Gönderen Konu: Müezzinimiz BÝLAL-Ý HABEÞÝ  (Okunma sayısı 523 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Renanet

  • UzMaN ÜYE
  • ***
  • İleti: 1959
  • Teþekkür 15
Müezzinimiz BÝLAL-Ý HABEÞÝ
« : 06 Aralık 2009, 20:33:46 »
Bilal-i Habeþî, insanlarýn boyunlarýna tasmalar takýlýp çarþý-pazarda köle niyetine satýldýðý talihsiz bir dönemde Mekke'de dünyaya gelmiþti. Aslen Habeþli idi. Anne babasý da köle olan Bilal'in, ne yaþadýðý gününde bir hakký, ne de geleceði ile ilgili plânlarý vardý. Olamazdý da..! Zira, onun hayatý, efendisinin lütfundan ibaretti..! Güttüðü hayvanlarýyla eþ tutulduðu anlar, adam yerine konulup lütufta bulunulduðu en kýymetli zamanlarýydý O'nun..!
Bulunduðu evde Rasûlullah'a karþý bitmek tükenmek bilmeyen bir kin, her defasýnda açýða çýkan bir nefret vardý. Sürekli komplolar kurulur, davasýndan vazgeçirmek için akla hayale gelmedik tuzaklardan bahsedilirdi. Hoþuna gitmese de Bilal'in, akýþý deðiþtirmeye ne gücü, ne de yetkisi vardý. Kendisi için çizilen çizginin dýþýna çýkamaz, genelde efendisinin deve ve koyunlarýný otlatýr, kendi halinde, çileli bir hayat yaþardý. Ýslâm gelip elinden tutmasaydý, öyle de devam edecek ve bir köle olarak noktaladýðý hayatý unutulup gidecekti.

Kim ne derse desin Bilal, gerçek sahibini, gönlünün sultanýný bulmuþtu ve bir daha da O'ndan hiç ayrýlmayacaktý. Zira Bilal, artýk Hakka uyanmýþtý. Hem de nice hürlerden önce..! Kullara kulluktan kurtulmuþ, O'nun elçisine de gönlünü kaptýrmýþtý. Birinci, ikinci, üçüncü gün derken, Ebû Cehil, durumun farkýna varmýþ ve böylelikle Bilal için daha zor, daha da çetin günler baþlamýþtý.

Nurun perde altýnda yayýldýðý sýrlý bu ilk günlerde, imanýný ilân etmek bir cesaret isterdi ve bu cesareti gösteren yedi kiþiden biri de Bilal'di. Kâbe'deki putlara söz söyleyip hakaret ettiði görülünce bir gün, hakkýnda söylentiler yayýlmýþ ve amansýz bir takip baþlamýþtý. Sahibini sýkýþtýrdýlar. Efendisinin bir köle için riske girmeye hiç niyeti yoku. Zaten Bilal de, kölelerinden bir köleydi. Minnetsizdi ve, 'Alýn sizin olsun. Ne yaparsanýz yapýn' deyiverdi. Bilal, Ümeyye Ýbn Halef'in ellerinde, Ebû Cehil'in insafýna(!) kalmýþtý.

Aldýlar ve Bilal'i sahraya götürdüler. Çölün kýzgýn kumlarý üzerinde yatýrýyor, omuzlarýna taþlar koyup, bir taraftan iþkence yaparken, diðer yandan da gönlünün gülü Muhammed'i ve dinini inkâr etmesini istiyorlardý.

Bilhassa Ebû Cehil'de, bitip tükenmek bilmeyen bir kin vardý; salyalar dökülen aðzýndan bu kinini her fýrsatta kusuyordu. Bir efendi olarak aklýna sýðýþtýramýyordu; kendi iradesi dýþýnda bir baþka güç nasýl kabul edilebilirdi? Hele bir köle.. konumuna bakmadan böyle bir kabule nasýl cür'et edebilirdi? Yüzüstü kýzgýn kumlara yatýrýyor ve güneþte kýzarýncaya kadar iþkence yapýyordu. Bir taraftan da, 'Muhammed'in Rabbini inkâr et!' diye sürekli telkinde bulunuyor, hakaret üstüne hakaretler yaðdýrýyordu. Zaten takati tükenen Bilal'in, söz söylemeye mecali kalmýyor, dudaklarýndan sadece bir kelime dökülüyordu: 'Ehad.. Ehad..!'

Bilal, o dünyayý da bilen birisiydi. Bugüne kadar hep onlarla beraberdi. Dediklerini kabullenip tekrar yanlarýna gitse ne deðiþecekti? Hayat boyu iþkence altýnda yaþamaktansa, bu iþkenceye katlanýp ebedî huzuru yakalamak vardý iþin aslýnda. Onun için diþini sýkmýþ ve zilletle yaþamaktansa izzetle ölümü çoktan göze almýþtý. O gün Bilal'e kimse güç yetirip isteklerini kabul ettiremedi. Bulduðu yolda sabit kadem kalmaya kararlýydý ve her türlü iþkenceye raðmen bu kararlýlýðýndan zerre kadar taviz vermedi.

Güneþin yakýp kavurduðu bedeninde ayrý bir parýltý, kemiklerine yapýþmýþ teninde de farklý bir ýþýltý vardý. Kararmýþ bedeni âdeta nur kesilmiþti. Ümeyye ve Ebû Cehillerin, bitip tükenmek bilmeyen kinini sinesinde söndürürken âdeta melekleþiyor ve bir baþka keyfiyet kazanýyordu..! Bu ne kindi ki, maksadýna nail olabilmek için her þeyi mübah görüyor ve kuralsýz bastýrýyordu. Boynuna ipler baðlýyor ve onu çocuklarýn eline verip sokaklarda, Mekke daðlarýnýn arasýnda sürükletiyorlardý. ALLAH Rasulü'nün 'ümmetim' dediði Bilal'i, çoluk çocuðun oyuncaðý haline getirmiþlerdi. Çölde yalýnayak yürüyüp yanmadan Bilal'i anlamaya, çilesini görüp bilmeden mihnetlerin ortaya çýkardýðý kadr u kýymetini idrake imkân olabilir mi!?

Onun çektiði çileyi duyup gördükçe, sýkýntýlarýn cenderesinde yanýp kavrulan ALLAH Rasülü de çok üzülüyordu. Onu hürriyetine kavuþturmakla Ebû Bekir, her zamanki ferasetini konuþturuyor, ayný zamanda Efendimiz'i de sýkýntý ve üzüntülerinden bir nebze kurtarmýþ oluyordu. Zira, baþýnda deðirmen taþlarýnýn döndürülüp kavuran güneþin altýnda inim inim inletildiði bir sýrada, Hz. Ebû Bekir onu sahibinden satýn almýþ ve arkasýndan da hürriyetine kavuþturmuþtu. Hz. Ömer'in dediði gibi, Ebû Bekir efendimiz, Bilal efendimizi hürriyetine kavuþturuyordu.

Böylelikle Bilal, hem Ümeyye ve Ebû Cehil'in hiddetinden, hem de Kureyþ'in iþkencesinden kurtulmuþtu. Doðruca ALLAH Rasulü'nün yanýna gitti. Teslim oldu O'na ve o günden sonra da hiç ayrýlmadý. Her geçen gün Bilal, Efendimiz'e biraz daha yaklaþýyor, muhabbeti bir kat daha artýyordu. Bir zamanlar insan yerine bile konulmayan Bilal için artýk sýkýntýlý günler geride kalmýþ, yeni bir hayat baþlamýþtý. Öyle bir mesafe katetti ki, dünkü siyahî köle bugün, kendisinden çok þey öðreneceðimiz bir muallim, hem de insanlýðýn muallimi haline gelmiþti.

Derken gün geldi Mekke, kapýlarýný tamamen kapattý imana... Mukaddes bir göç yaþanacaktý Medine'ye ve artýk Mekke, arkasýndan aðýtlarýn yakýlacaðý, dâussýlalarla methiyelerin dizileceði bir beldeydi. Her inanan gönül gibi artýk, Bilal de Medine'deydi.

Nihayet namaz farz kýlýnmýþ, insanlarý ona davet için ezan okunmasý gerekiyordu. Efendiler Efendisi, cennetteki kameti ulaþýlmaz kýlan böyle bir vazife için Bilal'i seçmiþti. Kalktý ve o yanýk sesiyle ezan okumaya baþladý. ALLAH'ýn adýný, Rasûlü'nün yâdýný Mekke'de bu denli haykýramamýþtý. Bir zamanlar Mekke'yi 'Ehad.. Ehad..!" diye inleten ses, þimdi; 'ALLAHü Ekber.. ALLAHü Ekber..!' diye Medine'de yankýlanýyor, insanlarý Rasûlullah'la birlikte namaza davet ediyordu.

Derken Bedir geldi çattý. Ne tevafuk ki, oradaki parola da; 'Ehad.. Ehad..!' idi. Kureyþ, buraya ölümüne gelmiþti. Mekke'de elinden kaçýrdýðý fýrsatý burada kaybetme niyetinde deðildi. Ona göre hazýrlanmýþ ve baþka bir ihtimali akýllarýna bile getirmiyorlardý.

Mekke'nin sokak ve daðlarýnda Bilal'i inim inim inleten Ümeyye de Bedir'e gelenler arasýndaydý. Bulutlar güneþin önünde ebedi kalamazdý ya..! Günler deðiþmiþ, çehreler de baþkalaþmýþtý. Ümeyye de ettiðini bulacak, ektiðini biçecekti. Hem de adam yerine koymadýðý kölesi Bilal'in eliyle..! Bir ara Ümeyye'yi gördü Bilal, haykýrdý; 'Küfrün baþý Ümeyye! Ýþte þurada..!' Ümeyye ise, Bilal'i hâlâ küçümsüyor, tepeden bakýyordu. 'Bilal! Kölem! Sen mi?' diyor ve aldýrýþ bile etmiyordu. Bulunduklarý yerden bir tekbir sesi yükseldi. Artýk Ümeyye nefes alamýyordu.

Bilal, mükemmel bir insan olmuþtu. Ezaný, namazý, kulluðundaki derinlik ve hassasiyetiyle; Hz. Peygamber'in de dikkatini çekiyor ve zaman zaman, 'Hangi amelin sebebiyle bu noktaya ulaþtýn?' anlamýnda kendisiyle ilgili sorular soruyordu.

Bir defasýnda Efendimiz, cennete girdiðini ve önünde bir ses iþittiðini anlatýyordu. Cebrail'e bu sesin ne olduðunu sorunca; 'Önünüzde Bilal yürüyor' cevabýný almýþtý.

Efendimiz'in, cennetin kendisine müþtak olduðu üç kiþiden biri olarak anlattýðý Bilal, ayný zamanda çok mütevazý idi. Bir kýsým insanlar, gelip Bilal'in faziletlerinden bahsettiklerinde çok utanmýþ ve, 'Ben bir Habeþliyim. Daha dün bir köleydim.' demiþti.

Ýnsanlarýn kendisini Ebû Bekir'e tafdil edip ondan üstün tuttuklarý kulaðýna gelmiþti. Çok þaþýrmýþ, utancýndan kýpkýrmýzý kesilmiþti ve hemen müdahale etti: 'Nasýl olur?' dedi. 'Ben, onun hasenatýndan sadece bir haseneyim.'

Efendimiz, onun izdivacýyla bizzat meþgul olmuþtu. Evine ziyarete geldiði bir sýrada hanýmýnýn Bilal'i bir nebze üzdüðünü hissetmiþ, 'Sakýn Bilal'i gücendirme!' diyerek onu ikaz etmiþti. Zira onu üzenin hasenatý tehlikeye girebilir, iyilikleri kabul görmezdi.

Medine güzeldi... Ýþkenceler mazide kalmýþtý... Rasûsullah'la beraberdi... Artýk Bilal de bir insandý.. hem de rehber bir insan.. Ama Bilal'in gözünde hâlâ Mekke tütüyor, yana yakýla Mekke'ye methiyeler diziyordu. Bir yüce mefkûreye koþarken nefes nefese, Rabbinin adýný orada da haykýrmak en büyük hayaliydi. Ayný zamanda her yer vatan deðildi.. olamazdý da..!

Aslýna bakýlýrsa Bilal, aslen Mekkeli deðildi. Ama Mekke'de çilesi vardý. Çölün kumlarýna karýþmýþ teri vardý.. Mekke'de onun yeri vardý... Taþý topraðý hatýralarýyla doluydu. Ezan okurken oraya yöneliyor, sesini daha bir gür çýkarýyordu. Belki de Medine'de bulduðu rahatlýðý Mekke'de de yaþayabilmenin özlemiydi bu. Taþýna topraðýna naðmeler yakýyor, pýnarlarýnýn suyundan içebilme özlemiyle yanýp tutuþuyordu.

Hastalanmýþtý bir gün... Ateþler içinde yanýyor ve þiddetli bir acý çekiyordu. Halini sorduklarýnda, belki de ilk günlerdeki çileli günlerini hatýrlamýþ ve unutmuþtu herþeyi... Zira Mekke düþmüþtü yâdýna; aðrýlarý bir bir gitmiþ, oraya olan özlemini, hem de Mekke'nin otuna, dað ve taþýna olan hasretini seslendiriyordu. 'Bilmem ki!' diyordu. 'Mekke vadisinde etrafýmý izhir ve celil otlarý sarmýþ olarak bir gece daha geçirebilecek miyim? Mecenne suyuna ulaþacaðým bir gün daha gelecek mi? Þâme ve Tafîl daðlarý bana bir kere daha görünecek mi?'

Karýncanýn duasýna muttali olup ihtiyacýný gideren yüce Kudret, elbette Bilal'in yakarýþýný da duyuyordu. Olacaktý; bunlar da olacak, Bilal'in, Bilaller'in de hasreti dinecekti. Ama zamaný vardý...

Aradan yýllar geçti. Geçen yýllar ile birlikte sýlaya olan hasret, önü alýnmaz bir talebe dönüþmüþtü. Ziyaret için yola döküldüler. Kureyþ çok tahammülsüzdü.. Hudeybiye'de durup yoldan geri dönmek zorunda kaldýlar... Bir anlaþma vardý, ama Kureyþ þimdiye kadar neye sadýk kalmýþtý ki!? Bir köye saldýrýp kan dökerek anlaþmayý ihlâl ederken, yolun sonuna geldiklerinin farkýnda deðillerdi. Artýk vakit tamamdý.

Nihayet, müjdesi verilmiþ bir fetihle Mekke'ye girdiklerinde, orada artýk ne Lat, ne de Uzza kalmýþtý.. ne Ebû Cehil'den eser vardý, ne de Ebû Leheb'in hükmü geçiyordu. Hak gelince batýlýn mumu sönmüþ ve iþkenceler de bitmiþti..! Mekke, gerçek sahibine kavuþmanýn bayramýný yaþýyordu.

O güne kadar mazlumlarýn iniltisine þahit olan Mekke, ilk kez Muhammedî sadâ duyacaktý. Ýþaret buyurmuþtu Rasûlullah ve çýkmýþtý Bilal Kâbe'nin damýna... Mekke'nin dört bir ufkunda artýk, 'ALLAHü Ekber.. ALLAHü Ekber!' hakikatý yankýlanýyordu. Mekke'nin yüzü gülmüþ, kasvet kaplý atmosferini büyülü bir huzur bürümüþtü. Âdeta hayat durmuþtu Mekke'de..! Mü'minlerde sevinç gözyaþlarý, müþriklerde ise korkulu bakýþlar hâkimdi. Þaþkýnlýktan ne yapacaðýný bilemeyenler, utancýndan huzura gelemeyenler vardý. Kendi zaviyelerinden bakýyor ve hayatlarýndan endiþe duyuyorlardý. Halbuki ALLAH Rasûlü, insanlarý insanca yaþatmak için gelmiþti. Yine enginliðini konuþturacak, her türlü hakaret ve þiddeti reva gören kin tacirlerine bile, 'Haydi gidin, hürsünüz..!' deyiverecekti.

Rasûlullah'la birlikte bütün savaþlara katýldý Bilal..! Veda Haccý'nda bulundu. Ümmetiyle vedalaþýrken ALLAH Rasulü, Bilal'in içine de bir kor düþmüþtü. O'nun olmadýðý bir mekâný hayal edemiyor, aklýna bile getirmek istemiyordu. Ancak O da bir beþerdi ve herkese olan O'na da olacak, bir gün O da, fena ve faniyi býrakýp; ebedi dostluða, Refik-i A'la'ya ulaþacaktý.

Son ezanýný, güneþin gurup ettiði Rasûlullah'ýn yüce dostluða kavuþtuðu gün okumuþtu. Bu hicrana gönlü dayanacak gibi deðildi. Sabah-akþam beraber olduðu ALLAH Rasûlü'yle artýk oturup kalkamayacak, ezaný okuyup arkasýnda namazýný kýlamayacaktý. Çok üzgündü. Baðrýna taþ basýp, yüreðindeki ateþi söndürmeyi defalarca denedi, ama buna imkân yoktu. Deli-divane olmuþtu. Gecenin sessizliði çökünce Medine'ye, Bilal de susmuþ, bir türlü ezan okuyamýyordu.

Belki de Medine'yi, eski haliyle yâd etmeyi arzuluyor, Rasûlullah olmadan zihnine oradan bir karenin girmesine gönlü razý olmuyordu. Zira o güne kadar okuduðu her ezanýn namazýný Rasûlullah kýldýrmýþ, attýðý her adýmda O'nunla hemdem olmuþtu. Hatýralarýndaki Medine'yi yaþamak, ölünceye kadar bütünlüðüne halel getirmemek için oradan ayrýlmak istiyordu.

Aklýna koymuþtu: O'nun olmadýðý yerde Bilal de olmamalýydý. Halife Ebû Bekir'in yanýna geldi ve Efendiler Efendisi'nin bir sözünü nakletti ona. Zira Efendimiz, bir gün karþýsýna almýþ ve ona:

'Yâ Bilal! ALLAH yolunda cihaddan daha faziletli bir baþka amel yoktur.' demiþti.

Ebû Bekir, anlamýþtý Bilal'in maksadýný. Ortalýðý sessizlik bürüdü bir müddet ve arkasýndan endiþe dolu bir sesle,

'Ne demek istiyorsun ya Bilal!' dedi. Bilal'in cevabý hazýrdý:

'Ölünceye kadar kendimi ALLAH için vakfetmek.'

Ayný hicran, Hz. Ebu Bekir'i de yakmýyor muydu? Gözyaþlarýna hâkim olamadý ve narin bir ses tonuyla Bilal'e tekrar döndü; 'Ezanýmýzý kim okuyacak?' dedi.

Zira, Bilal bir âlem olmuþtu. Çileli günlerin bir hatýrasýydý. Medine 'ALLAHü Ekber'i ilk onunla duymuþ, ayný sadâyý Mekke'ye o taþýmýþtý. Rasûlullah'ýn müezziniydi. Mukadder beþer yolculuðu devam etse de, günde beþ vakit ezan ve namaz arkada kalanlara birer borçtu. Bilal de giderse, ezanlarý kim okuyacaktý..? Her ikisi de hýçkýra hýçkýra aðlýyordu. Bir ara kendini toparladý Bilal ve inleyen bir sesle; 'Rasûlul-lahtan sonra ben ezan okuyamam!' diyebildi.

Belli ki, Ebû Bekir'in ýsrarý bir netice vermeyecekti. Bilal'i durdurmak mümkün deðildi. Öylesine kararlýydý ki, bir adým daha attý ve Halife'ye:

'Sen' dedi. 'Beni, ALLAH için mi satýn alýp hürriyete kavuþturdun, kendin için mi?'

Ebû Bekir gibi varlýðýnýn tamamýný ALLAH yolunda seferber eden birisi, kendisi için bir adým atar mýydý hiç? 'Elbette ALLAH için' cevabýn verdi. Bunun üzerine boynu bükük Bilal'in aðzýndan þu cümleler dökülmeye baþladý:

'Þayet beni kendin için satýn alýp hürriyete kavuþturmuþsan, yanýnda tutabilirsin. Hakkýn var buna.. o zaman dediðini yaparým. Ancak bunu, ALLAH için yapmýþsan býrak da bugün ben, ALLAH için cihad edeyim.'

Yüreðe bir taþ daha basmak gerekiyordu ve artýk Bilal için Medine uzaktan bakýlan bir þehirdi. En çok sevdiði, arkasýndan aðýtlar yaktýðý Mekke de artýk yarasýna merhem olamazdý ve oraya dönmeyi de düþünmüyordu. O sýralarda Þam tarafýna gitme hazýrlýðýnda olan bir seriyye vardý.. katýldý aralarýna ve sonrasýnda hiç durmadan ALLAH için koþturdu durdu. Zira, yarasýna ancak ALLAH için attýðý adýmlar merhem olabiliyordu.

Zaman ilerliyordu. Ebû Bekir de gurub etmiþ, bayraðý artýk Ömer taþýyordu. Bilal'i özleyen, Bilal'in ezanýna hasret kalanlardan biri de þüphesiz Ömer'di. Ayný hasreti yaþayan binlerce insan vardý Hicaz'da. Dindirilmesi mümkün olan bir hasretti bu. Konuþtular aralarýnda ve bir nebze de olsa dindirmeye karar verdiler. Halife Ömer gidecek ve getirecekti Bilal'i tekrar Medine'ye...

Ömer düþtü yola ve Þam'a geldi bir gün. Aradý ve buldu Bilal'i. Aradan yýllar geçmiþti. Oturup hasret giderdiler saatlerce... Mekke'den bu yana kopup gelen iki dostun dertleþmesiydi bu... Hicraný, sadece Bilal yaþamýyordu ki..! Hicaz'ýn yasý, bitip tükenme bilmiyordu... Bir anlýk teneffüs bile olsa, yüreklere bir nebze su serpilmeliydi... Sonra sözü ezana getirdi Ömer... 'Ne olur, bir defa' dedi ve ýsrar etti: 'Medineliler seni.. ezanýný bekliyor ya Bilal..!'

Yumuþamýþtý Bilal. Zira, önünde sadece bir fert deðil, sosyal bir talep duruyordu. Belki de dualar külliyet kesbetmiþ ve kabul vakti gelmiþti.

Bir de rüya görmüþtü Bilal! Yýllarca hasretiyle yanýp tutuþtuðu Efendisi, Efendimiz gecesine teþrif etmiþ, 'Bu kadar ayrýlýk niye ya Bilal! Bizi ziyaret vakti gelmedi mi?' demiþti.

Bir iktirandý bu... Doðruca Medine'nin yolunu tuttu. Oraya gelinceye kadar, bütün hatýralarýný yeniden canlandýrdý zihninde. Medine'de okuduðu her ezanýn imamý Rasûlullah'tý ve Bilal de Medine'ye gidiyordu. Sanki yeniden karþýlaþacakmýþ gibi heyecanlanýyor, yürüdüðünün bile farkýna varmýyordu. Uçuyordu âdeta...

Derken ulaþmýþtý Medine'ye. Doðruca Efendimiz'in kabrinin baþýna geldi. Çok duyguluydu. Yýllar sonra pâk yüzünü göremese de O'nun, kendi halini gördüðünden emindi. Bir hasbihaldi bu..! Hýçkýra hýçkýra aðlýyordu. Orada, iki yâdigar; Hasan ve Hüseyin'le karþýlaþtý. Görüp karþýlaþtýðý herþey Efendisini, gönlünun sultanýný hatýrlatýyordu. Kendini kaybetmiþti Bilal! Onlarý kucaklýyor, öpüp öpüp sarýlýyor ve kokularýnda Rasûlullah'ý duymaya çalýþýyordu.

Sevinen sadece Bilal deðildi ki! Geldiðini duyan herkes, ayrý bir sevinç yaþýyordu. Hz. Hasan ve Hüseyin, bir fýrsat yakalamýþlardý. Býrakmadýlar onu, deðerlendirmek istediler. Bilal'in olduðu yerde, ezaný da Bilal okumalýydý ve sabah ezanýný okumasý için boynuna sarýlýp yalvardýlar âdeta. Belli ki istek, Ömer'den deðil, bütün Medine'den geliyordu.

Gecenin karanlýðý veda edip Medine aydýnlanmaya durunca, o gece mescitten bir nida yükselmeye baþladý: 'ALLAHü Ekber.. ALLAHü Ekber..!'

Ezan okunuyordu. Ama bu ezan, bu ses, tanýdýk bir sesti... Evet.. evet, Bilal'in sesiydi bu..! Onun sesi kulaktan girince gönüllere, Rasûlullah tahtýný kurmaz mýydý hiç..?

Rüya deðil, gerçekti bu..! Bilal.. ezan.. Rasûlullah ve Medine... O kadar bütünleþmiþlerdi ki, dâussýlayla yanýp tutuþtuklarý Mekke'ye bir fetihle girdiklerinde bile geri dönmüþ, Medine'yi þenlendirmeye devam etmiþlerdi..!

Medine sarsýlmýþtý âdeta. Dalga dalga yankýlanan Bilal'in sesini duyan herkes, evinden fýrlýyor ve heyecanla mescide doðru koþmaya baþlýyordu. Kadýn-erkek, çoluk-çocuk, ayný sarsýntýyla doðruluyor, Medine'de bayram yaþanýyordu. Sanki Rasûlullah hayata geri dönmüþ, Bilal de mescidde, ALLAH Rasûlü'nün kýldýracaðý namazýn ezanýný okuyordu.

Daha Bilal'ýn ezaný bitmeden, yýðýlmýþtý Medine mescidin önüne..! Heyecan doruk noktaya ulaþmýþtý. Duyup gördüklerinin, rüya deðil gerçek olduðunda þüpheleri kalmamýþtý artýk..! Göz pýnarlarý ceyhun olup çaðlamaya durmuþ, o güne kadar görülmeyen bir gözyaþý döküyordu Medine..! Hýçkýra hýçkýra aðlýyorlardý. En çok aðlayan ise, þüphesiz Halife Ömer'di.

Bilal'in ise, bu heyecaný kaldýracak takati yoktu, tekrar vedalaþtý Medinelilerle, attý yine kendini Þam cephelerine..!

Hayata veda zamaný gelip ölüme el sallarken Bilal, 'Yarýn dostlara kavuþacaðýz! Muhammed ve yanýndakilere..!' diyordu. Bunu duyan hanýmý bir taraftan aðlýyor, diðer yandan da dövünüp çýrpýnýyordu. Teselli yine Bilal'e düþmüþtü:

'Bir vuslat bu. Ne mutlu bize!'

Hicretin üzerinden 20 yýl geçmiþti. Bilal, 60 küsur yýlý geride býrakýrken, fena ve faniye de veda ediyor, ebedi dostlukla bitmeyecek bir vuslat yaþýyordu.

Bilal..! Müezzinimiz..!

Medine, Mekke, Hicaz derken, bugün ezanýn dünyaya yayýldý, ey Bilal! Sadece dünkü Medine deðil, bütün dünya bekliyor ezanýný bugün..! Belki sesimiz kýsýk, sosyal talebimizi seslendirecek bir Ömer yok aramýzda, hatýrý sayýlan..! Seninle hasbihal edebilecek kametten yoksunuz... Boynuna sarýlýp yalvaracak bir Hasan ve Hüseyin'den de mahrumuz bugün..! Bir fetret yaþýyoruz ki sorma..! 'Gel artýk!' diyebilecek ne dudaklarýmýzda fer, ne de dizlerimizde derman kaldý. Bir bükük boynumuz var; akýþý deðiþtireceðine inandýðýmýz bu acziyetimizle, halimiz bir lisan, gözlerimiz rahmet kapýsýnda ve ezanýmýzýn okunacaðý günü, bayram yaþayacaðýmýz aný bekliyoruz..!

Reþit HAYLAMAZ
Bir  çiçekte gördügüm gülüþüne hasret bir ömür....
Bakýþlarýnýn  sýzlattigi yüregime gömdüðüm
Ömrüm sana  özlem dolu sözler göndersede sana yalnýz sana özel  sözlerin anlamlarýyla hitap etmeyi  bir ömre  bedel isterdim....