• 23 Eylül 2019, 04:25:22

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: CuMA NotLaRı/16-Ümmetin "Veba"sı:VEHHABİLİK/2  (Okunma sayısı 654 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı __MiM__

  • Moderatör
  • __HiÇ__
  • ***
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
CuMA NotLaRı/16-Ümmetin "Veba"sı:VEHHABİLİK/2
« : 27 Mayıs 2010, 16:18:23 »
Görüşleri:
Geçen hafta verdiğimiz umumi bilgilerin arkasından bu haftadan itibaren de bir kaf hafta sürecek olan vehhabiliğin görüşleri yer alacaktır.
1. Tevhîd

Vehhâbîlik inancını tesis eden Muhammed b. Abdilvehhâb’ın gö­rüşlerinin temelini tevhîd anlayışı teşkil eder. Şirk, bid’at, şefaat ve benzeri görüşlerinin hepsi de tevhide dayanmaktadır.

Ehl-i Sünnet kelâmcılarının büyük çoğunluğuna göre “tevhîd”, ALLAH’ın zâtı, sıfatları ve fiilleri yönünden birlenmesi; O’nun her hususta eşi, benzeri ve ortağının bulunmaması demektir.

Yüce ALLAH, Kur’ân-ı Kerîm'de şöyle buyurur: “ALLAH, Kendisine ortak koşmayı ebette bağışlamaz; bundan başkasını dilediğine bağışlar. “ (Nisa: 4/48). “Muhammed’e, yüzünü doğuya yöneltmiş alarak dîne çevir, sakın puta tapanlardan olma; ALLAH’tan başkasına fayda da zarar da veremeyecek olan şeylere yalvarma; öyle yaparsan şüphesiz zâlimlerden olursun, denildi, ALLAH sana bir sıkıntı verirse, onu O’ndan başkası gideremez. Sana bir iyilik dilerse, O’nun nimetini engelleyecek yoktur...” (Yunus: 10/105-107).

Ayrıca Resûlullah (s.a.s.), bir hadîslerinde, “LâilâheillALLAH diyen ve ALLAH’tan başka ibâdet olunacak şeyleri inkâr eden kimsenin malı ve kanı haramdır; onun hesabı da ALLAH’a aittir” buyurur.

Bu âyet ve hadîsler, tevhidin, ALLAH’ın birliğini tanımak, inanmak ve ikrar demek olduğunu göstermektedir. Oysa Muhammed b. Abdilvehhâb, “Lâilâheillallâh"ı yalnızca telâffuz etmeyi kişinin mal ve kanı için yeterli bir koruyucu olarak görmemekte, aksine lâfzı ile birlikte anlamını bilme­nin, ikrar etmenin, ortağı bulunmayan tek ALLAH’a ibâdet etmenin, ALLAH’tan başka ibâdet olunacak şeyleri tanımadıkça, bu hadîsin insanın malı ve kanı için koruyucu olamayacağını söyler(Abdurrahman b. Hasan, Fethu’l-Mecîd, Kahire 1377/1957, s. 115.). Ona göre tevhîd, kalple, lisanla ve amelle olmalıdır. Bunlardan birisi eksik olursa, insan Müslüman sayılmaz.(Muhammed b. Abdilvehhâb, Keşfu’ş-Şububât, 43.)"

O, bu hususta Câhiliyye devri Arapları’nın davranışlarını misâl gös­terir ve “Resûlullah (s.a.s.)’ın kendileriyle savaştığı müşrikler de ALLAH’ın birliğine inanıyorlardı... Bunlardan bazılarının gece gündüz ALLAH’a dua ettiklerini ve bazılarının ALLAH’a yakınlık veya şefaat niyetiyle meleklere, Lât gibi iyi insanlara veya Hz. İsa gibi peygamberlere dua edip onlardan bir şeyler istediklerini” söyler(Muhammed b. Abdilvehhâb, Keşfu’ş-Şububât, 4-5.). İbn Abdilvehhâb için, Câhiliyye devri Arapları’nın şirki, bugünkülerin şirkinden daha hafiftir. Bu konuda der ki: “İlk müşrikler, yalnız boş ve kaygısız oldukları zaman şirk koşarlar; me­leklere, evliyaya ve putlara iltica ederlerdi. Şiddet ve sıkıntı anında ise, yalnız ALLAH’a ihlâsla yönelirler; içreklerini O’ndan isterlerdi. ALLAH buyu­rur:
"Denizde bir sıkıntıya düştüğünüz zaman, ALLAH’tan başka yalvardıklarınız, kaybolup gider; fakat O, sizi karaya çıkararak kurtarınca yüz çevirirsiniz; Zaten insan pek nankördür.” (İsrâ, 67).
"De ki: Üzerinize ALLAH’ın azabı gelse veya kıyamet saati size gelip çatsa, ALLAH’tan başkasına mı yalvarırsınız? Doğru iseniz Bana bildirin. Hayır, sadece ALLAH’a yalvarırsınız. 0 dilerse, yalvardığınız şeyi giderir; siz de O’na koştuğunuz ortakları unutursunuz.” (En’am, 40-41).

ALLAH’ın Kur’ân-ı Kerîm'de açıkladığı bu mes'eleyi, yani Resûlullah’ın harp ilân ettiği müşriklerin boş zamanlarında ALLAH’tan baş­kasına iltica ettiklerini, şiddet ve sıkıntı anlarında ise efendilerini unutarak yalnız ALLAH’a yöneldiklerini ve O’na şirk koşmadıklarını anlayan kimse, zamanımızdaki şirkle eskilerin şirki arasındaki farkı da anlamış olur... İlk zaman müşrikleri ALLAH’la beraber ALLAH’a itaat eden, O’nun emrine bo­yun eğen peygamberlere, evliyaya, meleklere ya da taşlara ve ağaçlara iltica ederlerdi. Bunların hiçbirisi ALLAH’a karşı gelmez. Zamanımız İnsanları ise, ALLAH’la beraber fâsıkların en şiddetlilerine iltica ederler, onları yücel­tirler. Bunlar, haddi aşanlar, zina yapanlar, hırsızlık edenler, namazı kıl­mayanlar ve benzeri kimselerdir. Salih insana yahut taş ve ağaç gibi ALLAH’a karşı gelmeyene iltica etmek, fâsıklığı, bozgunculuğu apaçık görülen kimseye iltica etmekten daha hafiftir.(Muhammed b. Abdilvehhâb, Keşfu’ş-Şububât, 27-29.)”

İbn Abdilvehhâb’a göre tevhîd üçe ayrılır: “İlki Tanrı’nın isim ve sı­fatlarında birliktir; diğeri Rabblıkta tevhîd (Tevhîdu'r-Rubûbiyet)'dir ki, ALLAH’ın her şeyin Rabbi ve mâliki olduğunu bilmek ve ikrar etmekten ibarettir. Diğer üçüncüsü ise, “Tevhîdu'l-Ulûhiyettir.” Muhammed b. Abdüvehhâb’ın anlattığına göre bu çeşit tevhîdden maksat, kulların fiilleri ile ALLAH’ın birlenmesidir. Bu, kulun açık ve gizli söz ve eylemlerine taal­lûk eder. Tevhîdu'l-Ulûhiyet, ortağı olmayan ALLAH’tan başkasına dua ve recada bulunmamak, başkasından medet ummamak, büyük bir melek ve bir Peygamber için bile kurban kesmemektir. ALLAH’tan başkasından yar­dım isteyen, ALLAH’tan başkası için kurban kesen ve nezreden kimse kâfir­dir.”

Buna göre ALLAH’ın emirleri ve Peygamberi’nin Sünnet’i dışında emir ve yasak tanımayarak, Peygamber devrinde olmayan her şeyi (bid’at) ve tevessülü terk ederek ALLAH’ı birlemeye Tevhid-i Amelî denir. İman ile küfrü ayırt eden amelî tevhîddir. Bu tevhidi yerine getirmeyen, yani ALLAH’a ortak koşan, tazim ve ibâdeti yalnızca ALLAH’a tahsis etmeyen, yardım ve mededi ALLAH’tan istemeyen, O’nun haram kıldığından sakınmayan kimse kâfir ve bu gibilerin malları ve canları helâldir ve “hakiki muvahhidlerin, bu müşriklerin üzerine hücum ile bunları katil ve mallarını yağ­ma etmeleri helâldir.”

Böylece İbn Abdilvehhâb, bu mes'eledeki sert ve katı tutumuyla Haricîleri taklîd etmiş olmaktadır. Bilindiği gibi Haricîler de, Vehhâbîler gibi, amel’i îmâna dâhil sayarak namaz, oruç, hac ve benzeri emirleri yeri­ne getirmemeyi küfür kabul ederler. 20 Mayıs 1802 (17 Muharrem 1217) tarihli Hatt-ı Hümâyunda özetlendiğine göre Vehhâbîler amelin îmânın bir parçası olduğu hususunda İbn Teymiye’ye uyarlar ve onlara göre farz olanları tembellikle veya inkar için terk eden kimse kâfirdir, mal ve kanla­rı helâldir. Nitekim Vehhâbîler, amelin îmânın bir parçası olduğuna inandıkları için, farzlardan birini terk eden kimseyi dinden çıkmış olarak görmüşler ve kendilerinden olmayan kendileri gibi davranmayan Müslümanları müşrik saymışlar, dolayısıyla malları ve canlarının kendileri için helâl olduğunu kabul etmişlerdir.

Ehl-i Sünnet, “tevhîd"i, İbn Abdilvehhâb’ın anladığı şekilde fevka­lâde dar kalıplar içinde ele almamış ve onun gibi keyfî yorumlara gitme­miştir. Bu anlayışıyla o, Ehl-i Sünnet'ten uzaklaşmış olmaktadır. O kadar ki, “...amelde ve îtikâdda Hanbeliyiz...” dedikleri halde, Ahmed İbn Hanbel'den de ileri gitmişlerdir. Nitekim Ahmed İbn Hanbel'e göre îmân, hem söz hem de ameldir, îmân iyi amellerle artar, kötü amellerle eksilir. İnsan, kötü amellerle îmândan çıkar; ama tövbe edince yine îmâna döner, ALLAH’a şirk koşan, farzlardan birini inkâr eden kimse İslâm'dan çıkar. Tembellik sebebiyle, farzlardan birini terkeden kimse ile ihmal eden kimsenin durumu, ALLAH’a kalmıştır; O, dilerse bağışlar, dilerse azab eder. İbn Hanbel'e göre, îmân, kalb ile tasdik, dil ile ikrar ve organlarla ameldir. İslâm ise, tasdik ve ikrardan ibarettir. Bu sebepten ALLAH’a şirk koşmamak, Kur’ân ve Sünnet'te sabit bir emri inkâr etmemek şartıyla, amelde bir ihmal olursa İslâm'dan çıkılmış olmaz. Küfür ise şirk ve in­kârdır(Muhammed Ebû Zehra, İslâm'da Fıkbi Mezhepler Tarihi, çev. Doç. Dr. AbdülkadirŞener (Ankara 1968), 3/221.). Oysa İbn Abdilvehhâb ve dolayısıyla Vehhâbiler, ameli yerine getirmeyeni imansızlıkla vasıflandırmakta ve böylece Müslümanların cumhurunun görüşlerinden uzaklaşmış olmaktadırlar.

2. Şefaat

Şefaat, birinin bağışlanmasına delâlet etme anlamına gelir. İbn Abdilvehhâb, şefaat konusundaki görüşlerinde İbn Teymiye’yi takib eder ve delil olarak Kur’ân-ı Kerîm’in şu âyetlerini gösterir:

"Rablerine toplanacaklarından korkanları Kur’ân’la uyar. O’ndan başka bir dost ve aracı (şefî') yoktur..” (En’am, 51).

"O’nun izni olmadan katında şefaat edecek olan kimdir?” (Bakara, 255).
"ALLAH katında, kendisine izin verilenden başka kimse şefaat edemez...” (Sebe', 23).

"De ki: Bütün şefaat ALLAH’ın iznine bağlıdır...” (Zümer, 44).
"ALLAH dilediğine ve hoşnud olduğuna izin vermedikçe göklerde bulunan nice meleklerin şefaati bir şeye yaramaz.” (Necm, 26).

Ehl-i Sünnet mezheplerinin hepsi de, şefaatin ALLAH’a ait ve ALLAH’ın izniyle olacağını söylerler. Bunun böyle olması da tabiîdir; çünkü O, her şeyin Sahibidir, Mâlikidir, Dileyenidir. Ancak yine Ehl-i Sünnet, Hz. Pey­gamber ve sâlih kulların şefaat haklarının bulunduğunu da kabul eder. Gerçi İbn Abdilvehhâb da, Hz. Peygamberin şefaatinin bulunduğunu kabul eder ve O’nun şefaatini beklediğini söyledikten sonra, “Fakat şefaa­tin hepsi aslında ALLAH’ındır” der ve şöyle devam eder: “Şu halde, şefaati ALLAH’tan iste ve şöyle de ‘ALLAHım beni onun şefaatinden mahrum et­me... ALLAHım, onu bana şefaatçi kıl...’ Eğer, Hz. Peygamber’e şefaat izni verilmiştir; ben de ondan ALLAH’ın kendisine verdiğinden istiyorum, derse şu cevabı ver: “ALLAH ona şefaati vermiş ve seni bundan nehyetmiştir. Zira buyurmuştur ki: ALLAH’la beraber kimseyi çağırmayım...” (Cin, 18). Şayet Peygamberi’ni sana şefaatçi kılmasını istiyorsan, O’na itaat et ve emrine uy. Yine peygamberlerden başka, meselâ meleklere, velilere, küçük iken vefat eden çocuklara şefaat izni verilmiştir. Bu durumda sen, ALLAH onlara şefaat izni vermiştir; ben onu onlardan isterim, diyebilir misin? Şayet evet dersen; ALLAH’ın Kitâbı’nda zikrettiği iyi insanlara ibâdet mefhûmuna dönmüş olursun. Hayır, dersen, ALLAH, şefaat iznini (asıl metinde izin ke­limesi yoktur) ona vermiştir; ben de ALLAH’ın kendisine verdiğinden istiyorum, şeklindeki sözünü çürütmüş olursun.(Muhammed b. Abdilvehhâb, Keşfu’ş-Şububât, 20-21.)"

Ona göre, “Cenab-ı ALLAH da müşriklerin ALLAH’ın varlığına inandık­larını; fakat meleklere, peygamberlere, velîlelere sarılıp, işte bunlar ALLAH nezdinde bizim şefaatçimiz, diyerek küfre gittiklerini beyan eder... Şayet derlerse ki, kâfirler doğrudan doğruya onlardan istiyorlar; halbuki biz, fayda ve zarar temin edenin, işleri idare edenin yalnız ALLAH olduğuna inanıyor, şahadet ediyoruz. Ve biz her şeyi yalnız kendisinden istiyoruz. Salih İnsanlar, hiçbir şey yapamazlar; fakat biz onlara yöneliyor ve şefaat­lerini ALLAH’tan bekliyoruz. Onlara de ki, bu, tıpatıp kâfirlerin sözüdür.(Muhammed b. Abdilvehhâb, Keşfu’ş-Şububât, 13-17.)”

Bu noktadan itibaren, İbn Abdilvehhâb’a göre şefâatla bir arada mütâlâa edilen tevessül konusu ortaya çıkar.


devam edecektir... (bi iznillah...)
« Son Düzenleme: 11 Haziran 2010, 01:28:50 Gönderen: |MiM| »

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

insan

  • Ziyaretçi
Ynt: CuMA NotLaRı/15-Ümmetin "Veba"sı:VEHHABİLİK/2
« Yanıtla #1 : 01 Haziran 2010, 19:41:37 »


Buna göre ALLAH’ın emirleri ve Peygamberi’nin Sünnet’i dışında emir ve yasak tanımayarak, Peygamber devrinde olmayan her şeyi (bid’at) ve tevessülü terk ederek ALLAH’ı birlemeye Tevhid-i Amelî denir. İman ile küfrü ayırt eden amelî tevhîddir. Bu tevhidi yerine getirmeyen, yani ALLAH’a ortak koşan, tazim ve ibâdeti yalnızca ALLAH’a tahsis etmeyen, yardım ve mededi ALLAH’tan istemeyen, O’nun haram kıldığından sakınmayan kimse kâfir ve bu gibilerin malları ve canları helâldir ve “hakiki muvahhidlerin, bu müşriklerin üzerine hücum ile bunları katil ve mallarını yağ­ma etmeleri helâldir.”

Diğer müslümanlar veya gayri müslümler senden "EMİN" değiller , yani sana canlarını ve mallarını emanet edemiyorlar (!) ama sen yinede MÜSLÜMANsın...

Harika mantık..


Çevrimdışı __MiM__

  • Moderatör
  • __HiÇ__
  • ***
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Ynt: CuMA NotLaRı/15-Ümmetin "Veba"sı:VEHHABİLİK/2
« Yanıtla #2 : 01 Haziran 2010, 23:55:49 »
Diğer müslümanlar veya gayri müslümler senden "EMİN" değiller , yani sana canlarını ve mallarını emanet edemiyorlar (!) ama sen yinede MÜSLÜMANsın...

Harika mantık..


bu tür marjinal gruplarda mantık tatile çıkmıştır abisi...
öyle bir dertleri hiç yoktur, olmadı da...

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

insan

  • Ziyaretçi
Ynt: CuMA NotLaRı/15-Ümmetin "Veba"sı:VEHHABİLİK/2
« Yanıtla #3 : 03 Haziran 2010, 20:03:18 »
bu tür marjinal gruplarda mantık tatile çıkmıştır abisi...
öyle bir dertleri hiç yoktur, olmadı da...

Mantıkları tatile çıktığına göre , demek ki bir ara MANTIKları vardı...

ALLAH cümlemizi ıslah eylesin..


 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40