• 11 Temmuz 2020, 08:31:57

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: Hz. Süleymân Hüdhüd Kuþu ve Belkýs  (Okunma sayısı 530 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

insan

  • Ziyaretçi
Hz. Süleymân Hüdhüd Kuþu ve Belkýs
« : 27 Mart 2010, 11:49:43 »



Süleymân -aleyhisselâm-, Mescid-i Aksâ'nýn inþaatýnýn bitmesiyle, rüzgâr, cinler, insanlar, kuþlar ve diðer vahþî hayvanlardan meydana gelen ordusu ile birlikte Mekke'ye doðru bir yolculuk yaptý. Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-
Efendimiz'in Mekke'yi teþrîf edeceklerini de haber verdi. Oradan San'a þehrine geçti. Gördüðü güzel bir vâdîde namaz kýlmak istedi. Bu arada Hüdhüd, onlar namaz kýlana kadar etrâfý dolaþmak arzusuyla ordudan ayrýldý. Orada rastladýðý diðer hüdhüd kuþlarýnýn arasýna karýþtý. Gittiði yerlerde gördüðü manzaralar karþýsýnda hayran kaldý. Öbür hüdhüd kuþlarý, onu Belkýs'ýn sarayýnýn bahçelerinde gezdirdiler.

Bu sýrada Süleymân -aleyhisselâm-, abdest suyu bulmasý için Hüdhüd'ü aradý. Çünkü Hüdhüd'ün vazîfesi, abdest almak için su bulunan mýntýkalarý bildirmekti. 1 Süleymân -aleyhisselâm- ne kadar aradýysa da Hüdhüd'ü bulamadý. Âyet-i kerîmelerde bu hâl þöyle bildirilir:

“ (Süleymân) kuþlarý teftiþ etti ve þöyle dedi: «Bana ne oluyor ki Hüdhüd'ü göremiyorum? Yoksa kayýplara mý karýþtý?»” (en-Neml, 20)

Önce, “Bana ne oluyor ki, Hüdhüd'ü göremiyorum?” diyerek þefkatle Hüdhüd'ü arayan Süleymân -aleyhisselâm-, onun kendisinden izinsiz olarak ayrýldýðýný öðrenince, ordusundaki disiplin kâidesinin gereði olarak bu defa þöyle dedi:

“Ya bana (mâzeretini gösteren) apaçýk bir delil getirecek, ya da onu þiddetli bir azâba uðratacaðým, yahut boðazlayacaðým!” (en-Neml, 21)

“Çok geçmeden (Hüdhüd) gelip: «Ben, Sen'in bilmediðin bir þeyi öðrendim. Sebe'den sana çok doðru (ve mühim) bir haber getirdim!» dedi.” (en-Neml, 22)

Sebe', Yemen'de dedelerinin ismiyle anýlan bir kabîlenin adýdýr. Sebe' þehri, Belkýs'ýn hükmettiði ülkenin baþkenti idi. Âyet-i kerîmede buyrulur:

“And olsun Sebe' kavmi için oturduðu yerlerde büyük bir ibret vardýr. Biri saðda, diðeri solda iki bahçeleri vardý. (Onlara:) «Rabbinizin rýzkýndan yiyin ve O'na þükredin! Ýþte güzel bir memleket ve çok baðýþlayan bir Rab!» (demiþtik!) ” (Sebe' 15)

Hüdhüd, gördüklerini Süleymân -aleyhisselâm-'a anlatmaya devâm etti:

“Gerçekten, onlara (Sebe'lilere) hükümdarlýk eden , kendisine her þey verilmiþ ve büyük bir tahtý olan bir kadýnla karþýlaþtým.” (en-Neml, 23)

“Onun ve kavminin, Allâh'ý býrakýp güneþe secde ettiklerini gördüm. Þeytan, kendilerine yaptýklarýný süslü göstermiþ de onlarý doðru yoldan alýkoymuþ. Bunun için hidâyeti bulamýyorlar.” (en-Neml, 24)

“ (Þeytan) göklerde ve yerde gizleneni açýða çýkaran, gizlediðinizi ve açýkladýðýnýzý bilen Allâh'a secde etmesinler (diye böyle yapmýþ) . (Hâlbuki) yüce Arþ'ýn sâhibi olan Allâh'tan baþka ilâh yoktur.” (en-
Neml, 25-26)

“ (Süleymân Hüdhüd'e) dedi ki: «–Doðru mu söyledin, yoksa yalancýlardan mýsýn, bakacaðýz!»” (en-Neml, 27)

Süleymân -aleyhisselâm-'ýn bir mührü vardý. Yüzük taþý þeklinde taþýdýðý bu mührü, parmaðýna geçirdiðinde bütün mahlûkat kendisine itâat ederdi. Rivâyet edildiðine göre, üzerinde: “Lâilâhe illâllâh Muhammedü'r-Rasûlullâh” yazýlýydý.

Hazret-i Süleymân, “besmele” ile baþlayan bir mektup yazdý, üzerine de meþhur mührünü vurarak Hüdhüd'e verdi. Ardýndan da þöyle tembihledi:

“Þu mektubumu götür, onu kendilerine ver; sonra onlardan biraz çekil de, ne sonuca varacaklarýna bak!” (en-Neml, 28)

Hüdhüd, mektubu aldý ve Belkýs'ýn tahtýnýn üzerine býraktý. Sonra bir kenara çekilip olanlarý seyretmeye baþladý.

Sabahleyin uykudan kalkan Belkýs, tahtýnýn üzerindeki mektubu gördü. Kimin getirdiðini merak etti.
Çünkü kapýlar kapalýydý. Muhâfýzlara sordu:

“–Bu mektubu kim getirdi?” dedi.

Onlar da:
“–Bizler kapýnýn önünde bekçi idik. Hiç kimse içeri girmedi!” dediler.

Bunun üzerine Belkýs þaþkýnlýkla mektubu açtý. Okudu ve hayretler içinde kaldý. Derhal kavminin ileri gelenlerini topladý ve onlara:

“«–Beyler, ulular! Bana çok önemli (þerefli) bir mektup býrakýldý!» dedi. Mektup Süleymân'dandýr;

Rahmân ve Rahîm olan Allâh'ýn adýyla 2 (baþlamakta) dýr.” (en-Neml, 29-30)

Bazý müfessirler, Belkýs'ýn mektuba ve içindekilere bu ifâdelerle gösterdiði hürmet mukâbilinde, netîcede hidâyetle þereflendiðine iþâret etmektedirler.

Nitekim sihirbazlar da, Mûsâ -aleyhisselâm-'a:
“–Yâ Mûsâ! Önce sen mi atarsýn, yoksa biz mi atalým?” diyerek hürmet ve nezâket göstermiþler ve sonunda îmanla müþerref olmuþlardý.
Buna mukâbil Ýran Kisrâsý, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in hidâyete dâvet mektubunu alýnca, yýrtýp yere attýðý ve hakâret ettiði için, mülk ve saltanatý parçalanmýþ, hayâtý küfürle son bularak, bedbaht bir þekilde kötü bir âkýbete dûçâr olmuþtur.
Allâh dostlarýndan Biþr-i Hafî ise, üzerinde “Allâh” ismi yazýlý bir kâðýdý yerden almýþ, temizleyerek güzel kokular sürmüþ ve evinin en güzel bir yerine asmýþtý. Bu hürmet dolu tâzimi sebebiyle Allâh Teâlâ, onu büyük mükâfâtlara nâil kýldý. Sâlihler kervanýna dâhil etti.

Belkýs mektubu okumaya devâm etti:
“ (Hazret-i Süleymân) «Bana baþ kaldýrmayýn, teslîmiyet gösterip bana gelin!» diye (yazmaktadýr) .” (en-Neml, 31)

Süleymân -aleyhisselâm-, mektubundaki “besmele” ile, Belkýs'a, ibâdetin yalnýz Allâh'a yapýlacaðýný anlatmýþtý. Böylece hak îtikâdý beyândan sonra “Bana karþý tekebbürde bulunmayýn!” buyurmak sûreti ile de, nefs muhâsebesine dâvet etti ve “Bana müslümanlar olarak gelin!” buyurdu. Bu þekilde, bütün saâdetin Ýslâm'da olduðunu ifâde etti.

“ (Sonra Melîke Belkýs) dedi ki:

«–Beyler, ulular! Bu iþimde bana bir fikir verin! (Bilirsiniz) siz yanýmda olmadan (size danýþmadan) hiçbir iþ hakkýnda kesin karar vermem.»

Onlar þu cevâbý verdiler:
«–Biz güçlü kuvvetli kimseleriz, zorlu savaþ erbâbýyýz. Buyruk ise senindir; artýk ne buyuracaðýný sen düþün!»” (en-Neml, 32-33)

“Melîke:

«–Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi, orayý periþan ederler ve halkýnýn ulularýný alçaltýrlar. (Herhâlde) onlar da böyle yapacaklardýr. Ben (þimdi) onlara bir hediye göndereyim de, bakayým elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler!» dedi.” (en-Neml, 34-35)
Hüdhüd'ün kendisine ulaþtýrdýðý mektup ile, Süleymân -aleyhisselâm-'dan; “Bana karþý baþ kaldýrmayýn; teslîmiyet göstererek bana gelin!” mesajýný alan Belkýs, durumu halkýnýn ileri gelenleri ile, yani istiþâre kurulu ile görüþmüþ, netîcede Süleymân -aleyhisselâm-'a elçiler gönderip kýymetli hediyeler takdîm ederek O'nun baskýsýndan emîn kalma kararýný vermiþti.
Süleymân -aleyhisselâm- ise, onlarýn hediyelerine güvendiklerini anlamýþ ve o hediyeleri bir rüþvet mâhiyetinde görerek tehdîd edercesine geri göndermiþti:

“ (Elçiler, hediyelerle) Süleymân'a gelince (onlara) þöyle dedi:

«–Siz bana mal ile yardým mý ediyorsunuz? Allâh'ýn bana verdiði, size verdiðinden daha hayýrlýdýr. Ama siz, hediyenize güveniyorsunuz.»” (en-Neml, 36)

“– (Ey elçi!) Onlara dön; iyi bilsinler ki, kendilerine aslâ karþý koyamayacaklarý ordularla gelir, onlarý muhakkak sûrette hor ve hakîr hâlde oradan çýkarýrýz!” (en-Neml, 37)

Elçiler, Melîke'ye varýp Süleymân -aleyhisselâm-'ýn dediklerini anlattýklarýnda o:

“–Niyetimizi anlamýþ olmalý! Vallâhi bu sadece bir melik deðildir; biz bunun karþýsýnda duramayýz!” dedi ve tekrar bir elçi göndererek:

“Kavmimin beyleri ile huzûruna geliyorum. Buyruðunu ve dâvet ettiðin dînini görmek istiyorum!” haberini yolladý.

Belkýs, meþhur tahtýný, köþklerinin en saðlam ve muhâfazalý bir odasýna koydurup kapýlarýný kilitlettirdi. Ardýndan büyük bir kalabalýkla Süleymân -aleyhisselâm-'ýn yanýna hareket etti.

Bu arada Süleymân -aleyhisselâm-, yanýndakilerden Belkýs'ýn Sebe'de bulunan tahtýný getirmelerini istedi. Bundan maksadý, müfessirlere göre þunlardý:

1. Belkýs için Allâh'ýn kudretine ve kendisinin peygamberliðine delâlet eden bir mûcize ve önceki delillere ek olarak yeni bir delil göstermek.

2. Getirttiði tahtý deðiþtirmek sûretiyle, bunu tanýyýp tanýyamamasý bakýmýndan Belkýs'ýn aklýný denemek.

3. Taht, bir krallýk göstergesidir. Belkýs gelmeden, krallýðýnýn ne derecede olduðunu öðrenmek. (Fahreddîn er-Râzî, Tefsîr , c. XXIV, s. 169)

“ (Süleymân müþâvirlerine) dedi ki:

«–Ey ulular! Onlar teslîmiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o melîkenin tahtýný bana getirebilir?»

Cinlerden bir ifrît 3:

«–Sen makâmýndan kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu iþe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz!» dedi.” (en-Neml, 38-39)

Süleymân -aleyhisselâm-, sabahleyin tahtýna oturur, dünyânýn iþ ve idâresiyle meþgûl olur, öðleye doðru tahtýndan kalkardý. Buna göre ifrît, Hazret-i Süleymân'ýn tahtýný, sabah ile öðle arasýndaki kadar bir zamanda getirebileceðini söylemekteydi.

“Kitâbdan (Allâh tarafýndan verilmiþ) bir ilmi olan kimse ise:

«–Gözünü açýp kapamadan ben onu sana getiririm!» dedi.
(Süleymân) onu (melîkenin tahtýný) yanýbaþýna yerleþmiþ olarak görünce:

«–Bu, Rabbimin (gösterdiði) lutfundandýr. Þükür mü edeceðim, yoksa nankörlük mü edeceðim diye beni imtihan etmek için (bu lutufta bulunmuþtur) . Þükreden, ancak kendisi için þükretmiþ olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir þeye ihtiyâcý yoktur, çok kerem sâhibidir.» dedi.” (en-Neml, 40)

Kuvvetli görüþe göre, tahtý göz açýp kapamadan getiren ilim sâhibi zâtýn, Süleymân -aleyhisselâm-'ýn vezîri Âsâf bin Berhiyâ olduðu bildirilmektedir.


There are no comments for this topic. Do you want to be the first?