Gönderen Konu: Ýstanbulda Ezansýz Þehirler  (Okunma sayısı 486 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

insan

  • Ziyaretçi
Ýstanbulda Ezansýz Þehirler
« : 12 Eylül 2010, 14:39:25 »
Ýstanbulda Ezansýz Þehirler




Çaðrýcý’ya göre yüksek ezan sesi bahane edilerek Ýstanbul’da camisi olmayan yeni yerleþim yerleri inþa ediliyor. Sosyologlar, mimarlar ve din adamlarýndan ise farklý görüþler geliyor.

”Bugün Ýstanbul’un çevresinde mabetsiz, minaresiz, ezansýz semtler, uydukentler kuruluyor. Ýçim kan aðlýyor. Binlerce konutun bulunduðu Acarkent’te, Beykoz Konaklarý’nda, Ataköy Konaklarý’nda ve daha baþka benzerlerinde bir tek cami yok.” bu açýklama geçtiðimiz hafta Ýstanbul Müftüsü Mustafa Çaðrýcý’dan geldi.

Tabii hemen Yahya Kemal Beyatlý’nýn

“Kendi kendime diyorum ki: Þiþli, Kadýköy, Moda gibi semtlerde doðan, büyüyen, oynayan Türk çocuklarý milliyetlerinden tam bir derecede nasip alabiliyorlar mý? O semtlerdeki minareler görülmez, ezanlar iþitilmez, Ramazan ve Kandil günleri hissedilmez.” sözleriyle baþlayan “Ezansýz Semtler” (*) yazýsýný akla getirdi.

Açýklamanýn sebebi müftülüðün ezan sesini belli bir noktada sabitleme çalýþmalarýna, “ezanýmý susturmam” tarzýnda eleþtirilerin gelmesi. Çaðrýcý’ya göre bu tür eleþtiriler yersiz. Ezan sesinin sabitlenmesi ezaný susturmak deðil, özellikle yeni yerleþim yerlerinde tamamen susturulmasýnýn önüne geçmek için gerekli. Çünkü yeni yapýlan lüks konutlarda cami inþa edilmiyor, bahane olarak da yüksek ezan sesinin verdiði rahatsýzlýk öne sürülüyor.

Çaðrýcý’nýn bu görüþleri Ýstanbul’da þehirleþmeye dair sosyolojik bir gerçeði gündeme getirdi.
 “Uydukent” olarak ifade edilen, þehir merkezine uzak yerleþkelerde bir tane bile cami bulunmuyor. Eskiden þehirlerde her evin yakýnlarýnda yürüyerek gidilecek bir cami varken, bu semtlerde oturan insanlar camiye gidebilmek için arabalarýný kullanmak zorunda kalýyor. Ýþin bir diðer can alýcý yaný da söz konusu konutlarda cami dýþýnda yüzme havuzuna kadar her türlü sosyal faaliyet alanýnýn bulunmasý.
 Örneðin Halkalý’da, üç yýl önce yapýlan Ihlamur Evleri 77 bin metrekarelik bir alana kurulu. 1120 kiþi yaþýyor konutlarda. Ancak Ihlamur Evleri’nde cami yok, sadece bir mescit var. Hemen karþýsýndaki Güneþpark Evleri’nde de durum ayný. Üç etaptan oluþan sitede hiçbir etapta cami ya da mescit yok. Halkalý’daki Atakent konutlarýnda ise 2. ve 3. etaplarda birer cami var. 1. etabýn ilk camisi olacak olan “Atakent Eda Camii”nin inþasý ise dört yýldýr tamamlanamamýþ.

Halkýn ne düþündüðünü öðrenmek istiyoruz. Ancak konutlara giriþte güvenlik engeli olduðu için ev sahiplerinden yalnýzca birkaçýyla konuþabiliyoruz.
Cami olmamasýndan þikayetçi olanlar olduðu gibi “Ýçeride cami inþa edilecek yer yok, hem yakýnlarda çok fazla cami var, onun yerine okul yapýlsýn.” diye düþünenler de yok deðil. Tabii söz konusu yerleþim yerlerinde cami olmamasý konutlardan ev almak isteyenleri de düþündürüyor.
“Namazlarýmýzý cemaatle kýlmak istesek her vakit camiye arabayla mý gidip gelmek zorunda kalacaðýz?” diye soruyorlar.
Neden cami inþa edilmiyor?

Bu soruyla ilgili sosyologlarýn, mimarlarýn, din âlimlerinin görüþleri hafta içinde medyada yer aldý ve hepsinden birbirinden farklý görüþler geldi. Mesela Sosyolog Doç. Dr. Mazhar Baðlý, kentleþmeye baðlý modernleþmenin sekülerleþmeyi de beraberinde getirdiðini, uydu kentlerde dini kavramlardan bir uzaklaþma olduðunu söylüyor.
Ama Baðlý’ya göre bu, tamamen dinden uzaklaþma olarak da algýlanmamalý. Çünkü insanlar ibadetlerini kamusal alana taþýmadan evlerinde de yapýyor olabilir. Din adamlarý, her ne olursa olsun, bunun Ýslam kültürü adýna üzüntü verici olduðunu söylerken, mimarlardan daha farklý görüþler geliyor.
 Mimar Dr. Sinan Genim’e göre bu bir arz talep meselesi. Çünkü þehir planlamalarýnda ibadethaneler için belirli bir yer ayrýlýyor. Ýnsanlar; hastane, okul gibi temel binalara ihtiyaç varken cami inþasýna sýcak bakmýyor. Mimar Korhan Gümüþ ise konuya farklý bir açýdan bakýyor. Ona göre bu yerleþim yerlerinin planlarý çizilirken cami konusu devlete býrakýlýyor ve devlet yapsýn diye projeye alýnmýyor. Çoðu yerlerde ise sivil toplum imkânlarýný zorlayarak ibadet yerleri yapýyor.
 Ama Gümüþ’e göre bu yerler proje dahilinde olmadýðý ve kýt kaynaklarla faaliyete geçirildiði için kamusal iþlevleri eksik kalýyor.

Manevî deðerler piyasa koþullarýna terk edilemez

Korhan Gümüþ (Mimar): Bu tür alanlarda mimari planlama piyasa iliþkileri içinde gerçekleþiyor. Böyle olunca da kültürel boyut eksik kalýyor. Sadece piyasa mekanizmalarýyla kamusal iþlemler yerine getirilemez.
Kente enerji veren en önemli þey kültürdür. Kültür, sanat, manevi mekanizmalar piyasa koþullarýna terk edilemez. Aksi takdire toplumsal hayat felç olur. Baþka bir model bulmak lazým. Yeni yapýlan konutlar týpký otomobil üretilir gibi üretiliyor ve satýþa sunuluyor.
 Bir yerleþim alaný yapýlýyorsa orada yaþayan insanlarýn daha satýn alma aþamasýna gelmeden katýlabilecekleri, kendi yaþam alanlarýna müdahale edecekleri modeller de denenmeli. Bu sadece kentlerdeki ibadet yapýlarýyla ilgili deðil, doðrudan doðruya kentlerin kendi gelecekleriyle ilgili söz sahibi olup olmamasýna deðiyor bu konu.

Sanal bir hayat kuruluyor

Vehbi Baþer (Sosyolog): Uydu kentler metropolün kaotik etkilerinden yalýtýlmýþ bir yaþama ortamý oluþturma kaygýsýndan ortaya çýkýyor. Ancak bu yerler sanki bir internet sitesinde geziyormuþsunuz hissi verecek kadar sanal, insanýn doðrudan iliþki kurmadýðý mekânlar.
Havuzlarý var, her þeyi var, beþ yýldýzlý otelde yaþýyor gibi yaþýyorsunuz. Ancak gerçek bir doða yok. Ýnsanýn gelgeç arzularýnýn realize edilebildiði, sanal, yapay bir hayat kuruluyor.
Tümüyle her þeyi para ödenerek kullanýlabilen bir dünya. Bu çok büyük tehlike. Mabet olup olmamasý olduðu gibi, olayýn bir diðer boyutu daha var. Ýnsani anlamda gerçekliðini çizdiðimiz bir yaþam alaný kurgusallýðý içinde kaybolma söz konusu.

Zaman



(*) http://www.xn--inirah-xjb.com/serbest-kursu/ezansiz-semtler/
« Son Düzenleme: 12 Eylül 2010, 16:04:14 Gönderen: |MiM| »

Çevrimdışı __MiM__

  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 9638
  • Teþekkür 51
Ynt: Ýstanbulda Ezansýz Þehirler
« Yanıtla #1 : 12 Eylül 2010, 16:30:27 »
evet, istanbul müftüsünün bu büyük endiþe ve üzüntüsüne katýlmamak elde deðil elbette...
lakin kabul etmek gerekir ki, bu semtlerde meskun kiþilerin kahir ekserisinin zaten islamdan tamamen kopuk, -belki  bazýlarýnýz bana kýzabilir ama- ve genelde de haramla beslenen nihilist bir hayat tarzýna yelken açmýþ aileler olduðunu biliyoruz.
ve bu tip kiþilerde ezan-ý Muhammediye karþý büyük bir alerji olacaðý da elbet normaldir. çünkü ezan-ý Muhammedi rahatsýz eder onlarý... onlara hesabý kitabý, ahireti hatýrlatýr. dünyasýný cennet kýldýðýnýz zannedenlerin ahiret alemine dair bir iz, bir iþaretten bile rahatsýz olmasý anlaþýlabilir bir durumdur. biz bunu sadece sabah uyku sýrasýnda uykudan uyandýrýlmak sendromu ile açýklamak meseleyi basite te'vil etmek olur.

bir de iþin þu boyutu vardýr. bilirsiniz türkiye ekonomisinin en önde gelen zenginlerinin kahir ekserisinin yahudi kökenli, dönme, gayri müslim ailelerden oluþtuðunu billiyoruz. koç ailesi, eczacýbaþý, doðuþ, zorlu ve benzeri en büyük kuruluþ ve holdinglere sahip ailelerdir... bu gibi ultra lüks yerleþim bölgelerinde oturanlarýn büyük bir bölümünün de bu tip zenginlerden oluþtuðunu tahmin etmek zor deðil. ve bu kiþilerin ezan sesinden rahatsýz olmasýný da tabii karþýlamak gerek diye düþünüyorum. burada asýl suçlu olanýn bu gibi yerlerde yaþamayý içine sindirebilen ve kendisini müslüman diye tanýmlayan kiþilerdir. ecdadýmýz, "ev alma, komþu al" derken bu gerçeði vurgulamak istemiþtir. aldýðý evin nasýl bir zihniyetin hakim olduðu yörede olduðunu hesap etmeden kendilerine sahte cennetler kurmaya çalýþanlarýn çok fazla sýzlanmaya da haklarý yok sanýrým.

geçen yýl bayramda dayýmla beraber çok zengin olmuþ bir doktorun evini ziyarete gittik... bayramlaþmak için tabii... kendisi hem aileden zengin, hem eþi tarafýndan, hem kendi kazancýyla... birçok hastanesi, iþyeri, iþ hanlarý olan biri. ve þu an da milletvekilidir kendisi... evine vardýðýmda küçük dilimi yutacak gibi oldum; çünkü evinden koltuklar nerdeyse otuz yýllýktý. fakir ve yoksul birinin evine geldik zannettim bir an. sora bizi uðurlarken yola kadar refakat ettiðinde birþeye dikkat ettim. ayakkabýlarý üç dört yerden tamir görmüþtü. dayým dayanamadý, dedi ki, "yahu .... bey, ALLAH aþkýna, bu kadarý da fazla... hiç olmazsa þu ayakkabýlarýný deðiþ. dedi ki, "tamam hocam da, dünya da bu kadar aç, yoksul, çocuðuna süt bulamayan bu kadar müslüman varken içim elvermiyor. ALLAHtan korkuyorum!" o kadar çok etkilendim ki, ne zaman üzerimize, evimize biþey almaya kalksak hep bunu hatýrlýyor, hücrelerime kadar titriyorum adeta...

kýsacasý mesele budur!
duymak, hissetmek ve yaþamak... bu bahsettiðim kiþi hayatý boyunca ALLAHýn yarattýðý arz'a bi kez olsun abdestsiz basmamýþtýr.
bu toplum bu denli bir þuura kavuþmadýkça ezansýz semtlerin çoðalmasýný tabii karþýlamak gerek diye düþünüyorum.

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açýkken deðil, kapatýnca göreyim!