Gönderen Konu: Çay Suyu  (Okunma sayısı 450 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı M@nço

  • TaLiP
  • **
  • İleti: 186
  • Teþekkür 26
  • Hikaye ve Senaryo Yazarý-Radyo Programcýsý
Çay Suyu
« : 04 Kasım 2011, 14:03:38 »
Çayýndan bir yudum aldý. Sonra derin bir nefesle karýþýk "elhamdülillah" lâfzý döküldü dudaklarýndan. Genç asistanýn yeni döndüðü ülkede yaþadýðý kurban hatýralarýný dinliyordu. Lâf dönüp dolaþýp oradaki Türk okulunun müdürü Sait Bey'e geldiðinde odada takdir, minnet ve bir parça da hüzün duygularý harmanlanmaya baþladý:

"Bizi Sait Bey karþýladý. Türkiye'den gelip orada kurban kesecek ve ihtiyaç sahiplerine daðýtacak olmamýz onu öylesine sevindirmiþ ki anlatamam. Uçuyordu âdeta. Yýllardan sonra ilk defa dindaþlarýyla birlikte bir kurban bayramý geçirecekti. Buraya geleli on beþ yýl olmuþtu.

Oraya bayramýn ikinci günü vardýk. Vekâletlerini aldýðýmýz kurbanlarý vakit kaybetmeden kestik. Poþetlere koyduktan sonra, önceden tespit edilmiþ ihtiyaç sahiplerine daðýttýk. Öyle yürek burkan imkânsýzlýklarla karþýlaþtýk ki, anlatamam. Açlýk manzaralarýna sadece Afrika ülkelerinde rastlanýr zannederdim. Bu ülkeyi görünce, hakça paylaþým ve yardýmlaþmanýn aslýnda bütün insanlýðýn mesuliyeti olduðu hakikatini daha iyi anladým. O insanlarýn ne kadar zor bir durumda olduklarýnýn görülmesini isterdim. Öðrendik ki, on-on beþ yýldýr et yüzü görmeyen insanlar varmýþ. Bizim Türkiye'den geldiðimizi öðrenince hem çok þaþýrýyor hem de çok memnun oluyorlardý. Ülkeleri, dilleri, dinleri çok farklý olan, hiç tanýmadýklarý bir ülkenin insanlarý onlarý ziyarete gelmiþti.

Þehirde herkes Türk okulunu ve öðretmenlerini çok iyi tanýyor. Bu insanlarý sokakta gören istisnasýz hemen herkes önce duruyor, sonra çok içten bir saygýyla selâmlýyor.

Bir aralýk, Sait Bey'i evinde ziyaret etme fýrsatýmýz oldu. En basitinden bir-iki kanepe, beton zemin üzerinde bir kilim ve birkaç kap-kacaktan ibaret, oldukça sâde bir dünya idi burasý. Küçük yavrucaklarý kilim üzerinde oynuyordu. Sait Bey'in sýrtýnda yýpranmýþ bir takým elbise vardý. Ertesi gün öðrencilerinin huzuruna çýkarken biraz daha yenisini giymiþ gördüm.

Hayat þartlarý çok zor bu ülkede. Meselâ biber tane ile alýnabiliyor. Elbise fiyatlarý da oldukça yüksek olduðu için, çocuklarýn giysilerini Ýstanbul'dan getirtmiþler. Hamiyetperver Anadolu insanýnýn buraya gönderebildiði maaþýn düþüklüðünün yanýnda, bazen birkaç ay hiç maaþ alamayan bu insanlarýn çektiði, fakat asla dile getirmediði sýkýntýlarý tahmin etmek hiç de zor deðil."

Genç asistan yurtdýþýndaki bu çileli hayatýn kahramanlarýný anlatmayý bir ân için býrakýp çay bardaðýný eline aldý ve sonra konuþmaya devam etti:

"Ah! Bir bilseniz þu elimde tuttuðum çay bile orada ne kadar kýymetli, ne kadar az bulunur bir nimet."

"Ne yani bir bardak çayýn çok az bulunur bir þey mi olduðunu söylemeye çalýþýyorsunuz?" diye hayretle sordu karþý koltukta bacak bacak üstüne atmýþ oturan orta yaþtaki üniversite öðretim üyesi.

"Evet hocam. Aynen öyle. Bir kere, yemek yapmak veya güzel bir çay demlemek için maalesef su yok. Þöyle izah edeyim; ben abdest almak için suyu aðzýma/burnuma götürdüðümde aðýr bir koku duyuyordum. Yani o suyu içmek bir yana, burada aðzýmýza bile götürmeyiz. Suyun kimyasý böyle. O yöredeki bütün su kaynaklarý ayný þekilde problemliymiþ. Damacana veya þiþe suyunun fiyatlarý ise öylesine yüksek ki, o suyu alýp kullanmaya güç yetmez orada. Öðretmen arkadaþlar bu durumu kabullenmiþler. Dahasý, Sait Bey ve öðretmenler memlekete dönmeyi düþünmediklerini söylediler. Zamanýnda Son Nebi'nin (sallALLAHü aleyhi ve sellem) çaðrýsýna uyarak dünyaya daðýlan ve gittikleri yerlerde insanlýðýn huzuru adýna yemyeþil vadiler meydana getiren sahabe-i kirâm efendilerimizin (ra) bu asýrdaki iz düþümü gibi geldi bu insanlar bana. Þahsen ben onlarý anlamakta ve anlatmakta acizim."

Ýlgili, ama bir o kadar da vakur hâliyle anlatýlanlarý dinleyen Hüseyin Bey sessizlik olunca biraz bekledi ve sonra söze girdi:

"Biraz geçmiþe gidildiðinde, bu tohumlarý topraða atan ve çýkýp büyümesi için gayret gösterenlerin bu hâli daha iyi anlayabileceðini düþünüyorum. Kardeþimizin anlattýðý tablolarýn binlercesi þu ân dünyanýn deðiþik ülkelerinde deðiþik þekilleriyle yaþanýyor ve yaþanacak. Çünkü bu iþin gerisinde ve geçmiþinde, kimseye kini, garazý olmayan, gücü az þeylere yeten ama olabildiðince samimi ve beklentisiz nice yürek var. ALLAH'ýn o insanlarý, keremiyle, lütfuyla hizmet yoluna sevk etmesi var. O mütevazý insanlar fedakârlýklarýnýn bu meyveleri vereceðini tahmin bile etmiyorlardý ve bir beklentileri de yoktu."

Hüseyin Bey sözünü bitirdiðini belli edercesine arkasýna yaslandý. Ben de bir þeyler söyleme ihtiyacý hissettim:

"Baðýþlayýn! Sizleri sýkmayacaksa, yaþanmýþ bir hikâyeyi dile getirmek isterim."

"Sizi dinliyoruz" dedi öðretim üyesi.

"Uzun yýllar, merkezde kurulan meyve-sebze çarþýsýnda pazarcýlýk yaptým. Çok deðil, on-on beþ sene evvel, öðrencilere burs bulma ve verme adýna çok fazla maddî imkânýmýz yoktu. Gerek pazarcý esnafýndan gerekse diðer küçük esnaftan çoklarýný bilirim ki, uzak mesafelerdeki evinden iþine yaya gelir, öðle yemeði yemez, tasarruf ettikleri parayý talebe arkadaþlara burs olarak vermeye çalýþýrlardý. O günün þartlarýnda konu-komþudan üç-beþ kurban derisi bulmak, iaþelerini üstlendiðimiz talebelerin okumasý adýna mühim bir husustu. Ulaþabildiklerimizden deri toplamanýn yaný sýra, birkaç arkadaþla birlikte bayramýn birinci ve ikinci günü Mudanya'ya giderdik. Burgaz sahillerini dolaþýrdýk geç vakitlere kadar. Çünkü insanlar kestikleri kurbanlarýn derilerini ve iç organlarýný sahile atarlardý. Biz hemen onlarý alýr, þehre getirir ve deðerlendirirdik. Þimdi o iþten ibadet zevki aldýðýmýzý hissedebiliyorum. Hiç unutmam, bir defasýnda eve geldiðimde gece yarýsý olmuþtu. Hâne halký yatmýþtý. Anacýðýmý iki katlý, bahçeli evimizin avlusundaki sedire oturmuþ beni beklerken buldum. Beni, üstüm-baþým kirlenmiþ hâlde görünce o þefkatli sesiyle sadece, 'Ýyi de evlâdým, bugün bayramýn birinci günü. Düþünsene gelenimiz gidenimiz olur. Neyse! ALLAH bütün emeklerinizi hayýrla neticelendirsin.' demiþti. Türkçe Olimpiyatlarý'nda da þahit oluyorsunuz. Salonlarda ve televizyonlarý baþýnda milyonlarca insaný aðlatan hayatlarýn deðiþik coðrafyalarda yaþanýyor olmasýnýn arkasýnda çok deðiþik hikâyeler var aslýnda. Sâde, nümayiþsiz, fakir ama bir o kadar samimi hizmet kahramanlarý geçmiþte yaptýklarýnýn bugünlerde dünyada olup bitenleri netice vereceðini hiç düþünmediler, düþünemediler. Ýnanýyorum ki, arkadaþýmýzýn anlattýðý Sait Bey ve onun gibi niceleri o samimi gayretlerin birer neticesidir. Bugün dünyanýn deðiþik coðrafyalarýna kendini vuran nice insanýn gayretleriyle önümüzdeki yýllarda nasýl ve ne gibi bir netice hâsýl olacak, hiç bilemiyoruz. Aynen o toplanan derilerin ne gibi hayýrlara vesile olduðunu bilemediðimiz gibi."

"Haklýsýnýz!" dedi genç asistan. "Aslýnda þaþýrtýcý geliþmeler çoktan zuhur etmeye baþlamýþ. Okulun en yaramazý olan bir talebe, bütün gayretlere raðmen iflâh olmamýþ ve yýllar önce Sait Beylerin açýlmasýna vesile olduðu okuldan atýlmýþ. Fakat daha sonra Avrupa'da üniversite bitirmiþ ve iþ adamý olmuþ. Geri döndüðünde Sait Bey'e, 'Hocam zamanýnda size çok çektirdim. Üzerimde ödenmez hakkýnýz var. Emrinizdeyim.' demiþ. Hristiyan olan bu kiþi bile bizimle birlikte deliler gibi saða-sola koþturuyordu."

Hafif bir karanfil kokusunun duyulduðu odada bardaklar bir gelip bir giderken, düþünce ve hisler de geçmiþ ve gelecek zamanýn âsûde iklimlerinde dolaþýyordu.

Orta yaþlý öðretim üyesi, üst üste attýðý bacaklarýný toplamýþtý. 'Ýnsanlýða böyle de hizmet edilebilir' diye düþündü; 'belki de bu daha elzemdi.' Hem, evlâdý yaþýndaki asistanýn anlattýðý sahnelerdeki genç insanlar da çok uzaklarda deðil, bu topraklarda, saðýnda solunda her gün gördüðü kendi çocuklarý deðil miydi aslýnda!



Alıntı
SIZINTI
Fark edilmek için çok küçük olduðunu düþünüyorsan, kapalý bir odada bir sivrisinekle uyumayý dene.

Afrika Atasözü