• 06 Temmuz 2020, 22:56:22

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: Recaizade Mahmut Ekrem  (Okunma sayısı 2361 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

...

  • Ziyaretçi
Recaizade Mahmut Ekrem
« : 15 Ocak 2010, 08:40:47 »



Recaizade Mahmut Ekrem 1847 yýlýnda Ýstanbul'da doðdu. Babasýnýn yardýmlarýyla daha çocuk yaþta Arapça ve Farsça dillerini öðrendi. Ýlk öðrenimine 'Beyazýt Rüþtiyesi'nde baþladý ve 'Mekteb-i Ýrfan'ý bitirdi. 'Hariciye Mektubi Kalemi'ne girdi, burada Fransýzca'sýný ilerleten Ekrem, o yýllarda edebiyata da ilgi duymaya baþladý. Ondaki edebiyat zevki genel olarak aileden gelmiþ gibiydi. Babasý edebiyat ile yakýndan ilgili bir kimseydi. Aðabeyi Mehmet Celâl þiir denemeleriyle edebiyat çevrelerinde ismini duyurmuþtu. Ekrem de bu etkiyle edebiyata yöneldi. 'Hariciye Mektubi Kalemi'nde öðrendiði Fransýzca diliyle Avrupalý yazarlarý okumaya, onlarý tanýmaya çalýþtý. Öte yandan Nâmýk Kemal'in heveslendirmesiyle 'Encümen-i Þuara' (Þâirler Divaný) toplantýlarýna katýlmaya baþladý. 'Tasvir-i Efkâr' gazetesinde yazýlarýný yayýmlatmasýyla birlikte, iyiden iyiye edebiyat dünyasýna adým atmýþ oldu. Ancak daha da önemlisi Nâmýk Kemal Mayýs 1867'de Avrupa'ya kaçarken 'Tasvir-i Efkâr' gazetesini Recaizade Mahmut Ekrem'e býraktý.
   
   1870 yýlýnda Batýlý kaynaklardan destek alarak ilk kitabý "Afife Anjelik" (1870) adlý tiyatro eserini bastýrdý. Amcasýnýn kýzý Güzide Haným ile de ayný yýl içerisinde evlendi. Bir yýl sonra ilk þiir denemelerinden yaptýðý seçmeleri "Naðme-i Seher" (1871) adý altýnda topladý. 'Mektebi-i Mülkiye'de (4 Ekim 1878) ve daha sonra 'Mekteb-i Sultani'de (Galatasaray Lisesi) edebiyat derslerine baþlamasý, onun sanat yaþamýnda yeni bir dönemin açýlmasýna katkýda bulundu, burada okuttuðu "Tâlim-i Edebiyat" (1879) adý altýnda bir araya getirdi. Bu kitapla edebi çevrede bütün dikkatleri üzerine topladý Recaizade Mahmut Ekrem. Üstat olarak anýlmasýnda bu okuldaki dersleriyle bu kitabýn etkisi büyük rol oynadý. Bu arada iki çocuðunun ölmesi onda derin bir etki býraktý. Mehmet Nijad'ýn doðumuyla (1883) teselli buldu. "Saime" (1888) ilk öykü denemesi oldu, bu öykü denemesini bir baþka öykü "Muhsin Bey" (1889) takip etti. Ancak "Saime"nin tefrika edilirken dönemin koþullarý yüzünden sansüre uðramasý, eserin sansürce yarýda kesilmesi onu huzursuz etti. Ýstanbul'dan ayrýlýp Trablusgarp'a, oradan da Malta Adasý'na geçti. Recaizade Mahmut Erkem'in niyeti Avrupa'ya kaçmaktý. Bunu önceden fark eden Abdülhamit, onu engelledi. Abdülhamit, sanatçýnýn bu sýkýntýlý günlerinde ona destek oldu olmasýna ama sadece hava deðiþimi için Büyük Ada'ya gitmesini istedi. Bu sýrada "Musammer Malumat" gazetesini çýkartmakta olan Tahir Efendi, onun bir eserini kendisine danýþmadan tefrika etmeye baþladý. Ayný günlerde bu gazetenin baþlatmasýyla kafiyenin göze göre ya da kulaða göre olmasý meselesi gündeme geldi. Kendisini hedef alan bu mesele üzerine Ekrem yeni bir edebiyat çevresi yaratma ihtiyacý duydu. Bunun için de 'Servet-i Fünun' dergisini seçti. Dergiyi çýkartmakta olan Ahmet Ýhsan, Ekrem'in öðrencisiydi; yeni yeteneklerden olan ve 'Galatasaray Lisesi'nde Erkem'in öðrencisi olan Tevfik Fikret de umut vaat ediyordu. Bu iki öðrencisini tanýþtýrarak, bilimsel nitelik taþýyan 'Servet-i Fünun' dergisinin bir edebiyat organý olmasýný saðladý. Böylelikle yenileþen edebiyata karþý olanlara yanýt verebilecek dinamik bir hareket doðdu. Bu hareketin baþlangýcýnda da "Araba Sevdasý yahut Bihruz Bey'in Aþýklýðý" (1896) isimli Recaizade Mahmut Ekrem eserinin 'Serveti-i Fünun' dergisinde yayýnlanmasý vardý.
   
   

   
   

   
   1 Mart 1898'de Recaizade Mahmut Ekrem'in yaþamýndaki en zor gündü. Ýki çocuðunun ölümünden sonra onu yaþama baðlayan oðlu Mehmet Nijad da ölmüþtü. Bu durum, sanatçý için acýsýna katlanýlamayacak ve ömür boyunca gözlerinin önünden gitmeyecek anýlarý çaðýrdý. Nefes aldýðý her saniye, çaðrýþýmlarla boðuþacaktý sanatçý. Ýnziva dönemi baþladý Recaizade Mahmut Ekrem için ve bu durum II. Meþrutiyet'in ilânýna kadar sürdü. 28 Kasým 1908'de 'Ayan Azalýðý'na (Senato Üyeliði) tayin edildi ve 31 Ocak 1908 gününe deðin, yani öldüðü güne deðin bu görevde kaldý. Mezarý, caný kadar çok sevdiði oðlu Mehmet Nijad'n Küçüksu'daki kabrinin hemen yaný-baþýndadýr.
   
   
   Recaizade Mahmut Ekrem'in Edebi Kiþiliðine Genel Bakýþ
   
   

Recaizade Mahmut Ekrem edebiyat zevkini ailede tanýmýþtýr. Yaþamöyküsünde de belirttiðim gibi babasý edebiyatla, þiirle uðraþan; aðabeyi Mehmet Celâl ise yazdýðý þiirlerle tanýnmýþ biriydi. Öte yanda Ekrem, Nâmýk Kemal'i tanýdýktan sonra edebi çevrelerle de yakýn iliþki kurmuþtur, onun sayesinde 'Encümen Þuara' toplantýlarýna katýlmýþtýr. Bu toplantýlarda Leskofçalý Galib, Hersekli Arif Hikmet, Ayetullah Bey gibi dönemin usta þâirleriyle tanýþmýþ, onlarla edebi sohbetler yapmýþtýr. Ýlk yazýnsal denemelerini 'Tasvir-i Efkâr' gazetesinde yayýnlanmasý, Nâmýk Kemal'in Fransa'ya kaçtýðý dönemde güvendiði birine býrakmak istediði gazeteyi Ekrem'e emanet etmesi, onun edebiyat çevresine iyiden iyiye ýsýnmasýna saðlamýþtýr. Recaizade Mahmut Ekrem'in edebiyatýmýzda en önemli yerlerinden biri 'nazariyatçý' oluþudur. 'Mekteb-i Mülkiye'de baþlayan öðretmenlik görevi ve bu okulda okutulmak üzere yazdýðý "Talim-i Edebiyat" adlý eserinde; bununla birlikte "Zemzeme" þiir kitabýnýn üçüncü cildi için yazdýðý önsözde, Menemenlizade Mehmed Tahir'in "Elhan" isimli þiir kitabý için yazdýðý takrizde -yani "Takdir-i Elhan"da, ayrýca "Pejmürde"de de, yeni þiir denemelerinde bulunan gençlerin eserlerine yazdýðý takrizlerden meydana gelen "Takrizat"ta onun sanat ve edebiyat üzerine olan görüþlerine sýkça rastlanýr. Recaizade Mahmet Ekrem, tüm sanat dallarýnda ve kendi alaný olan edebiyatta güzelliði ön plânda tutar. Bu güzelliðin nasýl yaratýlabileceði üzerinde durur. Ona göre edebi eseri bütünleyen iki ana unsur vardýr: Biri içerik güzelliði, diðeri üslup güzelliði. Recaizade Mahmut Ekrem'in nazariyeleri Türk Edebiyatý için yenilik yolunda atýlan ilk adýmlar arasýnda gösterilebilir. Ekrem'in nazariyatçýlýðý yanýnda deðiþik edebi türlerde yaptýðý denemeleriyle de dikkat çektiði açýktýr. Ancak edebi türler içinde en çok þiire aðýrlýk vermiþtir. Ýlk þiir denemelerinden yaptýðý seçmeleri "Naðme-i Seher"de toplayan Recaizade Mahmut Ekrem, ikinci þiir kitabý "Yadigar-ý Þebab"ta yenilik yolunda baþarýlý bir adým atmýþtýr: Tekellüfsüzlük (gösteriþsizlik) ve sadelikle yeni bir söyleyiþ.
   
   Ekrem'in eserlerinde ele alýnan konularýn ince de olsa din çerçevesinde iþlendiði görülür. Recaizade Mahmut Ekrem'in þiirlerinde bir baþka aðýrlýklý tema da aþk olarak þekillenir. Öte yandan ölümden ýsrarla ve sýk sýk söz etmesi onun üç çocuðunu yitiren bir baba olmasýndan kaynaklanmaktadýr. Üçüncü çocuðu olan Mehmed Nijad'ýn, Ekrem'i yaþama baðlanmasýný saðlayan yegâne sebeplerden biri olmasý ve bu yegâne sebebin günün birinde (henüz on beþ yaþýndayken) yitmesi onu derinden yaralar. Bu yiten yegâne sebep için bir þiir yazar Recaizade Mahmut Ekrem:
   
   
   Ah Nijat!
   
   Hasret beni cayýr cayýr yakarken
   Bedenimde buzdan bir el yürüyor.
   Hayalin çýlgýn çýlgýn bakarken
   Kapanasý gözümü kan bürüyor.
   
   Daðda kýrda rast getirsem bir dere
   Gözyaþlarýmý akýtarak çaðlarým.
   Yollarda ki ufak ufak izlere
   Senin sanýp bakar bakar aðlarým.
   
   Güneþ güler, kuþlar uçar havada
   Uyanýrlar nazlý nazlý çiçekler...
   Yalnýz mýsýn o karanlýk yuvada?
   Yok mu seni bir kayýrýr bir bekler?..
   
   Can isterken hasret oduyla yansýn
   Varlýk beni âlil âlil sürüyor
   Bu kayguya yürek nasýl dayansýn?
   Bedenciðin topraklarda çürüyor!
   
   Bu ayrýlýk bana yaman geldi pek,
   Ruhum hasta, kýrýk kolum kanadým.
   Ya gel bana, ya oraya beni çek
   Gözüm nûru, oðulcuðum, Nijat'ým!
   
   
   Hissiyat dolu bu þiiri hissedebilmek ve daha da önemlisi yaratabilmek için yaþamýn nelere kadir olmasý gerekiyor görebiliyor musunuz?..
   
   Konu üzerinde davrandýðý gibi, þekil üzerinde de titiz davranmasý onun belirttiðimiz 'edebi eseri bütünleyen iki ana unsur'a riayet ettiðinin göstergesidir. O, Avrupa þiirinden tanýdýðý, yeni þekilleri denerken eski þiirin nazým þekillerini de deðiþtirme yoluna gitmiþtir. Böylelikle þiire yeni nazým þekilleri kazandýrmýþtýr. Türk Edebiyatý'nda ilk 'Mensur Þiir' türünden söz eden sanatçý da Recaizade Mahmut Ekrem'dir.
   
   Onun "Vuslat isimli eseri, Nâmýk Kemal'in 'Zavallý Çocuk' adlý oyunun etkisinde yazýlmýþtýr. "Araba Sevdasý" realist bir nitelik gösteren ama aþkýn baþlamasý ve geliþmesi bakýmýndan romantizmin örnekleri arasýnda gösterilen romanýdýr.
   
   Ekrem'in ilk ciddi tenkidi Abdülhak Hamid'in bir eseri üzerine yapmýþtýr. Ayrýca Fransýzca'dan yaptýðý çeþitli çeviriler de mevcuttur... Türk Edebiyatý'nda birçok alanda çalýþma yapan Recaizade Mahmut Ekrem bugün her ne kadar "Araba Sevdasý" isimli eseriyle tanýnýyor olsa da, oðlu Mehmed Nijad için yazdýðý þiir baþta olmak üzere birçok eseri saygýyla anýlacak niteliktedir.
   
   
   Þevki Yok
   
   Gül hazin sümbül periþan baðzarýn þevki yok
   Derdnâk olmuþ hezâr-ý naðmekârýn þevki yok
   Baþka bir haletle çaðlar cûybârýn þevki yok
   Ah eder inler nesim-i bi-karârýn þevki yok
   Geldi amma neyleyim sensiz baharýn þevki yok.
   
   Farký yoktur giryeden rûy-i çemende jâlenin
   Hûn-ý hasretle dolar câm-ý sâfâsý lâlenin,
   Meh bile zucretle aðlar aguþunda hâlenin
   Gönlüme te'siri olmaz ateþ-i seyyalenin
   Geldi amma neyleyim sensiz baharýn þevki yok
   
   Rûha verdikçe peyam-ý hasretin her bir sehâb
   Câna geldikçe temâþa-yý ufukdan piç ü tâb
   Ýhtizâz eyler çemen ýzhar eder bin ýzdýrab
   Hem tabiat münfail hecrinle hem gönlüm harâb
   Geldi amma neyleyeyim sensiz baharýn þevki yok.
   
   Þevki Yok:
   

1. Gül hazinli, sümbül periþan, gül bahçesinin þevki yok. Naðme söyleyen bülbül dertli olmuþ, þevki yok, baþka bir hâlde çaðlar ýrmak, þevki yok. Bahar geldi ama ne yapayým, sensiz baharýn tadý yok...
   
   2.Çimenin üstündeki çið tanelerinin yüzdeki gözyaþýndan farký yoktur. Lâlenin sefa kadehi hasret kanýyla dolar. Ay bile gayretle hâlenin kucaðýnda aðlar. Gönlüme tesiri olmaz akan ateþin. Bahar geldi ama ne yapayým, sensiz baharýn tadý yok...
   
   3. Hasretinin haberi ruhuma her bir bulut veriþinde, cana geldikçe ufuktan sýkýntý, çimen titrer ve ýzhâr eder bin ýstýrap. Hem tabiat üzgün hicrinle, hem gönlüm harap. Bahar geldi ama ne yapayým, sensiz baharýn tadý yok...
   
   
  Eserleri      
 

Þiir
   Naðme-i Seher (1871)
   Yadigâr-ý Þebâb (1873)
   Zemzeme (3 cilt, 1883-1885)
   Tefekkür (düzyazý ile karýþýk, 1888)
   Pejmürde (düzyazý ile karýþýk, 1893)
   Nijad Ekrem (2 cilt, anýlarla birlikte, 1900-1910)
   Nefrin (1914)
   
   Roman
   Araba Sevdasý (1896)
   
   Öykü
   Saime (1888)
   Muhsin Bey yahut Þâirliðin Hazin Bir Neticesi (1890)
   Þemsa (1895)
   
  Oyun
   Afife Anjelik (1870)
   Atala yahut Amerikan Vahþileri (1873)
   Vuslat yahut Süreksiz Sevinç (1874)
   Çok Bilen Çok Yanýlýr (1916)
   
   Nesir
   Talim-i Edebiyat (1872)
   Takdir-i Elhan (1886)
   Kudemaden Birkaç Þair (1888)
   Takrizat (1896)
   
   Çevirileri
   Recaizade Mahmut Ekrem çevirilerini Fransýzca'dan yapmýþtýr ve dönemin dergilerinde (Hazine-i Fünun, Þark, Güneþ...) yayýmlamýþtýr. Bu tercümeler daha çok Lamartine, Gilbert, Victor Hugo ve La Fontaine üzerinde yoðunlaþmýþtýr.

« Son Düzenleme: 15 Ocak 2010, 08:42:51 Gönderen: M@lcom_x »


There are no comments for this topic. Do you want to be the first?