• 14 Ekim 2019, 16:11:30

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: OKuL NE OKuTuR?  (Okunma sayısı 572 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teşekkür 51
OKuL NE OKuTuR?
« : 26 Aralık 2010, 09:26:11 »
HER NEDENSE kendi kendime sürekli şu soruyu soruyorum: Bizim gerçekten  okullara ihtiyacımız var mı? Bunu derken eğitimi kastetmiyorum elbette, okullardaki mecburî eğitimden bahsediyorum; günde 6 saat, haftada 5 gün, yılda 9 ay ve 12 yıllık zorunlu eğitimden… Bu bezdirici rutin, gerçekten gerekli mi? Eğer gerekliyse, neden?
 
 Hemen önüme okuma, yazma, matematiği koymayın. Şu anda eğitimini evinde yapan 2 milyon öğrenci, bu konularda akranlarından hiç de geride değil. Ayrıca meşhur pekçok Amerikalı, George Washington, Benjamin Franklin, Thomas Jefferson, Abraham Lincoln bir sistem olarak okulun ürünü değiller. Yine amiral Farragut, mucid Edison, sanayiciler Carnegie ve Rockefeller, yazarlar Melville, Twain ve Conrad, hatta eğitimci Margaret Mead bir okuldan mezun olmadılar. Ya da kocasıyla birlikte dünya tarihi yazan Ariel Durant’ın eğitimsiz olduğunu kim iddia edebilir? Okula gitmediği söylenebilir belki, ama eğitimsiz olduğu asla!
 
 Bu ülkede ‘okullu olmak’  ile ‘başarı’ arasında bir bağ olduğu öğretildi bizlere. Ama tarihsel  olarak doğru değil bu. Şu anda dünyadaki genel eğilime göre, zorunlu  eğitim tutsaklığına yakalanmadan insanlar kendilerini eğitmeye  çalışıyorlar. O halde, neden okul sistemi ile eğitimi birbirinden  ayırmayı ve bu ikisinin farklı şeyler olduklarını görmeye çalışmıyoruz? 
 
 KİTLE EĞİTİMİNİN HEDEFLERİ Birleşik Devletler’de zorunlu kitle eğitimi,  dişlerini 1905’lerde gösterdi. O zaman amaçlar şöyle konmuştu: 1) İyi  insan yetiştirmek, 2) İyi vatandaş yetiştirmek, 3) Her insanı en iyi  noktaya taşımak. Bu amaçlar bugün de aşağı yukarı aynı şekilde  sunuluyor. Ama zorunlu eğitimin gerçek amacını daha 1924’te H. L.  Mencken, bakın nasıl izah etmiş: “Kitle eğitiminin amacı, gençleri  bilgilerle doldurmak ve onları zekaca üstün bir noktaya taşımak  değildir.
 
 Hiçbir şey gerçekten bu kadar uzak düşmez. Asıl amaç,  olabildiğince çok bireyi benzer basit davranışları sergilemeye itmek,  standard vatandaşlığı beslemek, orijinalliği öldürmektir. Bu, Birleşik  Devletler’de de böyledir, dünyanın başka yerlerinde de…” Mencken’in  söyledikleri bununla bitmiyor. Ona göre Birleşik Devletler zorunlu  eğitimi, bir ordu devleti olan Prusya’dan ithal etti. Prusya’da neden bu  sisteme geçildiğine baktığımızda ise, insan tek kelimeyle dehşete  kapılıyor: Vasat düşünürler üretmek, insanın ruhsal boyutunu bastırmak,  çocukların liderlik özelliklerini silmek, boş ve zaaf sahibi yurttaşlar yetiştirmek. Tüm bunların hedefi de toplumu ‘yönetilebilir’ kılmak. 
 
 Yirmi yıl Harvard Üniversitesi’nin rektörlüğünü yapmış, II. Dünya  Savaşı’nda atom bombası projesinde yer almış, savaştan sonra Almanya’da  yüksek komiserlik yapmış Jomes Bryant Conant’a kulak verdiğimizde ise,  kitle eğitimiyle ilgili yeni çarpıcı bilgilere ulaşıyoruz. Ki bu şahıs,  bugün Amerika’da uygulanmakta olan standard testin ve kışla gibi 3000-4000 öğrencinin liselere doluşturulmasından da sorumlu olan kişidir. 1959’da yazdığı kitapta Conant, ülkemizdeki okulların 1905 ile 1930 arasında uygulamaya konan bir ‘devrim’ sonucunda oluştuğunu belirtiyor. Ve ona göre bu devrimin amacı, 1820’lerde Prusya’da yapılanıyla aynıydı: Kapitalist burjuvazi hareketini tehdit eden köylü ve işçilerin, burjuvazi aleyhine tehlikeli bir dayanışma içine girmelerini engellemek.
 
 İşte modern endüstrileşmiş zorunlu eğitim, bu  alt sınıfları bir cerrah bıçağı gibi bölmeye yarıyor. Yaşa, test  başarısına, konu ve alanlarına göre sürekli kompartımanlanan cahil  kitle, daha çocuklukta birbirinden ayrılıyor. O andan sonra da, artık  sonsuza dek tekrar bütünleşmeleri mümkün olmuyor. Bir başka Harvard’lı  Inglis’e göre, modern okulun 6 temel işlevi var. 1) Islah ve uyum  işlevi: Okullar, otoriteye karşı benzer tepkiler sergilenmesini sağlar.  Kuşkusuz bu, eleştirel bakışı yok eden bir şeydir. 2) Bütünleştirici  işlevi: Çocukları birbirine benzeştirmeyi sağlar. Sonucunda tepkileri  önceden tahmin edilebilir bir toplum meydana gelir. 3) Teşhis edici ve  yönlendirici işlevi: Okul, her öğrenciye kendisine uygun bir sosyal rol  bulur. 4) Farklılaştırıcı işlevi: Öğrencilerin sosyal rolü tespit  edildikten sonra, ‘sosyal makine’nin izin verdiği ölçüde öğrenciler o  role hazırlanır. Ama bu rolün dışına taşmalarına asla izin verilmez. 5)  Seçici işlevi: Bu işlevle kasdedilenin, insanın tercih hakkı olduğunu  sanmayın sakın. Burada kasdedilen, Darwin’in ‘doğal ayıklanma’ teorisidir. Yani, okullar kendi şartlarına uyum gösteremeyen başarısız öğrencileri, ‘uygun değildir’ etiketiyle etiketler. Onlara düşük not verir, aşağı sınıflara koyar ve çeşitli cezalar verir. Böylece akranları, onları ‘aşağı’ olarak kabul eder ve aralarına almazlar. Ve bu  şekilde elenen öğrencilere, ‘ezilecekler sınıfı’nın yolu gösterilir;  tıpkı kirlerin halının altına süpürülmesi gibi. 6) Hazırlayıcı işlevi:  Toplum sistemi, kendisini yönetecek bir elit gruba ihtiyaç duyar. Bu  amaca ulaşmak için çocuklar arasından çok az bir kısmı seçilir ve  sessizce elit gruba hazırlanır. Onlara, kalabalık bir nüfusu nasıl baskı  altında idare edecekleri öğretilir.
 
 
 BİR BAŞKA HEDEF: AKILSIZ TÜKETİCİ
 
 Bütün bunların dışında, zorunlu eğitimin çok ilginç bir başka hedefi  vardır, o da akılsız tüketiciler üretmek! Bu gereksinim, tarihsel süreç  içinde üretimin büyük boyutlara ulaşmasıyla ortaya çıktı. 20. yüzyılın  başlarında Amerika’da da durum buydu. O dönemde üreticilerin  karşılaştığı en büyük sorun ise şuydu: Geleneksel Amerikan halkı,  ihtiyacı olmayan ürünü satın alıp tüketmenin mantıksız ve tabiî  olmadığını düşünüyordu. Zorunlu eğitim, tam da burada üreticilere  ALLAH’ın gönderdiği bir ‘lütuf’ oldu. Ama tahmin ettiğiniz gibi, okul  çocuklara hiç durmadan tüketmelerini öğretmedi; ondan da iyi bir şey  yaptı: onlara düşünmemeyi öğretti. Ve böylece, yeni oluşan serbest  pazarda çocuklar, oturup yeni çıkacak ürünleri bekleyen ördeklere  döndüler. Bunun doğruluğunu test etmek istiyorsanız, pazar  araştırmalarına bakın. Orada en çok tüketen iki grubun tiryakiler ve  çocuklar olduğunu göreceksiniz.
 
 
 YETİŞKİNLER ÇOCUK OLUNCA
 
 Okullar,  çocuklarımızı tiryakilere dönüştürmekle iyi iş çıkardı; ama  çocuklarımızı bizden bağımsız bir ‘çocuklar’ kategorisine dönüştürmekle  daha da iyi bir iş çıkardı. Bu da tesadüf değildi. Çünkü çocukları başka  çocuklarla bir araya getirir; sorumluluk ve bağımsızlıktan mahrum eder;  hırs, kıskançlık, korku gibi saçma duygular geliştirmelerini teşvik ederseniz, onlar belki büyürler, ama asla tam bir yetişkin olamazlar. Böylece hayatları boyunca ‘çocuklar’ kategorisinde kalan bir toplum üretirsiniz. Bunun sonuçlarını günümüz toplum hayatında yaşıyoruz. Olgunluk, hayatın her alanından çıkarıldı. Kolay boşanma kanunları, ilişkiler üzerinde biraz daha gayretli olma ihtiyacını ortadan kaldırdı. Kolay krediler, kişinin bütçesini kontrol etmesini gereksizleştirdi. Kolay eğlenme olanakları, kişinin kendini nasıl eğlendireceğini öğrenmesini engelledi. Kolay cevaplar, soru sorma ihtiyacını ortadan kaldırdı. Anlayacağınız, biz hepten bir ‘çocuk millet’ olduk. Önce televizyon satın alıyoruz, sonra da televizyonda gördüklerimizi… Önce bilgisayar satın alıyoruz, sonra bilgisayarda gördüklerimizi… İhtiyacımız olmadığı halde altı lastik tenis ayakkabısı satın alıyoruz, kısa sürede altı çıkınca gidip bir çift daha alıyoruz.
 
 
 ÇÖZÜM VAR MI? 
 
 Şimdi de iyi haber. Eğer okulun ardındaki mantığı anlarsanız, onun  hilelerinden ve olumsuz sonuçlarından kendinizi koruyabilirsiniz. Okul,  çocukları tüketici ve işçi olmaları için eğitir; siz onlara lider  olmalarını ve maceraya atılmalarını öğretin. Okul çocuklara itaat etmeyi  öğretir; siz onlara eleştirel düşünmeyi ve bağımsız hareket etmeyi  öğretin. Okula bağımlı çocuklar sıkıntıdan kurtulamazlar; siz çocuğunuza  sıkılmamasını sağlayacak iç yaşam zenginlikleri kazandırın. Okulda  öğretmenler çocukların önüne ciddi malzeme koymaktan sakınırlar; siz  onlara tam bir olgun olmalarını sağlayacak tarihten, edebiyattan,  felsefeden, müzik, sanat, ekonomi ve dinden malzemeler sunun. Okula  ısındırılmış çocuklar, yalnız kalmaktan korkmaya şartlandırılırlar, o  yüzden bu çocuklar sürekli TV, bilgisayar, telefon konuşmaları ve kısa  süreli arkadaşlıklar ile yalnız kalmaktan kaçarlar. Siz çocuğunuza  yalnız kalacağı zamanlar ayarlayın.
 
 Böylece kendi arkadaşlığından ve bir  iç diyalog geliştirmekten zevk alabilir. Ayrıca, okulun genç beyinler  üzerinde bir deney laboratuarı, davranışları tektipleştiren bir merkez  olduğunu unutmayın. Zorunlu eğitim çocuklarınıza kazaen hizmet eder,  onun gerçek amacı çocuklarınızı hizmetçi yapmaktır. Çocuklarınızın  çocukluklarının uzamasına da izin vermeyin. Eğer Farragut genç yaşta  İngiliz savaş gemisini ele geçirmişse, Thomas Edison 12 yaşında küçük de  olsa bir gazete basmışsa, çocuklarınızın yapabilecekleri konusunda  konuşmaya gerek yok. 30 yıllık öğretmenlik tecrübemden sonra şunu gördüm  ki, toplum içinde dahilik de delilik kadar yaygındır.
 
 Ama biz dahileri  bastırıyoruz. Bunun tek sebebi, gerçekten eğitimli insanlardan oluşan  bir toplumu yönetemeyeceğimizden korkmamızdır. Bana göre, çözüm basit ve  görkemli: Çocuklarınızın kendi ayakları üstünde durmasına izin verin!
 
 
 
 JOHN TAYLOR GATTO
(New York’ta yılın öğretmeni seçildi.) (Harper’s Magazine’den çeviren: Ömer Baldık)

 (2002)
 
 

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!


There are no comments for this topic. Do you want to be the first?
 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40