Gönderen Konu: PLATON (Eflatun)...  (Okunma sayısı 631 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ukde...

  • Ziyaretçi
PLATON (Eflatun)...
« : 22 Eylül 2010, 22:10:43 »
Hayatý boyunca kendi düþünceleri dâhil hemen hemen her konuyu sorgulayan, hayatýn farklý cephelerine ve problemlerine çözümler üreten Platon, yaþadýðý dönem itibariyle tabiat ve insan iliþkisini konu alan bir felsefi dönemde yaþamýþtýr.

Sokrates ile baþlayan bu sorgulama dönemini sistematik hale getiren ise Platon ve talebesi Aristoles’tir. Bu dönemde daha önce sorgulanarak elde edilen bilgiler sistemli bir hale getirilmeye çalýþýlmýþtýr. Birinci dönem filozoflar tabiatý ele alarak sorgulamýþlardý, ikinci dönemde ise tabiat içinde insanýn rolü sorgulanmýþtý. Üçüncü dönemde ise her ikisi arasýnda bir denge kurularak sistemli bir þekilde insan ve kâinat münasebetleri geliþtirilerek daha sonra ortaya çýkacak olan felsefî ilimlerin (Matematik, Fizik, Tabiat Ýlimleri, Astronomi vb.) temelleri atýlmýþtýr.

Platon’un bunlar arasýnda önemli bir yeri vardýr. Çünkü Platon fizik âlemi ile metafizik âlem arasýndaki münasebeti nazara veren ve bu iki âlemi birden ele alan bir filozof olarak ayrý bir yeri ve deðeri vardýr. Platonun sistematik ve disipline edilmiþ bilgilerin araþtýrýlmasý dönemini baþlatmýþ olmanýn yanýnda bir diðer yönü de “Ýdealizm” denen akýl yürütme ve gerçekçilik akýmýna öncülük etmiþ olmasýdýr.

Platonun Hayatý:
Platon MÖ 427 yýlýnda Atina’da aristokrat ve zengin bir ailenin çocuðu olarak dünyaya gelmiþtir. 20 yaþlarýnda Sokrates ile tanýþýr ve ölümüne kadar (399) ondan ayrýlmaz. Sokrates’in ölümünden sonra 12 yýl boyunca Mýsýr, Keyrenye ve Taras’a gider ve bu arada Sicilya’ya üç ayrý ziyaret gerçekleþtirir.

Atina o dönemlerde hem askerî, hem ekonomik, hem de kültürel bakýmdan çok geliþmiþtir. MÖ 480-490 yýllarýnda Perslerin saldýrýlarýný püskürterek zamanýnýn “Delos Deniz Birliði” içinde önemli bir güç haline gelmiþtir. Ama Isparta ile çatýþma içine girmek durumunda kalýr. Isparta o dönemde demokrasiye sýcak bakmayan, oligarþik, tutucu, gücünü baský altýnda tuttuðu kölelerden alan, askerî güce önem veren; ama sanat alanýndaki yeniliklere deðer vermeyen bir tutum içindedir.

Perslerin yayýlmacý geniþ devlet yapýlarýna karþýn Yunan bölgesinden her kentin bir diðerini rakip olarak gördüðü þehir yönetimlerinin hâkim olduðu bir yapýdadýr. Böyle bir ortamda Atina ile Isparta arsýnda meþhur Peloponnesos savaþlarý baþlar. Atina 404 yýlýnda kesin bir bozgun yaþar. Platon bu dönemde 409 yýlýnda 18 yaþlarýnda askerliðini yapar. Bu dönem yaþanan bozgunun getirmiþ olduðu, yüksek ideallerin çöktüðü, acýyý ve umutsuzluðu beraberinde getiren bir dönemdir. Savaþ dönemlerinde Atina’da bulunan ve yönetimde de büyük aðýrlýklarý olan demokrat tüccar sýnýfýnýn politikalarý Platon’un fikir dünyasýna fazlasýyla malzeme saðlar. Bir ara Platon herkes gibi askerî sahada yaþanan bozgunun sebebini Atina demokrasisinin gevþekliðine, Isparta’nýn dikta disiplinine ve düzenine baðlar.
 
Atina’da çeþitli kanlý olaylardan sonra 403 yýlýnda Atina Demokrasisi yeniden iþlemeye baþlar; ancak bu dönemde de Sokrates’in mahkûmiyeti ve idamý Platon’un demokrasiye olan nefretini haklý çýkarýr. Bu bakýmdan Platon demokrasi idaresini “ayak takýmýnýn yönetimi” olarak isimlendirir. Platon’un idealindeki yönetim “Erdemli ve bilge insanlarýn yönetimidir” ki buna “Medine-i Fâzýla” adý verilmiþtir.

Sokrates’in idamýndan sonra Platon Sokrates’in sevenleri ile birlikte Megara’ya gitmiþ, bir süre sonra tekrar Atina’ya dönerek “Akademi”sini kurarak eðitim ve öðretim faaliyetlerine baþlamýþtýr. Bu okulda “Politika, Hukuk, Felsefe ve Yasalar” konusunda dersler vermeye baþlamýþtýr.

Platon seyahatleri esnasýnda Mýsýrlý rahiplerden Matematik ve Astronomi öðrenmiþtir. Ayrýca Sicilya’ya yaptýðý seyahatlerinde de hem siyasetle ve idarecilerle görüþüp konuþtu hem de yasalar konusunda büyük bilgi ve tecrübe sahibi oldu. Bilhassa yöneticiler krallarýn yasalarda reformlar yapmalarý için onun krallarý ikna etmesini istiyorlar ve bir nevi obdustmanlýk yapmalarýný istiyorlardý.

361 yýlýnda Sicilya’dan dönerken bir ara korsanlar tarafýndan köle olarak satýlan Platon köle pazarýnda bir tanýdýðý tarafýndan satýn alýnarak Atina’ya dönmesi saðlanmýþtýr.

Bu arada edindiði bilgilerini ve öðretmenleri olan Sokrates ve benzeri filozoflarýn konuþmalarýný ve siyasi gözlemlerini kendi fikirleri ile yoðurarak yazýlý hale getirmiþtir. En son yazdýðý eseri hayatýnýn ve tecrübelerinin son ürünü olan Nomio (Yasalar) adlý eserini yazmýþtýr.

Platon MÖ. 347 yýlýnda 80 yaþýnda vefat etmiþtir.

Eserleri:
1. Apoliga: Sokrates’in savunmasý,
2. Kriton, Protagoras, Ion: Diyaloglar ve Konuþmalar
3. Politeia: Devlet Felsefesi
4. Gorgias, Menon: Diyaloglar ve Münazaralar (Geçiþ Diyaloglarý)
5. Symposion, Phaidon, Politeia II-X (Devlet) Phaidros: Olgunluk Diyaloglarý
6. Theitetos, Parminedes, Sophistes, Politikos, Philebos, Timaios, Kritias, Nomoi (Yasalar): Yaþlýlýk diyaloglarý…


Felsefesi:
Gençlik döneminde Sokrates’in etkisinde olan Platon daha çok "Bilgi ve Erdem" konuþlarýný incelemiþtir. Zamanla Sokrates’in görüþlerini aþarak kendi düþüncelerini de oluþturmasýna raðmen yazdýklarýný daha çok Sokrates’in aðzýndan dile getirmiþ ve Sofistlere karþý Sokrates’in akýlcýlýðýný müdafaa etmiþtir. Platon Sokrates gibi "Tümevarým" metodunu kullanýr.

1. Ruh Teorisi:
Bilgi ve erdemin kaynaðýný ruhun oluþturduðunu savunan Platon, daha sonra mutlak deðiþmez ile deðiþken arasýndaki iliþkinin ruhtan kaynaklandýðýný savunur. Sofistlerin hazza dayanan düþüncelerine “iyi” kavramý ile karþý çýkar. Platon ruhun üç bölümden meydana geldiðini savunur. Bunlar; “akýl, irade ve iþtiha”dýr. Akýl, bilgeliði arar, irade insaný yönlendirir ve idare eder. Ýþtiha ise ruhun beden ile iliþkisini temin eder ve bedenin isteklerine bakan yönüdür. Ýnsan bedensel isteklerini irade ile kontrol altýna alarak ruhun akýl yönüne aðýrlýk vermelidir ki iyiye ve doðruya yönelmiþ olsun. Bedenin istekleri bitmek bilmez, buna esir olan kimse ruhun yüce duygularýna bakan yönünü ihmal eder. Gerçek âlem olan ve bu fani dünyanýn kaynaklarýný teþkil eden idealer dünyasýna bedenimiz deðil aklýmýzla ve ruhumuzla gideceðimizi belirtir. “Bedeni eðitmenin ve beceri kazandýrmanýn amacý ruha yardýmcý olmasý ve ruhun geliþimini saðlamasý içindir” der. Bedenin ölümü ile gerçek âlem olan idealar dünyasýna ruhun ancak akýl bölümü gidebilir demiþtir.

2. Bilgi Teorisi:
Bilginin araþtýrma ve öðrenme yolu ile kazanýlacaðýný belirten Platon felsefenin olabilmesi için bilgi sahibi olmanýn þart olduðunu söyler. Platon ayrýca erdemin bilgi demek olduðunu da iddia eder. Bilgiyi erdem haline getiren þey ise dialektik dediðimiz sorgulama teknikleridir. Diyalektiði geliþtiren Platon bunu üç aþamaya ayýrmýþtýr. Birincisi, Sokratik soru-cevap þeklindeki tartýþma sanatýdýr. Ýkincisi, hipotezlerden yola çýkarak akýl yürütme metodudur. Üçüncüsü ise, bölme metodudur ki bir türün tanýmýna ulaþana kadar cinsleri bölerek bireylere kadar indirerek tanýmlama ve ondan yola çýkarak cinsi tanýma ve tanýmlama metodudur. Platon böylece gerçeklere ulaþýlabileceðini kanýtlamýþtýr.

Ukde...

  • Ziyaretçi
Ynt: PLATON (Eflatun)...
« Yanıtla #1 : 22 Eylül 2010, 22:14:19 »
3. Ýdealar Teorisi:

Platonun idealist düþüncesinde iki dünya vardýr. Birincisi duyularýmýzla algýladýðýmýz görünen dünyadýr. Bu görünen dünyada, yâni âlem-i þahadette deðiþim ve dönüþümler yaþanýr. Bu deðiþen gelip geçen fani dünyadýr. Bu dünyanýn arkasýna takýlmanýn ve bunu gerçek sanmanýn pek önemi yoktur. Çünkü her þey devamlý deðiþim içindedir, dolayýsýyla buna ait bilgiler de geçicidir. Ýkincisi ise, kavranan ve akýl ile algýlanan gerçek dünyadýr. Geçici dünyadaki kötü olmayan her þeyin deðiþmeyen sabit bir gerçekliði vardýr ki bu idealar dünyasýnda vardýr. “Kötülüðün ideasý yoksa varlýðýnýn sebebi nedir?” sorusuna da “bunlarýn sabit bir gerçekliði olmayýp hazlarý meydana getiren insan bedenidir” þeklinde cevap verir. Yeme, içme, cinsel arzular ruhun beden, yani nefis ile ortak olarak oluþturduðu hazlar olduðunu ve bunun da geçici olduðunu ifade eder. Kötülüðün bir gerçekliði ve ideasý olmuþ olsaydý o zaman kötülüðün deðiþmez/deðiþtirilemez ve ortadan kaldýrýlamaz olduðunu savunmak demektir. Bu sebepledir ki bütün dinlerde ve kutsal kitaplarda “iyilik ALLAH’tan, kötülük ise nefisten kaynaklanýr” denilmiþtir. Bundan anlaþýlmaktadýr ki, kötülük ilâhî olmayýp, fýtratýn ve yaratýlýþýn bozulmasýndan kaynaklanmaktadýr.

Gerçek dünyada yer alan ve akýl ile kavranan idealar hiyerarþik bir yapý içinde yerini alýr. En üstte “iyilik ideasý” vardýr. Duyu organlarýmýzla algýlanmayan bu dünyayý kavramanýn ve anlamanýn tek yolu akýl yürütme ile doðru düþünmedir; yani felsefe yapmaktýr. Buna göre, âdil insanýn arkasýnda “Adalet” ideasý, güzel nesnelerin arkasýnda da “Güzellik ideasý” vardýr. Ayný þekilde bütün iyiliklerin arkasýnda bir “Rahmet ideasý” ve doðru bilgilerin arkasýnda ise bir “Hikmet Ýdesý” olmalýdýr ki onlarýn yansýmasý ile bilgi ve hikmet, þefkat ve merhamet meydana gelsin. Platon’a göre idealar dünyasý olmadan ve her þeyin bir hakikati olmadan onlarýn yansýmalarý olan bu dünyada geliþme ve deðiþme mümkün olmaz. Yaratýcýnýn yarattýðý görünen varlýklar ya fýtratlarýnýn gereði olarak idealar dünyasýna göre kemale erer veya bozularak kötülüðü meydana getirirler.

Kavramlar idealarýn varlýðýnýn en büyük kanýtýdýr. Çünkü insandan bahsetmeden önce bir “Ýnsanlýk” kavramý olduðu gibi, örneðin “elma” dediðimiz zaman, tek tek elmalardan deðil, bir “elma kavramýndan” söz ederiz. Bu kavramlar olmadan düþüncelerimiz bile teþekkül etmez, nerede kaldý ki idealar olmadan varlýklar olsun. Ýnsan ruhunun tekâmülü, aklýn idealarý anlamasý ve onlarýn gerçekliðine göre davranmasý ile mümkün olabilir. Gerçek bilgi ve hikmet de bu þekilde ortaya çýkar.

Platonun anlatmaya çalýþtýðý þey aslýnda Bediüzzaman’ýn “Her þeyin hakikati Esma-i Ýlâhiye’ye dayanýr ve bu sayede o þey hakikat olur” ifadeleri ile açýkladýðý husustur.

4. Sanat Anlayýþý:
Platon sanata ve sanatçýya mesafeli yaklaþtýðý görülmektedir. Sanatçýnýn taklit ettiði örnekler gerçeðin kendisi deðil, gölgesidir. Gölgeye takýlýp kalmak ise gerçeðe uzak kalmak anlamýna geldiðini düþünmektedir. Platon’a göre bir ressamýn taklit ettiði nesneler zaten gölgenin gölgesidir. Bu durumda gölgenin gölgesi ile meþgul olduklarýný belirtir. Yani ressam ideanýn deðil, ideanýn taklidinin taklidini yapmaktadýr.

Yine Homeros ve Tragedya yazarlarý akýl yoluyla ilerleyen kimseler olmayýp, tutkularýna kapýlmýþ insanlarýn taklidini yaptýklarýný söyler. Böylece sanatçýlarýn insanlarý gerçeklere deðil, haz ve tutkuya yönlendirirler. Sanat taklit olduðu için bir bilgi deðildir ve ciddi bir iþ de deðildir.
 
Sanat eserlerini üçe ayýran Platon bunlardan birincisi “dythrambos” adý verilen ozanýn kendi duygularýný dile getirdiði türler. Ýkincisi, “komedi ve tragedya” denen kiþilerin taklit edildiði türler. Üçüncüsü ise, “epos” denen her iki türden oluþan türlerdir.

5. Devlet Görüþü:
Platon’a göre devlet bireylerin sosyal bir varlýk olup ihtiyaçlarýný tek baþýna karþýlayamamasýndan bir ihtiyaç olarak doðmuþtur. Devlet, halk, koruyucular, askerler ve memurlardan oluþur. Yine devlette koruyucular karar verenlerdir, askerler ise onlara yardým edenler sýnýfýný teþkil eder. Mal ve mülk saðlayan ve devlete gelir getirenler ise halkýn içinde bulunan tüccarlar ve sanatkârlardýr.

Devleti bir bedene benzeten Platon söz konusu üç sýnýfý da ruhun üç bölümüne uyarlar. Devletin koruyucularý ve karar veren idareciler akla benzerler. Onlarý koruyan askerleri iradeye, mal mülk peþinde koþan halký da iþtihaya benzetir. Her sýnýfýn bir erdemi vardýr. Yöneticilerin erdemi bilgelik, koruyucu askerlerin erdemi cesaret, halkýn erdemi ise ölçülü ve dengeli bir hayat sürmeleridir. Adalet ise herkesin üzerine düþeni yapmasý ile ortaya çýkan bir erdemdir. Toplumun adil olmasý ancak herkesin üzerine düþeni yapmasýna ve adalete yardýmcý olmasýna baðlýdýr.

Bir devletin mükemmel olmasý yöneticilerin filozof olmasýna baðlýdýr. Sonra eðitim eþit bir þekilde kadýna ve erkeðe verilmelidir. Çocuklarý ise bilgeler eðitmelidirler. Kadýn ve erkek arasýnda sorumluluk eþit olacaktýr. Faziletli bir toplumun örneði “idealar dünyasýnda” vardýr. Herkes bunu kendisine örnek almalý ve faziletli olmak için çalýþmalýdýr. Ýdeal bir devlete yaklaþma durumuna göre yeryüzünde kurulan devlet türleri dörde ayrýlmaktadýr. Birincisi, Timokrasi denen þan ve þöhret düþkünlerinin devleti. Ýkincisi, Oligarþi denen zengin sýnýfýn devleti. Üçüncüsü, eþitliði esas almaya çalýþan Demokrasi ve dördüncüsü de tek bir tiranýn yönetimini ve diktasýný esas alan Tiranlýk’týr.

“Devlet” isimli kitaplarýnda bütün bu bozuk yönetim biçimlerini tek tek inceleyen Platon’un savunduðu ve ideal olarak gördüðü devlet þekli Aristokratik Monarþidir. Tabii ki bu monarþinin baþýnda filozof kral bulunmalýdýr. Daha sonra bu tezini geliþtiren Platon “Yasalar” kitabýnda Monarþi ve Demokrasi karýþýmý bir devlet yönetimini önerir.

Daha sonra ortaya çýkan bütün filozoflar, devlet kuramcýlarý ve yönetim bilimcileri ister istemez Platonun bu düþünce ve felsefesinden etkilenmiþlerdir.     

Bediüzzaman ve Platon/Eflatun:
Bediüzzaman “Eski Said döneminde felsefede çok ileri gitmiþtir. Garbýn Sokrat’ý, Eflâtun’u, Aristo’su gibi hakikatli feylesoflarý ve Þarkýn Ýbn-i Sinâ, Ýbn-i Rüþd, Fârâbi gibi dâhî hükemâlarýndan felsefe ve hikmette Kur’ân-ý Hakîmin feyziyle geride býrakmýþtýr.” (Sözler, 2004, Konferans, 1231)

Bediüzzaman Risale-i Nurlarda Sokrat ismini dört defa zikrettiði halde Eflatun isminden yirmi yerde bahsetmektedir. Genel olarak ele aldýðýmýz ve incelediðimiz zaman, Bediüzzaman Said Nursi hazretleri silsile-i felsefenin dâhîleri olarak Eflatun, Aristo, Ýbn-i Sina ve Farâbî’yi sayar. Eflatun dýþýnda sayýlanlarýn “Ýnsanlarýn gâyetü’l-gâyâtý teþebbüh-ü bilvâcip, yani Vâcibu’l-Vücûda benzemektir” deyip Firavunâne bir hüküm verdiklerini belirtir. Bu hüküm ile enâniyeti kamçýlayarak þirke yol açtýklarýný belirterek “insaniyetin esasýnda münderiç olan acz ve zaaf, fakr ve ihtiyaç, naks ve kusur kapýlarýný kapayýp, ubûdiyetin yolunu seddettiklerini” ifade eder. (Sözler, 880, 888) Maðdup ve dâllîn yolu olan Felsefe mesleðinde ancak Eflatun ve Sokrat gibi yüzde birinin kurtulacaðýný (Sözler, 1205) belirten Bediüzzaman dâhi-i meþhur Ebu Ali Ýbn-i Sinâ’yý Ýslam hükemasýnýnýn Eflâtunu olarak görür. (Lem’alar, 2005, s.368)

Akýl ve zekâ, ilim ve felsefe konusunda Bediüzzaman devamlý olarak Eflatun’u örnek gösterir. (Lem’alar, 428) Eflatunu þuurlu,  Calinos’u da hikmet sahibi olduðunu belirten (Ýþâratu’l-Ý’câz, 2006, s. 233 Muhakemat, 2006, s.168) Bediüzzaman Eflâtunun “Medine-i Fâzýla” þeklinde ortaya koyduðu ideal devlet felsefesinin ideal olmakla beraber hayal olduðunu belirtir.  Bediüzzaman  “Ýslâmiyet’in insaniyet-i kübrâ ve þeriatýn ise medeniyeti fuzlâ (en faziletli medeniyet) olduðundan, âlem-i Ýslamiyet, Medine-i fazýla-i Eflâtuniye (Eflatunun hayal ettiði faziletli þehri) olmaya sezadýr. (lâyýk) (Tarihçe-i Hayat, 65; Divan-i Harb-i Örfî, 1993, s. 47) buyurarak uygulanabilir ideal devlet sisteminin ancak Ýslamiyet içinde hayat bulabileceðine dikkatleri çekmiþtir.

Devlet ve hükümetle ilgili görüþlerini dile getirdiði “Münazarat” isimli eserinde Bediüzzaman bir þahsýn dahi hata ve kusurdan yoksun olmadýðýný, insanlarýn oluþturduðu þahs-ý mânevi olan hükümetin de masum olamayacaðýný belirttikten sonra, masum bir hükümetin ancak “Eflâtûn-i Ýlâhînin Medine-i fazýla-i hayaliyesinde masum olabilir” (Münazarat, 1996, s.39) diyerek Eflatun’un Medine-i Fazýlasýnýn ancak ideal bir hükümet þekli olabileceðini ifade ile meþrutiyetin/demokrasinin istibdada nispeten su-i istimalleri önleyebileceðini ifade etmektedir.

Ýstibdadýn kalkmasý, hürriyetin her tarafa hâkim olmasý ile insanlarýn istidat ve kabiliyetlerinin inkiþafa baþlayacaðýný ve o zaman Asya ve Rumeli’nin Eflâtunlarý, Dekartlarý, Bismarklarý, Ýbn-i Sina ve Taftazanileri geri býrakacak istidat ve kabiliyetlerin yetiþeceðini de müjdeler. (Divan-ý Harb-i Örfî, 1993, s. 83)

Bediüzzaman’ýn Kur’an-ý Kerimden ilham alarak akýl ve kalbin ittifaký ile ortaya koyduðu mesleðine yakýn görüþler ortaya koyan Eflatun’u takdir etmemesi elbette düþünülemezdi. Plüralist bir din, materyalist bir hayat içinde ALLAH’ýn birliðine ve ahrete inanan, her þeyin hakikatinin idealer dünyasý dediði ALLAH’ýn esmasýný aramasý, ahiret hayatýný göstermesi gerçekten Eflatun’un kurtulduðunu ve bir ALLAH adamý olduðunu göstermiþtir. (Sözler, 1205)

"Boþ kafa þeytanýn çalýþma odasýdýr"diyen Eflatun daima çalýþmayý, hak yolda olmayý, hak ve hakikati ders vermiþtir.