Gönderen Konu: Fildiþi kulesinde münzevi bir aydýn/CemiL Meriç..  (Okunma sayısı 806 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Giryân

  • FoRuM Dostu
  • UzMaN ÜYE
  • ****
  • İleti: 1107
  • Teþekkür 8
  • 'Beþer'likten kurtulup 'insan'laþma yolunda yolcu.


Bir odada on bir bin kitaplýk bir kütüphane, bir çalýþma masasý.. ve fildiþi kulesinde münzevi bir aydýn… Gecenin karanlýðýnda gök yüzündeki takým halindekilerin aksine yapayalnýz bir yýldýz.. kutup yýldýzý; karanlýkta yön bulmaya yarayan… “Ýdeolojiler düþünceye giydirilmiþ deli gömlekleridir!” diyen ve hiçbir ideolojinin hegemonyasýna girmeyen, bu yüzden de kalabalýðýn içinde bir baþýna kalan, fildiþi kulesine sýðýnan bir aydýn.. Cemil Meriç…

“Ben herhangi bir tarikatýn sözcüsü deðilim. Yani ilan edilecek hazýr bir formülüm yok. Derslerimde de, konuþmalarýmda da tekrarladýðým ve daraðacýna kadar tekrarlayacaðým tek hakikat: Her düþünceye saygý…” Bütün hayatýnýn özeti aslýnda bu söz Meriç’in. Kendimize olan saygýmýzýn bile tartýþýldýðý bir dönemde yaralarýmýza reçete… Hiçbir hazýr fikre boyun eðmeyiþin idolü Üstad. Her yeni gelen fikre þüpheyle yaklaþmak; ‘þüpheden bile þüphe eden bir þüphe…’, hazýr bir elbise gibi giyinmek yerine kendi kültür ve irfan dünyamýzda yoðurmak ve posayý reddetmek…

Her düþünceye saygýlý Üstad, her düþünce deðerli.. en azýndan üzerinde düþünmeye deðer, Üstadýn gözünde… Hazýr formüllerin inadýna her düþünceyi öz bünyesinde yoðurup haykýrýyor insanlara… “Bir tartýþmada asýl kazanan kaybedendir” diyebilecek kadar da olgun saygýsý, Üstadýn. Dürüst bir aydýn.. idealleri ve ilminin haysiyeti için boyun eðmemiþti hiçbir zorluða, yoksulluða, yoksunluða.. “Ben düþünen, okuyan, ve temsil ettiði, temsil ettiðini sandýðý beþeri kýymetleri lekelememek için aç kalmaya, açlýktan kývranmaya razý olan adam.” Göze almýþtý bir kere her þeyi ve dönüþü yoktu bu yolun. Aldanmýþtý belki, yanlýþ limanlara demir attýðý olmuþtu belki ama hiç aldatmamýþtý: “Bu, periþan ve derbeder bir hayatýn ezeli rüyasýdýr. Þairâne bir rüya. Ýdealler gerçekleþirse ideal olma vasfýný kaybederdi. Elimde demir âsâ, ayaklarýmda demir çarýk zirveye doðru yürümeye çalýþýyorum. Ölüm dudaklarýmdaki son þarkýyý susturacaðý güne kadar düþe kalka yürümeye çalýþacaðým. Belki çok aldanmýþýmdýr ama hiç kimseyi aldatmadým.” Bir dönem Marksist olduðu için mahkemeye çýkarýldýðýnda, Marksist olduðunu haykýrdýktan sonra o güne kadar hiçbir iþçinin elini dahi sýkmadýðýný itiraf edecek kadar dürüst.. bu yüzden de yalnýz býrakýlmýþtý belki de…

Çocukluk yýllarýnda sivrilmiþti Üstad toplumun içinden ve bir daha da asla dönmedi geriye.. gözlerini kaybettikten sonra bile… “Bir gün arkadaþý Þevket’le konuþurken þöyle diyordu: ‘Bak Þevket, Eflatun ne türlü bir devlet hayal etmiþ? Gel seninle Devlet isimli eserini mütalaa edelim.’ Þevket’in yanýtý þöyle olurdu: ‘Kalk Hüseyin Cemil, çarþýya inelim, bir tur atalým’”…

Yaralarýmýzý teþhis ediyordu Üstad: “Zaferden zafere koþan bir kavmin düþünceye ihtiyacý yoktu, Kur’an yetiyordu ona. Düþünmek mücadeledir, bir aczin ifadesidir. Düþünmeye alýþmamýþ bir kavmin, Avrupa’nýn düþünmesini istediði kadar düþünmesini istedik. Kelimelerden korkar olduk.” Acziyetimizi bir tokat gibi vuruyordu yüzümüze Üstad.. ama düþünmeyiþimize, düþünülenleri bile, acýyarak bakýyordu. Suçu hep kendisinde arýyordu.. yaptýklarýnýn deðil yapamadýklarýnýn/yapmayý tasarlayýp da yapamadýklarýnýn kýrýlmýþlýðýyla…

“Bu memleket için tek tehlikeli insan vardýr: Düþüncenin tehlikeli olduðunu söyleyen insan…” ve savaþý onlarla; dili keskin bir kýlýç…

Gençleri düþünmeye çaðýrýyor Üstad.. ve reçeteleri de sýralýyor ardý ardýna. “Sürüden ayrýlaný kurt kapar. Sürünün önüne geçmek sürüden ayrýlmak mý? Aradaki mesafe uzayýnca, evet.” Sürüden ayrýlan koyundu Üstad, ayýrýcý vasfý düþünmek, mesafeyi de açmýþtý epeyce.. ve dönüp ardýndaki sürüye baðýrýyordu avazý çýktýðýnca, belki birini daha kurtarýrým umuduyla; “Düþünenlerle düþünmeyenler hep savaþ içindedir tarih boyu, ama düþünmeyenler sayýca çok olduklarýndan hep galip taraftýr.” Gelin yenilmeyelim bu sefer diyordu.. gelin düþünelim… “Her asýrda birkaç kiþi düþünür. Gerisi düþünülenleri düþünür sadece.” Düþünülenleri düþünsek hiç deðilse, bulabiliriz yolumuzu, Meriç’e göre…

Dönüp ardýna baktýðýnda bir sürü vardý çok gerisinde.. onlar için üzülüyordu, acýyordu da onlara… Düþünmeyenlerden müteþekkil bir sürü.. sayýca çok fazla… Bir þey yapmayýþlarý, ataletten kurtulma çabasýna giriþmeyiþleri çileden çýkarýyordu Üstadý. Ama üzüntüsü aðýr basýyordu kýzgýnlýðýna hep.. çünkü sorumlu biliyordu kendini de… “Onlar sürü yavrum. Zincirlerinden baþka kaybedecek neleri var? Karanlýktan geldiler, karanlýða gidiyorlar. Ummandaki dalgalar gibi sayýsýz. Tarihi yok bu sürünün. Macerasý yok. Yýldýzlara týrmanan merdivenden habersiz. Yürüyen, esneyen, tepinen ve öðrendiði sesleri tekrarlayan uzviyet. Kafanýn vecdinden habersiz. Bu sarhoþ karnaval alayýný yýldýzlar, yüz binlerce yýldýz, kayýtsýz bakýþlarla seyrediyor. Hepsinin hayatý üç kelimenin içinde, hatta bir kelimenin: yaþamadýlar. Kaya nasýl beyin olmuþ bilen yok. Yapma çiçek gibi ürpermeyen, kokmayan, yaþamayan milyonlarca, milyarlarca beyin var. Bu kervanýn arkasýnda koþma çocuðum! Onlarýn yöneldiði iklimlerde sam yeli eser kýþ yaz. Saraylarý çingene çadýrýndan daha sevimsizdir. Ne yapsýnlar?..” Düþünmeyenlereydi savaþý Meriç’in, yalýn kýlýç, ama amacý öldürmek deðil muhatabýný, beynine bir kývýlcým atmak, kendi safýna çekmek.. ve düþünülenleri düþünmekle iþe baþlatmaktý gayesi…

Hepimiz bu ülkenin çocuklarýyýz ama ‘Bu Ülke‘yi yeterince tanýmýyoruz, bilmiyoruz, görmüyoruz… “Bu Ülke, yarým asýrlýk bir tetebbuun bir sanatçý mizacýndan süzülen usaresi. Bir mesaj, daha doðrusu, bir çýðlýk, kesif, dertli, derbeder.

“Bu araþtýrma, zifiri karanlýkta çakýlan kibrit, kaledeki nöbetçinin feryadý…” diyordu Üstad.. sonra iç çekip tekrar basýyordu feryadý: “Her aydýnlýðý yangýn sanýp söndürmeye koþan zavallý insanlarým, karanlýða o kadar alýþmýþsýnýz ki yýldýzlar bile rahatsýz ediyor sizi!..” O kadar alýþmýþýz ki karanlýða, mum olma bile bir yana, kibrit olup anlýk bir kývýlcým çýkarabileceðimiz bile silinmiþ aklýmýzdan.. o kývýlcýmla nice mumlar tutuþturabileceðimizi unutmuþuz… Üstad yýldýz.. yýldýzlara bile yummuþuz gözlerimizi, deve kuþu misal…

Zifiri karanlýkta gibi parlýyor Meriç ve ýþýðýný görecek, söylediklerine muhatap bir dost arýyordu: “Ölmek istiyorum, dekorsuz, poz almadan. Batan bir gibi ihtiþamla deðil, kaderin bileklerime taktýðý prangalardan kurtulmak için ölmek. Mütevazi bir odadan süslü bir salona geçer gibi, realiteden tarihe geçmek umurumda deðil. Ah inanabilseydim. Istýrap gayyasýnda aylarca kaldým, orada yalnýz sükut vardý. Neredesin, yanan alnýmý müþfik avuçlarýnda dinlendirecek Meçhul Dost?” Arýyordu meçhul dostunu, meçhul dostlarýný, bizleri… Yanan alnýný, kitaplarýný, o dostun ellerinde dinlendirmek istiyordu. Bulamamýþ olmanýn ümitsizliði buruyordu kalbini.. ve soruyordu: “Usancý, uykusuzluðu, utancý bir yumak ipek yapmak, sonra o yumakla nakýþlar iþlemek sayfalara, niçin?” O an, belki, asýlý kaldý boþlukta sorusu ama þimdi cevabý var: ‘Bizim için Üstadým.. bizim için.. karanlýðýmýzý aydýnlatman/aydýnlatabilmemiz için…’

“Demek dünya gittikçe küçülmekte. Ama sen odaný dünyadan, reel dünyadan, aktüel dünyadan çok daha fazla geniþletebilirsin.” Diye salýk veriyordu Üstad.. deðil mi ki her kitap yeni bir dünya, on bir bin dünyasý olan Meriç söylüyordu saadetin anahtarlarýnýn yerlerini ve beyinde çözmek gerek diyordu þifreyi.. düþünen bir beyinde… Ve fýsýldýyor gençlerin kulaðýna: “En mühim tavsiyem, Cihâd-ý Ekber: Yani cehalete, atalete, taassuba karþý savaþ.”

Bundan tam otuz üç yýl evvel bir eylül günü ilan ediyordu, Üstad, bekâsýný.. ölmediðini ve ölmeyeceðini: “Ýmzamý taþýyan her yazýda ben yaþýyorum.”
"Aþk odu evvel düþer ma þûka andan âþýka
Þem i gör ki yanmadan yandýrmadý pervâneyi"
Fuzûlî

Çevrimdışı Avni

  • 'Mucize'ye en yakýn gerçektin lâkin mucize/m diyemedim sana üzgünüm
  • TaLiP
  • **
  • İleti: 132
  • Teþekkür 3
Ynt: Fildiþi kulesinde münzevi bir aydýn/CemiL Meriç..
« Yanıtla #1 : 31 Ocak 2010, 13:18:29 »
Cemil Meriç'i ilk okuduðumda, kullanmýþ olduðu dil, özellikle entellektüel macerasý ve inanýlmaz tecessüsü ile bambaþka bir aydýnla karþý karþýya olduðumu anlamýþtým. O, daha önce kitaplarýný okuduðum aydýnlara benzemiyordu. Her þeyden önce okuyucunun : "Taþýdýðýn düþünceler haklý! Hakikatin peþindesin" gibi, peþin olarak kuþandýðý zýrhý bileylemiyordu. Aksine okuyucuyu sarsýyordu. "Dur! Ýnandýklarýn belkide hakikat deðildir. Tekrar düþün" diyordu; "Beni izle. Düþünce dünyasýný fethedelim. Dahilerle tanýþ.".  Bu müthiþ davete icabet etmekle çok þey kazndýðýmý daha sonralarý anladým. Böyle bir dehayý sunduðunuz için teþekkür ederim Bevadih.
Ey Hekim !
Bendeki bu derdi(aþký) eksiltme. Öyle bir tedavi yap ki, derdim gün be gün artsýn.

______________________________________________
Aþk...bir defa olur, bin defa öldürür!

Çevrimdışı Giryân

  • FoRuM Dostu
  • UzMaN ÜYE
  • ****
  • İleti: 1107
  • Teþekkür 8
  • 'Beþer'likten kurtulup 'insan'laþma yolunda yolcu.
Ynt: Fildiþi kulesinde münzevi bir aydýn/CemiL Meriç..
« Yanıtla #2 : 31 Ocak 2010, 13:24:28 »
Sizin yorumuzdan  sonra  okuduðum þu paraðraf  anlamlý geldi  Avni...

Rica ederiz...

****Nasýl anlatmalý, nerden baþlamalý, bilmem ki! Mü'min desen deðil, kafir desen hiç deðil. Kemalist deðil, marksist deðil, ateist deðil, liberal deðil, hümanist deðil. Deðil, deðil, deðil... Hepsinde var, hiçbirinde yok. Ýsa'dan Saint Simon'a uzanan Batý'nýn inkýrazý, Buda'dan Gandhi'yi doðuran Doðu'nun inkýsarý, asýrlarca kýtalara ferman yazdýðý dünyanýn kalesinde, köþeye sýkýþan bir kedi gibi, Mehdî bekleyen Türk'ün intiharý,... Ne söylesen boþ, ne anlatsan yalan. Tarih, güçlünün elinde yap-boz tahtasý. Kelime, Ýblis'in mahfesinde, hiç olmadýðý kadar habis. "Binbir kalýba bürünen Ýblis, kelimelerde tecelli ediyor." Eros'tan baþka dostu kalmayan bir dünyada, fikir namusundan bahsetmek, bir nevî hazineyi hýrsýza sunmak. Belki bir
kuyumcu çýkar da, talip olur defineye. Belki, belkiler...****


"Aþk odu evvel düþer ma þûka andan âþýka
Þem i gör ki yanmadan yandýrmadý pervâneyi"
Fuzûlî