Gönderen Konu: Göremezler  (Okunma sayısı 461 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

...

  • Ziyaretçi
Göremezler
« : 22 Eylül 2010, 13:36:47 »
Envaî çeþit renk olsa da, kimi bahtsýzlar göremez onlarý. Oysa kalbinde sevgi besleyenler, bu hazzýn içinde büyürler. Anlatýlacak hikâyenin de renkleri vardýr. Peki ya hikâyenin kahramanlarý: Halil, Zeynel, Cemil, Nurettin. Gözyaþýyla besledikleri sevgi çiçekleri ellerinde düþerler yollara. Pýrlanta simalý eðitim gönüllüleridir bunlar.

Gün yeni aðarmaktadýr. Gidecekleri yer hem epey uzaktýr hem de yakýn... Daha önce birlikte görev yaptýklarý, þimdilerde bir baþka þehirde vatanî görevini yapan, kara kaþlý, kara gözlü Ümit'i ziyaret etmek, "Var mý bir arzun kardeþ?" demek içindi yolculuklarý.

Bir tarafta sancak bekleyen arkadaþlarý, diðer tarafta geride býraktýklarý talebeleri, yârlarý, yâranlarý. Onlar yola çýktýklarýnda kýrmýzýya, beyaza ve hayatýn bütün renklerine düþman olanlar da vardý yollarda. Karanlýðýn bekçileriydi bunlar, þerrin adamlarý.

Devirler öncesinden süregelen bir tablodur bu. Kurulan tuzaklar, mancýnýklar, çarmýhlar, ateþi güçlendirmek için toplanan odunlar hep ýþýða düþman olmaktan. Yaktýklarý ateþi dünyadan âhirete taþýyanlar göremezler ki elleriyle, dilleriyle besledikleri ateþ, kendilerini yakar.

"Dört yiðit yollara düþtü." demiþtik. Daðlar tepeler, kýrlar bayýrlar, geceler gündüzlerden sonra ulaþtýlar, arkadaþlarý Ümit'in yanýna. Bir kalbin mutluluðuna daha mutluluk kattýlar. Yemek yediler, çay içtiler, sohbet ettiler vatan bekleyen yiðitle. Ana oldular, yâr oldular, yâran oldular; yüzlerini birbirlerine sürdüler. Aktan ak oldular. Tebessüm gelip kondu yanaklardan kalblere.

Ziyaret saati bitmiþ, gitme vakti gelmiþti. Gül döküle döküle gelinen yoldan dönmek için müsaade istendi. Ümit, Halil, Zeynel, Cemil ve Nurettin; soluklarýný, sinelerini, sevgilerini birbirine kattýktan sonra helâlleþtiler.

Bu muhabbet erleri, Ümit'in ve asker arkadaþlarýnýn hasret kokan bir kucak mektubunu aldýktan sonra ALLAH'ýn adýný andýlar ve yola koyuldular. Cevþenler dualara, yollar yollara, kýrlar bayýrlara eklendi. Yol uzadýkça hasretler arttý. Dershanedeki vazifelerine geç kalmýþ olmanýn, oradaki arkadaþlara yetiþememenin kaygýsý yaktý kavurdu onlarý. Teselli aradýlar.

Bir müddet sonra Halil, arabada uyuyakaldý. Uykusunda rüyaya, rüyasýnda gerçeðe uyandý. (U)yanan bir kalble doðruldu sonra. Dedi ki: "Arkadaþlar, ALLAH hayýr etsin, az evvel rüyamda ikinci defa Hacca gidiyordum. Hacdan geri dönüþümde beni büyük bir kalabalýk, neþe içinde karþýlýyordu."

"Hayrolsun inþALLAH." dediler Halil'e. Gittiler yine bir hayli. Bir vakit sonra yolun sinsi bir köþesinde, eli kanlý, düþüncesi kanlý eþkýyalar çýktý önlerine. Sevgi ülkesinin Halil'i olur da O'nun yoluna çýkan Nemrut olmaz mý; olur elbette. Iþýkla karanlýðýn mücadelesi, kâinat yaratýlalý beri var olagelmiþ, bir tarafý gündüz olan dünyanýn bir tarafý geceye dönmüþtür.

Halil ve arkadaþlarý "Tevekkeltü alelALLAH." deyip girdiler yola. Dönülmeyecek bir kavþaðý kesmiþti hain bir pusu. Arabada asker mektuplarý vardý, üstelik onlar öðretmendiler. Bu eþkýyalar da vatana hizmet edenlere düþmandý. Eðer arabalarýný arayacak olurlarsa bunlarý görecek ve kana susamýþ caniler, onlara da kýyacaktý.

Bütün yolcular gibi onlarý da arabalarýndan indirdiler. Eþkýyanýn keseceðini bildikleri hâlde yola çýkmaktan geri durmayan gönül erlerini alýp götürdüler daðýn zirvesine. Kartallar, olmazdý sadece; bazen çakallar da olurdu daðýn zirvesinde.

Merhamet, insaf dilenmez gözü dönmüþ caniden. Kindir bildikleri, masum öldürmektir anladýklarý, iki kardeþi ayýrmaktýr davalarý(!) Yiyecekse kurt kuzuyu, suyu bulandýrma dermiþ. Halil ve arkadaþlarý da güzel bir iþ yapýyorlardý; "sevgi" diyorlardý, "kardeþlik, merhamet, eðitim ve ýþýk" diyorlardý. Iþýktan rahatsýz olacak diye yarasa, beyaz kanadýný açmayacak mýydý güvercin.

Eþkýya baþý emir verdi; adamlarý aradý bütün masumlarýn eþyalarýný, arabalarýný. Sýra Halil ve arkadaþlarýnýn arabasýna gelince diðer arabalarda yaþanan bir kargaþa sebebiyle ne mektuplarý ne de dershanelerine ait reklâmlarý görebildiler.

O arabadan sadece, Halil'in doðum yerinin yazýlý olduðu öðretmen kartýný bulup getirdiler. Sonra da köpük köpük kelimeler çýktý aðýzlarýndan "Sen de diðerlerinin arasýna geç. Öðretmenmiþsin madem, düþmansýn bize..." dediler.

Baþý, daðlar kadar dik Halil, geçti diðer tutsaklarýn tarafýna. Ricada bulunmadý, hâlini anlatmadý, "Bakýn biz halka faydalý olmaktan gayrýsýný düþünmeyen, ALLAH'ýn rýzasýndan baþkasýný arzulamayan insanlarýz." demedi. Açtý ellerini yüceler Yücesi'ne: "ALLAH'ým hayýrlýsýysa bize ömür ver." diye yakardý.

Çocuklarýný düþündü Halil, hanýmýný düþündü. Bunun yanýnda "ALLAH'ým Peygamber Efendimizin (sallALLAHu aleyhi ve sellem) Mekke'den Medine'ye hicreti esnasýnda Yasin'den okuduðu "vecealna min beyni eydîhim sedden" (Hem önlerinden hem arkalarýndan bir set yaparak, öylesine çepeçevre sardýk ki, artýk hiç göremezler onlar...) âyetini okudu, okudu. "ALLAH'ým, Sen istersen bu âyetin tecellisini bir defa daha lütfedersin. Sen istersen, bunlar beni görmezler." diye zihninde aldý verdi.

Bundan o kadar emindi ki, infaz edileceklerin arasýnda olmasýna raðmen, arkadaþlarýndan daha sâkindi. Sona doðru yaklaþtýklarýný hissettiklerinden olsa gerek arkadaþlarýyla helâlleþti. Onlara "Hakkýnýzý helâl edin, büyük ihtimalle bizi burada tutacaklar, arkadaþlara selâm söyleyin." dedi.

O dað baþýna getirildikleri ândan itibaren süregelen eþkýyalarýn uzun ve mânâsýz propagandalarý, bir müddet daha devam etti. Haklý olduklarýný ve sebeplerini anlattýlar, yolcular arasýnda yakalanan suçlularýn(!) hatalarýndan(!) bahsettiler, çare deðil kan isteriz dediler özetle. Kelimeler, mânâlarýndan utandý. Halil ise, sürekli "vecealna min beyni eydihim sedden" âyetini bir tespih gibi tekrarlýyordu.

Halil, infaz edileceklerle diðer yolcularýn tam ortasýnda bir yerde duruyor, olanlarý seyrediyordu. Ne zaman arkadaþlarýnýn bulunduðu yere baksa onlarý hüzün içinde görüyordu. Eþkýyalarýn baþý, konuþmasýna ara verdiði bir sýrada arkadaþlarýndan Cemil, ona doðru yaklaþtý ve fýsýltýyla; "Aðabey, bunlar seni görmüyor, sen benimle gelsene." dedi. Halil de; "Cemil, size de bir zarar gelir, inþALLAH bana bir þey olmaz, sen git." diyordu. Halil'in bu sözüne raðmen Cemil yine "Yok aðabey, bunlar seni görmüyor." dedi ardýndan da elbisesinden çekerek Halil'i o gruptan ayýrdý. Eþkýyalar, âdeta gözleri baðlanmýþ gibi onlarý göremediler.

Halil ve üç arkadaþý daha fazla orada zaman kaybetmeden daðdan aþaðý indiler. Arabalarýna binerken Halil diðerlerine; "Arkadaþlar, ben artýk ikinci bir hak kullanýyorum. Hani, âhirette insanlar, Ya Rabbi bizi bir kere daha dünyaya gönder; bak biz nasýl ibadet ederiz, diyeceklermiþ ya... Ben þimdi, o hakkýmý da kaybediyorum. Bu bana ALLAH'ýn bir lütfu." dedi.

Dört yaðýz gönül bunlarý yaþarken, onlardan haber bekleyen memleketlerinde de bir telâþ baþlamýþtý. Zîrâ yol kesen eþkýyalarýn zulmü onlarýn kulaðýna, kulaklarýndan gönüllerine gitmiþ, herkesi yakýp kavurmuþtu. Artýk, her ân gelebilecek kötü bir haberi bekliyorlardý.

Bir baþka telâþ da Cemil'in evinde yaþanýyordu. Bu meþ'um hâdisenin yaþandýðý saatlerde Cemil'in evinin penceresinden bir güvercin girmiþ ve kendisini duvardan duvara vurmuþtu. Cemil'in ak örtülü, ak gönüllü anasýnýn kalbi daralmýþtý. Ýçinden; "ALLAH, hayretsin! ÝnþALLAH bizim çocuklarýn baþýna kötü bir þeyler gelmemiþtir." dedi.

Nihayet yolda haber gönderebilecekleri bir yere gelince Halil, memleketteki arkadaþlarýný aradý. Olaný biteni özetledikten sonra merak etmemelerini söyledi. Bir bayram coþkusu sardý kalbleri. Ancak memlekete vardýklarýnda, geride "infaz edilecek" diye ayrýlan masumlarýn katledildiðini öðrenince oldukça üzüldüler.

Adý konulmamýþ çýkarlarýn peþinde koþanlar, "vecealna min beyni eydihim sedden" âyeti sýrrýnca, hakikatleri, sevgileri, eðitime gönül verenleri, muhabbet erlerinin daðlardan yüce aþklarýný göremeyecekler.


Murat KAYA