• 08 Temmuz 2020, 04:46:36

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: 27 Mayýs cuntacýlarýnýn ilk ve son röportajlarý  (Okunma sayısı 481 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

...

  • Ziyaretçi



27 Mayýs'ý ertelettiren parola neydi? Celal Bayar'ý vurmak için Köþk'e çýkan komutan kimdi? Ethem Menderes nasýl aldatýldý? Aksiyon, 48 yýl sonra 27 Mayýs cuntacýlarýný kendilerinin dilinden deþifre ediyor.
 

--------------------------------------------------------------------------------

‘Günlerden pazartesi… Saat 15’e çeyrek var. Küçük bir salon. Ortada salonu boydan boya kaplayan mavi renk bir masa… Etrafýnda sandalyeler. Ýkide bir kapý açýlýyor ve içeriye her rütbeden subaylar giriyor. Ateþli bir oturumun baþlayacaðý anlaþýlýyor. Gelenlerin hepsi subay, fakat bu askerî bir toplantý deðil. Bu görünümü bize verdiren þeyin bir hayalin olduðunu sanmayýnýz, doðrudan doðruya gözlerimizle gördüðümüz manzaradýr. Yalnýz Türkiye’de deðil, dünyanýn hiçbir yerinde böyle subaylar toplantýsýnda görülemeyecek usuller, âdetler var bu salonda. Baþka bir yerde ekseriyetin binbaþýlarla, yüzbaþýlarýn da olduðu bir içtimaa bir general girerse bütün salon bir hamlede ayaklanýr deðil mi? Hayýr, burada öyle þey yok. Sanki herkes ayný rütbede, herkes ayný masada. Bana bundan bahseden bir yüzbaþý, rütbeler þu gördüðünüz kapýnýn dýþýnda kalýr, dedi. ‘Koridorlarda rastladýðýmýz zaman askerlik gereklerinin ve terbiyesinin bütün kurallarýyla selamladýðýmýz orgeneral, general ve albaylar burada bize tamamen müsavidirler.

“Nihayet saat aðýr aðýr üçü vurdu. Þimdi bütün zihinlerde ayný sual dolaþýyor: ‘Baþkanlýk sýrasý kimde?’ Bir binbaþý masanýn baþýna geçti. Yanýnda iki yüzbaþý (katipler) yerlerini aldýlar. Masanýn üstünde bir defter var. Herkes bu deftere imza atýyor. Bu devam cetveli gibi bir þey… Bir baþka yerde orgeneral, general, albay ve yarbaylarýn katýldýklarý bir toplantýya genç bir binbaþýnýn baþkanlýk ettiðini görebilir misiniz? Bütün nazarlarý önlerinde bugünkü toplantýnýn gündeminde ve gündem tamamen askerlikle alakasý bulunmayan iþlerle dolu… Aniden kapý yine açýldý. Tuhaf þey bu sefer gelen bir sivil. Dikkatle bakacak olursanýz onu tanýyacak ve hayret edeceksiniz. Bu bir bakandýr. Sessizce bir köþeye oturuyor. Kendisiyle yalnýz baþkan alakadar olmuþtur. Diðerleri sanki içeriye girdiðinin dahi farkýna varmamýþlardýr. Ýþte baþkan toplantýnýn açýldýðýný bildirdi. Evvela bakan konuþtu. Subaylar ona sual sordular. Derken subaylar birbirleriyle tartýþmaya baþladýlar. Bir generalin fikri, bir yarbay tarafýndan reddolundu. Bir yüzbaþý, bir albayýn düþüncelerini þiddetle tenkit ediyor. Bir söz alan bir daha istiyor. Biraz sonra yine konuþuyor. Nihayet saatlerden sonra müzakere bitti. Baþkan, kabul edenler el kaldýrsýn, dedi. Eller kalktý ve kanun kabul edildi. Kanun mu?

“Evet, biz 27 Mayýs’tan beri millet adýna Türkiye’nin mukadderatýna hâkim bulunan bir heyetin toplantýsýndayýz. Heyet Milli Birlik Komitesi, yer eski Büyük Millet Meclisi binasýnýn ikinci katýndaki Bütçe Encümeni Salonu. Mülga Millet Meclisi’nin yerini alan Milli Birlik Komitesi’nde idari sistem, eskiye nazaran büyük deðiþikliðe uðramýþtýr. Evvelce 14 komisyon hâlinde çalýþan Meclis’te þimdi yalnýz iki daire vardýr. Evvelce üç kiþiden teþekkül eden baþkanlýk divanýný þimdi vazifeli üç subay iþgal etmektedir.”

Cumhuriyet Gazetesi’nin 27 Mayýs darbecilerini temize çýkarmak için ihtilalin kahramanlarý(!) ile yaptýðý ‘Ýkinci Cumhuriyetin Ýhtilal Meclisi Üyeleri’ baþlýklý röportajlar serisi bu hikâye ile baþlýyor. Röportajlar 15 Temmuz ila 23 Aðustos 1960 arasýnda yayýmlanýyor. ‘Milli Birlik Komitesi’nin gizli içtimaýna girersek neler görürüz’ baþlýklý ilk yazýyý kaleme alan isim Cevat Fehmi Baþkut. Herkes asker olmasýna karþýn rütbelerin iþe yaramadýðýný, generalin yüzbaþýya müsavi olduðunu anlatan bu sahneler darbecilerin hâli pürmelâlini ortaya koyuyor. Darbeyi yapan birkaç general, çoðu albay, binbaþý, yüzbaþý rütbesindeki cuntacýlarýn Cumhuriyet Gazetesi’nde yayýmlanan ilk ve son röportajlarý ihtilalcilerin tartýþýlmayan yüzünü gözler önüne seriyor adeta.

Söyleþileri Yaþar Kemal, Ecvet Güresin ve Cevat Fehmi Baþkut yapmýþ. Milli Birlik Komitesi’nin (MBK) gizli toplantýlarýndan birini tasvirle baþlayan röportajlarda askerlerin 27 Mayýs’a giden yolda yaþadýklarý, dünya görüþleri ve planlarý anlatýlýyor. Türkçe ibadet, çarþaf, Atatürk devrimleri, darbenin haklýlýðý gibi konularý iþleyen, düþüklerin (sabýk iktidar mensuplarýnýn) sözde ayýplarýnýn deþifre edildiði bu röportajlar 13 Aðustos’ta aniden kesiliyor. Sonra 23 Aðustos’ta Kurmay Yüzbaþý Ahmet Er ile yapýlan röportajla sona erdiriliyor.

AYRI DÜNYALARIN ÝNSANLARI!

Röportajlarýn detaylarýnda yer alan bilgilere göre ihtilal öncesi Cumhurbaþkanlýðý Muhafýz Alayý Komutanlýðý yapan Albay Osman Köksal, 22 Mayýs’ta Cumhurbaþkaný Celal Bayar’ý öldürmek için makamýnda beklemiþ. Kurmay Yarbay Orhan Kabibay’ýn itiraflarýna göre, 27 Mayýs’tan önce 25-26 Mayýs gecesi ihtilal giriþimi yaþanmýþ; ama Ankara’dan gelen emirle darbe bir gün ertelenmiþ. Ýhtilali tehir parolasý hayli ilginç: “Washington’daki Dündar Sayhan’ýn oðlu ikmale kaldý.”

Ýtiraflar cuntacýlarýn birbirlerinden ne kadar ayrý dünyalarda yaþadýklarýný gösteriyor. Ayrýca Demokrat Parti ve onun siyasi kadrolarý hakkýnda nasýl kin kustuklarýný da… Röportajlardan ihtilal planlarýnýn 1954’ten itibaren yapýlmaya baþlandýðý da anlaþýlýyor. Aksiyon tarihin tozlu raflarýnda kalmýþ bu röportajlarý arþivlerde araþtýrýnca bakýn karþýmýza hangi gerçekler çýktý.

Yaþananlarý anlamak için önce o dönemde olanlarý hatýrlamak lazým. Biliyorsunuz 27 Mayýs ihtilalinden sonra çok partili siyasi hayat kesintiye uðradý. Baþbakan Adnan Menderes ile bakan arkadaþlarý Fatin Rüþtü Zorlu ve Hasan Polatkan idam edildi. Cumhurbaþkaný Celal Bayar, Genelkurmay Baþkaný Orgeneral Rüþtü Erdelhun ile Demokrat Partili bakanlar ve milletvekilleri Yassýada’da yargýlandý. Çoðu haksýz yere hapsedildi.

“AÐA CEMAL”: ÇARÞAF TÜRK KADINI ÝÇÝN YÜZ KARASI, TÜRKÇE KUR’AN ÞART

Ülkeyi 27 Mayýs 1960 - 25 Ekim 1961 tarihleri arasýnda MBK yönetti. Komitenin baþýnda Orgeneral Cemal Gürsel, Korgeneral Cemal Madanoðlu ve Kurmay Albay Alparslan Türkeþ vardý. Ayrýca Türk Silahlý Kuvvetleri’ne mensup 38 kiþilik subaylar grubu söz konusu komite içinde yer aldý. Ýktidara el koyan askerler, ülkeyi bu komitenin aldýðý kararlar doðrultusunda yönetmeye çalýþtý. Giriþte bahsi geçen toplantý da MBK’nýn yüzlercesini yaptýðý toplantýlardan sadece biriydi.

Bu kýsa bilgilerden sonra mezkûr röportajlarda yer alan görüþlere geçebiliriz. Cevat Fehmi Baþkut’un Orgeneral Cemal Gürsel’le yaptýðý mülakatýn giriþ cümleleri þöyle: “Devlet ve Hükümet Baþkanýnýn inkýlaplar, çarþaf, Türkçe Kur’an hakkýnda düþünceleri, merak ve itiyatlarý, kendi aðzýndan hayat hikâyesi.” Ýþte, orduda ‘Aða Cemal’ olarak tanýnan Cemal Gürsel’e yöneltilen sorular ve Gürsel’in verdiði cevaplardan bazýlarý:

-Ýnkýlâplar mevzuunda düþünceniz?

Arkada býraktýðýmýz devrede inkýlâplarýn geri gittiðine inanýyorum. En büyük fenalýk da zaten bu olmuþtur.

-Dini istismar edenlere verilen tavizler için ne diyorsunuz?

Buna artýk asla meydan vermeyeceðiz. Anayasa projesini hazýrlayan profesörlere vazife verirken mutlaka bu istismarý önleyici hükümler koymalarýný bilhassa rica ettim.

-Ya çarþaf?

Çarþaf, Türk kadýný için bir yüz karasýdýr. Türk kadýnýnýn güzel yüzünü saklamasý için bir alýn karasý bulunduðunu sanmýyorum. Dünya önüne temiz yüzü ile çýkmak onun hakkýdýr. Tarih boyunca kahramanlar doðurmuþ, büyük evlat yetiþtirmiþ, büyük tarihî hadiseler yaratmýþtýr. Kimden ne korkusu vardýr ki yüzünü saklamak ihtiyacý duyuyor. Çarþafýn namus ile de alakasý yoktur. Türk kadýnlarýndan rica ederim, kendilerine yakýþmayan bir kýbalde gözükmelerine meydan vermesinler, yüzlerini saklamasýnlar.

-Türkçe Kur’an için fikriniz...

Türk milleti Kur’an’ý kendi dili ile öðrenmesini bilmelidir.

Cemal Gürsel, ihtilal öncesinin kudretli Kara Kuvvetleri Komutaný olduðunu hatýrlatýp bakýn neler anlatýyor: “Kara Kuvvetleri Kumandanlýðý’nda iken bu hususta (aðalýk) daha selahiyetli olarak ordu menfaatlerini korumaða ve bu uðurda mücadeleye devam ettim. Fakat çok þey yapamadýðýmý itiraf ederim, çünkü idare orduya arkasýna çevirmiþ vaziyette idi. Ordunun dertlerini duyan azdý ve hükümet buna hiç aldýrmýyordu. Nihayet bildiðiniz gibi kurtuluþ aný geldi, biz esasen hazýrdýk, teþkilat kurulmuþtu. Þahsen ben, artýk baþka imkân olmadýðý kanaatine varmadan bu iþe ordunun karýþmasýný istemiyordum, genç arkadaþlarýmýn teþebbüslerini durduruyordum. Kayseri hadiselerinden sonra üniversite hadiseleri, daha evvel basýna yapýlan feci baský ve hapisler esasen fikirleri hazýrlamýþtý. Ýþler öyle bir noktaya vardý ki, benim orduyu bu iþe sokmamak yolundaki fikrime raðmen, ordunun müdahalesi olmadan memleketin kurtulmasýna imkân görmediðim için arkadaþlarý vazifelerinde serbest býraktým. Ve tamam zamaný gelince de vazifelerini yaptýlar.”

Oysa Alparslan Türkeþ’in 1994’te ortaya çýkan hatýralarýnda bu durum çok farklýdýr. “Ýhtilal tamamlanmýþ, ancak lideri yoktu. Ýþte bu boþluðu doldurmak için birtakým kimselerde gayretler baþ gösteriyor, boþalan Çankaya Köþkü için yeni bir sahip aranýyordu. Ýhtilalcilerin karargâh olarak kullandýklarý Harp Tarihi Dairesi’ne gelen bir telefon arayýþýn örneklerindendi. Madanoðlu, Ýnönü’yü alarak Çankaya Köþkü’ne götürmek, bütün subaylarý da toplamak istiyordur. Ama Türkeþ’in bunu duymasýndan sonra plan suya düþer. Ýzmir’de emekliliðini bekleyen Cemal Gürsel lider olarak seçilir. Ve derhal 27 Mayýs günü oraya bir uçak kaldýrýlýr. Ýzmir’deki uçaða binen Gürsel 24 gün önce çýkarttýðý orgeneral üniformasýný giyer ve silahýný kuþanýp genç ihtilalciler ile Ankara’ya gelmek üzere yola koyulur. Ýhtilalciler de baþsýzlýktan böylece kurtulur.”

“TÜRK CAMÝSÝNDE TÜRKÇE KUR’AN OKUNUR!”

O gün Baþbakanlýk Müsteþarlýðý koltuðunda oturan ancak aralarýndaki anlaþmazlýk nedeniyle 13 Kasým 1960’ta Hindistan’a sürgüne gönderilecek olan Alparslan Türkeþ röportajý yapýlan ikinci kiþi olur. Darbenin bildirilerini radyo yayýnýyla duyuran Türkeþ, röportajýnda memleketin en önemli meselesinin maarif olduðunu söylüyor ve Köy Enstitüleri’ni eleþtirip sorularý cevaplýyor:

-Ya Halkevleri, daha eskiye gidersek Türk Ocaklarý?

Halkevleri açýk bulunduklarý devirde faydalý olmakla beraber tam beklenileni veremediler. Politika cereyanlarýna karýþtýlar. Bir nevi mebusluk fideliði oldular. Türk Ocaklarý’na gelince biraz evvel Hamdullah Suphi Bey buradaydý. Türk Ocaklarý’nýn takviye ve inkiþafýna çalýþýlmasýný istiyor. Bence bu ocaklar da ömürlerini tamamlamýþlardýr. Þimdi biz bunlarýn yerine halký aydýnlatmak üzere Kültür Ocaklarý kurmak istiyoruz.

-Ýnkýlâplar? Atatürk inkýlâplarý onun ölümünden sonra yerlerinde saymýþ olsalardý, belki de bu davayý (maarif) þimdiye kadar halletmiþ olacaktýk?

Atatürk inkýlâplarý yerlerinde saymadýlar, gerilediler. Din, kýyafet ve en mühimi zihniyet sahasýnda gerilediler.

-Kýyafet derken Türk kadýnýný o utanýlacak kýlýða sokan çarþafý kastediyorsunuz deðil mi?

Son zamanlarda Anadolu’yu hiç dolaþtýnýz mý? Çarþafýn nasýl kapkara bir yangýn halinde bütün yurdu sardýðýný gördünüz mü?

-Yalnýz kýyafet ve zihniyette mi geriledik?

Hayýr Türkçecilikte de… Türkçecilik bu millete Atatürk’ün en büyük en faydalý hediyelerinden biri idi. Evvela ezaný Arapça okutmakla buna ihanete baþladýlar.

-Ya Kur’an’ýn Türkçeleþtirilmesi teþebbüsleri? Sabýklarýn baltaladýklarý bu teþebbüslere taraftar mýsýnýz?

Mutlaka… Türk camiinde Türkçe Kur’an okunur, Arapça deðil.

-Politikacýlarýn dini istismar edenlere taviz vermelerinin bu millete büyük zararlar getirdiðine kanisiniz deðil mi?

Þüphesiz… Tarih boyunca bu böyle oldu. Son devirde ise her iki parti de (DP, CHP) ayný þekilde taviz yolunu tuttular.

27 MAYIS HAREKETÝ 1957’DE OLABÝLÝRDÝ

Röportajýn devamýnda Türkeþ darbe ile ilgili bir itirafta bulunuyor: “27 Mayýs hareketi 1957’de olabilirdi. Doðrusu baþka herhangi bir memlekete benzeyeceðimiz düþüncesi bize tiksinti veriyordu. Onun için böyle bir harekete giriþmek için son dakikayý, bütün ümitlerin ortadan kalkmasýný bekledik.”

Röportajlarda yer alan bilgilerden biri de 27 Mayýs’ý organize eden rütbelilerden Kurmay Yarbay Orhan Kabibay’ýn anlattýklarý. 27 Temmuz 1960 tarihli röportaja göre Kabibay, darbenin aslýnda 25 Mayýs’ý 26 Mayýs’a baðlayan gece yapýlacaðýný anlatýyor. Ecvet Güresin’in yaptýðý röportaj þöyle baþlýyor: “25 Mayýs sabahýndayýz. Saat 9’u biraz geçiyor. Genç bir kurmay yarbay Kadýköy’deki evinde sabýrsýzlýkla bekliyordu. Aslýnda ev kýz kardeþinin evi idi. Ankara’dan gelen ziyaretçilerle bu evde buluþmayý ve haberleþmeyi oradaki telefonla temin etmeði daha uygun bulmuþtu. Orhan Kabibay o gün de bir ziyaretçi bekliyordu. Kabibay, arkadaþý vasýtasýyla beklenen haber geldikten sonra yapacaklarýný kafasýnda bir kere daha planlaþtýrýrken kapý çalýndý. Kurmay Albay Muzaffer Yurdakuler idi gelen. Beklenen günün geldiði adeta gözlerinden okunuyordu. Ýki arkadaþýn konuþmasý çok kýsa sürdü.

“Kabibay hemen telefon baþýna geçip birkaç görüþme yaptý, randevular verdi, sonra beraber çýktýlar ve Kadýköy’den Köprü’ye gittiler. Köprüde onlarý üçüncü bir subay bekliyordu; Binbaþý Orhan Erkanlý. Evvela Harp Akademisi’ne daha sonra Sýkýyönetim Komutanlýðý’na, Taksim ve Beyazýt Asayiþ Komutanlýklarý’na gittiler. Konuþmalarý belki çok kýsa sürüyordu. Zaten yapýlacak hareketler evvelden kararlaþtýrýlmýþ olduðu için uzun boylu konuþmaða müzakere etmeðe de ihtiyaç yoktu. O gece yarýsý yani 25 Mayýsý 26 Mayýsa baðlayan gece Türk Silahlý Kuvvetleri memleketin idaresini eline alacaktý.”

Gerisini Ecvet Güresin ve Orhan Kabibay þöyle konuþuyor:

-Peki sonra ne oldu yarbayým?

Uðradýðýmýz yerlerde gerekli tedbirleri yani harekâtýn 25 Mayýsý 26 Mayýsa baðlayan gece yapýlmasý için gereken tertipleri aldýktan sonra Orhan Erkanlý bizden ayrýlarak kýtasýnýn baþýna gitti. Biz de Yurdakuler’le birlikte Harbiye binasýna geldik. Bu sýrada arkadaþlardan biri bize Ankara’dan þöyle bir mesaj aldýðýný bildirdi: “Washington’daki Dündar Sayhan’ýn oðlu ikmale kaldý.”

Bu kötü bir haberdi. Zira daha evvel harekâtýn tehir edilmesi ihtimaline karþýlýk hazýrladýðýmýz parola idi bu. Fakat yapacak bir þey yoktu. Birkaç saat evvel dolaþtýðýmýz yerlere süratle bir kere daha giderek durumu izah ettik, Orhan Erkanlý’ya haber verdik. Velhasýl harekâtý durdurduk. Teessür umumi idi. Bu teessürü akþam uçakla Ankara’ya hareket eden Albay Yurdakuler görmüþtü. Kendisine eðer çok vahim bir sebep yok ise, harekâta 26 Mayýsý 27 Mayýsa baðlayan gece yarýsýndan sonra saat 4’te mutlaka baþlamamýz gerektiðini bildirttik. Ertesi gün hem telefon hem kurye ile haber bekleyecektik. Gece eve saat 1’de gittim ve ertesi sabah telefon baþýnda beklemeðe baþladým. Saat 12.35’te santral memuru Ankara’dan beni aradýklarýný bildirdiði ve karþýda konuþan Albay Muzaffer’in sesini aldýðým zaman duyduðum heyecaný tasavvur edemezsiniz. Elindeki normal muhavereden bana aynen þöyle dedi:

-Orhancýðým senin emekli sandýðýndan istediðin parayý alýp, telledim. Yarýn mutlaka eline geçmiþ olacak. Miktarý 2730 liradýr. Her ne kadar 2740 lira idi ise de on lirasýný telgraf için kestik. Kusura bakma, cimriliðim tuttu.

Ben de þöyle cevap verdim:

-Herhalde bugün telgrafý alýrým. Yarýn para mutlaka elime geçmeli, çünkü ihtiyacým var.

Muzaffer Yurdakuler devam etti:

-Haa bir þey daha var. Eskiþehir’deki bizim havacýnýn da parasýný aldým ve seninkiyle beraber gönderdim. Miktarý seninki kadardýr. Ben kendisine vakit bulup haber veremeyeceðim, sen lütfen haber ediver.

-Merak etme, þimdi onu bulur parasýnýn yolda olduðunu söylerim.

ÝHTÝLAL PAROLASININ SIRRI!

Sevinç içindeydik. Konuþmamýzýn sonunda o Ýstanbul’daki arkadaþlara ben Ankara’dakilere selamlarýmýzý söylüyor, böylece iki grup olarak birbirimize muvaffakiyetler diliyorduk. Ankara ile görüþtükten sonra arkadaþlarý telefonla aradým, kendilerine (Son olarak girdiði lisan imtihanýný muvaffakiyetle geçtiði) haberini veriyordum ki bu da bir parola idi. Bu iþler bitince karþýya (Avrupa yakasý) geçtim. Bir gün evvel dolaþtýðým yerleri yeniden dolaþtým ve bildiðiniz gibi o gece netice alýndý.

Gazeteci Güresin’in kritik bir sorusu baþka bir gerçeði daha aydýnlatmaya yetiyor aslýnda: “Ankara ile yaptýðýnýz telefon konuþmasýnda Emekli Sandýðý’ndan alýnan 2740 lira ile kesintili olan 2730 liranýn manasý nedir?” Cevabý Yarbay Kabibay þöyle veriyor: “Bu konuþmada parayý telledim sözü harekata karar verildiðini, 2740 liranýn 2730’a inmesi de 27 Mayýs saat 4’te yapýlacak olan harekatýn saat 3’e alýndýðýný göstermektedir.”

Ýhtilalin bir gün tehir edildiði ifþaatý Kurmay Yüzbaþý Kamil Karavelioðlu ile genç eþi Fatma’nýn Yaþar Kemal’e verdikleri röportajda da yer alýyor. Fatma Haným’a “Ýhtilalden ne zaman haberdar oldunuz?” sorusu yönelten Yaþar Kemal, ummadýðý bir cevapla karþýlaþýyor: “26 Mayýs’ta söyledi. Ýhtilal o gün olacaktý. Benimle vedalaþýrken, gidip de gelmemek var, dedi. Ben soðukkanlýlýkla karþýladým. Memleket için bir insan her þeyini verebilmeli.” Ve Yüzbaþý Karavelioðlu ekliyor: “26’sýnda olmadý ihtilal, 27’ye tehir ettik.”

Darbecilerin bilinmeyen yanlarýndan biri de kadrolaþmalarýydý. Bunu da Kurmay Yarbay Suphi Karaman deþifre ediyor. Yaþar Kemal’in 10 Aðustos 1960 tarihli yazýsý þöyle baþlýyor: “Kurmay Yarbay Suphi Karaman Genelkurmay’ýn Erkan Þubesi Baþkanýdýr. Bu iþ önemli bir iþtir. Çünkü generallerin ve kurmaylarýn tayinlerini yapar. Bu þubenin daha önceki baþkaný Kurmay Albay Osman Köksal’dýr. Osman Köksal Muhafýz Kýtasý Komutanlýðýna tayin edilince, ondan boþalan yere Suphi Karaman getirilmiþtir. Osman Köksal’ýn Muhafýz Kýtasý Komutanlýðý’na tayini çok önemli bir olaydýr. Suphi Karaman’ýn da Erkan Þubesi Baþkaný olmasý çok önemli bir iþtir. Genelkurmay’ýn can alýcý noktalarýndan birisidir. Milli Birlikçilerin kilit noktalarýna getirilmeleri gerektir. Bu da Suphi Karaman eliyle saðlanabilir.”

Yaþar Kemal’in bu tespitleri yersiz deðildir. Karaman’ýn dönemin Milli Savunma Bakanýný tayin ve terfilerde nasýl aldattýðýný anlattýðý anýsý da bir hayli ilginç. Adnan Menderes’i yanýlttýðý söylenen Ethem Menderes’in aldatýldýðýnýn iþaretlerini veriyor. “Ýþkence gören Samet Kuþçu’nun ihbar ettiði, sonradan beraat eden 9 subaydan birisi olan Kurmay Albay Ýlhami Barut bir yýl sonra bazý ailevi sebeplerden dolayý Ýstanbul ve yakýnlarýndan bir yere tayinini istiyor. Suphi Karaman’ýn bu arkadaþýný tayin ettirmesi gerektir.

Ama bu nasýl olacaktýr? Zor iþtir. Çünkü bu dokuz subayýn her biri damgalanmýþ ve düþüklerin (DP iktidarý) gözünden düþmüþlerdir. Suphi Karaman 35 kiþilik bir kurmay tayin listesine Ýlhami Barut’un da adýný yazýyor. Listeyi vekile götürüyor. Vekil listeyi imzalýyor. Fakat Suphi Karaman biliyor ki, Ýlhami Barut’tun Ýstanbul’a tayinini düþükler haber alýrlarsa, kendisi için iyi olmayacak, düþüklerin ona güvenleri sarsýlacak. Halbuki sarsýlmamasý gerektir. Bakan imzayý çaktýktan sonra, ‘Bir dakika Vekil Beyefendi’ diyor Karaman. ‘Size bir sözüm var. Bu listedeki bütün subaylar, az önce de arz ettiðim gibi haklarý olan yerlere verilmiþtir. Bunlarýn içinde bir de 9 subaydan biri olan Kurmay Albay Ýlhami Barut vardýr. O da haklý olarak Ýstanbul’a verilmiþtir, ama biliyorsunuz 9 subaydan bir tanesidir. Onun için bunu sizin tasvibinize arz ediyorum. Ne dersiniz?’ Bu sözler üzerine Bakan Ethem Menderes masaya ellerini dayýyor: ‘Çok teþekkür ederim yarbayým. Ýþte bizim, sizin gibi kýymetli subaylara ihtiyacýmýz var. Hatýrlattýðýnýz için teþekkür ederim. Öyleyse Ýlhami Barut’u Ýstanbul’dan uzaklaþtýralým.’

Daha önce Adapazarý için Barut ile Karaman anlaþmýþlardýr. Hemen oracýkta Suphi Karaman Barut’un tayinini Adapazarý’na yapýverir. Yolcu memnun, hancý memnun. Üstelik Bakanýn Suphi Karaman’a sarsýlmaz güveni var. Karaman bakana öyle bir güven veriyor ki, adý demokrata çýkýyor. Ýþin aslý 27 Mayýs’tan sonra anlaþýlýyor. Kurnaz cuntacý Yarbay röportajýn sonunda ‘en çok þaþtýðýnýz olay?’ sorusuna þöyle cevap veriyor: Düþük Ethem Menderes’in Osman Köksal’ý Muhafýz Kýtasý’na atamasýna, beni de Erkan Þubesi Baþkaný yapmasýna.”

ÜÇ YIL ÖNCE KARARLARIMIZI ALMIÞTIK

Hakikaten þaþýlacak hadisedir. O, Erkan Þubesi Baþkaný Alparslan Türkeþ ve ekibini de aldatarak aralarýnda Cemal Madanoðlu, Sýtký Ulay, Ýrfan Baþtuð’un yer aldýðý 7 komite üyesini terfi ettirecektir. Kavga büyüyünce Türkeþ ve ekibindekiler 13 Kasým’da birer birer yurtdýþýna sürgüne gönderilecektir.

MBK Genel Sekreter Yardýmcýsý Binbaþý Orhan Erkanlý “Bir gün böyle bir ihtilalde yer alacaðýnýzý düþündünüz mü?” sorusuna doðrudan ve net bir cevap veriyor: “Evet. Bilhassa son zamanlarda bu maksatla kendimi ve kendime yakýn olanlarý ihtilal fikriyle yetiþtirmiþtim.” Ya 27 Mayýs’ýn anlamý nedir? Bu soruya cevabý ise þöyle : “1954’ten sonra iktidarda bulunmuþ olan zümre milletin bütün haklarýný çiðnedi. Milleti aldattý. Memleketi iktisadi ve sosyal alanda felakete sürükledi. Manevi deðerler unutuldu ve unutturuldu. Devlet kurumu tam bir parti kurumu haline getirildi. Memlekette tek organize güç olan Türk Silahlý Kuvvetleri’nin her vesileyle gururu kýrýldý, tarihimizin en asil mirasý olan üniforma, taþýyanlarý utandýracak hale getirildi. Üniversiteye karþý giriþilen tertiplerle ilmin baþý ezilmek istendi. Ve köylü uyuþturuldu. Emperyalistlerin Uzakdoðu ve Afrika’da tatbik ettikleri metodlarla halk istihsal olmaktan çýkarýldý. Bu ve bunun gibi sebeplerle 27 Mayýs devriminin platformu hazýrlandý. Millet zulme karþý isyan hakkýný kullanmaya hazýrdý. Onun özü, ruhu ve en büyük garantisi olan TSK bu hakký kullandý.”

Oysa manzara tam tersineydi. Ülkede ekonomik atýlým baþlamýþtý. Köylünün yüzü gülüyordu. Cuntacýlar ise halk adýna hareket etme hakkýný halka raðmen kullanýyorlardý.

Ýlginç röportajlardan biri de Yüzbaþý Rýfat Baykal’ýn cuntacýlarýn nasýl organize olduklarýný anlattýðý satýrlarý barýndýrýyor.

-27 Mayýs gibi bir ihtilalde vazife alacaðýnýzý evvelden hiç düþündünüz mü Yüzbaþým?

Biz daha üç sene evvel gidiþi gördük ve arkadaþlarla aramýzda kararlar verdik. (27 Ekim 1957’de DP yüzde 47,7 oy ile 424 milletvekili çýkarmýþ, tekrar iktidara gelmiþti.) Nisan 1960 hadiselerinden evvel teþkilatýmýz kurulmuþtu. Bence nisan hadiseleri (öðrenci olaylarý) vuku bulmasa da hareket olacaktý. O ayýn hadiseleri yalnýz iþi tacil etti, o kadar... Ankara’da Personel Okulu’nda karargâh bölük kumandaný idim. Vazifem dolayýsýyla arkadaþlar arasýnda daha rahat irtibat temin ediyordum. Ýhtilal gecesi muhtelif sýnýflardan 9 arkadaþ benim evimde toplandýlar. Saat üçte emrimdeki kuvvetleri silahlandýrdým. Arkadaþlara makineli tabancalar daðýttým ve tam üçte plan mucibince Dikimevi’ne doðru hareket ettik. Dikimevi ile Sýhhiye arasýnýn kontrolü bana verilmiþti. Yol üstünden týbbiyelileri de kaldýrdým. Bize iltihak ettiler ve plana göre sahada vazifeye baþladýk. Saat 4’te Ankara düþmüþtü. Saat 8’de benim saham dâhilinde bulunan Tevfik Ýleri’nin evine gittim. Evinden çýkmasý için haber yolladým. (Yukarý gelsin) demiþ. Kendisine evinden çýkmasý için iki dakika mühlet verdim. Bir buçuk dakika dolmadan soluk soluða kapýdan çýktý. Milletin bizi nasýl karþýlayacaðýný biliyorduk. Buna yüzde yüz emindik. Ama tepki görsek dahi onu kýracak kuvveti elimizde bulunduruyorduk.”

1954’TEN ÝTÝBAREN YAPILAN GÝZLÝ TOPLANTILAR!

Tank Binbaþý Muzaffer Karan ise harp okulu talebeleriyle iþbirliði yapan tanklarla bakanlarý evinden alan bir baþka isimdi. Ýhtilal giriþimleri onun ifadeleriyle ta 1954’lere dayanýyordu: “1954 yýlýndan itibaren bunlarýn yanlýþ yola saptýklarýný, siyasi ihtiraslarýndan baþka bir þey düþünmediklerini ve Atatürk’e düþman olduklarýný fark ettim. Ve o zamandan beri çeþitli arkadaþlarla gizli toplantýlar yaparak bunun düzeltilmesi yolunu aradýk. Hafiyeler tarafýndan takip edildik, mimlendik. Böyle ufak tefek þeyler bizi yýldýracak yerde azmimizi artýrdý.”

Kumanda ettiði birliðin iþini 5 Aðustos tarihli röportajda Karan þöyle anlatýyor: “Ankara Zýrhlý Birlikler Okulu Tank Taburu ile temasý vardý. Bütün tabur personeli bu hareket için önceden hazýrlanmýþtý. O gece taburla birlikte harekâta katýldým. Tank taburu Ankara’nýn her yerinde vazife aldý. Bu taburda 20 tank vardý. O gece piyadeyle ve Harp Okulu talebeleriyle iþbirliði yaptýk. Celal Bayar’ýn tevkifine kadar tanklarla bütün vazifelere katýldým.” Tank Binbaþý bununla da yetinmeyip darbe geleneðinin süreceðini þöyle dile getiriyor: “Gençlik ve ordu böyle bedbaht kimselerin (DP’liler) baþýnda daima Demokles’in kýlýcý gibi asýlý duracaktýr.”

Evet gerçekten de öyleydi. 27 Mayýs ihtilali öncesinde en çok kullanýlan yine gençler olmuþtu. Özellikle Ankara ve Ýstanbul’daki öðrencileri yönlendirmek için vazifeli subaylar vardý. Bunlardan biri Binbaþý Þefik Soyuyüce idi. 29 Nisan 1960’ta gençleri yakýndan görmek için Ýstanbul Üniversitesi’ne giden Soyuyüce, “Bizi bu zulümden kurtarmayacak mýsýnýz?” diyenlerin sözlerine çok aðlamýþ o gün: “Oradan uzaklaþýrken gençlerin intikamýnýn alýnmasý ve artýk milletin kurtarýlmasý anýnýn geldiðine karar verdim. Ýstanbul bölgesinin asayiþ birliði Kurmay Baþkaný olarak 2 Mayýs 1960 günü o zamanýn Merkez Komutaný Binatlý ile aramýzda geçen hadiseler, gençlerle irtibat kurmak için gayretler, hele 26 Mayýs 1960 günü üniversite senato toplantýsýna verilen dilekçelerin alýnmasý vazifesinin yapýlýþý ayrý ayrý hayatým boyunca unutamayacaðým birer maceradýr.”

Ýhtilal günü Sýdýk Sami Onar ile rektör Nail Kubalý’yý Ankara’ya gönderen isim de Soyuyüce’dir. Öðretim üyeleriyle birbirlerine sarýlýp aðlayacaklardýr Yeþilköy Havalimaný’nda. Çünkü ihtilal onlarýn da eseridir: “Esasen ihtilal biz teþebbüs etmeden baþlamýþtý. Çünkü memur, üniversite öðretim üyeleri ve gençlik bu ruhu evlerden dairelere, üniversitelere, oradan halk kitleleri arasýna, caddelere, meydanlara intikal ettirmiþtir. Ve bize gerek ihtilalin kolay yapýlmasýný ve gerek milletin buna sempati ile baðlanýp bizleri desteklemesini saðlamýþlardýr.”

Kurmay Yarbay Ahmet Yýldýz da üniversite bahçelerinin kahramanlarýndandýr. Hatta Ankara’daki cunta ekibi son toplantýsýný 26 Mayýs gecesi, günlerdir olaylarýn çýktýðý Ankara Üniversitesi bahçesinde yapacaktýr. Üniversite ve bahçesi sýkýyönetimin kontrolü altýnda olduðu için ihtilalci subaylar son görüþmeyi burada yapmayý faydalý bulmuþlar. Subaylar yavaþ yavaþ aðaçlarýn altýnda, bahçenin en karanlýk yerinde toplanýyorlar. Bu toplantý son toplantý. Günlerden beri konuþulmuþ, karara varýlmýþ planýn teferruatý bir daha gözden geçirilecek. Öyle yapýlýyor. Plan konuþmasý son bulunca arkadaþlar, sýnýf arkadaþlarý, ideal arkadaþlarý helalleþiyorlar. Gidip de gelmemek var, gelip de görmemek var. Yarýn belki hiçbiri sað kalmayacak, karýlarý dul, çocuklarý öksüz kalacak. Belki de inandýklarý iþi baþaracaklar, memleket iyi bir yarýna götürülecek.

ALBAY KÖKSAL: EMÝR VERSE BAYAR’I VURACAKTIM

“Yukarýya çýkarken karar verdim. Bayar bana böyle bir iþ yapmamý emrederse, daha emrin sonu gelmeden derhal tabancamý çekecek ve kendisini vuracaktým. Bu kararla evime uðradým, tabancamý doldurdum.” Bu sözler Albay Osman Köksal’a ait. 21 Mayýs günü, yani ihtilalden neredeyse bir hafta önce Celal Bayar’ý vurmaya karar veriþini ve yapacaklarýný anlatýyor. Darbeden önce Cumhurbaþkanlýðý Muhafýz Alayý Kumandanýydý Albay Köksal. Darbede Bayar’ý tevkif eden de o oldu. Köksal, Genelkurmay Erkan Þubesi’nden atandýðý Köþk’te hiç huzurlu deðildi. Baþýndan itibaren hem Cumhurbaþkaný’nýn hem de hükümetin talimatlarýný dinlememe onun için adeta gurur vesilesiydi. Cumhuriyet Gazetesi’nin 18 Temmuz 1960 tarihli neþriyatýnda þu cümleler ona ait:

“22 Mayýs günü Riyaseticumhur Muhafýz Alayý subaylarýna mahsus lojmanlarýndan birinin küçük salonunda inkýlâp tarihinin belki de yazmayacaðý, ehemmiyetsiz gibi görünen, fakat hakikatte çok manalý, çok alaka çekici bir konuþma geçmiþti. Siz buna 27 Mayýs Ýhtilali dramýnýn en karakteristik sahnelerinden biri de diyebilirsiniz. Salonda albay üniformalý, orta boylu bir subay aþaðý yukarý gezinmektedir. Yüzünün rengi hafifçe atmýþtýr. Heyecanlý mýdýr? Onun vermiþ olduðu kararý kim verse heyecanlanýr. Evet, belki heyecanlý, fakat telaþlý deðildir. Aðýr adýmlarla salonun kapýsýna doðru yürür, açar eþine seslenir. Þimdi salonda ikisi karþý karþýyadýrlar:

-Sana biraz para býrakmak istiyorum.

Param var istemem.

-Caným bu da yanýnda bulunsun. Zaten yanýmda topu topu 50 liram var. Al sende kalsýn.

Akþama gelmeyecek misin?

-Tabii geleceðim.

Osman ne yapmak istiyorsun?

-Hiçbir þey.

Fakat biraz evvel tabancaný doldurdun.

-Dolu bir tabanca boþ bir tabancadan daima daha iyidir.

Þimdi nereye gidiyorsun?

-Tabii vazifeye.

Ama nereye?

-Her zamanki gibi…

Mukaleme burada kesiliyor. Albayýn eþinin dudaklarýnda acý bir gülümseme yapýþýp kalmýþtýr. Kadýnýn yüzünden ayrýlmayan albayýn ýsrarlý bakýþlarýysa sanki ona veda ediyor gibidir. Kadýn belki her þeyi anlamamýþ, fakat þüphelenmiþtir. Belki hýçkýra hýçkýra aðlamak için kendini güç tutmaktadýr. Albay hakikaten vazifeye mi gidiyor? Evet, þüphe yok, bu da vazife, hem de tarihî bir vazife… Bütün bir milletin mukadderatýný deðiþtirecek bir vazife. Yalnýz bu vazife de her zamanki gibi kelimeleriyle verilmek istenen alelade manayý arayacaklar, beyhude yorulmuþ olurlar. Albay, devrin Cumhurbaþkaný Celal Bayar’ý öldürecektir. Buna kati karar vermiþtir. Niçin? Býrakalým da kendisi anlatsýn:

-21 Mayýs günü Harbiye mitinginin ta içinde bulundum. Hadiseleri sonuna kadar dikkatle takip ettim. Bir ara beni telsizle aradýklarýný haber verdiler. Arayanlar Koraltan’ýn (TBMM Baþkaný Refik Koraltan) evinde imiþler. Oraya gittim. Bayar, Koraltan ve Menderes üçü de ordaydýlar. Üçünün de renkleri sararmýþtý. Üçü de periþandýlar. Ben içeriye girince biraz toparlanýr gibi oldular.

Bayar sesini yükseltti:

-Kumandan hazýr mýsýnýz?

Hazýrým efendim.

Gerçi böyle söylemiþtim ama, hazýr falan deðildim. Alayýma alarm iþareti dahi vermemiþtim.

MUHAFIZ ALAYI KOMUTANI HARBÝYE MÝTÝNGÝNDE SUBAY MÝTÝNGÝ ORGANÝZASYONU YAPIYOR

-Peki gidip beni yukarýda bekleyiniz. (Cumhurbaþkanlýðý Köþkü’nde…)

Kumandan hazýr mýsýn demekle neyi kastetmiþlerdi acaba, yanlarýndan çýkarken bunu düþünüyordum. Herhalde benden asla yapamayacaðým þeyleri isteyeceklerdi. Doðrusu bunun için tam adamýný bulmuþlardý. Halbuki benden þüphelenmeleri lazýmdý. Bunun için sebepler de vardý. Bir aralýk benim tevkifim dahi aralarýnda konuþulmuþtu. Sonradan bunun ileride bir gün (28 Mayýs) yapýlmasýný kararlaþtýrmýþlardý. Þu halde bu adama böyle iþler nasýl yaptýrýlýrdý? Yukarý çýkarken karar verdim. Bayar bana böyle bir iþ yapmamý emrederse, daha emrin sonu gelmeden derhal tabancamý çekecek ve kendisini vuracaktým. Bu kararla evime uðradým, tabancamý doldurdum ve Bayar öldükten sonra belki beni de vuracaklarýný, halbuki karýmýn parasýz olduðunu düþünerek bütün mevcudum yanýmdaki 50 lirayý eve býraktým ve iþte böylece Köþke gittim. Bir müddet sonra Bayar gelip de kendisini gördüðüm zaman daha uzaktan eliyle iþaret ederek baðýrdý: ‘Ýstemez, vazgeçtim.’ Neyi istemiyordu, neden vazgeçmiþti söylemedi.”

Cumhuriyet Gazetesi’nin bir kahraman gibi gösterdiði Osman Köksal, aslýnda Ankara Örfi Ýdare Komutanlýðýna atanan Korgeneral Namýk Argüç’ün emirlerini de hiçe saymýþtý. Ýhtilalden önce Ankara’da yaþanan isyanlar ve öðrenci olaylarýnda Muhafýz Alayý’ndan tek bir asker vermediði için övünecekti. Konu Bayar’a kadar intikal ettirilmiþti. Bayar NATO toplantýsý için gittiði Ýstanbul’dan dönerken havaalanýnda kendisini karþýlayan heyetteki Albay Köksal’ý yanýna çaðýrýp uyaracaktý:

-Kumandan ben askerlikten anlamam. Fakat örfi idare kumandanýnýn istediði kuvveti vermeniz lazým idi.

Daha o günden densizliðini gösteren Albay Köksal, anlattýðýna göre Bayar’a þu cevabý vermiþ:

-Ben Albayým, askerlikten anlarým. Yaptýðým doðrudur.

Albay Köksal, Ankara’da Harp Okulu öðrencilerine yaptýrýlan Genç Harbiye mitinginde hem izleyici hem koordinatör görevindedir. Bunu da röportajda þu satýrlarla itiraf ediyor: “Genç Harbiye mitinginin akþamýnda Bayar beni yanýna çaðýrdý. Bu miting hakkýndaki fikrimi sordu. ‘Olduðu gibi mi anlatayým, yoksa istenilen gibi mi?’ dedim. ‘Olduðu gibi’ cevabýný verince, bunu birçok hadiselerin takip etmesinin muhtemel bulunduðunu söyledim. Kýzdý. Bilahare benimle görüþmek isteyen Ethem Menderes’e ise daha açýkça fikrimi anlattým.

Hükümetin istifa etmesi lazým geldiðini, baþka çýkar yol bulunmadýðýný bildirdim. Ýnkýlâp hareketinden birkaç gün önce Komitedeki arkadaþlarla toplanmýþ, Harbiye’den sonra subaylarýn da 28 Mayýs Cuma günü için miting hazýrladýklarý haberini yaymaya karar vermiþtik. Duymuþlar. Önce Ethem Menderes beni çaðýrttý:

-Subaylarýn miting yapacaklarýný duyduk doðru mu?

Sanýrým doðru. Ben de duydum.

-Ne gibi tedbirler alabiliriz?

Hiçbir tedbir alamayýz. Erler, subaylar üzerine ateþ etmezler.

Ethem Menderes bu cevaptan fena halde müteessir oldu. Ben yanýndan çýkar çýkmaz Bayar’a telefon etmiþ olmalý ki bu sefer de o çaðýrttý. Ona da ayný cevabý verince sinirlendi. Bilahere öðrendim iþte bu sözlerimden sonra benim tevkifime karar vermiþler.”

27 Mayýs 1960 ihtilali demokrasinin önünü kesmekle kalmamýþ, cunta zihniyetinin ilk emsali olmuþtur. Alparslan Türkeþ’in deyimi ve yýllar sonra gelen itirafý ile 27 Mayýs’tan 45 gün sonra her þey rayýndan çýkmýþ, ikinci darbe gerekmiþtir. Asýl amaç olan CHP’yi iktidara getirmeyi baþaramamýþlardýr. Yassýada ile trajedi büyümüþ, memleket evlatlarý asýlmýþ, demokrasi tarihine de kara bir leke býrakýlmýþtýr.





TBMM eski Baþkaný Ferruh Bozbeyli: EZAN ARAPÇA OKUNDUÐU GÜN DARBEYE KARAR VERDÝK DÝYENLER BÝLE VARDI

27 Mayýs 1960’ý takip eden ikinci ayda Temmuz ve Aðustos’ta Cumhuriyet’te yayýmlanmaya baþladý bu Milli Birlik Komitesi üyeleriyle ilgili röportajlar. Bu röportajda genellikle Milli Birlik Komitesi üyelerine ayný sorular soruluyordu. Yani niçin 27 Mayýs’ý yaptýnýz? Bu fikir sizde ne zaman doðdu? Hangi olaylar veya olay sizi buna sevk etti gibi sorular soruyorlardý. Yanlýþ hatýrlamýyorsam yirmi sekize kadar geldiler. Yani milli birlik komitesi üyelerinden yirmi sekiz kiþiyle görüþmek imkâný oldu. Her ne olduysa röportajlar durduruldu. Ama tahmin ediyorum ki, zaten okundukça görülecek. Birbirinden çok farklý, birbiriyle çeliþkiye düþen ve 27 Mayýs’ýn çehresini bozan, basitleþtiren bir konu sergilenmiþ oluyordu. Kendi iç tartýþmalarý ortaya çýktý. Bu yüzden daha fazla ileriye gitmemek için böyle oldu. Mesela bazýlarý diyor ki, 1950’de ezan Arapça okunmaya baþladýðý gün ihtilal yapmaya karar vermiþler. Þu hale bakýn. Gerekçeye bakýn. Yani onun için aslýnda öyle ulvi sebepler yok. Bakarsanýz öfkeye dayalý, iftiraya dayalý, anlamsýz suçlamaya dayalý sebepler var orta yerde. 27 Mayýs bir öfkenin ürünüydü. Bu röportajlar da onlarýn foyalarýný ortaya döktü galiba.

aksiyon
« Son Düzenleme: 01 Temmuz 2010, 11:31:07 Gönderen: H@rezmi »


There are no comments for this topic. Do you want to be the first?