• 05 Haziran 2020, 02:32:49

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: Ebu Ali el-Hüseyin ibni Abdullah ibn-i Sina el-Belhi...  (Okunma sayısı 694 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ukde...

  • Ziyaretçi
(d. 980, Buhara yakýnlarý - ö. 1037, Hemedan)

Filozof, hekim ve çok yönlü Fars bilim adamýdýr.

Samanoðullarý sarayý kâtiplerinden Abdullah Bin Sina'nýn oðlu olan Ýbn-i Sina (Batý'da Avicenna adýyla tanýnýr), babasýndan, ünlü bilgin Natili'den ve Ýsmail Zahit'ten ders aldý. Geometri (özellikle Eukleides geometrisi), mantýk, fýkýh, sarf, nahif, týp, doðabilim üstüne çalýþmalar yaptý. Farabi'nin el-Ýbane's aracýlýðýyla Aristoteles felsefesini ve metafiziðini öðrenip, hastalanan Buhara prensini iyileþtirince (997) saray kütüphanesinden yararlanma olanaðýna kavuþtu. Babasý ölünce, Cür-can'da Þiraz'lý Ebu Muhammed'ten destek gördü, (Týp Kanunu'nu Cürcan'da yazdý). Çaðýnda tanýnan bütün Yunan filozoflarýnýn Anadolu doðacýlarýnýn yapýtlarýný incelemiþtir.

Felsefesi

Ýbn-i Sina felsefesi, düþüncesi, varlýk anlayýþý bakýmýndan örnek bir Ortaçað filozofudur. Felsefesinde, deney ve akla dayanan duyularla edinilen akýl verilerini akýl ilkelerine göre deðerlendiren, açýklayan bir anlayýþ görülür. Aristoteles'in görüþlerini benimsemiþ, felsefeyi iki bölüme ayýrmýþtýr: (kuramsal) hikmet, doða felsefesi, matematik ve metafiziðe dayanan felsefeyi içerir. Bu alandaki felsefe dallarýnýn temel konusu bilgidir. (uygulamaya iliþkin) hikmet, üçe ayrýlýr: Siyaset ya da medeni hikmet; iktisat ya da ev hikmeti (el-hikmet ül-menzili-ye); ahlâksal hikmet (el-hikmet ül-hulkiye). Daha çok eyleme dayanan bu üç bölümün konularý ve inceleme alanlarý ayrýdýr.

Ýbn-i Sina, dini baðýmsýz bir bilgi alaný olarak ele almýþ, dinle felsefeyi baðdaþtýrmaya çabalamýþ, din felsefesini dört temel konuda toplamýþtýr: Yaratýlýþ; ahiret; peygamberlik; ALLAH bilgisi. Yeni eflatuncu Plotinos'un etkisinde kalan Ýbn-i Sina, Ýslâm ile yeni eflatunculuðu baðdaþtýrmaya çalýþmýþtýr. Ona göre tasavvufun temeli "aþk"týr. Ýnsan aþk aracýlýðýyla sýnýrlý varlýðýndan kurtularak sonsuzluða yükselir. Ýnsan gerçek kaynaðý olan ALLAH'a feyz ve sudur basamaklarýný týrmanarak ulaþabilir; öz kaynaðýna döner. Her þeyin kaynaðý, insan varlýðýnýn özünde sürekli bir eylem biçiminde varolan "aþk"týr. Tasavvuf, "aþk"ýn dýþa vuruluþu, belirli bir düzene göre ortaya konuþudur.

Metafizik Anlayýþý

Ýbn-i Sina bu alanda kendisinden önceki filozoflarýn görüþleri ile kelam-cýlarýnkini uzlaþtýrmaya çalýþmýþ, Aristoteles'in metafiziði ile kelamcýlarýn ve yeni eflatuncularýn düþüncelerini birleþtirerek yeni bir bireþim ortaya koymuþtur. Ýbn-i Sina'ya göre metafiziðin temel konusu, "vücudu mutlak" olan ALLAH ile yüce varlýklardýr.|Vücut (var olan) üçe ayrýlýr: Olasý varlýk ya da ortaya çýkan ve sonra yok olan varlýk; olasý ve zorunlu varlýk (tümeller ve yasalar evreni, kendiliðinden var olabilen ve bir dýþ neden sayesinde gerekli olan varlýk); özü gereði gerekli olan varlýk (ALLAH). Varlýk'ý temel konu alan metafizik, gerekli bir bilim dalýdýr.

Mantýk Anlayýþý

Ýbn-i Sina'ya göre mantýk, araç (alet) bilimidir Ruhbilimden doðar ve onun kurallarýný alýr. Temel konusu, düþüncenin kararlarýný bulmak, bunlar arasýnda baðlantý kurmak ve doðru düþünmeyi insanlara göstermektir. Ýbn-i Sina, önce kavramlarý inceler ve onlarý ikiye ayýrýr; Açýk belirleme (el-mantýk biddelale); kapalý belirleme (el-menfhum biddelale). Mantýðýn en önemli bölümü tanýmdýr. Tanýmda iki temel ilkenin ("cins", "fark") varlýðýna inanan, Ýbn-i Sina, kesin ve eksiksiz tanýmýn, yakýn cins ile öz farklarýn birleþtirilmesi sonucu yapýlabileceðini öne sürmüþtür.

Ruhbilim Anlayýþý

Ýbn-i Sina, ruhbilimin, metafizik ile fizik arasýnda baðlantý kuran ve bu iki bilimden de yararlanan bir bilgi alaný olduðunu savunmuþ, ruhbilimi üç ana bölüme ayýrmýþtýr: Akýl ruhbilimi; deneysel ruhbilim; tasavvuf ya da gizemci ruhbilim.

Akýl Anlayýþý

Bu konudaki görüþleri Aristoteles ve Farabi'den farklý olan Ýbn-i Sina'ya göre, akýl 5 çeþittir; bilmeleke (ya da olasý) akýl (açýk seçik ve zorunlu olanlarý bilebilir); he-yulâni akýl (bilmeyi ve anlamayý saðlar); kutsi akýl (aklýn en yüksek aþamasýdýr; her insanda bulunmaz); muste-fat akýl (kendisinde bulunaný, kendisine verilen "makûllerin "suref'lerini algýlar); bilfiil akýl ("makûl'leri, kazanýlmýþ verileri kavrar). Ýbn-i Sina, akýl konusunda, Eflatun'un idealizmi ile Aristoteles'in deneyciliðini uzlaþtýrmaya, birleþtirici bir akýl görüþü ortaya koymaya çalýþmýþtýr.

Bilgi Anlayýþý

Ana kaynaðý sezgi olan bilgi, genel kesin ilkelere dayanmalýdýr. Sezgi aracýlýðýyla algýlanan veriler, sonuçlama yoluyla ("el-istintaç") bilgiye dönüþür. Ýbn-i Sina'nýn bilgiye iliþkin görüþleri idealisttir; ama, bilginin doðuþunda deneyin oynadýðý rolü de gözden uzak tutmamýþtýr.

Bilimlerin Sýnýflandýrýlmasý

Ýbn-i Sina'ya göre bilimler madde ve biçim iliþkisi bakýmýndan üçe ayrýlýr: Doða bilimleri ya da aþaðý bilimler (el-ilm ül-esfel), maddesinden ayrýlmamýþ biçimlerin bilimidir; metafizik (mabad üt-tabia), mantýk ya da yüksek bilimler(el-ilm.ýüll-âli), maddesinden ayrýlan biçimlerin bilimleridir; matematik ya da orta bilimler (el-ilm ül-evsat), ancak insanýn zihninde maddesinden ayrýlabilen, bazen maddesiyle birlikte, bazen ayrý olan biçimlerin bilimidir.

Kendisinden sonraki Doðu ve Batý filozoflarýnýn çoðunu etkileyen Ýbn-i Sina, müzikle de ilgilenmiþtir. 250'yi aþkýn yapýtýnýn baþlýcasý olan Þifa ve Kanun, felsefenin temel yapýtý sayýlarak, uzun yýllar boyunca pek çok üniversitede okutulmuþtur.

Ýbni Sina'dan Seçme Sözler

- Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör deðildir.

- Ýlim ve sanat ittifak görmediði ülkeyi terk eder.

- Dünya bir eðlence ve oyun yeri deðildir.

- Kendinin ne olduðunu bilen insan, bazý kendini bilmezlerin, onun hakkýnda söylediklerinden etkilenmez.

- Ýnsanýn ruhu kandil, bilim onun aydýnlýðý ve Tanrýsal bilgelik de kandilin yaðý gibidir. Bu yanar ve ýþýk saçarsa o zaman sana "diri" denilir.

Ukde...

  • Ziyaretçi
Ynt: Ebu Ali el-Hüseyin ibni Abdullah ibn-i Sina el-Belhi...
« Yanıtla #1 : 23 Eylül 2010, 16:24:09 »
Ailesi Belh'ten gelerek Buhara'ya yerleþmiþti. Ýbn Sinâ, babasý Abdullah, maliyeye ait bir görevle Afþan'dayken orada doðdu. Olaðanüstü bir zekâ sahibi olduðu için daha 10 yaþýndayken Kur‘an-ý Kerim'i ezberledi. 18 yaþýnda çaðýnýn bütün ilimlerini öðrendi. 57 yaþýndayken Hemedan'da öldüðü zaman 150'den fazla eser býraktý. Eserleri Latince’ye ve Almanca’ya çevrilmiþ, týp, kimya ve felsefe alanýnda Avrupa’ya ýþýk vermiþtir. Onu Latinler “Avicenna” adýyla anarlar ve eski Yunan bilgi ve felsefesinin aktarýcýsý olarak görürler.

Ýbn Sinâ, daha çocukluðunda, çevresini hayrete düþüren bir zekâ ve hafýza örneði göstermiþtir. Küçük yaþta çaðýnýn bütün, ilimlerini öðrenmiþti. Gündüz ve gece okumakla vakit geçirir, mum ýþýðýnda saatlerce, çoðu zaman sabahlara kadar çalýþýrdý. Pek az uyurdu.

Buhara Emiri Nuh Ýbni Mansur’u aðýr bir hastalýktan kurtardý ve bu yüzden de Samanoðullarý sarayýnýn kütüphanesinde çalýþma iznini aldý. Bu sayede pek çok eseri elinin altýnda bulduðu için vaktini kitap okumak ve yazmakla geçirdi. Hükümdar öldüðü zaman o, henüz yirmi yaþýndaydý ve Buhârâ'dan ayrýlarak Harzem'e gitti: EI-Bîrûni gibi büyük bir þöhret ve deðerin, onun çalýþkanlýðýna, bilgisine deðer vermesi, kendisini yanýna kabul etmesi, beraber çalýþmasý, hakkýnda kýskançlýða yol açtý. Bu yüzden takibata bile uðradý. Harzem'de barýnamayarak yeniden yollara düþtü. Þehirden þehre dolaþarak nihayet Hemedan'a kadar geldi ve orada kalmaya karar verdi.

Ýbni Sînâ, çoðu fizik, astronomi ve felsefeyle ilgili olarak 150 civarýnda eser yazmýþtý. Farsça olan birkaçý dýþýnda bunlarýn hepsi Arapça'dýr. Çünkü o devirde ilim eserlerini Arap diliyle yazmak âdetti. Arapça'ya bu bakýmdan deðer verilirdi. Bilhassa týp ilmine dair araþtýrmalarý son derece orijinal ve doðrudur. Bu yüzden doðu ve batý hekimliðine kelimenin tam anlamýyla, 600 yýl, hükmetmiþtir.

Eserleri Batý dillerine Latince yoluyla çevrilerek Avicenna diye þöhrete ulaþan Ýbn Sinâ, yanlýþ olarak bir süre Avrupa'da Ýranlý hekim ve filozof olarak tanýnmýþtýr. Bunun da sebebi, eserlerini Türkçe yazmamýþ olmasýndandýr... Bununla beraber, batýlýlar da kendisini Hâkim-i Týb, yani hekimlerin piri ve hükümdarý olarak kabul etmiþlerdir. 16 yaþýndayken pratik hekimliðe baþlayan Ýbn Sinâ, resmî saray doktorluðu da yapmýþtýr.

Matematik, astronomi, geometri alanlarýnda geniþ araþtýrmalarý vardýr. Ýbni Sînâ, týp araþtýrmalarý yaparken bazý hastalýklarýn bulaþmasýnda göze görünmeyen birtakým yaratýklarýn etkisi olduðunu, yani mikroplarýn varlýðýný sezmiþ ve bu bilinmeyen mahluklardan eserlerinde sýk sýk bahsetmiþtir. Mikroskobun henüz bilinmediði bir devirde böyle bir yargýya varmak çok ilginçtir.

Þifa adlý eseri bir felsefe ansiklopedisidir. Diðer eserlerine gelince bunlar arasýnda en tanýnmýþ olanlarýndan: el-Kanun fi’t-Týb isimli kitabý tamamen bir týp ansiklopedisidir. Necât ve Ýþârât adlý kitaplarý ve Aristo’nun felsefesini anlatan yirmi ciltlik Kitâbü’l-Ýnsâf’ý baþta gelen eserlerindendir.Ýbn Sinâ kimya alanýnda da çalýþtý ve önemli keþiflerde bulundu. Bu hususta Berthelet, kimya ilminin bugünkü hale gelmesinde Ýbn Sinâ’nýn büyük yardýmý olduðunu söyler.Bu çalýþmalarý ve etkileriyle Ýbn Sinâ Doðu ve Batý kültürünü geliþtiren büyük bilginlerden biri oldu. Bütün bunlardan baþka Ýbn Sinâ çok güzel þiirler yazdý. Hatta Türkçe olarak yazmýþ olduðu þiirler de vardýr.

Ýbn Sinâ, 1037 tarihinde Hemedan’da mide hastalýðýndan öldü.

Ýbn Sinâ’nýn asýl büyüklüðü doktorluðundadýr. Þifâ adýndaki 18 ciltlik ansiklopedisi, ismine raðmen týptan çok matematik, fizik, metafizik, teoloji, ekonomi, siyaset ve musiki konularýný içine alýr. Onun týp þaheseri, kýsaca Kanûn diye bilinen el-Kanûn Fi’t-Týb adlý büyük kitabýdýr. Eser, fizyoloji, hýfzýssýhha, tedavi ve farmakoloji bahislerine ayrýlmýþtýr. Konular dikkatle incelendiðinde Ýbn Sinâ’nýn bugünkü týp için bile geçerli olan pek çok ileri görüþleri bulunduðunu; mesela mikroskop olmadýðý halde, hastalýklarýn ‘mikrop’ mefhumuna benzer yaratýklarca meydana getirildiðini sezebildiðini görürüz.

Ýbn Sinâ’nýn Kanûn adlý eseri XII. yüzyýlda Latince’ye çevrildi ve Batý týp aleminde bir patlama tesiri yaptý. Roma’nýn Galen’i de, Er Razi’de ilimde eriþtikleri tahtlarýndan indirildiler ve çaðýn Fransa’sýnýn en meþhur týp fakülteleri olan Montpellier ve Lauvain Üniversiteleri’nin temel kitabý Kanûn oldu. Durum XVII. yüzyýlýn ortalarýna kadar böyle devam etti ve Ýbn Sinâ, 700 yýl Avrupa’nýn týp hocasý oldu. Altý yüzyýl önce Paris Týp Fakültesi’nin kütüphanesinde bulunan 9 ana kitabýn en baþýnda Ýbn Sinâ’nýn Kanûn’u yer almýþtýr.

Bugün hala Paris Üniversitesi’nin týp fakültesi öðrencileri St. Germain Bulvarý yanýndaki büyük konferans salonunda toplandýklarýnda iki kiþinin duvara asýlý büyük boy portresiyle karþýlaþýrlar. Bu iki portre, Ýbn Sinâ ve er-Razi’ye aittir.

Aristotelesçi felsefe anlayýþýný Ýslam düþüncesine göre yorumlayarak, yaymaya çalýþmýþ, görgücü-usçu bir yöntemin geliþmesine katkýda bulunmuþtur.

Buhara yakýnlarýnda Hormisen'de doðdu, 21 Haziran 1037'de Hemedan'da öldü. Gerçek adý Ebu'l-Ali el-Hüseyin Abdullah Ýbn Sinâ'dýr. Babasý, Belh'ten göçerek Buhara'ya yerleþmiþ, Samanoðullarý hükümdarlarýndan II.Nuh döneminde sarayla iliþki kurmuþ, yüksek görevler almýþ olan Abdullah adlý birisidir. Ýbn Sinâ, önce babasýndan, sonra çaðýn önde gelen bilginlerinden Natilî ve Ýsmail Zahid'den mantýk, matematik, gökbilim öðrenimi gördü. Bir süre týpla ilgilendi, özellikle, hastalýklarýn ortaya çýkýþ ve yayýlýþ nedenlerini araþtýrdý, saðýltýmla uðraþtý. Bu alandaki baþarýsý nedeniyle, II. Nuh'un özel hekimi olarak görevlendirildi, onu saðlýða kavuþturunca, dönemin önde gelen týp bilginlerinden biri olarak önem kazandý.

Ýbn Sinâ'nýn felsefeye karþý ilgisi deney bilimleriyle baþlamýþ, Aristoteles ve Yeni-Platoncu görüþleri incelemekle geliþmiþtir. Ýslam ve Yunan filozoflarýnýn görüþlerini yorumlayan ve eleþtiren Ýbn Sinâ'nýn ele aldýðý sorunlar genellikle, Aristoteles ve Farabi'nin düþünceleriyle baðýmlýdýr. Bunlar da, bilgi, mantýk, evren (fizik), ruhbilim, metafizik, ahlak, tanrýbilim ve bilimlerin sýnýflandýrýlmasýdýr. Belli bir düþünce dizgesine göre yapýlan bu düzenlemede her sorun baðýmsýz olarak ele alýnýp çözümüne çalýþýlýr.

Bilgi sezgi ile kazanýlan kesin ilkelere göre sonuçlama yoluyla saðlanýr. Bu nedenle, bilginin gerçek kaynaðý sezgidir. Bilginin oluþmasýnda deneyin de etkisi vardýr, ancak bu etki usun genel geçerlik taþýyan kurallarýna uygundur. Ona göre "bütün bilgi türleri usa uygun biçimlerden oluþur." Bilginin kesinliði ve doðruluðu usun genel kurallarýyla olan uygunluðuna baðlýdýr. Us kurallarý, insanýn anlýðýnda doðuþtan bulunan, deðiþmez ve genel geçerlik taþýyan ilkelerdir. Sonradan, duyularla kazanýlan bilgi için de bu kurallara uygunluk geçerlidir. Deney verileri us ilkelerine göre, yeni bir iþlemden geçirilerek biçimlenir, onlarýn bundan öte bir önem ve anlamý yoktur. Çeliþmezlik, özdeþlik ve öteki varlýk ilkeleri, usta bulunur, deneyden gelmez.

Ýbn Sinâ'ya göre varlýk, tasarlamakla baðlantýlýdýr. Bütün düþünülenler vardýr ve var olanlar tasarlanabilen düþünülür biçimlerdir (makuller). Bu nedenle, düþünmekle var olmak özdeþtir. Atomcu görüþün ileri sürdüðü nitelikte bir boþluk yoktur. Uzay ise, bir nesnenin kapladýðý yerin iç yüzüdür. Varlýk kavramý altýnda toplanan bütün nesnelerin deðiþmeyen, sýnýr ve niteliklerini koruyan belli bir yeri vardýr. Devinme, bir nesnenin uzayda eyleme geçiþidir.

Mantýk insaný gerçeklere ulaþtýrmaz, yalnýz birtakým yanýlmalardan korur. Düþünme yetisi gerçeði kavramak için mantýktan geçici bir araç olarak yararlanýr. Düþünme eyleminin saðlýklý olmasý için mantýk, ilkeler ve kurallar koyabilir, anlýkta bulunan ve bilinen bilgilerden yola çýkarak, bilinmeyenleri saptama olanaðý saðlar. Bu özelliði nedeniyle, mantýk, düþünmenin genel kurallarýný bulan, düzenleyen, bu kurallar arasýndaki gerekli baðlantýyý ve birliði kuran bir bilimdir. Mantýk kurallarý, genel geçerlik taþýyan ve deðiþmeyen kesin kurallardýr. Mantýðýn kavramlar ve yargýlar olmak üzere iki alaný vardýr. Her bilimsel bilgi ya kavram ya da yargýlara dayanýr. Kavram, ilk bilgidir ve terim ya da terim yerine geçen bir nesneyle kazanýlýr. Yargý ise, tasýmla kazanýlýr.

Mantýðýn konusu incelenirken, taným temel alýnmalýdýr. Tanýmlar birbirlerine baðlandýklarýnda, kanýt ve çýkarýma varýlýr. Kavram, önce tekil bir algýdýr (sezgi). Yargý ise, iki tekil terim arasýndaki iliþkidir. Kavramlar, açýk ve kapalý belirleme olarak ikiye ayrýlýr. Varlýðýn, töz, nicelik, nitelik, iliþki, yer, zaman, durum, iyelik, etki, edilgi gibi on kategorisi vardýr.

Ýbn Sinâ mantýðýnda en önemli yeri taným tutar. Bir kavramý tanýmlamak için, bu kavramýn bireylerinden biri göz önüne alýnmalýdýr. Tikelin belirlenmesi tümelden kolaydýr. Eksiksiz bir taným yakýn cins ile yapýlmalýdýr. En yetkin tanýmsa, kavramýn yakýn cinsi ile türsel ayrýmdan oluþur. Taným ikiye ayrýlýr; Gerçek taným ve sözcük tanýmlarý.

Önermeler, yüklemli ve koþullu olabilirler. Yüklemli önerme, bir düþünce ötekine yüklendiði zaman ya onaylanýr ya da yadsýnýr. Koþullu önermeler, bir ötekinin koþulu ya da sonucu olarak baðlanan terimlerde görülür. Önermeler varsayýmlý, nitelik ve nicelikleri bakýmýndan, tekil, belirsiz ve belirli olur. Tasým, bitiþik ve ayrýk olmak üzere ikiye ayrýlýr. Bitiþik tasýmlarýn öncüleri anlam bakýmýndan, sonuç önermesini içerir. Ayrýk tasýmlarda ise sonuç önermesi öncüllerde bulunabilir.

Tümeller, bütün varlýk türlerinin oluþumundan önce, Tanrý düþüncesinde, birer tanrýsal kavram olarak vardýr. Varlýklarýn oluþ nedeni ve onlara biçim kazandýran tümellerdir. Tümeller Tanrý'da ussal olarak bulunan, nesnelerde ve bireylerde içkin olan, öteki de nesnelerin dýþýnda ve anlýkla birlikte olan mantýksal tümel diye üçe ayrýlýr. Birinci türe giren tümel, metafiziði ilgilendirir. Ýbn Sinâ fiziði, metafiziðe giriþ olarak düþünür.

Fiziðin konusu madde ve biçimden oluþan nesnelerdir. Biçim, maddeden önce yaratýlmýþtýr. Maddeye bir töz özelliði kazandýran biçimdir. Maddeden sonra ilinek gelir. Biçimler maddeye, ilinekler ise, töze katýlýr. Doðal nesneler kendi öz ve nitelikleriyle bilinir. Bütün nitelikler de birinci nitelikler ve ikinci nitelikler olmak üzere ikiye ayrýlýr. Birinci nitelikler nesnelere baðlýdýr, ikinciler ise, nesnelerden ayrý olarak varlýðýný sürdürür. Ýbn Sinâ'ya göre, nesnel evrende bulunan güç ve devinimin temelini ikinci nitelikler oluþturur. Nesneler, kendilerinde bulunan gizli güçle devinime geçerler. Bu güç ise, doðal güç, öznel güç, tinsel güç olmak üzere üç türlüdür. Doðal güç, nesnede doðal biçim ve yerlerle ilgili nitelikleri taþýr. Çekim ve aðýrlýk bu türdendir. Öznel güç, nesneyi devingen ya da duraðan duruma getirir. Bunda da, bilinçli ya da bilinçsiz olma özelliði bulunur. Tinsel güç, herhangi bir organýn, aracýn yardýmý olmaksýzýn doðrudan doðruya bir istençle eylemde bulunmaktadýr. Buna, gök katlarýnýn özleri adý da verilir. Ýbn Sinâ'nýn geliþtirdiði bu güç kuramýnýn kaynaðý Aristoteles ve Yeni-Platonculuk'tur. Ancak, o bu güçlerin sonsuz olduðu kanýsýnda deðildir. Ona göre, zaman ve devinim kavramlarý da birbirine baðlýdýr, çünkü, devinimin bulunmadýðý, algýlanmadýðý bir yerde zaman da yoktur.

Ýbn Sinâ'nýn felsefesinde, Aristoteles'in geliþtirdiði düþünce dizgesine uygun olarak, ruh kavramýnýn önemli bir yer tuttuðu görülür. Ona göre, biri bitkisel, öteki insanla ilgili olmak üzere, iki türlü ruh vardýr. Ýnsan ruhu, gövdeye gereksinme duymadan, doðrudan doðruya kendini bilir, bu nedenle, tinsel bir tözdür. Gövdeyi devindiren, ona dirilik kazandýran bu tözün baþka bir özelliði de, yetkin düþünme yeteneði anlýk olmasýdýr. Düþünme eylemi yaratan ruhtur, o gövdeyi gerektirmez, ancak gövde var olabilmek için tini gereksinir. Ýnsan ruhu gövde biçiminde deðildir, usa uygun biçimleri kavramaya elveriþli bir töz olduðundan, gövdesel yapýda yer alamaz. Gövde, bölünebilen öðelerden oluþmuþ bir bütündür, oysa tin, bir birliktir, bölünmeye elveriþli deðildir, sürekli olarak özünü ve birliðini korur. Tin, bütün izlenimleri gövde aracýlýðýyla alýr, anlýk yoluyla kavramlarý, kavramlara dayanarak usa vurmayý oluþturur. Bu yüzden, gövdeyle dolaylý bir baðlantýsý vardýr. Ancak, bu baðlantý tin için bir oluþ koþulu deðildir.

Canlý sorununa, gözleme dayalý bir ruhbilim anlayýþýyla çözüm arayan Ýbn Sinâ'ya göre dirilik bir bileþimdir. Doðal organlarýn, göksel güçler yardýmýyla bileþmesinden canlýlar ortaya çýkar. Bu olay da, belli aþamalara uygun olarak gerçekleþir. Ýlk ortaya çýkan canlý bitkidir. Bitkide tohumla üreme, beslenme ve büyüme güçleri vardýr. Ýkinci aþamada ortaya çýkan hayvanda ise, kendi kendine devinme ve algý güçleri bulunur. Devinme gücünden isteme ve öfke doðar. Algý gücü de, iç ve dýþ algý olmak üzere ikiye ayrýlýr. Ýnsan özü doðal evrim sürecinde en üst düzeyde gerçekleþmiþ bir oluþumdur, bu nedenle, öteki varlýklardan ayrýlýr. Ýnsanda dýþ algý duyumlarla, iç algý da , beynin ön boþluðunda bulunan ortak duyu ile saðlanýr. Duyularla alýnan izlenimler bu ortak duyu ile beyne gider. Beynin, ön boþluðunda sonunda, tasarlama yetisi bulunur. Bu yeti duyu izlenimlerini saðlamaya yarar. Ýnsan için en önemli olan düþünen öz yapýcý ve bilici güçlerle donatýlmýþtýr. Yapýcý güç (us) gerekli ve özel eylemler için gövdeyi uyarýr. Bilici güç ise, yapýcý gücü yönlendirir. Özdekten ayrýlan tümel biçimlerin izlerini alýr. Bu biçimler soyutsa onlarý kavrar, deðilse soyutlayarak kavrar. Ýnsanda iyiyi kötüden, yararlýyý yararsýzdan ayýran yapýcý güçtür, bu nedenle bir istenç niteliðindedir.

Us konusunda Ýbn Sinâ ayrý bir düþünce ortaya atmýþtýr. Ona göre us beþ türlüdür. Özdeksel us, bütün insanlarda ortak olup, kavramayý, bilmeyi saðlayan bir yetenektir. Bir yeti olarak iþlek us, yalýn, açýk ve seçik olaný bilir, eyleme yöneliktir, duraðan bir güç niteliðinde deðildir. Eylemsel us, kazanýlmýþ verileri kavrar ve ikinci aþamada bulunan ustan daha üstündür. Kazanýlmýþ us, kendisine verilen ve düþünebilen nesneleri bilir. Aþama bakýmýndan usun olgunluk basamaðýnda bulunur. Bu aþamada usun kavrayabileceði konular kendi özünde de vardýr. Kutsal us, usun en yüksek aþamasýdýr. Bütün varlýk türlerinin özünü, kaynaðýný, onlarý oluþturan gücü, baþka bir aracýya gereksinme duymadan, bir bütünlük içinde kavrar.

Ýnsan, ayrýntýlarý duyularla algýlar, tümelleri usla kavrar. Tümelleri kavrayan yetkin us, nesneleri anlama yeteneði olan etkin usa olanak saðlar. Ýnsan usunun algýladýðý ayrýntýlar, kendi varlýklarý dolayýsýyla deðil, nedenleri yüzünden vardýr. Us, bu kavranabilir nesneleri kazanabilmek için ilkin duyu verilerinden yararlanýr. Sonra duyu verilerini usun genel kurallarýna göre iþlemden geçirir, yargýlarý ortaya koymada onlarý aþar.

Yaratýlýþ konusunda Ýbn Sinâ, varlýðýn sýralý düzeninde, "bir'den bir çýkar" ilkesine dayanýr. Ýlk "bir", zorunlu varlýk, Tanrý'dýr. O'nun varlýðý yalnýz kendisini gerektirir. Var olma, Tanrý'nýn özünden gelen gerekimdir. Ýlk neden ilk gerçekliktir. Tanrý'dan ilk us ortaya çýkar. Çokluk bu usla baþlar. Bundan da felek ve nefsin uslarý türer. Her ustan da, o usun özü ve cismi oluþur. Us cismi aracýsýz olarak devindiremeyeceði için, uslar sýrasýnýn sonunda etkin us, akýl bulunur. Ondan da dünya ile ilgili nesnelerin maddesi, cisimlerin biçimleri ve insan özleri doðar. Etkin us, tümünün yöneticisidir. Yaratýlýþ önsüzdür ve yeri de maddedir. Madde, soyut ve tüm varlýðýn öncesiz olaný, nefsin eylem alaný, sýnýrý ve tüm parçalarýn kaynaðýdýr. Ýlk us, kendisini ve zorunlu varlýðý bilir. Buradan ikilik doðar. Ýlk us kendinde olanaklý, ilk varlýk için ise zorunludur. Her tikel feleðin ilk kýmýldatýcýsý vardýr. Ýlk kýmýldatýcýlarý eyleme sokan tinsel varlýklardýr. Her feleðin de iyiliðini düþünen kýmýldatýcý bir nefsi vardýr. Nefsin eylemi, etkin usa ulaþýr.

Evrenin varlýðý, zorunlu olan, Tanrý'yý gerektirir. Baþka bir varlýðýn etkisiyle var olan evren sonsuz olamaz. Devinme, nesnenin özünde saklý güçten doðar. Her nesnenin özünde devindirici bir güç vardýr. Nesne kendini kendinin etkin öznesi deðildir. Bu güç, nesneye biçim de kazandýrýr.

Ýbn Sinâ metafiziði genelde Aristoteles metafiziði ile Yeni-Platonculuk ve Kelam'ýn bireþimidir. Konusu, ilkler ilki, tüm oluþlarýn, yaratýþlarýn, varlýk bütününün kaynaðý olan Tanrý'dýr. Tanrý, bütünlüðü nedeniyle nesnelerde, olay ve eylemlerde görünüþ alanýna çýkar. Varlýk vardýr, yok olamaz.

Ukde...

  • Ziyaretçi
Ynt: Ebu Ali el-Hüseyin ibni Abdullah ibn-i Sina el-Belhi...
« Yanıtla #2 : 23 Eylül 2010, 16:25:48 »
Varlýk üç bölüme ayrýlýr:

1. Olanaklý varlýk, nesnelerle ilgili deðiþimin, oluþ ve bozulmanýn egemen olduðu varlýktýr. Bu varlýk ortamýnda görülen ne varsa belli bir süre içinde baþlar ve biter.

2. Kendiliðinden olanaklý varlýk. Olanaklý olmasýna karþýn, ilk nedenle iliþkilerinden dolayý zorunluluk kazanýr. Tümellerin, yasalarýn bulunduðu evren. Gök kürelerin uslarý böyledir.
 
3. Kendiliðinden zorunlu varlýk, ilk neden ya da Tanrý'dýr. Deðiþmez ve çoðalmaz. Çokluklar ondadýr. Tanrýsal zorunluluk ilkesi tüm yaratýlanlarýn da temel ilkesidir.

Ýbn Sinâ'nýn benimsediði tanrýbilim dört ana konuyu içerir; Evren, ötedünya, ahiret, peygamberlik, Tanrý.

Evren yaratýlmýþtýr. Yaratýcý ve varedici Tanrý'dýr. O Kelamcýlar'ýn dediði gibi özgün yapýcý deðildir, zorunludur. Ýlk neden önsüz ve sonsuzdur. Evrenin yaratýlmasý, Tanrý'nýn daha önceden varoluþunu gerektirir. Evrenin bütününde yer alan gök katlarý tanrýsal evrenin varlýklarýdýr, bunlarýn özleri meleklerdir. Madde dünyasýnda oluþ ve bozulma vardýr. Onlarýn tanrýsal niteliði yoktur. Bu yaratma olayý da bir fýþkýrmadýr.

Ölüm, tinin gövdeden ayrýlmasýdýr. Gövdelerden ayrýlan tinlerin geldikleri kaynakta toplanmalarý insanda ötedünya kavramýný oluþturur. Ruh, tinsel bir tözdür, ölümsüzdür. Gövdeye egemendir. Ruh gövdeye girmeden önce etkin usta vardý. Ýnsana bireyselliðini kazandýran odur. Gövdenin yok olmasý, ruhun varlýðýný etkilemez. Dirilme tinseldir.

Ýnsanlarý yaratan Tanrý, onlara verdiði özgür istençle iyi ile kötüyü seçme olanaðý saðladý. Ýstenç özgürlüðü, usla utku arasýndaki çatýþmadan ve ilkinin üstünlüðünden doðar. Ýnsan elinden çýkan bütün baðýmsýz eylemler tanrýsal kayra ile gerçekleþir. Özgür istenç tüm insanlarda vardýr. Peygamberler de bu bakýmdan birer insandýr. Ancak, onlarda insanlarýn en yüceleri olan bilginlerde, bilgilerde olduðu gibi bir seziþ vardýr. Bu üstün seziþ gücü, kavrayýþ yeteneði peygamberlerin etkin us ile buluþmalarýný, gerçekleri kavramalarýný saðlar. Bu üstün güç ve kavrayýþ vahy adýný alýr. Üstün anlayýþ gücü taþýyan melekler, vahyi peygamberlere ulaþtýrýrlar.

Tanrý, özü gereði bilicidir. Kendi özünü bilmesi yaratmayý gerekli kýlar. Ýbn Sinâ Ýslam dinine ve Kuran'a dayanarak bilmeyi yaratma olarak niteler. Yaratma eylemi Tanrý'nýn kendi özüne karþý duyduðu sevgiden dolayýdýr. Tanrý tümelleri bilir. Tikellerle ilgili bilgisi de, tümel nedensellikleri bilmesindendir.

Madde ve biçimin iliþkileri üzerinde bilimleri iç bölümde ele alýrlar:

1. Maddeden ayrýlmamýþ biçimlerin bilimi: Doða bilimleri ya da aþaðý bilimler.

2. Maddesinden iyice ayrý biçimlerin bilimi: Metafizik, mantýk gibi yüksek bilimler.

3. Maddesinden ancak zihinde ayrýlabilen, kimi yerde ayrý kimi yerde bir olan biçimlerin bilimi:

Matematik, geometri, orta bilimler. Zihin bu biçimleri doðru olarak maddesinden soyutlar.

Felsefe ise, kuramsal ve pratik diye ikiye ayrýlýr. Kuramsal olan, bilmek yeteneðiyle elde edilen bilgileri kapsar. Doða felsefesi, matematik felsefesi ve metafizik gibi pratik felsefe, bilmek ve eylemde bulunmak üzere elde edilen bilgilere dayanýr.

Ýbn Sinâ, gerek Doðu gerekse Batý filozoflarýný etkiledi. Gazali, özellikle, ruh anlayýþýnda ondan etkilendi. Ýbn Sinâ'nýn deneyci yaný, Gazali'yi kuþkuculuk'a götürdü. Yapýtlarý 12.yy'da Latince'ye çevrildi, ünü yayýldý. Tanrýbilimci filozof Albertus Magnus, tin ve us ile güçleri konusunda Ýbn Sinâ'dan yararlandý.

Baþlýca Yapýtlarý:

- El-Kanun fi't-Týb, (ö.s), 1593, ("Hekimlik Yasasý");
- Kitabü'l-Necat, (ö.s), 1593, ("Kurtuluþ Kitabý");
- Risale fi-Ýlmü'l-Ahlak, (ö.s), 1880, ("Ahlak Konusunda Kitapçýk");
- Ýþarat ve'l-Tembihat, (ö.s), 1892, ("Belirtiler ve Uyarýlar");
- Kitabü'þ-Þifa, (ö.s), 1927, ("Saðlýk Kitabý").

Çevrimdışı £laf

  • TaLiP
  • **
  • İleti: 116
  • Teþekkür 21
Ebu Ali el-Hüseyin ibni Abdullah ibn-i Sina el-Belhi...
« Yanıtla #3 : 27 Şubat 2013, 19:48:23 »
Alıntı
Ýbni Sina'dan Seçme Sözler

- Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör deðildir.

- Ýlim ve sanat ittifak görmediði ülkeyi terk eder.

- Dünya bir eðlence ve oyun yeri deðildir.

- Kendinin ne olduðunu bilen insan, bazý kendini bilmezlerin, onun hakkýnda söylediklerinden etkilenmez.

- Ýnsanýn ruhu kandil, bilim onun aydýnlýðý ve Tanrýsal bilgelik de kandilin yaðý gibidir. Bu yanar ve ýþýk saçarsa o zaman sana "diri" denilir.
ALLAH cc razý olsun güzel  paylaþým..