• 22 Ağustos 2019, 18:33:16

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: Fildişi kulesinde münzevi bir aydın/CemiL Meriç..  (Okunma sayısı 705 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Giryân

  • FoRuM Dostu
  • UzMaN ÜYE
  • ****
  • İleti: 1107
  • Teşekkür 8
  • 'Beşer'likten kurtulup 'insan'laşma yolunda yolcu.


Bir odada on bir bin kitaplık bir kütüphane, bir çalışma masası.. ve fildişi kulesinde münzevi bir aydın… Gecenin karanlığında gök yüzündeki takım halindekilerin aksine yapayalnız bir yıldız.. kutup yıldızı; karanlıkta yön bulmaya yarayan… “İdeolojiler düşünceye giydirilmiş deli gömlekleridir!” diyen ve hiçbir ideolojinin hegemonyasına girmeyen, bu yüzden de kalabalığın içinde bir başına kalan, fildişi kulesine sığınan bir aydın.. Cemil Meriç…

“Ben herhangi bir tarikatın sözcüsü değilim. Yani ilan edilecek hazır bir formülüm yok. Derslerimde de, konuşmalarımda da tekrarladığım ve darağacına kadar tekrarlayacağım tek hakikat: Her düşünceye saygı…” Bütün hayatının özeti aslında bu söz Meriç’in. Kendimize olan saygımızın bile tartışıldığı bir dönemde yaralarımıza reçete… Hiçbir hazır fikre boyun eğmeyişin idolü Üstad. Her yeni gelen fikre şüpheyle yaklaşmak; ‘şüpheden bile şüphe eden bir şüphe…’, hazır bir elbise gibi giyinmek yerine kendi kültür ve irfan dünyamızda yoğurmak ve posayı reddetmek…

Her düşünceye saygılı Üstad, her düşünce değerli.. en azından üzerinde düşünmeye değer, Üstadın gözünde… Hazır formüllerin inadına her düşünceyi öz bünyesinde yoğurup haykırıyor insanlara… “Bir tartışmada asıl kazanan kaybedendir” diyebilecek kadar da olgun saygısı, Üstadın. Dürüst bir aydın.. idealleri ve ilminin haysiyeti için boyun eğmemişti hiçbir zorluğa, yoksulluğa, yoksunluğa.. “Ben düşünen, okuyan, ve temsil ettiği, temsil ettiğini sandığı beşeri kıymetleri lekelememek için aç kalmaya, açlıktan kıvranmaya razı olan adam.” Göze almıştı bir kere her şeyi ve dönüşü yoktu bu yolun. Aldanmıştı belki, yanlış limanlara demir attığı olmuştu belki ama hiç aldatmamıştı: “Bu, perişan ve derbeder bir hayatın ezeli rüyasıdır. Şairâne bir rüya. İdealler gerçekleşirse ideal olma vasfını kaybederdi. Elimde demir âsâ, ayaklarımda demir çarık zirveye doğru yürümeye çalışıyorum. Ölüm dudaklarımdaki son şarkıyı susturacağı güne kadar düşe kalka yürümeye çalışacağım. Belki çok aldanmışımdır ama hiç kimseyi aldatmadım.” Bir dönem Marksist olduğu için mahkemeye çıkarıldığında, Marksist olduğunu haykırdıktan sonra o güne kadar hiçbir işçinin elini dahi sıkmadığını itiraf edecek kadar dürüst.. bu yüzden de yalnız bırakılmıştı belki de…

Çocukluk yıllarında sivrilmişti Üstad toplumun içinden ve bir daha da asla dönmedi geriye.. gözlerini kaybettikten sonra bile… “Bir gün arkadaşı Şevket’le konuşurken şöyle diyordu: ‘Bak Şevket, Eflatun ne türlü bir devlet hayal etmiş? Gel seninle Devlet isimli eserini mütalaa edelim.’ Şevket’in yanıtı şöyle olurdu: ‘Kalk Hüseyin Cemil, çarşıya inelim, bir tur atalım’”…

Yaralarımızı teşhis ediyordu Üstad: “Zaferden zafere koşan bir kavmin düşünceye ihtiyacı yoktu, Kur’an yetiyordu ona. Düşünmek mücadeledir, bir aczin ifadesidir. Düşünmeye alışmamış bir kavmin, Avrupa’nın düşünmesini istediği kadar düşünmesini istedik. Kelimelerden korkar olduk.” Acziyetimizi bir tokat gibi vuruyordu yüzümüze Üstad.. ama düşünmeyişimize, düşünülenleri bile, acıyarak bakıyordu. Suçu hep kendisinde arıyordu.. yaptıklarının değil yapamadıklarının/yapmayı tasarlayıp da yapamadıklarının kırılmışlığıyla…

“Bu memleket için tek tehlikeli insan vardır: Düşüncenin tehlikeli olduğunu söyleyen insan…” ve savaşı onlarla; dili keskin bir kılıç…

Gençleri düşünmeye çağırıyor Üstad.. ve reçeteleri de sıralıyor ardı ardına. “Sürüden ayrılanı kurt kapar. Sürünün önüne geçmek sürüden ayrılmak mı? Aradaki mesafe uzayınca, evet.” Sürüden ayrılan koyundu Üstad, ayırıcı vasfı düşünmek, mesafeyi de açmıştı epeyce.. ve dönüp ardındaki sürüye bağırıyordu avazı çıktığınca, belki birini daha kurtarırım umuduyla; “Düşünenlerle düşünmeyenler hep savaş içindedir tarih boyu, ama düşünmeyenler sayıca çok olduklarından hep galip taraftır.” Gelin yenilmeyelim bu sefer diyordu.. gelin düşünelim… “Her asırda birkaç kişi düşünür. Gerisi düşünülenleri düşünür sadece.” Düşünülenleri düşünsek hiç değilse, bulabiliriz yolumuzu, Meriç’e göre…

Dönüp ardına baktığında bir sürü vardı çok gerisinde.. onlar için üzülüyordu, acıyordu da onlara… Düşünmeyenlerden müteşekkil bir sürü.. sayıca çok fazla… Bir şey yapmayışları, ataletten kurtulma çabasına girişmeyişleri çileden çıkarıyordu Üstadı. Ama üzüntüsü ağır basıyordu kızgınlığına hep.. çünkü sorumlu biliyordu kendini de… “Onlar sürü yavrum. Zincirlerinden başka kaybedecek neleri var? Karanlıktan geldiler, karanlığa gidiyorlar. Ummandaki dalgalar gibi sayısız. Tarihi yok bu sürünün. Macerası yok. Yıldızlara tırmanan merdivenden habersiz. Yürüyen, esneyen, tepinen ve öğrendiği sesleri tekrarlayan uzviyet. Kafanın vecdinden habersiz. Bu sarhoş karnaval alayını yıldızlar, yüz binlerce yıldız, kayıtsız bakışlarla seyrediyor. Hepsinin hayatı üç kelimenin içinde, hatta bir kelimenin: yaşamadılar. Kaya nasıl beyin olmuş bilen yok. Yapma çiçek gibi ürpermeyen, kokmayan, yaşamayan milyonlarca, milyarlarca beyin var. Bu kervanın arkasında koşma çocuğum! Onların yöneldiği iklimlerde sam yeli eser kış yaz. Sarayları çingene çadırından daha sevimsizdir. Ne yapsınlar?..” Düşünmeyenlereydi savaşı Meriç’in, yalın kılıç, ama amacı öldürmek değil muhatabını, beynine bir kıvılcım atmak, kendi safına çekmek.. ve düşünülenleri düşünmekle işe başlatmaktı gayesi…

Hepimiz bu ülkenin çocuklarıyız ama ‘Bu Ülke‘yi yeterince tanımıyoruz, bilmiyoruz, görmüyoruz… “Bu Ülke, yarım asırlık bir tetebbuun bir sanatçı mizacından süzülen usaresi. Bir mesaj, daha doğrusu, bir çığlık, kesif, dertli, derbeder.

“Bu araştırma, zifiri karanlıkta çakılan kibrit, kaledeki nöbetçinin feryadı…” diyordu Üstad.. sonra iç çekip tekrar basıyordu feryadı: “Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşan zavallı insanlarım, karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi!..” O kadar alışmışız ki karanlığa, mum olma bile bir yana, kibrit olup anlık bir kıvılcım çıkarabileceğimiz bile silinmiş aklımızdan.. o kıvılcımla nice mumlar tutuşturabileceğimizi unutmuşuz… Üstad yıldız.. yıldızlara bile yummuşuz gözlerimizi, deve kuşu misal…

Zifiri karanlıkta gibi parlıyor Meriç ve ışığını görecek, söylediklerine muhatap bir dost arıyordu: “Ölmek istiyorum, dekorsuz, poz almadan. Batan bir gibi ihtişamla değil, kaderin bileklerime taktığı prangalardan kurtulmak için ölmek. Mütevazi bir odadan süslü bir salona geçer gibi, realiteden tarihe geçmek umurumda değil. Ah inanabilseydim. Istırap gayyasında aylarca kaldım, orada yalnız sükut vardı. Neredesin, yanan alnımı müşfik avuçlarında dinlendirecek Meçhul Dost?” Arıyordu meçhul dostunu, meçhul dostlarını, bizleri… Yanan alnını, kitaplarını, o dostun ellerinde dinlendirmek istiyordu. Bulamamış olmanın ümitsizliği buruyordu kalbini.. ve soruyordu: “Usancı, uykusuzluğu, utancı bir yumak ipek yapmak, sonra o yumakla nakışlar işlemek sayfalara, niçin?” O an, belki, asılı kaldı boşlukta sorusu ama şimdi cevabı var: ‘Bizim için Üstadım.. bizim için.. karanlığımızı aydınlatman/aydınlatabilmemiz için…’

“Demek dünya gittikçe küçülmekte. Ama sen odanı dünyadan, reel dünyadan, aktüel dünyadan çok daha fazla genişletebilirsin.” Diye salık veriyordu Üstad.. değil mi ki her kitap yeni bir dünya, on bir bin dünyası olan Meriç söylüyordu saadetin anahtarlarının yerlerini ve beyinde çözmek gerek diyordu şifreyi.. düşünen bir beyinde… Ve fısıldıyor gençlerin kulağına: “En mühim tavsiyem, Cihâd-ı Ekber: Yani cehalete, atalete, taassuba karşı savaş.”

Bundan tam otuz üç yıl evvel bir eylül günü ilan ediyordu, Üstad, bekâsını.. ölmediğini ve ölmeyeceğini: “İmzamı taşıyan her yazıda ben yaşıyorum.”
"Aşk odu evvel düşer ma şûka andan âşıka
Şem i gör ki yanmadan yandırmadı pervâneyi"
Fuzûlî

Çevrimdışı Avni

  • 'Mucize'ye en yakın gerçektin lâkin mucize/m diyemedim sana üzgünüm
  • TaLiP
  • **
  • İleti: 132
  • Teşekkür 3
Ynt: Fildişi kulesinde münzevi bir aydın/CemiL Meriç..
« Yanıtla #1 : 31 Ocak 2010, 13:18:29 »
Cemil Meriç'i ilk okuduğumda, kullanmış olduğu dil, özellikle entellektüel macerası ve inanılmaz tecessüsü ile bambaşka bir aydınla karşı karşıya olduğumu anlamıştım. O, daha önce kitaplarını okuduğum aydınlara benzemiyordu. Her şeyden önce okuyucunun : "Taşıdığın düşünceler haklı! Hakikatin peşindesin" gibi, peşin olarak kuşandığı zırhı bileylemiyordu. Aksine okuyucuyu sarsıyordu. "Dur! İnandıkların belkide hakikat değildir. Tekrar düşün" diyordu; "Beni izle. Düşünce dünyasını fethedelim. Dahilerle tanış.".  Bu müthiş davete icabet etmekle çok şey kazndığımı daha sonraları anladım. Böyle bir dehayı sunduğunuz için teşekkür ederim Bevadih.
Ey Hekim !
Bendeki bu derdi(aşkı) eksiltme. Öyle bir tedavi yap ki, derdim gün be gün artsın.

______________________________________________
Aşk...bir defa olur, bin defa öldürür!

Çevrimdışı Giryân

  • FoRuM Dostu
  • UzMaN ÜYE
  • ****
  • İleti: 1107
  • Teşekkür 8
  • 'Beşer'likten kurtulup 'insan'laşma yolunda yolcu.
Ynt: Fildişi kulesinde münzevi bir aydın/CemiL Meriç..
« Yanıtla #2 : 31 Ocak 2010, 13:24:28 »
Sizin yorumuzdan  sonra  okuduğum şu parağraf  anlamlı geldi  Avni...

Rica ederiz...

****Nasıl anlatmalı, nerden başlamalı, bilmem ki! Mü'min desen değil, kafir desen hiç değil. Kemalist değil, marksist değil, ateist değil, liberal değil, hümanist değil. Değil, değil, değil... Hepsinde var, hiçbirinde yok. İsa'dan Saint Simon'a uzanan Batı'nın inkırazı, Buda'dan Gandhi'yi doğuran Doğu'nun inkısarı, asırlarca kıtalara ferman yazdığı dünyanın kalesinde, köşeye sıkışan bir kedi gibi, Mehdî bekleyen Türk'ün intiharı,... Ne söylesen boş, ne anlatsan yalan. Tarih, güçlünün elinde yap-boz tahtası. Kelime, İblis'in mahfesinde, hiç olmadığı kadar habis. "Binbir kalıba bürünen İblis, kelimelerde tecelli ediyor." Eros'tan başka dostu kalmayan bir dünyada, fikir namusundan bahsetmek, bir nevî hazineyi hırsıza sunmak. Belki bir
kuyumcu çıkar da, talip olur defineye. Belki, belkiler...****


"Aşk odu evvel düşer ma şûka andan âşıka
Şem i gör ki yanmadan yandırmadı pervâneyi"
Fuzûlî

 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40