Gönderen Konu: Muhammed Esed  (Okunma sayısı 436 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Cecenyam

  • غرف خاصة
  • TaLiP
  • **
  • İleti: 226
  • Teþekkür 2
  • Sabýr, savaþ, zafer... Adým Müslüman
Muhammed Esed
« : 11 Haziran 2011, 14:22:00 »
Muhammed Esed, 1900 yýlýnda, Doðu Galiçya'nýn Lvov þehrinde, Yahudi bir ailenin üç çocuðun ortancasý olarak dünyaya geldi. Baba tarafýndan dedesi Czemowitz'de, matematik ve fizikte uzmanlýðý olan ve astronomiye de ilgisi bulunan satranç ustasý bir hahamdý. Babasý ise ailenin muhalefetine raðmen fen tahsili yapmak istiyordu. Fakat malý darlýk ancak hukuk tahsili yapmasýna ve avukat olmasýna imkan vermiþ ve evlendikten sonra Lvov'a yerleþmiþti. Esed, burada hem þehir hayatýný hem de anne tarafýndan dedesinin malikanesinde köy hayatýný yaþadý ve mutlu bir çocukluk geçirdi.


Babasý gerçekleþtiremediði fen tahsilinin ýstýrabýný bilimsel yayýnlarý izleyerek hafifletmeye çalýþýyor ve oðlunun kendi yapamadýðýný gerçekleþtirmesini istiyordu. Oysa o tarihe, þiire, Polonya ve Alman edebiyatýna ilgi duyuyordu. Esed de aile geleneði icabý evde özel dini eðitim gördü. On üç yaþlarýnda Ýbraniceyi su gibi okuyor ve akýcý bir dille konuþabiliyordu. Tevrat, Miþna, Gemara, Talmud okuyor ve Aramice de anlýyordu.


1914 yýlý sonlarýna doðru o sýralarda oturmakta olduklarý Viyana'da, yaþý tutmadýðý halde okuldan kaçarak gösteriþli yapýsýna güvenerek baþka bir adla Avusturya ordusuna asker yazýldý. Fakat ailesi onu buldu ve geri getirdi. Dört yýl sonra ise normal yoldan asker olduysa da devrim patlak verince Avusturya Ýmparatorluðu çöktü ve savaþ da sona erdi.


Savaþtan sonra Viyana Üniversitesinde iki yýl sanat tarihi ve felsefe okudu. Fakat bunu kendine uygun bulmayan Esed, gazeteci olmak istiyordu. Babasý ile fikir ayrýlýðý anlaþmazlýkla sonuçlanýnca, annesinin de ölümünden bir yýl sonra 1920'de Viyana'yý terk ederek Prag'a, oradan da Berlin'e gitti. Edebiyat çevrelerinde dolaþtý, film yönetmeni asistanlýðý, senaristlik yaptý.


1921 yýlý sonbaharýnda “United Telegraph” adlý ajansta muhaberat servisinde telefon görevlisi olarak iþe girdi. Bir süre sonra Berlin'e Rusya'daki sefalet için gizlice yardým toplamaya gelmiþ olan Madam Gorky ile bir röpörtaj yapmaya ve bunu kimsenin haberi olmadan ajansýnýn bültenlerine geçmeye muvaffak olunca telefon görevliliðinden gerçek muhabirliðe geçti.


1922 yýlýnda, Kudüs'te oturan küçük dayýsý psikiyatrist Dorian'dan bir davet alýnca, çoðu zamanki gibi aný bir kararla Ajans'tan ayrýlýp, gemiyle Karadeniz üzerinden Ýskenderiye'ye, oradan da trenle Kudüs'e gitti. O yýl Kudüs'ten birçok gazeteyle yazýþma sonucu Frankfurter Allgemeine Zeitung'un Yakýn Doðu muhabiri oldu. Sonra Kahire'ye gitti.


1923 yazýnda tekrar Kudüs'e döndü. Muhtemelen bu yýl Siyonist önder Chaim Weizmann ile tartýþtý ve siyonizme karþý çýktý. Siyonist idealleri temelsiz ve gayri ahlaki buluyordu. Amman'a gitti, Emir Abdullah'la ve danýþmaný filozof Rýza Tevfik'le tanýþtý. Buradan Ýstanbul'a gitmek isterken bütün resmi evrakýný kaybedince, yaya olarak Þam'a gitti. Sonbaharda Bursa, Ýstanbul, Sofra, Belgrad üzerinden Frankfurt'a döndü. Berlin'e gidiþ geliþlerinde ileride kendisiyle evleneceði, sezgileri güçlü ve yüksek dul bayan Elsa ile tanýþtý. Bu arada ilk gezi izlenimlerinden oluþan kitap “Unromantisches Morgenland” adýyla yayýmlandý.


1924 baharýnda Frankfurter Zeitung tarafýndan bu kez daha iyi þartlarla yeniden Doðu'ya gönderildi. Port Said üzerinden Kahire'ye geldi, el-Ezher þeyhi Mustafa el-Meraðý ile tanýþtý ve uzun sohbetlerde bulundu. Yaz baþýnda Kahire'den ayrýlarak yeniden Ürdün'e gitti. Birkaç kez daha Þam'a, Trablus'a, Beyrut'a gitti geldi. Halep'ten Deyr ez-ZGr'a giderken ileriki yýllarda dostu ve seyahat rehberi olacak olan Kuzey Arabistan'ýn Þammar kabilesinden Zeyd .b. Ðanim ile tanýþtý. Ýran'a, Kürdistan'a, Afganistan'a gitti.


1926'da kýþ sonuna doðru Herat'tan ayrýlarak Merv, Semerkant, Buhara, Taþkent üzerinden Moskova'ya gitti, sonra Avrupa'ya döndü. Elsa'yý ikna etti ve onunla evlendi. Gazete'den ayrýlarak yeni gazetelerle anlaþtý; bir müddet Berlin'e yerleþtiler. Jeopolitik Akademisinde daha önce verdiði seri konferanslara devam etti.


Bu yýlýn sonbaharýnda bir gün Berlin metrosunda seyahat ederken gördüðü yüzlerin istisnasýz hepsinin derin ve gizli bir acýyla kasýlý olduðunu müþahede etti. Duyduðu sarsýntýyla bunu yanýndaki Elsa'ya açtý. Elsa þaþkýnlýkla "Bir cehennem azabý çekiyorlar sanki... Acaba kendileri bunun farkýndalar mý?" cevabýyla onu tasdik etti. Esed bu acýlarý ve ýstýraplarý insanlarýn gerçeksiz, inançsýz ve fasýlasýzca refah peþinde olmalarýna baðlar. Eve döndüklerinde masada açýk kalmýþ MushaPý gördü. Kapatýp kaldýrmak için uzandýðýnda gözü Tekâsür suresine iliþti. Birden surenin o gün metroda yaþadýklarýnýn tam bir yankýsý olduðunu hissetti ve þunlarý düþündü: "Bütün çaðlarda insanlar tamahý, açgözlülüðü tanýmýþlardýr: ama tamah ve açgözlülük baþka hiçbir çaðda bugün olduðu kadar ... ciðer sökücü bir hýrs halinde kendini açýða Vurmamýþtý. ... Ýnsanlarýn boyunlarýna binmiþti ifrit; kamçýsýný tam yüreklerinin baþýna indiriyor ve uzaklarda alayla göz kýrpan yalancý hedeflere doðru dehliyordu onlarý. ... Ne kadar hikmetli olursa olsun bir insan, yirminci yüzyýla özgü bu acýlý koþuyu kendiliðinden bilemez. Böylesine hakim bir perdeden, böylesine apaçýk bir üslupla dile getiremezdi. Hayýr Kur'an'da konuþan, Muhammed (S.A.V.)'in sesinden daha güçlü, daha yüksek bir sesli ve bütün zamanlarý aþarak ulaþýyordu insan kulaðýna..."


Esed, bu olaydan kýsa bir süre sonra Elsa ile birlikte müslüman olduðunu açýkladý. Böylece on dokuz yaþlarýndayken görüp çoktan unutmuþ olduðu bir rüya tecelli etmiþti: Bu rüyada Esed, içinde bulunduðu bir metro treninin yeraltýndan çýktýktan sonra saplandýðý sonsuz ufuklu bir batakta, az ötede çökmüþ duran ve kendisini beklediðini hissettiði, yüzü örtülü kýsa kollu harmanili binicisi olan bir devenin terkisine binerek, saat, gün, ay, kýsaca zaman kavramýný yitirecek kadar uzun bir yolculuk sonunda, yakmayan fakat kör edici parlaklýktaki bir beyaz ýþýða vardýðýný görmüþ ve tasvir edilemez ahenkteki bir sesin 'Burasý Batýnýn en uç þehri' dediðini iþitmiþti. Yýllar sonra, rüyasýndaki binicinin Hz. Peygamber, ýþýðýn kavuþtuðu, iþittiði sözlerin ise Batýdaki hayatýnýn sona ereceðinin habercisi olduðu tefsiriyle karþýlaþacaktýr.


Esed, 1927 Ocak'ýnda bir kez daha, ama bu sefer Elsa ve onun altý yaþýndaki oðlu ile beraber yola çýktý. Daha o günden bunun dönüþü olmayan bir yolculuk olduðunu hissetmiþti. Deniz yoluyla Cidde'ye oradan da Mekke'ye hacca gittiler. Vardýktan dokuz gün sonra Elsa, bilinmeyen bir hastalýktan öldü ve Mekke mezarlýðýna gömüldü. Ayný yýl Kral Abdülaziz ile tanýþtý. Bir müddet sonra Zeyd'i yanýna çaðýrdý. Bu arada yeniden evlendi ve Medine'ye yerleþip, tarih ve tefsir çalýþtý. Fakat hiçbir zaman evde sürekli kalmadý, Zeyd'le Arabistan'da pek çok seyahatler yaptý. Þeyh Sunusî ile tanýþtý, Libya baðýmsýzlýk savaþýna katýlmak için yola çýktý, fakat Ömer el-Muhtar'a yetiþemedi. 1932 yýlý Arabistan'daki hayatýnýn sonu oldu. 1942 yýlýnda babasý ve kýz kardeþi toplama kampýnda öldüler.


Pakistan'a gitti, Cinnah ve Ýkbal'le tanýþtý; 1947'de Pakistan Dýþiþleri Bakanlýðý Ortadoðu Dairesi baþkaný ve Ýslamî Tecdit Kurumu üyesi oldu, çalýþmalarda ve araþtýrmalarda bulundu.


1952 yýlý baþlarýnda yirmi beþ yýllýk ayrýlýktan sonra Pakistan'ý Birleþmiþ Milletler'de temsil etmek üzere New York'a gitti. Kýsa süre sonra bu vazifesinden ayrýldý ve Mekke'ye Giden Yol adlý hatýratýný ve seyahatnamesini yazdý ve neþretti. Daha sonraki yýllarýný elinizdeki bu meali hazýrlamaya hasretti. 1992 yýlýnda Ýspanya'da vefat etti.