýn Türklüðe, Ýslam dünyasýna ve insanlýða yaptýklarý hizmetlerle kýsa sürede yükselmeleri, düþmanlarýný hýzlý bir faaliyet içine soktu. Bizanslýlarla ve sapýk fýrkalarla mücadele eden âlim ve kumandanlar suikastla öldürülüyordu. 1092 senesinde, önce Selçuklularýn ünlü veziri Nizamülmülk, Hasan Sabbah'ýn fedailerinden bir batýnî tarafýndan; arkasýndan Sultan Melikþah, Baðdat'ta zehirlenerek þehit edildiler.

          Melikþah'ýn ölümüyle baþlayan saltanat mücadelesinde Þam meliki Tutuþ, derhal sultanlýðýný ilan etti. Bu arada Melikþah'ýn hanýmý Terken Hatun da, küçük oðlu Mahmud'u sultan ve torunu Cafer'i halifenin veliahdý yapmak için bütün gücüyle uðraþtý ve 1092'de Mahmud'un saltanatýný ilan ederek, namýna hutbe okutmaya muvaffak oldu. Yine bu arada taraftarlarýyla Rey'e çekilen Berkyaruk da sultanlýðýný ilan etti ve Terken Hatun'un üzerine gönderdiði orduyu Burucerd'de bozguna uðrattý. Terken Hatun'un Gence meliki Ýsmail'i yanýna çekmesi de bir yarar saðlamadý.

          Terken Hatun'un bir suikast neticesinde öldürülmesiyle, saltanat mücadelesi, Tutuþ'la Berkyaruk arasýnda kaldý. Tutuþ, Rey üzerine yürüdüyse de, 1093 yýlýnda vuku bulan uzun mücadeleler sýrasýnda birçok emîr, Berkyaruk tarafýna geçti. Bu sayede Berkyaruk, karþýsýnda orduyu bozguna uðrattý. Ayrýca Tutuþ'un ölümüyle bütün rakiplerini bertaraf ederek, Baðdat'ta adýna hutbe okuttu.

          Sultan Berkyaruk zamanýnda Selçuklu Devleti: a) Irak ve Horasan, b) Suriye, c) Kirman, d) Türkiye Selçuklularý olmak üzere dörde bölündü. Ayrýca Doðu Anadolu'nun çeþitli yerlerinde Türkmen beylikleri ve Atabeylikler ortaya çýktý. Berkyaruk, parçalanan Selçuklu Ýmparatorluðunu toplamaya baþladýðý bir sýrada, Haçlý ordularý da Suriye'ye geldi. Berkyaruk, Haçlýlara ve onlarýn Antakya Kuþatmasýna karþý Kürboða'yý ve Artuklu beylerini sefere gönderdi. Anadolu'dan geçen Haçlýlar, Suriye'ye vardýklarý zaman sayýlarý oldukça azalmýþtý. Ancak, Þiî-Fatýmîlerin, Sünnî Müslümanlara karþý Haçlýlarla ittifak yapmalarý, ayrýca Suriye emîrleri arasýndaki güvensizlik ve rekabetler, Tutuþ'un oðlu Dukak ile birlikte Suriye kuvvetlerinin haber vermeden çekilmesi, Frenklerin taarruza geçerek, Türkleri bozguna uðratmalarýna sebep oldu. Neticede ilerlemeye devam eden Haçlýlar, Antakya'yý iþgalden bir yýl sonra Kudüs'ü ele geçirip, þehirde yaþayan yetmiþ bin Müslüman ve Yahudi’yi hunharca katlettiler.

          Bu arada Gence Meliki ve kardeþi Muhammed Tapar, Berkyaruk'a saltanat iddiasýyla isyan etti. Berkyaruk, 1100 senesinde Sefîdrud'da maðlup olmasýna raðmen, Muhammed Tapar'ý arka arkaya dört kez bozguna uðrattý. Ahlat'a sýðýnan Muhammed Tapar, buranýn hükümdarý Sülemen'i ve Ani emîri Menuçehr'i hizmetine alarak yeniden savaþa hazýrlandýysa da, Sultan Berkyaruk çok kan aktýðýný, memleketin harap, emîr ve askerlerin yorgun düþtüðünü, hazinenin boþ kaldýðýný, vergilerin tahsil edilemez hale geldiðini ve nihayet Ýslam düþmanlarýna fýrsat verildiðini beyan ederek, gönderdiði bir elçiyle kardeþini barýþa ikna etti. Böylece 1104'te Azerbaycan'da Sefîdrud hudut olmak üzere, Kafkasya'dan Suriye'ye kadar bütün vilayetlerde Muhammet Tapar sultan tanýndý. Baðdat, Rey, Cibal, Taberistan, Fars, Huzistan, Azerbaycan, Mekke ve Medine'nin idaresi de Berkyaruk'ta kaldý.

          Büyük Selçuklu Devleti, iki devlete ayrýlmak suretiyle, Türkiye ile birlikte üç Selçuklu sultaný ortaya çýktý. Ancak bu durum çok uzun sürmedi. Çünkü Berkyaruk, hastalýklý olduðu için 1104 yýlýnda, yirmi altý yaþýndayken vefat etti. Sultan Berkyaruk, ülkesini düþünen ve milletinin refahý için çalýþan bir kimseydi. Ancak, kardeþ kavgalarýnýn, memleketin birlik ve beraberliðe en muhtaç olduðu bir döneme rastlamasý Berkyaruk'u çok üzdü. Buna raðmen fýrsat buldukça Haçlý kuvvetleri üzerine asker sevk etmekten ve darbeler vurmaktan geri kalmadý.

          Berkyaruk'un vefatýndan sonra Muhammed Tapar, Baðdat üzerine yürüyerek, fazla zorluk çekmeden 1105'te tek baþýna sultan oldu. Önce amcasýnýn oðlu Mengübars'ýn isyanýný bastýrdý. Daha sonra ülkede uzun zamandýr karýþýklýk çýkaran, anarþiyi tahrik eden Batýnîlere karþý mücadele etti. 1107'de, Batýnîlerin merkezi olan Alamut Kalesi kuþatýldý ve çok sayýda Batýnî öldürüldü. Selçuklular arasýndaki karýþýklýklardan faydalanan Haçlýlar, Birinci Haçlý Seferi sonunda Suriye'de Haçlý devletleri kurmaya baþladýlar. Sultan Muhammed Tapar, bunlarýn üzerine ordular gönderdiyse de, kumandanlar arasýnda tam anlaþma saðlanamadýðýndan kesin sonuca gidilemedi. Sefer kumandaný Emîr Mevdud, Þam Ümeyye Camii'nde bir Batýnî tarafýndan öldürüldü. Sultan, Haçlýlara karþý Aksungur'u kumandanlýða getirdi. Bu arada kardeþi Sencer'i Suriye ve Horasan'daki Batýnîlerle mücadele etmekle görevlendirdi. Alamut üzerine de bir ordu gönderdi. Sultan Muhammed Tapar'ýn 1118'de vefatý sebebiyle, bu fesat ocaðý ortadan kaldýrýlamadý. Sultan Muhammed Tapar, Ýsfahan'da yaptýrdýðý medresenin bahçesine defnedildi.

          Ýleri gelen devlet adamlarý, Muhammed Tapar'ýn henüz küçük yaþtaki oðlu Mahmud'u tahta geçirdilerse de, Melikþah'ýn oðlu ve Horasan meliki olan Sencer, yeðeni Mahmud'un sultanlýðýný kabul etmeyerek, saltanat iddiasýnda bulundu. 14 Aðustos 1119 tarihinde yapýlan Save Savaþýný kazanarak sultanlýðýný ilan eden Sencer, yeðenine evlat muamelesi yaptý ve kendi egemenliðini tanýmak þartýyla, Rey hariç, batý ülkelerinin hakimiyetini ona býraktý.

          Sultan Sencer, batý iþlerinden çok doðu ile uðraþtý. Gaznelilerle savaþtý. Karahanlýlarý kendisine baðladý. Zamaný, Selçuklularýn son parlak devriydi. Bu arada Büyük Selçuklu Devletini iki büyük tehlike tehdit ediyordu. Bunlardan birisi, batýdan Anadolu ve Suriye'ye saldýrmakta olan Haçlýlar, diðeri doðudan gelen ve devletin doðu sýnýrlarýný zorlayan Karahitaylardý. Sultan, yalnýz bu ikinci tehlikeyle uðraþtý. Doðu Karahanlýlar Devletini yýkarak Seyhun boylarýný zorlayan Karahitaylarla çarpýþan Sencer, onlarla 10 Eylül 1141 yýlýnda yaptýðý Katvan Meydan Savaþýný kaybetti. Bu muharebeden sonra, Seyhun nehrine kadar olan topraklar Karahitaylarýn eline geçti. Katvan Meydan Muharebesiyle, Büyük Selçuklu Devleti tarihinde yeni bir devir baþladý ve Selçuklu ülkesi, Müslüman olmayan Türk ve Moðol birliklerinin istilasýna uðradý.

          Sultan Sencer'in bu yenilgisinden faydalanmak isteyen Gur hükümdarý Alâeddin Hüseyin, yýllýk vergiyi vermemek, sultanlýk peþinde koþmak gibi davranýþlarla, Sencer'e olan tâbiliðinden kurtulmaya çalýþýyordu. Zaten, sýnýrlarýný fazla geniþletmesi, bölgenin güç dengesini bozmakta ve bu durum Sultan Sencer'i endiþeye düþürmekteydi. Büyük kuvvetlere sahip olan Gurlular üzerine yürüyen Sultan Sencer, Haziran 1152'de yaptýðý muharebede Gur ordusunu yenerek, Katvan'da kaybedilen itibarý yeniden saðladý.

          Gur galibiyetinden eriþilen ihtiþam fazla uzun sürmedi. Vergi tahsili sýrasýnda yapýlan haksýzlýk yüzünden, kendi soyundan olan Oðuzlarla bazý emîrler arasýndaki ihtilaflar gittikçe büyüdü. Sultan Sencer, bir kýsým emîrlerin ýsrarý ile, göçebe oðuzlarýn üzerine yürümek zorunda kaldý. 1153 yýlý Mart ayýnda Belh civarýnda, Oðuzlarla yapýlan savaþý Selçuklular kaybettiler. Bu aðýr yenilginin sonunda Sultan Sencer esir düþtü. Oðuzlar, Sencer'e esir de olsa sultan gözüyle baktýlar.

          Esir Sultaný kurtarmak için ilk harekete geçen, onu savaþa sürükleyen Belh valisi Emîr Kumac'ýn torunu Müeyyed Ayaba oldu. Sencer, her ne kadar gündüz tahtta oturtuluyor ve zahirî bir iltifat görüyorsa da geceleri demir bir kafeste uyuyordu. Onun adýna çok usulsüz iþler yapýlýyor ve bazý vaatlerde bulunuluyordu. Bu durum karþýsýnda Sencer, 1156 yýlý Nisan ayýnda kaçmaya muvaffak oldu. Fakat aðýr Oðuz darbesi altýnda çöken, iç huzursuzluk ve istikrarsýzlýða maruz kalan Büyük Selçuklu Devleti, kendini toplayamadý. Her ne kadar tâbi beyler, Sencer'e kurtuluþundan dolayý memnuniyetlerini ve baðlýlýklarýný bildirmiþlerse de, Selçuklu kumandanlarý arasýndaki mücadele Sultana gerekli imkâný saðlamadý. Sencer, 9 Mayýs 1157 senesinde yetmiþ üç yaþýnda vefat etti. Merv'de daha önce yaptýrdýðý Dârü'l-Apir'de defnedildi. Onun vefatýndan sonra Büyük Selçuklu Devletinin Ýran, Irak, Suriye ve Anadolu'daki parçalarý, Selçuklu Hanedanýna mensup kiþilerce idare edilip, on dördüncü yüzyýla kadar devam edenler oldu.


Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açýkken deðil, kapatýnca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teþekkür 51
Ynt: Büyük Selçuklu Ýmparatorluðu
« Yanıtla #3 : 12 Aralık 2009, 19:26:43 »
Devlet Teþkilatý, Kültür ve Medeniyet

          Devlet Teþkilatý: Selçuklularý meydana getiren Oðuzlar, Orta Asya'dan Maveraünnehir ve Horasan'a gelince bütünüyle Ýslamiyet’i kabul ettiler. Müslüman olmalarýyla eski bozkýr kültürünün Ýslam’a aykýrý olmayan müesseselerini sentezleþtirdiler. Türk Devlet geleneðinin esasýný teþkil ettiði Selçuklu devlet teþkilatý; Karahanlý, Sâmânlý, Gazneli ve Abbasî devletleri teþkilatlarýndan geniþ ölçüde faydalanmýþ ve bunlarý kendi bünyesinde mükemmel bir surette uygulamýþtýr.

          Hükümdar: Töre ve müesseselerin tanýdýðý haklarla devletin tek hakimidir. Sultan unvanlý hükümdarlara genellikle Sultanülâzam denilirdi. Türklerdeki Hâkan veya Kaðan, batýdaki imparator kelimesinin karþýlýðýdýr. Sultan, Türkçe adýnýn yanýnda Ýslamî ad da taþýrdý. Halife tarafýndan künye ve lakap da verilirdi. Sultan merkezde oturur, ülke topraklarý hanedan mensuplarýnca idare edilirdi. Merkeze baðlý beylik ve atabeylikler vardý. Sultanýn hakim olduðu ülkelerde adýna hutbe okunur ve para basýlýrdý. Fermanlara ve dîvanýn kararlarýna büyük sultanýn imzasý yerine tuðra çekilip, tevkiî (niþan) yazýlýr ve emir ondan sonra yürürlüðe girerdi. Harplerde ve devlet ileri gelenleriyle yaptýðý seyahatlerde, hakimiyet iþareti olarak, baþýnýn üstünde atlastan veya altýn sýrmalý kadifeden yapýlmýþ çetr (hükümdar þemsiyesi) tutulurdu. Çetre, sultanýn ok ve yaydan meydana gelen armalarý iþlenirdi. Hükümdarlýk sarayýnýn kapýsýnda veya saltanat çadýrýnýn önünde, namaz vakitlerinde, günde beþ defa nevbet (mehter) çalýnýrdý. Sultan, haftanýn belirli günlerinde devlet ileri gelenleriyle yüksek mevkili memur ve kumandanlarý huzuruna kabul edip, ülke meselelerini görüþür ahalinin halinden haberdar olurdu.

          Saray Teþkilatý: Sarayda sultanýn ailesi ve maiyeti otururdu. Saray teþkilatý ve teþrifatçýlýk, önceleri Oðuz töresine göre yapýlýrken, sonralarý Ýslamî hüviyet kazandý. Sarayda, sultanla dîvanlar arasýndaki irtibatý Hâcibü'l-hacib denilen Hâcib saðlar; örfî meselelerin hallinde kadýya da yardýmcý olurdu. Hâcibler, sultanýn güvendiði kiþiler arasýndan seçilirdi.

          Emîr-i Candâr: Saray muhafýzlarýnýn baþý olup, maiyetindeki hassa birlikleriyle sarayýn ve sultanýn emniyetini saðlamakla görevliydi. Silahdar, merasimlerde sultanýn silahlarýný taþýrdý ve silahhanedeki muhafýzlarýn âmiriydi.

          Emîr-i Alem: Sultanýn "Rayet-i Devlet" denilen bayraðýný, saltanat sancaklarýný taþýmak ve muhafaza etmekle görevliydi. Emîr-i alemin maiyetinde alemdarlar vardý. Yasacý, bayrak ve nevbet takýmýný muhafaza ve idare ederdi.

          Câmedâr: Sultanýn elbiselerinin muhafýzýydý. Emîr-i meclis, sultanýn ziyafetlerini hazýrlatýp, teþrifatçýlýk yapardý. Emîr-i Çeþnigîr, sultanýn yemeklerini hazýrlayan ve sofra hizmetlerini yapan çeþnigirlerin amiriydi. Þerabdar-ý has, sultanýn þerbetlerini hazýrlamakla, haftanýn belirli günlerinde toplanan mecliste ve yemeklerde hizmetle görevliydi. Serhenk (Çavuþ), törenlerde ve sultanýn seyahatlerinde yol açardý. Ayrýca, Abdâr, Emîr-i Âhur, Üstadüddâr, Vekîl-i Has, Emîr-i Þikâr, Bazdâr ve Nedimler de sarayda vazifeli kiþiler arasýndaydý.

          Hükûmet: Büyük dîvan denilen "dîvan-ý saltanat"ta devletin umumi iþleri görüþülüp yürütülürdü. Selçuklularda büyük dîvandan baþka, devletin malî, askerî, adlî ve diðer iþlerine bakan dîvanlar da vardý. Dîvan baþkaný, sultanýn mutla vekili olan Sâhib, Sâhib-i Dîvan ve Hâce-i Büzürg de denilen vezirdi. Vezir bir tane olup, alâmet olarak destâr (sarýk) ve altýn divit verilirdi. Vezirin dividi, Devâtdâr'da olup, ayný zamanda sýr kâtipliði de yapardý.

          Selçuklularda, Ýstifâ dîvaný, malî iþlerle ilgilenir, en önemli üyesine Müstevfî denirdi. Tuðra dîvaný, ferman, berat, menþur, mektup dahil, yazýþmalara tuðra çekerdi. Ýþraf dîvaný; Müþrif-i memâlik de denilen müþrifin âmirliðinde genel teftiþ yapardý. Dîvan-ý arz'a, Arzü'l-ceyþ baþkanlýk ederdi. Emîr-i ariz de denilen bu zatýn baþkanlýðýndaki teþkilat, millî savunma hizmetleri ve ordunun ihtiyaçlarýný karþýlamakla vazifeliydi. Þehzadelerin yetiþmesiyle ilgilenen atabeyler, eyalet merkezlerinde güvenlik hizmetleriyle ilgilenen ve þýhne (veya þahne) denilen askerî valiler, mülkî idareden mesul olan âmiller ve zabýta hizmetleriyle "emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker" (iyiliði emredip kötülükten sakýndýrma) görevini üstlenmiþ olan muhtesipler de hükümet teþkilatý içinde yer alýrdý.

          Adlî Teþkilat: Adliye; þer'î ve örfî kazâ olmak üzere ikiye ayrýlýrdý. Þer'î davalara kadýlar bakardý. Kâdý'l-kudât denilen baþ kadý, Baðdat'ta bulunur, merkezde mahkeme baþkanlýðý yapardý. Baþ kadý, diðer kadýlarý da teftiþ ederdi. Kadýlar, þer'î davalar, tereke (miras), hayrât ve vakýf iþlerine bakarlardý. Selçuklu Türkleri, Hanefî mezhebinde olduklarýndan, davalar ve meseleler, bu mezhebin hükümlerine göre halledilirdi. Yanlýþ bir karar verilmiþse, öteki kadýlar, durumu sultana bildirerek, düzeltme yapýlýr, hatanýn önüne geçilirdi. Kadýlarýn yetiþmesine çok dikkat edilirdi.

          Örfî mahkemelerin baþýnda, Emîr-i dâd denilen adalet emîri bulunurdu. Bunlar, devlete, kanunlara ve emirlere karþý gelenlerin davalarýna, siyasî suçlara bakarlardý. Bir nevi olaðanüstü mahkemeler demek olan Dîvan-ý mezalim'e baþkanlýk ederlerdi. Kazaskerler (Kadýaskerler), ordu mensuplarýnýn davalarýna bakardý. Dine aykýrý görülen her harekete muhtesip, anýnda müdahale ederdi. Adliye mensuplarý, baðýmsýz olup, büyük dîvana ve eyalet dîvanlara baðlý deðildiler.

          Ordu: Devletin temeli olan ordu, Hassa ordusu ve týmarlý sipahilerden meydana eliyordu. sarayda özel olarak yetiþtirilip, doðrudan sultana baðlý olan Gulamân-ý saray askerleri çeþitli milletlerden seçilirdi. Bunlar senede dört defa maaþ alýrlardý. Hassa ordusu; melik, vali, vezir ve diðer yüksek rütbeli devlet memurlarýnýn emri altýnda, her an harekete hazýr askerler olup maaþlýydýlar.

          Sipahiler; süvari kuvvetleriydi. Sipahi ordusu mensuplarýndan her biri, ülkenin çeþitli bölgelerinde kendilerine tahsis edilen topraklarýn (ikta=dirlik) gelirlerinden geçimlerini saðlýyordu. Selçuklular, askerî iktalar sayesinde, maaþ ödemeden bir orduyu beslemiþ, mühim bir Türkmen nüfusunu topraða ve devlete baðlayarak iskân etmiþti. Bu sayede üretimin artmasýný, halk ile hükümet arasýnda yeni askerî ve idarî bir kadronun kurulmasýný temin etmiþti. Bin süvariden fazla asker besleyen ikta sahipleri vardý. Büyük Selçuklularda ordu mevcudu, 400.000'e kadar çýktý. Bunun 46.000'i merkezde, geri kalaný devletin diðer bölgelerine daðýlmýþ durumdaydý. Ýkta sistemiyle, ülke menfaatlerini âhenkleþtirip, kudretli askerî ve idarî teþkilata sahip oldular. Ayný sistem, Osmanlýlarý da etkiledi. Halk arasýndan Haþer denilen ücretli askerler de alýnýrdý. Ayrýca gönüllü Gâziyân ve çeþitli askerî sýnýflar da vardý.

          Selçuklu ordusunun gezici hastaneleri ve Çerge denilen hamamlarý vardý. Orduda hafif silah olarak ok, yay, kýlýç, kalkan, mýzrak, harbe, sökü, bozdoðan da denilen topuz, gürz, balta, nacak, çekre, zemberek, pala, cevþen (zýrh) ve çokal kullanýlýrdý. Ordunun silahlarý ülke içinden, en iyi malzeme kullanýlarak, sanatýnda pek mahir ustalar tarafýndan imal edilirdi. Büyük Selçuklularda deniz kuvvetleri olmamasýna raðmen, baðlý devletlerde vardý. Ordunun ihtiyacýnýn karþýlanmasý ve meselelerin halline Dîvanü'l-ceyþ bakardý.

          Sosyal Hayat: Selçuklularda sýnýfsýz bir cemiyet hayatý vardý. Sosyal yapý, Ortaçað Avrupasý’ndan tamamen ayrýdýr. Toplum; Selçuklu hanedaný ve mensuplarý baþta olmak üzere askerî ve mülkî rical ile devlet teþkilatý dýþýnda kalan ahaliden meydana geliyorsa da, Avrupa'daki gibi sýnýf, Hindistan'daki gibi kast sistemi mevcut deðildi. Hanedan ve devlet ileri gelenlerinin büyük yetkileri olmasýna raðmen, þehirde ve köyde yaþayan halkýn, kanun karþýsýnda hak ve vazifeleri vardý. Þer'î hükümler karþýsýnda herkes eþitti. Köylü hür olup, topraðýn hâs ve ikta oluþuna göre hükümetin himayesi altýnda çalýþýrdý. Vergisini verirdi. Mülk, topraklar, veraset yoluyla çocuklara geçerdi.

          Ýktisadî ve Ticarî Hayat: Selçuklularýn hakim olduðu Horasan, Ýran, Irak, Anadolu ve diðer Ortadoðu ülkeleri bu devirde, ekonomik bakýmdan en yüksek seviyeye çýkarak, milletler ve kýtalar arasý ticarette köprü görevi görüyordu. Selçuklu ülkesinin her türlü ziraî mahsulün yetiþmesine müsait iklim, coðrafî ve doðal zenginliklere sahip olmasý sayesinde bol mahsul yetiþiyordu. Tahýl sýkýntýsý çekilmeyip, o günkü þartlarda fiyatý da ucuzdu. Ülke içinde ve dýþýnda, kýtalar ve milletlerarasý ticareti emniyetle saðlayan yol ve kervansaraylar yapýlmýþtý.

          Yabancý ülkelerle ticarî anlaþmalar yapýlýp, çok düþük gümrük tarifeleriyle ihracat ve ithalat teþvik edildi. Karada eþkiyanýn ve açýk denizlerde korsanlarýn tecavüzlerine uðrayan tüccarýn zararýnýn, hazineden tazmin edilerek garanti altýna alýnmasý ticaretin geliþmesinde çok etkili oldu. Devletin tüccara garantisi, her türlü emniyet, huzur ve imkânýnýn yanýnda ayrý bir teþvikti.

          Ticaretin geliþmesi, gümrüklerin azlýðý, üretimin bolluðu, otlak ve hayvanlarýn çokluðu sebebiyle, Selçuklu ülkesinde zenginlik ve refah vardý. Bol buðday, pirinç ve pamuk tarýmý yapýlýyordu. Çok hayvan yetiþtirilip diðer ülkelere satýlýyordu. Bakýr, demir, gümüþ ve dokuma sanayi için þap madeni çýkarýlýyordu. Halý, pamuk ve yünlü dokuma denizci örtüleri, ipek kumaþlar, ipek tül ve mendil dokunup ihraç ediliyordu. Kâþihanelerde zarif çiniler imal edilip, Selçuklu eserlerini süslüyordu. Yapýlan ve satýlan mallar, sýký kontrolden geçerdi. Her zanaat kolu, bir lonca teþkilatýna baðlýydý. Loncalar, meslek ve erbabýný kontrol altýnda tutardý. Lonca reisine Ahî, ahîlerin reisine de Ahî Baba denirdi. Bu teþkilat daha sonra Osmanlýlara geçti. Esnaf ve tüccar mallarýnýn alýnýp satýldýðý, tanýtýldýðý, mahallî, millî ve milletlerarasý pazarlar kurulurdu. Selçuklular, þeker ve nadide eþya alýp, at, halý, ipek ve maden satarlardý. Devletin gelir kaynaklarý, arazi vergisi olan haraç, ziraat vergisi olan öþür, iltizam, ganimet, baðlý ve komþu devletlerin hediye ve yýllýklarý idi. Hayat pahalýlýðý, yok denecek kadar az olup, 1056 ile 1113 yýllarý arasýndaki yetmiþ beþ senelik fiyat yükselmesinin oranýnýn toplamý yüzde onu geçmemiþtir.

          Ýlim: Selçuklular, Ýslam’a tam baðlý, itikatta ve amelde Ehl-i sünnet mezhebine mensuptular. Türkler ekseriyetle itikatta Matüridî, amelde Hanefî mezhebindendir. Ülkede kýsmen de itikatta Eþ'arî ve amelde Þafiî ve diðer hak mezhep mensuplarý da vardý. Batýnîler gibi sapýk fýrkalar varsa da, bunlarla âlimlar ve devlet mücadele halindeydi. Devlet, ilim ve âlimlerin yanýnda olup, geliþmesi için bütün imkânlarýný seferber etmiþti. Dinî eðitim ve öðretimin yapýldýðý medrese, tekke ve zaviyeler ülkenin her tarafýnda yaygýndý.

          Selçuklu medreselerinde, dinî ve fennî bütün ilimler, konunun mütehassýslarý tarafýndan okutulurdu. Selçuklular zamanýnda deðerli âlimler yetiþip, halâ deðerini koruyan orijinal eserler yazýldý. Ebü'l-Kasým Abdülkerim Kuþeyrî, Ebu Ýshak Þirazî, Ebu Meâlî Cüveynî, Ýmam-ý Gazalî, El-Hatîbî, Abdullah-ý Ensarî, Vâhidî, Fahru'l-Ýslam Pezdevî, Serahsî, Yûsuf-i Hemedanî, Þehristânî, Ýmam-ý Begavî, Kâdý Beydâvî, Abdülkâdir-i Geylanî, Nizamülmülk dahil daha pek çok âlim, Büyük Selçuklu ve onlara baðlý devletlerde çok hürmet ve himaye görüp, deðerli eserler vererek insanlýða hizmet etmiþlerdir.

          Selçuklular, Ýslamî ilimlerin eðitim ve öðretiminin yapýldýðý ve zamanýn fen bilimlerinin öðretildiði çeþitli fakültelere sahip, üniversite mahiyetinde büyük medreseler yaptýrdýlar. En büyüðü, Baðdat'taki Nizamiye Medresesi olup, Ýsfahan, Niþabur, Belh, Herat, Basra ve Amul'da benzerleri vardý. Buralarda aklî ve naklî bütün ilimler öðretilirdi. Medreselerde, mütehassýslarýnca okutulan riyaziye (matematik), hey'et (astronomi), hendese (geometri), cebir, fizik, kimya sahalarýnda derin âlimler yetiþti. Rasathaneler kurularak, gök cisimlerinin hareketleri izlendi ve esaslý takvimler yapýldý. Bu sahalarda, edebî yönüyle de tanýnan Ömer Hayyam, Muhammed Beyhekî, Ebü'l-Muzaffer Ýsferâyinî, Vâsýtî, Ahmed Tûsî ve daha pek çok âlim yetiþip deðerli eserler verdiyse de, on üçüncü yüzyýlda Ýslam ülkelerindeki Moðol tahribatý sebebiyle, bunlardan faydalanma imkâný büyük ölçüde kaybolmuþtur. Yazýlan pek deðerli eserler, Moðollarýn kanlý çizmeleri altýnda heba olmuþtur.

          Selçuklu sultan ve devlet adamlarýnýn destek ve himayesiyle kýymetli edebiyatçý ve þairler yetiþmiþtir. Selçuklu sarayýnda, devlet teþkilatýyla edebiyat çevrelerinde genellikle Farsça, medrese çevrelerinde Arapça, Selçuklu hanedaný ve Türkmenler arasýnda ve orduda da Türkçe konuþulup yazýlýrdý. Nazým ve nesir sahasýnda kýymetli kitaplarýyla tanýnan Meþhur Bostan ve Gülistan sahibi Sadi-i Þirazî, Ömer Hayyam, Enverî, Lami-i Cürcânî, Ebyurdî, Ezrâkî gibi edip ve þairler, nesir ve nazým eserler verdiler. Gazâ ve fetih ruhunu canlý tutan destanî eserler yazdýlar. Ýlmî eserlerde olduðu gibi, edebî eserlerin bazýlarý, Moðol tahribatý sebebiyle ele geçmemiþtir.

          Mimarlýk ve Sanat: Selçuklu mimarî ve sanat eserlerinin çoðu birer þaheserdir. Batýnîler, Moðollar ve asýrlarýn tahribatýna raðmen kalabilenleri uzmanlarýnca halâ hayranlýkla incelenmektedir. Selçuklu sarayý, köþk, medrese, cami, mescit, türbe, kümbet, kervansaray, ribat, han çarþý, týp fakültesi mahiyetinde her biri þifa yurdu olan hastane, kaplýca, hamam, çeþme, ev, yol, kale, sur, kule, tersaneler ve diðer sosyal, sivil ve askerî eserler belli baþlý Selçuklu mimarî eserlerini oluþturur. Kitabe, hat, tezhip, süsleme, minyatür, çini, halý, kilim ve seccadeler ise Selçuklu eserlerine ayrý bir zenginlik kazandýrýr. Çadýr þeklinde yapýlan kubbeler de Selçuklu mimarî eserlerinin bir baþka zarafet ve ihtiþam örneðidir. Çadýr þeklinde kubbe, türbelerde çok kullanýlmýþtýr. Sultan, evliya, âlim, devlet adamlarý ve hürmete lâyýk kiþiler adýna yapýlan muhteþem türbeler, ülkenin her tarafýnda mevcuttu.

          Ýlk Büyük Selçuklu hükümdarý Tuðrul Bey'in, Rey'de Künbed-i Tuðrul, Ýsfahan, Hemedan ve Merv'de diðer sultanlarýn muhteþem türbeleri çok süslü, kýymetli eþya ve mefruþatla doluydu. Baðdat'ta Ýmam-ý Azam Ebu Hanîfe'ye ve Necef'te Hazret-i Ali'nin makamýna muhteþem türbe ve külliyelerin Sultan Melikþah tarafýndan yapýlmasý, Selçuklularýn Sahabe-i Kiram, Ehl-i Beyt, âlim ve muhterem zatlara saygýlarýndandýr. Selçuklular, Merv, Rey, Ýsfahan, Hemedan, Baðdat ve Niþabur'da muhteþem saraylar ve camiler inþa ettiler.

          Ýsfahan ve Baðdat'ta rasathaneler kurularak, mîladî Gregorien sisteminden daha saðlam ve hassas olan Celalî Takvimi, Sultan Melikþah'ýn "Celaleddin" lakabýna nispetle hazýrlandý. Ýsfahan ve Baðdat'ta, büyük þehirler de dahil, ülkenin her tarafýnda þaheser vasýfta büyük ve muhteþem camiler yapýldý. Selçuklular zamanýnda, iki bin kiþinin namaz kýlabileceði, yirmi bin kiþinin vaaz dinleyebileceði kadar büyük camiler yapýldýysa da, bu muhteþem eserler, Batýnîler ve Moðollar tarafýndan tahrip edilmiþtir. Melikþah'ýn Ýsfahan'da yaptýrdýðý Ulu Cami (Mescid-i Cuma), Batýnîler tarafýndan kundaklandý. Yanan beþ yüz yazma, paha biçilmez Kur'an-ý Kerim dýþýnda cami, bir milyon altýn sarfla tamir edildiyse de eski halini alamamýþtýr.

          Han, kervansaray, çeþme, yol, köprü, ribat, hankâh, hamam, cami ve medreseler ülkenin her tarafýnda yaygýndý. Selçuklularda hükümetin imar ve inþaat iþlerini Emîr-i mîmar yönetiminde bir heyet kontrol ve nezaret ederdi. Ayrýca, büyük abidevî eserlerin, ihtiyaçlarý vakýf gelirinden karþýlanan, daimî bir mimarlarý bulunurdu.


Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açýkken deðil, kapatýnca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teþekkür 51
Ynt: Büyük Selçuklu Ýmparatorluðu
« Yanıtla #4 : 12 Aralık 2009, 19:27:24 »
Büyük Selçuklu Ýmparatorluðu Hükümdarlarý

          1) Tuðrul Bey (1037 - 1063)
          2) Sultan Alparslan (1063 - 1072)
          3) Sultan I. Melik Þah (1072 - 1092)
          4) Sultan Mahmud (1092 - 1093)
          5) Sultan Beryaruk (1093 - 1104)
          6) Sultan Melik Þah (1104 - 1105)
          7) Sultan Muhammed Tapar (1105 - 1118)
          8.) Sultan Sencer (1118 - 1157)




Büyük Selçuklu Ýmparatorluðu


Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açýkken deðil, kapatýnca göreyim!