• 16 Ekim 2019, 04:47:55

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: Bir zaman sohbeti  (Okunma sayısı 1593 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
Bir zaman sohbeti
« : 28 Kasım 2010, 00:15:24 »

İzafiyet teorisi, hız, kütleçekimi, karadelikler derken, ‘zaman’a dair ilginç bir
düşünce yolculuğuna varım diyorsanız, buyrun lütfen... ALBERT EINSTEIN
izafiyet teorisinde, zamanın bazı etkilerle yavaşlayıp hızlanabileceğini veya
daha doğru bir deyimle ‘genişleyebileceğini’ anlatır. Zamanı değiştirebilen bu
etkilerden birisi hızdır. Yani ben size göre daha hızlı hareket ediyorsam zaman
benim için daha yavaş geçer. Ancak hızın zaman üzerindeki tesiri o kadar azdır ki,
bunu öyle küçük hız farklarında yakalayamayız. Meselâ, saatte 920 km hızla giden
bir uçakta sekiz saat yolculuk eden bir kişi yerdekilere göre zamanı saniyenin milyarda
onu kadar bir süre daha kısa yaşamıştır. Bu süre çok küçük olduğundan, yolcu bunu
kesinlikle hissedemez. Ancak yolculuğu ışık hızına yakın bir hızda yapsaydı, 8 saat
uçtuğunda bunu sadece 48 dakika gibi hissederdi...



İşi biraz büyütürsek, 25 yaşında bir baba 1 yaşındaki oğlu ile vedalaşıp kendi
takvimi ve saatine göre 3 yıllığına bir uzay gemisine binip ışık hızına yakın bir
hızda seyahat edip geri dönse, kendisi 28 yaşında olur, ancak oğlunu 31 yaşında
bulacaktır. Işık hızına yakın hızlarda hareket edildiğinde hareket eden kişi geride
bıraktıklarına göre zamanı 10 kat (belki daha da fazla) daha yavaş yaşar. Veya şu
şekilde düşünebiliriz: Geride bıraktığı dünyanın zamanı, kendisine göre 10 kat hızlı
geçer. Bu yolculuğu yapan kişi gemisinin penceresinden dünyadakileri seyredebilse,
onları ileriye sarılan bir video kasetindeki gibi hızlı hareket ediyor halde görür! Bu konu
artık bir teori olmaktan da çıkmış, doğruluğu kabul edilmiştir. Kanıt olarak da uzaydan
gelen kozmik ışınlardaki bazı parçacıkların dünyaya kadar bozulmadan ulaşabilmesi
gösterilmektedir. Çünkü bu parçacıklar dünyada üretildiklerinde çok kısa bir sürede
bozulup yok olmaktadır, ama uzayda onbinlerce sene yolculuk ettikleri halde
bozulmadan dünyaya ulaşmaktadırlar. Bunun tek açıklaması ise, bu parçacıklar
ışık hızında hareket ettiklerinden, zamanın onlar için çok yavaş geçmesidir. Yani
onlara belki de birkaç dakika gibi gelen yolculukları aslında dünyadaki bizler için
onbinlerce sene sürmektedir.


Buraya kadar zamanı etkileyen faktörlerden biri olan ‘hız’dan bahsettik. Zamanı
genişleten ya da yavaşlatan bir diğer etki ise, yerçekimi (kütleçekimi)’dir. Kütleçekimi de
hıza benzer şekilde zamanın yavaşlamasına yol açar. Çekim arttıkça, arttığı bölgede
zaman daha yavaş geçer. Bunu yavaş yavaş örnekleyerek, size söz verdiğim zamanın
hiç olmadığı yere doğru gidelim. Bilindiği gibi, kütleçekimi, kütlenin merkezinden
uzaklaştıkça azalır veya buraya yaklaştıkça artar. Yani, dünya için düşünürsek,
yükseğe çıktıkça dünya merkezinden uzaklaştığımızdan zaman daha hızlı geçmeye,
ama merkeze yaklaştıkça daha yavaş geçmeye başlar. Örneğin, nükleer bir
denizaltı ile 6 ay boyunca 300 metre derinlikte dolaşsanız, bu altı ay yüzeydekilere
göre saniyenin milyarda beşyüzü kadar bir süre daha yavaşlamış olursunuz; çünkü
denizaltı yüzeye göre dünyanın merkezine daha yakındır, yani orada yerçekimi daha
fazladır. Ancak yine jet uçağı yolculuğundaki gibi, bu zaman genişlemesi insan tarafından
hissedilmeyecek kadar azdır. Bu genişlemeler ancak çok hassas atom saatleri
kullanılarak ölçülebiliyor.




Denizaltıda bulunan atom saati dışarıda bulunan aynı tip bir saate göre saniyenin
milyarda beşyüzü (ya da milyonda yarım saniye) kadar geri kalır. Bu geri kalma
olayının sebebi, tamamen denizaltının dünya merkezine daha yakın olmasından
kaynaklanan zaman genişlemesi, yani zamanın daha yavaş geçmesidir. Bu etkinin
insan tarafından hissedilecek kadar büyümesi için tek çare, dünyayı bırakıp
yerçekiminin çok daha büyük olduğu bir yerlere gitmektir. Bilindiği gibi, büyük
yıldızlarda kütleçekimi çok fazladır. Hatta güneşten daha büyük yıldızlar enerjilerini
tüketip öldükten sonra çekirdekleri çok küçülür ve nötron yıldızı denilen bir yapıya
dönüşürler. Bir nötron yıldızına gidip yerdeki maddeden bir çay kaşığı dolusu alsanız
bu madde dünyanın toplam ağırlığından daha ağır gelirdi. Buradaki kütle bu kadar
yoğun olunca yerçekimi de inanılmaz boyutlara çıkar.



Tipik bir nötron yıldızına gidebildiğimizi ve oradaki yerçekiminin bizi yere yapıştırıp
parçalamadığını varsayarsak, buradan dünyaya baktığımızda olayların yüzde 30 civarında
daha hızlı geçtiğini görürdük. Yani biz oraya saatimiz 12:00 iken varsak ve saat 15:00’i
gösterene kadar otursak, dünyada saatin 16:00 olduğunu görürdük. Tabiî dünya, bizim
yaşadığımız bu 3 saat içinde 4 saat yaşadığından, herşeyi yine hızlandırılmış sinema gibi
seyrederdik. Şimdi bir aşama ileri geçelim ve yerçekiminin nötron yıldızından da fazla,
hatta sonsuz olduğu bir yapıya gidelim. Hepimiz, karadelik adı verilen oluşumlar hakkında
birşeyler duymuşuzdur. Ben detaya girmeyeceğim, ancak şu kadarını söyleyeyim;
karadelikler, çok büyük bir kütlenin kendi içinde çöküp çok küçük bir alana sığdığı yapılardır.
Büyük yıldızlar yakıtlarını tükettiklerinde içlerindeki madde birbiri içine çöker ve
küçük bir alana hapsolur. Güneş ileride karadelik olamayacak kadar küçük bir yıldızdır;
ama eğer bir karadelik olabilseydi, yakıtı bittikten sonra bir apartman boyutuna sığacak
kadar küçülmüş olurdu.



Bu kadar büyük kütleler küçücük alanlara dolduğunda kütleçekimi o kadar büyür ki,
bizim sanki ağırlıksız bildiğimiz ışık bile bu çekimden kaçamaz ve bu yüzden cisim ışık
yayamaz ve simsiyahtır. Adının karadelik olması da bu yüzdendir. Hatta, buradaki
maddenin varlığından bile söz etmek imkânsızdır, çünkü madde sonsuza kadar birbirinin
içine çöker. Bir karadeliğin bu denli büyük, yani sonsuz olan yerçekimi gücü zamanı orada
durdurur. Yani bizim nötron yıldızındayken bakıp yüzde 30 daha hızlı seyrettiğimiz
dünya (ve kâinat) eğer karadelikten bakabilecek olsak, bir anda zamanını tüketir.
Zaman kütleçekimi arttıkça yavaşladığına göre, sonsuz kütleçekimi olan yerde zaman duracaktır.
Yani, faraza birisi bir karadelikten dünya ve kâinata bakacak olsa dünyanın ve kâinatın
sonsuza kadar olan geleceğini görür; yani hızlandırılmış video kasetinin sonuna kadar
bir anda seyreder. Görüldüğü gibi, çok büyük, hatta sonsuz güçlerin bulunduğu bir
mekânda zamandan söz edilemiyor. Çünkü, burada zaman durmuştur; hatta,
durduğu için, etkisi yoktur.




Etkisi olmayan birşeyin varlığından da söz edilemez. Sonsuz güç zamanın ötesinde olmayı sağlar/gerektirir.
Rabbimiz sonsuz güç sahibidir. Bu gücün olduğu yerde zamanın kendisi ya da önemi yoktur. Zaman ancak
O’nu durduracak gücün olmadığı yerde bulunan ve O’nun yarattığı güçsüz va aciz varlıklar için vardır.
Zamanın olmadığı yerde bulunmanın bir an içinde kâinatın geri kalan kısmının geleceğini, yani istikbalini bize
gösterebileceğini anlatmıştık. Bu da, kader dediğimiz, ancak irademizle ilintilendirilen geleceğimizin Rabbimiz
katında bilinmesinin normal olduğunu düşündürmesi açısından bize ışık tutabilir. Bir insanın faraza bir karadelikten
baktığında sonsuza kadar olan geleceği görmesi nasıl onun bu geleceğe etki etmesi anlamına gelmiyorsa, zamanın
yaratıcısı olan ALLAH’ın sonsuz geleceği biliyor olması da bizi kendi kaderimizin elimiz mahkum tâbi olduğumuz
değişmez bir yol olmaktan ziyade, irademizle, yani tercihlerimizle şekillenen geleceğimiz olması noktasında rahatlatıyor.
Bundan sonra yapmamız gereken ise, zamanın etrafımızda ördüğü parmaklıkların ötesindeki güzellikleri hayal edip,
bizi onlara kavuşturması için Yaratıcımızın varlığına olan imanımızı güçlü tutmak ve imanın gerektirdiği gibi yaşamak olmalıdır.



Kaynak: Scientific American, Eylül 2002. mehmet Akyürek


« Son Düzenleme: 28 Kasım 2010, 20:07:55 Gönderen: MiM »

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!


There are no comments for this topic. Do you want to be the first?
 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40