• 10 Ağustos 2020, 11:50:05

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: Türkçeye Nasýl Fransýz Kaldýk?  (Okunma sayısı 851 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Lâ EdRî

  • Kurþun sesleri gelir, uykularýmdan...
  • BiSMiLLaH
  • *
  • İleti: 20
  • Teþekkür 0
Türkçeye Nasýl Fransýz Kaldýk?
« : 22 Nisan 2011, 23:48:49 »
Türkçeye Nasýl Fransýz Kaldýk ?

Benin, Burkina Faso, Kamerun, Merkezi Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo Cumhuriyeti, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Cibuti, Gabon, Guinea, Fildiþi Sahili, Madagaskar, Mali, Moritanya, Nijerya, Ruanda, Senegal, Tago, Tunus ve Fas.

Sýraladýðýmýz ülkelerin en belirgin ortak özelliði sorulmuþ olsaydý, belki çoðumuzun aklýna gelen ilk cevap “Bu ülkeler Afrika’da yer alýyor” olurdu. Evet doðru. Ama bir ortak özellikleri daha var ki, Afrika’da yer almak kadar belirgin ve ayýrt edici: Frankofon ülkeler ailesine mensup olmalarý.


Frankofon kelimesin aslý “La Francophonie.” Anlamý kýsaca “Fransýzca konuþan” demek. Uluslararasý camiada “Frankofon Ülkeler” denilince, týpký yukarýdaki zikrettiðimiz ülkelerde olduðu gibi, 18 ülkede Fransýzca resmî dil olarak kullanýlýyor. Ayrýca 57 ülkede Fransýzca ya ikinci dil, ya da yaygýn olarak kullanýlmakta.


Afrika’daki Fransýzca konuþulan toplam yerleþim alaný ABD’den daha büyük. Bu ülkelerdeki toplam nüfus ise 254 milyon. Bu rakam ise çeyrek milyar insanýn doðrudan veya dolaylý olarak Fransýzcayý ortak iletiþim aracý olarak kullandýklarý anlamýna geliyor. Kýsaca bu kadar geniþ bir alanýn ve sayýlmayacak kadar çok farklýlýklarýn bulunduðu bir bölgenin ortak paydasýný oluþturuyor Fransýzca.

Kýsaca “Frankofon” olma özelliði saydýðýmýz bu ülkelerde yaþayan insanlar kendi öz dillerine “Fransýz” kalmýþ durumdalar.


Peki ya biz?

Little Big, Big Star, Marko Delli, Conan Jeans, Lee, Weber Jeans ve Galila Restaurant, LC Waikiki, Rodi, Big Free, Tifanny, Cotton Shop, Benson Jeans, McDonald’s, Burger King, Pizza Hut, Domino’s Pizza, Carousel, Galleria, Capitol, Atrium, Carrefour, Groseri Market, Coiffeur Angle gibi telaffuzda bile zorlandýðýmýz belki binlerce isim…


Rainbow Kasabý, Kadir Has Center, Dürüm Land, Cafe Beyzade, Galaxy Alýþveriþ Merkezi, Ev Shop, Yeþil Plaza, Vatan Computer gibi yarý Türkçe isimler…


CoonDra (Kundura), Mardini (Mardin), Velini (Veli), Efendy (Efendi), Eskidji (Eskici), Laila (Leyla), Kiosk (Köþk), Zift (Zift), Ramsey (Remzi) gibi Türkçeden bozma yabancý isimler…

Sakashi (Salih Kaya isminin ilk heceleri ile Japon malý havasýný veren ‘shi’ eki), Yu-Ma-Tu (Yunus, Mahmut ve Tuncer isimli üç kardeþin isimlerinin ilk heceleri), BEMS (Baba, Emine, Mustafa ve Sabri isimlerinin ilk harfleri) gibi yabancý havasý verilen isimler…


Sokaklarda, caddelerde gördüklerimiz, günlük konuþmalarýmýz, gazetemiz, dergimiz, yiyip–içtiðimiz pek çok þey yabancý. Ama bir gerçek var ki, biz artýk o yabancý þeylere artýk hiç de yabancý deðiliz.

Yabancýlaþma, artýk hiç yadýrganmaz durumda. Belki de kaçýnýlmaz veya sýradan görülüyor.


Yabancýlaþmanýn veya gönüllü iþgal altýna girmenin temelinde yatan gerekçe veya gerekçeler hakkýnda epey madde sýralayabiliriz. Bizdeki yabancý hayranlýðýndan, hayatýn hemen her aþamasýnda yaðmur misali karþýmýza çýkmasýna kadar yüzlerce sebep bulabiliriz.


Bu sebeplerin en önde gelenlerinden birisi, toplum olarak, bir þekildeki kullanýmlarda çok istekli oluþumuz olsa gerek. Duyduðumuz yabancý bir kelimeyi kullanýrken ilk birkaç denemede hafiften bir yabancýlýk çeksek de, çok geçmeden o kelimelerin Türkçe karþýlýklarýný unutuyoruz. Derken dildeki bu dönüþüm tabelalara da yansýyor. Tabelalar yabancýlaþtýkça, insanlarda daha fazla yabancý hayranlýðý oluþuyor. Yabancý hayranlýðý daha fazla yabancý kelime kullanmayý doðuruyor. Ve bir kýsýr döngü devam edip gidiyor. Þimdi bu kýsýr döngünün baþladýðý tarihlere doðru kýsa bir seyahat yapalým.



Ýlânât

1838 yýlýnda Ýngilizlerle yapýlan Ticaret Sözleþmesi gereði, Osmanlý pazarlarýna Ýngiliz mallarý hýzla girmeye baþladý. Kýsa zamanda diðer Avrupa ülkeleriyle yapýlan ticaret sözleþmeleri ile kumaþýndan iþlenmiþ derisine, mobilyasýndan züccaciyesine, hatta askerler ve devlet memurlarý için özel olarak üretilen kýyafetlere varýncaya kadar ürünler Osmanlý insanýnýn önüne sunuldu. Adý geçen sözleþmeyle, Osmanlý toplumunu büyük bir pazar olarak gören Avrupalý tüccarlar, týpký Avrupa’da olduðu gibi Anadolu’da da bir tüketim toplumu oluþturmak için harekete geçmiþlerdi. Bunun için Avrupa patentli ne varsa, gerekli-gereksiz demeden Osmanlý pazarlarýna bu ürünleri taþýmaya baþladýlar.


Avrupalý tüccarlarýn kullandýklarý en etkili yöntem o dönemlerde yayýnlanan gazetelere reklâm vermek idi. O dönemin karþýlýðýyla “ilânât,” yani reklâmlar yoluyla kendi ürünlerini, üstelik kendi verdikleri isimlerle Osmanlý insanýna çok geçmeden kabul ettirdiler. Piyano, çikolata, sigorta, mýknatýs, lokanta, vida, fanila, kablo, vapur, tiyatro, balkon gibi bize artýk hiç yabancý gelmeyen kelimeler günlük hayatta sýk sýk kullanýlmaya baþladý. Hatta o günün insanlarýnca bilinen “Medicamants Nouveoux” (Yeni Ýlâçlar) gibi ifadeler hiç çekinilmeden reklâmlarda kullanýlýyordu.


Batýlý tüccarlarýn kendi ürünlerini tanýtmak ve markalarýný zihinlerde yerleþtirmek için o dönemde kullandýklarý bir baþka ilginç yöntem de mektuplarýn kullanýlmasýydý. Osmanlý topraklarýndaki ticaretle uðraþan meslektaþlarýna veya yakýn dostlarýna gönderdikleri mektuplarýn üst kýsýmlarýna, sattýklarý ürünün ismi veya markasýný da yapýþtýrýyorlardý.


Gazetelerden mektuplara kadar hemen her alanda Osmanlý sýnýrlarý içinde hýzla yayýlan yabancý ürünler ve markalar, yeni bir tabela kültürünü de ortaya çýkarmýþtý. Vitrin camlarýnda, dükkânlarýn tabelalarýnda gerek Arap harfleriyle, gerekse Latin harfleriyle yazýlan isimler bambaþka bir dili günlük hayata yerleþtirmeye baþlamýþtý. 19 Temmuz 1918 tarihini taþýyan ve Ýstanbul’da yayýnlanan Yeni Mecmua isimli derginin, “Zavallý Türkçe” baþlýklý baþyazýsýnda bu yeni dil þiddetle eleþtiriliyordu. Yazý, belki o dönemin sadece Beyoðlu semtinde yaþananlarý aktarýyordu. Ama bugün ülkemizin kasabalarýna, hatta köylerine varýncaya kadar gözlemlenen tabloyu aynen aktarýyor gibi. Bazý ifadeleri aktaralým:


“Bizim memlekette en az bilinen, sarfu nahvi her gün hýrpalanan bir lisan varsa Türkçe’dir. Bunu mübalâða mý zannediyorsunuz? O halde biraz etrafýnýza göz gezdiriniz. Maðazalarýn yekpare iri camlarý üstündeki yazýlý satýrlara, duvarlara yapýþtýrýlmýþ sarý, mor, pembe kâðýtlý ilânlarýn kocaman harflerine… Beyoðlu’ndaki kibar moda maðazalarýnýn ucuzluk ilânlarýna bakýnýz.”


Reklâmlar yoluyla yeni teknolojiler ve yeni ürünlerle birlikte, Osmanlý toplumuna yeni anlayýþlar, yeni alýþkanlýklar, kýsacasý yeni yaþama biçimleri de gelmiþti. Gelen bir þey daha vardý: Yeni bir dil.

Batýlý tüccarlar ürünlerine olan güveni saðlayabilmek için, insanýmýzda o dönemlerde filizlenmeye baþlayan Batý hayranlýðýný çok iyi kullandýlar. Duvar kâðýtlarý, çatal-kaþýk, dikiþ makinesi, züccaciye, giyim-kuþam, yeni teknolojik ürünler reklâmlar aracýlýðýyla ballandýra ballandýra anlatýlýrken, bu ürünleri kullanmanýn çok önemli bir saygýnlýk kaynaðý olduðu vurgulanýyordu. Bir ürün tanýtýlýrken hangi ülkede üretildiði de mutlaka söylenenler arasýndaydý. Ýngiliz veya Alman malý olduðu, Fransa’dan veya Amerika’dan getirildiði belirtilmeden geçilmiyordu. Artýk insanlar aldýklarý bir ürünü yakýnlarýna büyük bir gurur içinde, “Frengistan malý,” “nev icad,” “yeni icad,” “Avrupa iþi” ve “dünyaca ünlü” gibi ifadelerle anlatmaya baþlamýþlardý. Ve artýk görülen her bir yeni ürün “Vay be, adamlar ne güzel yapmýþlar!” sözleriyle yâdedilir oldu.


Neler deðiþti?

Bir zamanlar yabancý isim ve markalarý gazetelerde, duvar afiþlerinde, dükkânlarýn tabela ve vitrinlerinde gören insanýmýz, 1950 yýlýndan itibaren radyonun yaygýnlaþmasýyla daha fazla markayla tanýþma fýrsatý buldu. Tanýþtýðý her yabancý marka insanýmýzýn Batý hayranlýðýný daha da arttýrdý. Bu hayranlýða paralel olarak, lüzumlu–lüzumsuz ayýrdetmeksizin daha fazla Batýlý ürün piyasalara sürüldü. 1970’li yýllarda yavaþ yavaþ yaygýnlaþan televizyon yayýný yine ayný yönde hizmet etti. 24 Ocak 1980 tarihi, hem reklâmcýlýk açýsýndan, hem de yabancý markalarýn daha da yaygýnlaþmasý açýsýndan çok önemli dönüm noktalarýndan birisi oldu.


Bu tarihte alýnan ekonomik kararlar çerçevesinde, ülke içinde yabancý yatýrýmlarýn gerçekleþmesine yönelik önemli imkânlar sunuluyordu. Kýsa zamanda pek çok yabancý firma Türkiye’de yatýrým yaptý. Ýç piyasada daha fazla yer etmek isteyen bu firmalar basýn yoluyla yoðun bir reklâm faaliyetine giriþtiler. Bu yarýþ 1990’lý yýllarda hýzla çoðalan özel televizyon kanallarýyla iyice kýzýþtý. Bu reklâm yarýþýna paralel olarak insanlardaki yabancý markalara olan hayranlýðý, bu hayranlýk da cadde ve sokaklardaki yabancý isimli dükkân, maðaza, market, kasap, saatçi, kýrtasiyeci, ayakkabýcý ve daha pek çok satýþ yerini hýzla arttýrdý.


Türkçeye Fransýz kaldýk

Artýk 2000’li yýllardayýz. Yabancý marka hayranlýðýnýn ve kullanýmýnýn sonu ne zaman gelecek diye merak etme fýrsatý dahi bulamadan, bu kez devreye internet girdi. Sokaklarda, caddelerde gördüklerimiz, günlük konuþmalarýmýz, gazetemiz, dergimiz, yiyip–içtiðimiz pek çok þey yabancý. Ama bir gerçek var ki, biz artýk o yabancý þeylere hiç de yabancý deðiliz.




Alıntı
veli SIRIM
gök gürültüsü, þimþekler ve yýldýrýmlar...
kapkaranlýk bir asuman, ve...
altýnda,
yalnýz bir KýRýK KaLeM!


There are no comments for this topic. Do you want to be the first?