• 28 Şubat 2020, 12:07:09

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: Hattat Hamid AYTAÇ/kendi anlatýmýyla....  (Okunma sayısı 827 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teþekkür 51
Hattat Hamid AYTAÇ/kendi anlatýmýyla....
« : 05 Temmuz 2011, 19:17:56 »
Hat sanatýnýn son temsilcisi rahmetli Hamid Aytaç'ýn ölümünden önce anlattýðý hayat hikayesini aynen yayýnlýyoruz.

"Diyebilirim ki, ilk tedris devrimde bu zat bana beþ defa Kuran-ý Kerim-i yazdýrmýþtýr."

1309 (1897) yýlýnda Diyarbakýr'da doðdum. 1324 (1908) tarihinde Ýstanbul'a geldim. Diyarbakýr'da bulunduðum zaman ilk tahsilimi Ulu Cami Hazîresi'nde "Sibyan Mektebi" denilen yerde yaptým. Millî Mücadeleden sonra 2. intihabde (seçimde) Diyarbekir Meb'usu Mustafa Akif Tüten o zaman ilk mektebin hocasýydý, diyebilirim ki; ilk tahsilimde en büyük feyzi ondan aldým. Hala onun tesiri altýndan kurtulamamýþýmdýr. Ýçime öyle bir tedris usulüyle yer etmiþ ki o þahsiyyet. ilk mektep sýralarýnda ondan yazý dersi alýrdým. Gayet güzel Ýstanbul usulüyle rika'sý vardý. Yani yazý aþkýmýn en birinci misalini teþkil eder. Hiç unutmam Kur'an-ý Kerim'i okuduðumuz zaman ayetlerin uzunluk hýzýna göre bir taþ tahtaya yazdýrýrdý. Kaðýda yazarsak, yere atmýþ olmak korkusu vardý. Bu taþ üzerine ilk sahifesi ne kadar sýðarsa, taþ kalemle (tebeþirle) yazardýk. Biz öðrenmiþ miyiz diye bizi kaldýrtýr tahtaya, ezberden söylerdi. Kur'an-ý Kerim yazardýk tahtaya...

Tebeþirle yazardýk tahtaya. Diyebilirim ki, ilk tedris devrimde bu zat bana beþ defa Kur'an-ý Kerim'i yazdýrmýþtýr. Malüm-u aliniz bir þeyi insan okurken baþka yazarken baþka, yazdýðý zaman onu on defa okumuþ gibi olur, deðil mi? Hatta hiç unutmam, Þekercizade'nin Kur'an-ý Kerim'i elinde numune olarak dururdu. Bunun güzel bir yazýsý vardýr. Ben yazýya merakýmdan iki sahifesinin kenarýnda ona benzetmeye çalýþmýþýmdýr. Ondan sonra Askeri Rüþdiyeye geçtim. Diyarbakýr'ýn Mardin Kapýsýnda Askerî Rüþdiye mektebi vardýr. Oraya geçtik. Burada bize yazý dersi veren Vahid Efendi namýnda bir zat, hattattý ayný zamanda. Gayet güzel rikasý vardý, Ondan meþkettim.

Derken, bize Fransýzca ve resim dersine gelen Yüzbaþý Hilmi Efendi namýnda bir zat geldi. Ressam Ali Rýza Bey ekolünden gelme. Ondan resim dersi ve Fransýz usulü yazý dersini öðrendim. Mektebi bitirdikten sonra idadiye geçtim. Benim arkadaþlarým Harbiyeye girdiler .Onlarýn herbiri paþa oldular, idadî mektebinde yazý hocam Abdüsselam Efendi ki, meþhur þair Süleyman Nazif Efendi'nin sýnýf arkadaþýdýr. Akrabamdan bir zattý. Ondan meþkettim Sülüs yazýsýný ve ayný zamanda mektebi bitirdikten sonra mekteb idaresi bana yazý hocalýðý vermek istedi, ben kabul etmedim. Ýstanbul'a gideceðim, ihtarý üzerine. O da ayrý bir keyfiyet.

Babam beni Ýstanbul'a göndermek istemiyordu. Göndermezseniz kaçarým demiþtim ve beni burada kader bekliyormuþ. Buraya geldim, Ýstanbul'a. Þimdi o esnada Kavas zade Ýmam-ý Hoca Said Efendi'den meþkettim. Sonra, D.Bekir'li Yüzbaþý Yazýcazade Hilmi Bey'den sülüs meþkettim.

Birgün:

Ben yazý ile meþgulken, peder bana:

-Oðlum al þu parayý git karpuz al" dedi. Ben de içimden:

"-Babam da tam zamanýný buldu" dedim. Çünkü aklým yazmakta olduðum yazýda kaldý. Parayý aldým yolun yansýnda, para elimde olduðu halde, zihnim yazýyla meþgul olduðundan parayý kaybettim zannýyla geri döndüm. Tam evin kapýsý önünde paranýn avucumda olduðunu hatýrladým. Tekrar dönüp, karpuzu alýp eve geldiðimde, peder bana çýkýþarak.

"-Niçin bu kadar geç kaldýn" dedi. Ben de:

"-Efendim, parayý düþürdüm de, aramak için geri döndüm ve yarý yolda parayý buldum, bunun için geç kaldým" dedim.

Yazýya olan aþkýmdan derslerimi ihmale baþladým ve o sene sýnýfta kaldým. Peder beni yeminle men etti.

Nihayet bir gün, cennetmekan Sultan II. Abdülhamid Han zamaný idi, belediyede padiþah cülusu için bez üzerine yazý yazýlýyordu. Ben de o zaman 13-14 yaþlarýnda idim;

Bir tatil zamaný idi. Amucazadem de orada belediye memuru Ýdi. Ben de kolalý büyük tahta çerçeveli bir bez üzerine II. Abdülhamid Han'ýn tuðrasýný yazdým. Buna mukabil bana bir altun lira hediye ettiler. Ben sevinçle eve geldim, pedere gösterdim, "Baba, ben yazý yazdým ve bunu bana verdiler." dedim, "Ýnanmam" dedi. "Nerde buldun bu parayý", "bulmadým" dedim. Akþam amucazademe sorarsýnýz. Amucazadem geldi, ondan sordu peder, "Bizim çocuk yazý yazmýþ ve bir altun lira vermiþler doðru mu?" o da "evet doðrudur" dedi. Bunu gören peder, sakallarýný sývazlayarak "Ben yeminimin kefaretini veririm,sen yazýya devam et" dedi. Beni yazýdan men eden peder bir altun lirayý alýnca bu iþi hallettik.

Artýk yazýya baþladým, nihayet Ýstanbula geldim 1324 tarihinde. Tabii o zaman 17 yaþýndaydým. Çemberlitaþ'ýn arkasýnda Mahmud Bey namýnda bir handa oda tuttum. Talebe Yurdu olarak kullanýlýyordu orasý. Orada mektebe, devam ediyordum. Mektep bittikten sonra Darülfunun'da Hukuk'a devam etmeye baþladým. Birgün Maarif Nezareti tarafýndan Ýlk mektep yazý hocalýðý munhaldir ilaný üzerine imtihana iþtirak ettim. Kazanmýþým. Evrak-ý lazýmeyi götürdüm Bana bakan heyet reisi, "Oðlum mevzuat icabý 20 yaþýný bitirmiþ olanlar muallim olabilirler, yaþýn küçük, büyütürseniz hocalýða alýrýz" dediler. Ben de dedim ki:

"Beyefendi yaþýmý büyültsem bile yine onyedi yaþýndayým ki, sizi resmen aldatýyorum demektir. Benden yaþlý olanlar kazanamadýklarý halde ben kazanmýþým, demek ki, akýl yaþta deðil baþtadýr." Bu zat da, Samipaþazade Süreyya Bey, Abdulhamid'in hocasý Süreyya Bey idi.

Bizim bu halimizi gören zat, oradaki bir memur ''Þu kaðýdý al, yarýn Haseki'deki Gülþen-i Maarif mektebine gel"dedi. Gittim, hususi mekteb için yazma zorluðundan dolayý elverirki insanlara yazý dersi verebilmek hakkýna haiz olsun.

Askerî Rüþdiyede görmüþ olduðum usul-u tedris'i aynen tatbik ettim. Talebeler arasýnda bir geliþme oldu. Benden evvel gelen yazý hocalarý benim kadar müessir olamamýþtý. Bunu gören mektebin müdürü "Hamid Bey, erkan-ý harbiye harita dairesinde Hattat Hacý Mehmed Nazif efendi vardýr. O benim dostumdur. Git ondan yazý dersi al" dedi. Hacý Nazif Bey'e gittim, yazý dersi almaða baþladým. Bu devre esnasýnda Mektebi Harbiye matbaasý hattatlýðý münhaldir, dediler. Ben de imtihanýna iþtirak ettim. Oraya hattat oldum. O zamanda orada ressam Ziya Bey müdür imiþ. Nihayet bir zaman oldu ki, Erkan-ý Harbiye Harita dairesinden bir mektup geldi. Mektupta Hacý Mehmed Nazif Efendi'nin vefatý üzerine boþalan yerine hattat alýnacaktýr, siz de imtihana iþtirak ediniz" deniyordu. Ýmtihana iþtirak ettim, kazanmýþým. Benden daha evvel daha kýymetli hattatlar da varmýþ. Nihayet bu esnada bana bir tezkere geldi... "Becayiþiniz için Erkan-ý Harbiye matbaasýna tezkire yazýlmýþtýr." 1329 tarihinde Erkan-ý Harbiye Matbaasý hattatlýðýna tain oldum. Bu sekiz senelik hizmetim esnasýnda I. Cihan Harbi sýralarýnda Almanya'ya Erkaný Harbiye Harita Dairesinde hattatlýk yaptým. Sonra Ýstanbul'a döndüm. Bilahere, askeri hizmet esnasýnda Kütahya'ya gittim. Kütahya'da kaldým. Erkan-ý Harbiye hattatlýðýný idre etmek için I.Cihan Harbi sýralarýndaydý bu. Bundan sonra Ýstanbul'a döndüm. Harb bitmiþti. Harbin sonlarýnda baktým maaþýmda bir terakki yok, nihayet Ýstifaya karar verdim. Ýstifa edip çekildim ve serbest mesleðe atýldým.

O devrede meslekdaþlarýmdan Hattat Halim, Hasan Rýza Efendinin oðlu Süreyya, Elmalýlý Müfessir Hamdi Yazýr'ýn kardeþi Mahmud Bedreddin Yazýr, Hattat Macid hepsi mesleði terkettiler ben terk etmedim ve burada sebat ettim. Bu devre intibak etmek için Avrupa'dan etiket makinesi getirdim, etiket bastým. Müþterilerim olan Irak'dan, Þam'dan gelenlere yazýlar yazdým. Bana hiç kimse niye yazý yazýyorsun diye dokunmadý. Mesleðime devam ettim.

Bir gün dostlarýmdan birisine (Necmeddin Okyay Hoca'ya):

"Hocam mürekkebi nasýl yapýyorsunuz?" diye sordum. Bana söylemedi. Yeni harfler çýktýðýnda, ben o zaman Akademi'de (güzel sanatlar) bulunuyordum. Ýki sene de orada hizmetim vardýr. Þiþli Camii mimarý Vasfi Egeli benim mektep arkadaþýmdýr, mimar Çetintaþ mekteb arkadaþýmdýr. Yeni Postahanenin mimarý Vedat Bey benim mekleb arkadaþýmdýr. Bu Vedat Bey Sýrrý Paþa'nýn oðludur. Ben o zaman etiketçilik yapýyordum, gravürcülük yapýyordum. Resminizi bana verseniz, çelik üzerîne aynen hakkederim. Hakkak'ým ayný zamanda. Mýsýr'da bir þirketin etiketlerini basýyordum o sýrada. Etiket için, mürekkep sipariþ ettiðim Almanya'daki fabrikadan yalnýz silah mürekkep tozu (isini) istedim. Bunu zamk-ý arabi ile ezdim, fevkalade bir mürekkep oldu. O zaman. Tuðrakeþ Ýsmail Hakký Altunbezer ölüm yataðýnda bulunuyordu. Buna, bir ümit ve teselli için yapmýþ olduðum mürekkepten bir miktar hediye olarak götürdüm. ALLAH rahmet etsin, ömrü vefa etmedi, mükerrebi Necmeddin Okyay Hoca merak etmiþ, bakmýþ ki, benim yapmýþ olduðum mürekkep onunkinden daha iyi, ilk karþýlaþtýðýmýzda:

"Hamidciðim mürekkebi nasýl yaptýn" diye sordu.

Ben de "zekamla yaptým" dedim. Mensebete nebete (sebat) eden münafýkýný görür.) Þeref'ül mekani bil mekin.

Þiþli Camii'nin yazýlarýný ben yazdým. Ankara Kocatepe Camii'nin yazýlarýný yazdým. Sonra, Kastamonu'da ismini hatýrlayamadýðým bir camii'nin yazýlarýný yazdým. Ýstanbul'da Kadýköy'ünde Sögütlüçeþme Camii'nin yazýlarýný yazdým. Bahariye'de bir camiin yazýlarýný yazdým.

Paþabahçe Cam Fabrikasi'nda tabaklarýn üzerine yazý yazmak için vazifelendirilmiþtim. Bir askerî heyet geldi, içlerinden bir Albay bana yaklaþtý ve dedi ki:

"Hocam, bu yeni harfleri eski harflerin uslubuna sokamaz mýyýz? dedim ki:

"Benim ömrüm kafi gelmez, þu gördüðünüz yazýlar benim yazým deðildir. Bunun koca bir tarihi var, taa devr-i saadet'den bugüne kadar binlerce zeka bunun üzerine emek vermiþtir, tekemmül ede ede bugüne gelmiþtir. Bunun üzerinden bu þekil bir tarih geçerse o zaman olabilir." Cevap vermeyip gitti. Öyle deðil mi, hakikat bu. Buna bir ömür kafi gelmez.

En çok beðendiðim, takdir ettiðim eserim de, Mucizeli Kur'an-ý Kerim'dir.

Bu yazýyý Araplar'dan aldýðýmýz halde, onlara takaddüm etmiþlerdir. Bugün Arap Dünyasý ve bilhassa Irak benden yazý talep ediyor. Men olunan yerden, men olmayan yere icazet veriyorum.

Adana'da, Kerkük'te, Irak'ta, Baðdad'ta, Þam'da, Mekke'de, Medine'de, Fas, Tunus, Cezayir'de, Konya'da, Erzincan'da, Japonya'da, Fransa'da, Almanya, Amerika ve Ýngiltere'de, Ýstanbul'da velhasýl dünyanýn her yerinde talebelerim vardýr.

Hatýrlayabildiðim ve en çok beðenip takdir ettiðim, Mustafa Halim, Hasan Çelebi, Baðdatlý Haþim, Hekimoðlu Ali Paþa Camii imamý Hüseyin Kutlu, Adana'dan Ahmed Fatih, Konya'dan Hüseyin Öksüz, Erzincan'dan Rafet Kavukçu ve Japonya'dan Maçiko Nagata adýnda bir haným. Ýstanbul'dan da, halen talebem olan Yusuf Ergün takdir ettiðim talebelerimdendir.

Yazýya yeni baþlayan hattatlarýmýza sülüsü tavsiye ederim, çünkü sülüs yazýlarýn babasýdýr. Sülüsü yazan diðer bütün yazýlarý da yazar. Çünkü onda öyle bir mana var ki. hiç bir yazýya benzemez.

Sonra Nesih, talik divanî, rýk'a, celi divanî, kufi tavsiye ederim.

Talik'de; Mehmed Esad Yesari, O'nun oðlu Yesarizade Mustafa Ýzzet Efendi, Hattat Sami Efendi, Necmeddin Okyay ve samimi arkadaþlarýmdan Kemal Batanay, Hattat Hulusi Efendi, talebem hattat Mustafa Halim Özyazýcý.

Sülüs'de; Hat dehamýz Mustafa Rakým Efendi, Sami Efendi, Bakkal Hacý Arif Bey, Mehmet Þevki Bey, Çarþambalý Arif Bey, Hacý Kamil Akdik, Tuðrakeþ Ýsmail Hakký Altunbezer, Mustafa Halim.

Nesih'de; bu yazýnýn mucidi Þeyh Hamdullah Amasi (Amasyalý), Hacý Kamil Akdik, Kayýþzade Hafýz Osman Efendi, Hasan Rýza Efendi, Yedikuleli Abdullah Efendi ve Mustafa Rakým Efendi'nin aðabeyi Ýsmail Zühdî (katib-ý saray-ý sultani). Bunlar hat sanatýnda mektep olmuþ üstadlardýr.

Ben Sülüs'ü Hacý Nazif Efendi'den, celi sülüs'ü Hacý Kamil Akdik'ten, tuðrayý Tuðrakeþ Ý.Hakký Altunbezer'den, talik'i biraz kendi gayretim ve biraz da Hattat Hulusi Efendi'den meþkettim.

Hepsi bir emek mahsulü olduðu için birini diðerine tercih edemem. Mesela Ýranlýlarýn Ýmad-ül Haseni'nin talik yazýsýný biz yazamayýz. Onlar da bizim celi talik yazýmýzý yazamazlar. Hiç unutmam, hattat mektebi açýk olduðu bir devrede idi. Oraya gittiðim bir gün Ý.Hakký Altunbezer birisine anlatýyordu: Bu, Ýran baþkonsolosu bir yazý vermiþ, verirken bir yazý hakkýnda konuþma oluyor. Ýran konsolosu þöyle diyordu:

"-Men özümü bilirem ki, Türkler bu yazýyý Ýranlýlardan öðrendiler. Fakat, Kapalýçarþýnýn sahaflara bakan kapýsý üzerinde bir yazý vardý: El kasibü Habibullah, Sami Efendi'ye aitdir. Bugün Ýranda yazamazlar."

Biz onlarýn ince taliklerini yazamayýz, onlar da bizim celi taliklerimizi yazamazlar.

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açýkken deðil, kapatýnca göreyim!


There are no comments for this topic. Do you want to be the first?