Gönderen Konu: Hz. NÛH (a.s)  (Okunma sayısı 422 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teþekkür 51
Hz. NÛH (a.s)
« : 06 Aralık 2009, 15:49:14 »
Hz. NÛH (a.s)
    ALLAH Teala'ya ibadeti terkedip, tapýnmak için kendilerine putlar edinen ve böylece yeryüzünde ilk defa fesada uðrayan bir kavmi tevhid akidesine döndürmek için gönderilen peygamber. "Ulul-Azm" peygamberlerin ilki olan Nuh (a.s)'ýn, kavmini tevhide döndürmek için verdiði mücadele, Kur'an-ý Kerim'de uzunca zikredilmektedir. Adý, kýrk üç ayrý yerde zikredilen Nuh (a.s)'ýn kýssasý, þu surelerde mufassal olarak ele alýnmýþtýr: el-A'raf, Hûd, el-Müminûn, eþ-Þuara, el-Kamer ve kendi adýyla adlandýrýlmýþ olan, Nûh suresi.
    Nûh (a.s), Adem (a.s)'dan yaklaþýk olarak bin sene sonra gönderilmiþtir. Bu zaman zarfýnda insanlar tevhid üzere olup, ALLAH Teala'ya þirk koþmaktan kaçýnýrlardý. Ýbn Abbas (r.a)'dan þöyle rivayet edilmektedir:
    "Adem ile Nuh arasýnda on asýr vardýr. Bu zaman zarfýnda insanlarýn hepsi Ýslam üzere idiler" (Ýbn Sa'd et-Tabakatü'l-Kübra, Beyrut t.y, l, 42).
    Ýbn Abbas (r.a)'ýn hadisinde, Ýslam üzere on asýrdan bahsedilmektedir. Bu on asýrdan sonra, Nuh (a.s) gönderilinceye kadar, insanlarýn sapýklýk üzere bulunduklarý daha baþka asýrlarýn da olmasý muhtemeldir.
    Ayrýca, Ýbn Abbas (r.a)'ýn bu hadisi, tarihçilerin ve Ehl-i kitab'ýn zannettikleri gibi, Kabil ve oðullarýnýn ateþe tapan bir topluluk olarak varlýðýnýn sözkonusu olmadýðýný da ortaya koymaktadýr. Yani, tevhidden ilk sapma, Adem (a.s)'den en az bin sene sonra olmuþtur.
    ALLAH Teala'ya þirk koþan bu putperest topluluk, aniden ortaya çýkmadý. Ýdris (a.s)'dan sonra insanlar, onun þeriatýna uyarak ibadet ediyor ve salih alimlerin çizgisinden yürümeye özen gösteriyorlardý. Bir zaman sonra insanlarýn sevip uyduklarý bu salih kimseler ölüp gittiklerinde, kavimleri onlarý kaybetmekten dolayý büyük üzüntüye kapýldýlar. Þeytan, onlarýn bu hassasiyetlerinden istifade ederek, sevdikleri bu salih kiþileri hatýrlamak ve böylece onlarýn nasihatlarýný zihinlerinde canlý tutmak için onlara, bu kiþilerin her zaman bulunduklarý yerlere, onlarýn birer heykelini, anýtýný dikmeyi telkin etti. Ýlk defa put diken bu nesil onlarý, kesinlikle tapýnmak için dikmemiþ ve onlara ibadet edip, þirk koþanlardan olmamýþlardý. Ancak bunlarýn peþinden gelen nesiller zamanla bu heykellerin birer ilah olduðuna inanmaya, hayýr ve þerrin sahibi olduklarýný vehmetmeye baþlamýþlardý. Böylece yeryüzünde ilk defa, tevhid akidesinden sapýlmýþ ve insanlar ALLAH'tan baþka ilahlar edinerek, O'na þirk koþmaya baþlamýþlardý. Putlarý diken bu ilk neslin vebali oldukça büyüktür. Zira onlar, bu putlarý dikmekle bir sonraki neslin putperest olmasýna sebep olan ve ALLAH'a þirk koþmayý ilk icad edenlerdir. Ayrýca onlar, canlý suretler yapmakla da ALLAH Teala'nýn azabýna müstahak olmuþlardýr. Hz. Peygamber (s.a.s) canlý bir þeye benzer bir suret yapan kimse için þöyle buyurmaktadýr: "Her kim bir suret yaparsa, ALLAH Teala ona kýyamet günü, yaptýðý surete ruh verinceye kadar azap edecektir. O kimse ise asla bunu baþaramayacaktýr". Kýyamet günü en þiddetli azap suret yapanlara olacaktýr. Onlara; "yarattýklannýzý diriltin bakalým" denilecektir" (Buharî, Libas, 89, 97).
    Nuh kavminin tapýndýðý putlarýn her birinin, Kur'an-ý Kerim'de zikredildiðine göre bir adý vardý: "..."Ved, Suva', Yaðûs, Yeûk ve Nesr putlarýndan asla vazgeçmeyin" dediler" (Nûh,7,1/23).
    ALLAH Teala, ilahi rahmeti gereði, doðru yolu bulup hidayete erebilmeleri için sapýtan bütün topluluklara peygamberlerini göndermiþ, böylece onlara, þirk ve isyan bataklýðýndan kurtulmanýn yollarýný göstermiþtir. Peygamber, ALLAH Teala'nýn kullarýna rahmetinin en açýk bir delilidir. ALLAH Teala, elîm Cehennem azabýndan sakýndýrmalan için peygamberlerini göndermiþ; bunlardan, inkarcýlarýn isyan ve iþkencelerine karþý sabrederek, tebliðlerine devam etmelerini istemiþtir. Nuh (a.s) da, kavmine gönderildiði zaman, büyüklenmelerine, vurdumduymazlýklarýna ve bütün aþýrýlýklanna raðmen onlara þefkatle yaklaþarak, kendilerini gelecek can yakýcý azaba karþý korumak istemiþtir. ALLAH Teala, Nuh (a.s)'ýn, kavmine gönderiliþi hakkýnda þöyle buyurmaktadýr: "Milletine can yakýcý bir azap gelmeden önce onlarý uyar" diye Nuh'u milletine gönderdik" (Nuh, 71/1).
    iyice azýtmýþ ve korkunç bir helakle cezalandýrýlmayý haketmiþ bir topluluk olan Nuh kavmine, bu helakten kurtulmak için rahmanî bir el uzatýlmýþtý. ALLAH'ýn elçisi Nuh (a.s), þirki býrakýp, tevhid akidesine dönüþü tebliðle görevlendirildiðinde, onlara yaptýðý ilk teblið, Kur'an-ý Kerim'de þöyle zikredilmektedir: "...Ey kavmim! ALLAH'a kulluk edin. O'ndan baþka ilahýnýz yoktur; doðrusu sizin için büyük günün azabýndan korkuyorum" dedi. (el-A'raf, 7/59); "Ben sizin için apaçýk bir uyarýcýyým. ALLAH'tan baþkasýna kulluk etmeyin! Doðrusu ben, hakkýnýzda can yakýcý bir günün azabýndan korkuyorum" dedi. (Hûd, 11/25, 26); "Ey kavmim! ALLAH'a kulluk edin. Sizin için O'ndan baþka ilah yoktur. Sakýnmaz mýsýnýz"dedi. (el-Mü'minün, 23/23); "Ey Milletim! Þüphesiz ben, size gönderilmiþ apaçýk bir uyarýcýyým. ALLAH'a kulluk edin, O'ndan sakýnýn ve bana itaat edin ki, ALLAH günahlarýnýzý baðýþlasýn ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Doðrusu ALLAH'ýn belirttiði süre gelince geri býrakýlmaz. Keþke bilseniz!" (Nûh, 71/2-4).
    Nûh (a.s)'ýn bu tebliði karþýsýnda onlar, büyüklenerek ve þýmararak Nuh (a.s)'a türlü þekillerde saldýrýlarda bulunmuþlar ve çeþitli kötülüklerle itham etmiþlerdir. Her zaman hakkýn karþýsýnda durup, toplumlarýný peygamberlere uymaktan alýkoyan mele'  (ileri gelenler) Nuh (a.s)'ýn da karþýsýna çýkmýþ, Kureyþin ileri gelenlerinin hz. Muhammed (sav) (s.a.s)'e yaptýklarýný andýran bir tarzda, onu, sapýklýkla ve sefihlikle itham etmiþlerdi. Nuh (a.s) onlarý, ALLAH'tan baþkasýna kulluk etmemeye çaðýrdýðýnda; "Kavminin ileri gelenleri: "Biz senin apaçýk sapýklýkta olduðunu görüyoruz" dediler".
    Nuh (a.s) merhametle onlara; "Ey kavmim! Bende bir sapýklýk yoktur; ancak ben alemlerin Rabbinin peygamberiyim, Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öðüt veriyorum. Sizin bilmediðinizi ALLAH katýndan ben biliyorum. Sakýnmanýzý ve böylece merhamete uðramanýzý saðlamak için aranýzdan bir vasýtayla Rabbinizden size haber gelmesine mi þaþýyorsunuz?" dedi" (el-A'raf, 7/61-63).
    Þirkin ve küfrün pisliðiyle bulanmýþ akýllar, tarihin her döneminde ALLAH Teala'nýn, bir elçi gönderdiði zaman, onu hangi topluma gönderiliyorsa o toplum içerisinden çýkarmasýna þaþmýþlar, bundaki açýk gerçekleri görmemiþlerdir. Nuh kavmi de ona itiraz ederken, ALLAH Teala'nýn elçisinin bir insan deðil ancak bir melek olabileceðini ileri sürmüþtü: "Senin ancak kendimiz gibi bir insan olduðunu görüyoruz" (Hûd, 11/27); "Bu, sizin gibi bir insandan baþka birþey deðildir. Sizden üstün olmak istiyor. ALLAH dilemiþ olsaydý melekler indirirdi. Ýlk atalarýmýzdan beri böyle bir þey iþitmedik" (el-Mü'minün, 23/24). Mustaz'af insanlardan bir topluluðun etrafýnda toplanýp onu tasdik etmeye baþlamasý sebebiyle, tebliðini tesirsiz býrakmak için çareler arayan Mele', bu geliþme üzerine daha da sertleþerek, onu yalancýlýk ve delilikle itham etmeye baþlamýþlardý. Onun için þöyle deniliyordu: Daha baþlangýçta, sana bizim ayak takýmý dýþýnda kimsenin uyduðunu görmüyoruz. Sizin bizden bir üstünlüðünüz de yoktur. Biz sizin bir yalancý olduðunuz kanaatindeyiz" (Hûd, 11/27); Bu adamda nedense biraz delilik var. Bir süreye kadar onu gözetleyin" (el-Müminün, 23/25); "Bu putperestlerden önce Nuh milleti de yalanlayarak; delidir" demiþlerdi, yolu kesilmiþti" (el-Kamer, 54/9).
    Zenginlik ve riyaset sahibi bu insanlar üstünlüðün malda ve topluma hakim bir konumda olmakta olduðunu zannettikleri için, gerçekte, kendileriyle kýyas kabul etmez derecede bir üstünlüðe sahip olan Nuh (a.s)'a inanan mustaz'aflarý küçümsüyor ve onlarla bir arada, ayný seviyede bulunmayý nefislerine bir türlü kabul ettiremiyorlardý. Bunun için Nuh (a.s)'a müracaat etmiþler ve bu insanlarý yanýndan uzaklaþtýrýrsa, o zaman belki kendisini dinleyebileceklerini bildirmiþlerdi. Ancak Nuh (a.s) onlara kesin bir üslupla cevap vererek, gerçek anlamda üstünlüðün, inananlarda olduðunu þu ifade ile ortaya koymuþtur: "Ben inananlarý kovacak deðilim. Ben sadece açýkça bir uyarýcýyým " (eþ-Suara, 26/ 14-15).
    Nuh (a.s), býkmadan, her türlü eziyetlerine sabrederek onlarý her yerde Ýslam'a çaðýrýyor, Cehennem azabýndan kurtulmalarýnýn yollarýný belletmeye çalýþýyordu. Ancak kavmi, onu her defasýnda alaya alýyor. Söylediklerini aralarýnda eðlence konusu yapýyorlardý: "Kavminin ileri gelenleri (Mele) yanýndan her geçtiklerinde onunla alay ediyorlardý. Nuh ise onlara þöyle diyordu: Bizimle alay edin bakalým. Biz de, bizimle alay ettiðiniz gibi sizinle alay edeceðiz" (Hûd, 11 /38).
    Nuh (a.s), kavmini þirkten dönmeye davet ederken, onlara tesir edebilecek her yolu deniyordu. Onlara ALLAH'a ibadet etmeyi ve bir peygamber olarak kendisine tabi olmayý telkin ederken, buna karþýlýk kendilerinden hiç bir maddî menfaat istemediðini ve beklemediðini; amacýnýn yalnýzca onlarý, ALLAH Teala tarafýndan gelecek olan büyük cezalardan korumak olduðunu bildiriyordu: Kardeþleri Nuh, onlara ALLAH'a karþý gelmekten sakýnmaz mýsýnýz? Doðrusu ben size gönderilmiþ güvenilir bir elçiyim. ALLAH'tan sakýnýn ve bana itaat edin. Buna karþý sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir". Doðrusu hakkýnýzda büyük günün azabýndan korkuyorum" (eþ-Þuara, 26/106-110, 135).
    Kavmi, inadýnda direnmiþ ve kesin kararýný vermiþti. Ona; "Ýster öðüt ver, ister öðüt verenlerden olma, bizce birdir" dediler" (eþ-Þuara, 26/136). Buna raðmen O, çaðrýsýnda ýsrar edince, müþrikler tamamen sertleþmiþ ve onu tehdit ederek artýk bu söylediklerini tekrarlamayý terketmezse kendisini taþlayacaklarýný bildirmiþlerdi: "Ey Nuh! Eðer bu iþe son vermezsen, þüphesiz taþlanacaklardan olacaksýn" dediler" (eþ-Þuara, 26/116).
    Nuh (a.s), davetini tekrarladýkça onlarýn inadý artýyor, ona ve inananlara eziyetlerini daha da þiddetlendiriyorlardý. Nuh (a.s) onlarýn bütün bu tahammül edilmez eziyet ve iþkencelerine katlanýyor ve onlarý kurtarmak için bir an olsun boþ durmuyordu. Asýrlar süren bu yorucu teblið faaliyeti, kavminden çok az bir topluluk dýþýnda, kimsenin iman etmesini saðlayamamýþtý: "Pek az kimse onunla beraber inanmýþtý" (Hûd, 11/40).
    Azgýnlaþan kavmi, ALLAH Teala'ya meydan okurcasýna Nuh (a.s)'a þöyle çýkýþýyordu: Ey Nuh! "Bizimle cidden tartýþtýn; hem de çok tartýþtýn. Doðru sözlülerden isen tehdit ettiðin azabý baþýmýza getir" dediler" (Hûd 11 /32).
Onlar, Nuh (a.s)'ýn tebliðine kulaklarýný týkadýklarý için, onun ne söylediðini bir türlü idrak edemiyorlardý. Nuh (a.s), belki düþünürler diye, azabýn sahibinin kim olduðunu ve onun kudretinin sýnýrsýzlýðýný bir kez daha onlara teblið ediyordu: Ancak ALLAH dilerse onu baþýnýza getirir, siz O'nu aciz býrakamazsýnýz. ALLAH sizi azdýrmak isterse, ben size öðüt vermek istesem de faydasý olmaz. O, sizin Rabbinizdir. O'na döndürüleceksiniz" (Hûd, 11/33-34).
    Nuh (a.s), bu zalim topluluðun iman etmeyeceðini anlamýþtý. Kavmi için hiç bir kurtuluþ yolu kalmamýþtý. Onlar zulümlerini artýrdýkça artýrdýlar. Bunun üzerine Nuh (a.s), dokuz asýrdan fazla bir müddet tahammül ettiði zorluklar karþýsýnda hiç kimseye tesir edemediðini ve edemeyeceðini anlayýnca, kavminin durumunu ALLAH Teala'ya havale etmekten baþka çare bulamadý.
    ALLAH Teala, onun bu durumunu Kur'an-ý Kerim'de þöyle dile getirmektedir: "Nuh; Rabbim! Milletim beni yalanladý. Benimle onlarýn arasýnda sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananlarý kurtar" dedi" (eþ-Þuara, 26/117-118); Nuh; "Rabbim! Beni yalanlamalarýna karþýlýk bana yardým et" dedi" (el-Mü'minun, 23/26); "Oda; "Ben yenildim, bana yardým et" diye Rabbine yalvarmýþtý" (el-Kamer, 54/10).

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açýkken deðil, kapatýnca göreyim!

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teþekkür 51
Ynt: Hz. NÛH (a.s)
« Yanıtla #1 : 06 Aralık 2009, 15:50:11 »
ALLAH Teala da ona, kavmini sularla helak edeceðini, bunun için bir gemi yapmasýný bildirdi. Ayrýca bundan dolayý kavmine acýyýp da, onlar için baðýþlama dilememesi gerektiðini de bildirdi: Nûh'a; "Senin milletinden inanmýþ olanlardan baþkasý inanmayacaktýr. Onlarýn yapageldiklerine üzülme. Nezaretimiz altýnda, sana bildirdiðimiz gibi gemiyi yap. Haksýzlýk yapanlar için Bana baþvurma. Çünkü onlar suda boðulacaklardýr" diye ALLAH tarafýndan vahyolundu" (Hûd, 11 /36-37),
    Nuh (a.s), Cebrail (a.s)'ýn gözetimi altýnda gemiyi yapmaya baþladý. Müþrikler yanýna geldikleri her defasýnda onunla alay ediyorlardý: "Gemiyi yaparken kavminin inkarcý ileri gelenleri yanýna uðradýkça onunla alay ederlerdi. O da; Bizimle alay ediyorsunuz ama, alay ettiðiniz gibi bizde sizinle alay edeceðiz. Rezil edecek olan azabýn kime geleceðini ve kime sürekli azabýn ineceðini göreceksiniz" dedi" (Hûd, 11/36-39).
    Taberî, Nûh (a.s)'ýn, kavmini Ýslam'a davet ediþi, gemiyi yapmaya baþlamasý ve kavminin onunla alay ediþi hakkýnda, Aiþe (r.anh)'dan rivayetle, Resulullah (s.a.s)'ýn þöyle söylediðini nakletmektedir: "Nuh kavminin arasýnda dokuz yüz elli sene kalmýþtý. Bu zaman zarfýnda onlarý hakka davet etti. Son zamanlarýna doðru bir aðaç dikti. Aðaç her taraftan çok büyüdü. Sonra onu kesip gemi yapmaya baþladý. Onun yanýndan geçerlerken, ona ne yaptýðýný soruyorlar ve onunla dalga geçerek Þöyle diyorlardý: "Onu yap; karada gemi yapýyorsun; bakalým nasýl yüzdüreceksin?" Nuh (a.s) da onlara; "yakýnda bileceksiniz" diyordu" (Taberî, Tarihul-Rasul vel-Mulük, Beyrut 1967, l, 180). Ve yine ona; "Nebiliði býrakýp, Marangozluða mý baþladýn" diyerek eðleniyorlardý (a.g.e., l, 183).
    Nuh (a.s)'ýn yaptýðý geminin þekli ve büyüklüðü hakkýnda Ýbn Abbas (r.a)'dan þöyle bir rivayet nakledilmektedir. "Geminin uzunluðu, Nuh'un babasýnýn dedesinin (yani idris (a.s)) zýra'ýyla üç yüz zýra'; eni elli zýra'; yüksekliði otuz zýra'; su seviyesinden yukarýsý ise altý zýra' idi. Katlara ayrýlmýþ olan geminin üç kapýsý bulunmaktaydý. Bu kapýlar üst üste açýlmýþtý (Taberî, a.g.e., l, 182).
    Nuh (a.s), gemiyi inþa ederken, tahtalarý birbirine mýhlar kullanarak çakmýþtý: "Onu, tahtadan yapýlmýþ, mýhla çakýlmýþ bir gemiye bindirdik" (el-Kamer, 54/13).
    Nuh (a.s) bu esnada, artýk tamamen yüz çevirdiði kavminin durumunu ALLAH Teala'ya arzediyor ve onlarý bütün imkanlarýný kullanarak þirkten nasýl vaz geçirmeye çalýþtýðýný anlatarak, buna karþý kavminin takýndýðý tutumu O'na þikayet, edip, yeryüzünde onlardan kimseyi býrakmamasýný istiyordu.
    Nuh (a.s)'ýn adýný taþýyan ve onun kýssasýnýn anlatýldýðý surede bu durum þöyle anlatýlýr: "Nûh dedi ki: "Rabbim! Doðrusu ben, kavmimi gece gündüz çaðýrdým. Fakat  benim çaðýrmam, sadece benden uzaklýklarýný artýrdý. Doðrusu ben senin onlarý baðýþlaman için kendilerini her  çaðýrýþýmda parmaklarýný kulaklarýna týkadýlar, elbiselerine büründüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler. Sonra, doðrusu ben onlarý açýkça çaðýrdým. Sonra onlara açýktan açýða, gizliden gizliye de söyledim. Dedim ki: "Rabbinizden baðýþlanma dileyin; doðrusu O,  çok baðýþlayandýr. "Nuh, "Rabbim! Doðrusu bunlar bana baþ kaldýrdýlar ve malý, çocuðu kendisine sadece zarar getiren kimseye uydular. Birbirinden büyük hilelere baþvurdular" dedi. Ýnsanlara; "sakýn tanrýlannýzý býrakmayýn; Ved, Suva', Yaðûs, Yeûk ve Nesr putlarýndan asla vazgeçmeyin" dediler. Böylece bir çoðunu saptýrdýlar. Rabbim! Sen bu zalimlerin sadece þaþkýnlýðýný artýr. Nuh dedi ki; "Rabbim! Yeryüzünde hiç bir inkarcý býrakma. Doðrusu sen onlarý býrakýrsan kullarýný saptýrýrlar; sadece ahlaksýz ve çok inkarcýdan baþkasýný doðurup yetiþtirmezler" (Nûh, 71/5-11,21-24, 26-27).
    ALLAH Teala, bu kavme helaki umumi kýldýðý gibi, Nuh (a.s) da bunun umumî olmasýný istemiþti. Çünkü, asýrlar süren daveti neticesinde anlamýþtý ki; bunlardan kalan nesil, yine onlar gibi inkarcýlar olacaktý. Ýbn Ýshak þöyle demektedir: "Bir sonraki asýr geldiðinde o nesil, bir öncekinden daha berbat oluyordu. Sonra gelen nesiller  "Bu adam babalarýmýzla, dedelerimizle birlikte yaþamýþtý ve onun hiç bir sözünü kabul etmemiþlerdi. Bu deliden baþka biri deðildir" diyorlardý" (Taberî, a.g.e., l, 182).
    Yeryüzünde ilk defa fesad çýkararak, zalimlerden olan bir toplumu cezalandýrmak için ALLAH Teala'nýn takdir etmiþ olduðu vakit yaklaþmakta idi. ALLAH Teala, Nuh (a.s)'a Tufanýn geliþini haber veren alamet olarak, tandýr (tennûr)'dan sularýn kaynamasýný göstermiþti.
    Tandýrdan su kaynamaya baþlayýnca ALLAH Teala, ona her cins canlýdan birer çifti ve kendisine inananlarý gemiye bindirmesini vahyetti: Emrimiz gelip, tandýrdan sular kaynamaða baþlayýnca; her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmemiþ olanýn dýþýnda kalan çoluk çocuðunu ve inananlarý gemiye bindir" dedik. Pek az kimse onunla beraber inanmýþtý" (Hûd, 11 /40).
    Onunla beraber olanlarýn sayýsý hakkýnda yedi kiþi ile seksen kiþi arasýnda deðiþen rivayetler vardýr (Taberî, a.g.e, l, 187-189).
    Nuh (a.s) ile, ailesinden Ham, Sam, Yâfes adlarýndaki üç oðlu da gemiye binmiþti. Ancak dördüncü oðlu Kenan (Yam), ona iman etmediði için gemiye binmemiþti. Sular her yeri kaplamaya ve gemi yüzmeye baþlayýnca Nuh (a.s) oðluna; "Ey oðulcuðum! Bizimle beraber gel; kafirlerle birlik olma" diye seslendi. Oðlu; "Daða sýðýnýrým, beni sudan kurtarýr" deyince, Nuh; "Bugün ALLAH'ýn buyruðundan, O'nun acýdýklarý dýþýnda kurtularak yoktur" dedi. Aralarýna dalga girdi. Oðlu da boðulanlara karýþtý" (Hûd, 11/42-43).
    Nuh (a.s), muhtemelen, oðlunun küfredenlerden olduðunu bilmediði için, ALLAH Teala'ya; "Rabbim! oðlum benim ailemdendi. Doðrusu senin va'din haktýr. Sen hükmedenlerin en iyi hükmedenisin" diye seslenerek, oðlunun baþýna gelenlerin hikmetin! öðrenmek istemiþti. ALLAH Teala, bir peygamber dahi olsa, kan baðýnýn hiçbir þey ifade etmediðini, insanlarýn birbirinden olmalarýnýn yeðane ölçüsünün akide olduðunu; "Ey Nuh! O senin ailenden deðildir. Çünkü o, çok kötü bir iþ iþlemiþtir. Öyleyse bilmediðin þeyi benden isteme" ayetiyle Nuh (a.s)'a bildirerek, ortaya koymuþtur.
    Tufan, yeryüzünde, gemidekilerin dýþýnda hiç kimsenin sað kalmasýnýn mümkün olmadýðý bir þekilde bütün dünyayý sular altýnda býrakmýþtý. Gök, kapýlarýný açarak sularýný boþaltmýþ; Yer, her tarafýndan sular fýþkýrtmaya baþlamýþtý: "Biz de bunun üzerine gök kapýlarýný boþanan sularla açtýk. Yeryüzünde kaynaklar fýþkýrttýk. Her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleþti" (el-Kamer, 54/11-12).
    ALLAH'a isyanda direten ve O'nun elçisine olmadýk eziyetleri reva gören ve asýrlar boyu, gidiþatýnda hiçbir deðiþiklik yapmayan zalim bir topluluk, sonraki nesillere, inkarcý zalimlerin sonunun ne olduðunu anlamalarý için, bu þekilde, tufan ile helak edilmiþti.
    ALLAH Teala, inkarcý zalimler helak olduktan sonra, Tufaný sona erdirmiþ ve inananlarýn bulunduðu gemiyi selametle Cûdi daðý üzerine durdurtmuþtu; "Yere; "Suyunu çek!" göðe; "Ey gök sen de tut!" denildi. Su çekildi, iþ de bitti. Gemi Cûdiye oturdu. "Haksýzlýk yapan millet ALLAH'ýn rahmetinden uzak olsun" denildi" (Hûd, 11 /44).
    Taberî'nin Resulullah (s.a.s)'e dayandýrýlan bir rivayetine göre Tufan, altý ay sürmüþtür. Recebin ilk günlerinde baþlayan Tufan, Muharremin onuncu gününde son bulmuþ ve gemi Cûdi daðýnýn üzerine oturmuþtu. Nuh (a.s), þükür için, herkese oruç tutmasýný emretmiþti (Taberî, a.g.e., 1,190). Bu gün, Aþure günü olarak o zamandan günümüze dek hatýrasýný sürdürmüþtür.
    Gemi, su üzerinde kaldýðý altý ay boyunca dünyanýn her tarafýný dolaþmýþtý. ALLAH Teala, Tufan esnasýnda
Adem (a.s) tarafýndan inþa edilen Mekke'deki Beytullah'ý yeryüzünden kaldýrmýþtý (Taberî, a.g.e., l, 185).
    Ýnkar edip yeryüzünde fesad çýkaran topluluk yok edilip sular çekildikten sonra, ALLAH Teala peygamberine artýk emniyet içerisinde gemiden inebileceðini bildirmiþti: "Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan topluluklara bizden bir selamet ve bereketle gemiden in" (Hûd, 11/48).
    Nuh (a.s), gemiden indikten sonra, Semanîn diye isimlendirilen bir yerleþim yeri inþa etmiþti. Bu yer ve Cûdî daðý; Ceziretu Ýbn Ömer (Cizre)'in yakýnýnda bulunmaktadýr (a.g.e., 189).
    Diðer bir rivayete göre de Nuh (a.s) gemide yüz elli gün kalmýþ, ALLAH Teala, gemiyi Mekkeye yöneltmiþ;
gemi kýrk gün Beytullah etrafýnda dönmüþ ve sonra da Cûdi'ye yönelterek orada durdurmuþtu (M.Ali Sabûni, en-Nübüvve vel-Enbiya, Dýmaþk 1985, 154). Geminin kalýntýlarý muhtemelen bu daðýn üzerinde hala bulunuyor olmalýdýr. ALLAH Teala Kur'an-ý Kerîm'de, insanlara ibret olsun diye onu, bulunduðu yerde býraktýðýný zikretmektedir: "And olsun ki Biz, o gemiyi bir ibret olarak býraktýk; öðüt alan yok mudur" (el-Kamer, 54/ 15).
    Nuh (a.s) ile birlikte Tufandan kurtulanlardan, Nuh (a.s) ve oðullarý dýþýnda kalanlar, yok olup gitmiþler ve sonraki nesiller Sam, Ham ve Yafes'ten türemiþlerdir. ALLAH Teala þöyle buyurmaktadýr: "Ancak onun soyunu sürekli kýldýk" (es-Saffat, 37/77). Resulullah (s.a.s) bu ayeti okuduðu zaman, sürekli kýlýnanlardan kastýn, Ham, Sam ve Yafes olduðunu söylemiþtir (Taberî, a.g.e., l, 192).
    Tarihçiler; Þam'ý, Araplarýn ve Fars'larýn atasý; Ham'ý, Zenciler ve Habeþlilerin atasý ve Yafes'i de Türkler, uzak doðu milletleri, Berberîler, Çinliler ve Maveraünnehir kavimlerinin atasý olarak kabul etmektedirler (Ýbnul-Esîr, el-Kamü fi't-Tarih, Beyrut 1979, l, 78).
    Nuh (a.s)'in tufana kadar dokuz yüz elli beþ yýl yaþadýðý kesindir: "Þüphesiz ki biz Nuhu kavmine Peygamber olarak gönderdik. Aralarýnda elli yýl hariç bin yýl kaldý" (el-Ankebut, 29/14). Ancak, Tufandan sonra ne kadar yaþadýðý hakkýnda bir bilgi yoktur. Ýbn Abbas (r.a)'ýn görüþüne göre, Nuh (a.s) bin yedi yüz seksen sene yaþamýþtýr ve öldüðünde de Mescid-i Haram'a yakýn bir yere defnedilmiþtir (Sabûnî, a.g.e., 154).
    Nuh (a.s), Ulül-Azm peygamberlerin ilkidir. ALLAH Teala onu, "çok þükreden kul (abden þekûra)" olarak isimlendirmiþ ve kýyamete kadar gelen nesiller, anýp selam getirsinler diye onun ismini herkesçe bilinir kýlmýþtýr: "Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun diye ona iyi bir ün býraktýk. Doðrusu o, bizim inanmýþ kullarýmýzdandý" (es-Saffat, 37/81 -82).
    Ve o, sonraki peygamberler için, takip edilmesi gereken bir önder kýlýnmýþtýr: "Ýbrahim de þüphesiz, onun yolunda olanlardandý" (es-Saffat, 37/83).
    ALLAH Teala, Peygamberimize, kendisine yapýlan itiraz ve iþkencelere karþý, Nuh (a.s) ve onun yolunda olan diðer ulul-azm peygamberler gibi sabretmesini emretmektedir. Yani o, Resulullah (s.a.s)'e bir örnek olarak gösterilmektedir: "Resullerden azim ve sebat sahibi (ulul-emr) olanlarýn sabrettiði gibi sen de sabret" (el-Ahkaf, 46/35).
    Nuh (a.s), Peygamber (s.a.s)'e ve inanan tebliðcilere bir numune olarak gösterildiði gibi; onun inkarcý kavminin helaký da, müslümanlara zulmetmeyi gelenek haline getiren sapýk topluluklara bir örnek olarak sunulmuþtadýr.

KAYNAK: TELLÝOÐLU, Ömer; Þamil Ýslam Ansiklopedisi, Akit Gazetesi Yayýný, C.VI, S.248-252

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açýkken deðil, kapatýnca göreyim!