• 18 Eylül 2019, 20:45:39

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: GÜNDEMİMİZİ ÜÇ AYLAR BELİRLEMELİ  (Okunma sayısı 438 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı insan

  • UzMaN ÜYE
  • ***
  • İleti: 1624
  • Teşekkür 63
GÜNDEMİMİZİ ÜÇ AYLAR BELİRLEMELİ
« : 04 Haziran 2011, 12:12:47 »

“GÜNDEMİMİZİ ÜÇ AYLAR BELİRLEMELİ”



 -Hocam, insanımızın gündemini öncelikle siyasetin/seçimlerin işgal ettiği bir süreçte “Üç Aylar”ı gündeme getirmenizin özel bir anlamı var mı?

 -Elbette var.
Bakınız; Müslümanların değişmeyen gündemleri vardır.
Savaşta ve barışta, hastalıkta ve sağlıkta, sıkıntıda ve bollukta değişmeyen gündemimiz, Rabbimizin biz müminler için belirlediği “vakitli” ibadetlerdir.
İslâm Dini, başta namaz olmak üzere “vakitli” ibadetler nizamı ile insan hayatının her ânını kuşatır ve anlamlı kılar. Namaz beş vakit kılınır, oruç Ramazan ayında tutulur, hacc belli mevsimde yapılır, kurban belli günlerde kesilir...
Hâsılı, Müslüman’ın her vakti programlanmıştır.

İbn Atâullah el-İskenderi’nin dediği gibi:
“ALLAH ibadetleri belli vakitlerle sınırladı ki, ‘sonra yaparım’ düşüncesi seni onları yerine getirmekten alıkoymasın.”

Doğrusu, ihmâl yani savsaklama ve imhâl yani erteleme, insanî zaafların en yamanıdır!

Bakınız; vakit su gibi akıp gidiyor.
ALLAH’ın her birimiz için takdir buyurduğu ömür hazinesi her gün bir bir azalıyor.
Yolun sonuna ne kadar yakın olduğumuz belli değil; kaç yıl, kaç ay, kaç hafta, kaç gün, saat, dakika, saniye...
Hesap Günü için azık hazırlama fırsatı, her geçen gün elimizden kaçıp gidiyor…

Her gün kırk kez okuduğumuz Fatiha’da geçen Din/Hesap Günü’nde;
“Keşke şu hayatım için önceden bir şeyler yapıp göndermiş olsaydım.”
(Fecr 89/24) dememek için şimdi azık hazırlama zamanı.

O Din/Hesap Günü’nde; şu kısacık ömrü neler uğruna tükettiğimizin, zamanımızı nasıl hoyratça harcadığımızın, imkân ve enerjimizi neler için seferber ettiğimizin, gündemimizi kimlerin ve nelerin işgal etmesine izin verdiğimizin hesabını tek tek vereceğimizi unutmamalıyız. Kur’ân şöyle buyurur:

“Sonra o gün (dünyada size verilmiş olan) her nimetten sorguya çekileceksiniz!”

(Tekâsür 102/8)

İşte “Üç aylar”, vaktin değerini en iyi şekilde idrak edeceğimiz bir zaman dilimi:
Yoğunlaşmış ibadet mevsimi!
Recep, Şaban ve içinde ‘bin aydan daha hayırlı’ Kadir Gecesinin bulunduğu Ramazan ayı!

Biliyoruz ki, Peygamberimiz (s.), diğer aylardan daha çok Recep ayına, Recep’ten daha çok Şaban ayına, ondan daha çok da Ramazan ayına önem verir, yoğun bir ibadet ve âhiret havasına girerdi.

 
-Hocam, Üç Aylar’ın ilki olan Recep ayı 3 Haziran Cuma günü başlıyor. 2 Haziran Perşembe’yi 3 Haziran Cuma’ya bağlayan gece de Reğaib Kandili. Recep ayı ve Reğaib’in önemi nereden geliyor?

-Receb ayı, hürmet edilmesi gereken dört kıymetli aydan biridir. Tevbe sûresinin 36. âyetinde ;
“ALLAH’ın, gökleri ve yeri yarattığı günden beri, ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü, haram (hürmetli) olan aylardır.” buyrulur.
“Haram aylar” ise; Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb’dir. Bu ayda ibadeti çoğaltmanın, hayır işlemenin ve oruç tutmanın faziletine dair çeşitli rivayetler vardır.

Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde rivayet ettiği üzere, Peygamberimiz (s.); "ALLAH’ım, Recep ve Şaban ayını bize mübarek kıl ve bizi Ramazan ayına eriştir"
 diye dua ederdi.

Yine Peygamberimizin;
"Recep ayı ALLAH'ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır." buyurduğu rivayet edilir. Bu hadis hakkında yapılan bir yoruma göre;
Receb ayında yüce Rabbimizin güzel isim ve sıfatlarını öğrenip düşünerek Tevhid’in hakikatini kavramak, Şaban ayında ALLAH Rasûlü’nü (s.) sîreti ve sünneti ile birlikte tanıyarak ona salât u selamı çoğaltmak, Ramazan ayında ise Kur'ân-ı Kerim’i daha çok okuyup anlayarak yaşamak işaret buyrulmuştur.

Receb ayının ilk cuma gecesine ise Reğaib gecesi denir. Reğâib; ihsanlar, ikramlar demektir.
ALLAHü Teâlâ bu gün ve gecelerde müminlere rağîbetler (ihsanlar, ikramlar) yapar. Bu geceye dair özel ibadet hakkında rivayetler zayıf bulunsa da, bu ayın gece ve gündüzlerinde ibadeti, dua ve niyazı, nafile namazları, Kur’ân-ı Kerim tilavetini, tefekkürü, tevbe ve istiğfarı çoğaltmak tavsiye edilmiştir.


-Miraç Gecesi de bu ayın sonuna tekabül ediyor. Mirac’ı nasıl değerlendirmeliyiz?

-Bilindiği gibi, Peygamberimizin (s.) İsrâ ve Mîrâc mûcizesi Recep ayının 27. gecesinde, Hicret’ten 17 ay önce gerçekleşmiştir. İsra suresinin 1.âyetinde;
“Kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya bir kısım ayetlerimizi gösterelim diye götüren o ALLAH'ın şanı yücedir...” buyrulur.
İsrâ, gece yolculuğu/yürüyüşü; Mîrâc ise, yükseğe çıkmak demektir. İsra mucizesi bu âyetle ve Necm/1-18. âyetlerle sâbit iken, Mirac olayı Kur'ân'da anılmaz, ama hadislerde ayrıntılı biçimde anlatılır. Rasûlüllah (s.) bir gece Kâbe'nin ‘Hatîm’ denilen kısmında iken Kudüs’teki Mescid-i Aksâ'ya Burak üzerinde getirilmiş, oradan semâya yükseltilip Sidretü'l-Müntehâ’ya ulaşmıştır. Cenab-ı Hakk, kulu ve rasûlü Muhammed’e (s.a.v) nice âlemler göstermiş; vahyedeceğini vâsıtasız vahyetmiştir.
Beş vakit namaz da işte burada emredilmiştir.
Rivayetlere göre, cennet ve cehennem de O’na (s.) gösterilenler arasındadır. Kısaca; beş vakit namazla özdeşleşen bu geceyi, huşû dolu namazlarla geçirmek ve namazı bir ömür boyu dosdoğru kılmak için bir vesile olarak değerlendirmek ve “Namaz müminin mîracıdır” hadisi uyarınca her namazı bir “mîrac” yani Rab Teâlâ ile sohbet kılmak gerekir.

-Hocam, “Üç Aylar”ın ikincisi olan Şaban ayı ve Berat Gecesi hakkında da bilgi verir misiniz?

-Şaban ayının ‘kendisine ait’ olduğunu belirten Hz. Peygamber (s.), bu ayda ibadete özel bir önem vermiş, Recep ayından daha fazla oruç tutmaya, sadaka vermeye gayret etmiştir. Hz. Aişe annemiz, Rasûlüllah (s.) hakkında, "Şaban ayındaki kadar çok oruçlu olduğu bir ay görmedim." der.

Şaban’ın 15. Gecesi ise Berât Gecesi’dir.
“Berât” kelimesinin aslı Arapça "berâet" olup, günah ve kötülüklerden arınmak, temize çıkmak, ilâhî af ve rahmete nail olmak, erişmek demektir. Tevbe (Berâe)/1.ayette geçtiği üzere ‘Şirke/müşriklere ültimatom, son ihtar, kesin uyarı’ anlamına da gelir.

Bazı müfessirler;
"Apaçık kitaba yemin olsun ki, biz Kur'ân'ı mübarek bir gecede indirdik." (Duhân 44/2-5) âyetindeki "mübarek gece"nin Berat, çoğu müfessir ise Kadir Gecesi olduğu görüşündedir.
İlk müfessirlerden İkrime ve bir grup alim, Kur'ân Levh-i Mahfuz'dan topluca dünya semasına bu gece indirildi; Kadir Gecesi de Cebrail vasıtasıyla Peygamberimize parça parça indirilmeye başladı, der.

Peygamberimiz; “Şaban ayının yarısı gelince; gecesini namazla, gündüzünü oruçla geçirin.” der.

Ayrıca; ‘ALLAH’a şirk koşanlar, Müslümanlara karşı kin ve düşmanlık besleyenler, akrabalarıyla bağını koparanlar, kibirliler, ana-babasına isyankâr olanlar ve içki içmeye devam edenler’ hariç olmak üzere çok sayıda insanın günahını affeder. (Bu hadisler, İbn Mace ve Tirmizi’de yer alır.)


-Peki hocam, bir gecede günahlardan kurtulup, ertesi gün aynı kirli hayata devam edilirse…

-Elbette, bir geceyi ibadetle geçirip sonra eski hayata geri dönmenin hiçbir anlamı yoktur.
Ancak bu geceler tevbe, istiğfar ve af dilemek için bulunmaz fırsatlardır: Bu geceler ve günler her türlü günah, hata ve isyandan vazgeçip yepyeni bir başlangıç yapmak isteyenler için bir dönüm noktasıdır.

Bu yüzden Rasûlüllah (s.) bu kutlu zamanlarda şu duaları yapmayı tavsiye buyurur:

"ALLAHım, sen çok affedicisin, affetmeyi seversin; beni de affet."
(Hadisi Tirmizi aktarır.)

Ve yine Peygamberimiz (s.) bu bereketli zamanları adeta dakika dakika değerlendirmeyi özendirir. Bir Şaban ayının son gününde ashabına şöyle hitap eder:

“Ey insanlar! Yüce ve mübarek bir ayın gölgesi üzerinize bastı. Onda bir gece vardır ki bin aydan daha hayırlıdır. O ayda bir hayır işleyen kimse diğer aylarda bir farz işlemiş gibi olur. O ayda bir farz işleyen ise diğer aylarda yetmiş farz işleyen gibidir.”

Ramazan’a saatler kala, o mübarek ay’ı müjdeleyen Peygamberimiz (s.), bin aydan yani uzunca bir insan ömründen hayırlı Kadir gecesine dikkat çeker; hangi gecesi olduğu kesin belirtilmeyip her gecesi Kadir olması muhtemel bu ay’ın her gün ve gecesini ALLAH’ın razı olacağı amellerle geçirmeyi, hiç bir ânını gafletle geçirmemeyi hatırlatır. Ve bir farza yetmiş farz; “bir gece”ye “bin ay”dan daha hayırlısı!


-Hocam, üçüncü ay olan Ramazan Ay’ı ve Kadir Gecesi’nden de kısaca söz eder misiniz?

-Ramazan ayının fazileti elbette ALLAH için tutulan oruçtan gelir. Peygamberimiz (s.) şöyle buyurur:

"Ramazan geldiğinde Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar da bağlanır."

Ancak bu ayı asıl mübarek kılan ise, onda (Kadir Gecesinde) Kur’ân’ın nazil olmaya başlamasıdır.

"Ramazan ayı ki o ayda Kur'ân indirildi." (Bakara 2/185)
 Bu ay’a bu sebeple “Kur’ân Ay’ı” denir.

İndiğe gece ise Kadir Gecesi’dir:
“Biz onu Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için iner. O gece, tanyerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.”
(Kadir suresi)

Şehid Seyyid Kutub’un ifadesi ile:
“Şu varlık âleminde olan olaylar arasında bundan daha büyüğü ve daha önemlisi yoktur. Keza kulların hayatlarında yüce ALLAH'ın plânlamasını ve iradesini bundan daha iyi gösteren bir başka olay daha yoktur. Bu gece bin aydan daha hayırlıdır. Kur'ân'da bu gibi yerlerde geçen sayı, olayın değerini sayılarla sınırlama amacı taşımaz. Bu sadece çokluğu ifade etmek içindir. Bu gece insanların hayatında binlerce aydan daha hayırlıdır. Nice binlerce ay ve sene geçip gitmiştir de, insanların hayatlarında bu mübarek ve mutlu gecenin yaptığı etkinin ve sağladığı değişimlerin bir nebzesini bile bırakamamıştır.”

-Yani kısaca ‘şimdi değişim zamanı’ diyebilir miyiz?

-Evet! Aynen öyle!
Değişim için bu aylardan, bu gün ve gecelerden daha iyi bir zaman bulunamaz!
ALLAH’ın lûtf u keremi ile “bir”in “bin”lere, “milyon”lara katlandığı bir zaman dilimi ile karşı karşıyayız.

Rasûlüllah’ın (s.) uygulamasına bakarak, Üç Aylar’ı şöyle özetleyebiliriz:
Recep ve Şaban ayları Ramazan ayına, Ramazan ayı Kadir Gecesi’ne, Kadir Gecesi de Kur’ân’a erişmeye, yani ömrümüze anlam katan hayat kitabımızla buluşmaya bir vesiledir, bir hazırlıktır.

İbnu’l-Kayyım der ki: “Kimin vakti ALLAH için ve ALLAH ile ise, o bu vaktini ömür olarak kabul edebilir. Böyle olmayan ise gerçekte o vakti yaşamış sayılmaz.”

Hasan Basri de;
“Dünya hayatı üç gündür. Dün, yarın ve bugün. Dünkü gün elinden içindekilerle birlikte geçmiştir. Yarın ise, belki de erişemezsin. Sen, elindeki sermayen olan bugünü iyi değerlendirmeye bak.” der.

Kısaca; bugün önümüzde muhteşem bir sermaye var: “Üç Aylar”!..


Namaz Gönüllüleri Platformu Sözcüsü Abdullah Yıldız:


There are no comments for this topic. Do you want to be the first?
 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40