Gönderen Konu: CuMA NotLaRý/15-Ümmetin "Veba"sý:VEHHABÝLÝK/1  (Okunma sayısı 653 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı __MiM__

  • Moderatör
  • __HiÇ__
  • ***
  • İleti: 9638
  • Teþekkür 51
CuMA NotLaRý/15-Ümmetin "Veba"sý:VEHHABÝLÝK/1
« : 13 Mayıs 2010, 19:02:17 »
çok uzun bir süreden beridir ele almak, incelemek ve ülkemizi bir kanser virüsü gibi sarmalamaya çalýþan bir ideolojiden bahsetmek istedim hep; ama kýsmet olmadý bi türlü... zira çok uzun ve kökü derinlerde olan zor bir konuydu bu. duygusal davranarak haksýzlýk etmemek adýna, çok titiz ve yorucu bir gayretin içinde oldum. bu vesileyle de uzun bir yazý dizisi oluþtu. umarým sabýrla okur, geleceðimizi adeta tehdit eden bu kökü derinlerde olan oluþumu tanýmaya çalýþýrsýzýnz ki, bir çin atasözünde olduðu gibi pirincin içindeki pirince benzeyen taþlardan evlâd-ü iyalinizi koruyabilesiniz. bu bahsettiðim ideolojinin adý: VEHHABÝLÝK!

Mezhep çalýþmalarýnda önemli olan mezhebin görüþlerini artýsý ve eksisi ile yansýtmaktýr. Ne taraf olup sadece iyi taraflarýný, ne de muhalif olup tamamen olumsuz taraflarýný aktarmaktýr. Vehhabilik ile ilgili bu yazýda da yapýlan budur.
***
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ahiret yurduna göç etmesinden sonra bir takým ihtilaflar zuhur etmiþtir. Bu itilaflar ilk iki halife dönemlerinde yok denebilecek seviyede az iken, Hz. Osman’ýn hilafetinin son altý yýllýk döneminde artmaya baþlamýþ, Hz. Ali döneminde iyice fazlalaþmýþtýr. Bunun ardýnda yatan pek çok neden bulunmaktadýr. Bu yazýmýzda bunlardan söz edecek deðiliz. Ancak Hz. Ali’nin zamanýnda zuhur eden ve ileride iþi iyice olumsuz olarak ileri götüren Haricilik cereyaný ve düþüncesi, aradan uzun zaman geçtikten sonra farklý isimler altýnda tekrar canlandýðý söylenilebilir. Kaldý ki, pek çok Ýslam mezhebi bir müddet yaþayýp kaybolduktan sonra, ileride ya farklý isimler altýnda ya da en kötü ihtimalle þahýslar bazýnda fikirlerini bir þekilde devam ettirmiþtir. Haricilik düþüncesi de böyledir ve Vehhabilik genel görünüm olarak Hariciliðin bir yansýmasý olarak deðerlendirilmektedir.
***
Ýki asýr kadar önce Arap Yarýmadasý’nda Necd dolaylarýn­da Muhammed b. Abdilvehhâb (1115-1206) tarafýndan kurulan Vehhâbîlik, bugün Suûdi Arabistan’ýn resmî mezhebi durumundadýr. Mýsýr, Hindistan, Afrika ve diðer bazý Ýslâm ülkelerinde taraftarlarý vardýr.

Pek çok Ýslam mezhebinde olduðu gibi, “Vehhâbî” ismi de kurucusunun hayatýnda muhalifleri tarafýndan ve­rilmiþtir. Bugün bu isimle anýlmaktadýrlar. Vehhâbîliðe, Türk tarihinde “Hâricîlik” hareketi olarak bakýlmýþ ve o þekilde isimlendirilmiþtir. Zira, davranýþlarýndaki sertlik, gösterdikleri taassub ve kendî inanýþlarýnda olmayanlarý küfürle suçlamak bakýmlarýndan Vehhâbîlik ile Hâricilik arasýnda benzerlik bulmak, tabiî karþýlanmaktadýr.

Bununla birlikte Vehhâbîler, kendilerine “Muvahhidûn” derler ve kendilerini Ýbn Teymiye’nin açýkladýðý þekilde Ahmed b. Hanbel’in mez­hebini devam ettiren Sünnîler olarak görürler. Nitekim onlar, “Biz, îtikâdda Selef, amelde de Hanbelî mezhebindeniz. Esasen Ahmed b. Hanbel, îtikâd hususunda Selef mezhebinin nascý (eseriyye) kolunu temsil eder. Onun ameldeki yolu da budur. Binaenaleyh biz, amelde ve îtikâdda Hanbeliyiz; Vehhâbî diye bir þey yoktur. Muhammed b. Abdilvehhâb, ilmen ve fiilen bu mezhebi yenileyen bir Þeyhülislâm olmaktan baþka bir þey deðildir” derler. Ancak bunlarýn amelde ve îtikâdda yeni birtakým esaslar kabul ettiklerini, taassuptan kan dökecek derecede ifrata vardýkla­rýný, fikir ve vicdan hürriyeti tanýmadýklarýný, birçok konuda Ahmed b. Hanbel ve Ýbn Teymiye'den ayrýldýklarýný ileri sürenler de vardýr. Bu ba­kýmdan Vehhâbîliði müstakil olarak ele alýnmak durumunda­dýr.

Neþet Çaðatay, Vehhâbilerin akýl, nakil ve amel konularýnda kendilerine örnek aldýklarýný söyledikleri Selefiyye’nin, Ahmed b. Hanbel’in ve Ýbn Teymiyye’nin görüþlerini karþýlaþtýrarak sonuçta Vehhâbiliðin ayrý bir mezhep sayýlmasý gerektiðini söyler. Çaðatay, Vehhâbilerin temel prensiplerini sayýp açýkladýktan sonra, bunlarýn dýþýnda bazý ferî meselelerde de Ehl-i Sünnet’ten ayrýldýklarýný dile getirir bunlar þunlardýr: 1- Namazýn cemaatla kýlýnmasý farzdýr ve her müslüman beþ vakit namazda camiye gelmek zorundadýr. 2- Müslümanlýðý ameli tevhid inancýna göre yerine getirmeyenlere harp ilan edilir ve bu gibilerin kestikleri kurbanlar yenmez. 3- Zekat vergidir. Hükümetin vergi almadýðý kazançlardan da zekat alýnmalýdýr. 4- Sigara ve nargile içenlere, içki içenlere olduðu gibi kýrk deðnek vurulur (Neþet Çaðatay, “Vehhâbilîk”, Ý.A., XIII, 264).
***
Buraya kadar yazdýklarýmýz genel bir görünüm, özet bir sunumdu. þimdi buyrun tarihçesinden baþlayarak günümüze uzayan içimizde dal budak salmaya çalýþan bu ideolojinin köklerini kuruluþundan günümüze izlerini sürerek görmeye çalýþalým.
***
Tarihçe:

Mezhebin kurucusu Muhammed Ýbn Abdilvehhâb, 1115/1703 tari­hinde bugünkü Riyad þehrine yakýn bir köy olan Uyeyne'de doðmuþtur”. Ýlk tahsilini, Uyeyne kadýsý olan babasýnýn yanýnda tamamlayan Ýbn Abdilvehhab, daha sonra Mekke ve Medine'de okumuþtur. Burada Ýbn Teymiye’nin fikirleri ile temasa gelmiþ; oradan Basra’ya gitmiþtir. Orada tevhîd konusunda tartýþmalarda bulunmuþ ve dinin, doðrudan Kur’ân ve Sünnet'ten öðrenilmesi gerektiðini ileri sürmüþtür. Daha sonra 1139/1726 yýlýnda Riyad’ýn kuzeyindeki Hureymila kasabasýna gelmiþtir. 1153/1740 yýlýnda, babasýnýn ölümü üzerine, orada “el-Emru bî'l-Ma'rûf ve’n-Nehyu ani'l-Munker” (iyiliði emir ve kötülüðü yasaklama) prensibini ilân ederek bu fikri Necd bölgesine yayma faaliyetine girmiþtir. Hureymila'dan tekrar Uyeyne’ye göçmüþ; ve oranýn emiri Osman b. Hamd b. Muammer ile dostluk kurmuþtur. Hatta onu kendi görüþüne davet ederek, ihlâsla ALLAH’ýn dinine yardým ettiði takdirde ALLAH’ýn onu Necd bölgesinin hâkimi kýlacaðýný söylemiþtir. Daha sonra Emîr Osman’a Der’iyye ile Uyeyne arasýnda küçük bir köy olan el-Cebîle'de bulunan Zeyd b. el-Hattâb (12/634)’ýn mezarýný, ALLAH ve Resûlü’nün emirleri dýþýnda türbe haline sokulduðu ve insanlar tarafýndan ziyaret edildiði; dolayýsýyla türbelerin insanlarýn dinden çýkmalarýna sebep olduðu için yýkmayý teklif eder ve bu teklifi kabul edilerek oradaki mezar yýkýlýr ve hatta aðaçlar bile yok edilir. Böylece Ýbn Abdilvehhab Uyeyne’nin önem­li bir ismi haline gelir.

Ancak onun fikirlerim zorla kabule mecbur etmesi, halký korku ve endiþeye sevk eder ve Necd’in kuvvetli kabilelerinden biri olan Hâlid oðullarýnýn reisi Süleyman b. Urey’ir’e müracaatla, duruma çare bulmasýný isterler. O da Uyeyne emirinden onu öldürmesini veya sürmesini ister. Bunun üzerine Ýbn Abdilvehhab, Riyad’a çok yakýn bir yer olan Der’iyye’ye gelir. Orada emir Muhammed b. Suûd'la anlaþýr ve böylece Vehhâbî devletinin temelleri atýlmýþ olur (1157/1744). Bu birleþme ile Muhammed b. Abdilvehhab fikirlerini müdafaa ve yaymak için saðlam bir maddî güç ve destek, Muhammed b. Suûd da bu fikirlerin doðuracaðý imkânla kendi nüfuz bölgesini geniþletmek ve hâkimiyetini arttýrarak Arap Yarýmadasý’na sahip olmak için iyi bir fýrsat elde etmiþ olur.

Ýbn Abdilvehhab, Der’iyye'de “Kitâbu't-Tevhîd” adlý kitabýndaki gö­rüþleri yaymaya, insanlarý þirk ve bid’atlerden kurtularak dine girmeye davete baþladý. Kendilerine uymayanlarý, yani ona göre hak dine girmeyenleri kýlýçla yola getirmenin gereði üzerinde durdu. O, insanlarýn dalale­te düþtüklerini, mezar ve türbe ziyaretleri, tarikatlara girme ve benzeri iþler yüzünden tevhidin bozulduðunu; dolayýsýyla onlarýn þirke batmýþ müþrikler olduðunu ileri sürerek, kan ve mallarýn kendine inanan muvahhidlere helal olduðunu ilan etti.

Bütün bu tedbirler zaten bu nevi iþlere müsait olan Necd bölgesi halkýna pek cazip gelmiþti. Nitekim Necd bölgesi, Hz. Peygamber (s.a.s) devrinde Müslüman olmakla birlikte, çok önceleri Yemen ve Aden, Ýran ve Hind, Irak ve Þam’ýn tesiri altýnda çeþit­li akidelere sahne olmuþtu. Hz. Peygamber (s.a.s)'den sonra Müseylemetü'l-Kezzâb, Secâh, Tuleyha ve Esvedu'l-Ansî gibi yalancý peygamberler yine bu bölgede çýkmýþtý. Sonraki dönemlerde muhalif is­yancý gruplar burada görülmüþtü. Kýsaca isyankâr ruhlu ve yaðmacýlýða mütemayil idiler ve cehalet yaygýn idi. Ýþte bu anlayýþtaki bölge halkýna, Ýbn Abdilvehhâb’ýn ganimet vaadeden fikirleri câzib gelmiþti. Öyle ya, bir müddet evvel, saldýrganlýk ve yaðmacýlýkla elde edilen ganimet, bu defa Ýbn Abdilvehhâb’ýn “Tevhîd dinini” yaymak için cihâd adýna kudsiyet kazanýyor ve meþrûlaþýyordu. Böylece bu yeni görüþleri kabul etmeyenler kýlýçtan geçiriliyor ve mallarý, beþte bir ganimet hukukuna göre devlete ayrýldýktan sonra, kalaný savaþanlar arasýnda taksim ediliyordu. Bize göre bu husus, Ýbn Abdilvehhâb’ýn görüþlerinin çölde revaç bulup taraftar kazanmasýnýn önemli sebeplerinden biri oldu.

Konuyla ilgili iþin þu yönüne de dikkat etmek gerekiyor: Vehhâbi meselesinin kökü derindir. Sahabe dönemine kadar gider. Hazret-i Ali (r.a.), Vehhâbilerin ecdâdýndan ve çoðunluðu Necid halkýndan olan Hâricîlerle savaþmýþtý. Nehrivan'da onlardan pek çoðunu öldürmüþtü. Bu durum onlarý derinden derine yaralamýþ ve Hz. Ali'nin faziletlerini inkarla ona düþman olmuþlardý. Hazret-i Ali (r.a.) “Þâh-ý Velâyet - Velilerin þahý”  ünvânýný kazandýðý ve tarikatlarýn çoðunluðu ona baðlanmasý cihetinden, tarihte Hâricîler ve þimdi ise Hâricîlerin bayraktarý olan Vehhâbiler, ileride söz edileceði gibi velâyeti inkar etmiþlerdi.

Müseylime-i Kezzâb’ýn fitnesiyle irtidâda yüz tutan Necid yöresi, Hazret-i Ebû Bekir'in (r.a.) hilâfetinde, Hâlid Ýbni Velid'in kýlýncýyla darmadaðan edildi. Bu yüzden Necid ahalisi Hulefa-i Raþidîn'e ve dolayýsýyla Ehl-i Sünnet ve Cemaat’e gücenmiþlerdi. Hâlis Müslüman olduklarý halde, yine eskiden ecdatlarýnýn yedikleri darbeyi unutmuyorlardý. Ýran’daki eski devlet Hazret-i Ömer'in (r.a.) darbesiyle yýkýldýðý ve milletlerinin gururu kýrýldýðý için Þiîler Âl-i Beyt sevgisi perdesi altýnda Hazret-i Ömer'e ve Hazret-i Ebû Bekir'e ve dolayýsýyla Ehl-i Sünnet ve Cemaate sürekli intikam niyetiyle saldýrmýþlardýr.

Ýbn Abdilvehhâb 1206/1792 yýlýnda öldüðü zaman, bu hareketin Muhammed Ýbn Suûd tarafýndan zaten baþlatýlmýþ bulunan siyâsî cephesi, daha bir aðýrlýk kazanýr. Daha Ýbn Suûd zamanýnda baþlayan toprak ka­zanma faaliyetleri, onun ölümünden sonra (1179/1766), oðlu Abdülaziz zamanýnda da sürdürülür. Bu kadar süratle toprak kazanýp Necd'e hâkim olmalarýnda, þüphesiz Osmanlý hükümet merkezinden uzakta oluþlarý ve en önemlisi Osmanlý Devleti’nin Rus ve Ýran savaþlarý ile uðraþma mec­buriyeti iyi bir fýrsattý. Osmanlý Devleti’nin bu zayýf hâlinden istifade ile cür’etlerini alabildiðine artýran Vehhâbîler, Basra Körfezi civarýnda hâki­miyet kurduklarý gibi, Necef’te Þiîlerle geçen bir tartýþma sonucu bazý Vehhâbîlerin öldürülmesini bahane eden Abdülaziz b. Suûd, 10 Muhar­rem 1802'de Kerbelâ törenlerine katýlan binlerce insaný kýlýçtan geçirtir ve Hz. Hüseyin’in türbesi yaðmalanýr.

Taif Vehhâbîlerce iþgal edilir (18 Þubat 1803). Cevdet Paþa, Vehhâbîlerin Taif’e girince yaptýklarýný þu sözleriyle dile getirir:

“Vehhâbîler Taif’te bulduklarý eþyayý ordularýna naklederek daðlar gibi yýðdýlar. Yalnýz kitaplara itibar etmeyerek sokaklara attýlar. Binaenaleyh Buhârî ve Müslim’in Sahîheyn’i ve hadis kitaplarý, dört mezhep üzere yazýlmýþ fýkýh kitaplarý, edebiyat, fünûn ve sâireden binlerce kitap, ayaklar altýnda sürünür oldu. Ýçlerinde Mushaflar dahi bulunurdu... Uzun müddet bunca kitap ve muteber eser böyle ayaklar altýnda kaldý. Mallarýn beþte birini emirleri, geri kalan kýsmýný da o vahþiler aralarýnda taksim ettiler” (Târih-i Cevdet, VII, 206 (VII, 262-263).

Tâif, Mekke ve Medine’yi 1803-1806 yýllarý arasýnda ele geçiren Ýbn Suûd, bu illerin halkýna, “...Sizin dininiz bugün kemâl derecesine eriþti, Ýslâm’ýn nimetiyle þereflenip Cenâb-ý Hakký kendinizden râzý ve hoþnud kýldýnýz. Artýk âba ve ecdadýnýzýn bâtýl inanýþlarýna meyil ve raðbetten ve onlarý rahmet ve hayýrla yâd ve zikirden korkun ve kaçýnýn. Ecdadýnýz tamamen þirk üzere vefat ettiler... Hz. Peygamber’in mezarý karþýsýnda, önceleri olduðu gibi durarak, tazim için salât-u selâm getirmek, mezhebimizce gayr-i meþrudur... Onun için oradan geçenler okumadan geçip gitmeli ve sadece “es-Selâmu âlâ Muhammed” diye selâm vermelidir...” (Eyub Sabri, Târîh-i Vehhâbiyân, s. 175), gibi gerçekten çýlgýnca ve fevkalâde cür’etkâr þekilde hitap ermekten çe­kinmez.

Ýbn Suud, yukarýdaki ifadelerinin yanýnda Medine halkýna þu uyarýlarda da bulunmuþtur: 1- ALLAH’a Vehhâbilerin inançlarý ve kaideleri üzere itaat ve ibadet etmek. 2- hz. Muhammed (sav)’e Vehhâbi imamýnýn tayin ve tavsiye ettiði þekilde riayet etmek. 3- Medine içinde ve civarýnda mevcut türbe ve yapýlý mezarlarý yýkýp, balýk sýrtý toprak yýðýlmýþ hale getirmek. 4- Muhammed b. Abdilvehhâb’ý ALLAH’tan ilham alarak mezhep kuran din müceddidi olarak tanýmak. 5- Vehhâbi mezhebini kabul etmek istemeyenleri, öldürmek dahil, þiddetli takibata uðratmak. 6- Vehhâbilere kale muhafýzlýðý verilmesini kabul etmek. 7- Dinî ve siyasî her türlü emir ve yasaklara uymak. (Eyub Sabri, Târîh-i Vehhâbiyân, s. 135-136; Neþet Çaðatay, “Vehhâbilîk”, Ý.A., XIII, 266; Ecer, Târihte Vehhabi Hareketi ve Etkileri, s. 141.)

Artýk Vehhâbî devleti, 1811 yýlýnda kuzeyde Haleb'den Hind Okyanusu’na, Basra Körfezi ve Irak sýnýrýndan doðuda Kýzýl Deniz'e kadar yayýlmýþ bulunuyordu.

Vehhâbîliðin, nihayet esaslý bir dert olmaya baþladýðýný farkeden Osmanlý Devleti ve onun baþýndaki hükümdarý Ýkinci Mahmud (1808-1839), iþin hallini Mýsýr valisi Kavalalý Mehmed Ali Paþa’ya havale eder. Paþa oðlu Tosun emrindeki bir orduyla 1812-1813 yýllarý arsýnda Medine, Mekke ve Tâif’i Vehhâbîler’den kurtarýr. Daha sonra bizzat kendisi, Abdülaziz b. Suûd’un üstüne yürür. Ýbn Suûd direnirse de 1814'de ani ölü­mü üzerine Vehhâbîler hezimete uðrar ve nihayet Kavalalý’nýn kumandaný Ýbrahim Paþa, 1818'de Abdülaziz’in yerine geçen oðlu Abdullah ile çocuklarýný esir ederek Ýstanbul’a gönderir ve 17.12.1819'da asýlýrlar. Böyle­ce Vehhâbîliðin ilk dönemi kapanýr.

Ancak Suûd hanedanýndan savaþtan kaçýp kurtulmayý baþaran Türkî b. Abdillah, Necd bölgesinde yeniden faaliyete giriþir ve Riyad’ý baþþehir yaparak 1821'den 1891'e kadar sürecek ikinci Vehhâbî devletini kurmayý baþarýr. Daha sonralarý birtakým hanedan tartýþmasý olursa da, Suûd ha­nedanýndan Abdülaziz b. Suûd, 1901’de Vehhâbî devletini ihya eder. Ay­rýca Hindistan-Ýngiliz hükümetinin saðlam desteðini de saðlayan Abdülaziz b. Suûd, Ýngilizlerce, 26 Aralýk 1916 tarihli anlaþma ile Necd, Hasa, Katif, Cubeyl ve kendisine baðlý bölgelerin mutlak hükümdarý olarak ta­nýnýr. Bu anlaþmaya göre Ýbn Suûd'un söz konusu yerlerdeki mutlak hü­kümranlýðý kabul edilmekte ve bunlarýn, kendisinden sonra mîras yoluyla oðul ve haleflerine ait olacaðý ve hükümdarýn hayatta iken seçeceði veli­ahdýn, her hususta Ýngiliz Hükümetinin aleyhtarý olamayacaðý, Ýngiliz Hükümetinin öðütlerine uyacaðý ve daha birtakým hususlar tespit edilmiþ bulunmaktadýr. (Anlaþma için bkz. Yusuf Hikmet Bayur, Türk Ýnkýlap Tarihi, Ankara 1957, III, 120-121.)

Ýngilizlerin de araya girmesi ve Birinci Cihan Harbi’nin hezimetle neticelenmesi üzerine Osmanlý Devleti, 1918 yýlý sonlarýnda Medine'den çekilir. Böylece Vehhâbîler, 1921-1925 yýllarý arasýnda Hâil, Tâif, Mekke, Medine ve Cidde’yi ele geçirirler. Abdülaziz b. Suûd, Ocak 1926'da “Necd ve Hicaz Kralý” olarak kabul edilir. 20 Mayýs 1927 tarihinde Ýngil­tere ile yapýlan Cidde anlaþmasý sonunda da tam istiklâlini ilân eder ve böylece, Ýngilizlerle yapýlan ilk anlaþmanýn aðýr þartlarýndan kurtulur. 18 Eylül 1932 tarihinde ise, Abdülaziz b. Suûd, unvanýný “Arap Suûdiyye Krallýðý” þeklinde deðiþtirir. Abdülaziz b. Suûd, 4 Kasým 1953 tarihindeki ölümüne kadar, Suudi Arabistan Kralý olarak, daha 1912 yýlýnda kurduðu ve hem siyâsî ve askerî teþkilâtýnýn temelini teþkil eden, hem de zayýflamýþ bulunan Vehhâbi zihniyetini canlandýrmayý baþarýr.
***
haftaya, vehhabiliðin muhtelif konulardaki görüþlerini, daha doðrusu ehl-i sünnetten farklý olan mütalaalarýný görmeye çalýþacaðýz bi iznillah...
« Son Düzenleme: 27 Mayıs 2010, 15:42:52 Gönderen: |MiM| »

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açýkken deðil, kapatýnca göreyim!

insan

  • Ziyaretçi
Ynt: CuMA NotLaRý/15-Ümmetin "Veba"sý:VEHHABÝLÝK!
« Yanıtla #1 : 14 Mayıs 2010, 00:15:57 »

Bu konu bayaðý ilginç !
Aslýnda gerekli !

Günün birinde bir din kardeþiniz size “ sen kafirsin” dediðinde , afallamamak için bu konuyu iyice bir anlamak lazým..
Zira günümüzde Cuma namazýný bile camilerde kýlmayan cemaatler var..
« Son Düzenleme: 14 Mayıs 2010, 00:17:43 Gönderen: insan »

Çevrimdışı __MiM__

  • Moderatör
  • __HiÇ__
  • ***
  • İleti: 9638
  • Teþekkür 51
Ynt: CuMA NotLaRý/15-Ümmetin "Veba"sý:VEHHABÝLÝK!
« Yanıtla #2 : 14 Mayıs 2010, 00:58:39 »

Günün birinde bir din kardeþiniz size “ sen kafirsin” dediðinde , afallamamak için bu konuyu iyice bir anlamak lazým..

evet abisi,
en baþta da yazdýðým gibi çok uzun zamandýr tasarlamaya çalýþtýðým bir yazýydý. ama zorluðunu biliyordum, çok emek gerekiyordu. bu yüzden bugünlere uzadý konu. hele bir de fussilette daha evvel can ciðer kuzu sarmasý derler ya o kadar sevdiðim bir kýzýmýz þu son zamanlarda anlaþýlmaz bir biçimde, soðuk, uzak, sürekli saldýrgan bir psikoloji ile tanýnmaz bir hale gelince anladýmki vehhabilerin tuzaðýna düþmüþ ve adeta kimyasý bozulmuþtu. iþte o zaman uzun süredir bütün mesaimi bu konuya teksif ederek ak'ý kara'yý göstermeye gayret ettim. bu ülkenin yürekleri sevgi dolu evlatlarýnýn, bu kadar kaba saba ve adeta kendilerinden olmayan müslümanlara kâfir gözüyle bakmasý gibi bir vehamet karþýsýnda müteyakkýz olmamýz gerekiyor.

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açýkken deðil, kapatýnca göreyim!