• 18 Eylül 2019, 21:22:40

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: İngiliz Gazetecinin Müslüman Oluşu..  (Okunma sayısı 781 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ukde...

  • Ziyaretçi
İngiliz Gazetecinin Müslüman Oluşu..
« : 29 Temmuz 2010, 15:48:28 »



“Doğruluk, söz ve adalet kavramları vasıtası ile İslam dininin içine girdim. Kendini bu dinin içinde bulmuş, adalet ve eşitlik kavramlarının özüne yolu düşmüş insanların varlığından dolayı, İslam, Batıda büyüyen en büyük dindir.”


Yvonne Ridley’i tanıyalım.

İngiliz kadın gazeteci Yvonne Ridley 23 Nisan 1959 yılında İngiltere’de doğdu. Uzun ve başarılı meslek hayatı boyunca; Sunday Times, The Observer, Daily Mirror, The Independent ve Sunday Express gibi gazetelerde araştırmacı muhabir, gazeteci ve kıdemli basın muhabiri olarak çalıştı. Bununla beraber BBC, CNN ve ITN gibi televizyon kanallarında Ortadoğu konulu programlarda sunuculuk, yapımcılık ve yorumculuk gibi görevler üstlendi.

Eylül 2001’de muhabir kimliğini gizleyip, ‘burka’ giyerek Afganistan’a girmesi hayatının en önemli dönüm noktasını oluşturuyor. Taliban tarafından yakalanan Ridley, on gün boyunca esir hayatı yaşadı. Esarette çok sıkıntılı zamanlar geçirdi. Bu sıkıntı, kendi deyimiyle, şahsından kaynaklanan bir durumdu ve Taliban hiçbir şekilde kendisine baskı uygulamamıştı. Filistinli ilk kocasından olan kızı Daisy’nin Tony Blair’e mektup yazması ve Afganistan’a “Doğum günüme kadar annemi serbest bırakın!” çağrısı yapması üzerine dünya basının gündemine oturdu. Bu zorlu süreç, Ridley’in gazetecilik anlayışı ve hayatında köklü değişimlere yol açtı. Serbest bırakılmasına karşılık, İslam dinini ve Kur-an’ı önyargısız bir şekilde inceleyeceğine dair söz verince, özgürlüğüne kavuştu.

Uzun araştırma ve incelemelerden sonra Müslüman oldu. Kur’an’ı Kerim’in kadın ve aileye yönelik bakış açısı, bu kararında etkili oldu. Kadın hakları savunuculuğunun yanında savaş karşıtı görüşleriyle de biliniyor. Küresel bir barış eylemcisi olarak dünyanın çeşitli bölgelerinde kadın hakları ve terörle mücadele konularında konferanslar verdi. Bayan Ridley, halen İslami medya kuruluşlarında program yapımcısı, sunucu ve yorumcu olarak gazetecilik mesleğini sürdürmektedir. Sosyalist bir siyasi duruşu olan Bayan Ridley son olarak, İngiltere’nin yeni sol partisi Respect’ten milletvekili adayı olmuştu. Gazeteci, akademisyen, aktivist, yazar ve kadın hakları savunucusu olan Bayan Ridley, halen Londra’da yaşamaktadır.


Bakış açınızı değiştiren, herkes tarafından bilinen, 2002 yılında Afganistan’a gizlice gidişiniz… Neden Afganistan’a gittiniz?

Afganistan’a yaklaşan savaş öncesi, üstü örtülmeye ve gizlenmeye çalışılan Afgan halkının umutlarını ve korkularını ortaya çıkarmak ve röportaj yapmak için gittim. Tarih Eylül 26, 2001 idi ve Sunday Express’teki bu göreve atanmam aniden, bir anda oldu ve iki gün sonra Taliban tarafından ülkeye şüpheli bir şekilde, casusluk şüphesi ile ve ülkeye yasadışı pasaportsuz ve vizesiz girmek suçu ile yakalandım. Bu hayatımın dakikalar içinde değişmesiydi, fakat o zaman hayatımın ne denli değiştiğine ve bunun nasıl bir deneyim olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu.

Orada ne tür deneyimleriniz oldu?

Taliban tarafından esir alındığım 10 gün boyunca çok korkmuştum. Bush ve Blair tarafından yapılan propagandalardaki gibi Taliban’ın bir şeytan olduğunu, dünyadaki en gaddar, en vahşi rejime sahip olduğunu ve kadınlardan nefret ettiklerini ve daha bunun gibi benzer şeyleri düşünmüş, bana işkence yapılacağını ve ardından idam edileceğimi sanmıştım.

Söylediğim gibi, bu deneyim büyük bir hayat değişimiydi, ayrıca bendeki korku beni adeta ele geçirmişti, tutsaklık esnasında hayalimde ürettiğim kökleşmiş şüphe gardiyanımın bana güven verici hal ve tavırlarına rağmen tüm benliğimdeydi. Hala onların beni kesinlikle öldüreceğine inanıyordum.

Sonuç olarak, gerçekten idam edileceğime inanmıştım. Tersi bir reaksiyonda ben cehennemden gelen bir hükümlüydüm. Şöyle düşünmüştüm, yerdeyken, sana birisi tokat attığında, sen o tokat atan eli öpmezsin, sen de aynı şekilde kavga edersin! Bu çılgınca bir stratejiydi ve büyük olasılıkla hapisteki esaretim sırasında bu durumla cidden başa çıkamamamdan dolayı oluşmuş bir reaksiyondu.

Öğrendiğim diğer bir şey ise, benim batılı kibirliliğim ve zihniyetimde cahilliğimden kaynaklanan Batı ve Doğu kültürlerinin ne kadar farklı olduğu idi. Ben Taliban’ın yaptığı her şeyi yanlış yorumlamıştım. Örneğin onların göz kontağı kurmamasını, güvenilmez olduklarına ve beni öldüreceklerine yormuştum. Fakat daha sonra gördüm ki, bu onların saygı göstermek için yaptıkları bir şeydi.

Ölüm cezasını duyduğunuzda ne hissettiniz?

Açıkçası hep huzursuzdum, ölüm cezası ile ilgili kendimi çok huzursuz hissediyordum. Bütün bu deneyime ek olarak, muhtemelen en ilgi çekici anım ölüm korkumu yenmemdi. 10 gün boyunca, her sabah yüzleştiğim şey bu benim son günüm mü korkusu ve her gece uyumaya giderken acaba bu benim son gecem mi düşüncesiydi. Bu duygu kısa bir süre içinde yok oldu, sanki bir şok gibi bir darbe gibiydi, kendi kendime idam edileceğimi ve bununla ilgili yapacak hiç bir şeyim olmadığını düşündüm ve bununla yüzleş artık dedim.

Peki, bu olanlardan sonra ne oldu? Yani o yüzleşme nasıl bir şeydi? Çünkü bu sizin için çok önemli. Tüm hayatınızı etkileyen dönüm noktasından sonra nasıl bir hayat başladı?

Hapishanede iken bir vaiz tarafından Müslümanlığa davet edildim. Kendisine, böyle önemli ve hayatımı değiştirecek bir kararı hapishanede veremeyeceğimi lakin buradan çıkmama izin verirse, Londra’ya döndüğümde, Kur’an okuyacağımı ve İslam’ı araştıracağımı söyledim. Gerçektende bu durumdan kurtulmak için ona her ne konuda olursa olsun söz verirdim, bu sözümü de serbest bırakıldıktan sonra tutardım, diğer tutuklular orada iken, ben sözümü tuttum. Zaten hep Tanrıya inanmıştım ve Hıristiyanlığı takip ediyordum. Böylelikle Kur’an’ı, içeriği dışında kolaylıkla okudum ve bunu takiben daha sonraki okuyuşlarım tüm hayatımı değiştirdi.

Tüm hayatınızın dönüm noktası 2001 yılında yaşadığınız olay mıydı yoksa bu tarihten önce İslam’ı araştırdınız mı? Daha önce İslam hakkında ne biliyordunuz? İslam hakkındaki görüşleriniz, bakış açınız ne idi?

İslamiyet ile ilk tanışmam 1978 yılındaki İstanbul ziyareti esnasında oldu ve o zaman çok güzel el yapımı üzerinde Kur’an’dan bir ayet olan altın aldım. Sultanahmet Camii’ni de kapsayan geziyi hatırlamak dışında bu dinin önemi ve manası hakkında hiçbir fikrim yoktu.
İslam’ın ilkel ve Müslüman erkeklerin birçok karısı ve cariyesi ile karışmış bir din olduğunu düşünüyordum.

Röportaj: Mehmet Lütfü ÖZDEMİR
« Son Düzenleme: 29 Temmuz 2010, 18:42:18 Gönderen: insan »

insan

  • Ziyaretçi
Ynt: İngiliz Gazetecinin Müslüman Oluşu..
« Yanıtla #1 : 29 Temmuz 2010, 18:39:19 »





- Savaş karşıtı harekete nasıl katıldınız?

Ekim 2001'de, saat 19.00 dolayında. Hapishanedeydim ve İngiltere tam 50 Cruise füzesi attı. İşte o gece savaş karşıtı hareketin bir üyesi oldum, çünkü o bombalar, askerle sivil arasında hiçbir ayrım yapmıyordu. Taliban'a dair fikirlerimin değişmesini de bu sağladı diyebilirim. Falkland, Balkan ve 1. Körfez Savaşı da dahil pek çok savaşı izledim, ama kafamın üzerine düşen bir bomba çok şeyi değiştirdi.


- Kötü bir tecrübe yaşamışsınız, ama sonuçları olumlu olmuş sanırım...

Kesinlikle ve şimdi bunu ispatlamak ve mücadele etmek zorundayım.

- Kadın haklarına geri dönersek, feminizm, ataerkilliğin araçlarından birinin de din olduğunu söylüyor bildiğim kadarıyla. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Söylediğim gibi bence bu konuda İslam mükemmel. Ancak, ne yazık ki erkekler, baskın olmak için değerleri de kullanıyorlar ve bu İslamla ilgili değil. Erkekler sadece Ortadoğu'da şovenist, maço değiller, İngiltere'de de durum aynı. Bu küresel bir sorun, ama insanlar bunun dini bir sorun olduğunu düşünmek istiyor. Tabii bazı erkekler, yaptıklarının dayanağının Kuran'da olduğunu iddia ediyor. Erkekler, baskın olmak istiyorlar ve ne yazık ki onlara bunu öğreten de yine bir kadın, yani anneleri.


- Bir İngiliz, bir gazeteci ve bir Müslüman olarak Peygamber'in karikatürüne nasıl bakıyorsunuz? Rencide mi oldunuz yoksa bunu ifade özgürlüğü kapsamında mı değerlendiriyorsunuz?

Bu kesinlikle ifade özgürlüğüyle ilişkili değil. Ben konuşma özgürlüğüne sahibim ve şu anda burada korkmadan konuşuyorum. İfade özgürlüğü budur. Karikatür 1.2 milyar insanın inancına saldırıyor.

Bakın ben İslam Kanalı'nda (Islam Channel) haftanın beş günü sabah programı yapıyorum ve benim sözleşmemde yasaklı kelimeler var. Yani Hıristiyanlık ya da başka inançlar için kötü bir dil kullanmam yasak. Bence sınırı aştılar ve kesinlikle özür dilemeliler.

- Kuran'da İncil'den farklı ne buldunuz?

Biliyorum şaşıracaksınız, ama kadın hakları. Kuran'ı okurken özellikle kadınlarla ilgili bölümlere bakıyordum, çünkü kadınların İslamda nasıl baskı altında olduklarını bulmaya çalışıyordum, ama kadınların sürekli yüceltildiğini gördüm. Daha sonra özellikle 70'lerden başlayarak feminizmin Kuran'ı ve İslamı yanlış anladığını, üstelik yanlış yol izlediğimizi fark ettim. Erkekleri izleyerek, kariyer yapmak, başarılı olmak uğruna anne olmayı unutmuştuk. Ancak şunu da söylemeliyim, bence Müslüman erkekler ve tabii kadınların çoğu Kuran hakkında feministlerden de az bilgiye sahipler.
- "Taliban'ın Elinde" kitabınızı filme aktarmak için Hollywood'dan teklif gelmiş bildiğim kadarıyla. Kabul edecek misiniz?

Hollywood yapımcısı beni arayarak, "Çok güzel bir öykü bu ve bunu büyük bir film yapmak istiyoruz" dedi. Arkasından "Kirli, ahmak, uzun elbise giyen Araplarla nasıl yaşadınız, bu inanılmaz" deyince ben de ona, "Kitabımı okumadınız sanırım. Çünkü hiçbir yerde böyle bir ifade yok, hatta gayet yakışıklı genç adamlar olduklarından söz ediyorum" dedim ve telefonu kapattım. Yıllarca Silvester Stallone'un kurtarma hikâyelerini izleyip önyargılara sahip olduk. Batı'nın bakışını belirledi, tüm bunlar. Benim portremi yapmalarının önüne geçemem belki, ama kitabımı filmleştirmeyi hak etmiyorlar.

Kaynak: " Cumhuriet" gazetesi

 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40