• 06 Temmuz 2020, 22:32:51

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: Ahirzaman masallarý  (Okunma sayısı 507 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

ebu musab

  • Ziyaretçi
Ahirzaman masallarý
« : 14 Ağustos 2011, 03:27:25 »
YÜCE TAHT HAZRETLERÝ


Bir varmýþ, bir yokmuþ; çok ama çok eskiden bir topluluk yaþarmýþ. Bu topluluðun hükümdarý, gençliðinde hem ALLAH’tan korkar ve adaletli davranýr, hem de halkýnýn ihtiyaçlarýný karþýlamaya çalýþýr ve zayýflarý korurmuþ. Fakat, gariptir, hükümdar yaþlandýkça ölüm korkusundan mýdýr, yoksa saltanatýný kaybetme endiþesinden midir bilinmez, deðiþmeye baþlamýþ. Kulaklarý zayýflamýþ; haklý tavsiyeleri ve tenkitleri, zayýflarýn feryatlarýný duymaz olmuþ. Gözleri zayýflamýþ; memurlarýnýn halka yaptýðý zulümleri görmemeye baþlamýþ. Gençliðindeki dindarlýðýndan da geriye pek birþey kalmamýþ.

Hükümdar böyle kocayýnca, dizginleri; hýrslý, menfaatperest, zalim vezirleri ve komutanlarý ele geçirmiþ. Tahtta hükümdar oturuyormuþ, ama fiiliyatta onlarýn sözü geçiyormuþ. Olan zavallý halka oluyormuþ elbette. Adaletsizlikler, haksýzlýklar, yüksek vergiler, adam kayýrmalar, rüþvetler, zayýflarýn ezilmesi... O ülkenin günlük hadiselerinden sayýlmaya baþlamýþ.
Gelgelelim, vezirler ve komutanlarýn hýrsý doymak bilmiyormuþ. Önlerindeki tek engel artýk hükümdarýn bizzat kendisiymiþ. Birgün, hükümdardan gizli bir toplantý düzenlemiþler. "Bu hükümdarý safdýþý edip nasýl kendi saltanatýmýzý sürebiliriz?" sorusuna cevap aramýþlar. Kimi "Yeni bir hükümdar getirelim" demiþ, kimi "içimizden birisini hükümdar yapalým." Fakat bu türlü fikirler raðbet görmemiþ. Düþünmeye devam etmiþler. Sonunda bir vezir "Buldum!" diye baðýrmýþ. Kurnazlýðýný ve hilebazlýðýný bilen herkes onu merakla dinlemeye baþlamýþ.
"Taht!" demiþ kurnaz vezir. "Ýnsanlara bundan sonra bir tahtýn idaresinin baþlayacaðýný söyleyeceðiz. Hükümdarý ya öldürür ya da kovarýz. Orasý sorun deðil. Ama bütün mesele, milleti bu tahtýn sihirli olduðuna, her derdin çaresinin onda bulunduðuna inandýrmakta. Bunu baþardýk mý, tahtý kullanarak istediðimiz gibi hareket edebiliriz."
Diðerleri baþta pek anlamamýþlar. Ama vezirin yakýn arkadaþlarý "Çok güzel bir fikir! Bu taht sayesinde sadece bizim sözümüz geçecek" diye alkýþlayýnca, diðerleri de çaresiz kabul etmiþler fikri.
Bir gece içinde marangozlara alelacele bir taht yaptýrýlmýþ. Bildiðimiz tahtadan, oymalý, iþlemeli sýradan bir tahtmýþ bu. Ertesi gün, yaþlý hükümdar tahtýyla birlikte ülkeden kovulmuþ. Ve sihiri vezirden menkul taht, törenle yaþlý hükümdarýn sarayýna, tam da onun eski tahtýnýn yerine konulmuþ. Kimileri içinden "Çok birþey deðiþmedi, sadece hükümdar eksik! Ama bizim vezir efendinin bir bildiði vardýr muhakkak" diyormuþ.
Gerçekten de vezir el çabukluðu marifet, biraz da zekâvet, bir gece içinde peydahladýðý tahtý sarayýn önünde bizzat kendisi anlatmýþ ahaliye. Memleketin uzak köþelerine de tellallar gönderilmiþ. Söylenen aþaðý-yukarý aynýymýþ: "Ey ahali! Duyduk duymadýk demeyin, itaatsizlik etmeyin! Hükümdar kovulmuþ, ve ülkemizde yeni bir taht kurulmuþtur. Sevinebilirsiniz, artýk hükümdarýn zulmünden kurtuldunuz."
Dinleyenlerin yüzünde beliren "Nasýl bir iþ bu?" gibisinden þaþkýnlýk ve afallamayý gören tellallar baðýrmaya devam etmiþ: "Sakýn ola, yeni tahtýmýz hazretlerini alelâde tahtlardan sanmayýn. Haþa! O sihirli ve pek marifetli yüce bir tahttýr. Duyabilir, görebilir ve öfkelendi mi, alimALLAH, karþýsýnda kimse duramaz! Bu tahtýn faziletleri saymakla bitmez, anlatmakla tükenmez. Sözün kýsasý, gözünüz aydýn! Bütün dertleriniz bitiyor artýk! Bundan böyle hepimiz yüce taht hazretlerine baðlýyýz. Her kim tahta hürmette kusur eder, onun aleyhinde konuþur, hele hele isyan ederse, vay haline!"
Halkýn çoðu, sultansýz taht nasýl olur anlamamýþ önce. Bazý saflar vaadlere kanýp çok sevinmiþ, bayram etmiþ. Bir kýsmý, "Biz eski sultanýmýzý isteriz! Yaþlýydý, saðýrdý, ama en azýndan bir hükümdarýmýz vardý! Hükümdarsýz taht mý olurmuþ?" deyip kýzmýþlar. Ama sonuç deðiþmemiþ. Kimi korkusundan, kimi ikiyüzlülüðünden, kimi menfaatine zarar gelmesin diye ses çýkaramamýþlar.
O memlekette o günden sonra görünürde "yüce taht hazretleri" —hakikatte ise dizginleri eline geçiren kurnaz vezir ile arkadaþlarý— hüküm sürmeye baþlamýþ.

Yeni bir idare kurulur da dalkavuðu eksik olur mu? Menfaatini saraydan bilen bir sürü dalkavuk, akýn akýn yeni tahtýn önünde eðilmeye, ona saygýlarýný sunmaya baþlamýþlar. Bir taraftan da "Þimdiye kadar gördüðümüz en azametli, en güçlü taht!" diye yalanlar uyduruyorlarmýþ. "Bu taht gibisi dünyanýn hiçbir yerinde bulunamaz." Böyle yalanlar o kadar çok söylenmeye baþlamýþ ki, tahtý korumakla görevli zavallý muhafýzlar ve saraydaki hizmetkârlar bile inanmaya baþlamýþ bu safsatalara.
Saraydan uzak yaþayan köylülerin hayatýný soracak olursanýz, onlar için fazla birþey deðiþmemiþ. "Yüce taht hazretleri"nin þanýna salýnan yeni vergileri saymazsanýz tabiî! Zaten fakirlikten beli bükülen ve sefalet içinde yüzen halkýn —"haþmetmeab taht hazretlerine sadakatlerinin bir niþanesi olarak"— biraz daha fedakârlýk etmesi istenmiþ. Karþýlarýnda silahlý askerleri ve sesini çýkarýp da zindaný boylayanlarý görünce, zavallý köylüler fedakârlýk etmesin de ne yapsýn!

Saray ve çevresinde yarýþmalar düzenlenmiþ, "Yüce tahtýmýzý en iyi kim tarif edebilir?" diye. Eh, herhalde tahmin edebilirsiniz, dalkavuk ve yalancýlarýn savurduklarý kuyruklu yalanlarý. Tahtýn güç ve kudreti önünde dünyanýn bütün hükümdarlarýnýn eðileceðini söyleyenleri mi ararsýnýz; onun en adaletli, en hayýrlý ve dahi en uzun ömürlü taht olacaðý kehanetinde bulunanlarý mý. Sonuçta, kimler daha fazla riyakârlýk ve dalkavuklukla yalan atmýþsa, yarýþmayý onlar kazanmýþ. Ahaliden toplanan paralarýn bir kýsmý bunlara daðýtýlmýþ. "Sizin, tahtýmýz için hayýrlý iþler yapacaðýnýza inanýyoruz. Görelim sizi!" denmiþ onlara. Böylece yeni "taht" zenginleri türemiþ.
Ýþin kolayýný gören tüccar ve esnaf, namusuyla ve alýn teriyle kazanç elde etmenin artýk mümkün olmadýðýna karar vermiþ. Sýraya onlar da girip, "yüce taht"a ne kadar sadýk olduklarýný, onun uðruna ölümü bile göze alabileceklerini anlatýp durmuþlar. Oysa gerçek amaçlarý, "pasta"dan birer dilim kapmaktan baþka birþey deðilmiþ.

Yýllar böyle geçmiþ...
Bu müddet boyunca, tahtadan taht orada durmuþ. Ne konuþmuþ, ne söylenenleri duymuþ, ne de görmüþ. Tahtadan taht bu, nasýl görsün! Ama gözü açýk olan ve kulaðý keskin olan, taht adýna konuþan vezir ve þürekasýymýþ. Zaten kimsenin tahtýn bulunduðu odaya girmesi mümkün deðilmiþ. Taht güya karar verdiðinde, bunu vezir ilân edermiþ. Kazara birisi gelip de "Yüce taht hazretlerine bir maruzatýmý arzetmek isterdim" diyecek olsa, adam önce terslenip sonra da "Bu önemsiz meselenle tahtýmýzý rahatsýz etme. Seni vezir hazretleriyle görüþtürelim" denirmiþ. Anlayacaðýnýz, fiiliyatta, taht demek vezir demekmiþ, vezir demek de taht. Vezir ve emrindeki komutanlar bu sayede hem keselerini doldurmuþlar, hem de keyiflerince hüküm sürmüþler. Kendilerine rakip olabilecek arkadaþlarýný çoktan safdýþý ettiklerinden, dilediklerine karar veriyorlar ve sonra da "Yüce tahtýmýz bunu böyle uygun görüyor" diyorlarmýþ. Ve kimse de sesini çýkaramýyormuþ.
Vezir ve arkadaþlarý, çevirdikleri dolabýn ortaya çýkmamasý için, halkýn arasýna adamlarýný gönderiyor ve tahtýn "sihirlerini" efsaneler halinde yaydýrýyorlarmýþ. Cahiller ve saflar da bire bin katýp birbirlerine anlatýp duruyorlarmýþ bu söylentileri.
Meselâ, birisi "Taht yanýna gelenlerin kalbini ve aklýný okuyormuþ. Karþýsýndaki adam kendisine düþmansa hemen mahzendeki ateþ kuyusuna atýlmasýný emrediyormuþ. Adam sadýksa ona köþkler, konaklar baðýþlýyormuþ" mu dedi. Diðeri atýlýyormuþ: "Asýl, tahtýmýz öyle sihirliymiþ ki, ona bakan gözünü alamýyor ve bir daha da emrinden çýkamýyormuþ. O ne emrederse onu yapýyormuþ." Yanlarýndaki arkadaþlarý ekliyormuþ: "Peki, yüce tahtýmýzýn sesinin ne kadar güçlü olduðunu biliyor musunuz? O bir baðýrdý mý, dünyanýn öbür tarafýndan duyulabiliyormuþ. Sonra, taht hazretlerinin öyle keskin kulaklarý varmýþ ki, memleketin diðer ucundaki insanlarýn fýsýltýlarýný bile iþitebiliyormuþ." Bunu duyanlar, "Aman kardeþim, þimdi bizi dinliyor olmasýn!!" diyormuþ korkuyla. "Biz en iyisi mi fazla konuþmayalým, MaazALLAH aðzýmýzdan eðri bir lâf çýkar!"
Herkes bu kadar saf ve korkak deðilmiþ elbette ki. Vezir ve arkadaþlarýnýn keyfî icraatlarýna itiraz edenler çýkýyormuþ. Ama vezir binbir türlü dolaplarla onlarý suçlu ve taht düþmaný ilan ettiriyor ve yargýçlarý da kendisine baðladýðý için ya astýrýyor ya da zindanlarda çürütüyormuþ.0 halka karþý korumaktan baþka iþ yapmaz hale gelmiþ. Vezirin etkisindeki komutanlar "Bizi ezip geçmeden kimse tahtýmýza kirli elini süremez!" diye nutuklar atýyormuþ...

Bu gidiþattan halkýn memnun olduðunu söylemek mümkün deðilmiþ. Ama korkularýndan ve "Böyle gelmiþ, böyle gider" fikrinden olsa gerek, seslerini çýkaramýyorlarmýþ.
Seslerini çýkaranlar ise grup grupmuþ. Bir kýsmý, tahtýn gerçekten sihirli olduðuna inanýyor ve onun sahte güçlerine hakim olmak istiyormuþ. Ve onlara göre tahta onlar hakim olursa bütün zulüm ve haksýzlýklar bitecekmiþ. "Taht bizim hakkýmýz. Baþkalarý haksýz yere sahip çýkýyor" diyorlarmýþ. "Ne yapýp edip tahtý ele geçirmemiz ve onun sihirli güçlerine hakim olmamýz gerek. Halkýmýz baþka türlü rahat yüzü göremez." Bu amaçla yerin altýndan tahta giden tüneller kazmýþlar, vezir ve arkadaþlarýna hoþ görünmeye çalýþmýþlar, içlerine casuslar sokmuþlar. Ve daha neler denememiþler ki! Ama her defasýnda yakalanýp aðýr cezalara çarptýrýlmýþlar.
Baþka bir grup varmýþ, ve onlar da tahtýn sihirli güçlerine inanýyormuþ, ama onlarýn bulduðu çözüm farklýymýþ: "Bütün kötülüklerin kaynaðýnda bu taht ve kötü güçleri yatýyor. Ondan bize zarardan baþka birþey gelmiyor. Hiç taht olmasa hayatýmýz çok daha güzel olur. Ne yapýp-edip, onu kýrýp yakmamýz gerekir" diyorlarmýþ. Bu fikirde olanlar da gizli gizli silahlanýp defalarca saraya saldýrýp tahtý yakmaya teþebbüs etmiþler, ama onlar da her defasýnda yakalanýp cezalandýrýlmýþ.

Bir baþka grubu ise basiretli insanlar teþkil ediyormuþ. Onlar "Biliyoruz ki, bazýlarý o tahtadan tahta tapmamýzý, kendilerine tâbi olmamýz için istiyorlar" diyorlarmýþ. "Ama yine biliyoruz ki, o, tahtadan yapýlmýþ; ve ne konuþacak aðzý, ne görecek gözü, ne de duyacak kulaðý olmayan sýradan bir taht. Günü geldiðinde o da çürüyüp gidecek."
Bu insanlar "Biz âlemlerin Rabbini býrakýp da o tahtadan yapýlmýþ ve çürümeye mahkûm tahta tapmayýz. Bizim tahta sahip olmak, üstüne oturmak gibi niyetimiz de yok. Tahtlarý baþlarýný yesin!" diye ýsrarla ilân ediyormuþ. "Çünkü halkýn sýrtýndan haksýz kazanç yemeyi vicdanýmýz kabul etmez. Bizim tek istediðimiz, rahat býrakýlmak ve zulmedilmemek. Vezir ve arkadaþlarý tahtýn arkasýna saklanýp, onu kalkan yapýp, bize eziyet etmesinler." Arkasýndan da uyarýyorlarmýþ: "Bu zulüm ve haksýzlýklar, korkarýz ki, ALLAH’ýn hoþuna gitmez de üstümüze seller, depremler veya kuraklýklar gönderir. Bu arada masumlar da helâk olur."
Ama bu uyarýlarý dinleyen nerede? Gerçekten de kaç kere kuraklýklar, seller, türlü türlü âfetler gelmiþ ülkenin baþýna. Ama yaptýklarý zulümlerle kalbleri taþlaþan vezir ve yardýmcýlarý, bütün bu musibetler hengâmýnda bile "tahtýmýzý bütün gücümüzle koruyacak ve kimsenin ona zarar vermesine izin vermeyeceðiz" nutuklarý atmýþlar.
Ýlginçtir, en çok, ilk iki gruptan deðil de, son gruptan korkuyorlarmýþ. "Ýþte bunlar" diyorlarmýþ, "iþte bu taht düþmanlarý bizim tahtýmýzý yýkmak istiyor. Bakmayýn böyle süslü süslü konuþtuklarýna. Hepsinin tek arzusu tahtýmýzý ele geçirmek. Üstelik onlar tahtýmýza hakaret ediyorlar. Bunu karþýlýksýz býrakmayýz..."

Ve yeni kanunlar çýkarmaya koyulmuþlar. Tellâllar yine daðýlmýþ memleketin dört bir yanýna. "Ey ahali! Bundan böyle her kim yüce tahtýmýzýn aleyhine konuþacak, onun manevî þahsiyetine hakaret edecek olursa zindanlarda çürüyecektir. Ahalimiz bunu böylece bile" demiþler.
Vezir ve yoldaþlarý, bununla da kalmayýp, belli günlerde bütün halký sarayýn balkonuna çýkardýklarý tahtýn önünde eðilmeye ve ona baðlýlýðýný sunmaya zorlamýþlar. Tahtýn önünde eðilmeyenleri zindanlara atmýþlar.

Yýllar bu þekilde geçmiþ...
Vezir ve arkadaþlarý ölmüþ, onlarýn yerine yenileri geçmiþ, ama "yüce taht hazretleri"nin sahte hakimiyeti devam etmiþ. Onun önünde eðilmeyenler yine zindana atýlmýþ. Kimileri sihrine ve güçlerine inanýp yine onu ele geçirmeye çalýþmýþ. Ayný þekilde, inanan insanlar da "tahtýn sihrine ve yüceliðine" inanmadýklarý için bu defa yeni vezirin ve askerlerinin zulmü altýnda inlemiþler. Ama inançlarýndan vazgeçmemiþler...
Ama sonunda onlar haklý çýkmýþ.
Günlerden bir gün, tahtýn sýký koruma altýnda bulunduðu odaya giren vezire yakýn komutanlardan birisi, gördüðü manzara karþýsýnda çýðlýk atmaktan alamamýþ kendisini. "Bittik, mahvolduk!" diye haykýrýyormuþ. Onun gürültüsüne koþup da ayný manzarayý gören vezir ve diðer yardýmcýlarý da dövünmeye baþlamýþ.

Yýllardýr sayesinde hüküm sürdükleri tahtýn yerinde þimdi birkaç kýrýk tahta parçasý duruyormuþ. Hemen araþtýrmalar, soruþturmalar yapýlmýþ. Ve sonunda "suçlu" bulunmuþ: tahtý içten içe ne zamandýr kemiren tahta kurularý, en son gece onun neredeyse tamamýný yiyip bitirmiþler.
Vezir ve askerleri ne kadar gizlemeye çalýþsalar da, bütün ahali bu gerçeði duymuþ. Sihirli ve yüce zannettikleri tahtýn küçücük tahta kurularý karþýsýnda aciz ve savunmasýz kaldýðýný anlamýþlar ve hatalarýndan dönmüþler.
Ve o ülkede kimse bir daha "yüce taht hazretleri" adýna zulmedemez olmuþ...

Murat Çiftkaya

Çevrimdışı insan

  • UzMaN ÜYE
  • ***
  • İleti: 1624
  • Teþekkür 63
Ahirzaman masallarý
« Yanıtla #1 : 14 Ağustos 2011, 12:46:32 »
Ben buna benzer masallar biliyorum..inanmazsýnýz birebir yaþýyo(ruz)rum..

Erkam

  • Ziyaretçi
Ahirzaman masallarý
« Yanıtla #2 : 14 Ağustos 2011, 13:47:59 »
"La" demesini bilmeden "Ýlla" nasýl denecek ki?