Gönderen Konu: Yalnýz bir adam  (Okunma sayısı 468 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı M@nço

  • TaLiP
  • **
  • İleti: 186
  • Teþekkür 26
  • Hikaye ve Senaryo Yazarý-Radyo Programcýsý
Yalnýz bir adam
« : 10 Kasım 2011, 08:47:29 »

16 Mayýs 1980. Türk Edebiyatý Vakfý, vefatýndan tam üç yýl önce Üstad Necip Fazýl Kýsakürek'e "Sultanü'þ-Þuara" (Þairler Sultaný) unvanýný takdim etti. Necip Fazýl, 26 Mayýs 1904'te Çemberlitaþ'tan Sultanahmet'e doðru inen sokaklarýn birinde büyük bir konakta doðar. Bahriye mektebine gireceði 1916 senesine kadar Büyükdere'de Emin Efendi isimli sarýklý bir hocanýn iþlettiði Mahalle Mektebi'nden baþlayarak çeþitli okullara devam eder. Fransýz Papaz ve Kumkapý'daki Amerikan Koleji'nde öðrenim görür. 1916'da, "Ne oldumsa bu mektepte oldum." dediði, þahsiyetini þekillendiren Mekteb-i Fünûn-ý Bahriye-i Þâhane'ye imtihanla alýnýr. Ýlk aruz denemelerini orada kaleme alýr. 1920 yýlýnda Bahriye Mektebi'ni bitiren þair, Ýstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne girer. Ýlk þiirleri, Ziya Gökalp'in kurup Yakup Kadri ve arkadaþlarýnýn çýkardýðý "Yeni Mecmua"da yayýmlanýr. Dönemin Millî Eðitim Bakanlýðý'nýn yurtdýþý bursunu kazanarak, 1924 senesinde Paris Sorbonne Üniversitesi'ne kaydolur. Paris'in gece hayatý ve aldatýcý cazibesinde bohem hayatý yaþar. Paris'te derin bir bunalýma düþen þair, devletin kendisine gönderdiði bütün parayý kumarda harcar. Millî Eðitim Bakanlýðý tarafýndan üniversiteye gitmediði ve parasýný kumarda harcadýðý öðrenilince bursu kesilir, yurda dönmesi istenir ve Ýstanbul'a döner. 1925'te ilk þiir kitabý Örümcek Aðý'ný yayýmlar. O yýllarda bir arkadaþýnýn aracýlýðýyla Felemenk Bahr-i Sefid Bankasý'nda iþe baþlar. Daha sonra kýsa sürelerle Osmanlý Bankasý'nýn çeþitli þubelerinde çalýþýr. 1928 senesinde, "Kaldýrýmlar" adlý ikinci þiir kitabýný çýkarýr. Henüz 24 yaþýnda iken yayýmladýðý bu eseriyle büyük bir þöhrete kavuþur. 1932 senesinde askerliðini bitirdikten sonra üçüncü þiir kitabý "Ben ve Ötesi"yle þöhretin zirvesine çýkar. Öyle ki, þiirleri ders kitaplarýna girer. Varlýk dergisinin kurucusu Yaþar Nabi, onun için "bir mýsraý bir millete þeref verecek þair" ifadesini kullanýr. Fakat þairin 1934 yýlýna kadarki buhranlý hâli ve çalkantýlý dönemi hep ayný arayýþýn doðum sancýlarý içerisinde geçer. Büyük þehirlerin serseri kaldýrýmlarýndan, duvarlarý yaralý otel odalarýna, azap kulesi bacalardan, ölüm çanýn-dan da acý kampana seslerine kadar gördüðü, duyduðu ve tattýðý her þeyde ayný þüphe, korku ve cinnet hâlet-i rûhiyesi içindedir. Kurtuluþu arayan bir seyyah gibi yapayalnýzdýr. "Her fikir, beyninde bir çift kelepçe" olan þair, "benlik kazanýnda" dev sancýlarýn pençesindedir:

"Bir fikir ki, sýcak yarada kezzap,
Bir fikir ki, beyin zarýnda sülük
Selâm, selâm sana haþmetli azab;
Yandýkça geliþen týlsýmlý kütük"


Ve bir akþam, çalýþtýðý bankadan evine dönerken vapurda karþýsýnda oturan ve gözlerini ondan hiç ayýrmayan "Hýzýr" tavýrlý garip bir adam, ona ruh dünyasýnda çektiði "hafakanlar", "zonklamalar", "kanlý kýymýklar" ve bütün ýstýraplarýnýn ilâcýný verecek, kurtuluþ reçetesini yazacak müjdecisi Abdülhakîm Arvasî Hazretleri'nin adresini verir.

"Tanrý Kulundan Dinlediklerim" isimli eserinin "O'nu Nasýl Tanýdým" baþlýklý ilk yazýsýnda þöyle der: "Dinmek bilmez bir aðrý çeken diþ... Ne kibrit çöpünden imdat, ne berber kerpeteni, ne karanfil yaðý, ne de eczacý güllacýndan... Ýþte böyle; bir zamanlar beynim 'mutlak hakikat' acýlarýna yataklýk etti... Aðrýyan akýl diþimdi."

"Akrep, nokta nokta ruhumu sokmuþ,


Mevsimden mevsime girdim böylece.
Gördüm ki, ateþte, cýmbýzda yokmuþ
Fikir çilesinden büyük iþkence"


mýsralarýyla anlattýðý 30 yýllýk büyük ruh ýstýrabý, korkunç fikir buhraný 1934 yýlýnda "Eyüp'teki eski bir tekkede" þairin sonradan "Tanrýkulu" adýný vereceði "müjdecisi, efendisi"ni ilk ziyaretiyle daha da þiddetlenecektir; çünkü þair, eski bohem hayatýyla efendisinin ona telkin ettiði hayat tarzý arasýnda bocalayacaktýr. Yýllarca "deliler köyünden bir menzil aþkýn", "benliði bir kazan ve aklý kepçe", "boþluðu ense kökünde gezdirerek" "öz aðzýndan kafatasýný kusan" þair, "meçhuller caddesinin kimsesiz bir seyyahý" olarak, "mutlak hakikatin dönmez davacýsý" oluncaya kadar bunalýmlarýný yaþamaya devam edecektir.

Efendi Hazretleri'ne tasavvuf hakkýnda sorduðu bir suâl üzerine aldýðý cevap bütün ruh dünyasýný alt üst eder; "Bu iþ kitapla olmaz. Akýlla da varýlmaz... Hiç yemeðin lezzeti çatal býçakla aranýp bulunabilir mi?"

"Ve uçtu tepemden birden bire dam;
Gök devrildi, künde üstüne künde..."
...
"Sanki burnum, deðdi burnuna yokun,
Kustum öz aðzýmdan kafatasýmý."



Çok zaman sonra þair, efendisinden aldýðý tesiri þöyle anlatacaktýr: "Onda; harikanýn nasýl teþekkül ettiðini ve ne kadar benlikten kaçtýðýný 'Terk-i Terk' dedikleri makam... Her þeyi býraktýktan sonra tekrar dünyaya avdet... Her an bir büyük huzurda olma kal'asýnýn burcunda sancaðý sallanýyordu! Sizinleyken sizinle deðildir... Ama sizinledir... Bu irþad kutupluðu makamýdýr. Bu mânâyý öyle yaþadým öyle duydum, öyle içtim ki.."1

"Ensemin örsünde bir demir balyoz,
Kapandým yataða son çare diye.
Bir kanlý þafakta, bana çil horoz
Yepyeni bir dünya etti hediye"
...

"ALLAH dostunu gördüm, bundan altý yýl evvel;
Bir akþamdý ki, zaman, donacak kadar güzel"

Artýk þair, fildiþi kulesinden 'agora' tabir ettiði toplumun vicdanýna inmiþ, cemiyetin ve toplumun mücadele sahasý olan meydanlarda ve fikir kulüplerinde çaðýmýzýn buhranýný dile getirmeye baþlamýþtýr. Fânîliðin, þehvetin ve korkunun bütün kapýlarýný zorlayan, yýllardýr nefsin lâbirentlerinden bir çýkýþ noktasý arayan þair, "kanýna girdiði nurtopu günlerin" "yiyip bitirdiði kudsî emanetin" hesabýný sormak üzere aynadaki hâlinin karþýsýna dikilir:

"Çýkamam, aynalar, aynalar zindan
Bakamam, aynada, aynada vicdan
Beni beklemeyin o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti"


Þair artýk sanatta gâyenin ALLAH'ý aramak olduðuna inanmaktadýr:

"Anladým iþi, sanat ALLAH'ý aramakmýþ
Marifet bu, gerisi yalnýz çelik çomakmýþ"


Bu arada, bohem hayatýnýn karanlýklarýndan kurtularak "müjdecisi, efendisi"nin "ruhuna çaktýðý büyük temel çivilerinden" aldýðý kelimeler üstü bir tesirle yeniden doðan þairi, dönemin münekkit ve yazarlarý içlerine sindiremez, çok garipseyerek çeþitli yakýþtýrmalarda bulunurlar: "Ýslâm komünisti!", "Sâbýk þair", "Þiirine yazýk etti!"

Ancak þairin kendi ifadesiyle içini öyle bir "sosyal mücadele ruhu; sanatýnýn muhtaç olduðu cemiyeti yoðurma heyecaný" kaplar ki, kýsa bir zamanda geniþ kitlelerin sahipleneceði Büyük Doðu mecmuasýnýn ilk sayýsýný çýkarýr (1943). Artýk toplum üzerinde oluþturulan baskýlar, sosyal adaletsizlik, ahlâksýzlýklar ve materyalist fikir akýmlarýna karþý bir 'dur' deme vakti gelmiþtir:

"Durun kalabalýklar, bu cadde çýkmaz sokak
Haykýrsam kollarýmý makas gibi açarak"


feryadýna karþý yurdun dört bir köþesinden Büyük Doðu'nun açtýðý cepheler vasýtasýyla büyük destek gelmiþ ve üstadýn hep aradýðý, özlemini çektiði gençliðin ilk tohumlarý atýlmýþtýr.

"Ben bir genç arýyorum, gençlikte köprübaþý!
Týrnaðý en yýrtýcý hayvanýn pençesinden
Daha keskin eliyle baþýný ensesinden,
Ayýrýp o genç adam, uzansa yataðýna
...

Soruverse: ben neyim ve bu hâl neyin nesi!
Yetiþ, yetiþ, hey sonsuz varlýk muhasebesi!"


Dönemin despotik güçlerinin materyalist ve pozitivist fikirlerini dayatmalarýna raðmen o, 35 yýl boyunca yayýn hayatýna devam eden Büyük Doðu mecmuasýyla edebî, fikrî ve siyasî sahalarda amansýz bir mücadele verir.

Memleket ve millete sinsice sýzan tehlikeleri, cemiyetin vicdanýna sunar; "Ýþte bangýr bangýr ilân ediyoruz... Ýþte dâvânýn bamteli... Evet tekrarlýyoruz ve bin kere tekrarlasak da az buluyoruz ki, komünizma bâtýlýn ve dalâletin sistemi olsa da... Ona karþý koyma hakký ancak hakkýn ve hidayetin sistemi Ýslâmiyet'tedir..."

1952'de Vatan gazetesinin sahibi ve baþyazarý Ahmet Emin Yalman'ýn Malatya'da bir suikast teþebbüsünde yaralanmasý ile baþlayan hâdiseler, dönemin basýný tarafýndan özellikle Büyük Doðu'ya karþý karalama kampanyasýna dönüþtürülmüþ ve onu da, azmettirici sýfatýyla o meþhur savunmalarýný yapacaðý sanýk sandalyesine oturtmuþtur. 1964'te Büyük Doðu'nun 11'inci devresini açar ve Adnan Menderes için kaleme aldýðý "Zeybeðin Ölümü" adlý þiirinden dolayý takibata uðrar.

1974'te daha önce "Örümcek Aðý/1925", "Kaldýrýmlar/1928", "Ben ve Ötesi/1932, "Sonsuzluk Kervaný/1955", "Çile/1962" ve "Þiirlerim/1969" adlarýyla yayýmlanan þiir kitaplarýný yeni þiirleriyle birlikte tek kitapta; "Çile"de (1974/Bütün Þiirleri) toplar. Siyasî ve kültürel meseleleri ele alan meþhur "Rapor"larý, 1980 yýlýna kadar on üç yýl süreyle yayýmlanýr. 26 Mayýs 1980'de Türk Edebiyatý Vakfý tarafýndan "Þairler Sultaný" ve 1982 yýlýnda yayýmlanan "Batý Tefekkürü ve Ýslâm Tasavvufu" adlý eseri münasebetiyle de yýlýn fikir ve sanat adamý seçilir. Necip Fazýl 1981 yýlýnda "Ýman ve Ýslâm Atlasý" isimli eserini yazmak için bir daha çýkmamak üzere evinin küçücük odasýna kapanýr. Ömrünün son günlerini 1,5 yýllýk mahkûmiyet kararý yüzünden her ân götürülme tehdidi altýnda kendini tamamen ALLAH'a adamýþ bir derviþ yaþantýsý içinde gerçek dostlarýyla mahzun sohbetler yaparak geçirir.

"Dünyam 78 yýllýk bir çile, iç burkuntularý idi. 'Ne ölüm terleri döktüm, nelerden...' Varlýk yokluk muammasý, yok ölüm, yok hayatýn gayesi. Ve milyarlarca karýncaya lâf anlat! Fakat þimdi görüyorsun iþte: Zorlu nefs'e diz çöktürüyorum" der son sohbetinde.2

Ve bir gece...
"Öleceðiz müjdeler olsun, müjdeler olsun!
Ölümü de öldüren Rabb'e secdeler olsun!"
dediði ve ömrü boyunca gergef gibi iþlediði biricik meselesi sonsuza varma gerçeðinin zamaný gelmiþtir. Yataðýndan doðrulup yorgun gözlerini, yedi kat göklere, ötelerin ötesine doðru diker... Ve son sözü:
"Demek böyle ölünürmüþ!.." (25 Mayýs 1983)
...

"Hayatým, baþýndan beri muazzam bir þeyi bulmanýn cereyaný içinde akýyordu. Þu veya bu miskin vesilenin has-sasiyeti içinde birini arýyordum. Birini...
O kim mi?

ALLAH'ýn sevgilisi...

Sonsuzluk ikliminin batmayan güneþi ve ebedilik sarayýnýn paslanmaz tâcý...

Tek dâva O'nu bulmakta, bulduracak olaný bulmaktaydý.

Bin bir istikâmette seke seke, saða sola büküle büküle, renkten renge bulana bulana, hiçbir þeyden habersiz ve insandaki bedava emniyet ve bedahet saadeti karþýsýnda þaþkýn, hep o "Bir" etrafýnda helezonlar çizilen bir hayat...

Benim hayatým budur!"
Batý kültürünün içinde yetiþen ve saf þiirin asrýmýzdaki en güçlü temsilcisi olarak görülen Necip Fazýl, "ALLAH" demenin yasak olduðu bir dönemde inandýðý deðerler uðrunda "ciðerinden kalemine kan çekerek" davasýnýn, kendi ifadesiyle "hohlaya hohlaya" buz daðlarýný eritmenin mücadelesini vermiþtir. "Ateþte ve cýmbýzda" bile olmadýðýný söylediði büyük fikir çilesi ona, "bir kanlý þafakta, yepyeni bir dünya hediye edecek", "mukaddes emaneti ne yaptýnýz?" diye meydan yerine çýkacaðý günü kollayan gençliðin yetiþmesi uðrunda tam otuz küsur yýl zindanlarda iþkence görecek, "akrebin kýskacýnda bir hayat" yaþayacaktý. Ve bir gün, günü gelince "iyi insanlarýn iyi atlara binip gittiði" âleme göçecektir.

Ömrünü ve bütün mücadelesini "týrnaklarýyla kazýyarak" ulaþtýðý "mutlak hakikat"e, kendi çok sevdiði ifadesiyle "öteler"e ve eþyanýn hakikatine kenetleyen büyük þair, benliðin nefsinden toplumun ve cemiyetin nefsine hitap eden bir davanýn çevresinde örgülenmiþ hayatý ve sanatýnda, hep "Yüceler"i, "Mavera"yý ve "ALLAH"ý anlatmýþ ve sanatkârý "ALLAH'ý aramak memuriyetinde olan zamanýn hakiki Fatih'i" þeklinde yorumlamýþtýr.

Koca bir imparatorluðun çöküþüne þahit olan þair, Balkan harpleri, Dünya savaþlarý ve Millî Mücadele sonrasýnda kurulan Cumhuriyet'e þahitlik edecek ve yaþanan bütün bu hâdiseler, onun ruh dünyasýna önemli tesirler yapacaktýr. Ayný dönemin buruk acýlarýna, yýkým ve sarsýntýlarýna daha erkenden þahitlik edecek olan Mehmet Âkif ve Yahya Kemâl de, koca bir devletin çöküþünden arda kalan acýlarý bütün derinliðiyle yaþayacak ve þiirlerinde resmedeceklerdir. Onlar, kapanan bir çaðýn önemli þahitleridirler. Türk þiirinin yeni temel taþlarý bu çileli yýllarýn içinde döþenmeye baþlayacaktýr. Millî ve mânevî deðerlerimizin hiçe sayýldýðý, ilim ve irfanýn hor görüldüðü, din ve tasavvufun dýþlandýðý ve mukaddesatýn târumâr edildiði bir dönemde, yeni dünyanýn içine düþtüðü boþluðun perdesini kendi öz diþleriyle yýrtarak çýkan Necip Fazýl, "duvara bir titiz örümcek aðý" gibi ördüðü þiirini inceden inceye inþa edecek ve âdeta asrýmýzdaki insanýn yapmasý gereken "varlýk muhasebesini" kendi þahsýnda yapacaktýr.

Tiyatrodan romana, hikâyeden hatýraya kadar geride birçok önemli eser býrakan Necip Fazýl, þiirleriyle de bir devre ýþýk tutmuþ ve saf þiirin asrýmýzdaki en önemli temsilcilerinden biri olmuþtur. "Âlemin nâmütenahi kesretinden büyük ve merkezi vahdete ulaþmak, þiirin biricik gâyesidir" diyen þair "þiirlerinde Yunus'un derûni sesini, Fuzûli'nin yakýcý ýstýrabýný, Bâki'nin ihtiþamýný, Nef'i'nin öfkesini, Nâbi'nin hikmetli söyleþisini, Ziya Paþa'nýn hicvini, Abdülhâk Hâmid'in metafizik ürpertisini, Mehmet Akif'in dinî duygularýný ve Yahya Kemâl'in tarih özlemini toplamýþtýr."3

Necip Fazýl'a yakýnlýðýyla bilinen ve onun þiirini ve 'Poetika'sýný en iyi yorumlayanlardan biri olan Sezai Karakoç, þu enfes deðerlendirmeyi yapar: "Þiir, aslýnda Necip Fazýl'da sürekli olarak 'ben'in hiçlikle yaptýðý ölümüne savaþýn en etkili ve belki de tek silâhýdýr. Varoluþ sýrrý, hakikat sýrrýdýr asýl önemli olan. Zamanýn raksý ne içindir? Bir son vardýr; bu 'ben' bu sorularýn etrafýnda dönüp durmaktadýr. Þair, mutlak hakikati arayýp durmaktadýr."4 Karakoç, Necip Fazýlla ilgili tespitlerini özetle þöyle sürdürür: Benliðin bu büyük varoluþ savaþýný sürdüren Necip Fazýl, baþlangýçta mistik bir güçle eþyanýn, daha sonra karþýsýna çýkan ölümün perdesini kaldýrarak birdenbire ruhun büyük cehdiyle hakikatle karþýlaþmýþtýr. Bu, ALLAH'týr. Mâverâ perdelerinin gerisinde, ebedî, ezelî gerçek olan ALLAH, 'Ben'in kurtuluþunun da anahtarýdýr... Hakikati Ýslâm'ýn ALLAH ve Ýnsan anlayýþýnda bulan þair, tekrar meseleler ve davalar yüklü olarak topluma döneceðini Çile þiirinin sonunda ifþa etmektedir. Baudelaire, Varlaine, Mallarme, Rimbaud kaçtýðý dünyalardan geri dönmemiþlerdir. Ama Necip Fazýl, topluma ve insanlara geri dönmenin sorumluluðuyla toplumun ortasýna atýlmýþtýr. Bundan sonra çeþitli eserleriyle, neþriyle ve þiiriyle insaný kendi benini kurtaran gerçeðe çekmeye, çaðýrmaya çalýþacaktýr. Bu da Ýslâm dünyasýnýn tarihi sosyolojik þartlarýnda çok çetin ve yýpratýcý bir savaþýn içine girmek demek olmuþtur.5

Dipnotlar

1- Ahmet Kabaklý, Sultanu'þ-Þuara, s.142, Türk Edebiyat Vakfý Yay., 1. Basým, Mat-Yapým – Kasým 1995.
2- Kabaklý, age, s.188.
3- Mustafa Miyasoðlu, Necip Fazýl Armaðaný, Konak Yay., s. 304 - Ýstanbul Matbaa, Mayýs 2004.
4- Karakoç, Edebiyat Yazýlarý-II, Diriliþ Yay., s.67, Diriliþ, 1970 - 2.Baský, Bayrak Matbaacýlýk – Ýstanbul 1997.
5- Karakoç, age, s.69.
Fark edilmek için çok küçük olduðunu düþünüyorsan, kapalý bir odada bir sivrisinekle uyumayý dene.

Afrika Atasözü