Gönderen Konu: CuMA NotLaRý/18-Ümmetin "Veba"sý:VEHHABÝLÝK/4  (Okunma sayısı 490 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı __MiM__

  • Moderatör
  • __HiÇ__
  • ***
  • İleti: 9638
  • Teþekkür 51
CuMA NotLaRý/18-Ümmetin "Veba"sý:VEHHABÝLÝK/4
« : 16 Temmuz 2010, 02:14:35 »
4. el-Emru bi'l-Ma'rûf ve’n-Nehyu ani'l-Münker:

“Ýyiliði emredip kötülüðü yasaklama”, bütün Ýslâm mezheplerinin benimsediði bir Kur’ân emridir. Ancak bunun anlaþýlma tarzý, mezhepler arasýnda farklýlýk arz etmiþtir. Ehl-i Sünnet, bu hususta, insanlar arasýnda nifak doðurmamak, karýþýklýða sebep olmamak için makul olan yolu be­nimsemiþ ve bu iþi, her Müslümanýn þartlarýna uyarak yerine getirmesini istemiþtir. Ayrýca Ehl-i Sünnet bu hususta, “ALLAH’ýn Resulü üzerine düþen, ancak teblið etmektir...” (Mâide, 99) emrini esas almýþ ve zora baþvurmadan yumuþaklýk ve gönül hoþluðu ile, haram ve vâcib olan emir ve yasaklarý yerine getirmeye; mükellefe hatýrlatmaya çalýþmýþtýr”.

Haricîler ve günümüzde yaþayan kolu Ýbâdiyye ise, bu görüþü, Ýs­lâm’a davet adý altýnda Müslümanlarla savaþmak þeklinde ele almýþlar ve bu anlayýþlarýyla, Vehhâbîlere tam bir örnek olmuþlardýr. Öyle ki, Vehhâbîler, Kur’ân ve Sünnet’in dýþýndaki her yeni þeyi Bid’at saydýklarý ve bid’atlere kapýlmýþ olanlarla savaþmanýn Kur’ân-ý Kerim’in, “Siz, insan­lar için ortaya çýkarýlan doðruluðu emreden, fenalýktan alýkoyan, ALLAH’a inanan hayýrlý bir ümmetsiniz” (Al-i Ýmrân, 110) âyetine göre zarurî olduðuna inan­dýklarý için, kendileri gibi düþünmeyen Müslümanlara karþý kýlýç kullan­maktan çekinmemiþlerdir(Muhammed Ebû Zehra, Ýslâm'da Siyasî ve Ýtikâdî Mezhepler Tarihi, çev. E. Ruhi Fýðlalý – Osman Eskicioðlu, Ýstanbul 1970, s. 282.).

Nitekim Suûd'un daha önce sözünü ettiðimiz, Medine’yi zaptediþi üzerine yaptýðý “Ýslâm’ýn nîmetiyle þereflenip Cenâb-ý Hakký kendinizden razý ve hoþnut kýldýnýz; artýk âba ve ecdadýnýzýn bâtýl inanýþlarýna meyl ve raðbetten ve onlarý rahmet ve hayýrla yâd ve zikirden kaçýnýn; ecdadýnýz tamamen þirk üzere vefat ettiler... Hocalarýn derslerine devam ve her ne mev’iza ve mesele takrir ve tasvir ederler ise, mucib ve muktezâlarý üzere amel ve harekete gayret ve sebat ederler; þayet içinizden biri muhalefet gösterir ve itiraz ederse, cümlenizin mallarý, eþya ve hayatý askerim için mubahtýr” þeklindeki konuþmasýnda, “emr-u bi'l-ma'rûf’ anlayýþýnýn izleri görülebilir.

"Ýyiliði emir, kötülüðü yasaklama” anlayýþýnýn, her türlü bid’ati içine alýr þeklinde tatbiki, Vehhâbîleri fevkalâde katý ve zorbaca tedbirlere sevk etmiþ; Müslümanlarý, son asýrda, Harici zihniyetinin tipik tezahürleri ile bunaltmýþtýr. Nitekim bu hususta Kâtib Çelebi (v.1659) þunlarý söyler: “Bid’atler, halkýn arasýnda bir töreye ve âdete dayanýr. Bir bid’at, bir hal­kýn arasýnda yerleþip oturduktan sonra, artýk þeriatýn beðendiðini buyurup istemediðini yasaklamak (el-Emru bi'l-Ma'rûf ve’n-Nehyu ani'l-Münker) iþidir diye halký yasaklayýp ondan döndürmek arzusunda olmak büyük ahmaklýk ve bilgisizliktir. Halk, alýþýp âdet edindiði iþi, eðer (ister) sünnet, eðer (ister) bid’attir, býrakmazlar. Meðer elinde kýlýç biri çýkýp da hepsini kýlýçtan geçirsin. Meselâ itikâdda olan bid’atler için Sünnî padiþahlar nice vuruþ-kýrýþ ettiler, fayda vermedi. Amel iþlerinde olan bid’atler hakkýnda da her çaðda þeriatý bilen ve baþta olan dindarlar ve vaizler nice yýllar kendini verip halký bir bid’atten döndüremediler.”

"Ýmdi, halk âdetini býrakmaz, her ne ise, ALLAH’ýn istediðine göre sü­rülür gider. Ancak, baþta bulunanlara, Ýslamlarýn düzenini korumak ve Ýslâmlýðýn þartlarýný ve esaslarýný halk arasýnda saklamak lâzýmdýr. Vaizler, genel olarak halký Sünnete raðbetlendirmek ve onlarý bid’atten uzaklaþ­týrmak yolunda yumuþaklýkla va'z ve nasihatla yerinince üzerine düþen vazifeyi yapmýþ olurlar. ALLAH’ýn elçisi üzerine düþen ancak bildirmektir (Mâide, 99). Tutmak halka kalýr, güçle tutturmak olmaz. Kýsacasý, bu yol­da derinleþmek ve incelemek faydalý deðildir.

Zira, Peygamberimizin zamanýndan sonra gelen devirlerde, her çaðýn halký hallerini Sünnete uydursalar ve araþtýrsalar, Sünnetten çok uzak­laþmýþ bulunurlar. Ýnsaf edip herkes kendini yoklasa, Sünnete uymakla hiç ilgisi bulunmaz. Çoðu zamanlarda çýkan istek ve sözler hiçbir yolda bid’attan sýyrýlmýþ deðildir.”

"Ýmdi, ümmetin þefaatçisi -ALLAH’ýn salât ve selâmý üzerine olsun- olan Hazret'ten (Muhammed Mustafa) niyaz ederiz ki, bu zayýf ve çaresiz ümmetin bid’at suçlarýnýn çokluðuna bakmayýp ALLAH’a îmân etmiþ ve O’nun birliðini kabul etmiþ olduklarýndan dolayý þefaati gerektirsin ve suçlarýnýn baðýþlanmasýna sebep kýlsýn. Yoksa Sünnete tam tamýna riâyet edip uymak istenirse hal müþkildir. Bu aykýrýlýk, zamanýn ve mekânýn baþkalýðýndan lâzým gelir. Aslý þehir hayatý ve toplu halde yaþamak kaide­sine dayanýr.”
(Katip Çelebi, Mizanu’l-Hak, 65-67)

 

5. Vehhabiliðin Dini Anlayýþ Þekilleri:

Vehhâbîlik, doðuþundan bugüne kadar, çok deðiþik þekillerde tavsif edilmiþtir. Bir kýsým yazarlar, onun “modernist” bir hareket olduðunu “Ýslâm reformunu”, “Yenilik ve hürriyeti” temsil ettiðini söylemiþlerdir. Bu arada çoðunluk da Vehhâbîliðin Hanbelilik ile Hâricîlik karýþýmý bir mezhep olduðu görüþünü benimsemiþlerdir. Maamafih “Vehhâbîlik, Zâhiriyye, yani âyetleri mecazî anlamlarýna göre yorumlamayýp olduðu gibi kabul eden bir mezhepten doðmuþtur" diyenler de vardýr.

Ancak Vehhâbîlik, ne þekilde görülürse görülsün, aþikâr olan cihet þudur: Vehhâbîler, diðer bütün Ýslâm mezhepleri gibi Kur’ân ve Hadîsi temel kaynaklar olarak görmekle beraber, onlarý anlayýp tatbik etme husu­sunda onlardan ayrýlmýþ ve yalnýzca Ýbn Abdilvehhâb ve kendilerince muteber sayýlan kimselerin görüþlerine baðlý kalmýþlardýr. Ancak bu hu­susta da, kendilerinin itimat ettiði kimselere tam bir baðlýlýk söz konusu deðildir. Çünkü dinde onlarýn sözleri de görüþleri de kesin bir delil ola­maz. Kesin delil, ancak Kur’ân ve Hadîsin, te'vîlden uzak zahirî hükümle­ridir. Bu bakýmdan ALLAH ve Resûlü’nden baþka, haramý haram, helâli helâl kýlacak yoktur; çünkü Kur’ân ve Sünnet, uyulmasý gerekli bütün kanunlarý koymuþtur. Kanun koyma ve ahkâm çýkarmada akla ve te'vîle yer yoktur. Kur’ân ve Sünnet'te belirtilen hususlarýn zahirine sýmsýký yapýþýlýr ve hiçbir mezhebe baðlanmadan her þey Kur’ân’ýn zahirinden çýkardýr. Kur’ân-ý Kerîm kesin delildir. Rivayet ve dirayet yönünden sabit olan hadîsler de delil olur. Müteþâbih âyetler de delildir; ancak bun­lar te'vîl edilmeksizin zahirlerine göre hükmolunur. Bunlarý te'vîl ederek tefsirde bulunmak küfürdür. Bu yüzden ALLAH’ýn sýfatlarý hakiki sýfatlardýr. Gerek zât, gerek sýfatlar hakkýndaki âyetler, olduðu gibi kabul edilir. Bunlardan teþbih mânâlarý çýkacak diye zahiriyle anlam vermekten kaçýnmak doðru deðildir. Eðer böyle olsaydý ALLAH’ýn Resulü bildirirdi.

Kur’ân-ý Kerîm ve hadîsleri, ALLAH’ýn sýfatlarýný ve müteþâbihleri bu anlayýþla ele almak, kaçýnýlmaz bir þekilde insaný teþbih ve tecsîme götüre­cektir. Bunun içindir ki, Vehhâbîler aðýr, fakat haklý tenkid ve hücumlara uðramýþlardýr.

Ýbn Abdilvehhâb’a göre, ictihâd kapýsý her zaman ve herkese açýktýr. Baþkalarýný taklîd etmek dinden çýkmaktýr. Vehhâbîler ictihâd kapýsýný herkese açmýþ olmalarýna ve bir mezhebe baðlanýp ictihâd kapýsýný kapalý tutmanýn felâket ve taassub getirdiðini söylemelerine raðmen, bizzat ken­dileri taassub ve kýsýr görüþlülükten kurtulamamýþlardýr.

Öte yandan Vehhâbîler, amelî yönden olduðu gibi, îmân noktasýn­dan da zahire baðlý kalmýþlardýr.

Onlara göre îmân, daha önce de söylenildiði gibi, söz ve ameldir; artar ve eksilir, “Ýman, kalple tasdik, amel, dil ile söylemek ve rükünleri ile yerine getirmektir.” Buna göre ameli yerine getirmeyen kimse, Vehhâbîlere göre imansýzdýr. Bu ise, Müslümanlarýn cumhurunun görüþ­lerinden uzaklaþýp, doðrudan doðruya Haricîlerin anlayýþýný benimsemek demektir. Kýsaca Vehhâbîler, Kur’ân ve Sünnet'e dönüþ gibi, gerçekten her münevver Müslümanýn samimiyetle benimseyip gerçekleþmesi için gayret göstereceði masum bir anlayýþý, neticede bir zulüm ve taassub vasý­tasý kýlmýþ ve böylece, açýk dedikleri ictihâd kapýsýný, daha da sýký bir þe­kilde kapatmýþlardýr; çünkü dinin açýklanmasýnda yalnýzca þekle, birtakým dar kalýplara ve görünüþe takýlýp kalmak, aslýnda taassubdur ve dini kýsýr­laþtýrmak demektir.

 

Sonuç olarak
þunlarý beyan etmekte yarar bulunmaktadýr: Meslekler, mezhepler ne kadar bâtýl da olsa, içinde mutlaka bir hak ve hakikat tarafý bulunabilir. Kaldý ki, her bir mezhebin içinde veya mensuplarýnýn efkarýnda doðru ve yanlýþ taraflarý bulunmaktadýr. Vehhabiliðin de içinde bütün aþýrýlýklar ve yanlýþ itikat ve davranýþlarýn yanýnda bir takým doðrular bulunmaktadýr. Yanlýþlarýný bu büyük Ýslam cemaatinin içinde azýnlýkta olduklarýndan dolayý tashih edeceklerinde ve zamanla diðerlerinin içinde eriyip gideceklerinde þüphe bulunmamaktadýr.  Tarihte gerçekten büyük hatalar yapmýþlardýr. Ümit edilir ki, bu yanlýþlar tekerrür etmez. Hz. Ali’nin ifadesi ile “Hakký arayýp da batýlý bulan, batýlý arayan gibi deðildir.” Onlar, kýsýr görüþleri ile hakký aramak üzere yola çýkmýþlar ve Ýslam ümmetinden bir kýsmýnýn aþýrýlýklarýna tepki olarak ortaya çýkmýþlardýr. Ancak onlar büyük Ýslam kitlesinin gösterdiði itidali gösterememiþler ve aþýrýlýða adeta aþýrýlýkla karþýlýk vermiþlerdir.


« Son Düzenleme: 16 Temmuz 2010, 02:23:56 Gönderen: |MiM| »

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açýkken deðil, kapatýnca göreyim!