Gönderen Konu: Kýrýlma  (Okunma sayısı 437 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı kasým

  • غرف خاصة
  • TaLiP
  • **
  • İleti: 160
  • Teþekkür 2
Kýrýlma
« : 09 Eylül 2010, 01:28:13 »
Türkiye modernleþmenin ne olduðu konusunda uzun süren bir sancý yaþadý. Özellikle tek parti döneminde bu konuda o denli karmaþýk, ama ayný zamanda yüzeysel bir fikir dünyasý oluþmuþtu ki, modernlik yaþanan bir durumdan ziyade neredeyse ‘sahip olunan’ bir nitelik olarak görülmeye baþlandý. Bu noktada Batý liberalizminin bireyselliðe vurgu yapan bakýþý da çarpýklýk üreten bu sonuca destek oldu. Çünkü ‘sahip olunan’ modernliðin öznesi bizde toplum deðil, bireylerdi... Toplum tek tek modernleþmeyi bekleyen ve o müstakbel âna kadar ülkenin gidiþatý üzerinde fikri önemsenmeyen bir güruhtan ibaretti. Böylece birçok insan sahip olduðunu düþündüðü bu modernliði bir ilericilik, sanki daha geliþmiþ bir insanlýk hali olarak görmeye baþladý. Bu durum toplumu Batýlýlar için epeyce aykýrý gözüken bir ölçüt üzerinden sýnýfsallaþtýrdý. Modern toplumlarda sýnýf yaratma özelliði atfedilen sosyoekonomik düzey birincil derecede önemli deðildi... Önemli olan kiþisel modern ‘sýçramayý’ gerçekleþtirip gerçekleþtiremememizdi ve bunun yolu da doðal olarak eðitimden geçmekteydi.

Eðitimin ‘modernliði’ ise, kiþiyi toplumsal güruhtan ayýran özelliklerin öne çýkarýlmasýný, modern kiþi ile sýradan halk arasýndaki farkýn daha da açýlarak vurgulanmasýný ima ediyordu. Öte yandan bu çabanýn organize ve koordine edilmesi, bir disiplin içinde tutarlý bir öðretiye dönüþtürülmesi gerekliydi ve bunu yapacak olan da doðal olarak devletti. Bugün baþörtülü kýzlarýn üniversiteye alýnmadýðý tek ülke olarak baðnazlýk skalasýnda müstesna bir yere oturmuþ olan Türkiye’nin, bu hastalýklý geçmiþin kalýntýlarýný 21. yüzyýla sürüklemesi þaþýrtýcý deðil. Çünkü eðitim bu ülkede ‘sýnýf üreten’ bir dinamik olmakla kalmamýþ, modernliðin diðer olasý dinamiklerini ezip geçen bir etki yaratmýþtýr. Sözkonusu ‘eðitimin’ böylesi bir gücünün olmasý, modern kiþinin sadece bildiðimiz okullarda þekillenmediðini, askeriyenin, medyanýn ve bürokrasinin birer ‘okul’ olduðunu idrak ettiðimizde daha anlaþýlýr hale gelir.

Diðer taraftan devlet bütün ekonomik gücü elinde tutmakta ve imtiyaz daðýtma tekelini hovardaca kullanmaktan çekinmemekteydi, çünkü hem toplumun denetleme gücü ve bu yönde siyasi geleneði yoktu, hem de ‘vataný kurtarmýþ’ olan bu kadroya karþý çýkmak pek mümkün deðildi. Eðitilerek devþirilmiþ olan modern bireylerin devlet etrafýnda sýnýfsallaþtýrýlmasý bu sayede mümkün oldu ve laik cemaat böyle doðdu... Laik cemaat dindar olmayanlarýn oluþturduðu sosyolojik bir grup deðil, devlete yamanmýþ olan bir sýnýfsal modernlik haliydi ve bu nedenle de siyasi bir kimlik olarak belirginleþti. Laik kesim neyin savunucusuydu diye bakarsanýz, Batý’daki nüanslarýyla bir laikliði listenin ancak sonuna eklemek durumunda kalýrsýnýz. Bizde laiklik esas olarak devlete yakýn duranlarýn sýnýfsal kimliðiydi...

Türkiye uzun süre devlete yakýn olanlarla uzak olanlarýn oluþturduðu iki sýnýfýn ürettiði dengesizlik içinde bugünlere doðru geldi. Cemaat üretme kapasitesi olmayan ve devlete uzanan bir að olarak örgütlenen milliyetçilik, bu elitist yapýyý kuþatarak kabul edilebilir kýlmasýna karþýn çekirdeðe hâkim olamadý. Bütün darbeler ve vesayet arayýþlarý ise sözkonusu dengesizliði kendi lehine korumak isteyen devletin tasarruflarýydý ve laik kesim bütün bu darbelerden de, vesayet sisteminden de memnun kaldý. Ne var ki dünyanýn demokrat zihniyete meyleden bir deðiþim içinde olmasý, Türkiye’yi de tam bu hassas dengede yakaladý ve siyasetin ölçütü kaydý. Önümüzdeki dönemde çok daha belirginleþeceði üzere, þimdi devlete deðil, topluma ne denli yakýn veya uzak olunacaðý belirleyici olacak ve toplum da artýk ‘tek millet’ yavanlýðýna mahkûm olmayacak. Yanlýþ anlaþýlmamasý için ekleyelim, ülkede hiçbir Kürt olmasa, herkes kendisine ‘Türk’ dese bile, ‘tek millet’ jargonu yakýn gelecekte bayat ve tatsýz bir zihniyete gönderme yapan bir ilkellik olarak görülecek...

Bütün bunlarýn anlamý, laik kesime þaþýrtýcý gelecek olsa da, modernliðin nihayet bu topraklarda yeþermesi ve dönüþerek hayata geçmesidir. Laik kesim bu durumu psikolojik olarak hazmedemiyor ama olayýn ayný zamanda sýnýfsal bir yenilgiyi ima ettiðini, devletin ihsan ettiði imtiyazlar üzerinden yaþanamayacaðýný da kavrýyor. Bu tesbitlere laik kesimin homojen olmadýðý yönünde bir itiraz olabilir... Ne var ki bu ancak imtiyazlarýn daðýlýmýna iliþkin olarak doðruluk payý taþýyacak, bu kesimin blok olarak yararlandýðý zýmni ideolojik iktidara yönelik bir gerçeklik taþýmayacaktýr. Kemalist dünyanýn tasavvuru olan laik kesim bugün bir bütün olarak yenilmiþ durumda, ama bir bölümü bu yenilgiyi demokratikleþmenin gereði, istenen bir durum olarak karþýlýyor. Çünkü laiklerin içindeki bu azýnlýk grup, devlet eliyle yozlaþan bir kimliðin parçasý olarak kiþiliksizleþmekten býkmýþ durumda. Dahasý Türkiye toplumunun ne cahil, ne de ilkel olduðunu görmüþ, o toplumla içiçe olmanýn keyfini yaþamýþ durumda.

Bu tesbitler laik kesim içinden ilk kez topluma saygýlý bir sol çýkaracak... Ve ayný müstakbel sol bu referandumda gönül rahatlýðýyla ‘AKP’nin anayasasý’ denen bu pakete destek verecek. Eðer bu referandumda ‘hayýr’ çýkarsa, kimsenin kuþkusu olmasýn ki ayný sol, gelecek seçimlerde AKP’yi ayný gönül rahatlýðýyla destekleyeceði bir noktaya doðru hýzla ilerleyecek. Çünkü artýk bir gözümüz kendi kesimimizin üzerinde ve kendisini ‘laik’, ‘solcu’, ‘modern’ olarak sunan cemaat çoðunluðumuzun cehaletinden, kibrinden ve zaman zaman dizginlenemeyen ahlaksýzlýðýndan utanýyor ve bununla yüzleþmek istiyoruz.

Modernlik her zaman homojen gözüken yapýlarýn kýrýlmasýný ima eder. Laik kesim de modernleþiyor ve içerden kýrýlýyor... Belki de bu referandumun uzun vadede esas anlamý burada aranmalý.

Etyen Mahçupyan - Taraf