• 02 Temmuz 2020, 21:29:48

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: OKuL NE OKuTuR?  (Okunma sayısı 603 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teþekkür 51
OKuL NE OKuTuR?
« : 26 Aralık 2010, 09:26:11 »
HER NEDENSE kendi kendime sürekli þu soruyu soruyorum: Bizim gerçekten  okullara ihtiyacýmýz var mý? Bunu derken eðitimi kastetmiyorum elbette, okullardaki mecburî eðitimden bahsediyorum; günde 6 saat, haftada 5 gün, yýlda 9 ay ve 12 yýllýk zorunlu eðitimden… Bu bezdirici rutin, gerçekten gerekli mi? Eðer gerekliyse, neden?
 
 Hemen önüme okuma, yazma, matematiði koymayýn. Þu anda eðitimini evinde yapan 2 milyon öðrenci, bu konularda akranlarýndan hiç de geride deðil. Ayrýca meþhur pekçok Amerikalý, George Washington, Benjamin Franklin, Thomas Jefferson, Abraham Lincoln bir sistem olarak okulun ürünü deðiller. Yine amiral Farragut, mucid Edison, sanayiciler Carnegie ve Rockefeller, yazarlar Melville, Twain ve Conrad, hatta eðitimci Margaret Mead bir okuldan mezun olmadýlar. Ya da kocasýyla birlikte dünya tarihi yazan Ariel Durant’ýn eðitimsiz olduðunu kim iddia edebilir? Okula gitmediði söylenebilir belki, ama eðitimsiz olduðu asla!
 
 Bu ülkede ‘okullu olmak’  ile ‘baþarý’ arasýnda bir bað olduðu öðretildi bizlere. Ama tarihsel  olarak doðru deðil bu. Þu anda dünyadaki genel eðilime göre, zorunlu  eðitim tutsaklýðýna yakalanmadan insanlar kendilerini eðitmeye  çalýþýyorlar. O halde, neden okul sistemi ile eðitimi birbirinden  ayýrmayý ve bu ikisinin farklý þeyler olduklarýný görmeye çalýþmýyoruz? 
 
 KÝTLE EÐÝTÝMÝNÝN HEDEFLERÝ Birleþik Devletler’de zorunlu kitle eðitimi,  diþlerini 1905’lerde gösterdi. O zaman amaçlar þöyle konmuþtu: 1) Ýyi  insan yetiþtirmek, 2) Ýyi vatandaþ yetiþtirmek, 3) Her insaný en iyi  noktaya taþýmak. Bu amaçlar bugün de aþaðý yukarý ayný þekilde  sunuluyor. Ama zorunlu eðitimin gerçek amacýný daha 1924’te H. L.  Mencken, bakýn nasýl izah etmiþ: “Kitle eðitiminin amacý, gençleri  bilgilerle doldurmak ve onlarý zekaca üstün bir noktaya taþýmak  deðildir.
 
 Hiçbir þey gerçekten bu kadar uzak düþmez. Asýl amaç,  olabildiðince çok bireyi benzer basit davranýþlarý sergilemeye itmek,  standard vatandaþlýðý beslemek, orijinalliði öldürmektir. Bu, Birleþik  Devletler’de de böyledir, dünyanýn baþka yerlerinde de…” Mencken’in  söyledikleri bununla bitmiyor. Ona göre Birleþik Devletler zorunlu  eðitimi, bir ordu devleti olan Prusya’dan ithal etti. Prusya’da neden bu  sisteme geçildiðine baktýðýmýzda ise, insan tek kelimeyle dehþete  kapýlýyor: Vasat düþünürler üretmek, insanýn ruhsal boyutunu bastýrmak,  çocuklarýn liderlik özelliklerini silmek, boþ ve zaaf sahibi yurttaþlar yetiþtirmek. Tüm bunlarýn hedefi de toplumu ‘yönetilebilir’ kýlmak. 
 
 Yirmi yýl Harvard Üniversitesi’nin rektörlüðünü yapmýþ, II. Dünya  Savaþý’nda atom bombasý projesinde yer almýþ, savaþtan sonra Almanya’da  yüksek komiserlik yapmýþ Jomes Bryant Conant’a kulak verdiðimizde ise,  kitle eðitimiyle ilgili yeni çarpýcý bilgilere ulaþýyoruz. Ki bu þahýs,  bugün Amerika’da uygulanmakta olan standard testin ve kýþla gibi 3000-4000 öðrencinin liselere doluþturulmasýndan da sorumlu olan kiþidir. 1959’da yazdýðý kitapta Conant, ülkemizdeki okullarýn 1905 ile 1930 arasýnda uygulamaya konan bir ‘devrim’ sonucunda oluþtuðunu belirtiyor. Ve ona göre bu devrimin amacý, 1820’lerde Prusya’da yapýlanýyla aynýydý: Kapitalist burjuvazi hareketini tehdit eden köylü ve iþçilerin, burjuvazi aleyhine tehlikeli bir dayanýþma içine girmelerini engellemek.
 
 Ýþte modern endüstrileþmiþ zorunlu eðitim, bu  alt sýnýflarý bir cerrah býçaðý gibi bölmeye yarýyor. Yaþa, test  baþarýsýna, konu ve alanlarýna göre sürekli kompartýmanlanan cahil  kitle, daha çocuklukta birbirinden ayrýlýyor. O andan sonra da, artýk  sonsuza dek tekrar bütünleþmeleri mümkün olmuyor. Bir baþka Harvard’lý  Inglis’e göre, modern okulun 6 temel iþlevi var. 1) Islah ve uyum  iþlevi: Okullar, otoriteye karþý benzer tepkiler sergilenmesini saðlar.  Kuþkusuz bu, eleþtirel bakýþý yok eden bir þeydir. 2) Bütünleþtirici  iþlevi: Çocuklarý birbirine benzeþtirmeyi saðlar. Sonucunda tepkileri  önceden tahmin edilebilir bir toplum meydana gelir. 3) Teþhis edici ve  yönlendirici iþlevi: Okul, her öðrenciye kendisine uygun bir sosyal rol  bulur. 4) Farklýlaþtýrýcý iþlevi: Öðrencilerin sosyal rolü tespit  edildikten sonra, ‘sosyal makine’nin izin verdiði ölçüde öðrenciler o  role hazýrlanýr. Ama bu rolün dýþýna taþmalarýna asla izin verilmez. 5)  Seçici iþlevi: Bu iþlevle kasdedilenin, insanýn tercih hakký olduðunu  sanmayýn sakýn. Burada kasdedilen, Darwin’in ‘doðal ayýklanma’ teorisidir. Yani, okullar kendi þartlarýna uyum gösteremeyen baþarýsýz öðrencileri, ‘uygun deðildir’ etiketiyle etiketler. Onlara düþük not verir, aþaðý sýnýflara koyar ve çeþitli cezalar verir. Böylece akranlarý, onlarý ‘aþaðý’ olarak kabul eder ve aralarýna almazlar. Ve bu  þekilde elenen öðrencilere, ‘ezilecekler sýnýfý’nýn yolu gösterilir;  týpký kirlerin halýnýn altýna süpürülmesi gibi. 6) Hazýrlayýcý iþlevi:  Toplum sistemi, kendisini yönetecek bir elit gruba ihtiyaç duyar. Bu  amaca ulaþmak için çocuklar arasýndan çok az bir kýsmý seçilir ve  sessizce elit gruba hazýrlanýr. Onlara, kalabalýk bir nüfusu nasýl baský  altýnda idare edecekleri öðretilir.
 
 
 BÝR BAÞKA HEDEF: AKILSIZ TÜKETÝCÝ
 
 Bütün bunlarýn dýþýnda, zorunlu eðitimin çok ilginç bir baþka hedefi  vardýr, o da akýlsýz tüketiciler üretmek! Bu gereksinim, tarihsel süreç  içinde üretimin büyük boyutlara ulaþmasýyla ortaya çýktý. 20. yüzyýlýn  baþlarýnda Amerika’da da durum buydu. O dönemde üreticilerin  karþýlaþtýðý en büyük sorun ise þuydu: Geleneksel Amerikan halký,  ihtiyacý olmayan ürünü satýn alýp tüketmenin mantýksýz ve tabiî  olmadýðýný düþünüyordu. Zorunlu eðitim, tam da burada üreticilere  ALLAH’ýn gönderdiði bir ‘lütuf’ oldu. Ama tahmin ettiðiniz gibi, okul  çocuklara hiç durmadan tüketmelerini öðretmedi; ondan da iyi bir þey  yaptý: onlara düþünmemeyi öðretti. Ve böylece, yeni oluþan serbest  pazarda çocuklar, oturup yeni çýkacak ürünleri bekleyen ördeklere  döndüler. Bunun doðruluðunu test etmek istiyorsanýz, pazar  araþtýrmalarýna bakýn. Orada en çok tüketen iki grubun tiryakiler ve  çocuklar olduðunu göreceksiniz.
 
 
 YETÝÞKÝNLER ÇOCUK OLUNCA
 
 Okullar,  çocuklarýmýzý tiryakilere dönüþtürmekle iyi iþ çýkardý; ama  çocuklarýmýzý bizden baðýmsýz bir ‘çocuklar’ kategorisine dönüþtürmekle  daha da iyi bir iþ çýkardý. Bu da tesadüf deðildi. Çünkü çocuklarý baþka  çocuklarla bir araya getirir; sorumluluk ve baðýmsýzlýktan mahrum eder;  hýrs, kýskançlýk, korku gibi saçma duygular geliþtirmelerini teþvik ederseniz, onlar belki büyürler, ama asla tam bir yetiþkin olamazlar. Böylece hayatlarý boyunca ‘çocuklar’ kategorisinde kalan bir toplum üretirsiniz. Bunun sonuçlarýný günümüz toplum hayatýnda yaþýyoruz. Olgunluk, hayatýn her alanýndan çýkarýldý. Kolay boþanma kanunlarý, iliþkiler üzerinde biraz daha gayretli olma ihtiyacýný ortadan kaldýrdý. Kolay krediler, kiþinin bütçesini kontrol etmesini gereksizleþtirdi. Kolay eðlenme olanaklarý, kiþinin kendini nasýl eðlendireceðini öðrenmesini engelledi. Kolay cevaplar, soru sorma ihtiyacýný ortadan kaldýrdý. Anlayacaðýnýz, biz hepten bir ‘çocuk millet’ olduk. Önce televizyon satýn alýyoruz, sonra da televizyonda gördüklerimizi… Önce bilgisayar satýn alýyoruz, sonra bilgisayarda gördüklerimizi… Ýhtiyacýmýz olmadýðý halde altý lastik tenis ayakkabýsý satýn alýyoruz, kýsa sürede altý çýkýnca gidip bir çift daha alýyoruz.
 
 
 ÇÖZÜM VAR MI? 
 
 Þimdi de iyi haber. Eðer okulun ardýndaki mantýðý anlarsanýz, onun  hilelerinden ve olumsuz sonuçlarýndan kendinizi koruyabilirsiniz. Okul,  çocuklarý tüketici ve iþçi olmalarý için eðitir; siz onlara lider  olmalarýný ve maceraya atýlmalarýný öðretin. Okul çocuklara itaat etmeyi  öðretir; siz onlara eleþtirel düþünmeyi ve baðýmsýz hareket etmeyi  öðretin. Okula baðýmlý çocuklar sýkýntýdan kurtulamazlar; siz çocuðunuza  sýkýlmamasýný saðlayacak iç yaþam zenginlikleri kazandýrýn. Okulda  öðretmenler çocuklarýn önüne ciddi malzeme koymaktan sakýnýrlar; siz  onlara tam bir olgun olmalarýný saðlayacak tarihten, edebiyattan,  felsefeden, müzik, sanat, ekonomi ve dinden malzemeler sunun. Okula  ýsýndýrýlmýþ çocuklar, yalnýz kalmaktan korkmaya þartlandýrýlýrlar, o  yüzden bu çocuklar sürekli TV, bilgisayar, telefon konuþmalarý ve kýsa  süreli arkadaþlýklar ile yalnýz kalmaktan kaçarlar. Siz çocuðunuza  yalnýz kalacaðý zamanlar ayarlayýn.
 
 Böylece kendi arkadaþlýðýndan ve bir  iç diyalog geliþtirmekten zevk alabilir. Ayrýca, okulun genç beyinler  üzerinde bir deney laboratuarý, davranýþlarý tektipleþtiren bir merkez  olduðunu unutmayýn. Zorunlu eðitim çocuklarýnýza kazaen hizmet eder,  onun gerçek amacý çocuklarýnýzý hizmetçi yapmaktýr. Çocuklarýnýzýn  çocukluklarýnýn uzamasýna da izin vermeyin. Eðer Farragut genç yaþta  Ýngiliz savaþ gemisini ele geçirmiþse, Thomas Edison 12 yaþýnda küçük de  olsa bir gazete basmýþsa, çocuklarýnýzýn yapabilecekleri konusunda  konuþmaya gerek yok. 30 yýllýk öðretmenlik tecrübemden sonra þunu gördüm  ki, toplum içinde dahilik de delilik kadar yaygýndýr.
 
 Ama biz dahileri  bastýrýyoruz. Bunun tek sebebi, gerçekten eðitimli insanlardan oluþan  bir toplumu yönetemeyeceðimizden korkmamýzdýr. Bana göre, çözüm basit ve  görkemli: Çocuklarýnýzýn kendi ayaklarý üstünde durmasýna izin verin!
 
 
 
 JOHN TAYLOR GATTO
(New York’ta yýlýn öðretmeni seçildi.) (Harper’s Magazine’den çeviren: Ömer Baldýk)

 (2002)
 
 

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açýkken deðil, kapatýnca göreyim!


There are no comments for this topic. Do you want to be the first?