• 22 Kasım 2019, 02:54:52

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: Göremezler  (Okunma sayısı 417 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

...

  • Ziyaretçi
Göremezler
« : 22 Eylül 2010, 13:36:47 »
Envaî çeşit renk olsa da, kimi bahtsızlar göremez onları. Oysa kalbinde sevgi besleyenler, bu hazzın içinde büyürler. Anlatılacak hikâyenin de renkleri vardır. Peki ya hikâyenin kahramanları: Halil, Zeynel, Cemil, Nurettin. Gözyaşıyla besledikleri sevgi çiçekleri ellerinde düşerler yollara. Pırlanta simalı eğitim gönüllüleridir bunlar.

Gün yeni ağarmaktadır. Gidecekleri yer hem epey uzaktır hem de yakın... Daha önce birlikte görev yaptıkları, şimdilerde bir başka şehirde vatanî görevini yapan, kara kaşlı, kara gözlü Ümit'i ziyaret etmek, "Var mı bir arzun kardeş?" demek içindi yolculukları.

Bir tarafta sancak bekleyen arkadaşları, diğer tarafta geride bıraktıkları talebeleri, yârları, yâranları. Onlar yola çıktıklarında kırmızıya, beyaza ve hayatın bütün renklerine düşman olanlar da vardı yollarda. Karanlığın bekçileriydi bunlar, şerrin adamları.

Devirler öncesinden süregelen bir tablodur bu. Kurulan tuzaklar, mancınıklar, çarmıhlar, ateşi güçlendirmek için toplanan odunlar hep ışığa düşman olmaktan. Yaktıkları ateşi dünyadan âhirete taşıyanlar göremezler ki elleriyle, dilleriyle besledikleri ateş, kendilerini yakar.

"Dört yiğit yollara düştü." demiştik. Dağlar tepeler, kırlar bayırlar, geceler gündüzlerden sonra ulaştılar, arkadaşları Ümit'in yanına. Bir kalbin mutluluğuna daha mutluluk kattılar. Yemek yediler, çay içtiler, sohbet ettiler vatan bekleyen yiğitle. Ana oldular, yâr oldular, yâran oldular; yüzlerini birbirlerine sürdüler. Aktan ak oldular. Tebessüm gelip kondu yanaklardan kalblere.

Ziyaret saati bitmiş, gitme vakti gelmişti. Gül döküle döküle gelinen yoldan dönmek için müsaade istendi. Ümit, Halil, Zeynel, Cemil ve Nurettin; soluklarını, sinelerini, sevgilerini birbirine kattıktan sonra helâlleştiler.

Bu muhabbet erleri, Ümit'in ve asker arkadaşlarının hasret kokan bir kucak mektubunu aldıktan sonra ALLAH'ın adını andılar ve yola koyuldular. Cevşenler dualara, yollar yollara, kırlar bayırlara eklendi. Yol uzadıkça hasretler arttı. Dershanedeki vazifelerine geç kalmış olmanın, oradaki arkadaşlara yetişememenin kaygısı yaktı kavurdu onları. Teselli aradılar.

Bir müddet sonra Halil, arabada uyuyakaldı. Uykusunda rüyaya, rüyasında gerçeğe uyandı. (U)yanan bir kalble doğruldu sonra. Dedi ki: "Arkadaşlar, ALLAH hayır etsin, az evvel rüyamda ikinci defa Hacca gidiyordum. Hacdan geri dönüşümde beni büyük bir kalabalık, neşe içinde karşılıyordu."

"Hayrolsun inşALLAH." dediler Halil'e. Gittiler yine bir hayli. Bir vakit sonra yolun sinsi bir köşesinde, eli kanlı, düşüncesi kanlı eşkıyalar çıktı önlerine. Sevgi ülkesinin Halil'i olur da O'nun yoluna çıkan Nemrut olmaz mı; olur elbette. Işıkla karanlığın mücadelesi, kâinat yaratılalı beri var olagelmiş, bir tarafı gündüz olan dünyanın bir tarafı geceye dönmüştür.

Halil ve arkadaşları "Tevekkeltü alelALLAH." deyip girdiler yola. Dönülmeyecek bir kavşağı kesmişti hain bir pusu. Arabada asker mektupları vardı, üstelik onlar öğretmendiler. Bu eşkıyalar da vatana hizmet edenlere düşmandı. Eğer arabalarını arayacak olurlarsa bunları görecek ve kana susamış caniler, onlara da kıyacaktı.

Bütün yolcular gibi onları da arabalarından indirdiler. Eşkıyanın keseceğini bildikleri hâlde yola çıkmaktan geri durmayan gönül erlerini alıp götürdüler dağın zirvesine. Kartallar, olmazdı sadece; bazen çakallar da olurdu dağın zirvesinde.

Merhamet, insaf dilenmez gözü dönmüş caniden. Kindir bildikleri, masum öldürmektir anladıkları, iki kardeşi ayırmaktır davaları(!) Yiyecekse kurt kuzuyu, suyu bulandırma dermiş. Halil ve arkadaşları da güzel bir iş yapıyorlardı; "sevgi" diyorlardı, "kardeşlik, merhamet, eğitim ve ışık" diyorlardı. Işıktan rahatsız olacak diye yarasa, beyaz kanadını açmayacak mıydı güvercin.

Eşkıya başı emir verdi; adamları aradı bütün masumların eşyalarını, arabalarını. Sıra Halil ve arkadaşlarının arabasına gelince diğer arabalarda yaşanan bir kargaşa sebebiyle ne mektupları ne de dershanelerine ait reklâmları görebildiler.

O arabadan sadece, Halil'in doğum yerinin yazılı olduğu öğretmen kartını bulup getirdiler. Sonra da köpük köpük kelimeler çıktı ağızlarından "Sen de diğerlerinin arasına geç. Öğretmenmişsin madem, düşmansın bize..." dediler.

Başı, dağlar kadar dik Halil, geçti diğer tutsakların tarafına. Ricada bulunmadı, hâlini anlatmadı, "Bakın biz halka faydalı olmaktan gayrısını düşünmeyen, ALLAH'ın rızasından başkasını arzulamayan insanlarız." demedi. Açtı ellerini yüceler Yücesi'ne: "ALLAH'ım hayırlısıysa bize ömür ver." diye yakardı.

Çocuklarını düşündü Halil, hanımını düşündü. Bunun yanında "ALLAH'ım Peygamber Efendimizin (sallALLAHu aleyhi ve sellem) Mekke'den Medine'ye hicreti esnasında Yasin'den okuduğu "vecealna min beyni eydîhim sedden" (Hem önlerinden hem arkalarından bir set yaparak, öylesine çepeçevre sardık ki, artık hiç göremezler onlar...) âyetini okudu, okudu. "ALLAH'ım, Sen istersen bu âyetin tecellisini bir defa daha lütfedersin. Sen istersen, bunlar beni görmezler." diye zihninde aldı verdi.

Bundan o kadar emindi ki, infaz edileceklerin arasında olmasına rağmen, arkadaşlarından daha sâkindi. Sona doğru yaklaştıklarını hissettiklerinden olsa gerek arkadaşlarıyla helâlleşti. Onlara "Hakkınızı helâl edin, büyük ihtimalle bizi burada tutacaklar, arkadaşlara selâm söyleyin." dedi.

O dağ başına getirildikleri ândan itibaren süregelen eşkıyaların uzun ve mânâsız propagandaları, bir müddet daha devam etti. Haklı olduklarını ve sebeplerini anlattılar, yolcular arasında yakalanan suçluların(!) hatalarından(!) bahsettiler, çare değil kan isteriz dediler özetle. Kelimeler, mânâlarından utandı. Halil ise, sürekli "vecealna min beyni eydihim sedden" âyetini bir tespih gibi tekrarlıyordu.

Halil, infaz edileceklerle diğer yolcuların tam ortasında bir yerde duruyor, olanları seyrediyordu. Ne zaman arkadaşlarının bulunduğu yere baksa onları hüzün içinde görüyordu. Eşkıyaların başı, konuşmasına ara verdiği bir sırada arkadaşlarından Cemil, ona doğru yaklaştı ve fısıltıyla; "Ağabey, bunlar seni görmüyor, sen benimle gelsene." dedi. Halil de; "Cemil, size de bir zarar gelir, inşALLAH bana bir şey olmaz, sen git." diyordu. Halil'in bu sözüne rağmen Cemil yine "Yok ağabey, bunlar seni görmüyor." dedi ardından da elbisesinden çekerek Halil'i o gruptan ayırdı. Eşkıyalar, âdeta gözleri bağlanmış gibi onları göremediler.

Halil ve üç arkadaşı daha fazla orada zaman kaybetmeden dağdan aşağı indiler. Arabalarına binerken Halil diğerlerine; "Arkadaşlar, ben artık ikinci bir hak kullanıyorum. Hani, âhirette insanlar, Ya Rabbi bizi bir kere daha dünyaya gönder; bak biz nasıl ibadet ederiz, diyeceklermiş ya... Ben şimdi, o hakkımı da kaybediyorum. Bu bana ALLAH'ın bir lütfu." dedi.

Dört yağız gönül bunları yaşarken, onlardan haber bekleyen memleketlerinde de bir telâş başlamıştı. Zîrâ yol kesen eşkıyaların zulmü onların kulağına, kulaklarından gönüllerine gitmiş, herkesi yakıp kavurmuştu. Artık, her ân gelebilecek kötü bir haberi bekliyorlardı.

Bir başka telâş da Cemil'in evinde yaşanıyordu. Bu meş'um hâdisenin yaşandığı saatlerde Cemil'in evinin penceresinden bir güvercin girmiş ve kendisini duvardan duvara vurmuştu. Cemil'in ak örtülü, ak gönüllü anasının kalbi daralmıştı. İçinden; "ALLAH, hayretsin! İnşALLAH bizim çocukların başına kötü bir şeyler gelmemiştir." dedi.

Nihayet yolda haber gönderebilecekleri bir yere gelince Halil, memleketteki arkadaşlarını aradı. Olanı biteni özetledikten sonra merak etmemelerini söyledi. Bir bayram coşkusu sardı kalbleri. Ancak memlekete vardıklarında, geride "infaz edilecek" diye ayrılan masumların katledildiğini öğrenince oldukça üzüldüler.

Adı konulmamış çıkarların peşinde koşanlar, "vecealna min beyni eydihim sedden" âyeti sırrınca, hakikatleri, sevgileri, eğitime gönül verenleri, muhabbet erlerinin dağlardan yüce aşklarını göremeyecekler.


Murat KAYA


There are no comments for this topic. Do you want to be the first?
 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40