• 18 Ocak 2020, 17:46:53

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: Türk Bayraðýnýn esrarý..  (Okunma sayısı 484 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Giryân

  • FoRuM Dostu
  • UzMaN ÜYE
  • ****
  • İleti: 1107
  • Teþekkür 8
  • 'Beþer'likten kurtulup 'insan'laþma yolunda yolcu.
Türk Bayraðýnýn esrarý..
« : 24 Ocak 2010, 16:25:28 »
*Bu yaþanmýþ öyküyü aktaran,
Sayýn Dr. Ömer Musolu 85 yaþýndadýr
ve halen Ýstanbul Moda'da oturmaktadýr.*


1957 yýlýnda Ýstanbul Tip Fakültesi`den mezun olup ihtisas yapmak üzere ABD`ye gitmiþtim.

Görev yaptýðým hastane de baþýmdan geçen ilginç bir hadiseyi þöyledir:

Amerika`ya gittiðim ilk yýllar...
New York`da Medikal Center Hospital`da görev almýþtým.
Fakat vazifem kan almak, kan vermek, serum takmak, elektrokardiyografi çekmek gibi isler....
Yeni gelmiþ doktorlar hemen doðrudan hasta muayenesine, tedavisine verilmiyor.
Diðer zamanlarda da laboratuarda çalýþýyorum.

Bir hastaya gittim.
Yaþlýca bir adam, tahminen yetmiþ beþ yaþlarýnda 'kan vereceðim kolunuzu açar mýsýnýz?'dedim.

Adamcaðýz kanserdi ve ayni zamanda kansýzdý. Kolunu açtým,
Baktým pazusunda Türk bayraðý dövmesi var.
Çok ilgimi çekti, kendisine sormadan edemedim:

'Siz Türk müsünüz?'
Kaslarýný yukarýya kaldýrarak 'hayýr' manasýna bir iþaret yaptý.
Ama ben hala merak ediyorum.

'Peki, bu kolunuzdaki Türk bayraðý nedir?'
'Aldýrma öylesine bir þey iþte.' dedi.

Ben yine ýsrarla:
'Fakat benim için bu çok önemli,
çünkü bu benim milletimin bayraðý, benim bayraðým...' dedim..

Bu söz üzerine gözlerini açtý.
Derin derin yüzüme baktý ve mýrýltý halinde sordu:

'Siz Türk musunuz?'
—Evet Türk`üm.
Ýhtiyar gözlerime tanýdýk bir göz arýyor gibi baktý.

Anlatmaya baþladý:
'Yýl 1915. Çanakkale diye bir yer var Türkiye`de.
Orada savaþmak üzere bütün Hýristiyan devletlerden asker topluyorlardý.
Ben, Avustralya Anzaklarindandim. Ýngilizler bizi toplayýp dediler ki:

'Barbar Türkler Hýristiyan dünyasýný yakýp yýkacaklar.
Bütün dünya o barbarlara karþý cephe açmýþ durumda.
Birlik olup üzerlerine gideceðiz.
Bu savaþ çok önemlidir.'

Biz de inandýk sözlerine ve savaþmak isteyenler arasýna katildik.
Beynimizi yýkayan Ýngilizler Türklere karþý Topladýðý askerlerin tamamýný Çanakkale`ye sevk ediyormuþ.

Bizi gemilere doldurup Mýsýr`a getirdiler, orada birkaç ay talim gördük, sonra da bizi alýp Çanakkale`ye getirdiler.

Savaþýn þiddetini ben ilk orada gördüm.
Öyle ki denize düsen gülleler sularý metrelerce yukarý fýþkýrtýyor, gökyüzünde havai fiþekler geceyi gündüze çeviriyordu..

Her taarruzda bizden de Türklerden de yüzlerce insan hayatinin baharýnda can veriyordu.
Fakat biz hepimiz Türklerdeki gayret ve cesareti gördükçe þaþýrýyorduk.. Teknolojik yönden çok üstün olduðumuz gibi sayý bakýmýndan da fazlaydýk. Peki, onlara bu cesaret ve kuvveti veren þey neydi?

Ýlk baslarda zannediyordum ki Ýngilizlerin bize anlattýðý gibi Türkler barbarlýktan böyle saldýrýyorlar.

Meðer bu barbarlýktan deðil yüreklerindeki vatan sevgisinden kaynaklanýyormuþ .. Biz karaya çýktýk. Taarruz edeceðiz, bizi püskürtüyorlar.

Tekrar taarruz ediyoruz, bizi yine püskürtüyorlar
Tekrar taarruz ediyoruz...
Derken böyle bir taarruzda baþýmdan yediðim bir dipçik darbesiyle kendimden geçmiþim.
Gözlerimi açtýðýmda kendimi yabancý insanlarýn arasýnda buldum.

Nasýl korktuðumu anlatamam.
Ýngilizler bize Türkleri barbar, vahþi kimseler olarak tanýttý ya...
Ama dikkat ettim, bana hiç de öfkeli bakmýyorlar, yaralarýmý sarmýþlar.
Ýyice kendime gelince bu defa çantalarýnda bulunan yiyeceklerinden ikram ettiler bana.

Ýyi biliyorum ki onlarýn yiyecekleri çok çok azdý.
Bu haldeyken bile kendileri yemeyip bana ikram ediyorlardý.
Þok oldum doðrusu.
Dedim ki kendi kendime:

'Bu adamlar isteseler beni su anda öldürürler ama öldürmüyorlar,

Beni doyuruyorlar.
Veyahut isteseler önceden öldürebilirlerdi.
Hâlbuki beni cephenin gerisine götürdüler.'

Biz esirlere misafir gibi davranýyorlardý.
Bu duygularla`Yazýklar olsun bana` dedim.
Böyle asil insanlarla ben niye savaþýyorum, niye savaþmaya gelmiþim?

Bu Ýngiliz milleti ne yalancýymýþ, ne kadar Türk düþmanýymýþ` diyerek piþman oldum.
Ama bu piþmanlýðým fayda etmiyor ki...
Bu iyiliðe karþý ne yapsam diye düþündüm durdum günlerce.

Nihayet bizi serbest býraktýlar..
Memleketime döndüm.
Ýþte memlekette Türk milletini ömür boyu unutmamak için koluma bu Türk bayraðý dövmesini yaptýrdým.

Bu bayraðýn esrarý bu iþte.'
Benim gözlerim dolu dolu ihtiyara bakarken o devam etti:
'Talihin cilvesine bakin ki o zaman ölmek üzereyken yaralarýmý iyileþtirerek sýhhate kavuþmama çaba sarf eden Türklerdi.

Simdi de Amerika gibi bir yerde yýllar sonra yine iyileþtirmeye çaba sarf eden bir Türk...
Ne garip deðil mi?
Avustralya`dan Amerika`ya gelirken bir Türk ile böyle karþýlaþacaðýmý hiç tahmin etmezdim.

Siz Türkler gerçekten çok merhametli insanlarsýnýz.
Bizi hep kandýrmýþlar, buna bütün kalbimle inanýyorum.'

Bu sözlerin ardýndan nemli gözlerle 'Bana adinizi söyler misiniz?'dedi.

'Ömer' cevabini verdim.
Merakla tekrar sordu: 'Peki niçin Ömer ismini vermiþler sana?'
—Babam Müslümanlarýn ikinci halifesinin isminden ilham alarak bana Ömer adini vermiþ.

-Senin adýn Müslüman adý mý?
Ben, 'Evet, Müslüman adý..' deyince yüzüme baktý, doðrulmak istedi.
Onun yatakta oturmasýna yârdim ettim.

Gözleri dolu doluydu. Yüzüme bakarak dedi ki:
'Senin adin güzelmis. Benim adim þimdiye kadar Josef Miller` þimdiden sonra 'Anzaklý Ömer' olsun.'

'Olsun' dedim.
—Peki, hekim beni Müslüman eder misin?
Müslüman olmak zor mu?

Þaþýrdým, nasýl da birdenbire Müslüman olmaya Karar vermiþti?
Meðer o bunu hep düþünüyormuþ da kimseyle konuþup soramadýðý için gerçekleþtirememiþ
'Tabii' dedim. 'Müslüman olmak çok kolay.'
Sonra kendisine imanýn ve Ýslam`in þartlarýný anlattým, kabul etti.
Hem kelime-i Þahadet getiriyor, hem de aðlýyordu.

Mýrýldandý:
'Siz Müslümanlar tespih çekersiniz, bana da bir tespih bulsan da ben de yattýðým yerden teþbih çekerek Tanrý`yi ansam olur mu?'

Bu sözden de anladým ki dedelerimiz savaþ esnasýnda Tanrý`yi zikretmeyi ihmal etmiyormuþ.

Sonrasýnda bir tespih bularak kendisine getirdim.
Hasta yataðýnda tespih çekiyor, biz de tedavisiyle ilgileniyorduk.
Bir gün yanýna gittiðimde samimi bir þekilde rica etti:

'Beni yalnýz býrakma olur mu?'
—Ne gibi Ömer amca?
—Ara sýra gel de bana Ýslam`i anlat!

Sen çok güzel þeylerden bahsediyorsun.
O sözleri duydukça kalbim ferahlýyor.

O günden sonra her gün yanýna gittim, bildiðim kadarýyla dinimizi anlattým.
Fakat günden güne eriyip tükeniyordu.
Kaç gün geçti tam hatýrlamýyorum, hastanenin genel hoparlöründen bir anons duydum:

'Doktor Ömer, lütfen, 217 numaralý odaya gelin!'

Hemen yukarý çýktým.
Ömer amcanýn odasýna vardýðýmda gördüðüm manzara aynen þöyleydi:
Sað elinde tespih, açýk duran sol kolunun pazusunda dövme Türk bayraðý, göðsünde imanýyla koskoca Anzakli Ömer son anlarýný yaþýyordu.

Hemen baþucuna oturdum, kendisine kelime-i þahadet söylettim, o þekilde kucaðýmda ruhunu teslim etti...

Ne yalan söyleyeyim aðladým, aðladým, aðladým...
"Aþk odu evvel düþer ma þûka andan âþýka
Þem i gör ki yanmadan yandýrmadý pervâneyi"
Fuzûlî


There are no comments for this topic. Do you want to be the first?