• 11 Temmuz 2020, 08:32:55

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: Türkçe'nin tarihi  (Okunma sayısı 853 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı __MiM__

  • Moderatör
  • __HiÇ__
  • ***
  • İleti: 9638
  • Teþekkür 51
Türkçe'nin tarihi
« : 15 Temmuz 2010, 00:04:37 »
Türkçenin Tarihi Geliþimi



Eski Türkçe

Türk yazý dilinin ele geçen ilk örnekleri Orhun Âbidelerinin metinleridir. Fakat bu metinler þüphesiz Türk yazý dilinin ilk örnekleri deðildir. Çünkü Orhun Âbidelerindeki dil yeni teþekkül etmiþ bir yazý dili olarak deðil, çok iþlenmiþ bir yazý dili olarak karþýmýza çýkmaktadýr. Bu bakýmdan, Türk yazý dilinin baþlangýcýný ele geçen bu ilk metinlerden çok daha öncelere çýkarmak gerekir. Türk yazý dilinin sekizinci asýrdan sonraki geliþmesi ile mukayese edilerek bir tahmin yürütülürse, Orhun abidelerindeki yazý dilinde hiç deðilse bir kaç asýrlýk bir geliþme mevcut olduðuna kolaylýkla hükmolunabilir. Buna göre Türk yazý dilinin baþlangýcýný Milâdýn ilk asýrlarýna, hiç olmazsa Orhun âbidelerinden bir kaç asýr önceye çýkarmak doðru olur. Fakat Orhun kitabelerinden daha eski bir metin ele geçmediði için bu yazý dilini ancak sekizinci asýrdan itibaren takip edebilmekteyiz.

Ýþte nazarî olarak Milâdýn ilk asýrlarýnda baþladýðýný kabul ettiðimiz ve ilk ele geçen metinleri sekizinci asra ait olan bu yazý dili 12 - 13. asra kadar devam etmiþ olup, bu devre Türk yazý dilinin ilk devresini teþkil etmektedir. Bu ilk yazý dili devresi ayni zamanda müþterek bir yazý dili devresidir. Yani bu yazý dili bütün Türklüðün tek yazý dili olarak kullanýlmýþ, Orta Asya’da geniþ bir sahayý kaplayan Türklük âlemi asýrlar boyunca hep ayni dille okuyup yazmýþtýr. O devirden kalma eserlerde görülen ufak tefek farklar ise saha ve zaman farklarýndan ileri gelen normal ayrýlýklar olup tek bir yazý dilinin hudutlarýný aþacak mahiyette deðildir.

Kâþgarlý’nýn en çok beðendiði ve þivelerle karþýlaþtýrýrken “Türkçe” diye adlandýrdýðý, Hakaniye Türkçe’si, yahut baþka eserlerde Kâþgar dili, Kâþgar Türkçe’si adý ile anýlan dil hep bu ilk Türk yazý dilidir. Bu yazý dili devresinden gelen eserlerin büyük bir kýsmý Uygur yazýsý ile yazýlmýþ olduðu için bu devreye Uygur devresi, bu yazý diline de Uygurca denilebilir. Fakat Türkoloji öðretiminde Türkçe’nin bu ilk devresi için bugün en uygun isim olarak “Eski Türkçe” tâbirini kullanmaktayýz. Türkçe’nin ondan sonraki çeþitli geliþmelerinin kaynaðý hep bu devreye çýkmakla, bugün geniþ sahalarda ayrý kollara ayrýlmýþ bulunan Türkçe’nin bütün þekillerinin menþei bu devrede bulunmakta, kýsacasý, Türkçe’nin bütün yapýsý bu devre ile izah edilebilmektedir. Demek ki bu devre Türkçe’nin ana Türkçe devresi, ilk devresi, eski devresidir. Onun için bu devreyi “Eski Türkçe” diye adlandýrmak çok yerindedir. Bu kitapta biz de bu ismi kullanacaðýz.

O hâlde Türk yazý dilinin ilk devresi Eski Türkçe’dir. Eski Türkçeden daha önceki devir ise Türkçe’nin karanlýk devridir. O devir artýk Eski Türkçe’nin Çuvaþça ve Yakutça ile, bunlarýn da daha ileride Moðolca ile birleþtikleri devirdir.

Türkçe tarih boyunca iki gramer yapýsýna sahip olmuþtur. Eski Türkçe devresi Türkçe’nin eski gramer yapýsýný temsil eder. Ondan sonraki devreler Türkçe’nin yeni gramer yapýsýna sahip olan devrelerdir.

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açýkken deðil, kapatýnca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • Moderatör
  • __HiÇ__
  • ***
  • İleti: 9638
  • Teþekkür 51
Ynt: Türkçe'nin tarihi
« Yanıtla #1 : 15 Temmuz 2010, 00:05:46 »
Kuzey-doðu   Türkçe’si, Batý   Türkçe’si

Eski Türkçeden sonraki devre gelince, bu devirde Türkçe karþýmýza birden fazla yazý dili ile çýkmaktadýr. Eski Türkçe’nin sonlarýnda Orta Asya’daki Türklük âleminin parçalanarak büyük kütleler hâlinde Hazar Denizinin güney ve kuzeyinden kuzeye ve batýya yayýlmasý, yeni kültür merkezlerinin meydana gelmesi, Ýslâm kültürünün Türkler arasýna gittikçe kuvvetli bir þekilde yerleþmesi, yeni mefhumlarla birlikte yeni bir yazýnýn kabulü gibi çeþitli dýþ sebeplerle beraber Türkçe’nin içinde bir müddetten beri kendisini hissettiren tabiî geliþmeler neticesinde ortaya çýkan büyük deðiþiklikler yazý dili birliðini parçalayarak Eski Türkçe’nin ömrünü tamamlamýþ ve ayrýlan Türklük kollarýnýn yeni kültür merkezleri etrafýnda kendi þivelerine dayanan yazý dilleri meydana getirmeleri birden fazla yeni yazý dilinin doðmasýna ve geliþmeðe baþlamasýna sebep olmuþtur. Böylece 12-13. asýrdan sonra biri Kuzey-doðu Türkçe’si, diðeri Batý Türkçe’si olmak üzere iki Türk yazý dili meydana geldiðini görmekteyiz.

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açýkken deðil, kapatýnca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • Moderatör
  • __HiÇ__
  • ***
  • İleti: 9638
  • Teþekkür 51
Ynt: Türkçe'nin tarihi
« Yanıtla #2 : 15 Temmuz 2010, 00:06:25 »
Kuzey   Türkçe’si, Doðu   Türkçe’si

Bunlardan Kuzey-doðu Türkçe’si önce 13 ve 14. asýrlarda, bir müddet, Eski Türkçe’nin tabiî ve yeni bir devamý olarak eski ve yeni arasýnda köprü vazifesi gören bir geçiþ devresi hâlinde devam etmiþ, sonra 15. asýrdan itibaren Kuzey Türkçe’si ve Doðu Türkçe’si olarak iki yeni yazý diline ayrýlmýþtýr. Son zamanlara kadar devam eden bu yazý dillerinden Kuzey Türkçe’si, Kýpçak Türkçe’sidir. Doðu Türkçe’si ise Çaðatayca gibi yanlýþ bir isimle anýlan ve Timur devrinde baþlayarak 15. ve 16. asýrlarda kuvvetli bir edebiyat meydana getirmek suretiyle en parlak çaðýný yaþadýktan sonra son zamanda yerini modern Özbekçe’ye býrakan yazý dilidir.

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açýkken deðil, kapatýnca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • Moderatör
  • __HiÇ__
  • ***
  • İleti: 9638
  • Teþekkür 51
Ynt: Türkçe'nin tarihi
« Yanıtla #3 : 15 Temmuz 2010, 00:07:01 »
Batý   Türkçesi

Batý Türkçesi’ne gelince, bu yazý dili 12. asrýn ikinci yarýsý ile 13. asrýn ilk yarýsýnda teþekküle baþladýðý anlaþýlan, 13. asrýn ikinci yarýsýndan itibaren de metinlerini günümüze kadar aralýksýz bir þekilde takip ettiðimiz yazý dilidir. Selçuklulardan baþlayarak bugüne kadar gelen ve devam etmekte olan bu yazý dili, Türklüðün en büyük ve en verimli yazý dili durumundadýr. Batý Türkçesinin esasýný Oðuz þivesi teþkil eder. Onun için bu yazý diline Oðuz Türkçe’si de denilebilir. Oðuz þivesi Hazar Denizinden Balkanlara kadar uzanan sahaya yayýlmýþ bulunan Türkçe’dir. Bu saha ise batý Türklerinin yaþadýðý sahadýr. Onun için Oðuz yazý diline, Oðuz Türkçe’sine umumî olarak Batý Türkçe’si adýný vermekteyiz. Türkolojide Batý Türkçe’si için bazen Cenup Türkçe’si veya Cenup Þivesi adý da kullanýlmaktadýr. Fakat bu Þimal Türkçe’sine göre verilen bir addýr ve þüphesiz Batý Türkçe’si kadar uygun deðildir.

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açýkken deðil, kapatýnca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • Moderatör
  • __HiÇ__
  • ***
  • İleti: 9638
  • Teþekkür 51
Ynt: Türkçe'nin tarihi
« Yanıtla #4 : 15 Temmuz 2010, 00:07:54 »
Azeri Türkçesi, Osmanlý Türkçesi

Batý Türkçesinin içinde saha bakýmýndan zamanla iki daire meydana gelmiþtir. Bunlardan biri Azeri ve Doðu Anadolu sahasýný içine alan doðu Oðuzcasý, diðeri Osmanlý sahasýný içine alan batý Oðuzcasýdýr. Doðu ve batý Oðuzcalarý arasýnda ilk asýrlarda çok küçük saha farklarý dýþýnda bir ayrýlýk mevcut olmamýþ, bu saha farklarý yavaþ yavaþ geniþleyerek ancak 17. asýrdan sonra doðu ve batý Oðuzca dairelerini meydana getirmiþtir.

Bununla beraber arada yine iki yazý dili olacak kadar fark mevcut deðildir ve her ikisi de ayni þiveye, yani Oðuz þivesine dayandýklarý için Azeri ve Osmanlý Türkçeleri ancak tek bir yazý dilinin kardeþ iki dairesi sayýlabilirler. Esasen doðu ve batý Oðuzcasý arasýndaki farklar daha çok þivede yani konuþma dilinde kalmýþ, devamlý olarak Osmanlý kültür ve edebiyatýnýn tesiri altýnda kalan Azeri sahasýnda yazý dili, Osmanlý Türkçe’sinden konuþma dilindeki ile mukayese edilemeyecek kadar az bir ayrýlýk göstermiþtir.

Azeri ve Osmanlý Türkçeleri arasýnda, daha çok þivede kalan bu ayrýlýðýn sebeplerini doðu Oðuzcasýna Oðuz dýþý Türk þivelerinin, bilhassa zaman zaman kuzeyden gelen Kýpçak unsurlarýnýn yaptýðý tesir ile Ýlhanlýlardan kalan bazý Moðol izlerinde aramak lâzýmdýr. Bunlardan birincisi doðu Oðuzcasýný batý Oðuzcasýndan bazý þekiller bakýmýndan biraz farklý yapmýþ, ikincisi ise Azeri Türkçe’sinde bazý Moðol asýllý kelimeler býrakmýþtýr.

Bilhassa konuþma dili bakýmýndan birbirinden farklý olan Azeri ve Osmanlý Türkçe’si arasýndaki baþlýca ayrýlýklar, kelime baþýndaki b-m, kelime içindeki q-ġ, h, ilk hecedeki e-i, kelime baþýndaki t-d ile akkuzatif ve bazý fiil çekim þekilleri etrafýnda toplanýr. Bu ayrýlýklar daha çok konuþma dilinde kaldýðý, yazý diline aksedenlerin ise ancak son devir Azeri Türkçe’sinde görülebildiði, Azeri sahasýnda yetiþen baþlýca edebî þahsiyetlerin bulunduðu 17. asýrdan önce de doðu ve batý Oðuzcalarý arasýnda kayda deðer bir ayrýlýk bulunmadýðý için bu iki Oðuz Türkçe’si yazý dili olarak Batý Türkçe’si adý altýnda bir bütün teþkil ederler.

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açýkken deðil, kapatýnca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • Moderatör
  • __HiÇ__
  • ***
  • İleti: 9638
  • Teþekkür 51
Ynt: Türkçe'nin tarihi
« Yanıtla #5 : 15 Temmuz 2010, 00:08:45 »
Batý Türkçesinin Geliþmesi

Batý Türkçesinin yedi asýrlýk uzun hayatýnda bazý merhaleler vardýr. Bu merhaleler onun iç ve dýþ geliþme seyri içinde görülen çeþitli safhalardýr. Gerçekten Batý Türkçe’si uzun geliþme seyri içinde bugüne kadar iç ve dýþ yapýsý bakýmýndan muhtelif geliþmeler ve deðiþiklikler göstermiþtir. Ýç yapý bakýmýndan gösterdiði deðiþiklikler, Türkçe kök ve eklerde görülen bazý ses ve þekil deðiþiklikleri olup, doðrudan doðruya Türkçe’nin tabiî geliþmesi ile ilgilidir. Dýþ yapý bakýmýndan Batý Türkçe’sinde görülen çeþitli safhalar ise, Türkçe’nin bünyesi ile ilgili olmayýp, onun, içine karýþan yabancý unsurlara göre aldýðý deðiþik görünüþlerden ibarettir.

Demek ki Batý Türkçe’sinde Türkçe’den baþka bir de yabancý unsurlar vardýr. Bu unsurlar çeþitli Arapça ve Farsça kelime ve terkiplerdir. Türklerin Ýslam kültürü çerçevesine girmeleri dolayýsýyla Türkçe’ye sokulan Arapça ve Farsça unsurlar, Türkçe’yi Eski Türkçeden sonra, yeni yazý dilleri devresinde istilâya baþlamýþ, bu istilâ bilhassa Batý Türkçe’sinde korkunç bir geliþme göstererek bir kaç asýr içinde Türkçe’yi âdeta tanýnmaz bir hâle getirmiþtir.


Arapça ve Farsça unsurlarýn Batý Türkçe’si içindeki durumu yedi asýr boyunca hep ayni olmamýþ ve çeþitli safhalar göstermiþtir. Bu sebeple Batý Türkçe’si içinde hem Türkçe bakýmýndan, hem de yabancý unsurlar bakýmýndan birbirinden farklý bir kaç devre var demektir.

Ýþte 13. asýrdan günümüze kadar Batý Türklerinin yazý dili ola gelmiþ bulunan Batý Türkçe’si iç ve dýþ geliþme ve deðiþiklikler bakýmýndan þu üç devreye ayrýlýr:

1. Eski Anadolu Türkçe’si

2. Osmanlýca

3. Türkiye Türkçe’si

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açýkken deðil, kapatýnca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • Moderatör
  • __HiÇ__
  • ***
  • İleti: 9638
  • Teþekkür 51
Ynt: Türkçe'nin tarihi
« Yanıtla #6 : 15 Temmuz 2010, 00:09:21 »
Eski Anadolu   Türkçesi

Eski Anadolu Türkçe’si 13, 14 ve 15. asýrlardaki Türkçe’dir. Batý Türkçesinin ilk devrini teþkil eden bu Eski Anadolu Türkçe’si bilhassa Türkçe bakýmýndan kendisinden sonraki iki devreden çok farklýdýr. Bu devreye Batý Türkçesinin bir oluþ, bir kuruluþ devresi olarak bakmak yerinde olur. Batý Türkçesini Eski Türkçe’ye baðlayan birçok baðlar bu devrede henüz kendisini iyice hissettirmektedir. Bu devreden sonraki Türkçe’de gördüðümüz birçok yeni þekiller bu devrede henüz Eski Türkçedeki eski þekillerinin izlerini taþýmaktadýrlar.


Eski Anadolu Türkçe’si bir taraftan böylece Eski Türkçe’nin izlerini taþýrken diðer taraftan köklerde ve eklerde bazý ses ve þekil ayrýlýklarý göstermek suretiyle Osmanlýca ve Türkiye Türkçe’sinden biraz farklý bir durum arzeder. Öyle ki Batý Türkçe’si içinde Türkçe bakýmýndan mevcut baþlýca deðiþiklikler bu devre ile bundan sonraki iki devre arasýndaki deðiþikliklerdir. Yani Batý Türkçesini yalnýz Türkçe bakýmýndan devrelere ayýrýrsak Eski Anadolu Türkçe’si ve Osmanlýca - Türkiye Türkçe’si diye ikiye ayýrmamýz icap eder. Osmanlýca ile Türkiye Türkçe’si arasýnda Türkçe bakýmýndan, Eski Anadolu Türkçe’sinden Osmanlýcanýn ilk devirlerine taþan bir kaç þekil dýþýnda, bariz bir ayrýlýk yoktur.

Eski Anadolu Türkçe’si yabancý unsurlar bakýmýndan denilebilir ki Batý Türkçesinin en temiz devridir. Bu devirde Türkçe’ye Arapça ve Farsça unsurlar girmeðe baþlamýþtýr. Fakat bu unsurlar kesifliðini yavaþ yavaþ arttýrmýþ ve ancak devrenin sonlarýnda geniþ bir istilâ baþlangýcý hâlini alarak Osmanlýcanýn doðuþunu hazýrlamýþtýr. Eski Anadolu metinlerinde görülen Arapça ve Farsça kelimeler henüz çok fazla olmadýðý gibi devrenin sonlarýna doðru artan terkipler de henüz açýk ve basit bir durumdadýr. Yabancý unsurlar bakýmýndan bu devirde manzum ve mensur metinler arasýnda da oldukça fark vardýr.

Gittikçe artan yabancý kelime ve terkipler daha çok nazým dilinde görülür. Nesir dili ise çok temiz ve duru bir Türkçe olarak devrenin sonunda bile Arapça ve Farsça kelimeler ve bilhassa terkiplerden mümkün olduðu kadar uzak kalmýþtýr. 15. asrýn ortalarýna doðru ikinci Murat devrinde geniþ bir kültür hamlesinin ifadesi olarak meydana getirilen telif ve tercüme pek çok Türkçe eserin dili bunu açýkça göstermektedir. Nazým dilinde ise, þiirin Fars taklitçiliði üzerine kurulmasý ve vezin, þekil zaruretleri yüzünden duruluk çok muhafaza edilememiþ ve Türkçe’deki geliþmeler bakýmýndan devre daha bitmeden, 15. asýrda, basit de olsa terkipler ve yabancý kelimeler adam akýllý çoðalmýþ ve Türkçe’yi sarmýþtýr. Bu yüzden asrýn ikinci yarýsý Osmanlýcanýn temelini atan, onun baþlangýcýný teþkil eden bir devir olmuþ, Eski Anadolu Türkçe’si Türkçe hususiyetleri bakýmýndan devrini ancak Osmanlýcanýn baþlarýnda tamamlamýþtýr.

Eski Anadolu Türkçesinin cümle yapýsý ise Türkçe’nin baþlangýçtan bugüne kadar hep ayni kalan normal cümle yapýsý dýþýna çýkmamýþtýr. Gerek nesirde, gerek þiirde Türk cümlesi bu devirde normal, sade, anlaþýlan, unsurlarý yerli yerinde ve doðru cümle olarak kalmýþ, tercüme sadakati yüzünden nadir olarak kýrýldýðý yerler dýþýnda, umumiyetle saðlam yapýsýný muhafaza ederek Osmanlýca devrine girmiþtir.

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açýkken deðil, kapatýnca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • Moderatör
  • __HiÇ__
  • ***
  • İleti: 9638
  • Teþekkür 51
Ynt: Türkçe'nin tarihi
« Yanıtla #7 : 15 Temmuz 2010, 00:10:03 »
Osmanlýca

Osmanlýca Batý Türkçesinin ikinci devri olup 15. asrýn sonlarýndan 20. asrýn baþlarýna kadar devam etmiþ olan yazý dilidir. Dört asýrdan fazla bir ömrü olan Osmanlýca, þüphesiz hep ayni kalmamýþ, baþtan ve sondan geçiþ devirlerinde ve ortada, hudutlarý kesin olarak çizilemeyen birbirine geçmiþ çeþitli iç merhâleleri olmuþtur. Fakat iç ve dýþ bakýmýndan esas vasýflarý itibariyle Osmanlýca ismi altýnda bu ismin çok iyi ifade ettiði bir bütünlük gösterir.

Türkçe bakýmýndan, Osmanlýca’da aþaðý yukarý mühim hiçbir deðiþiklik olmamýþ, Eski Anadolu Türkçe’sinden sonra günümüze kadar Türkçe’nin baþlýca þekilleri hemen hemen hep ayni kalmýþtýr. Yani gramer þekilleri bakýmýndan Osmanlýca ile Türkiye Türkçe’si arasýnda belirli bir ayrýlýk yoktur. Yukarýda da söylediðimiz gibi Türkçe bakýmýndan ancak bu son iki devre ile Eski Anadolu Türkçe’si arasýnda belirli ayrýlýklar vardýr.

Osmanlýca ile Türkiye Türkçe’si arasýnda çok küçük þekil farklarýna rastlansa bile bunlar zaman ayrýlýklarýna dayanan basit deðiþikliklerden baþka bir þey sayýlmamalýdýrlar. Eski Anadolu Türkçe’si, Batý Türkçesinin eski gramer þekillerini, Osmanlýca ile Türkiye Türkçe’si ise Batý Türkçesinin yeni gramer þekillerini ihtiva eden devrelerdir. Yani, gramer þekilleri bakýmýndan Osmanlýca ile Türkiye Türkçe’si arasýnda bir devre farký yoktur.

Devrelerin birbirine geçiþi keskin çizgilerle ayrýlamayacaðý için eski Anadolu Türkçe’si ile Osmanlýca arasýnda da uzun bir geçiþ safhasý olmuþtur. Osmanlýca’nýn baþlangýcýný teþkil eden ve 15. asrýn ikinci yarýsý ile 16. asrýn ilk yarýsýný içine alan devirde eski gramer þekilleri, yerlerini henüz tamamýyla yeni þekillere býrakmýþ deðillerdi.

Bu eski þekillerden bazýlarý Osmanlýca’nýn içinde daha sonralarý da kendisini muhafaza etmiþ, bunlardan kliþeleþmiþ olarak Türkiye Türkçe’sine geçenler bile olmuþtur. Bazý yeni þekiller ise oluþunu ancak Osmanlýca içinde tamamlamýþ veya kullanýþ sahasýna bu devirde çýkmýþtýr. Ýþte geçiþ devrindeki normal geliþmeler, ondan sonraki küçük sýzýntýlar ve bazý yeni þekillerin ortaya çýkýþý dýþýnda, Osmanlýca’ya Türkçe bakýmýndan baþýndan sonuna kadar bir durgunluk hâkim olmuþ, 16. asýrdan günümüze kadar Türkçe gramer þekilleri bakýmýndan belirli hiçbir geliþme kaydetmemiþtir.

Osmanlýca’yý batý Türkçe’si içinde bilhassa Türkiye Türkçe’sinden ayrý bir devre hâlinde tutan þey onun dýþ yapýsýdýr. Ýç yapý, yani Türkçe bakýmýndan yalnýz Eski Anadolu Türkçe’sinden farklý bulunan Osmanlýca, dýþ yapý, yani yabancý unsurlar bakýmýndan Eski Anadolu Türkçe’sinden de, Türkiye Türkçe’sinden de çok büyük farklarla ayrýlan bir devre manzarasý gösterir. Bu devre Türkçe’nin yabancý unsurlar tarafýndan tam mânâsiyle istilâ edildiði, Türkçe’yi Arapça ve Farsça unsurlarýn son haddine kadar sardýðý devredir.

Osmanlýca devrinde Türkçe’yi saran bu Arapça ve Farsça unsurlar, sayýsýz Arapça ve Farsça kelime ve terkipler olup esas itibariyle isim sahasý içinde kalmýþtýr. Fakat bu sahada o kadar ileri gidilmiþtir ki bütün isim cinsinden kelimeler ve cümle içinde isim muamelesi gören bütün kelime guruplarý Arapça ve Farsça kelimelere ve terkiplere boðulmuþtur. Bu müthiþ istilâdan fiil kökleri bile yakasýný kurtaramamýþ, Türkçe’nin basit fiil kökleri yerine Arapça ve Farsça kelimelerle Türkçe yardýmcý fiillerden yapýlmýþ birleþik fiiller kullanýlarak Türkçe, bugün de yaþamakta olan sayýsýz yabancý köklü birleþik fiil ile dolmuþtur.

Fiil dýþýnda kalan isim cinsinden bütün kelimeler ve isim muamelesi gören kelime guruplarý sahasýný böylece Arapça ve Farsça kelimelere, sýfat ve izafet terkiplerine kaptýran yazý dilinde umumiyetle Türkçe olarak isim ve fiil çekimi ile cümle yapýsý kalmýþtýr. Fakat cümle yapýsý da, Türkçe kalmakla beraber, aðýr darbeler yemekten kendisini kurtaramamýþ, birçok defa esas bünyesi yýkýlarak bozuk bir kelime yýðýnýndan ibaret olmuþtur. Hülâsa, Türk yazý dili Osmanlýca devrinde esas yapýsý Türkçe olan fakat Türkçe, Arapça ve Farsça’dan meydana gelen üçüzlü, karýþýk ve son derece sun’î bir dil manzarasý göstermiþtir.

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açýkken deðil, kapatýnca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • Moderatör
  • __HiÇ__
  • ***
  • İleti: 9638
  • Teþekkür 51
Ynt: Türkçe'nin tarihi
« Yanıtla #8 : 15 Temmuz 2010, 00:10:47 »
  Osmanlýcanýn devreleri

Yabancý unsurlarýn durumu bakýmýndan Osmanlýca içinde üç devre vardýr. Osmanlýca’nýn 15. asrýn sonu ile 16. asrýn büyük bir kýsmýný içine alan ilk devresi Eski Anadolu Türkçe’sinde yazý diline sokulmaða baþlayan Arapça ve Farsça unsurlarýn Türkçe’yi istilâ iþinin çok sür’atlendiði devredir. Bu devre, Osmanlýlarýn Ýstanbul’a yerleþmesinden sonra kurulan saray hayatý ile baþlamýþ, bu saray etrafýnda geliþen edebiyat ve kültür hayatýnýn Arap ve Fars kültür ve edebiyatýnýn nüfuzu altýna girmesi Türk yazý diline bambaþka bir istikamet vermiþtir.

Bu devrede Türkçe Eski Anadolu devresindeki duruluðunu kaybetmiþ, yabancý unsurlarýn kesafeti iyiden iyiye artmýþtýr. Fakat daha sonraki asýrlara göre henüz nisbî bir sadelik göze çarpar gibidir. Yabancý kelime ve terkiplerin sayýsý ve çeþitleri çok artmakla beraber terkip zincirleri henüz son haddine varmýþ deðildir. Fakat iyice karýþýk dil yolunda çok sür’atli bir gidiþ, çok kesif bir hazýrlýk vardýr. Öyle ki devrenin sonu, yani 16. asrýn sonlarý artýk koyu Osmanlýca’nýn tam bir baþlangýcý hâline gelmiþtir. Böylelikle ilk devir sona ermiþ ve Osmanlýca’nýn yeni bir devri gelip çatmýþtýr.

Bu devre Osmanlýca’nýn ikinci devresi olup 16. asrýn sonundan 19. asrýn ortalarýna kadar süren devredir ki baþlýca 16. asrýn sonu ile 17. ve 18. asýrlarý içine alýr. Bu devrede karýþýk dil, koyuluðunun son haddine varmýþ, yapýsý güç halle Türkçe’ye benzeyen yazý dilinde Arapça ve Farsça unsurlar arasýnda Türkçe unsurlar âdeta görünmez olmuþtur. Osmanlýca böylece Türkçelikten çýkmýþ bir hâle geldikten sonra nihayet üçüzlü sun’î dilin en yüksek noktasýndan aþaðýya doðru dönmeðe baþlamýþ ve üçüncü devresine girmiþtir.

Osmanlýca’nýn ayni zamanda son devresi olan bu üçüncü devre, 19. asrýn ortalarýndan baþlayýp 20. asrýn baþlarýna kadar gelen, yani Tanzimattan 1908 meþrutiyetine kadar olan devri içine alýr. Bu devrenin son örnekleri 1908’den sonra da Cumhuriyete kadar, sür’atle ortaya çýkan yeni yazý dilinin yanýnda, gittikçe zayýflayarak bir nýüddet daha devam etmiþtir. Bu üçüncü devre karýþýk dilin koyuluðunu yavaþ yavaþ kaybettiði devredir. Osmanlýca bu devirde zaman zaman çok sun’î bir koyuluk göstermekle beraber umumî olarak bir çözülme yoluna girmiþ durumdadýr. Bu çözülme nihayet 20. asrýn baþlarýnda tamamlanarak Osmanlýca’nýn hayatý sona ermiþ ve Türkiye Türkçe’sine geçilmiþtir.

Osmanlýca’nýn bu son devrini eskisinden ayýran mühim bir fark da batýdan gelen yeni mefhumlar dolayýsýyla yeni yeni Arapça ve Farsça kelime ve terkiplerin yazý diline sokulmasý ve uydurulmasýdýr. Bu hususta bazen çok sun’î hareketler olmuþ, lügat kitaplarýna bakarak yazý yazanlar bile çýkmýþtýr. Fakat umumiyetle terkipsiz Türkçe’ye gidiþ temayülleri artmýþtýr. Eski devirde de koyu Osmanlýca’nýn yanýnda görülen oldukça sade dil örnekleri bu son devrede umumî yazý dilinin yaný sýra sayýlarýný çok arttýrmýþlardýr.

Bu devrenin sonlarý ise Türkçe’nin aydýnlýða çýkýþýnýn açýk müjdeleri ile doludur. Öyle ki bu devir eserlerinin bir eli Osmanlýca’da, bir eli Türkiye Türkçe’sindedir. Deðiþiklik bir neslin hayatý içinde ortaya çýktýðý, daha doðrusu meyvelerini verdiði için, artýk dili bazen Osmanlýca, bazen Türkiye Türkçe’si, veya önce Osmanlýca, sonra Türkiye Türkçe’si olan þahýslar görülür. Hülâsa Osmanlýca’nýn sonlarýnda yazý dili yabancý unsurlar ve terkiplerden sür’atle temizlenmiþ, böylece 20. asrýn baþlarýnda terkipli karýþýk dil tarihe karýþarak yerini Türkiye Türkçe’sine býrakmýþtýr.

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açýkken deðil, kapatýnca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • Moderatör
  • __HiÇ__
  • ***
  • İleti: 9638
  • Teþekkür 51
Ynt: Türkçe'nin tarihi
« Yanıtla #9 : 15 Temmuz 2010, 00:11:32 »
Nazým dili, Nesir dili

Osmanlýca’nýn, kendi içinde yukarýda gördüðümüz þekilde üç devreye ayrýlan uzun tarihi boyunca, nazým ve nesir sahasýndaki görünüþü birbirinden farklý olmuþtur. Bu fark, bir yabancý unsurlar, bir de cümle yapýsý bakýmýndan nazým ve nesir dili arasýnda görülen ayrýlýktýr. Þiirin, bilhassa divan þiirinin muhteva ve þekil bakýmýndan muayyen Ölçülere baðlý bulunmasý nazým diline de tesir etmiþ ve Osmanlýca’da umumiyetle tek bir çeþit nazým dili oluþmuþtur.

Buna karþýlýk Osmanlýca içinde ilmi ve didaktik eserlerde ayrý edebi eserlerde ayrý bir nesir dili kullanýlmýþtýr. ilmî nesir dili bir dereceye kadar sade ve basit bir dil, edebî nesir dili ise çok aþýrý ve sun’î bir þekilde yabancý unsurlarla dolu, secili ve kelime gurubu silsilelerinden örülmüþ bir dildi. Bu iki çeþit nesir dili Osmanlýca’da daima yan yana yürümüþtür. Burada þu noktayý belirtelim ki adî nesirde edebî nesre göre bir sadelik ve basitlik vardý, yoksa umumî olarak o da yabancý unsurlarla dolu karýþýk bir dil, bir Osmanlýca idi. Ýþte umumiyetle bir çeþit olan nazým dili ile iki çeþit olan nesir dili yabancý unsurlar ve cümle yapýsý bakýmýndan Osmanlýca içinde farklý bir durumda bulunmuþlardýr.

Yabancý unsurlar bakýmýndan Osmanlýca’nýn ilk devresinde nazým ve nesir dili aþaðý yukarý birbirine yakýndýr. yabancý unsurlar her ikisinde de çoðalmýþtýr. Daha çok nazým dilinde görülen terkipler, eski basitliðini muhafaza etmekle beraber bu devirde henüz fazla zincirleme hâlinde deðildir. Umumiyetle nesir dili, nazým diline göre daha sade bir durumdadýr. Fakat nazým dili pek deðiþmediði hâlde nesir dili gittikçe aðýrlaþmaktadýr devrenin sonlarýnda bu gidiþ hýzlanmýþ ve nesir dili nazým diline göre çok aðýr bir dil hâline gelmiþtir.

Osmanlýca’nýn en koyu devri olan ikinci devrede ise bu koyuluk hem nazýmda, hem nesirde görülür. Fakat nesirde çok aþýrý bir durumdadýr. Nazým dili ise eskiye göre o kadar aðýrlaþmamýþ ve nesir dilinin yanýnda oldukça sade kalmýþtýr. Nazým dilinde eski basit terkipler yerini üçüzlü. dördüzlü ve daha geniþ zincirleme terkiplere býrakmýþ nesirde ise aðýrlýk ve koyuluk içinden çýkýlmaz bir hâle gelmiþ, bilhassa edebî nesir Türkçe olmaktan büsbütün çýkmýþtýr. Üçüncü devrede ise nazým ve nesir dili birbirine yine yakýndýr ve her ikisinde de nisbî bir sadeliðe gidiþ vardýr.

Bu gidiþ devre boyunca nesirde daha süratli olmuþ, nazýmda ise, koyu Osmanlýca devrinde divan þiirinde de tek tük olarak görülebilen sade örnekler gittikçe artmakla beraber, bol yabancý unsurlu ve terkipli dilden kurtulmak daha güç olmuþtur Devre bittikten sonra sonra da Osmanlýca’nýn Türkiye Türkçe’si içine taþmalarý daha çok nazým dilinde olmuþ ve daha sonra tarihî hatýra olarak verilen tek tük Osmanlýca örnekler de hep nazým sahasýnda kalmýþtýr. Bu arada Türkçe’nin yakasýný en geç býrakan eski dilin resmî muhaberede ve mevzuatta kullanýlan köhne nesir dili olduðunu da unutmamak lâzýmdýr. Türkçe bugün bile yakasýný bu kýrtasiye dilinden tamamýyla kurtaramamýþtýr. Fakat bu, adî nesrin her devirde aðýr olan çok hususî bir koludur ve umumî nesir diline ayak uyduramamasýnýn fazla bir kýymeti yoktur.

Osmanlýcanýn nazým ve nesir dili asýl, yabancý unsurlar bakýmýndan deðil, cümle yapýsý bakýmýndan birbirinden çok farklý bir durumdadýr. Divan þiirinde mânânýn bir beyitte tamamlanmasý, bir beyit dýþýna taþmamasý kaidesi Türk cümlesinin yapýsý için çok hayýrlý olmuþtur. Zira mânânýn bir beyitle tamamlanmasý demek, bir beytin hiç deðilse bir cümle olmasý, bir cümlenin en çok bir beyit uzunluðunda bulunmasý demektir. Gerçekten divan þiirinde her beyit en çok bir cümleden, birçok defa da birden fazla cümleden müteþekkil olmuþtur. Bu suretle Osmanlý þiirinde cümleler daima kýsa, unsurlarý sade ve yerli yerinde Türk cümleleri olarak kalmýþ, nazým dilinde Türkçe cümle yapýsý Türkçe’nin bütün tarihi boyunca hiç deðiþmemiþ bulunan normal karakterlerini muhafaza etmiþtir.

Osmanlýca’nýn bütün tarihi boyunca þiirde Türk cümlesi karþýmýza daima saðlam olarak çýkar. Buna karþýlýk Osmanlý nesrinde Türk cümlesi tam bir periþanlýk içindedir. Bu bakýmdan nazým dilinin daima Türkçe kalabilmiþ olmasýna karþýlýk nesir dili çok az Türkçe olabilmiþtir Çünkü nesirde þiirdeki gibi belirli bir ölçüye sýðmak mecburiyeti yoktur. Nesir, cümle unsurlarýnýn tam bir serbestliðe kavuþtuðu sahadýr. Cümlenin bir bütün teþkil eden yapýsýný bozmadan o unsurlarý istenildiði kadar geniþletmek mümkündür. Ýþte cümle unsurlarýnýn nesir dilindeki bu serbestliði Osmanlýca’da tam bir baþýboþluk hâline gelmiþtir.

Yani, nesir dilindeki serbestlik istismar edilerek, bilhassa gerundium ve edat guruplarýnda olmak üzere, cümle unsurlarýnýn çerçevesi de, sayýsý da geliþigüzel bir þekilde geniþletilmiþ, bu yüzden uzun uzun cümleler içinde cümle unsurlarý, aralarýnda çok defa yanlýþ baðlar kurulmuþ olarak bir araya getirilmiþtir. Bu suretle Türk cümlesinin saðlam yapýsý Osmanlý nesrinde umumiyetle bozulmuþ ve cümleler çok defa büyük bir kelime yýðýnýndan ibaret kalmýþtýr. Cümle unsurlarý geniþledikçe, cümle uzadýkça hâkim olmak güçleþir, Cümle büyüyünce hâkimiyeti elden kaçýrmamak için dili iyi bilmek, onun kaidelerini iyice hazmetmiþ olmak, onun yapýsýný teþkil eden örgü karþýsýnda tam bir hassasiyete sahip bulunmak lâzýmdýr. Üç dilli bir dil olan Osmanlýca’da ise yazýcýlar maalesef Türkçe’yi incitmeyecek bir nesir diline sahip olamamýþlardýr.

Bunda Osmanlýca’nýn karýþýk dil olmasýnýn çok büyük bir rolü vardýr. Bu karýþýk dilin öðretimi sýrasýnda esas emek ve dikkat daima Arapça ve Farsça üzerinde toplanarak Türkçe ihmal edildiði gibi, yazý yazarken de Arapça ve Farsça terkipler yapmak hevesi Türkçe’ye itina etmeðe vakit býrakmamýþtýr. Bu hususla, Türkçe’ye çevrilirken cümle unsurlarý Türk cümlesine uygun bir sýraya konmadan yerli yerinde býrakýlan Arapça ve Farsça’dan yapýlmýþ tercümelerin de çok tesiri olduðunu unutmamak lâzýmdýr. Hülâsa, Osmanlýca’nýn nesir sahasýnda Türkçe, bünyesine aykýrý bir yapýya sahip cümlelerle bozuk düzen bir yazý dili manzarasý göstermiþtir. Bu bozuk düzenliði en çok Osmanlýca’nýn ikinci devresinde görüyoruz. ilk devrede tercüme tesiri çok hissedilmekle beraber Eski Anadolu Türkçe’sinden devralýnan nesir dilinde cümle yapýsý oldukça saðlamdýr. Fakat ikinci devrede bu yapýnýn Türkçe olan tarafý kalmamýþtýr denilebilir.

Cümle yapýsýndaki bozukluðun nisbeti ise yabancý unsurlarýn derecesi ile cümle uzunluðuna göre deðiþik olmuþtur. Yabancý unsurlarý fazla ve cümleleri uzun olan yazýlarda bozukluk çok olmuþ, oldukça sade ve kýsa cümleli olan yazýlarda ise daha az olmuþtur, Osmanlýca’nýn son devrine gelince, bu devrede nesir dilinin kýsa zamanda Türkçe cümle yapýsýna kavuþtuðunu görmekteyiz. Tanzimatla beraber nesirde artýk Türk cümlesi saðlam bir yapýya sahip olmuþtur.

Bu devir cümleleri, eskisi kadar olmamakla beraber, yine bir hayli uzun olmuþlar, fakat yapýlan Türkçe’ye aykýrý düþmemiþtir, Arada sýrada bozuk cümlelere rastlanmakla beraber umumî olarak nesir dilinde cümle yapýsýnýn büyük bir selâmetle çýktýðý açýkça görülmektedir. Bu devrede nazým dilinde ise cümleler eskisinden daha fazla uzun olmak yoluna girmiþlerdir.

Yeni edebiyatla beraber mânânýn bir beyitte tamamlanmasý mecburiyeti ortadan kalkýnca bir cümle icabýnda bir kaç mýsra içine yayýlmýþ, böylece bilhassa devrenin sonlarýna doðru uzun nazým cümleleri ortaya çýkmýþtýr. böylece cümlelerde nadir olarak bazen yapý sakatlýklarý görülmekle beraber, Osmanlýca’nýn bu son devresinde de, cümleler biraz uzadýðý hâlde umumî olarak nazým dilinin cümle yapýsý her zamanki gibi saðlam kalmýþ böylece Osmanlýca’nýn ömrü tamamlandýðý zaman Türk cümlesi hem nazým dilinde, hem nesir dilinde Türkiye Türkçe’sine saðlam bir yapý ile girmiþtir.

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açýkken deðil, kapatýnca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • Moderatör
  • __HiÇ__
  • ***
  • İleti: 9638
  • Teþekkür 51
Ynt: Türkçe'nin tarihi
« Yanıtla #10 : 15 Temmuz 2010, 00:12:19 »
Türkiye Türkçesi

Türkiye Türkçe’si Batý Türkçesinin üçüncü devresidir. Bugün de devam etmekte olan bu devre, 1908 meþrutiyetinden sonra baþlar. Bu yeni devrenin 1908 meþrutiyetinden sonra baþlayan ve Cumhuriyete kadar devam eden ilk safhasý Türkiye Türkçesinin baþlangýç devri mahiyetindedir bu kýsa devirde çok süratli bir þekilde ortaya çýkan yeni yazý dilinin yanýnda Osmanlýca henüz tamamýyla sahneden çekilmiþ deðildir. Fakat lam manasýyla son günlerini yaþamakta ve umumi dil olmaktan çýkarak muayyen kalemler tarafýndan tutulmaða çalýþýlan hususî bir dil durumuna düþmüþ bulunmaktadýr.

Hâsýlý bu devir. Osmanlýca’nýn son örnekleri ile Türkiye Türkçesinin ilk örneklerinin yan yana bulunduðu devirdir, Osmanlýca’nýn bu son örneklerine yeni dil gittikçe fazla sokulduðu gibi, yeni dilin ilk örneklerinde de bazý Osmanlýca unsurlar, eskimiþ bazý kelimeler, bazý terkipler görülmektedir. Yukarýda da söylediðimiz gibi deðiþiklik bir neslin hayatý içinde ortaya çýktýðý için Osmanlýca’dan yeni dilin ilk örneklerine bu þekilde ufak tefek taþmalar olmuþtur. Fakat yeni dil bu küçük taþmalardan bu ilk devre içinde kendisini süratle kurtarmýþ, temiz Türkçe’nin sayýsýz örneklerini vererek Osmanlýca’yý kýsa zamanda gerilerde býrakmýþtýr Öyle ki Cumhuriyet deri baþlarken Osmanlýca artýk çoktan ölü bir dil hâline gelmiþ ve yazý dilinin bütün ufuklarý Türkiye Türkçe’sine açýlmýþ bulunuyordu.

Türkiye Türkçesini Osmanlýca’dan ayýran baþlýca hususiyet onun yabancý unsurlar karþýsýndaki durumudur, Dilin iç yapýsý, yani Türkçe bakýmýndan Batý Türkçesinin bu iki devresi arasýnda bir devre farký olmadýðýný, bu iki devrenin yabancý unsurlar bakýmýndan ayrý devreler teþkil ettiðini yukarýda da açýklamýþtýk. Yabancý unsurlar bakýmýndan bu iki devre arasýnda gerçekten çok büyük bir fark vardýr. Bu farkýn en ehemmiyetli tarafý terkipler bakýmýndan olan ayrýlýktýr. Türkiye Türkçe’si terkipsiz Türkçe’dir.

Türkiye Türkçesinin en belirli vasfý budur. Bu bakýmdan Türkiye Türkçe’si Bütün Türkçe’nin en temiz devridir, Az ve basit olmakla beraber Eski Anadolu Türkçe’sinde yabancý terkipler vardý. Osmanlýca tam mânâsýyla terkipli dil demektir. Türkiye Türkçe’si ise Türk yazý dilinin bu Arapça, Farsça terkiplerden kurtulmuþ olduðu mesut devridir. Bir dil, yabancý bir dilin tesirinde kalabilir, Bu tesir, lügat hazinesinde. yani kelime sahasýnda kaldýðý müddetçe ne kadar aþýrý olursa olsun dil için bir tehlike teþkil etmez. Fakat kelime sahasýný aþar ve kelime guruplarýna, cümle sahasýna el atarsa dilin yapýsý tehlikeye girer. dilin gidiþi çýðýrýndan çýkar.

Dilin, yapýsýný ayakta tutabilmek üzere bunlara mukavemet edebilmesi için çok saðlam bir bünyeye sahip bulunmasý lâzýmdýr. Osmanlýca’da Türkçe’ye korkunç bir nisbette karýþan Arapça ve Farsça terkipler de bu þekilde kelime sahasýnda kalmayan, cümle sahasýna giren yabancý unsurlardý. Türkçe’nin bünyesi çok saðlam olduðu için bunlara asýrlarca mukavemet edebilmiþ ve zamaný gelince onlardan kolaylýkla silkinerek kendi yapýsý ile baþ baþa kalmýþtýr.

Fakat bu yabancý unsurlar onun ifade kabiliyeti için çok zararlý olmuþlar, onun geliþmesine asýrlarca çelme takmýþlardýr. Ýþte Türkiye Türkçesini Osmanlýca’dan ayýran en büyük vasýf, onun bu þekilde terkipsiz Türkçe olmasýdýr. Bu sebeple Osmanlýca’nýn sonlarý ile Türkiye Türkçesinin baþlarýnda karþýmýza çýkacak örnekleri de bu kýstasa göre ayýrmak icap eder. Elimizdeki örneðin dili, terkipsiz ise Osmanlýca, terkipsiz ise Türkiye Türkçe’sidir.

Türkiye Türkçe’si terkipler dýþýndaki yabancý unsurlar bakýmýndan da Osmanlýca’dan çok farklýdýr. Bir kere Türkiye Türkçe’si Osmanlýca’daki yabancý çekim edatlarýndan, Arapça, Farsça çokluk yapmak gibi yabancý kaidelerden de kurtulmuþtur. Sonra yabancý kelime sayýsý büyük ölçüde azalmýþ ve azalmaktadýr. Fakat, bir kýsmý konuþma diline de yerleþmiþ olduðu için, Türkiye Türkçe’sinde bugün hâlâ pek çok Arapça ve Farsça kelime vardýr.

Bu hususta Türkiye Türkçe’si Batý Türkçesinin en temiz devri deðildir. Osmanlýca ile mukayese edilemeyecek kadar temiz bir durumda olmakla beraber, Eski Anadolu Türkçe’sinden daha çok yabancý kelime ihtiva etmektedir. Demek ki Türkiye Türkçe’sinde yabancý unsur olarak yalnýz çok sayýda Arapça, Farsça kelimeler kalmýþtýr. Bu arada bazý terkipler de görülür, fakat bunlar tek kelime muamelesi gören kliþeleþmiþ þeyler olup, sayýlarý da çok azdýr. Türkiye Türkçesinin diðer devrelerden bir farký da batý dillerinden bazý yabancý kelimeler almýþ olmasýdýr.

Türkiye Türkçe’sinde cümle yapýsý da büyük bir aydýnlýða kavuþmuþtur. Bu devrede Türk cümlesi eski devrelerdeki karýþýk ve mânâsýz uzunluðun dan kurtulmuþ, kýsa, derli toplu yanlýþsýz cümle hâline gelmiþtir.

Osmanlýca’dan Türkiye Türkçe’sine geçiþ, yazý dilini konuþma diline yaklaþtýrmak suretiyle olmuþtur. Osmanlýca, konuþma dilinden çok uzaklaþmýþ derece sun’î bir yazý dili idi. Türk yazý dilini daima temiz kalan konuþma diline yaklaþtýrýnca yazý dili kolaylýkla Türkçe’yi bulmuþ ve sun’i Osmanlýca tarihe karýþmýþtýr. Esasen Türkçe’ye sokulmuþ olan yabancý unsurlar Arapça, Farsça gibi gerek menþe, gerek yapý bakýmýndan Türkçe ile hiç ilgisi bulunmayan bir Sâmi, bir Hind-Avrupa dilinden gelme idi.

Bu sebeple bu unsurlar Türkçe’nin bünyesi içinde daima yabancý kalmýþ ve büyük sun’iliðe dayanan iðreti durumlar, yazý dili konuþma dili kaynaðýna dönünce çabucak sarsýlarak üçüzlü sun’î dil en kýsa zamanda yýkýlýp gitmiþtir. Yazý dili konuþma diline yaklaþtýrýlýrken tabiî öteden beri kültür merkezi olarak Türkçe bakýmýndan esasen yazý dilinin dayandýðý konuþma diline sahip bulunan muhitin dili, yani Ýstanbul Türkçe’si esas alýnmýþtýr. Bu sebeple bu gün Türk yazý dili yani Türkiye Türkçe’si hemen hemen Ýstanbul konuþma dilinin, Ýstanbul Türkçesinin aynidir. Yazý ve konuþma dili olarak ikisi arasýndaki fark en aþaðý bir derecededir.

Hülâsa, ana çizgileri ile baþlýca vasýflarýný belirttiðimiz Türkiye Türkçe’si bugün tam bir özleþme, güzelleþme geliþme hâlindedir. Batý Türkçe’si bu son devre ile çok hayýrlý bir yola girmiþ ve Türk yazý dilinin bütün geliþme ufuklarý açýlmýþtýr. Kuvvetli bir yazý dili olmak üzere geliþme yoluna giren Türkiye Türkçesinin yürüyüþ hýzý devre boyunca memnunluk verici bir seyir göstermiþ. 1928’de eski harflerin terk edilmesinden sonra ise büsbütün artmýþtýr. Bu devirde son zamanlarda bile arada sýrada Osmanlýca bazý þiirler yazýldýðý da görülmektedir. Fakat ölü dille yazýlmýþ olan bu bir kaç þiir þüphesiz ancak tarihi birer hatýradan ibarettir.

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açýkken deðil, kapatýnca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • Moderatör
  • __HiÇ__
  • ***
  • İleti: 9638
  • Teþekkür 51
Ynt: Türkçe'nin tarihi
« Yanıtla #11 : 15 Temmuz 2010, 00:13:04 »
Netice

Bütün bu yukarýdan beri söylediklerimizi toparlayacak olursak, demek ki Batý Türkçe’si kendi içinde birbirini takip eden ve birbirini geçmiþ bulunan üç devreye ayrýlmaktadýr. Bu devrelerin birincisi olan ve iki asýr devam eden Eski Anadolu Türkçe’si Selçuklular, Anadolu beylikleri ve ilk Osmanlýlarýn yazý dilidir. Ýkinci devre Ýstanbul’un fethinden Osmanlý Ýmparatorluðunun sonuna kadar imparatorluðun yazý dili olarak beþ asra yakýn bir Ömür sürmüþ bulunan Osmanlýcadýr. Üçüncü devreyi teþkil eden Türkiye Türkçesinin hayatý ise henüz yarým asrý geçmemiþtir. Yani, Osmanlýca Batý Türkçesinin en uzun devresidir.

Bu uzun devre Batý Türkçesinin ayni zamanda en güç devresidir de. Bu devir metinlerin üzerine eðilirken üçüzlü yazý dilinde Türkçe’den baþka iki yabancý ortaðýn gerekli kaidelerini de bilmek lâzýmdýr. Türkçe’ye kendi kaideleri ile girmiþ bulunan bu yabancý unsurlar, bir taraftan Eski Anadolu Türkçe’sinde görünmeðe baþlamýþ olduðu, diðer taraftan, kelime hâlinde de olsa, Türkiye Türkçe’sine de taþmýþ bulunduðu için bir dereceye kadar Osmanlýca’dan önceki ve sonraki devreleri de ilgilendirirler.

Osmanlýca’daki Arapça, Farsça unsurlarýn mahiyetini öðrenmek ilk ve son devrenin yabancý unsurlarýný da yakýndan görüp bilmek demektir. Yani, Osmanlýca’nýn yabancý unsurlarýný kavramakla bütün Batý Türkçesinin yabancý unsur durumu aydýnlýða çýkmýþ olur. Türkçe bakýmýndan ise Osmanlýca Türkiye Türkçe’sinden farklý olmadýðý gibi, Eski Anadolu Türkçe’sine de baðlýdýr. Bu yüzden onun Türkçe cephesini ele alýrken Türkiye Türkçe’si ile Eski Anadolu Türkçesini de ele almýþ oluruz. Hülâsa, Batý Türkçesinin en karýþýk ve güç devri olan Osmanlýca’nýn iç ve dýþ yapýsýný incelerken yalnýz onun hudutlarý içinde kalmayarak bütün Batý Türkçesini göz önünde bulundurmak lâzýmdýr.


Muharrem ERGÝN

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açýkken deðil, kapatýnca göreyim!