• 12 Aralık 2018, 19:30:54

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: KaDıN'ın HiKâYeSi  (Okunma sayısı 1496 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
KaDıN'ın HiKâYeSi
« : 14 Mart 2010, 23:26:47 »
Hz. Adem'i Hz. Havva'mı baştan çıkarttı?

 


İslam, daha önceki din adamlarının kadına yapıştırdıkları lanetlik durumunu tamamen bertaraf etti. Adem peygamberin cennetten çıkarılmasına neden olan suçu yalnız kadına yüklemedi. Her ikisini de sorumlu gösterdi.

İslamda kadın kötülüklerin ve şeytani iğvaların kaynağı olarak görülmez. İslam'da Hz. adem'i kadının baştan çıkarttığına inanılmaz. İslam bu bâtıl düşünceleri tamamen yıkmıştır. İslam'da Hristiyanlıkta kabul edildiği gibi ne ilk günah ne de insanın yaradılışında günah işleme temayülü diye bilinen asli günah iddialarına yer yoktur.

Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Derken şeytan onların ayağını oradan kaydırdı. İçinde bulundukları cennetten çıkardı." (Bakara Suresi : 36)
"Kur'an-ı Kerim adem ve Havva'dan bahsederken derki.
"Şeytan çirkin yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı." (Araf suresi : 20)
Kur'an tevbeleri hakkında da şöyle der:
"Her ikisi, Rabbimiz! Kendimize yazık ettik; bizi bağışlamaz ve bize merhamaet etmezsen biz kaybedenlerden oluruz, dediler"(Araf suresi :24)
Hatta Kur'an bazı ayetlerinde olayın sorumluluğunu Hz.Adem'e yükler :
"Ama şeytan Adem'e vesvese verip : "Ey Adem! sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?" Adem Rabbine baş kaldırdı ve yolunu şaşırdı" (Taha Suresi : 120 -121)

Kur'an, yasaklanmış ağaçtan tatma suçunu Havva anamıza yükleyen, kadınları hor ve hakir gören cahili anlayışı kökünden nehyeder.

Peki bu çıkarılan cennet yeryüzünde mi idi?


 
« Son Düzenleme: 22 Ekim 2010, 23:58:39 Gönderen: KıRıK KaLEM »

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Ynt: KaDıN'ın HiKâYeSi
« Yanıtla #1 : 14 Mart 2010, 23:35:40 »
Eski Cahiliyet Çağında Metres

 


Nemrut zamanında, fahişeler vardı, en ince gömlekleri giyer, ilgi çekmek için yollarda yürürlerdi. Kadın, kocasını dostu ile birlikte idare ederdi.

Davut ve Süleyman Peygamberin devrinde, kadının inceden yapılmış, yanları dikilmemiş açık gömlekleri olurdu. bu açık yerden karınlarının kıvrımları görünürdü.

Erkeklerle karışık oturulur, beraber gezilir, yürürken kırıtılır ve vücudun bazı süsü ve güzellikleri gösterirlerdi.

Bu zamanda olanlar o zamanlar da vardı. Cahiliyet çağının bu tür konularda, içinde bulunduğumuz çağa erişebildiğini söylemek...

« Son Düzenleme: 22 Ekim 2010, 23:59:01 Gönderen: KıRıK KaLEM »

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Ynt: KaDıN'ın HiKâYeSi
« Yanıtla #2 : 14 Mart 2010, 23:37:29 »
HRİSTİYANLIKTAN ÖNCE KADIN

 


Bazı sosyologlar, Hristiyanlıktan önce batılıların karışık bir cinsel ilişkiler devresi yaşamış olduğunu söylemektedirler.

Her erkeğin her kadınla cinsel ilişki kurabildiği bu devrede Avrupa insanı için evlilik kavramu yoktu. Kadın toplumun malı sayılır. Kendisine ait olsun olmasın bütün erkekler istedikleri kadınlarla cinsel ilişki kurabilirlerdi. Bu şekilde doğan çocuk toplumun malı sayılırdı.

Bu toplumlarda çocuğun soyu babaya değil anaya göre tayin edilirdi.
Hristiyanlık öncesi Batı'da gebelik, ataların ruhunun kadının vücuduna girerek çocuk halinde şekillenmesi ile azah olunur.

Eski İngilizler'de, çocuğun doğuşu, kadının vücuduna giren bir ölünün ruhunun insan şekline bürünmesine bağlanırdı.

 
« Son Düzenleme: 22 Ekim 2010, 23:59:16 Gönderen: KıRıK KaLEM »

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Ynt: KaDıN'ın HiKâYeSi
« Yanıtla #3 : 14 Mart 2010, 23:39:17 »
HRİSTİYANLIKTA KADIN

 


Hristiyanlığın kadınlara karşı davranışı Yahudulikten daha kötü olmuştur. Hristiyanlığa göre kadın şeytanca kötülüklere kapı açar, erkeği yasak ağaca götürür, ALLAH'ın emirlerini çiğner ve erkeğin ahlakını bozar. kadın günahın anası; fesat ve fitnenin kaynağıdır. Onun mevcut olması utanılacak bir durumdur.Kadın, günahın, ahlaksızlığın, ruhi ve manevi alçaklığın canlı bir heykeli olarak görülür.

Hristiyan Aziz Tertolyan diyor ki:
"Kadın, şeytanın insan nefsine giriş kapısıdır. ALLAH'ın yasalarını iptal eden ALLAH'ın çehresini bozan iğrenç bir mahluktur."

Diğer bir Hristiyan Azizi Saint Paul'da şöyle der:
"Her erkeğinn başı İsa idi, her kadının başı da erkekti. İsa'nın başı ise Tanrıydı. Erkek Tanrının şânı ve çehresidir. Fakat kadın erkeğin şanıdır. Çünkü erkek kadına bağlı değildir. Kadın ise erkeğe bağlıdır. Erkek kadın için doğmadı, fakat kadın erkek için doğdu. Mesih adına kadın kendini köleliğin sembolü saymalıdır."

Hristiyan azizler "Hz.İsa'nın annesi dışında kalan tüm kadınların cehennem azabından kurtulamıyacağını" söylerler.

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Ynt: KaDıN'ın HiKâYeSi
« Yanıtla #4 : 14 Mart 2010, 23:40:31 »
CAHİLİYE DEVRİNDE: KADIN VE AİLE:
1- Evliliğin Çeşitleri:
Câhiliyye devrinde çeşitli evlenme şekillerine rastlanmaktadır:
a) İslâm'ın bazı kayıt ve şartlarla devam ettirdiği evlilik (nikâh). Buna göre bir erkek, veli veya babasından kızı ister, muayyen bir meblâğ (mehir) verir ve onunla evlenirdi.(23)
b) Trampa şeklinde evlilik: İki kişi kızlarını veya velisi bulundukları kadınları veya kızları mehirsiz değişir ve evlenirlerdi. (Nikâh'u şigâr). İslâm'da hadisle menedilmiştir.(24)
c) Analıkla evlenmek: Ölen kişinin başka kadından olan en büyük oğlu analığını melirsiz almak, yahut onu mehri mukabilinde başkasına vermek, yahut da ölünceye kadar evlenmesine mâni olup mirasına konmak hakkına sahip idi. (Nikâhu'l-makt). İslâm bu çirkin âdeti de kaldırmıştır.(25)
d) İki kız kardeşle birden evlenmek ve sınırsız olarak birden fazla kadınla evlenmek mümkün idi. İslâm birincisini menetmiş,(26) ikincisini kayıt ve şartlara bağlayarak, en çok dört ile sınırlamıştır.(27)

2- Evlenme Mânileri:
Yakın akraba ile evlenmek memnû idi. Ezcümle analar, kızlar, hala ve teyzelerle evlenilmez. Ayrıca evlâtlık da gerçek evlâd gibi telâkki edilirdi. Evlâtlık hariç diğer hısımlarla evlenmeyi İslâm da menetmiştir.(28)

3- Mehir:
Veli veya babası, evlendi
rdiği kız yahut kadının mehrini kendileri alır, kızlara bir şey vermezlerdi.
İslâm bunu menetmiş, mehrin kadına ait bir hak olduğunu bildirmiştir.(29)

4- Evliliğin Sona Ermesi:
Evliliği sona erdiren, karıyla kocayı ayıran sebebler vardır:

a) Talâk (boşama):
Erkek karısını tatlik eder, boşar ve reddederdi; bunun bir sınırı yoktu. Meselâ on kere boşamak ve her defasında bundan vazgeçerek evliliğe avdet etmek mümkün idi. Bunu karısına sormadan koca yapardı.
İslâm boşamayı -buna ihtiyaç ve zarûret bulunmak şartıyle- üçe indirmiştir.(30)

b) Hulü':
Kadın veya velisi, muayyen bir meblâğ vererek kocanın boşamasını temin eder. Para karşılığında boşama iki tarafın pazarlık ve anlaşmalarına bağlıdır.
İslâm bunu prensip olarak kabul etmiş, fakat kayıt ve şartlara bağlamıştır.(31)

c) İlâ:
İlâ kelimesinin lüğat mânası yemindir. Koca, karısına yaklaşmamak üzere yemin eder, bir veya iki yıl hitamında -yaklaşmazsa- onu boşamış sayılırdı.
İslâm bekleme süresini dört aya indirmiş, süre sona erince kocanın, bir bâin veya ric'î tâlâk ile boşamış olacağına hükmetmiştir.(32)
d) Zıhâr:
"Zahr" sırt, "zıhâr" ise sırt üzerine yemindir; karıya karşı: "Sen bana anamın sırtı gibisin" denmek suretiyle icrâ edilir ve kadın boşanmış sayılırdı.(33)
İslâm zıhârı boşama saymamış, ancak keffâreti gerektiren bir yemin telâkki etmiş, "bir köle azat etmek, gücü yetmezse iki ay oruç tutmak, bunu da yapamazsa altmış fakiri doyurmak"tan ibaret olan keffâreti ödemedikçe kadına yaklaşmayı menetmiştir.(34)

e) İddet:
Boşanan veya kocası ölen kadının rahminin boş olduğunu kesin olarak anlama sebebine dayanan iddet, kadının bir müddet beklemesi, bu müddet içinde evlenmemesi demektir. Câhiliyyet devrinde kocası ölen bir kadın bir yıl beklerdi ve âdeta işkence çekerdi.
İslâm bunu kaldırmış, iddeti makul ölçüler içinde tutmuştur.

5- Vasiyyet ve Miras:
a) Vasiyyet:
Vasiyyet ölüme bağlı bir tasarruftur. Bununla muayyen bir mal bir kimseye temlik edilir. Câhiliye devrinde araplar -vâris olsun başkaları olsun- herkese, istenildiği kadar malın vasiyet edilebileceğini kabul etmişlerdi.
İslâm bunu, sadece mirascıların dışındaki kimselere ve terikenin üçte birine tahsis etti. Üçte birden fazla vasiyyetin ifası vârislerin rızasına bağlıdır. Vârise vasiyyet yoktur.

b) Mirâs:
Ölünün malının başkalarına intikali iki sebep ve bağa istinad ediyordu:

aa) Kan hısımlığı:
Ölünün büyük erkek çocukları vâris olurdu. Kadınlar, kızlar ve silâh taşıyamıyan çocuklar vâris olamazdı. Eğer büyük oğul yoksa kardeş, amca gibi diğer erkek kan hısımlarına intikal ederdi.

ab) Anlaşma ve akid:
Evlâd edinme, kardeş olma veya miras mukavelesi yapmak suretiyle de kişilerin yekdiğerine vâris olmaları mümkün idi.
İslâm, miras üzerinde büyük değişiklikler getirmiştir.

23. eş-Şevkânî, Neylü'l-evtâr, c. VI, s. 168 (Buharî'den).
24. en-San'ânî, Sübülü's-selâm, c. III, s. 161.
25. en-Nisâ: 4/19, 32.
26. en-Nisâ: 4/23.
27. es-Sân'ânî, age., C. III, s. 175, eş-Şevkânî, age., C. IV, s. 178. en-Nisâ: 4/3.
28. en-Nisâ: 4/23.
29. en-Nisâ: 4/4. el-Hudârî, Târihu't-teşrî, s. 78.
30. el-Bakara: 2/230, 232.
31. Mukayeseli İslâm Hukuku, s. 311 vd.
32. eş-Şevkânî, age., C. VI, s. 271; H. K., age, s. 321 vd.
33. el-Cessâs, Ahkâmu'l-Kur'ân, C.III, s. 418.
34. el-Mücâdile: 58/2-4.

h. KARAMAN
« Son Düzenleme: 14 Mart 2010, 23:43:00 Gönderen: |MiM| »

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Ynt: KaDıN'ın HiKâYeSi
« Yanıtla #5 : 14 Mart 2010, 23:45:55 »
FEMİNİZM

 
Çağımızda feminizm adı verilen hareket, tarihte kadının kiliseye girmesini, İncil'e bile dokunmasını yasaklamış olan zihniyete karşı bir tepki hareketi olması sebebiyle çıkış noktası bakımından haklı ise de, ahlaki ve sosyak bakımdan çok olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Bu sonuçları iki noktada toplamak mümkündür.

Bir kere, feminizm hareketine kapılan kadın, genel olarak kayıtsız şartsız özgürlük düşüncesiyle aile için vazgeçilmez olan birçok kural ve değerleri hiçe saymakta; esasen sosyal hayatın hiçbir alanında hiçbir insan için geçerli olmayan "Kendi hayatımı canımın istediği şekilde yaşamak hakkımdır!" şeklindeki anlayışı, bütün değerlerin üstünde bir değer ve kanun kabul etmektir. Bu anlayış, bütünüyle ahlakideğerler ve kurallar ile kutsallık kazanan aile yuvasının iğreti bir hal almasına, kadın ve erkeğin, aile sorumluluklarını çekilmez bir yük ve bir tür esirlik gibi algılamalarına yol açmaktadır. Bu hayat anlayışının yagın olduğu ülkelerde, eşine ve çocuklarına bağlılığı, yuvanın mutluluğuna katkıda bulunmayı kendi istek ve tutkularının üstünde tutankadın tipi giderek özlemle aranır olmakta, nikahsız birlikte yaşamaların yaygınlaşması gibi Batılılar'ın bile korkutucu saydıkları olumsuz gelişmelerin temelinde de aynı anlayış yatmaktadır.

Sözde kadın özgürlüğünü savunan feminizmin ortaya çıkardığı diğer bir olumsuz sonuç da erkeklerle ilgilidir. Bu gelişmeler karşısında erkekler genellikle üç değişik tavır sergilemektedirler:

Olayı olduğu gibi kabul edip, evlenip boşanmayı alışkanlık haline getirme
Eşlerini baskı zoruyla sadık kılma ve yuvada btutmaya çalışma
Zaten eşlerini başlarından atmak isteyen, yuvayı yıkmaya dünden hazır olan bir tutum


Aile yuvası bir defa kutsallığını yitirdi mi, artık kişisel arzu ve çıkarlarını her şeyin üstünde tutanlar bu yuvayı yıkmakta hiçbir sakınca görmezler. Batı'da ve Batılılaşma gayreti içinde olan ülkelerde femiznizm hareketinin belki de en önemli olumsuz sonucu bu olmuş, aile, eşlerin karşılıklı bağlılık ve fedakarlığıyla yürütülen kutsal bir kurum olmaktan çıkıp her iki tarafta da bencillik, tek taraflı çıkar ve yarar egemen olmaya başlamıştır. Bu gelişmelerden de sosyoekonomik konumu daha zayıf duramda olan taraf zarar görmekte, ne yazık ki çoğunluğu da kadınlar oluşturmaktadır
.


Kaynak:
İslam ve Toplum, TDV. İslami Araştırmalar Merkezi

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Ynt: KaDıN'ın HiKâYeSi
« Yanıtla #6 : 14 Mart 2010, 23:52:16 »
İSLAM VE KADIN HAKLARI
 



 

Şüphesiz geçmiş incelendiğinde, kadınların tarihin akışı içerisinde erkeklere nazaran daha mahrum ve daha mağdur bir görüntü çizdikleri görülmektedir. Bugün İslam alemindeki bazı olumsuz görünümler, İslam’ın kadına değer vermediği gibi haksız görüşlerin ortaya atılmasına sebep olmaktadır.

İslam’da insan olmaları bakımından, erkekle kadın arasında herhangi bir fark yoktur. Her ikisi de eşit derecede Yüce ALLAH’ın emir ve yasaklarına muhataptır. Erkek de kadın da, yeryüzünü imar etmek ve orada ALLAH’a kulluk yapmakla sorumludurlar. İslâm’da insanlık ve ALLAH’a kulluk bakımından kadınla erkek arasında bir fark bulunmadığı gibi temel hak ve sorumluluklar açısından da kadının konumu erkekten farklı değildir.

Kadın, yaratılış itibariyle erkeğe göre ikinci derecede bir değere sahip değildir. İlke olarak insanların en değerlisi, “takvâda (güzel şeyler yapma ve kötülüklerden sakınma da) en üstün olanıdır” (el-Hucurât 49/13) Kurân-ı Kerim’de, farklı fizyolojik ve psikolojik yapıya sahip olan kadın ve erkekten biri diğerinden daha üstün veya ikisi birbirine eşit tutulmak yerine, birbirinin tamamlayıcısı kabul edilmiştir. (el-Bakara 2/187)

“Ben, erkek olsun, kadın olsun (ki hep birbirinizdensiniz) içinizden hiçbir çalışanın çalışmasını zayi etmeyeceğim." (Al-i İmran, 3/195) ve “O’nun varlığının delillerinden (ALLAH’ın ayetlerinden) biri de kendileriyle kaynaşmanız için size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koymasıdır. Şüphesiz bunda, düşünen bir toplum için ibretler vardır.” (Rum, 30/21) âyet-i kerimeleri, İslam’a göre kadının bir insan olarak asla ikinci sınıf olmadığını ifade etmektedir.

Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim; “Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz.” (Bakara, 2/187) beyanıyla da erkek ve kadının insan olarak birbirlerine olan ihtiyaçlarına açık bir şekilde dikkat çekmektedir.

İslâm dininin kadına tanıdığı hakların değer ve önemini daha iyi kavrayabilmek için İslâm’dan önceki çeşitli toplum ve medeniyetlerde kadının durumu çok iyi değerlendirilmelidir. Kadının insan olup olmadığının, rûhunun bulunup bulunmadığının tartışıldığı, tamamen erkeğe tabi olduğu ve sürekli vesayet altında bulunduğu, hatta mirastan hisse alması bir yana, kendisinin bile miras malı gibi değerlendirildiği bir dönemde, yüce İslam dini; kadının da insan olduğunu beyan etmiş, mirastaki haklarını ortaya koymuş, onu sadece emir alan değil, yerine göre emir veren konumuna yükseltmiş ve kadını olması gereken yere koymuştur.

Hz. Peygamberin; kadınlardan ayrıca biat alması ve bu hâdisenin Kur’an-ı Kerim’de açıkça yer alması, (Mümtehine, 60/13) İslam’a göre kadın iradesinin bağımsızlığını göstermektedir. İslam’a göre, bir insan olarak erkeğe tanınan temel insan hakları kadına da tanınmıştır. Buna göre hayat hakkı, mülkiyet ve tasarruf hakkı, kanun önünde eşitlik ve adaletle muamele görme hakkı, mesken dokunulmazlığı, şeref ve onurun korunması, inanç ve düşünce hürriyeti, evlenme ve aile kurma hakkı, özel hayatının gizliliği ve dokunulmazlığı, geçim teminatı gibi temel haklar bakımından kadınla erkek arasında fark yoktur.

İslam’ın ilk yıllarında kadının her zaman hayatın içinde olduğu bilinmektedir. Kadınlar camiye gelirler, Peygamberimizin huzurunda oturur; belki bugün bile kadınların sormaya cesaret edemeyecekleri kendi özel durumlarıyla ilgili konuları hiç çekinmeden sorarlardı. Camide ibadetlerini yaparlar, Peygamberimizin konuşmalarını dinlerlerdi.

Bu uygulama daha sonraki dönemlerde de devam etmiştir. Nitekim, Hz. Ömer bir hutbesinde kadınlara verilen mehirin yüksek oranlarda tutulduğunu, bunun miktarının azaltılması gerektiğini söylediğinde, mescitte bulunan kadınlardan birinin ayağa kalkıp; “ALLAH’ın bize vermiş olduğu hakkı sen bizden alamazsın. Çünkü bu, Kur’an’da bulunan bir hükümdür” diye itiraz ettiği, Hz. Ömer’in de bu itiraz karşısında “ALLAH’a şükürler olsun, benim halkımın arasında yanlışımı düzeltecek böyle kadınlar var” dediği tarihi kaynaklarda kayıtlıdır. Diğer taraftan yine Hz. Ömer döneminde “Hisbe” denilen görevin, yani pazarlardaki düzen ve ahengi kontrol işlerinin bir nevi bugünkü anlamda “zabıta” hizmetlerinin kadına verildiği tarihî bir vakıadır.

İslam tarihine ve İslam ülkelerindeki uygulamaya bakıldığında, Peygamberimiz döneminde kadınlara tanınan hakların; geleneklerin din gibi algılanması ve kabul edilmesi gibi sebeplerin etkisiyle tedrici olarak azaldığı görülmektedir.

Bu anlayışın etkisiyle bazı ülkelerde kadın; cinsel obje olarak değerlendirilmiş, horlanmış ve toplumdan tecrit edilmiştir. Bu uygulama asırlarca dünyanın her yerinde farklı din mensupları tarafından da benimsenmiştir. Yakın zamanlara kadar, bazı istisnalar dışında erkeklerle kadınlar medenî ve siyasî haklarda eşit değildi. Son yüzyıla kadar Batı toplumu kadın hakları konusunda kötü bir sınav vermiştir. Bugün kadın haklarının en fazla olduğu ülkelerde bile 18, 19. asra kadar; kadının ruhu var mı, insan sayılır mı, sayılmaz mı tartışmalarının yapıldığı bir realitedir.

Netice itibariyle söylenecek şey şudur: İslam Dini’ne göre insan insana eşittir. Bu anlayışta kadın-erkek ayırımı kesinlikle söz konusu değildir.

Mehmet Nuri YILMAZ
Diyanet İşleri Başkanı
05.12.2000


Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Ynt: KaDıN'ın HiKâYeSi
« Yanıtla #7 : 14 Mart 2010, 23:58:56 »
İSLAM'IN KADINLA İLGİLİ TEMEL İLKELERİ

 


1- Kadın insan olma açısından erkek gibidir : Daha önce, diğer toplumlarda "Kadın insanmıdır, değilmidir?" tartışması yapılmaktaydı. Kimisi akıllı hayvan, kimisi yarım kalmış bir erkektir diyordu. İslam'ın kadınlar hakkında getirdiği temel islahatlardan biri budur.
Cenab-ı Hak buyuruyor . "Ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan Rabbinizden korkun"(Nisa süresi 24)
ALLAH resülü buyuruyor : "Muhakkak kadınlar erkeklerin bir parçasından başka bir şey değildir"
2- Daha önceki din adamlarının kadına yapıştırdıkları lanetlik durum bertaraf edildi

3- Kadın dindar olmaya, iman ve ibadete ehliyetlidir : Eğer iman edip ibadet yaparsa cennete girer. Küfredip isyan ederse cezalandırılır. Bu konuda erkekten hiçbir eksik yönü yoktur.
Cenab-ı Hak buyuruyor :
"Erkek ve kadından kimi inanmış olarak bir iyilik yaparsa onu hoş bir hayatla yaşatırız. Ahirette ise onların ücretini yaptıklarının en güzeliyle veririz." (Nahl Suresi 97)
"Rableri onlara karşılık verdi : Ben sizden erkek kadın, hiçbir çalışanın işini zayi etmiyeceğim. Hep birbirinizdensiniz." (Al-, İmran Suresi 195)
Bu temel esas Kur'an-ı Kerimin birçok ayetinde vurgulanmıştır.
"Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, itaata devam eden erkekler ve itaate devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar. ALLAH'a gönülden saygılı erkeler ve saygılı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, ALLAH'ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar, işte bunlar için bağış ve büyük bir mükafat hazırlanmıştır." (Ahzab Suresi 35)

4- İslam, kadına miras hakkı tanımıştır : Küçük olsun, büyük olsun, evli olsun bekar olsun, isterse annesinin karnında bir kız çocuğu olsun, ona her durumdamiras hakkı vermiştir.

5-İslam eşler arasında hakları tanzim etmiştir : Kadına da erkeğin hakları gibi haklar tayin etmiştir.
Cenabı Hak Buyuruyor:
"Erkeklerin kadınlar üzerinde bulunan hakları gibi kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları bir derece daha fazladır." (Bakara Suresi 228)

6- İslam Boşanma Meselesini düzene Koydu : Erkeğin bunu oyuncak haline getirmesi ve bu konuda diktaya başvurması engellenmiş oldu. Boşanmaya bir sınır koydu bu sınır talaktır. Önceden araplarda bunun sınırı yoktu. İslam talakın meydana gelmesi için belli bir zaman tayin etmiştir. Boşanmanın tesiri için bşr iddet müddeti vardır. Bu zaman kadın ve erkek için yeniden düşünüp taşınma imkanı sağlar.

7- İslam evlenilecek kadınların sayısına sınır koydu : Bu sınırı dört kadınla belirledi. İslam'dan önce araplarda ve çok evliliği kabul eden milletlerde daha önce, herhangi bir sınır yoktu.

8- İslam kadında bulunduğu söylenen uğursuzluğu nehyetti : İslam öncesi arapların ve diğer milletlerin kadında bulunduğuna inandıkları uğursuzluk telakkilerini kökünden kazıdı.
Cenab-ı Hak buyuruyor :
"Onlardan birine kız müjdelendiği zaman içi öfkeyle dolarak yüzü kapkara kesilir, kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı milletinden gizlenirdi. Onu utana utana tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün! Ne kötü hükmediyorlar."(Ahzab Suresi 58-59)

9- İslam Kız Çocukların Katlini Yasakladı : İslam'dan önce diğerv toplumlarda kız, ya diri diri toprağa gömülüyor veya putların önüne bırakılıyor, ölünceye kadar orada kalıyor yahut da herhangi bir dilek için kurban ediliyordu. Kızının ileride birinin karısı olmasından kendince ar duyan, bunun için de kızını diri diri gömen babaya Kur'an sert bir biçimde tenkit eder:
"Kız çocuğun hangi suçtan ötürü öldürüldüğü kendisine sorulduğu zaman" (Tekvir suresi 8-9)
"Beyinsizlikleri yüzünden, körü körüne çocuklarını öldürenler ve ALLAH'ın kendilerine verdiği nimetler, ALLAH'a iftira ederek haram sayanlar mahvolmuşlardır; onlar sapıtmışlardır, zaten doğru yolda da değillerdi." (Enam Suresi 140)

10- İslam, kadın erkek arasında yargı eşitliği getirdi : İslam hukuku ister bir erkek, ister bir kadın katil olsun, öldürene ölüm cezası verir.

Hz.Ömer zamanında bir kadını erkeler birlikte öldürmüşlerdi. Katil erkeklerin öldürülmeleri için Hz.Ömer emir verdi ve hepsi öldürüldü.

İslam zina için, erkekle kadına aynı cezayı getirdi. Kadına karşı işlenen suçlar, ister şahsına, ister malına, ister şerefine karşı olsun erkeğe karşı işlenelerle aynı seviyeye getirildi. Htta bazı konularda kadın hakkına daha çok önem verilmiştir.
"Bir erkek iffetli bir kadına zina isnad eder de, sonra dört şahid getiremeyenlere seksen değnek vurun, ebeddiyen onların şahitliğini kabul etmeyin."(Nur Suresi 4)

11- İslam kadına mülkiyet hakkı verdi: İslam, kadına mülkiyet hakkı, aynı zamanda sorumluluk vermiştir. Avrupa 1882'de çıkarılan bir kanunla ancak evli kadınlara mülk edinme hakkı tanıdı.
Kur'an bu husuta şu hükmü koyar:
"Erkeklere kazandıklarından bir pay, kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır."(Nisa Suresi 32)

12- İslam, kadınında eğitimine önem verdi :İslam, kadını cehaletten kurtarmış ve onun durumunu yükseltip şerefli kılmıştır. İslam tarihinde bunun örnekleri çoktur. Eğitilmiş müslüman kadınlar eğitim ve öğretime büyük yardım yapmışlardır.

13- İslam, kadına ikram edilmesini emretmiştir : İslam kadına, kız olsun, eş olsun, anne olsun hep ikram edilmesini emretmiştir.
"Biz insana, ana babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. anası onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu."
(Ahkaf Suresi 44)
Bir adam Resullulah'a gelerek, ben ALLAH yolunda cihad etmek istiyorum, dedi. Resulullah ona dedi ki: "Anan sağ mıdır?" Adam evet dedi. ALLAH Resulü: "Onun ayağına dikkat et cennet oradadır" buyurdu.

Kaynak:
Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN
« Son Düzenleme: 15 Mart 2010, 00:00:50 Gönderen: |MiM| »

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Ynt: KaDıN'ın HiKâYeSi
« Yanıtla #8 : 15 Mart 2010, 00:03:47 »
Kadının Aklı ve Dini Yarım mı?

 


ALLAH Resülü Ramazan veya Kurban Bayramında musallaya gitmek üzere yola çıktığında kadınlara rastladı ve şöyle dedi: " Ey kadınlar topluluğu sadaka veriniz, zira cehennem ehlinin çoğunluğunu sizlerin oluşturduğunu gördüm. Kadınlar neden ya Resullullah diye sorduğunda ALLAH Resulü "Çünkü kadınlar çok lanet ettiler ve kocalarına karşı da nankör oldular, cevabını vermiş ve devamla sizinn kadar eksik akıllı ve eksik dinli birinin akıllı ve dini sağlam bir kimsenin aklını çelebildiğini görmedim" demiştir.

Kadınlar: "Aklımızın ve dinimizin eksikliği nedir ya Resullullah" diye sorduğunda ALLAH Resulu : "İki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliği yerine geçmesi kadının aklının noksanlığı, hayızlı olduğu zaman namaz kılmaması ve oruç tutmaması da dininin noksanlığıdır, cevabını vermiştir."

İbn-i Hazm, kadının eksikliği ile ilgili hadisten, kadının faziletinin eksikliği gibi bir mana çıkarılamıyacağını söylemektedir. Peygamberimizin dokunduğu iki nokta dışında akılk ve din noksanlığından bahsetmenin mümkün olmadığını belirtmektedir.

Saidi, hadisten kadının aklının ve dinin eksik olduğu şeklinde bir mana çıkarılamıyacağını söylerken hadisin tamamının değil sadece "kadının aklı ve dini noksandır" kısmının dikkate alınmasından kaynaklandığını söylemektedir. "Kadının aklı ve dini noksandır." ifadesinde gerçek anlamada bir akıl ve din noksanlığı kastedilse idi kadının malları üzerinde tasarruf hakkına sahip olmaması, bu haklardan yararlanabilmesi için de eşinin ve velisinin izin vermesi şartının aranmasıo gerekirdii İslam hukukunda, kadın olmanın tasarruflarda bulunmayı engelleyen bir sebep olamayacağını belirterek İslam'ın kadına her türlü tasarruf ve mülk edinme ehliyetini verdiğini ayrıca tarihi geçeklerin de kadına akli bir eksiklik atfedilmesine mani olduğunu söylemektedir.

Mutevelli ise, akla uygun olmaması, Kur'an-ın açık hükümlerine ve tarihi geçeklere ters düşmesi sebebiyle bu hadisin mevzu olduğunu söylemektedir.

Bu eksiklik keyfiyet bakımından değil, kemmiyet bakımındandır. Kadın belirli zaman içinde namaz kılmamakla, ayni zamanda başka bir farzı yerine getirmektedir. Çünkü bu günler içinde kadının söz konusu ibadetleri yapmaması farz, yapması ise haramdır. Kadın namaz kılmazken de ALLAH'ın emrine uymakta ve sevabını almaktadır.

Kadının zeka ve idrak açısından eksik olduğu anlayışına karşı çıkan Kasım emin, böyle bir anlayışın ortaya çıkmasını, değişik asırlarda kadının ilmi ile meşguliyetinin az olması ve akli melekelerini geliştirecek faaliyette bulunmamasına bağlamaktadır. Farklılık yaratılıştan olmayıp, tecrübelerin azlığı ve çokluğundan kaynaklanmaktadır.

Hz.Aişe'nin ilmi sahada gösterdiği başarı ancak akli yeterliliğine sahip bir kişinin gösterebileceği bir başarıdır. Sahabeden en büyük fakihler bile, fıkhı meselelerde "Hz.Aişe'ye danışıyordu. Urve'nin Hz.aişe hakkında; Hz.Aişe'nin şiir bilgisine hayret etmiyorum, çünkü Ebu Bekir'in kızıdır. Fıkıh konusundaki ilmine de hayret etmiyorum, çünkü Hz.Peygamber'in zevcesi idi. Fakat tıp konusunda ki bilgisi beni hayrete düşürüyor." dediği nakledilmektedir.

İslam toplumunda kadınlar sadece Hz.Peygamber konusunda değil, bütün devirlerde önemli roller üstlenmiştir, hatta erkeklere hocalık yapacak seviyeye ulaşmışlardır.

Hz. Ömer halifeliği esnasında kadınlarla istişare de bulunuyor, onların görüşlerini alıyordu. Hz. Ömer kızı Hafsa'ya kadınların kocalarından ne kadar sure ayrı kalmaya sabredeceklerini sormuş, kızının ona verdiği cevaba uygun olarak bu süreyi dört ay olarak belirtmiştir.

Açıklanan bu örneklerin kadın için aklı ve dini açıdan herhangi bir eksikliğin söz konusu olmadığını açıkça göstermektedir. Kadının aklının eksik olduğu kabul edilirse, yükümlülük için aklının sihhatinin şart olduğunu, akli yöndeneksik olan bir varlığın herhangi bir dini sorumluluğunun olmaması gerekirdi. Halbuki kadın ve erkek her müslümanın ALLAH'ın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmak konusunda aynı derece yükümlü oldukları Kur'an-ı Kerim'de açıkça belirtilmiştir.


Kaynak:
Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Ynt: KaDıN'ın HiKâYeSi
« Yanıtla #9 : 15 Mart 2010, 00:05:30 »
Kadınlara Danışılmaz mı?

 


Bu konuda uydurma hadis şöyledir: "Kadınlara danışın, fakat söylediklerinin aksini yapın."
Cenab-ı Hak Peygamberine çevresindeki müslümanları kastederek derkı: "Yapacağın işler hakkında onlara danış."
(Al-i İmran Suresi:159) buyurarak peygamberine çevresine danışma emri veriyor. ALLAH Resulunun hanımlarına danışıp da tersini yaptığına dair elimizde bir tek örnek yoktur.

Bu sözün uydurma olduğunun en güzel örneği ALLAH Resulunun Hudeybiye savaşının önemli bir anında hanımı Ümmü Seleme'nin söylediği fikri doğru bularak onun sözüne uygun karar vermesidir.

Hz.Ömer Şifa Hatunun fikrine çok önem verirdi. Yine mehir konusunda dörtyüz dirhemden fazla verilmemesini tavsiye eden Hz.Ömer'in mescitte cemaat huzurunda Nisa Suresi'nin 20.ayetini delil gösteren bir kadın tarafından ikaz edildiğini ve kadının gösterdiği delil karşısında Hz.Ömer'in fikrinden vazgeçtiği, hatasını itiraf ettiği, kadına dönerek "Kadın Ömer'den daha iyi bildi" dediği bilinmektedir.

Hz.Ömer halifeliği esnasında, kadınlarla istişare de bulunuyor, onların görüşlerini alıyordu. Hz.Ömer kızı Hafsaya kadınların kocalarından ne kadar süre ayrı kalacağını sormuş, kızının ona verdiği cevaba uygun olarak Hz.Ömer bu süreyi dört ay olarak belirtmişdir.

Eğer bu söz doğru olsaydı; İslam'ın kadının hiç bir konuda şahitliğini kabul etmemesi ve kadınların hadis rivayetlerinde sözlerinin geçerli olmaması gerekirdi.

Yine İmam-ı Ebu İshak el-İsferayini kadınların rivayet ettikleri hükümler ve hadisler erkeklerin rivayet ettiklerine zıt düşerse kadınlarınkini erkeklerinkine tercih etmiştir.

Aliyyu'l Kari ve el-Acluni bu hadisin uydurma olduğunu Kur'an ve sünnete ters düştüğünü söylemiştir.

...ve bunun gibi tamamen uydurma hadisler vardır. Bunların uydurma olduğunun geniş kitlelere ulaştırılması gerekir.

BUNLAR UYDURMA HADİSLER OLUP PEYGAMBERİMİZE, DİNİMİZE VE KADINLARA İFTİRADIR.
.. ve ne yazık ki halkımız arasında söylene gelmektedir

Kadınların akılları şehvetlerindedir.
Kadınlara itaat pişmanlıktır.
Kadınları ALLAH geride bıraktığı gibi sizde geri bırakın
İnsanın insana secde etmesi caiz olsaydı, kadınların kocalarına secde etmelerini emrederdim
Eğer kocanın tepesinden ayağına kadar bütün bedeni irinler içinde kalıp hanımı o irinleri diliyle silerse,yine de ona karşı teşekkür etmek vazifesini eda etmiş sayılmaz.
Namazı katleten şeyler köpek, eşek, domuz ve kadındır
Uğursuzluk kadında, evde ve attadır


Son söz olarak yabancı kültürlerle temasa geçilme sonucu, bu kültürlerin etkisinde kalınarak Kur'an-ı Kerim'den kopulmuş, kadını aşağılayıcı birçok görüş İslam tooplumuna girmiştir.

Kaynak:
Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN




Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Ynt: KaDıN'ın HiKâYeSi
« Yanıtla #10 : 15 Mart 2010, 00:07:32 »
Kadının Erkek Doktora Muayene Olması

 


ALLAH Resulü buyuruyor:
Ancak hanımına ve cariyene bak, gözünü (harama) kapat.
ALLAH avrte bakana ve baktırana da lanet etsin.
Bakılması haram olan yeri tutmakta haramdır.
Yabancı bir erkeğin müslüman bir kadının avret sayılan yerlerine bakması haramdır. Ancak hasta olan kadına zaruret miktarı bakmak haram değildir.

Bu konuda İslam büyükleri şöyle demektedir:
İmam Merğani, "Doktorun zaruret zamanı hasta olan kadının hasta olan organına bakması caizdir. Ancak erkek doktorun tedavi etmeyi başka kadına öğretmesi gerekir."
Molla Hüsrev de aynı şeyleri söyleyerek ilaveten, "Kadının başka bir kadının avret yerine bakması günah açısından daha hafiftir. Hiç görülmüyormu ki, öldükten sonra kadını kadın yıkar erkek değil."

Kadınların erkek doktora muayene olması için bir zaruret olması gerekir. Kadın doktorun olmaması veya olupta erkek doktor kadar uzman olmayışı bir zarurettir.


Kaynak:
Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Ynt: KaDıN'ın HiKâYeSi
« Yanıtla #11 : 15 Mart 2010, 00:08:45 »
Kadın erkeğe iğne yapabilir mi?


Normal şartlarda erkek hastaları erkek sağlık memurunun, kadın hastaları da kadın sağlık memuresinin tedavi etmesi gerekir. Ancak hastalık hali çok zamanaciliyet kazanır ve o anda gerek hasta için, gerekse doktor ve sağlık memuru için mahrem ve namahremlik aranmaz olur. Çünkü acil müdahale ve hayati tehlikenin giderilmesi söz konusudur. Veya hastane şartlarında her zaman erkek kadın ayırımı yapmak mümkün olmaz.

İğne yapma meselesine gelince; iğne kalçadan yapılıuorsa, burada erkek kadın ayrımı olmaz. çünkü birbirlerine yabancı olan insanlar erkek olsun kadın olsun göbekle diz arasına bakamaz. Yani kadının erkeğe mahremiyeti erkeğin erkeğe mahremiyeti gibidir.

Ancak iğne vurmak bir tedavi zaruretine girmektedir. Bunun için mümkünse erkeğin erkeğe iğne yapması uygun olur, ama değilse erkeğe kadının iğne yapmasında bir mahzur olmaz.


Aileye Özel Fetvalar, Mehmed Paksu

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Ynt: KaDıN'ın HiKâYeSi
« Yanıtla #12 : 15 Mart 2010, 00:22:31 »
Kadın Ev İşlerini Yapmak Zorunda mıdır?


 

"Zeyd, karısına, yemek pişir diye cebre gücü yetmez" (Hulâsatü'l-Ecvibe 1/50)
Bu fetva, kadına İslam dininin tanıdığı geniş hürriyeti ve aile içindeki mevkiini göstermektedir. İslamiyet ona köle olarak bakancahiliyet zihniyetine set çekmiş ve aile ocağında bir hizmetçi olarak değil, evin hanımı olarak görmüş, yapmak istemediği işler için, erkeğin onu cebre ve zorla işi gördürmeye gücünün yetmeyeceğini haber vermiş, yaptığı her hizmetin karşılığında ecir vaadetmiş ve sevap kazanacağını müjdelemiştir.



Kaynak:
1) Günümüz Meselelerine Açıklamalı Fetvalar, Mehmed Emre

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Ynt: KaDıN'ın HiKâYeSi
« Yanıtla #13 : 15 Mart 2010, 00:29:49 »
KADINLIĞIN MAZİSİ


 

İnsanlık tarihinde kadınlığın mazisi o kadar acıdır ki, cereyan eden olaylara inanmak çok güçtür. Bu olayların bazıları vardırki, insanlığın alnında kara bir leke olarak durmaktadır. Erkek gerek ilkel devirlerde, gerekse medeni yaşayış düzeninde, çok zaman kucağında büyüdüğü kadının kalbini yaralamıştır.

Hindisatanı, Çin'i eski Yunan'ı ve Romayı, medeniyetin beşiği diye anarlar. Bu ülkelerde hep kadınmdan uzak kalınması istenir, kadının kötü ruhlu ve şeytanlar gibi fenalıklar menşesi bir mahluk olduğu öğretilirdi. Onların böyle düşündükleri mitolojilerinden kolayca öğrenebilinir. nitekim

Jüpiter'er bir ilah soruyor:
- Nesli devam ettirmek hususunda sen niçin bizi kadından müstağni kılmadın?

Belki de aynı meseleden dolayıdır ki, zamanımızda nesli devam ettirmek için bir çok yerde suni ilkaha baş vurulıyor. Bu suretle kadın ile erkeğin birleşmesine lüzum kalmıyor.

Andromiko'nun rivayetine göre, eski Yunanlılar, kadını şöyle düşünürlerdi: "Can yakan ateş, çaresi bulunmayan yılan sokması, şeraretin menbaı ve başı."

Meşhur felsefeci Sokrat şöyle söyler:
"Dünya yüzünde kadın kadar fitne ve fesad maddesi olan hiç bir şey yoktur. Kadın zehirli ağaca benzer ki, dış görünüşü gayet güzel ve gönül çekicidir, fakat onun meyvesini yiyen bir yaratık derhal ölür."

Yine meşhur eski Yunan filozoflarından Eflatun'un kadın hakkında düşüncesi şöyledir:
"Erkeğin dünyada yaptığı bütün fenalıkların ve bütün rezaletlerin hepsinin sebebi kadındır".

Kadın hakkında yalnız filozofların ve hakimlerin değil, dina damlarının da fikirleri böyle idi. Kuddis Patrik Bernard kadınlar hakkında şöyle söyler:
"Kadın Şeytan'ın aletidir".

Meşhur Hristiyan apostolu ve incil yazarlarından Dimaşklı Yuhanna kadın hakkında şöyle der:
"Kadın şerrin çocuğu, emniyet ve huzurunda düşmanıdır".

Belki de İncil'in rivayetlerine göre, Hazret-i İsa aleyhisselama isnad edilen annesi ile anlaşamamazlığının aslı da buradan geliyor.

Eski Avrupada, bilhassa Hristiyanlığın merkezi olan Büyük Roma'da kadının kadr ü kiymeti öyle düşük idi ki, başka bir yerde buna rastlamak imkansızdır. Rivayete göre medeniyetin beşiği sayılan Roma'da kadına muamele alalade bir yük hayvanına yapılan muameleden farksızdı. en ufak bir kusurla bir kadının öldürülmesi caizdi. Bazen herhangi bir günahdan (isterse bu günah uydurulmuŞ olsun) zavallı kadın aateşlere atılıp yakılırdı.

Eski Roma Avrupası bir taraf dursun 16. ve 17. asır Avrupasında büyücülük ve üfürükçülük inançları almış yürümüştü. o zaman çok defa günahsız, fakir ve yaşlı kadınların, şeytanlarla ve fena ruhlarla irtibat halinde bulundukları ileri sürülüyor ve kendilerine sebepsiz yere yapılmadık işkence ve azab kalmıyordu.

Miladi 1494 de VI Aleksandr, 1521 de X. Lui, 1522 de VI Adriyen günahsız kadınları büyücülük ve şeytanlarla birlik olmak ithamı ile öldürtmüşlerdir. Bu gibi vakalar Avrupa tarihlerinin sahifelerini kan lekelerine bulaştırmıştır.

Kraliçe Elizabeth ve I.James devrinde İngilterede binlerce kadın şeytanlarla el birliği yapmışlardır, diye canlı canlı yakılmışlardır. Long Parlemonto devrinde kadınların çarmıha gerildikleri tarihin yüz kızartıcı vakalarındandır.

İskoçya Kralı VI.James, Danimarka'da evlenip döndüğü zaman bir kaç kadının büyü yapıp hadise çıkarmak istedikleri kendisine söylendi. O zaman şuradan buradan nerede rastlandıysa kadınları yakaladılar ve cürümü kabul ettirmek için bunlara yapmadıklarını bırakmadılar, nihayet bunlardsa işkenceye dayanamayarak, mecbur kalıp, cürmü kabul ettiler ve hayvanlar gibi boğazlandılar.

Bu şekilde İngiltere'de kadınlara ceza vermek için hususi bir meclis teessüs etmişti. Bu meclis, kadınlara zülm eylemek ve işkencenin çeşitli şekillerini tertib eylemek için, türlü türlü kanunlar vaz ediyordu. Hülasa o devirlerde bütrün Avrupa'da bu zavallı ve mazlum zümreye zulm etmek için çareler araştırılıyordu. Doktor Spring'in yazdığına göre, Avrupada o zaman doksan bin kadın canlı canlı yakılmıştı.

Hindulukta, bir kadın aynı zamanda birkaç kardeşe birden karılık ederdi.

Hele tuhaf mesele de şurasıdırki, ne Hazreti Musa'nın şeriatı, ne de Hazreti Davud'un kanunları bu zavallıların imdadına yetişmemiştir. Hazreti Yakub'unda taalimi bu yolda muvaffak olamamıştır. Hatta Hazreti İsa'nın tam bir barış esasına dayandığı söylenen daveti de yine bu zavallı sınıfın feryadını dindirmemişti.

Cahiliyet devrinde Arabistan ülkesinmin hali de bunlardan iyi değildi. (Ancak ne zamanki Ahir Zaman Peygamberi sallALLAHü aleyhi ve sellem efendimiz zuhur etti, kendisinden önceki dinlerin eksik bıraktıkalrı bu konuyu tamamladı.) Cahiliye devrindeki Arabistan'da kadın yaratıkların en aşağılığı demekti. Netekim Cahiliye devrinin bir şairi şöyle söyler:
"Kadınlar bizim için yaratılmış şeytan şerridirler
İşte şeytanların şerrinden ben ALLAH'a sığınırım".

Behrah'ın hükümdarının kızı öldüğü zaman meşhur Ebu Berkir Huarizmi yukarıdaki şiiri, tesliyat makamında yazıp göndermişti.
Başka bir şair de şöyle der.
"O benim yaşamamı arzu ediyor
Ben ise şefkat göstermek için onun ölümünü istiyorum
Çünkü ölüm
bir kadın için en değerli misafirdir"

Avrupalılar...

Zamanımızda Avrupalılar, kadına karşı hürmet göstermek ve onları korumak bahsinde ahlak ve medeniyet önderliği iddiasındalar. Fakat hakikat hiç de öyle değildir.

Dante ve Petrark kadın hak ve hukukunu korumak hususunda bir parça yazı yazmış ve kadın hakkını müdafaa etmişlerdir. Şekspir de yazdığı dramlarında ahlaki yönden kadını yükseltmek yönünü gitmiştir. Fransız şairi Coneille Orta çağının son devirlerinde Alman şairi Heindrich Von missen de kadını övmüş medh etmiştir. Fakat bunlar o koca Avrupanın deniz gibi geniş edebiyatında birer katredir. Avrupada, kadın erkeğin eğlence aleti olmaktan ileri gidememiştir.

Kadınlara zulm etmiş bulunanlar arasında ilk başta Voltaire, Rousseau, Diderau ve Montesquieeu'nun isimleri başta gelir. Bu kimseler, avrupa'sda hürriyet ve medeniyet önderi olmalarına rağmen, kadın hakkında lütüfkar davranmamışlardır.

Bunların kadın hakkındaki sözleri pek zalimanedir. Montesquieeu şöyle diyor:
"Tabiat, erkeğe akıl ve fikir vermiştir, kadına sadece güzellik ve süsü. eğer kadının bu dış görünüşü ortadan kalkacak olursa onun ehemmiyeti ve değeri kalmayacaktır."

Diderot'un akidesine göre kadınlar sadece şehvet eğlence için yaratılmışlardır. Rousseau bir az daha nezih kelimeler kullanarak kadın hakkında şöyle söyler:
"Kadın erkeğin gönlünü hoş etmek için yaratılmış bir mahluktur" Fakat, "niçin erkek de kadının gönlünü hoş eylemek için yaratılmış olmasın?" diye bir sual karşısında Montesquieeu şöyle der:
"Bu mesele erkek için pek de mühim bir vecibe değildir."

İşte bu düşünceler Fransız inkilabında erkeğin hürriyet haklarını garanti altına almak için çöalışan düşüncelerdi. Bu düşünceler arasında kadına ait hiç bir hak yoktur.

Nitekim Napolyon Sent Helen adasında iken bir ara şöyle düşündüğünü ortaya koymuştu.
"Kadın tabiat tarafından erkeğe verilmiş bir hediyedir ki, çocuk yapsın. Kadın bizim malımızdır, mülkümüzdür, biz kadının malı-mülkü değiliz."
Kadınlara karşı düşmanlık hususunda Alman milletide nam kazanmıştır. Netekim onlar bu mevzuu, ilmi ve felsefi esaslarada bağlamak yolunda çalışayorlardı. Schopenhawer'in dediğine göre:
"Erkeğin zekası ve fikri inkişafı 28 yaşında kemal haddini bulur, kadının ise 18 yaşında. Bu yaştan sonra kadın ne akli ne de fikri hiç bir inkişaf göstermez."

Dünyanın bütün dertlerini ve meselelerini tahlil etmiş bulunan Nitschea kadınların da dertlerini ortaya koymağa kalkıp bunlara dert ortağı olacağı yerde, bir gün kadınların hürriyetlerine kavuşacaklarından endişe duymaktadır.

Kaynak:
Kadın Sahabiler, Mevlana Niyaz-Hindistan, Tercüme Prof.Ali Genceli, Toker Yayınları

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Ynt: KaDıN'ın HiKâYeSi
« Yanıtla #14 : 15 Mart 2010, 00:33:54 »
KADININ SESİ HARAM MI?


 

İslamiyet kişiyi fitne ve fesada sürükleyen görüntü, davranış ve hallere karşı koruyucu tedbirler alır. Diğer yandan insana verilmiş olan özellik, kabiliyet ve farklılıklar bir başkasının vebal altına girmesine sebep olmamalı, yanlış duygulara kapılmasına meydan vermemeli, nefsini azdırmamalıdır. Yaratıcı tarafından kadına ihsan edilen sesi de bu çerçeve içinde düşünmek gerekir. Esas itibariyle hiç bir varlığın sesi mutlak olarak haram ve günah sınıfına sokulmaz. Başta Hanefi ve Şafii imamları olmak üzere mezhep sahibi müçtehid imamlarımızın kanaatleri de bu yöndedir. Fıkıh kitaplarında şu hükmü görüyoruz:"Cumhura göre kadının sesi avret değildir." Yani kadının sesi haram değildir. "Kadının sesi avret değildir. Çünkü kadın alışveriş yapar, mahkemede şahitlikte bulunur. Bunun için sesini yükseltmek zorunda kalır." (Tefsirü Ayati-l Ahkam 2:167)
Kadın sesinin avret olmadığının gerekçesi islamın ilk uygulamalı devri olan Saadet asrıdır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) sahabi hanımlarla konuşmuş, onların sorularına cevap vermiş, şikayetlerini dinlemiş, ihtiyaç ve talepşerini karşılamıştır.

Sahabiler gerek Peygamberimizin hanımlarına, gerekse diğer hanım sahabilere hadis ve benzeri durumlarda sorular sormuş, konuşmuş ve bazı konularda bilgiler almışlardır.
Sahabe döneminde kadınlar, halifelere şikayetlerini dile getirmiş ve dini konularda diğer sahabilere bilmediklerini sorup öğrenmişlerdir.

Ancak, diğer bütün mübah meselelerin mahiyet değiştirip mahzurlu hal almasında olduğu gibi, kadının sesi meselesinde de aynı durum söz konusudur. Kadının sesi mübah, masum ve masum olmasına karşılık hangi sebeplerden dolayı "avret" olur, yabancı erkeklerin dinlemesine "haram" olur.

Ahzab Süresinin 32. ayet-i kerimesi bu husustaki ölçüyü Peygamber hanımlarının şahsında şöyle veriyor.
"Ey Peygamber hanımları! Siz herhangi bir kadın gibi değilsiniz. eğer halinize layık bir takva ile korunacaksanız, yabancılarla cazibeli bir şekilde konuşmayın ki, kalbinde fesat bulunan kimse bir ümide kapılmasın. Konuşurken ciddiyet ve ağırbaşlılıkla söz söyleyin."

Bu konuda erbabının söyledikleri ile bitirelim:
Müfessir Vehbi Efendi tefsirinde:
"Söylediğiniz söz fitneye sebep olmasın. Yani cazibeli ve ecanibi şüpheye düşürecek bir halde edalı ve naz ü istiğna ile söylemeyin" şeklinde izah getirmektedir.

Elmalı bu ayetin tefsirini şöyle yapmaktadır:
"Ey Peygamberin hanımları! Siz genel olarak kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Sizde diğer kadınlarda bulunmayan nitelikler var: Peygamberlerin en hayırlısının hanımları ve bütün müminlerin anaları olmak niteliklerine sahipsiniz. Eğer sakınırsanız, bu özel niteliklerinizi korursanız yahut durumunuza uygun takva ile korunacaksanız -bu şart bir mânâ ile yukarının, bir mânâ ile aşağının kaydıoluyor- Sözü yumuşak ve tatlı bir eda ile söylemeyin, bir söz söylendiği zaman sakın yılışık bir biçimde cevap vermeyin ve söylerken yayılarak, kırıtarak söylemeyin de kalbinde hastalık bulunan, kalbi çürük, kötülüğe yüz tutmuş kimseler kötü bir şey ümit etmesin. Ve uygun ve ciddi söz söyleyin; yani yapmacılıktan uzak, ağırbaşlılık ve ciddiyetle dosdoğru söyleyin veya sert olsa da makul ve meşru güzel söz söyleyin."

İbni Abidin:
"Tercih edilen görüşe göre kadının sesi avret değildir.... Yalnız kadınların yüksek sesle konuşmalarını, seslerini uzatmalarını, yumuşatmalarını ve nağmeli bir şekilde okumalarını caiz görmüyoruz. Çünkü bunlarda erkekleri kendine meylettirmek ve şehvetlerin tahrik etmek vardır." (Reddü'l Muhtar 1:467)


Kaynak:
1) Bu yazı büyük ölçüde, Aileye Özel Fetvalar, Mehmed Paksu, Nesil Yayınları, isimli eserden özetlenerek alınmıştır.
2) Elmalı Tefsiri
 

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40