• 12 Aralık 2018, 19:44:56

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: Kur'ân Perspektifinden Kadın  (Okunma sayısı 320 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı hacı anne

  • BiSMiLLaH
  • *
  • İleti: 41
  • Teşekkür 1
Kur'ân Perspektifinden Kadın
« : 11 Temmuz 2010, 18:40:39 »
Kur'ân Perspektifinden Kadın


İslâm'a göre kadın-erkek, bir bütünün birbirlerini tamamlayan parçalarıdır.
Biri olmadan, diğeri eksik ve yarımdır. Her bakımdan iki cins de birbirine
muhtaçtır. Bu yüzden kadın erkek iki cins birlikte dünyaya gelmişler, hayatı
birlikte paylaşmışlar, Yüce Yaratıcı'nın emirlerine birlikte muhatap
olmuşlar, sonunda kendilerine yasaklanan meyveyi beraber yemiş ve birlikte
ALLAH'a tevbe etmişlerdir. Bu birliktelik bu dünyada devam ettiği gibi
âhirette de sürecektir. Nitekim kadın ve erkeği, bir bütünün iki parçası
olarak tanımlayan Peygamberimiz, "Kadınlar da erkeklerin parçalarıdır, onlar
gibidir"1 buyurarak kadınların, yaratılış ve tabiatta erkekler gibi olduğuna
dikkat çeker.2 Tabiîdir ki kadın erkek, bir bütünün iki parçalarıdır, ancak
bu, her iki parçanın birbiriyle her bakımdan aynîliğini gerektirmez. Her iki
cins arasında fizikî ve ruhî birtakım farkların olduğu ortadadır ki bu
farklılıklar, iki cinsten birinin diğerine üstünlüğü anlamına gelmez, belki
bu farklılıklar her iki cinsin görev ve sorumlulukları bakımından büyük
anlam taşırlar. Buna göre ne erkek kadının biyolojik olarak gelişmiş
şeklidir ve ne de kadın erkeğin az gelişmiş şeklidir. Cinsiyet farkı,
tamamen İlâhî irade ile belirlendiği ve bu konuda beşerin herhangi bir
müdahalesi söz konusu olmadığından, tek başına bir üstünlük sebebi olamaz.


Kur'ân-ı Kerîm, insanı muhatap alır ve tüm insanları eşit görür. İslâm'ın
isteklerine muhatap olma bakımından kadın bir insandır ve erkekle eşittir.
Kur'ân, ALLAH katında üstünlüğün ancak takva ile olacağına dikkat
çeker.3Takva ise, Yüce ALLAH'ı hesaba katarak yaşamaktır. Nerede ve
hangi şartta
olursa olsun, insanın ALLAH bilinci içerisinde olması onu takvalı olmaya
götürür. Bu üstünlük yarışında, kadın da aynı konumdadır.


Kur'ân'ın hedef gösterdiği bu yarışta başarılı olmak ise öncelikle Kur'ân'ı
doğru anlama ve onun gereklerini yerine getirmeye bağlıdır. İlk dönemden
itibaren kadınlar kendilerini Kur'ân'ın muhatabı olarak kabul etmişler, onu
anlamak ve gereklerini yerine getirmek için gayret etmişlerdir.


Kur'ân, Arap dilinin kuralları gereği, genel olarak söylemini müzekker
zamirler üzerine kurmuştur. Şöyle ki onun bütün insanlara yönelik genel
çağrılarında erkeklere hitap eden kalıplar kullanılmıştır. Örneğin yüze
yakın âyette geçen "Ey iman edenler" kalıbı, erildir ve "Ey iman eden
erkekler" anlamınadır. Ama bu kullanım, tağlib sanatıyla4 erkekler gibi
kadın cinsini de içerisine alır. Sözgelimi Hz. Meryem'den övgüyle bahseden
ayet "O, gönülden itaat eden (erkek)lerle beraberdi"5 ifadesiyle sona erer.
Bu anlatım, Arap dilinin özellikleri ile ilgili bir durumdur. Bu kullanım
ilk dönem Müslüman hanımlarının da dikkatini çekmiş olacak ki,
Peygamberimiz'den bu konuda açıklama istemişlerdir.


Peygamberimiz'in eşlerinden Ümmü Seleme annemiz, Peygam-berimiz'e yönelttiği
şu sorusu ile konuyu dile getirmiştir: "Ey ALLAH'ın Peygamberi! Yüce
ALLAH'ın hicret konusunda kadınları zikrettiğini duymuyoruz. Neden bu konuda
hep erkek kalıplar kullanılmıştır?"
Onun bu sorusu üzerine Yüce ALLAH şu âyeti indirmiştir:6 "Sizden erkek olsun
kadın olsun, hiç birinizin amelini boşa çıkarmayacağım. Zaten siz
birbirinizdensiniz."7


Yine Ümmü Seleme, evinde bir gün saçlarını taratırken Hz. Peygamber'in
(s.a.s.) mescidden "Ey İnsanlar" diye seslendiğini duymuş ve saçını
taramakta olan kadına "Bırak sonra tararsın." demişti. Kadın, "O erkekleri
çağırıyor, kadınları değil" deyince de ona "Ben de insanım, biz insan değil
miyiz?" diyerek Peygamber'i dinlemeye çıkmıştır.8 Görüldüğü üzere Ümmü
Seleme annemiz, Peygamberimiz'in ey insanlar çağrısını duyunca, kadın olarak
kendisinin de bu hitaba dâhil olduğunu düşünmüş ve ona icabet etmiştir.


Ensar hanımlarından Ümmü Umare yahut Esmâ binti Umeys yahut Ümmü Seleme
Peygamberimiz'e gelip şöyle demiştir: "Bakıyorum da her şey erkeklere,
kadınlar hiçbir konuda anılmıyorlar? Niye Kur'ân'da bizler de erkeklerin
anıldığı gibi anılmıyoruz?"
Onun bu sorusu üzerine şu âyet inmiştir:9


"Müslüman erkekler ve Müslüman hanımlar.. imanlı erkekler ve imanlı
hanımlar.. itaatkâr erkekler ve itaatkâr hanımlar.. doğru, dürüst erkekler
ve doğru, dürüst hanımlar.. ALLAH, onlar için mağfiret ve büyük bir mükâfat
hazırlamıştır."10


Esmâ binti Yezid, Hz. Peygamber'e gelerek şunları söylemiştir: "Anam babam
sana feda olsun ey ALLAH'ın peygamberi! Ben, sana kadınlar adına geldim.
ALLAH, seni kadın erkek herkese peygamber olarak gönderdi. Biz kadınlar da
sana ve Rabbine iman ettik. Bizler, evlerimizin temeli olup erkeklerin
çocuklarını taşırız. Bizler evlerde kapalı kaldık. Siz erkekler ise cemaate
çıkar, Cuma kılar, hasta ziyaret eder, cenazeye katılır, tekrar tekrar hac
yapar, cihad edersiniz. Bu yüzden siz bizden faziletlisiniz. Biz ise, siz bu
işleri yaparken mallarınızı korur, elbiselerinizi diker, çocuklarınızı
terbiye ederiz. Ecir ve hayırda biz de size ortak mıyız?" Kadının bu sözleri
üzerine Peygamberimiz arkadaşlarına dönüp "Dini konusunda bundan daha güzel
problemini ortaya koyan bir kadın gördünüz mü?" dedikten sonra kadına şöyle
dedi: "Esmâ, git kadınlara bildir: Sizden birinizin kocasına iyi davranması,
onun hoşnutluğunu kazanmaya çalışması erkekler için saydığın şeylerin
hepsine denktir."11


Aynı çerçevedeki bu rivayetler, ilk dönem kadınlarının Kur'ân âyetleri ile
her türlü soruyu Peygamber'e rahatlıkla sorabildiklerini ortaya koymaktadır.
Adı geçen hanımların sorusu üzerine, bu âyetlerin inmiş olması ise, Yüce
ALLAH'ın onlara verdiği değeri net bir biçimde göstermektedir.


Kur'ân'ı okuma, onu doğru anlama ve gereklerini yerine getirme konusunda ilk
dönemden itibaren kadınlar da erkekler gibi üzerlerine düşeni yapmışlardır.
Şu birkaç örnek bile bu söylediklerimizi anlatmaya yeterlidir:


Amre binti Abdirrahman, minberden Cuma günü hutbe okurken Kâf sûresini Hz.
Peygamber'in ağzından öğrendiğini söyler.12


Eşleri, Peygamberimiz'in yanında rahatlıkla fikirlerini söyleyebilir, onunla
istişare eder ve müzakere ederlerdi. Hudeybiyye anlaşmasının yapıldığı sene,
ağaç altında Rıdvan Biati yapılınca Hz. Peygamber, "Ağacın altında bana biat
edenler, İnşâALLAH cehenneme girmez." buyurmuştu. Orada bulunan Hafsa
Annemiz, "İyi ama ey ALLAH'ın Rasülü! Yüce ALLAH, 'Sizden cehenneme
uğramayacak yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir sözdür.'13 buyurmuyor
mu?" diye sormuştu. Peygamberimiz (sallALLAHü aleyhi ve sellem), bir sonraki
âyeti okuyarak ona cevap vermiştir: "Sonra Biz, ALLAH'tan sakınanları
kurtarırız, zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız."14 Bu olay
15 hem eşi Hz. Hafsa'nın geniş Kur'ân kültürüne ve hem de dinî bir konuda
fikirlerini rahatlıkla Peygambere söyleyip onunla tartışabildiğine tanıklık
etmektedir.


İfk hâdisesinde Hz. Âişe, Peygamberimiz'e şöyle cevap verir: Ben yaşı küçük
bir kadındım, Kur'ân'ın büyük bir kısmını ezbere okuyamıyordum. Bu sebeple
şöyle dedim: VALLAHi ben size nasıl bir örnek getireceğimi bilemiyorum.
Sadece Yusuf peygamberin babasını örnek alıyor ve tıpkı onun gibi diyorum:
"Artık bana düşen güzel bir sabırdır. Sizin bu anlattıklarınıza karşılık
yardımına sığınılacak tek merci Yüce ALLAH'tır."16 Bu rivayet de Hz.
Âişe'nin, zor zamanlarında Kur'ân kıssalarını kendi hayatına uyarlayarak
başına gelenlere sabredip Kur'ân'daki peygamber dualarıyla dua ettiğini
göstermektedir. Gerçekten de onlar, yaşadıklarını öncelikle Kur'ân
aydınlığında yorumlamaya çalışıyorlardı.


Hz. Âişe, Peygamberimiz'e bir âyet indiğinde, onun ifade ettiği helâl haram,
emir ve yasağı iyice öğrenmeye çalıştıklarını söyler.17 Nitekim Hz. Âişe,
"Yerin başka bir yer, göklerin başka göklerle değiştirileceği
gün"18âyetiyle ilgili olarak "Bu sırada insanlar nerede olacak?" diye
sormuş,
Peygamberimiz de şöyle cevap vermiştir: "Bunu senden önce bana hiç soran
olmadı, o gün insanlar sırat üzerindedirler."19
Yine Hz. Âişe, ölü, ailesinin arkasından ağlaması sebebiyle azap görür,
şeklindeki rivayeti, Kur'ân âyetleriyle reddediyor ve şöyle diyordu: Size bu
hususta Kur'ân yetmiyor mu? Kur'ân'da şöyle buyurulur: Hiç bir günahkâr,
başkasının günah yükünü yüklenmez!20


Peygamberimiz'den (sallALLAHü aleyhi ve sellem) 2.210 hadîs rivayet ederek
en çok hadîs rivayet edenlerin arasında yer alan, kendisine iftira
edildiğinde aklanması için hakkında on altı âyet inen21
Peygamberimiz'in sevgili eşi Hz. Âişe ve diğer eşi Hz. Hafsa, bütünüyle
Kur'ân'ı ezberleyen hanımlardandı.22 Zeyneb binti Kays isimli hanımın,
azatlısının oğlu büyük müfessir es-Süddi'nin yetişmesine büyük katkısı
olmuştur.23 Sahabi hanımlar arasında yirmi kadar kadın hukukçunun ismi
geçmektedir.24


Bu girişten sonra, İslâm'da kadının yerini ve önemini gösteren İslâm
tarihindeki şu örnek tablolara bakalım:


*Hakkını Arayan, Sesini ALLAH'a Duyuran Kadın*
Tartışma anlamına gelen Mücadele Sûresi'nin ilk âyetlerinin inişi ile ilgili
kaynaklarımızda anlatılan şu rivayetler, Müslüman kadının İslâm anlayışı,
meselelerinin çözümünü öğrenme kararlılığı hakkında çok net bilgiler
vermektedir: Havle (yahut Huveyle) adlı bir kadına kocası zıhar yapar. Yani
kocası, cahiliye gelenekleri doğrultusunda kızdığı hanımına "Sen bana artık
anam gibisin!" der. Bu cümle gelenekte, bir çeşit kadını boşama
demekti.25Kadın, kocasına "Git durumu Peygamber'e sor der, adam ben
utanırım deyince,
izin ver ben gidip sorayım der ve Hz. Peygamberimiz'e (sallALLAHü aleyhi ve
sellem) gelerek şöyle der: "Ey ALLAH'ın Peygamberi! Yıllarca kocamla
birlikte yaşadık, ben onun yıllarca kahrını çektim, ona çocuklar doğurdum.
Şimdi âhir ömrümde o, bana zıhar yaptı!" Peygamberimiz, geleneğe uygun
olarak şöyle cevap verir: "Artık sen ona haramsın!" Kadın, ben hâlimi
ALLAH'a arz ediyorum, diyerek ısrarla ilk cümlelerini tekrarlar durur.
Derken vahiy gelir ve sûrenin "Kocası hakkında hâlini arz edip hakkını
savunan ve ALLAH'a şikâyette bulunan kadının sözünü ALLAH
işitmiştir."26diye başlayan âyetler iner.
27


*Bu tarihî olaydan çıkan sonuçları şöyle özetleyebiliriz:*
1. Kadın, karşılaştığı bir problemin çözümünü dinin içerisinde arıyor ve
kocasına Peygamber'e gidip durumu sormasını istiyor.


2. Kocasının utanıp sormaktan çekindiği dinî bir meseleyi sorup
araştırmaktan çekinmiyor. Nitekim Hz. Âişe annemiz, "ALLAH, Ensar
hanımlarına rahmet etsin, onların utanma duyguları, dinlerini öğrenmelerine
engel olmadı"28 diyerek bu gerçeği belirtmiştir.


3. Kendisini mağdur eden bir geleneği sorgulayan, inandığı ve tanıdığı
dinin, akla ve maslahata aykırı olan bir geleneği onaylamayacağını düşünen
bir kadın çaresizlik içinde, yürekten yalvararak bir çıkış yolu arıyor.


4. Gönlünü yatıştıracak bir çözüm ve bilgiye ulaşıncaya dek mücadele ve
duayı sürdürüyor.


*Hz. Ömer'e İtiraz Eden Kadın*
Hz. Ömer, bir gün hutbe okurken şunları söyler:
"Kadınlara mehir verirken aşırı gitmeyin. Eğer onlara çok mehir vermek
dünyada hayır ve ALLAH katında takva göstergesi olsaydı, bunu sizin en
üstününüz olan Hz. Peygamber yapardı. O ise, ne kadınlarına ve ne de
kızlarına on iki ukiyyeden (bir okka, 1282 gramlık bir ölçü birimi) fazla
mehir takdir etmedi.." O sırada bir kadın kalkıp şunları söyledi: "Ey Ömer,
ALLAH bize veriyor, sen ise bize haram kılıyorsun?! Yüce ALLAH kitabında
şöyle buyurmuyor mu: 'O kadınlardan birine kantar kantar mehir vermiş de
olsanız, (boşama durumunda) ondan hiçbir şey almayın.'29" Kadının bu sözleri
üzerine başını öne eğerek Vakkaf indel hak ile serfiraz olan şunları
söyledi: "Kadın doğru söyledi, Ömer yanıldı. Ey Ömer, tüm insanlar senden
daha anlayışlı!"30


*Bu olayda şunlar dikkatimizi çekmektedir:*
1. Halife Ömer hutbe okurken mescitte kadınlar da bulunmaktaydı.


2. Kadınlar, meclisteki konuşmalara müdahil olup görüşlerini
anlatabiliyorlardı.


3. Kadın, görüşünü âyete dayandırıyor.


4. Hz. Ömer, kadını dinliyor ve onun görüşünün daha doğru olduğunu kabul
ediyor


5. Hz. Ömer'in görüşünün gerekçesi Hz. Peygamber dönemi uygulamaları, o
zamanki şartlara göredir. Bu uygulamalar, geniş imkânlara sahip olanlar için
herhangi bir sınırlamanın gerekçesi olamaz. Zîrâ konu hakkında açık âyet
vardır. Kadının âyetle Hz. Ömer'e itiraz etmesi, Hz. Ömer'in de âyeti
hatırlayıp fikrinden vazgeçmesi, ilk dönem insanlarındaki saf Kur'ân
kültürünün ne kadar diri olduğunu gösterir.


*Soran ve Sorgulayan Kadın*
Abdullah b. Mesud'a Esedoğullarından Ümmü Yakub adlı bir kadın gelir ve
aralarında şu konuşma geçer: "Senin dövme yaptırmaktan, saç/peruk
taktırmaktan, kaş kirpik aldırmaktan kadınları men ettiğini duydum. Senin bu
konuda, ALLAH'ın kitabından bir dayanağın var mı?" "Evet, bu konuda hem
Kur'ân'a hem de Sünnet'e dayanıyorum." "VALLAHi ben, mushafın her yerini
okuyup inceledim, ama onda senin dediğin yasağı görmedim!" "Peki, sen şu
âyeti görmedin mi: "Peygamber size ne getirdiyse onu alın, o sizi neden
sakındırdıysa ondan sakının?"31 "Evet, onu gördüm." "Ben, Hz. Peygamber'in
bu sayılanları yasakladığını bizzat kendisinden işittim." "İyi ama, senin
ailenden de bunları yapanlar var!?" "O zaman buyur evime gir, bak bakalım
böyle bir şey var mı?" Kadın eve girip baktı ve "hayır böyle bir şey
görmedim" dedi.


Bunun üzerine Abdullah şöyle dedi: "Sen, ALLAH'ın seçkin kulu Hz. Şuayb'in
şu sözünü bilmez misin? 'Ben size yasakladığım şeyi, kendim işleyerek
sizinle ters düşmem.' 32"33


*Bu diyalogdan şu sonuçları çıkarabiliriz:*
1. Kadının, kadın oluşu, dinini öğrenmekten ve bir din otoritesiyle
tartışmaktan alıkoymamıştır. Kadın, İbn Mesud'a doğrudan sorusunu sorup
konuyu onunla müzakere edebilmiştir.


2. İbn Mesud gibi seçkin bir sahabî, bir kadına sorusunu sorma ve
görüşlerini rahatlıkla söyleme imkânı tanıyor ve onu ikna edinceye kadar
meseleye açıklık getiriyor.


3. Kadın, Kur'ân'ı baştan sona okuyup incelemiş ve bu konuda kendisine
güvenen bir kimsedir. Kadın, kendisine verilen fetvanın dinî dayanaklarını
soruyor ve sorguluyor. İbn Mesud dediyse, tamamdır demiyor.
İbn Mesud'un verdiği fetva ile kendi ailesinin amel edip etmemesini
sorguluyor. Neticede İbn Mesud'un, söylediğini yapan ve yakınlarının da
yapmasını sağlayan bir ilim adamı olduğunu görüyor.


4. İbn Mesud, ganimet/fey' taksimi ile alâkalı olarak inmiş olan bir âyeti
genelleştirerek anlıyor.


Kur'ân Kültürüyle Donanmış Bir Hizmetçi Kız
Ömer b. Abdülaziz'in Rakka valisi olan, ilim ve zühdü ile tanınan Meymun b.
Mihran'ın (Ö:117/735) hizmetçisi olan kadın, bir gün sofraya sıcak bir çorba
getirir. Misafirlerin de hazır olduğu sofrada ayağı kayar ve çorba Meymun'un
üzerine dökülür. Kızgınlık içerisindeki efendisine kadın şöyle der:
"Efendim, lütfen Yüce ALLAH'ın şu âyetini uygula: "O takva sahipleri,
öfkelerini yutanlardır.."34 Adam, tamam öfkemi yuttum, der. Kadın, efendim
devamındaki "insanların kusurlarını affederler" kısmı ile de amel et, der.
Adam, tamam seni affettim, der. Kadın, iyi ama Yüce ALLAH, âyetin sonunda
"ALLAH, iyilik ihsan sahiplerini sever" buyuruyor, deyince Meymun şöyle
cevap verir: "Tamam, sana ihsan ediyorum ve ALLAH için sen özgürsün!"35


*Bu olaydan çıkan dersleri şöyle özetleyebiliriz:*
1. Olayda hizmetçi bir kızın Kur'ân âyetlerine vukufu ilk dikkatimizi çeken
şeylerdendir. Kadın, karşılaştığı olaya âyetler ışığında bakıp onu
değerlendirebiliyor.


2. Efendisi ve misafirlerinin yanında suçlu durumda olan bir hizmetçi çok
rahat bir şekilde derdini anlatabiliyor. Öte yandan üzerine kaynar çorba
dökülen efendi, hizmetçisine özgürce kendini ifade edebilme imkânı tanıyor.


3. Efendi, kendisine okunan âyetlerin gereğini hemen yerine getiriyor. Hem
de hizmetçisinin hatırlatmasıyla.
Huzurlu bir toplum için, âmirinden memuruna, erkeğinden kadınına Kur'ân'ı
bilen ve hayatı Kur'ân olan insanlara ne kadar da muhtacız!


*Kur'ân'a Bütüncül Yaklaşan Kadın*
Amr-ı Leysî ordusuyla Nişabur'a girmişti. Askerleri yaşlı bir kadına ait beş
evi birden işgal etmişlerdi. Kadın, durumu Amr'a şikâyet etti. Kumandan
kadına, "Sen ALLAH'ın şu âyetini duymadın mı diye sordu: "Hükümdarlar bir
ülkeye girdiler mi, orayı bozarlar, halkının şereflilerini alçaltırlar, evet
böyle yaparlar." 36 Kadın Amr'a şöyle cevap verir: "Evet okumasına okudum,
ama gariptir ki emir, ALLAH'ın şu âyetini okumamış görünüyor: "İşte şunlar,
onların zulümleri yüzünden çökmüş, ıssız kalmış evleridir. Şüphesiz bunda
bilen bir kavim için ibret vardır."37 Emir, kadının bu uyarısından
etkilendi, ondan özür dileyip evleri boşalttı ve ordu kış boyunca çadırlarda
kaldı.38


*Bu olaydan çıkan dersleri şöyle özetleyebiliriz:*
1. Haksızlığa uğrayan kadın, cesaretle durumu en yetkili kişiye arz ediyor.


2. İşgalci kumandan, kadına hâlini anlatma fırsatı tanıyor.


3. Kumandan yapılan yanlışı güya âyetle temellendirmeye çalışıyor.


4. Fakat kadın hemen konuyla ilgili ve emiri etkileyecek bir başka âyetle
cevap veriyor.


5. Emirin kadına okuduğu âyet Neml Sûresi'ndedir. Kadın da aynı sûrenin bir
başka âyetiyle emire cevap veriyor. Bu şekilde o, Kur'ân'a parçacı
yaklaşımın doğru olmadığını, ona bütüncül yaklaşmanın gerekli olduğunu
ortaya koyuyor.


6. Hem emir, hem de kadın geçmiş kavimlerle ilgili âyet cümlelerini kendi
hayatlarına uyarlayarak Kur'ân'ın evrenselliğini izhar ediyorlar.


*Kur'ân'a Hayran Bir Kız*
Şiir üstadı ve büyük dilci Abdülmelik b. Kurayb el-Esmaî (ö:216/831), bir
gün giderken bir cariyenin yüksek sesle şiir okuduğunu duydu, duyduklarından
çok etkilenip cariyeye şunları söyledi: Canı çıkasıca, ne kadar da güzel
şeyler söylüyorsun! Cariye şöyle cevap verdi: Asıl sana yazıklar olsun, sen
Yüce ALLAH'ın şu âyeti yanında buna fasîh, güzel mi diyorsun? "Biz Musa'nın
anasına şöyle bildirdik: Onu emzir, kendisine zarar geleceğinden
endişelendiğinde onu denize bırakıver, hiç korkup kaygılanma, çünkü Biz onu
sana geri vereceğiz ve onu peygamberlerden biri yapacağız."39 Kısalığına
rağmen bu âyet, iki emir, iki nehiy, iki haber ve iki müjdeyi bağrında
barındırıyor.40 Esmaî şöyle der: Ben onun bu anlayış ve yorumuna şaştım
kaldım. Onun yaşı küçük bedevî bir kız olmasına rağmen ilim ve irfanına
hayran oldum.41


Âyetteki iki emir "emzir ve denize atıver", iki nehiy "korkma ve
kaygılanma", iki haber "bildirdik/vahyettik ve korkarsan", iki müjde ise "
onu sana geri vereceğiz ve onu peygamber yapacağız" cümleleri idi.42


*Kâbe'de Asılı Şiiri İndirten Kadın*
İslâm öncesi, Araplar şiire son derece düşkündüler. Panayırlarda meşhur
şairlerle şiir günleri ve yarışmaları yaparlardı. İslâm geldiğinde, Kâbe'nin
duvarlarında yedi seçkin şairin şiiri asılı idi (Muallaka-i Seb'a).
Bunlardan biri de İmriü'l-Kays'ın şiiriydi.
"Ey yer suyunu yut ve ey gök suyunu tut, denildi. Su çekildi, iş bitirildi.
Gemi de Cûdî dağının üzerine yerleşti. Ve, o zalimler topluluğunun canı
cehenneme, denildi"43 âyeti, meşhur şair İmriü'l-Kays'ın kız kardeşine
Muallaka-i Seb'a'yı Kâbe'nin duvarından indirtmiştir.44 Gerçekten de Arap ve
Acem dili incelense nazım güzelliği, belâgat sağlamlığı/eşsizliği ve mânâ
kapsamlılığı bakımından bu âyetten daha güzeli bulunamaz.45


Söz konusu edilen kadın, hem şiiri iyi biliyor hem de Kur'ân'ı iyi
biliyordu. O, Kur'ân'ın, ne kadar güzel olursa olsun şiirle mukayese
edilemeyeceğini anlamış, Kur'ân âyetleri varken şiirlerin Kâbe duvarlarına
asılmasına/gündemi tayin etmesine gönlü razı olmamıştı.


*Sonuç*
Kur'ân'a muhatap olma, onu anlama ve gereklerini yerine getirme konusunda
kadın erkek eşittir. Kulluk yarışında cinsler arasında bir fark yoktur.
Hikmetin gereği olarak kadın olsun erkek olsun kişilere, farklı imtihan
soruları sorulabilir. Ama neticede, her iki cinsin asıl hedefi de ALLAH'ın
hoşnutluğunu kazanıp Cennet'ine girebilmek olmalıdır. Bu yarışta kadın erkek
herkes yarışmalı, çalışıp gayret etmelidir.


Kadın olsun erkek olsun her insanın kazandığı sevaplar da, işledikleri
günahlar da kendilerinedir. Âhirette kadın da erkek de, dünyada yapıp
ettiklerinden ferdî olarak sorgulanacaklardır. Hiç kimse, bir başkasının
günahını yüklenmeyecektir.


Yazımızda gündeme getirdiğimiz şu birkaç örnekten de anlaşılacağı üzere
İslâm'ın ilk döneminden itibaren bu kutlu yarışta erkekler kadar kadınlar da
yerlerini almışlardır. Tarihin görünen sayfalarına kadın kahramanların
isimleri çok fazla yazılmamış olsa bile, elde edilen başarı ve
başarısızlıklarda erkekler kadar kadınların da katkısı ve sorumluluğu
vardır. O hâlde bu yarışta her iki cins de üzerine düşeni yerine getirmeli
ve birbirine yardımcı olmalıdır. Zîrâ şu imtihan dünyasına kadın erkek
birlikte gelmişler, hayatı birlikte yaşamışlardır. Öyleyse, insan olma ve
hayat tarzı olan dine muhatap olma bakımından eşit olan kadın-erkek dini
öğrenme, anlama ve gereklerini yerine getirme konusunda da birbirlerine
destek olmalıdırlar.
Kur'ân'da bahisleri geçen ilk anne ve ilk eş Hz. Havva, tevekkül ehli Hz.
İbrahim'in ailesi Hz. Hacer, meleklerin müjdesine tanık olan Hz. Sâre, kadın
başına kirli toplumda tertemiz kalmasını bilen iffet âbidesi Hz. Meryem,
yine iffet örneği Hz. Şuayb'in kızları, Firavun kocaya rağmen iman eden Hz.
Âsiye, yetkin yönetici kadın Hz. Belkıs gibi pek çok hanım (radıyallâhu
anhünne) yalnızca kadınlara değil, bütün insanlığa örnek olmaya devam
etmektedirler.


Yüce Rabbimiz ne güzel buyurur: "Sizden erkek olsun kadın olsun, hiç
birinizin çalışmasını boşa çıkarmayacağım. Zaten siz birbirinizdensiniz."46


****


*Dipnotlar*
1. Ebû Davûd, Tahara 94.
2. Ebu Davud, Sünen, I,162.
3. 49 Hucurat 13.
4. Tağlib, bir şeyi öne çıkarıp/başkalarına galip sayıp çoğul kalıbıyla
anarak diğerlerini de kast etmektir. Anne baba için, ebeveyn (iki baba),
Hasan-Hüseyin için Haseneyn (iki Hasen), güneş-ay için kamerayn (iki ay)
demek gibi.
5. 66 Tahrim 12.
6. Taberî Tefsir, IV, 143; İbn Kesir, Tefsîr, I, 441.
7. 3 Al-i Imran 195.
8. Ahmed, VI, 297; Müslim, Fedail 9/29.
9. Taberî, Tefsir, XXII, 9-10; İbn Kesir, Tefsîr, III, 487.
10. 33 Ahzab 35.
11. Şennâvî, Hanım Sahâbîler, (Çeviren: Taceddin Uzun), Konya, s, 447-448.
12. Ahmed, VI, 436; Müslim, Cuma 13/50-52.
13. 19 Meryem 71.
14. 19 Meryem 72.
15. Taberî, Tefsir, XVI, 112; İbn Sa'd, Tabakât, VIII, 458; Aişe A. Bint
Şâtî, Rasulullahın Annesi ve Hanımları, (Çeviren: İsmail Kaya), Konya, 1987,
II, 115-116.
16. 12 Yusuf 18.
17. İbn Abdi Rabbih, Ikdu'l-Ferid, II, 89; Ahmed, VI, 218; Taberi, Tefsir,
V, 295; Kurtubi, Tefsir, V, 398.
18. 14 İbrahim 48.
19. Ahmed, VI, 101, 218; Müslim, Fedail, 1/8.
20. 53 Necm 38. Buharî, Cenâiz 33; Müslim, Cenâiz 23.
21. Bkz. 24 Nur 11-26.
22. Zerkeşî, Burhân, I, 242; Suyuti, İtkân, I, 124.
23. İbnü'l-Esir, Üsdü'l-Ğabe, VII, 133.
24. Bkz. Hamidullah, İslam Peygamberi, II, 773.
25. Cahiliye döneminde yaygın olan zıhar ile adam artık karısına yaklaşmaz,
ancak onu tamamen boşamış da sayılmazdı. Kadın, evli iken, kocasız duruma
düşerdi. İslâm, bu cahiliye âdetini sadece kefareti gerektiren kusurlu bir
âdet olarak görmüş ve onu ıslah etmiştir.
26. 58 Mücadele 1.
27. Taberi, Tefsir, XXVIII, 1-6
28. Ahmed, VI, 148.
29. 4 Nisa 20.
30. Kurtubî, Tefsir, V, 99.
31. 59 Haşr 7.
32. 11 Hud 88.
33. İbn Kesir, Tefsir, IV, 336; Buhari, Tefsir, Haşr 4..
34. 3 Âl-i İmrân 134.
35. Kurtubi, Tefsir, IV, 207.
36. 27 Neml 34.
37. 27 Neml 52.
38. Ali Cehrûmî, Kur'ân'la Yaşamak, İstanbul, 2004, s, 71-72.
39. 28 Kasas 7.
40. Kurtubî, Tefsir, XIII, 252.
41. M.Ali es-Sâbûnî, et-Tibyân fî Ulumi'l-Kur'ân, s, 112.
42. Sabûnî, et-Tibyân, s, 112.
43. 11 Hûd 43.
44. Celal Yıldırım, İslam-Türk Tarihinin Altın Sayfaları, s, 62.
45. Kurtubî, Tefsir, IX, 40.
46. 3 Alu Imran 195.


*Doç.Dr. Ali Akpınar *
* Cumhuriyet Üniv. İlâhiyat Fak. Öğrtm Üyesi


**Yeni Ümit Dergisi 88. Sayı*




There are no comments for this topic. Do you want to be the first?
 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40