Gönderen Konu: Hoþça Bak Zatýna  (Okunma sayısı 417 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı M@nço

  • TaLiP
  • **
  • İleti: 186
  • Teþekkür 26
  • Hikaye ve Senaryo Yazarý-Radyo Programcýsý
Hoþça Bak Zatýna
« : 04 Kasım 2011, 16:38:21 »
Genç müdür stajyer öðretmenlere tecrübelerini tane tane sunuyordu:

Öðretmenliðimin ilk yýlýydý. Ýlk görev yerim olan bu kasabayý gerçekten çok sevmiþtim. Kasabaya gelmeden önce Anadolu'nun birçok köþesinde memuriyetlerde bulunmuþtum. Ancak geldiðim yeni yer çok tabiî güzelliklere sahip olduðu gibi, okuma yazma nispetinin en yüksek olduðu beldelerimizden biriydi. Kasaba, bir derenin iki yanýnda sýralanan dükkânlarý, insanýn yorgunluklarýný alan derenin þýrýltýsýný ruhunuza sindirdiðiniz çay bahçeleri ve önemlisi güler yüzlü insanlarýyla hayata renk katýyordu. Psikoloji derslerine girdiðim okulun ayný zamanda rehberlik danýþmanýydým. Ýþin doðrusu tecrübesizdim. Her ne kadar bölümümden dereceyle mezun olduysam da rehberlik gibi mesuliyet ve tecrübe isteyen bir branþ için çok yeniydim. Bu tecrübesizliðimin farkýnda olan bazý yaþlý öðretmenler, tecrübelerini anlatýr ufkumu açarlardý. Fakat ilk yýlda yaþadýðým bir hâdise, bana unutulmasý mümkün olmayan bir tecrübe kazandýrmýþtý. Vak'a, bütün öðretmenlerin takdirlerini kazanmýþ baþarýlý bir sýnýfta yaþanmýþtý. Dersleri büyük bir ciddiyetle dinleyen bu sýnýf sayesinde ben de kendimi geliþtiriyor onlara yeni ufuklar kazandýrmak için sürekli okuyordum. Öðrencilerin sorularýyla geliþen derslerimiz ilgi çekiyordu. Onlara bilhassa ahlâkî, müspet düþüncelere sahip sosyolojik ve felsefî kitaplardan pasajlar okuyor, hayatýn zorluklan karþýsýnda baþarýya giden yollarý göstermeye çalýþýyordum. Ders yýlýnýn birinci dönemi bitmiþ, ikinci yarýyýl baþlamýþtý. Öðrencilerle kaynaþmýþ, en çok sevdikleri öðretmenlerden biri olmuþtum. Ancak yaþayacaðým olay bana bu iþte daha ne kadar tecrübesiz olduðumu öðretecekti:

O gün ilk iki saat dersim olmadýðý için okula biraz geç gitmiþtim. Her zamanki gibi rehberlik odasýna doðru merdivenleri çýkarken, merdivenlerin sað tarafýndaki öðretmenler odasýndan gürültüler geldiðini duydum. Odama çýkýp, çantamý býrakýp-býrakmamakta tereddüt ederken, duyduðum aðlama sesinin tesiriyle öðretmenler odasýna yöneldim. içeride tam bir karmaþa vardý. Bayan öðretmenlerden biri yüksek sesle aðlýyordu. Ne olmuþtu? Merakýmý yenmek için öðretmen arkadaþlardan birine sokulup sordum:

-Ne olmuþ, bir yakýný mý ölmüþ?

-Hayýr herhalde sýnýfta bir olay olmuþ!

Bu cevap bana yetmiþti. Ders programýna bakýp, hoca hanýmýn bir önceki saat derse girdiði sýnýfa baktým. Þaþýrmýþtým; bu bütün okulun baþarýlarýyla tanýdýðý sýnýftý. Ne olmuþtu acaba? Sýnýfa yaklaþtýðýmda, sýnýfta büyük bir sessizlik vardý: yalnýz fýsýltý halinde, birkaç öðrencinin konuþmalarý duyuluyordu. En ön sýradaki kýz öðrenciye sordum:

-Ne oldu?

Öðrencinin soruma cevap vermek istemediðini anlamýþtým. Bu defa biraz sertçe sordum:

-Ne oldu sýnýfta?

-Zeynep!... Nermin Haným'ý tokatladý!..

Doðrusu bu öðrencinin ismini hiç mi hiç beklemiyordum. Zeynep okul birincilikleri ve nezaketiyle herkesin tanýdýðý bir öðrenciydi. Birden aklýma yan sýnýftaki þýmarýklýðýyla meþhur Zeynep geldi. Belki olay teneffüste olmuþtur, dedim, kendi kendime. Zeynep tarafýndan böyle bir suç iþlenebileceðine inanmýyordum. Tekrar sordum:

-Hangi Zeynep?

Kýzcaðýz istemeye istemeye cevap verdi:

-Bizim Zeynep! Zeynep Eroðlu!..

Ben. baþýný yere eðmiþ, yüzü kýpkýrmýzý kesilmiþ Zeynep'e bakarken, yeni dersin öðretmeni de kapýda belirmiþti. Zeynep'le görüþemeden sýnýftan ayrýldým. Müdür odasýna doðru yürüyor, bir taraftan da ne olmuþ olabileceði hakkýnda düþünüyordum. Böyle baþarýlý bir kýzcaðýza, bütün öðretmenlerin sevgiyle yaklaþtýklarý bu öðrenciye, öðretmen ne yapmýþ olabilirdi? Öðretmene tokat attýran sebep neydi? Müdürün odasýna girdiðimde, Nermin Haným gözyaþlarýný siliyordu. Odada disiplin kurulunun bütün üyeleri vardý. Okul müdürü babacan bir tavýrla:

-Nermin Haným!.. Ne olduðunu anlatýrsanýz, siz de. biz de rahatlarýz, dedi. Nermin Haným þaþkýn ve bitkin bir haldeydi. Derin birkaç nefesten sonra anlatmaya baþladý. Cümleleri kesik kesikti:

-Ýkinci yazýlýyý yapýyordum. Sýnav süresi bitince kâðýtlarý toplamaya baþladým. Sýra Zeynep'e geldiðinde son sorusunun cevabýný yetiþtirmeye çalýþtýðýný gördüm ve baþka sýralara geçtim. Bütün kâðýtlarý toplayýnca tekrar Zeynep'in sýrasýna geldim. Bitirdiðini sanarak kâðýdýný çektim. Ne olduðunu anlamadan, 'Ne oluyor, daha bitirmedim!' diyerek, baðýrmaya ve bütün gücüyle yüzüme vurmaya baþladý. Kendisinde deðildi sanki... Okul müdürü davranýþýn çok garip olduðunu, Zeynep'in not için veya baþka bir sebeple bunu yapacak bir öðrenci olmadýðýný söyledi ve bu meseleyi araþtýrmamý istedi. Öðlen tatilinde yemeðe de inmeden, Zeynep'i rehberlik odasýna çaðýrdým. Her zamanki gibi edep dolu tavrýyla içeri girdi. Fakat son derece yorgun ve morali bozuktu. Hâdiseyi doðrulamanýn dýþýnda hiçbir soruma cevap vermiyordu. Benimle bir kere olsun göz göze gelmedi, baþýný yerden kaldýrmadý.

Nermin Haným, Zeynep'i tanýmasýna raðmen þikayet dilekçesini disiplin kuruluna iletmiþti. Müdür bey, araþtýrmanýn sonucunu beklemesini istediyse de bu mümkün olmadý. Zeynep okuldan atýlacaktý. Disiplin kurulu toplantýsýndan iki gün önceydi. Branþýndaki ve Öðrenciyi tanýmadaki tecrübesiyle bütün Öðretmenlerin takdirini kazanmýþ olan Duran Bey odama geldi ve kapýda durarak:

-Çocuðu atacaksýnýz herhalde, dedi.

Biraz þaþkýn biraz mahçup bir ifadeyle: -Gidiþat öyle dedim, istemeyerek... Epey uðraþtýk bize yardýmcý olmuyor.

-Çok mu uðraþtýnýz!? Meselâ evine gittiniz mi? Evine gidip bir bakýn; kýzcaðýz nerede, nasýl yaþýyor, ailesiyle görüþün!

Bu sözlerde hem teklif, hem tenkit, hem de sitem vardý. Yaþlý öðretmenin söyledikleri zoruma gitmiþti, fakat haklýydý. O gün randevu aldýk. Ertesi gün Zeynep'in evine gittik. Bizi telefondaki sese uygun yaþlý bir kadýn karþýladý. Temizce bir evdi, fakat fakirliðin izleri evin her köþesine sinmiþti. Kadýncaðýz Zeynep'in baba annesiydi. Durumu anlattýðýmýzda bir telefon numarasý getirdi:

-Annesi bu numarada, isterseniz onunla görüþün, dedi. Numaraya baktým; bu bizim kasabaya ait bir numara deðildi. Tam ben soracakken yaþlý kadýn donuk bir sesle:

-Annesi þehirde, dedi.

Oradan ayrýldýktan sonra Zeynep'in annesini aradýk ve ertesi gün yola çýktýk. Yolda, disiplin kurulunda görevli tarih öðretmeni arkadaþýmla bu olayýn sebebi hakkýnda yorumlar yapýyorduk. Aldýðýmýz adrese ulaþtýðýmýzda þaþkýnlýðýmýz bir kat daha artmýþtý. Burasý içkili, sazlý-sözlü bir eðlence yeriydi. Yanlýþ mý gelmiþtik. Kapýda duranlara Zeynep'in annesinin ismini verdik. Aldýðýmýz cevap bizi biraz daha þaþýrmýþtý:

-Evet burada çalýþýyor.

Birazdan merdivenlerden bir kadýnýn indiðini gördük. Kadýn:

-Zeynep'in öðretmenleri sizler misiniz?, dediðinde, þaþkýnlýðýmýz bir kat daha arttý. Ýlginç bir benzerlikle karþý karþýyaydýk. Karþýmýzda sanki Nermin Haným vardý. Kadýncaðýz konuþtukça, hâdiseyi ve yaþlý kadýnýn bizi niçin geliniyle görüþtürmek istediðini anlýyorduk. Kadýn kumarbaz kocasý tarafýndan terk edilince burada çalýþmaya baþladýðýný söylüyor; Zeynep'in üç senedir kendisini görmek Ýstemediðini üzüntüyle anlatýyordu. Tokadýn sebebi anlaþýlmýþtý.

Nermin Haným bütün bunlarý sonra öðrendi. Zeynep'in annesiyle görüþtükten sonra þikayetinden vazgeçti. Zeynep'in rehberlik odasýnda bana söylediði söz hâlâ kulaklarýmda:

-O an Nermin Haným'ý annemle karýþtýrdým. O gün zaten çok sýkýntýlýydým...

Sonra okul müdürümüz bir vesileyle Zeynep'in annesini okulun hizmetli kadrosuna aldý. Zeynep ise istediði üniversiteye girdi.

Bugün (sekiz yýl sonra), Öðretmenliðin ilk yýlýnda yaþadýðým bu olayýn tesiriyle, hiçbir kimse ve hiçbir hâdise hakkýnda araþtýrma yapmadan karar vermiyorum; hoþgörü ve sevginin gücüyle her zorluðun aþýlacaðýna inanýyorum. Ýnsanlara sevgi ve hoþgörü diyorum. Kulaklarýmda her dem Þeyh Galib'in mýsraý: 'Hoþça bak zatýna..!'

Ýnsanlara hoþça bakalým, diyorum...



Tahir TANER
Fark edilmek için çok küçük olduðunu düþünüyorsan, kapalý bir odada bir sivrisinekle uyumayý dene.

Afrika Atasözü